Yazı Duyurusu

Menu

GÜNCEL YAZILAR

Previous
Next

EN SON YAZILAR

AŞK SÖZLERİ

AŞK ŞİİRLERİ

ŞAİRLER VE YAZARLAR

ALTIN ÖĞÜTLER

ÖDEV NOTLARI-DERS NOTLARI

ALTIN SÖZLER

KUTLAMA MESAJLARI

Recent Posts

ŞEMSİ TEBRİZİ'DEN AŞK SÖZLERİ

5 Mart 2021 Cuma / No Comments
Yeni Şemsi Tebrizi Sözleri Kısa, Şemsi Tebrizi Sözleri Facebook; şemsi tebrizi aşk sözleri, şemsi tebrizi aşk, şemsi tebrizi sözleri 40 kural, altın sözler


*Sen ol da; ister yar ol, ister yara; lütfun da başım üstüne, kahrın da.

*Gamzelendi gönül yine devası ah’tır. Gönlü mahzun olanın dostu Allah’tır.

*Aşık odur ki, Allah’tan aldığı aşk emanetini Allah’a verir. Aşk mezhebinde her şey yüce Aşk’a kurbandır.

*Kalp ruha der ki: ben severim, âşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: Sen yeter ki sev.

*İnsanlar maşuk aramıyor, bencil duygularına köle arıyor. Köle buluyor ama aşkı bulamıyor.

*Ya tam açacaksın yüreğini, ya da hiç yeltenmeyeceksin! Grisi yoktur aşkın, ya siyahı, ya beyazı seçeceksin.

*Ey gönül! Şimdi sorarım sana, hangi aşk daha büyüktür? Anlatılarak dile düşen mi, anlatılmayıp yürek deşen mi?

*Gençliğimde aradığımı yaşlılığımda buldum, neylersin. Ya ben erken geldim ya sen geç kaldın vuslata, neylersin. Kader!

*Şeytanda insandaki özelliklerin birisi hariç hepsi vardır. Şeytanda eksik olan tek nimet aşk… Şeytanın insanı çekememesi aşksızlığındandır.

*Sana dilsiz, dudaksız sözler söyleyeceğim bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim bu sözleri sana, herkesin içinde söyleyeceğim ama senden başka kimse duymayacak kimse anlamayacak.

*Ah edip vahlanma. Aşk bilek gücü değil, yürektir. Yüreğin yetmiyorsa düşme yollara.

*Aşığın gözleri sevgilisinden ayrıldığında da yaşla dolar, O’ne kavuştuğunda da.

*Sende o var bu var, falan dedi var, falan anlattı var, peki sende senden ne var Mevlana?

*Ey aşk! Seni senelerce yaban ellerde, hoyrat dillerde aradım. Oysa bendeymişsin bilememişim. Oyalanmışım. Kalakalmışım.

*Hüzün ki en çok yakışandır aşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını. Yaramdan da hoşum, yârimden de.

*Ey aşk! Sen öyle bir kişisin ki, dünya tokları, senin vuslatının açlarıdır.

*El alem şarap içer sarhoş olur, biz aşk ehliyiz içmeden sarhoş olmuşuz.

*Sevmek bu kadar güzelse, kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir.

*Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

*Sevmeyene karınca yük, sevene filler karınca. Dağı bile taşır insan aşık olup, inanınca.

*Arza hacet yok, halim sana ayandır. Dile gerek yok, sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok, susuşum sana kelamdır. Kelama ihtiyaç yok, aşk sana figandır.

*Mum gibi erimiyorsa insan, yanıyorum dememeli. Yanmaktan korkuyorsa kişi, aşk kapısından girmemeli. Ya kor yürekli olmalı insan, ya da kor barındıracak yürekli.

*Sevmeye layık olmayana hatırlayarak değerli etme. Dönmek mi istiyor, bir şans daha verme. Unutma sevgi yürekli olana yakışır.

*Ey benim yetim gönlüm, bırak gamlı düşünmeyi. Sus ve sabret. Gözyaşının hesabını Rabbim sorsun. Sen hakkını helal et.

*Ey sevgili bir geceliğine değiş tokuş etseydik yüreğimizi taşıyabilir miydin acaba bendeki seni.

*Allah bir insanı senin elinle ayağa kaldıracaksa, sen nasıl elini uzatmazsın? Allah seni insanlara sevdirmek istiyor, Allah senin dağılmış parçalarını topluyor. Aşka nankörlük etme!

*Gel bakalım ateşle nasıl oynanır göstereyim… Gör bakalım ateş mi seni yakar, sen mi ateşi?

*Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim bu yüreğe ben söz verdim, hiçbir harfi, sensiz bir cümleye kurban etmedim.

*Olur da bir gün mesafeleri aşıp bana gelirsen, yüreğinde rengarenk açan Aşk ile gel.

*Bana göre aşık öyle olmalı ki, şöyle bir kalkınca, her tarafı ateşler sarsın; her tarafta kıyametler kopsun.

*Allah senin kapından aşk sarayına bir insan alacaksa, o insana sen nasıl ben seni sevmiyorum dersin?

*Her şeyi senin için var ettim diyen Rabb’e, her şeyi senin için terk ettim diyebilmektir AŞK.

*Kır kalemin ucunu. Bundan sonraki yolculuğumuz aşk yolculuğudur. Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın.

*Dedim ki: etrafında dolaşsam beni kınıyorlar? 
Dedi ki: zaten biz, kınanmadık sevgi görmedik ki…

*Sanmayasın ki; aşk akıl işidir. 
Gül ki her gönlün mürşididir. 
Kimini kokusuyla şad eder. 
Kimini de dikeniyle irşat eder.


Bu yazı, Yeni Şemsi Tebrizi Sözleri Kısa, Şemsi Tebrizi Sözleri Facebook; şemsi tebrizi aşk sözleri, şemsi tebrizi aşk, şemsi tebrizi sözleri 40 kural, altın sözler, ile ilgilidir.


NAZIM HİKMET SÖZLERİ

/ No Comments

nazım hikmet aşk sözleri, nazım hikmet anlamlı sözler, nazım hikmet sözleri facebook, nazım hikmet sözleri kısa, resimli sözler nazım hikmet, altın sözler nazım hikmet,


NAZIM HİKMET AŞK SÖZLERİ


Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!
*
Geçtim putların ormanından baltalayarak, ne de kolay yıkılıyorlardı.
*

Memleketim: Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, kurşun kubbeler ve fabrika bacaları benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.
*
Memleketimi seviyorum: Çınarlarında kolan vurdum, hapishanelerinde yattım. Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
*

Benim idealimdeki rejim olsa, ben de seni astırırdım. Sonra da darağacının altına oturup hüngür hüngür ağlardım!
*
İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil.
*

Biz başka severdik. O yüzden başka sevemedik.
*
Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde.
*

Şimdi on yaşına bastı. Ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
*
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü Dünya.
*

Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman. Sonra resmen kapandı o fasıl, şimdi üçüncüden bahsediyor, Amerikan doları fakat gün ışıdı her şeye rağmen.
*
Ben, sensiz yaşayamam diyenlerden değilim. “Sensiz de yaşarım; ama seninle bir başka yaşarım.
*
İnsan, ya hayrandır sana, ya düşman. Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun, ya bir dakika bile çıkmazsın akıldan.
*
Kararmasın yeter ki; sol memenin altındaki cevahir!
*

Giderayak işlerim var bitirilecek, giderayak.
*
Serçe gibisin kardeşim.
*

Bir senfoni vardı kulağımda çalınan, bitti artık hepsi…
*
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine. Onlar ki; toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar. Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar.
*

Ben Türk dilinin şairiyim. Hayatımı buna adadım.
*
nazım hikmet aşk sözleri, nazım hikmet anlamlı sözler, nazım hikmet sözleri facebook, nazım hikmet sözleri kısa, resimli sözler nazım hikmet, altın sözler nazım hikmet,

Bizim kalbimiz hep kırıktır çocuk. Ama yine de eksik etmeyiz sol cebimizden umudu...
*

Gerçek şair kendi aşkı, kendi mutluluğu ve acısıyla uğraşmaz.Şiirlerinde halkının nabzı atmalıdır.
*
Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır.
*

Gerçek yaşamdan kaçan ve onunla bağıntısız konuları işleyen kimse, saman gibi anlamsızca yanmaya yargılıdır.
*
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da, hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
*

Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez.
*
Ya ölü yıldızlara götüreceğiz hayatı, ya da ölüm inecek yeryüzüne.
*

Düşmana inat bir gün daha fazla yaşayacaksın.
*
Benim gönlüm bir kartaldır.
*

Şair başarılı olmak için, yapıtlarında maddi yaşamı aydınlatmak zorundadır.
*
nazım hikmet aşk sözleri, nazım hikmet anlamlı sözler, nazım hikmet sözleri facebook, nazım hikmet sözleri kısa, resimli sözler nazım hikmet, altın sözler nazım hikmet,

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.
*

Ekmek hepimize yetmiyor, kitap da öyle ama keder… Alabildiği kadar.
*
Gelecek günler için gökten ayet inmedi bize. Onu biz kendimiz vaad ettik kendimize.
*

Tavşan korktuğu için kaçmaz, Kaçtığı için korkar.
*
Matematik, sibernetik, fizik, müzik, tüm bunlar, eninde sonunda, sadece, insanlar şiir okumayı öğrensinler ve anlasınlar diye gereklidir.
*

Ve gayrisi mesela benim on sene yatmam Laf-ı güzaftır.
*
Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?
*

Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele…
*
İnsanların kanatları yok, insanların kanatları yüreklerinde.
*

En fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı.
*
Gökyüzünü başımın üstünde görmek bana yasak.
*

İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
*
İki şey var; ancak ölümle unutulur, anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü.


Bu yazı, nazım hikmet sözleri, nazım hikmet aşk sözleri, nazım hikmet anlamlı sözler, nazım hikmet sözleri facebook, nazım hikmet sözleri kısa, resimli sözler nazım hikmet, altın sözler nazım hikmet, ile ilgilidir.

HAYIRLI CUMALAR

/ No Comments
asker, cuma namazı nasıl kılınır, cumanız mübarek olsun, hayırlı cumalar, polis, resimli mesajlar, şehit kimdir, taziye mesajı, terör, şehitlere dua, gazilere dua, şehit aileleri için dua

Bu Cuma dualarımız 
Şehitlerimiz, Gazilerimiz ve aileleri için olsun. 
askerli cuma mesajları, bayraklı cuma mesajları, gazilere dua, hayırlı cumalar, kutlama mesajları, polis, şehit aileleri için dua, şehit kimdir, şehitlere cuma dua, taziye mesajı, terör, 
*

askerli cuma mesajları, bayraklı cuma mesajları, gazilere dua, hayırlı cumalar, kutlama mesajları, polis, şehit aileleri için dua, şehit kimdir, şehitlere cuma dua, taziye mesajı, terör,

Şehitlik; en şerefli makam ve 
Cuma; en hayırlı gün. 

*

askerli cuma mesajları, bayraklı cuma mesajları, gazilere dua, hayırlı cumalar, kutlama mesajları, polis, şehit aileleri için dua, şehit kimdir, şehitlere cuma dua, taziye mesajı, terör,

Şehitlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır ve milletimize metanet diliyoruz. 

*

askerli cuma mesajları, bayraklı cuma mesajları, gazilere dua, hayırlı cumalar, kutlama mesajları, polis, şehit aileleri için dua, şehit kimdir, şehitlere cuma dua, taziye mesajı, terör,

Şehitler ölmez vatan bölünmez. 

