Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

DENİZ YILDIZI GİBİ...

30 Kasım 2016 Çarşamba / No Comments
çaresizlik, deniz, deniz kıyısı, deniz yıldızı, resimli mesajlar, resimli sözler, sensizlik, sessizlik, deniz yıldızı canlısı, deniz yıldızı nasıl ürer, deniz yıldızı nasıl beslenir

DENİZ YILDIZI GİBİ...

Kıyıya vuran dalganın getirdiği 
deniz yıldızı gibi;
Sessiz...
Sensiz...
Çaresiz... 
*

DENİZ YILDIZI

Deniz yıldızları genellikle deniz dibinde yaşarlar, 7000 metre derinliğinde yaşayan türleri bulunmaktadır. Yaklaşık yarım milyar yıldır hiç değişmeden soylarını devam ettiren bu canlılar karşısında evrimciler çaresizlik içindedir.

Deniz yıldızlarında hareket, bir kayaya veya başka bir cisme ayakları ile yapışması ve sonra geri çekmesi ile sağlanır ve denizyıldızı bu biçimde yavaşça sürünür.

Günlük yiyecekleri kabuklu deniz hayvanları, karides, kum ve taş gibi birikintilerdir.
çaresizlik, deniz, deniz kıyısı, deniz yıldızı, resimli mesajlar, resimli sözler, sensizlik, sessizlik, deniz yıldızı canlısı, deniz yıldızı nasıl ürer, deniz yıldızı nasıl beslenir

Ophiocoma wendti türündeki denizyıldızı, bir disk şeklindeki gövdesine tutturulmuş 5 kola sahip. Bu kollar sayesinde denizin tabanında rahat bir şekilde hareket edebilir.

Bu organlar canlıya hareket sağlamanın yanı sıra mükemmel bir görme organı olarak da hizmet ediyor. Bu kollar mikrolens dizili bir yüzeye sahipler. Çok sayıdaki lens dört bir yanda olup biten herşeyi görmesini sağlıyor.

Resimdeki 500 milyon yıllık deniz yıldızının da ispatladığı gibi, deniz yıldızları hep deniz yıldızı olarak var olmuşlardır, başka bir canlıdan türememiş, başka bir canlıya dönüşmemişlerdir.

Eğer evrimcilerin iddiaları doğru olsaydı, deniz yıldızları beş yüz milyon yıllık zaman dilimi içinde çoktan başka canlılara dönüşmüş olacak, bu esnada yarı deniz yıldızı yarı başka bir hayvan olan pek çok garip canlının izi, fosil kayıtlarında günümüze kadar gelecekti. Ancak fosil kayıtlarında evrimcilerin bu iddialarının hiçbir delili yoktur.

Bu üstün tasarım bir mimari plan gibidir ve mikroskobik tepeciklerin eğriliğinden, altıgenlere dayalı geometriye kadar tüm hassas dengeler genetik olarak kodlanmıştır.Denizyıldızındaki bu üstün tasarım Allah’ın kusursuz yaratmasının eseridir.




çaresizlik, deniz, deniz kıyısı, deniz yıldızı, resimli mesajlar, resimli sözler, sensizlik, sessizlik, deniz yıldızı canlısı, deniz yıldızı nasıl ürer, deniz yıldızı nasıl beslenir,

ÖLÜM VE SONRASI...

/ No Comments
ahiret, allah, çiçekler, dallar, gül, hakim, hesap günü, mevsimler, otlar, ölüm ve sonrası, resimli mesajlar, resimli sözler, şahit, ölüm sonrası hayat var mı, kuranda ölüm ve sonrası

ÖLÜM

Güller solacak,
Çiçekler kuruyacak,
Otlar sararacak,
Dallar kırılacak,
Güneş batacak,
Gün akşam olacak,
Mevsim kışa dönecek,
Nefesimiz kesilecek,
Yolculuk başlayacak,
Ve sonra...sorulacak...
Hakimin kendisi şahit...
*
ÖLÜM SONRASI HAYAT