*

askerli cuma mesajları, bayraklı cuma mesajları, gazilere dua, hayırlı cumalar, kutlama mesajları, polis, şehit aileleri için dua, şehit kimdir, şehitlere cuma dua, taziye mesajı, terör,

Vatan sana canım feda. 


asker, cuma namazı nasıl kılınır, cumanız mübarek olsun, hayırlı cumalar, polis, resimli mesajlar, şehit kimdir, taziye mesajı, terör, şehitlere dua, gazilere dua, şehit aileleri için dua

HASET

1 Mart 2021 Pazartesi / No Comments
çocuk, düş, sevinç, haset, haset nedir, hased sebebleri, haset dini anlamı, hasedin zararları, kafir ne demek, kıskançlık nedir,  sözharmanı, uç, uçmak,

Uçtuğunu söyleme, düşürürler!
*

HASET NEDİR?

Haset, bir kimsenin hayırlı bir işi veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda olduğu gibi kendisinde de olmasını istemek haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Günah değildir.

Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanana, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde olmasını isteyene, kıskanç denir. Bu hâl, en kötü huylardan biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Böyle insan, kendinden aşağı olan insanı görmez de, kendinden yüksek ve varlıklı insanın her şeyini görür ve onu kıskanır. Kıskanç insan, Allah'ü Teâlâ'nın kendisine verdiği şeylere razı olmayan insan demektir. Allah'ü Teâlâ'nın verdiğine razı olmayan insandan, Allah'ü Teâlâ da razı olmaz. Allah'ü Teâlâ'nın bir insandan razı olmaması ise, felaketlerin en büyüğüdür. Artık o insan, dünyada da, ahirette de zarardadır. 

Bunun için, kendisinde kıskançlık ve haset duygusu olduğunu gören, bu kötü huyundan kurtulmalıdır. İnsanlar, kendilerini ıslah edebilirler. Kıskançlıktan kurtulanlar rahat ve huzura kavuşur. Bu iş, zenginlik ve fakirlik işi değildir. Bu iş, kalbin zenginliği ve fakirliği işidir.

Nice fakirler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allah'ü Teâlâ'ya şükreder ve zenginlerin halini düşünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekleyemediği için üzüntü içindedir. 

Kıskanç insan, başka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi yaşamasını hazmedemez. Yani onun boyunu posunu, güzelliğini, çalışkanlığını, başarısını kıskanır. Daha kötüsü, onun başına gelen fenalıklara sevinir.

İşte bu hal, kıskançlığın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allah'ü Teâlâ'nın yardımı kesilebilir. Daha da mahrum olur. İyi kalpli ve herkesin iyiliğini isteyen insan, Allah'ü Teâlâ'nın himayesinde demektir. 

Bir hadis-i şerifte, "Bir müslüman, kendisine istediği bir iyiliği, başka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülüğü, istemediği halde, o kötülüğü başka bir müslüman için isterse, onun imanı tam değildir." buyuruldu. Yani, Peygamber efendimiz yalnız kendisini düşünenleri beğenmiyor. Başka müslümanları düşünenleri beğeniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Düşünün bir kere; bütün dünya, Peygamber efendimizin bu emirlerini yapmış olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı?

Haset, tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği halde, ona tekebbür eder. İmam-ı Gazali hazretleri, "Bütün kötülüklerin başı, kaynağı üçtür: Haset, riya, ucub" buyurdu.

Haset eden, çekemediği kimseyi gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamette, bu zulümlerinin karşılığı olarak, hasenatı alınarak ona verilir.  Uykuları kaçar. Hayır hasenat işleyenlere on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır. Haset edenin duası kabul olmaz. 

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "İnsanların gizli şeylerini araştırmayın, kusurlarını görmeyin, düşmanlık ve haset etmeyin, birbirinizi kardeş gibi sevin, çekiştirmeyin. Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden aşağı görmez." Buhari 

"Müminin kalbinde imanla haset bir arada bulunmaz." Beyheki 

"Müslüman hayırlı olur. Haset edince hayır kalmaz." Taberani 

"Hasetten kurtulmak zordur. Haset ettiğiniz kimseyi incitmeyiniz!" İ. Ahmed 

"Hasetten sakınınız! Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de hasenatı yok eder." Ebu Davud

Haset etmek, Allah'ü Teâlâ'nın takdirini değiştirmez. Hasetçi, boşuna yorulur, üzülür. Üstelik büyük günaha girmiş olur. Hasedin, haset edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmamıştır. Haset, sinirleri bozar, ömrün kısalmasına sebep olur. 

Esmai diyor ki, 120 yaşındaki bir köylüye çok yaşamasının sırrını sordum, hiç haset etmediğini söyledi. 

Haset edilene, dünya ve ahirette, hiç zarar olmaz. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimsenin nimetlerinin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye vermeli, ona karşı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için dua etmelidir. 

Doğru olan bir şeyi kabul etmemeye inat denir. İnat, karşımızdakini aşağı görmek, ondan nefret etmek, ona düşmanlık beslemek, haset etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, düşmanımız da söylese kabul etmeliyiz! 

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Allah'ü Teâlâ'nın en sevmediği kimse, hakkı kabul etmemek için inat gösterendir." Buhari

Haset hakkında âlimlerin sözleri: 

"Bütün kötülükler, hırlaşmalar almak üzerinedir. Bütün iyilikler, vermek üzerinedir."

"İlk haset eden şeytandır. Hazret-i Âdem’i çekememesi, kendisini isyana sevk etmiştir."

"Herkesi memnun etmek mümkündür, yalnız haset edeni tatmin etmek zordur. Çünkü o, haset ettiği şeyin yok olması ile ancak memnun kalır."

"Haset, iyileşmeyen bir yara gibidir. Onun dünyadaki bu sıkıntısı sebebiyle ahirette uğrayacağı azap, ceza bakımından kendisine yeter."

"Haset edici kadar mazluma benzeyen bir zalim görmedim. Çünkü o, sana verilen nimeti kendisine işkence olarak görür."

"Haset eden, servet düşmanıdır. Kimin malı, nimeti varsa ona buğzeder. Ona bunu niye verdin diye Rabbine darılmış olur. Allah'ü Teâlâ fazlını dilediğine verir. Haset eden, niye ona verdin diye Allah’ın fazlı için cimrilik eder. Mal ve nimet sahibinin rüsvay olmasını, elindeki nimetlerin gitmesini ister. Haset eden her yerde zelil olarak anılır. Melekler lanet eder. Yalnız iken üzüntüsü artar. Can çekişirken, sıkıntısı artar. Kıyamette rüsvay olur, Cehennemde cezasını da çeker."

"Ey insanoğlu, niçin kardeşini çekemiyorsun? Ona verilen onun hakkı ise, Allahü teâlânın ikram ettiği kimseye kızmaya ne hakkın var? Şayet hakkı değilse, Cehenneme girecek adamın nesini çekemiyorsun?"

Aralarında ilgi bulunanlar haset eder

Birbirinden uzak ayrı yerde yaşayıp, aralarında ilgi bulunmayan kimseler arasında, birbirleriyle ilgi bulunmadığı için haset de bahis konusu olmaz.

Bir kimse, karşısındakinin kibirlenmesine dayanamaz, aralarında düşmanlık veya rekabet bulunduğu vakit haset edebilir. Bunlar sık sık karşılaşırlar. Biri diğerinin görüşüne uymazsa, öteki ondan nefret eder, ona karşı böbürlenmeye başlar. Bunun içindir ki, âlim âlime haset eder de abide haset etmez, abid de, başka bir abide haset eder, fakat bir âlime haset etmez. Aynı şekilde yazar yazara, tüccar tüccara haset eder. Kısaca herkes kendi mesleğinden olana haset eder.

Bir kimse, daha çok kardeşine haset eder. Tüccarın maksadı diğer tüccar ile birleşir. Aynı zamanda komşu olduğu tüccar ile uzaktaki arasında da fark vardır. Bütün bu sebeplerle, kendisine yakın olan meslektaşına daha çok haset eder. Bunun gibi, bir pehlivan, bir yazara değil, başka bir pehlivana haset eder. Çünkü onun maksadı yazı ile değil pehlivanlıkla şöhret kazanmaktır.

Bütün bu hasetlerin aslı düşmanlıktır. Düşmanlığın aslı da menfaat çatışmasının bir noktada birleşmiş olmasıdır. Bu da, menfaatleri ayrı veya uzaklarda bulunanlar arasında değil, menfaatleri müşterek olup, birbirine yakın olan kimseler arasında olur. Bu sebeple bunlar arasında haset çoğalır. Haset eden, her tarafta tek olarak anılmasını ister, kendi sahasında karşısına rakip olarak çıkacak herkese, nerde olursa olsun haset eder, fakat bu azdır.

Bütün bunların kaynağı, dünya sevgisidir. Hakiki din âlimleri arasında ise çekemezlik yoktur. Hepsinin maksadı, kullar indinde değil, Allah katında mevki sahibi olmaktır. Gerçek âlim, herkesin kendisinden daha bilgili ve daha iyi müslüman olmasını ister. Fakat âlim geçinenler, ilimleri ile menfaat peşinde koştukları için birbirine haset eder.

Hakkın adaletine kızılmaz

Haset, bir kalp hastalığıdır. Kalp hastalıkları, ancak ilim ve amel ile tedavi edilir. Hasedin zararı insanın kendisinedir, haset edilene bir zararı yoktur. Haset sebebiyle Allah’ın taksimatına rıza gösterilmemiş olur. Onun adaletine kızılmış olur. Bu ise tevhidin özüne aykırıdır. Ateş odunu yakıp yok ettiği gibi, haset de amelleri yok eder.

Sen haset ettikçe, içinde bir ateş yanar, kendi kendini kemirir, perişan olursun. Haset edilenin nimetini Allah'ü Teâlâ artırır. Onun nimeti arttıkça senin de hastalığın artar, sıkıntı içinde kıvranır durursun. Göğsün daralır, uykun kaçar ve bu hastalık ölüme kadar götürür. Zaten düşmanın istediği de budur. Sen onun perişanlığını isterken, kendin perişanlığa düşmüş olursun. Bununla beraber senin hasedinin onun elindeki nimete bir etkisi olmaz. Hatta ahirette, seni sıkıntıya düşürdüğü için hasetten vazgeçmen gerekir. Çünkü faydasız bir sıkıntıdır. Allah’ın gazabına uğramaya çalışmaktan daha büyük ne olur? 

Haset etmekle kimseye bir zarar veremezsin. Neymiş onun arabası senin arabandan iyi imiş. Onun evi, daha geniş ve daha uygun bir semtte imiş. Nolacak yani, senin hasedin, Allah'ü Teâlâ'nın ona takdir ettiği nimete mani olabilecek mi? İmkansız... Şayet sen, hasedin sebebiyle onun nimetinin yok olacağını düşünürsen, bu bir ahmaklıktır. Çünkü, eğer nimetler haset ile yok olsa, hiç kimsede hiçbir nimet, hatta iman nimeti de kalmazdı. 

Hasede sebep olan şeyler

Sual: Haset nedir ve hasede sebep olan şeyler nelerdir?

CEVAP
İmam-ı Gazali hazretleri buyurdu ki:
Haset, bir kimsenin elindeki nimeti ona çok görüp, onun elinden gitmesini istemek demektir ve haramdır. Ancak kötü birinin, eline geçen servet ile fitne uyandırdığı, bu sebeple ara bozup herkese eziyet ettiği zaman, bu nimetin onun elinden çıkmasını istemek, bu adamın bu varlığına memnun olmamak, günah değildir. Çünkü, sen onun yok olmasını, nimet olduğu için değil, onu kötülükte kullandığı için istiyorsun. Şayet adam yaptığı fesatlıktan vazgeçseydi, onun elindeki nimete üzülecek değildin.

Allah'ü Teâlâ'nın taksimatındaki kazasına rıza göstermemek, hasedin haram olduğuna delâlet etmektedir. Sana zararı dokunmayan bir müslümanın rahata ulaşmasına hoşlanmamak, hasetten başka şey değildir.

Hasedin dereceleri

1- Haset ettiği kimsenin elindeki nimetin yok olmasını istemektir. Bu nimet ister kendi eline geçsin, ister geçmesin, yeter ki onda bulunmasın. Hasedin en kötü olanı budur.

2- Haset ettiği adamın elindeki nimetin, kendi eline geçmesini istemektir. Mesela, adamın güzel evi veya güzel arabası var, yahut üstün mevkidedir. Adamın, “Bunlar benim olsa” demesidir. Bunun arzusu o nimete sahip olmaktır. Maksadı, o nimeti kendisinin elde etmesidir. Yoksa birincisinde olduğu gibi, “Ne onda, ne de bende olsun” şeklinde değildir. Başkası bu nimetten neden istifade ediyor, demiyor, ben neden istifade edemiyorum, diyor. Ondaki nimet bende olsun demek uygun değildir.

3- Ondaki nimetin benzerinin kendisinde olmasını istemesidir. Şayet kendi eline onun gibisi geçmeyecekse, onda da olmasın diye, arzu etmesidir. Kur’an-ı Kerim'de mealen buyuruldu ki: "Allah’ın kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri ummayın!" Nisa 32

4- Onda olan nimet gibi bir nimetin de kendi elinde bulunmasını arzu etmek, fakat onun elindeki nimetin elinden çıkmasını istememektir. İşte bu, dünyalık hususunda ise affedilmiştir.

Hasede sebep olan şeyler

1- Düşmanlık: İnsan, kendisine veya bazılarına yaptığı kötülük sebebiyle birine düşmanlık eder, kin besler. Kin ise intikam ile yatışır. Düşmanına bir felaket geldiği zaman, bunu kendi kerametine hamlederek buna sevinir ve bunu kendi mükafatı sanır.

2- Çekememek: Varlık sahibinin üstünlük taslaması onun ağrına gider. Emsallerinden biri mevki, ilim veya servet sahibi olduğu takdirde, kendisine karşı kibirleneceklerinden, kendisinin buna dayanamıyacağı için haset eder. Yani hasedi, kendi kibrinden dolayı değil, karşısındakinin kibrine dayanamıyacağından dolayıdır.

3- Kibir: Kibirlenip, karşısındakini küçük görüp kendine hizmet ettirmesi ve bütün arzularında kendi emrinde olması isteğidir. Birinin başına bir devlet kuşu konsa, buna haset eder. Kâfirlerin çoğunun Resul-i Ekrem efendimize karşı hasedi, Onun kendilerine karşı ululuk iddia etmesi korkusundandır. "Biz ulu kimseler iken bir öksüz nasıl olur da başımıza geçer ve biz ona nasıl boyun eğeriz" dediler.

4- Şaşkınlık: Aynı tahsilli, aynı yaşta ve aynı memleketli olmasına rağmen bazı arkadaşlarının mal, mülk sahibi olmalarına hayret edip kıskanır.

5- Gayesine ulaşamama korkusu: Bu da iki kişinin bir maksatta birbirine üstünlük arzusuna dayanır. Arzusuna tek başına ulaşabilmekte kendisine yardımcı olan her nimete, öbürü haset eder. Birinin o arzuya erişip diğerinin erişememesi hâlinde birbirine haset ederler. Ana-babanın sevgisini kazanmaktaki evlatların yarışması, talebelerin hocalarının sevgisini kazanmaktaki yarışmaları, gazetecilerin okuyucu çekmek için yarışması ve birbirine haset etmeleri hepsi bu kısımdandır. Her iki tarafın maksadı aynıdır. Maksatlarına ulaşmakta birbirine haset ederler.

6- Lider olma sevdası: Bir kimse, herhangi bir ilim dalında, parmakla gösterilen tek bir insan olmayı arzu eder. Övülmek sevgisi kendisine galebe çaldığı zaman, insanlar tarafından, “İşte bu kimse, kendi sahasında zamanının tek insanıdır, emsâli yoktur” gibi sözlerle övülünce, buna sevinir. “Falan yerde de bu sahada üstün biri var” diye duyduğu zaman canı sıkılır. Bu kişinin, kendisiyle ortak olan bu varlığının, elinden gitmesini ve hatta ölümünü bile arzu eder. Bu ortaklık mevkide, ilimde, sanatta, güzellikte, servette ve benzerlerinde olabilir. Cihanda emsâlsiz ve tek kalması sebebiyle sevindiği her hususta durum aynıdır. Burada hasedin sebebi tek başına otorite olmak sevdasından başka bir şey değildir. Yahudi âlimleri, Resul-i Ekremin hak peygamber olduğunu bildikleri halde, başkanlıklarının elden gideceğinden korktukları için, Peygamber efendimize haset ederek inkâra kalkıştılar.

7- Kötü huy: Hiçbir sebep olmadan kötü huyu, cimriliği sebebiyle kimsede bir varlık görmek istemez ve onlara haset eder. Ona, bu nimetlere Allah'ü Teâlâ'nın mazhar kıldığı bir kimsenin iyiliklerinden bahsedilince, canı sıkılır. Bu kişi, daima başkalarının gerilemelerini seven ve Allah'ü Teâlâ'nın lütfuna cimrilik gösteren bir insandır. 

Kimi de var, başkasının malında cimrilik eder, yani başkasının malını da başkasına reva görmez. Aralarında hiçbir alaka bulunmadığı halde, Allah'ü Teâlâ'nın kullarına verdiği nimete cimrilik eder ve onlara haset etmeye başlar. Bunun kötü huyluluktan başka bir sebebi yoktur. Bunun tedavisi pek zordur.

Hazret-i Enes anlatır: Resul-i Ekrem, "Şimdi içeri Cennetlik bir zat girecektir." buyurdu. Az sonra, Ensar'dan, bir adam çıkageldi. Ertesi gün, Resul-i Ekrem yine önceki gibi söyledi. Yine aynı adam çıkageldi. Üçüncü gün de aynı şey oldu. Abdullah bin Amr, o adamın evinde birkaç gün misafir kaldıktan sonra şunları anlattı:
- Üç gece onunla kaldım. Gece kalkıp namaz kılmadı. Bizlerden fazla bir ibadet yapmadığı halde Cennetlik oluşunun sebebini anlayamadım. Adama dedim ki:
- Rasulullah seni niçin övüyor?
- Hiç kimseye haset etmem.
- Şimdi anlaşıldı. Seni o dereceye ulaştıran budur. (İ. Ahmed)

Hazret-i Musa’nın imrendiği zat

Musa (aleyhisselam), salih bir zata imrenip, kim olduğunu sordu. Allah'ü Teâlâ, "Bu zat, şu üç amel ile bu mertebeye ulaşmıştır: Kimseye haset etmedi, ana-babasına asi olmadı ve söz taşımadı" buyurdu.

Hazret-i Zekeriyya da Allah'ü Teâlâ'nın şöyle buyurduğunu haber veriyor:
"Haset eden kimse, nimetime düşman olan, kazâma kızan, kullarım arasındaki taksimatıma razı olmayan biridir."

Hazret-i Safiyye anlatır: 
Bir gün, babam amcama sordu:
- Bu Peygamber hakkında ne diyorsun?
- Hazret-i Musa’nın müjdelediği Peygamberdir.
- O halde niçin iman etmiyorsun?
- Bizden gelmediği için, ölünceye kadar düşmanlık edeceğiz.
İşte hasedin vardığı acı nokta...

Hasedin zararları 

Haset edilen kimse, senin zulmüne uğramış, bir mazlumdur. Hele haset edip çekiştirir, kötülüklerini söylersen, bunlar senin ona verdiğin hediyelerdir. Hep onun ekmeğine yağ sürmüş oluyorsun. Yani ona ibadetlerinin sevabını verip, onun günahlarını yükleniyorsun. Böylece kıyamette müflis olacaksın.

Düşman, hasmının beladan belaya uğramasını ister. Haset hastalığı ile senin yüklendiğin bela, bütün felaketlerden büyüktür. Düşmanlarının en büyük arzuları kendilerinin refahta, hasımlarının sıkıntıda olmalarıdır. Sen kendi kendine onların arzularına uymuş oldun. Bunun için düşmanın, senin ölmeni değil, böylece sürünmeni, ellerindeki nimetlere bakarak haset ateşi içinde hep kıvranmanı isterler.

Bunları düşünebilirsen, kendi kendinin düşmanı ve düşmanının dostu olduğunu kolaylıkla anlamış olursun. Çünkü davranışın, dünya ve ahirette senin aleyhine, hasmının lehinedir. Bu işin zararı senin, kârı onundur. Herkesin yanında nefret edilirsin. Allah katında da kötü birin. Sen istesen de istemesen de haset ettiğin kimsenin nimeti devam eder gider.

Eğer ahiretteki hâlini rüyada bile görebilseydin, korkunç bir manzara ile karşılaşırdın. Hâlin, tıpkı, öldürmek için düşmana kurşun atan, fakat mermisi geri teperek gözüne isabet edip gözünü çıkaran ve buna fazla sinirlenerek ikinci kurşunu atan ve ikinci mermi de aynı şekilde geri teperek diğer gözünü çıkaran, buna daha da sinirlenerek attığı üçüncü kurşunun yine kendi beynine saplanan ve hasmı esenlik içinde bulunan kişinin durumuna benzer. O, durmadan hasmını hedef alıp kurşun atar, mermiler ise geri teperek kendisine isabet eder. Bunun bu hâline, düşmanları kahkaha savurur. İşte şeytan böyle maskara eder.

Haset edenin durumu bundan da fecidir. Çünkü bu kişinin hasmına atıp tersine dönerek kör olmasına sebep olduğu gözleri, nihayet ölüme kadar yaşayacak ve ölüm ile onlar da yok olacaktı. Ama hasetten meydana gelen günah, ölüm ile yok olmaz. Bu sebeple Allahü teâlâyı öfkelendirir ve Cehenneme girer. Gözünün kör olması, Cehenneme girip Cehennemin kendisini yakmasından, elbette çok daha hafiftir.

Şu işe bak! O, haset ettiği kimsenin nimetinin elinden alınmasını isterken, Allah'ü Teâlâ o nimeti almadığı gibi, ötekini sıkıntıdan sıkıntıya sokmuştur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: "Kişi kazdığı kuyuya kendi düşer." Fatır 43 

Çok kere düşmanı için istediği aynen kendi başına gelir. Bunlar, hasedin ilim ile tedavisidir. Eğer akl-ı selim ile düşünürsen, haset ateşini kalbinde söndürürsün. Çünkü hasedin, kendini helak ettiğini, düşmanını sevindirdiğini, haset sebebiyle huzurunun bozulduğunu ve neticede Allahü teâlânın hışmına uğradığını bilirsin.

Hasedin amel ile tedavisi 

Haset arzularının aksini yapmakla hasedini tahakküm altına alırsın. Mesela, hasmını kötülemek istersen, hemen onu öv, kibretmek istersen tevazu göster, ondan özür dile, şayet vermemeyi teklif ederse, vermeye gayret et! Yapmacık da olsa tatlılık, kini ortadan kaldırır ve gönülleri birbirine bağlar. Bu sayede kalb, haset hastalığından kurtulur. Haset edilen kimse, senin böyle zoraki yaptığını bilse de, yine memnun kalır ve seni sevmeye başlar, bu suretle karşılıklı sevgi başlar ve haset hastalığı da kaybolur. Çünkü tevazu, övmek ve sevgisini bildirmek, karşısındakine etki ederek onu sever. Zoraki yaptığı iyilikler, zamanla huy haline gelir. Böylece hasetten kurtulmuş olursun.

Elbette bu arada şeytan boş durmaz, senin bu durumun onu çok üzer, sana "münafıklık yapıyorsun" diye vesvese verir. Sen de, münafıklık zilletine düşmeyeyim diye sakın şeytanın oyununa gelme! 

Hastalıklar acı ilaçlarla tedavi edilir. İlacın acılığına dayanamayan, şifanın zevkine eremez. Hasedin tedavisinde kullanılan, düşmana karşı alçak gönüllülük, onu övme gibi hâllerin acılığını, ancak yukarıda bildirilen manaları bilmek kolaylaştırır. Ayrıca Allah'ü Teâlâ'nın kazasına rıza ile elde edilecek sevap, Allah’ın sevdiğini sevmek de bu güçlüğü yener. Murada ermemek zillettir. Bu zilletten kurtuluş ancak iki şeyin biriyle mümkündür. Ya dilediğin şey olacak veya olacak şeyi dileyeceksin. Birincisi senin elinde olmadığı için, bu hususta uğraşmak manasızdır. İkincisi ise mücahede ve riyazet ile mümkündür. O halde akıllı olan, bu ikinci çareye başvurur. 

Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak olduğu için her istediği kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibadet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibadet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevaptır. (İhya)

Mümine kâfir diyenin kendisi kâfir olur 

Sual: Bazı kimseler, haset yüzünden çok iyi tanıdığım bir müslümana yahudi diyorlar. Halbuki bildiğiniz gibi, bir kimse istediği dini seçebilir. Fakat hiç kimse yahudi olamaz. Yahudi olmak için yahudi olarak doğmak şarttır. Böyle haset ederek bir müslümana yahudi demenin dindeki yeri nedir? 

CEVAP
M. Hadimi hazretleri buyuruyor ki: "Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Hasetçi, boşuna yorulmuş, üzülmüş olur. Üstelik büyük günaha girmiş olur. Haset, sinirleri bozar, ömrün azalmasına sebep olur. Hasedin, haset edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Haset ettiği kimsede nimetlerin azalmadığını, arttığını (kervanın yürüdüğünü) görerek sinir krizleri geçirir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Mümin imrenir, münafık haset eder." İ. Maverdi

"Haset edenler benden değildir, ben de onlardan değilim." Taberani

Berika’daki bu yazı, hasedin ne kadar kötü olduğunu göstermektedir. Hasetçinin yalan söylemesi, iftira etmesi ayrı bir günahtır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
"Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz." İbni Ebi Şeybe 

"Yalan, münafıklıktan bir kapıdır." İbni Adiy

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: "Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allahü teâlânın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir." Nahl 105 Beydavi

Hadis-i şerifde de buyuruluyor ki: "Yalan, imana aykırıdır." Beyheki

İmam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki: "Böyle kimselerin bozuk sözlerine üzülmeyiniz! Kur'an-ı kerimde, "Herkes, kendine uygun işi yapar" buyuruluyor.
İsra 84) 

"Yani kişinin işi ve sözü, kendinin aynasıdır." Böyle aşağı kimselerin sözlerine iyi ve kötü karşılıkta bulunmamak daha iyidir. Yalanın sonu gelmez. Onların birbirini tutmayan sözleri, kendilerini rezil etmeye yetişir. Allahü teâlânın aydınlatmadığı kimseye, başkası ışık veremez. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki: "Allah de, sonra onları bırak! Bozuk işlerinde, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar!" Enam 91, Mektub. 204

Aynı evliya zat yine buyuruyor ki: "Bir zan ile bir müslümana kötü damgası basmak, yer yer dolaşıp, onu sapık olarak yaymaya çalışmak bir din adamına yakışır mı? Müslüman olan bir kimse, bir insandan dine uygun görünmeyen bir söz işitince, bu söyleyeni incelemelidir. Söz sahibi, sapık ve zındık ise, buna doğrusunu söylemeli, sözünde iyi mana aramamalıdır. O sözün sahibi müslüman ise, onun sözüne iyi mana vermeye uğraşmalıdır. Eğer faydalı olmak için değil de, bir müslümanı kötülemek için yapılıyorsa, buna bir şey diyemem." c.3, m.121

Suizan ederek bir müslümana kâfir denmez. Bir savaşta, kelime-i şehadet getiren birini öldüren kimseye, Resulullah Efendimiz, "Kelime-i şehadet söylerken niçin öldürdün?" buyurdu. O kimse de, "Dili ile söylüyordu, kalbi ile inkâr ediyordu." dedi. "Kalbini yarıp da baktın mı?" diyerek onu azarladı. Onun için, günahkâr da olsa, mümine kâfir demekten sakınmalıdır! 

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur." Buhari

Haset, gayret ve kıskançlık 

Başkasının, kendinden üstün olan her şeyini kıskanan, yani ondaki üstünlüğün, yalnız kendinde olmasını isteyen insana, kıskanç denir. Bu hâl, insanlığın en kötü huylarından biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Haset etmeyin, ateş odunu yaktığı gibi, haset de ibadetlerin sevaplarını giderir." İbni Mace

Haset eden, onu gıybet eder, çekiştirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyamet günü, bu zulümlerinin karşılığı olarak, yaptığı iyilikler alınarak ona verilir. Haset edilendeki nimetleri görünce, dünyası azap içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayır, hasenat işleyenlere, on kat sevap verilir. Haset bunların dokuzunu yok eder, biri kalır. Küfürden başka hiçbir günah, hasenatın sevaplarının hepsini yok etmez. İslamiyet’e önem vermeyerek haram işlemek ve küfre sebep olan işleri yapmak, sevapların hepsini yok eder. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Eski ümmetlerden iki kötülük haset ve kin size bulaştı. Dinlerini haset ve kinle yıktılar." Tirmizi

Haset etmek, Allahü teâlânın takdirini değiştirmez. Boşuna üzülmüş, yorulmuş olur. Kazandığı günahlar da, cabası olur. Hiçbir hasetçi muradına kavuşmaz, kimseden saygı görmez. Haset, sinirleri bozar. Ömrünün azalmasına sebep olur. Haset olunanın, dünyada ve ahirette, bundan hiç zararı olmaz. Hatta faydası olur. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset ettiği kimseden nimetlerin azalmadığını, hatta arttığını görerek, sinir krizleri geçirir. Hasetten kurtulmak için, ona hediye göndermeli, onu övmeli, ona karşı tevazu göstermeli, onun nimetinin artmasına dua etmelidir.

Haset, kıskanmak, çekememek demektir. Yani, Allah'ü Teâlâ'nın birine vermiş olduğu nimetin ondan gitmesini istemek demektir. Ondan gitmesini istemeyip de, kendisinde de olmasını istemek, haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Gıpta güzel bir huydur. İslamiyet’in ahkamına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden, gözeten salih kimseye gıpta edilmesi vaciptir. Dünya nimetleri için gıpta etmek tenzihen mekruh olur. Birinde bulunan kötü, zararlı şeyin gitmesini istemek, gayret olur. Gayret gösterene de gayur denir. Gayret, bir kimsede olan hakkına, onun başkasını ortak etmesini istememektir. 

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: "Mümin gayur olur. Allahü teâlâ ise daha gayurdur." Müslim

"Allahü teâlâdan daha gayuru yoktur ve mümine gayret ettiği için fuhşu yasaklamıştır." Buhari

"Namusunu kıskanmayana deyyus denir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: "Allah'ü Teâlâ, Cenneti yaratınca, “deyyus senin kokunu bile duyamaz” buyurdu." Deylemi

"Allahü teâlânın gayret etmesi, kulunun kötü, çirkin şey yapmasına razı olmamasıdır."

"İnsanın Allahü teâlâya gayret etmesi, haram işlenmesini istememekle olur. "

Yusuf (aleyhisselamın), "Sultanın yanında benim ismimi söyle!" demesi gayret-i ilahiyyeye dokunarak, senelerce zindanda kalmasına sebep oldu. İbrahim (aleyhisselamın), oğlu İsmail’in dünyaya gelmesine sevinmesi, gayret-i ilahiye dokunarak, bunu kurban etmesi emrolundu. Allah'ü Teâlâ'nın çok sevdiklerine, bazı evliyaya böyle gayret etmesi çok vâki olmuştur.

Müslümana kâfir demek?

Sual: Bazı Müslümanlar için, (Bunlar, Bizans’ın torunlarıdır. Bunların namazları, kabul olmaz. Bunlara herhangi bir şekilde yardım edenler, Cehenneme bilet kesmişlerdir) diyerek, açıkça kâfir olduklarını söylemek, küfür değil midir?

CEVAP
İslam âlimleri buyuruyor ki: "Küfür isnadı, iki başlı ok gibidir. Oku atınca, karşı taraf kâfirse orada kalır, şayet değilse, ok geri döner sahibini vurur, yani söyleyen kâfir olur."

Fıkıh kitaplarında da, kendisine kâfir denilen kimse kâfir değilse, Müslüman ise, söyleyenin kâfir olacağı bildiriliyor. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir: "Mümine kâfir diyenin, kendisi kâfir olur." Buhari

Kıskanmak ve imrenmek

Sual: Dinimizde kıskançlık yasaktır ama Peygamber efendimizi gören ve Onun zamanında yaşayanları ister istemez kıskanıyoruz, bu günah olur mu?

CEVAP
Ona kıskanmak denmez, imrenmek denir. İmrenmek sevaptır, iyidir.




çocuk, düş, sevinç, haset, haset nedir, hased sebebleri, haset dini anlamı, hasedin zararları, kafir ne demek, kıskançlık nedir,  sözharmanı, uç, uçmak, müslümana kafir demek,

ALTIN ÖĞÜTLER - 1

/ No Comments
peygamber efendimizin sözleri kısa, peygamberimizin güzel sözleri ve öğütleri, peygamberimizin insanlara öğütleri, hz peygamberden altın öğütler, peygamber efendimizin kadınlara öğütleri
peygamberimizin öğütleri,peygamber sözleri kısa, hadisler, selam, selamlaşmak, peygamber efendimizin kadınlara öğütleri, peygamberimizin güzel sözleri ve öğütleri, hz peygamberden altın öğütler,

HZ. MUHAMMED'DEN ÖĞÜTLER - 1

Ebu Hüreyre (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

“Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.

Yaptığınız takdirde sizin birbirinizi seveceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, İman 93

*

Ebu Umara Bera ibni Azib (Allah Onlardandan razı olsun) şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) bize şu yedi şeyi emretti:

1-Hasta ziyaretini

2-Cenazeye katılmayı

3-Aksırana “Elhamdülillah” derse “Yerhamükellah” demeyi

4-Zayıfa yardım etmeyi

5-Mazluma yardımcı olmayı

6-Selamı yaygınlaştırmayı

7-Yemin eden kimsenin yeminini yerine getirmesini temin etmeyi...


peygamber efendimizin sözleri kısa, peygamberimizin güzel sözleri ve öğütleri, peygamberimizin insanlara öğütleri, hz peygamberden altın öğütler, peygamber efendimizin kadınlara öğütleri

BEYAZIT'I BESTAMİ HAZRETLERİNİN HAYATI VE HİKMETLİ SÖZLERİ

/ No Comments
beyazidi bestami hazretleri, beyazidi bestami kimdir, beyazidi bestami hazretlerinin hayatı, beyazidi bestami hazretlerinden hikmetli sözler, beyazidi bestami ve rahip kıssası,

BEYAZID'I BESTAMİ HAZRETLERİNİN HAYATI VE SÖZLERİ

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) ariflerin sultanı olarak bilinip, Ebu Bekir Sıddık (Radiyallahu Anh)'a çok benzerdi. Künyesi Ebu Yezid olup, asıl ismi "Tayfur"dur.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh)'nin daha annesinin karnında iken kerametleri görülmeye başlamıştı. Annesi ona hamile iken şüpheli bir şeyi ağzına alacak olsa, onu geri atıncaya kadar karnına vururdu.

Küçük yaşta iken annesi, kendisini mektebe gönderdi. Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) büyük bir dikkatle derslerine devam ediyordu. Bir gün Kur'an-ı Kerim okumak için gittiği mektebte şu ayet-i kerimeyi okudu;

"Gerçi insana anasına, babasına (itaat etmeyi) de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. (onun) Sütten ayrılması iki yıl içindedir. Bana ve anne-babana şükret diye de (tavsiye ettik). Dönüş ancak banadır." Lokman;14

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) bu ayet-i kerimenin tesiri ile erkenden eve döndü. Annesi merak edip niçin erken döndüğünü sorunca, şöyle cevap verdi;
"Bir ayet-i kerime gördüm. Allah-u Teala o ayet-i kerime de kendisine ve sana, hizmet ve itaat etmemi emrediyor. Ya benim için Allah-u Teala'ya dua et, sana hizmet ve itaat etmem kolay olsun veya beni serbest bırak, hep Allah-u Teala'ya ibadet ile meşgul olayım."

Bunun üzerine annesi: "Seni Allah-u Teala'ya emanet ettim. Kendini O'na ver." dedi.

Bundan sonra Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh), kendisini Allah-u Teala'ya verdi, emirlerinin hiçbirisini yapmakta gevşeklik göstermedi.

Ama annesinin hizmetini de ihmal etmedi. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışırdı. Çünkü Allah-u Teala'nın emri de böyle idi.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) üveysi olup, Cafer-i Sadık (Radiyallahu Anh)'ın vefatından kırk yıl sonra doğduğu halde İmam-ı Ali Rıza'nın sohbetinden ve bunun bereketiyle Cafer-i Sadık (Radiyallahu Anh)'ın ruhaniyetinden istifade etti.

Onun ruhaniyetinden feyz almakla meşhur oldu. İlahi aşk'ta o kadar ileri ve ibadette o kadar yüksekte idi ki, namaz kılarken Allah korkusundan göğüs kemikleri gıcırdar, yanında bulunanlar bunu işitirdi.
Bir gün yakınları kendisine: "Efendim filan yerde büyük bir zat var. Fazilet ve keramet sahibi bir veli'dir." dediler ve daha başka sözlerle o zatı çok medhettiler. Bunun üzerine Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh):

"Madem öyledir. O halde o büyük zatı ziyarete gitmemiz lazım oldu." buyurdular. Talebelerinden bazıları ile onun bulunduğu yere geldiler. Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) bildirilen zatın, mescide gitmekte olduğunu ve kıbleye karşı tükürdüğünü gördü. Görüşmekten vazgeçip tekrar geri döndü. Sonra o kimse hakkında,

"Dinin hükümlerini yerine getirmekte, sünnet-i seniyyeye uymakta ve edebe riayette zayıf birisine, nasıl olur da keramet sahibi denilir. Böyle bir kimsenin, Allah-u Teala'nın evliyasından olması mümkün değildir." buyurdu.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) bir gün yolda yürürken bir gencin kendisini takip etmekte olduğunu farkedip döndü ve gence;

"Niçin beni takip ediyorsun, istediğin nedir?" dedi. Genç edeble;
"Efendim sizin gibi olmak, yolunuzda bulunmak istiyorum. Lütuf elinizi uzatın himmet buyurun da bende kazanayım." dedi. Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) o gence cevap olarak;
"Benim yaptıklarımı yapmadıkça, benim derimin içine girsende istifade edemezsin. Bu, Allah-u Teala'nın bir lütfudur." buyurdu.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) birgün bir talebesine şöyle nasihatte bulundu;
"Sana yaşadığın sürece tamamen Allah-u Teala'ya yönelmeni, yüzünü hiçbir vakit O'ndan çevirmemeni tavsiye ederim. Şüphe yok ki O'na kavuşacak ve O'nun yüce huzurunda duracaksın.

Ve sen bütün işlediklerinden sorumlu tutulacaksın. Sakın gafil olma. Gaflet uykusundan bir an önce kendini kurtar. Hiç kimseyi O'na tercih etme. Sana gelen belalara sabret. Allah-u Teala'nın hükmüne ve kazasına rıza göster. Allah-u Teala'nın verdiğine kanaat et.

Allah-u Teala'ya güven, vaad ettiklerinin mutlaka yerine geleceğine inan. Hiç ölmeyecek ve hep diri olan Rabbine tevekkül eyle. Her işinde O'nun inayetini iste. O'nun emirlerine riayet et. Hayatta olduğun müddetçe bu dediklerimi yapmaya çalış. Halkı bırakıp, Hakka yönel. İşini O'na ısmarla!.."

Anlatıldığına göre Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) birgün talebeleriyle giderken delilerin bulunduğu bir hastanenin önünden geçiyordu. Talebelerinden birisi, orada delilerin tedavileri için birşeyler yapmaya çalışan baştabibe yaklaşıp;

"Günah hastalığı ile hasta olanlar için bir ilacınız var mıdır?" diye sordu. Baştabib cevap veremeyip susunca, ayağı zincirle bağlı olan delilerden biri, Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh)'nin teveccühü ile şöyle dedi;

"O derdin ilacı şöyledir; tevbe kökünü istiğfar yaprağıyla karıştırıp, kalp havanına koyarak, tevhid tokmağıyla iyice dövmeli, sonra insaf eleğinden eleyip, gözyaşıyla hamur etmeli. Daha sonra Aşkullah ateşinde pişirip, muhabbet-i Muhammediyye balından katarak, gece gündüz kanaat kaşığıyla yemelidir."

Bir gece, bazı kimseler Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh)'nin nasıl ibadet yaptığını, neler söylediğini işitmek için penceresinin altında dinlemeye başladılar. Seher vakti olduğunda bütün kalbiyle "Allah" dedi. Sonra düşüp bayıldı.

Bayılmasının sebebi sorulduğunda Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh); "Sen kim oluyorsun? Senin haddine mi düştü ki ismimi ağzına alıyorsun? Şeklinde bir nida gelir diye çok korktum da onun için bayılmışım." buyurdu.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) namaz kılmak için mescide gelince kapıda bir miktar durur ve ağlardı. Sebebini soranlara; "Camiyi, vücudumla kirletmekten korkuyorum. Tevbe edip Allah-u Teala'ya yalvarıyorum, ondan sonra giriyorum." derdi.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) bir gece ıssız bir su kenarında hırkasını üzerine örtüp uyumuştu. İhtilam oldu. Hemen kalkıp gusletmek istedi. Hava çok soğuk olduğu için, nefsi güneş doğduktan, hava ısındıktan sonra gusletmesini isteyerek gevşek davrandı.

Nefsinin ona yaptığını görünce hemen kalkıp, buzu kırdı ve nefsine ceza olarak, hırka ile beraber gusletti. Gusülden sonra da hırkasını çıkarmadı. Hırka buz bağlamıştı. Sonra "Ey nefsim! Tenbelliğin cezası işte budur." dedi.

Bayezid-i Bestami (Kuddise Sirruh) bir defasında şöyle buyurdu;
"Dilini, Allah-u Teala'nın ismini anmaktan başka işlerle uğraşmaktan ve başka şeyler konuşmaktan koru. Nefsini hesaba çek. İlme yapış ve edebi muhafaza et. Hak ve hukuka riayet et. İbadetten ayrılma. Güzel ahlaklı, merhamet sahibi ve yumuşak ol. Allah-u Teala'yı unutturacak herşeyden uzak dur ve onlara kapılma!"

"Allah'ın evliyasını sev ki onlarda seni sevsin, Allah-u Teala hergün ve her gece evliyasının kalbine yetmiş kere nazar eder. Ola ki velisinin kalbinde senin ismine de nazar eder de seni sever ve affeder."
*
BEYAZİDİ BESTAMİ HAZRETLERİ VE RAHİP KISSASI

Beyazıd-i Bestami Hazretleri kırkbeş kez haccetmiş ve her gün bir hatme okumuş ulu kişilerin ön safında yer alan kadri yüce bir zattır. Bir gün Arafat tepesinde oturuyordu. Nefsi ona şöyle fısıldadı: ''Beyazıd senin bir benzerin var mıdır?

Kırkbeş defa haccettin ve binlerce defa Kur'an-ı hatim etme bahtiyarlığına eriştin. ''Bu ses onu üzdü,nefsin hala onu kendine doğru ittiğini anladı. Derhal toparlandı ve orada bulunan mahşeri kalabalığa dedi ki: ''Kim benim kırkbeş defa yapmış olduğum haccı bir ekmeğe satın alır? ''Bir adam başını kaldırdı: ''Ben alırım,''dedi.Ekmeği uzattı. Beyazıd ekmeği aldı. İşini bitirip yol hazırlığı yaparak Rum diyarlarına doğru yüzünü çevirdi. Günlerce yol aldıktan sonra bir rahip ile karşılaştı.Rahip terbiyeli bir adama benziyordu. Hazretin elini tutup evine misafir olarak götürdü.Evinde ona bir oda ayırdı. Beyazıd kendisine ayrılan bu odada ibadete başladı ve kalbini her şeyden çevirip Cenab-ı Hakka yöneltti. Rahip her gün onun yiyeceğini getirir önüne kor,sonra dışarı çıkardı. Bu hal bir ay devam etti.

Bayezıd bu kez nefsine dönerek dedi ki:
-Ey nefis!Seni kırmak istiyorum,fakat sen uğursuzluğunla kırılmıyorsun...Tam bu sırada rahip içeri girdi ve Bayezid!e:
-İsmin nedir diye sordu:
O da:
-Bayezid,diye cevap verdi.
Rahip:
-Ne güzel adamsın. Keşke Mesih'in kulu olmuş olsaydın!
Bu söz Bayezid'e ağır geldi ve evi terketmek isterken rahip ona seslendi:
-Bizim burada kırk gününü tamamla,öyle git. Çünkü bizim büyük bir bayramımız var,onu görmeni arzu ediyorum. Aynı zamanda çok değerli bir vaizimiz var,senede bir defa bize hitap eder,birde onu dinlemeni diliyorum.
Bayezid Hazretleri onun bu teklifini kabul etti ve kırk gün kalmaya razı oldu.
Kırk gün olunca rahip içeri girdi ve:
-Buyrun kalkın, bayram günümüz geldi.
Bayezid ayağa kalktı; fakat rahip ona dedi ki: ''Sen bu kıyafetinle nasıl bin rahibin arasına girebilirsin? Doğrusu biraz endişeliyim. Bu sebeple üzerindeki elbiseyi çıkar,şu üstlüğü giy,beline şu zünnarı bağla,İncilide boynuna as.''

Bu teklif ona çok ağır geldi. Fakat bunda bir hikmet ve esrar, İslamında izzet ve şerefi gizlenmiştir,onun dediğini yapayım,diye düşündü. Hemen üzerindeki elbiseyi çıkardı,onun verdiği üstlüğü giydi,belinede zünnarı bağladı. İncilide boynuna astı ve rahiple birlikte bine yakın rahibin arasına katıldı. Hiç kimse onu yadırgamadı. Biraz ilerledikten sonra birdenbire kalabalık durdu. Rahiplerin en büyüğü ve en saygıdeğeri geliyordu. Gözler ona çevrildi. Gelen rahipler bunun manasını anlayamadılar ve sordular:
-Ey büyüğümüz! Neden konuşmuyor sunuz?
-Nasıl konuşabilirim ki aranızda bir Muhammedi var!
Diye cevap verdi. Halk ve rahipler galeyana geldi Ve:
-Onu bize göster,parçalayalım!
Diye bağırdılar. Başrahip onlara dedi ki:
-Hayır,yemin ederim ki söylemem,ancak bir şartla onu size tanıtabilirim: Ona dokunmayacağınıza söz veriniz!
Bunun üzerine rahipler ve halk Muhammedi olan adama dokunmayacaklarına söz verdiler. Başrahip başını kaldırdı ve şöyle dedi:'' Allah için ey Muhammedi! Ayağa kalk ve kendini göster..
''Bayezid Hazretleri ayağa kalktı. Başrahip''İşte bu zat,ona dikkatle bakın''dedi.Sonra Bayezide sordu:
-Adın ne?
-Bayezid.
-Tahsil gördün mü?
-Rabbimin öğrettiği kadar bir şeyler biliyorum.
-O halde bana şu hususları cevaplandır: İkincisi olmayan biri,üçüncüsü olmayan ikiyi,dördüncüsü olmayan üçü,beşincisi olmayan dördü,altıncısı olmayan beşi,yedincisi olmayan altıyı,sekizincisi olmayan yediyi,dokuzuncusu olmayan sekizi,onuncusu olmayan dokuzu,on birincisi olmayan onu,on ikincisi olmayan on biri,on üçüncüsü olmayan on ikiyi söyle,bunlar nelerdir?   

Bayezid(K.S.) başrahibe:
-Beni iyi dinle,cevap veriyorum: İkincisi olmayan bir,eşi-ortağı dengi ve benzeri bulunmayan Allah'tır. Üçüncüsü olmayan iki,gece ve gündüzdür.
Dördüncüsü olmayan üç,üç talaktır. Beşincisi olmayan dört,Tevrat,Zebur,İncil ve Kur'andır. Altıncısı olmayan beş,beş vakit namazdır. Yedincisi olmayan altı,göklerin ve yerin yaratıldığı altı gündür. Sekizincisi olmayan yedi,yedi kat göktür. Dokuzuncusu olmayan sekiz kıyamet günü Arş'ı taşıyacak olan sekiz melektir. Onuncusu olmayan dokuz,kadının dokuz ay gebelik müddetidir.O n birincisi olmayan on,Hazreti Musa'nın Şuayb peygambere on yıl çobanlık etmesidir.On ikincisi olmayan onbir,Yusuf peygamberin on bir kardeşidir. On üçüncüsü olmayan on iki,on iki aydır.

Rahip tebessüm etti ve: -Dogru söyleyin.Şimdide bana,havadan ne yaratıldı,havada ne muhavaza olundu,hava ile ne helak olduve kim hava ile helak edildi?bunlardan haber ver. -İsa Peygammer havadan yaratıldı, havada muhafaza edildi.Süleyman peygamer de havada muhafaza edildi. Ad kavmide havada helak edildi. Diye cevap verdi. Rahip yine ona: -Dogru söyledin, dedi ve devamla sordu: Agaçtan kim yaratıldı,agaçta kim korundu ve agaç ile kim helak oldu? -Musa peygamberin asası agaçtan yaratıldı, Nuh peygamberagaç içinde (gemide) korundu ve Zekeriya peygamber agaç içinde testereyle biçilip helak edildi. Diyerek hemen cevabı verdi.Rahip yinesordu: -Dogru söyledin.Peki kim ateşten yaratıldı?Kim ateşte korundu kim ateş ile helak oldu? -İblis ateşten yaratıldı.İbrahim peygamber ateşte korundu.Ebu Cehil ateş ile helak oldu. Diyerek cevabı yine verdi. Rahip tekrar sordu: -Taştan kim yaratıldı,taş içinde kim korundu ve taş ile kim helak edildi? -Salih peygaberin devesi taştan yaratıldı,Ashab-ı Kehf taş içinde korundu ve Ebrehenin filleri taş ile helak edildi. Diye cevap verince rahip: -Dogru söyledin,dedi ve tekrar sordu: Alimler,cennette dört nehir vardır,biri baldan,biri sütden, biri sudan, biride şaraptandır. Ayrı ayrı olan bu dört nehir aynı kaynaktan akıyormuş diyorlar. Dünyada bunun bir benzeri varmıdır? -Evet vardır: İnsanın baş kısmından dört nehir akar. Kulak yagı acıdır. Göz yaşı tuzludur.Burun suyu ayrı bir tat taşır.Agızdan gelen su tatlıdır. Diye cevap verince,rahip yine ona: -Dogru söyledin,dedi ve sormaya devam etti: Cennet ehli yer,içer fakat abdest bozmaz,su dökmez. Bunun dünyada bir benzeri varmıdır? -Evet vardır. Ana rahmindeki cenin yer içer fakat dışkısı yoktur. -Dogru söyledin. Cennette Tuba agacı vardır. Cennette hiç saray,hiç bir köşk yoktur ki bu agacınbir dalına dokunmasın. Bunun dünyada bir örnegi varmıdır? -Evet güneş sabahleyin dogunca böyle degilmidir? -Dogru söyledin. Şimdide bana şunları cevaplandır: Bir agaç vardıron iki dalı bulunuyor,her dalında otuz yaprak var ve her yaprakta beş çiçek yer almıştır;bunlardan ikisi güneşe,üçü karanlıga bakar,bu agaç nedir? -Agaç yılı temsil eder. On iki dalı on iki ayı,her daldaki otuz yaprak otuz günü,her yapraktaki beş çiçek beş vakit namazı temsil eder. -Dogru söyledin. Bana şu kimseden haber verki hacca gitmiş, tavaf yapmış ve o makamlarda bulunmuştur;ama onun ne ruhu var,nede hac kendisine vaciptir?
-Nuh peygamberin gemisidir.
-Doğru söyledin. Peki gece gelince gündüz,gündüz girince gece nereye gidiyor?
-Bu bir sun'i zaman meselesidir. Güneşin doğup batması bunun ölçüsüdür. Geri kalanı Allah bilir.
-Doğru söyledin.
Sorular bitince Beyazid(K.S.)hazretleri dedi ki:
-Muhterem rahip,birçok sorular sordun cevaplandırmaya çalıştım. Müsaade ederseniz benim de birkaç sorum var. Ama bir tek tanesini sormakla yetinmek istiyorum.
-Cennetin anahtarı nedir? Cennet kapılarının üzerinde ne yazılıdır?
Rahip sustu,cevap vermekten çekindi. Diğer rahipler bozuldular ve ''ey büyüğümüz,mağlup mu oluyorsun? ''O da ''hayır mağlup olmak istemiyorum.''
deyince, ''Öyleyse neden cevap vermiyorsunuz?'' dediler.
''Şayet ben cevap verirsem,cevabıma katılırmısınız? ''Deyince,hepsi birden''İncil hakkı için,sana uyarız''diye söz verdiler. Rahip dinleyin,şimdi cevap veriyorum: ''Cennetin anahtarı ve kapılarının üzerinde yazılı bulunan ibare LA İLAHE İLLALLAH MUHAMMEDEN RESULULLAH'tır.''

Bunun üzerine diğer rahipler hep bir ağızdan Kelime-i Şehadeti getirip müslüman oldular. Beyazıd Hazretleri de onların yanında bir müddet kalıp İslamiyeti öğretti ve bu sırda böylece çözülmüş oldu.


Bu yazı, beyazidi bestami hazretleri, beyazidi bestami kimdir, beyazidi bestami hazretlerinin hayatı, beyazidi bestami hazretlerinden hikmetli sözler, beyazidi bestami ve rahip kıssası, ile ilgilidir.

ESMA'ÜL HÜSNA (YA MÜTEKEBBİR)

/ No Comments
dualar, esmaül hüsna anlamları, günlük dualar ve zikirler, el mütekebbir okumanın fazileti, mütekebbir nedir, ya mütekebbir ne için okunur, el mütekebbir sırları, ya mütekebbir tecellisi,

dualar, el mütekebbir okumanın fazileti, el mütekebbir sırları, esmaül hüsna anlamları, günlük dualar ve zikirler, mütekebbir nedir, ya mütekebbir ne için okunur, haramdan kurtulmak için dua 
EL- MÜTEKEBBİR 

Her hadisede büyüklüğünü gösteren, ihtiyaç ve noksanlığı gerektiren her şeyden münezzeh, pek yüce ve ulu demektir.

O’nun zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüğün ancak ve ancak Allah’ın zâtına ait bir sıfat olduğunu ifade eder.

O’nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder. Yaratılmış her şey O’nun büyüklüğünü ortaya koyar ve her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğünü işaret eder.

Ancak, yarattıklarında kibirlik ve zorbalık yapanları sevmez, kibirlenerek zorbalık yapanları kulluk görevlerini unuttukları için helak eder.

EL- MÜTEKEBBİR DUASI VE ZİKRİ

Tavsiye edilen zikir şekli “Yâ Mütekebbir Yâ Allah” şeklindedir.

Bu zikri her gün 662 defa okumaya devam eden izzete ve refaha kavuştuğu gibi, konuştuğu zaman karşısındakini tesiri altına alma gücüne sahip olur.

Bunun yanı sıra yaptığı hayırlar ve bereketi de artar. Sürekli haram işleyen birinin üzerine 262 defa okunduğunda halinin düzeldiği rivayet olunur Allah’ın izniyle.


Bu yazı; dualar, esmaül hüsna anlamları, günlük dualar ve zikirler, el mütekebbir okumanın fazileti, mütekebbir nedir, ya mütekebbir ne için okunur, el mütekebbir sırları, ya mütekebbir tecellisi, esmaların şerri ile ilgilidir.

ERBAKAN'IN HAYATI VE SÖZLERİ

26 Şubat 2021 Cuma / No Comments
erbakan facebook sözleri, erbakan kimdir, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri kısa, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, necmettin erbakanın hayatı,

NECMETTİN ERBAKAN'IN HAYATI

Necmettin Erbakan, 29 Ekim 1926’da Sinop’ta dünyaya geldi. Sinop Kadı Vekili Mehmet Sabri Bey ve Kamer hanımın 4 çocuğunun en büyüğü olan Necmettin Erbakan’ın, (Kendi ifadesiyle) anne tarafı Çerkez, baba tarafı ise Kozanoğlu Beyliği’ne dayanır. İlkokula Kayseri’de başlayan Necmettin Erbakan, babasının tayini sebebiyle tahsilini Trabzon’da sürdürmüştür. Orta tahsiline İstanbul Erkek Lisesi’nde 1937’de başlayan Erbakan, 1943’te birincilikle bitirmiştir. Başarısı sebebiyle üniversiteye sınavsız girme hakkı kazanmasına rağmen bu hakkını kullanmayarak girdiği sınavdan yüksek başarıyla geçmiştir.

erbakan facebook sözleri, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, erbakan kimdir, necmettin erbakanın hayatı, erbakan sözleri kısa



EĞİTİM HAYATI

İstanbul Teknik Üniversitesi’ne kendisinden 1 sene evvelki öğrencilerle birlikte başlayan Necmettin Erbakan’ın dönem arkadaşları arasında Türk siyasetinin önemli isimleri Süleyman Demirel ve Turgut Özal da vardı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nden 1948’de mezun olan Necmettin Erbakan, aynı yıl asistan olarak aynı fakültenin Motorlar Kürsüsü’nde ders verdi. (Sadece profesör ve doçent unvanı olanların icra ettiği bu görev, Erbakan’ın başarısının ödülü niteliğindedir.)

erbakan facebook sözleri, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, erbakan kimdir, necmettin erbakanın hayatı, erbakan sözleri kısa

*

ALMANYA’DAKİ İLK TÜRK BİLİM ADAMI NECMETTİN ERBAKAN

Üniversite tarafından 1951 yılında gönderildiği Almanya’daki Aachen Teknik Üniversitesi’nde doktorasını yapan Erbakan, motorların daha az yakıt sarf etmeleri konusunda araştırmalar ışığında bir rapor hazırladı. Söz konusu raporla birlikte doçentlik tezini de vererek İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 27 yaşındayken doçent oldu. Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman bilim çevrelerinde büyük yankı buldu. Tezin neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya’nın en büyük motor fabrikası olan Deutz Motor Fabrikaları’nın genel müdürü tarafından Almanların meşhur Leopard tanklarının motorlarıyla ilgili araştırmalar yapmak üzere Almanya’ya davet edildi. Alman Ekonomi Bakanlığı’nın araştırma yapmak için görevlendirdiği heyette kendisinin de yer almasını istemesi üzerine, Almanya’daki ağır sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu. Mayıs 1954 ile Ekim 1955 arasındaki askerlik görevinin akabinde yeniden üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor’u kurarak motor üretimini gerçekleştiren isim oldu. Profesörlük unvanını 1965’te aldı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliği’ne 1967’de seçildi. Aynı yıl, Nermin Saatçioğlu ile evlendi. Bu evliliğinden üç çocuğu oldu. (Zeynep-1968, Elif-1974 ve Fatih-1978) TOBB Genel Sekreterliği görevi sırasında, büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu’daki tüccar ve küçük sanayicileri savunmasıyla dikkati çeken Necmettin Erbakan, 25 Mayıs 1969’da TOBB Genel Başkanı olarak seçildi. Ancak, Adalet Partisi’nin seçimleri iptal etmesi sebebiyle 8 Ağustos 1969’da başkanlık görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

erbakan facebook sözleri, erbakan kimdir, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri kısa, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, necmettin erbakanın hayatı,

MİLLİ NİZAM PARTİSİ

Adalet Partisi’nin 1969’da milletvekili aday adaylığı Süleyman Demirel tarafından veto edildiği için Konya’dan bağımsız aday olarak gerdiği seçimi 2 milletvekili seçtirecek oy alarak milletvekili oldu. Milli Nizam Partisi (MNP)’ni 17 Ocak 1970’te, 17 arkadaşıyla birlikte kurdu. Bu parti 12 Mart askeri müdahalesi sonrası “Laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü” iddiasıyla açılan davayla 20 Mayıs 1971’de kapatıldı.

MSP-CHP KOALİSYONU

MNP kadrolarıyla 11 Ekim 1972’de Milli Selamet Partisi (MSP)’ni kuran Necmettin Erbakan, 14 Ekim 1973 seçimlerinde yüzde 12 oy oranıyla 48 milletvekilliği kazanarak Meclis’e girdi. Seçimlerin hemen akabinde CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’le CHP-MSP koalisyonunu kurdu. Koalisyon hükümeti sırasında Kıbrıs’taki soydaşlarımızın yaşadığı zulme sessiz kalmayan Necmettin Erbakan, Kıbrıs Barış Harekâtının yapılmasında etkin rol oynadı. Harekât sırasında Kıbrıs’ın tamamının alınması gerektiğini savunan Necmettin Erbakan’a, Bülent Ecevit karşı çıkmış ve harekât yarıda bırakılarak, bugünkü sınırlarda kalınmıştı. Koalisyondaki bu sürtüşme daha sonra ortaklığı bitiren en büyük etken oldu.

12 EYLÜL 1980 DARBESİ VE YASAKLI GÜNLER

Mart 1975’te kurulan Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti (Adalet Partisi, Milli Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyetçi Güven Partisi)’inde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olan Necmettin Erbakan’ın MSP’si, 1977 Genel Seçimlerinden 24 milletvekili çıkardı. Temmuz 1977’de AP, MSP ve MHP koalisyonuyla kurulan İkinci Milliyetçi Cephe’de Necmettin Erbakan yine devlet bakanı ve başbakan yardımcısı görevini üstlendi. Adalet Partisi’nin Kasım 1979’da kurduğu hükümete dışarıdan destek veren Milli Selamet Partisi, Konya’da 6 Eylül 1980’de yapılan Kudüs Mitingi’yle büyük ses getirdi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası Milli Selamet Partisi kapatılırken, Kudüs Mitingi kapatılma sebebi olarak gösterildi. Hatta darbenin sebeplerinden biri olduğu iddiası bile dile getirildi. Askeri darbe sırasında bir süre İzmir Uzunada’da gözaltında tutulan Necmettin Erbakan, 21 MSP yöneticisiyle birlikte yargılandı. Hakkında verilen hüküm 1983 senesinde Askeri Yargıtay tarafından bozularak beraat etti. Bu arada kendisine 10 yıl siyaset yapma yasağı getirildi. 6 Eylül 1987’deki halk oylamasıyla tekrar siyasete dönen Necmettin Erbakan, 11 Ekim 1987’de Refah Partisi’nin genel başkanı seçildi. Erbakan, Refah Partisi’nin Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi’yle ittifak yaptığı 1991 seçimlerinde yeniden Konya Milletvekili oldu.

başbakan erbakan,adil düzen,necmettin erbakan sözleri yeni,necmettin erbakanın hayatı,erbakan sözleri tweet,erbakan sözleri kısa,savunan adam erbakan,milli görüş nedir,erbakan kimdir,

erbakan facebook sözleri, erbakan kimdir, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri kısa, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, necmettin erbakanın hayatı,

REFAHYOL HÜKÜMETİ’NİN BAŞARISI, ŞER GÜÇLERİ RAHATSIZ ETTİ

Milli Görüş Hareketi’nin büyük bir zafer kazandığı 1995 seçimlerinde Refah Partisi yüzde 21,37 oy oranı ve 158 milletvekiliyle birinci parti oldu. O seçimlerin ardından Doğru Yol Partisi ve Anavatan Partisi arasında kurulan koalisyon hükümeti kısa ömürlü olmuştu. Akabinde Refah Partisi-Doğru Yol Partisi koalisyonu kuruldu. Kurulan Refahyol hükümetinde Başbakan olan Necmettin Erbakan, 28 Haziran 1996’da başlayan Refahyol hükümetiyle yaklaşık 1 yıl iktidarda bulundu. Bu kısa zamanda Türkiye ekonomisi yüzde 7,5 oranında büyürken, Gayri Safi Milli Hâsıla da Dünya toplamının binde 11,96’sından binde 12,37’ye yükselmiştir. Refahyol döneminde yapılan reformlar arasında, kamu kuruluşları arasında havuz sisteminin kurulması, memur, emekli ve işçiye yapılan rekor zamlar ile gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman ülkelerden 8 tanesini bir araya getiren D-8 oluşumu gösterilir. Laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları ve ardından gelen 28 Şubat post-modern darbesinde istifaya zorlanan Necmettin Erbakan, bu teşebbüse neredeyse tek başına karşı koyan isim oldu. 30 Haziran 1997’de koalisyon ortağı Doğru Yol Partisi’nin protokol gereği başbakanlık koltuğunu alması için istifasını sunan Necmettin Erbakan yine Süleyman Demirel vetosuyla karşılaştı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, teamüllerin aksi bir tutum sergileyerek, hükümeti kurma görevini DYP Genel Başkanı Tansu Çiller yerine, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’a verdi. Böylece 55. Hükümet, Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi koalisyonuyla kurulmuş oldu.

DÖRDÜNCÜ PARTİSİ FAZİLET

28 Şubat darbesindeki Refah Partisi’ni kapatma davası Anayasa Mahkemesi tarafından 16 Ocak 1998’de sonuca bağlandı. Refah Partisi’nin kapatılmasına ve aralarında Necmettin Erbakan’ın da bulunduğu 6 kişiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirilmesine karar verildi. Kapatma davasının açılmış olması sebebiyle daha önce İsmail Alptekin başkanlığında kurulan Milli Görüş Hareketi’nin dördüncü partisi olan Fazilet Partisi’nin yeni genel başkanı Recai Kutan oldu. Milli Görüş Haraketi’ni parti kapatmalarla bitiremeyeceğini anlayan şer güçler, bu kez de Fazilet Partisi’nin içini oymaya çalıştı. Partinin birinci kongresinde parti yönetimine muhalif bir kanat ortaya çıktı. İstenilen sonuç kongrede alınamazken, Anayasa Mahkemesi’nin Haziran 2001’deki kapatma kararı bölünmeyi de beraberinde getirdi.

erbakan facebook sözleri, erbakan kimdir, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri kısa, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, necmettin erbakanın hayatı,

MÜCADELESİNİ SON NEFESİNE KADAR SÜRDÜRDÜ

Necmettin Erbakan’ın 5 yıllık siyaset yasağı Şubat 2003’te sona ermiş, Mayıs 2003’te de Saadet Partisi Genel Başkanlığı günleri başlamıştı. Erbakan, açılan bir dava sonucunda 30 Ocak 2004’te Saadet Partisi Genel Başkanlığı görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı. 17 Ekim 2010’da tekrar Saadet Partisi’nin genel başkanlığına seçilen Necmettin Erbakan’ın o yaşına rağmen ülkeyi baştanbaşa dolaşarak, davasını anlatmaya devam etmesi büyük takdir topluyordu. Sağlık durumu giderek kötüleştiği halde vefat ettiği güne kadar parti ve ülke meseleleri hakkındaki çalışmalarına ara vermeyen Necmettin Erbakan, ayağında nükseden damar iltihabı rahatsızlığı sebebiyle 19 Ocak 2011’de hastanede tedavi altına alındı. Daha sonra taburcu edilen Erbakan, kısa süre sonra solunum ve kalp yetmezliği sebebiyle kaldırıldığı hastanede yoğun bakıma alındı. Yapılan tüm tedavilere rağmen solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle 27 Şubat 2011’de Hakk’ın rahmetine kavuştu.

MİLYONLAR UĞURLADI

Vasiyeti sebebiyle kendisi için devlet töreni düzenlenmemiş, 1 Mart 2011 Salı günü önce Ankara Hacı Bayram Camii’nde daha sonra da İstanbul’da Fatih Camii’nde cenaze namazı kılınmıştır. Cenaze namazına, cumhurbaşkanı, meclis başkanı, başbakan, bakanlar, siyasi parti genel başkanları, milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, büyükelçiler, belediye başkanları ve toplumun her kesiminden insanların yanı sıra 60 ülkeden cemaat ve hareket lider veya temsilcileri katılmıştır. Necmettin Erbakan’ın aile kabristanına götürüldüğü korteje 2 milyon insan katılmıştır. Necmettin Erbakan’ın kabrine, sevenleri tarafından Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden, Kudüs, KKTC ve Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç’in mezarından toprak getirilmiştir.

Kaynak: www.milligazete.com.tr

erbakan facebook sözleri, erbakan kimdir, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri kısa, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, necmettin erbakanın hayatı, 

erbakan facebook sözleri, erbakan kimdir, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri kısa, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, necmettin erbakanın hayatı,

ERBAKAN SÖZLERİ

Eğer Türk ile Kürt’ü ayırırsanız, ne Türk kalır ne de Kürt. Eğer Çanakkale misali birleştirirseniz, ne İngiliz kalır ne de Fransız…
*
Fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpışıdır.
*
Aynı milletin çocukları arasında görüş farklılıkları, fikir farklılıkları olabilir, fakat bu hiçbir zaman suçlamanın, ayrımcılığın, bölücülüğün sebebi olmamalıdır.
*
Namaz dinin direği cihad ise zirvesidir. Biz siyaset değil cihad yapıyoruz.
*
Asıl faydalı olan 70 milyon milletimize ve bütün insanlığa hizmet edebilmektir.
Bütün insanlığın saadet ve mutluluğu için çalışmaktır. Bu dünya imtihanını, ‘Canıyla malıyla cihat etmiş bir Müslüman olarak tamamlamaktır.
Çünkü hayat, iman ve cihattır.
*
Müslüman hakkin hakimiyeti için motor, şerrin yok olması için fren olma görevlisidir.
*
Hakk’ı üstün tutmak her zaman saadet getirir.
*
Milli Görüş; Bu milletin inancıdır, tarihidir, kimliğidir, ruh köküdür.
*
Biz mantar zihniyetli değiliz, biz çınar ağacıyız.
*
İman varsa imkanda vardır, milli görüşçü asla vazgeçmez.
*
Şimdi gidin süpermarketlere bakın. Başkent Ankara’daki markette Yunan mısırından yapılmış cipsler satılıyor. Bütün raflar Amerika’dan, Fransa’dan, İtalya’dan ithal edilmiş ıvır zıvır ile dolu. ÇÜNKÜ ONLAR ORTAK, BİZ PAZARIZ. Hem de daha Avrupa Birliği’ne girmeden böyle.
*
Bir çiçekle bahar olmaz ama, her bahar bir çiçekle başlar.
*
Bizim inancımızda kimse kendi için yaşamaz, kardeşi için yaşar.Menfaatciliği öldürmenin yolu budur.
*
Irak’ta ölen bir tek çocuğun vebalinni yedi sülaleniz alnını secdeden nhiç kaldırmasada ödeyemeyecektir.
*
Siyonizm bir timsaha benzer. Bu timsahın üst çenesi Amerika ise alt çenesi Avrupa Birliği’dir. Beyni İsrail, gövdesi ise işbirlikçilerdir
*
Kelime-i şehadet getirip iman etmekle her işimiz bitmiyor, tam aksine, kulluk imtihanımız yeni başlıyor. Yani kelime-i şehadet, bir nev’i, Kur’an programıyla yapılan kulluk imtihanına, giriş belgesidir.
*
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.
*
İslâmi tebligatta muhatabımız istisnasız bütün insanlardır. Öyle ise görüşü ve görüntüsü ne olursa olsun, davamız herkese anlatılmalı, davet her kesime yapılmalıdır. Tebliğ ve davet bizden, hidayet Allah (C.C)’tandır.
*
Çünkü hayat, iman ve cihattır.
*
Aşk, azim ve Millî Görüş tekeden bile süt çıkarır.
*
Avrupa kültürü ile er yada geç hesaplaşacağız. Bundan kurtuluş yok. Biz kararımızı bu hesaplaşmaya göre vermek durumundayız. Biz batılı değiliz. Biz avrupalı değiliz. O zaman hesabımızı ve çalışmalarımızı bu farklılık üzerine yoğunlaştırmak durumundayız.
*
Insanların, kendi anane ve örflerine göre yaşaması en tabii insan hakkıdır.Ana dilini konuşur, ona göre çocuğuna öğretir.Bunları önlerseniz zalim olursunuz.Peki biz bu konuda ne diyoruz: “Arkadaş, sen Kürtçe konuşmak istiyorsun öyle mi?
-Evet.
“Peki söyle bakalım ne konuşacaksın?”
“Efendim ateistlik konuşacağım, Türkiye’yi böleceğim.”
O zaman sen Türkçe de konuşsan, Kürtçe de konuşsan zararlısın.
“Ne konuşacaksın?”
“İslam kardeşliğini, birlik ve beraberliğimizi konuşacağım.”
O zaman sen istersen Ugandaca konuş, ben seni alnından öperim.
*
Yeryüzünün en ideal insanlar, en aydın en ilerici insanlar şüphesiz müslümanlardır. Müslüman olmak zaten bu dünyadaki en büyük ayrıcalıktır.
*
CİHAD: Kur’an nizamını kurmak ve yürütmek için var gücümüzle çalışmaktır.
*
“Bugün ilkokul birinci sınıfta alfabe, “Kaya uyu, uyu, yat uyu.” diye başlıyor. Bizim kuracağımız yeni maarif de çocuklara her şeyden evvel kainatın Yaratıcı’sı tanıtılacak ve ondan sonra “Kaya uyu, uyu, yat uyu.” yerine “Mehmet kalk, uyan, çalış!” denilecek.”
*
İster batı, ister doğu, yani ister kapitalizm ister komünizm; hangi sistem olursa olsun artık ahir ömürlerini yaşamaktadırlar.
*
Biz seçimler için değil, gelecek nesiller için çalışıyoruz. Biz mantar zihniyetli değiliz, biz çınar ağacıyız..
*
Bizim meşhur misalimizle heryerde söylediğimiz gibi ne yaparsa yapsınlar; hangi oyunları oynarlarsa oynasınlar hepsi yok olup gideceklerdir. Ve Allah nurunu onlar istesede istemesede tamamlayacaklardır.
*
…Türkiye’de 05 Haziran 1977 ‘de seçimlerin yapılacağına CİA ve BM karar vermişlerdi…(14Şubat 1977)…!
*
Ben kesinlikle inanıyorum ki önümüzdeki yıllarda bütün dünyada en gür sada hakkın ve hakka inananların olacaktır.
*
Allah’ına kul olmayan davasına er olamaz..
*
Bugün İslam’ın evrenselliğini ve herkes için saadet nizamı olduğu hemen hemen bilmeyen kalmamış gibidir.
*
..Evren’in zihniyetine kalsaydı Kıbrıs çoktan elden çıkardı…
*
Hak’kın tesisi için çalışmamakla Batıl’ın hakimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur. “Dönmelikten hayır gelir mi be AHMAK.”
*
İslam en yücedir ve ondan yüce hiçbir şey yoktur. Bu geçek peygamber hadisiyle ve Allahın kitabıyla hükümleşmiştir.
*
Montajcı zihniyet, Gümüş Motor’dan, Türkiye’nin yerli ve milli motor üretmesinden rahatsız olmuştu. İthalatçı firmaların hemen tamamı AZINLIKLARA mensup mümessillerdi.
*
Akıl, bir işin sonunu düşünmektir. Yani kârını, zararını çok iyi hesap ederek bir işe girişmektir. Çünkü son pişmanlık para etmeyecektir. Ve “ah keşke” sözleri, akılsızlığın neticesidir.
*
Bazen bize soruyorlar: ”Bütün okulları birincilikle bitirmişsiniz.Deha seviyesinde bir beyne sahipsiniz.Bilim dünyasında büyük buluşlara imza atmışsınız.Bir bilim adamı olarak kalıp, ilmi buluşlara imza atsaydınız, insanlığa böylece hizmet etseydiniz daha iyi olmaz mıydı?” diyorlar.
Bizim cevabımız şudur: Bir Üniversitede profesör olabilirsiniz, Nobel ödülleri de alabilirsiniz ama ülkenizin insanı bugün olduğu gibi açsa, sefalet ve zorluklar içerisindeyse, dünyada 300 bin çocuk yoksulluk içinde açlıktan ölüyorsa, sizin Nobel ödülleriniz ne işe yarar?
*
Biri, kendilerine İslami tebliğin ulaşmadığı insanlar, diğeri ise İslam’ın yüceliğini bildikleri halde ona dil uzatan ve onu bilerek gericilikle eş gören kalpleri mühürlü insanlar.
*
Adam kalkıyor: ”Efendim! Avrupa bizi, Avrupa Topluluğu’na layık gördü.” diyor.Bu söz ve yaklaşımlar, bütün ecdadımızın kemiklerini sızlatan ifadelerdir.Ne demek bu! Kimmiş Avrupa? Nereye girmemize layık görmüyormuş! Biz tarihin en şerefli milletiyiz.Biz Avrupa’yı bir şeye layık görürüz veya görmeyiz.
*
Akıl; imanın ve İslam’ın emrinde en büyük nimet, nefsin ve şeytanın elinde ise, sebebi felâkettir.
*
Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar.
*
İslam beş temel üzerine bina edilmiş bir hakikat sarayıdır ve hayat programıdır. Yoksa, sadece bu beş şeyden ibaret zannedilmesi hatadır. Zira, sadece bir kısmına inanmak ve yaşamak İslam değildir.
*
Türkiye’nin ekonomik olarak batıya bağımlılığının kültürel bağımlılığı da beraberinde getireceğini söylerdi.
*
Müslümanca düşünmenin üç temel esası vardır:
1-) Dünya hayatı, çok önemli bir imtihandır. Ahiret ise, dünya hayatının hesabı ve imtihandaki artı ve eksi puanların karşılığıdır. Nefeslerimiz sayılıdır, bunlar Allah yolunda harcanmalıdır. Çünkü ölüm bize, çok yakındır.
2-) İslâm Dini, Allah yapısıdır. Bunun için mükemmeldir ve tastamamdır. Haşa, zerre kadar noksanı, fazlası ve hatası bulunmamaktadır.
3-) İslâm Dini, bir bütündür. Ona bir şey katılamaz ve ondan bir şey çıkarılamaz. Baştan sona Hak’tır, hayırdır ve hepsi, herkes için ve her yerde lazımdır. Çünkü İslâm, dünya ve ahiret saadetinin tek ilacıdır.
*
Mesele aslında standart meselesi değildi. Türkiye’nin şeftali yerine motor üretmek istemesiydi.
*
Dünyadan Ay’a gönderilen bir füze nasıl ki hedef açısından bir milimlik bir sapma bile gösterirse, bu açı giderek büyüyecek ve neticede o füze Ay’a değil başka bir gezegene çarpıp parçalanacaktır.
*
İnsanlığın saadete erebilmesi için; yeryüzünde yan­lışın değil doğrunun, çirkinin değil güzelin, kötülüğün değil iyiliğin, zararlının değil faydalının, zulmün değil adaletin hâkim olması için bütün gücümüzle ve teşki­latlı olarak çalışmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, sömürücü sermayenin ve rantiyecilerin her ay millete hizmet için toplanan vergileri, fakir fukaranın hakkı­nı alıp götürmelerine seyirci kalmış oluruz. Yapılan zulme ve sömürüye farkında olmadan imkân vermiş, dolaylı olarak desteklemiş oluruz. Bu yüzden diyo­ruz ki: “Hakk’ın hâkimiyeti için çalışmamakla, bâtılın hâkimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur.”
*
Aynen bunun gibi, imani ve itikadi konularda başlayacak çok az bir şüphe ve sapma bile, insanı giderek İslam’dan uzaklaştıracak ve bu sapıklık, sonunda sahibini cennete değil, cehenneme taşıyacaktır.”
*
Ayrıca asıl marifet, yük altında ve hizmet esnasında sadık ve sağlam kalabilmektir. Yoksa çay sohbetlerinde ve edebiyat kürsülerinde kahramanlık satmak kolaydır.
*
İslam’ı, “ırkçılık” gibi batıl ve bozuk şeylerle karıştırmak esasına dayanan sentezcilik düşüncesi de, itikadi bir sapıklıktır.
*
Sen namazda 40 defa “Ya Rabbi beni sakın Yahudilerin ve Hristiyanların yoluna saptırma” diyeceksin, ardından selam verdikten sonra gidip “Ben Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokacağım” diyeceksin. Abd ve İsrail ile stratejik ortak olacaksın.
*
Mezheplerin birleştirilmesi fikri de, ırkçılık gibi, bir siyonist şeytan şırıngasıdır ve insanlarımızı ibadet disiplininden ve takva dairesinden koparmayı amaçlamaktadır.
*
Sanayileşmede asıl mühim olan 50 tane makarna fabrikasına sahip olmak değil,o makarna fabrikasını yapacak fabrikaya sahip olmaktır


erbakan facebook sözleri, erbakan resimli mesajlar, erbakan sözleri tweet, milli görüş nedir, necmettin erbakan sözleri yeni, erbakan kimdir, necmettin erbakanın hayatı, erbakan sözleri kısa