Kur'an-ı Kerim'de hem: "Sizden birinize ölüm geldiği vakit, elçilerimiz (meleklerimiz) onun ruhunu alırlar." buyurulmakta, hem:."Allah, nefislerin ölümü zamanında canlarını alır." buyurulmakta, ve hem de: "(Ey Rasûlum, onlara) de ki; sizin canınızı almaya vekil kılınan ölüm meleği (Azrail) canınızı alacak..."  buyurulmaktadır. Buna göre, ölüm meleği,. Allah Teâlâ ve Allah'ın ruhları almakla görevlendirdiği melekler ruh'u almaktadırlar. Bu âyetler arasında var gibi görünen zıtlığı ortadan kaldırmak için âlimler, hadis-i şeriflere müracaat ederek şöyle bir açıklama getirmişlerdir :

     Ölümün gerçek faili Allah Teâlâ'dır. O, hikmeti icabı, ruhları almakla ölüm meleğini (Azrail'i) görevlendirmiştir ve ölüm meleğinin yardımcıları durumunda bir kısım melekler daha bu işte görevlidirler. Buna göre, ölümün başlangıcı olan, ruhun ayaklardan itibaren boğaza kadar çıkarılması işini yukarıdaki birinci âyette işaret olunan ölüm meleğinin yardımcıları yapmakta: gırtlağa gelmiş olan ruhu ise, âyet-i kerimede "Ölüm Meleği" adı verilen Azrail almaktadır. Ölümün hakiki faili ve yaratıcısı ise Allah Teâlâ'dır. Böylece yukarıdaki üç âyet, birbirini desteklemekte ve ölüm fiilinin meydana gelişinde rolü olanları beyan etmektedirler. Aralarında hiçbir te'âruz yoktur. Ölüm meleğinin ruhları alışı, Allah'ın izniyledir. Allah'ın izni olmaksızın bir sivrisineğin canım almaya bile güç yetiremez. Zira meleklerin hür iradeleri olmadığı gibi, emrolunan işleri yapmak için gereken kudreti de kendilerine Allah Teâlâ verir. O'nun emri ve izni olmadan hiçbir şeye güç yetiremezler.

     Ölüm meleğinin yardımcıları, rahmet ve azap meleklerindendir. Bir insan vefat edeceği zaman ölüm meleği ile birlikte rahmet ve azap melekleri de hazır olur. Bunların sayılarının dört, ya da üç rahmet, üç de azap olmak üzere altı olduğunu bildiren rivayetler vardır. Bu melekler eceli gelmiş olan mü'mine güzel surette görünüp rıfk ile. yumuşaklıkla muamele ederler. Ve mü'minin ruhuna: "Çık, ey güzel cesette bulunan doygun ruh. Hamdedici ve Allah'ın rahmetiyle, güzelliklerle müjdelenmiş olarak çık ve Rabbine kavuş." diye hitap ederler. Mü'mine verilen bu müjde ve meleklerin güzel görünüşü, kılıçların vuruşundan daha şiddetli olan ölüm acılarını unutturur ve onu sevince garkeder. Bir hadis-i şerifte ölüm acıları, yünün içinden çekilen dikene teşbih edilerek, dikenin yünden bir şeyler kopardığı gibi, ölümün de mutlaka acılarının olacağına işaret edilmiştir. Şeddâd b. Evs de (v. 41/661) şöyle demiştir: "Ölüm mü'mine dünya ve âhiret musibetlerinin en korkuncudur... Eğer ölülerden biri kalkıp da dünyadakilere ölümü haber verseydi, dünyadan faydalanamaz ve hiç bir şeyden lezzet alamazlardı.  Ölümün şiddetini şöyle bir kıyasla daha iyi anlatmak mümkündür: Bizim bir yerimize bir diken batınca, yahut bir uzvumuz kesilince duyduğumuz acı, o anda oradan canın çekilmesi sebebiyledir. Bunu, bütün uzuvlardan canın çekilmesi anındaki duruma kıyaslarsak ölüm acısının ne kadar şiddetli olacağı daha iyi anlaşılır. Ruh vücudumuzu tedricî olarak terk eder. önce ayaklardan yukarı doğru çekilir, ayaklar soğumağa başlar. Daha sonra ise bacaklar ve daha yukarı kısımlardan çekilir ve gırtlağa gelince artık insanın dünya ile ilgisi kesilir. Dünyayı göremez ve öteki âleme yönelmiş olur.

     Ölüm anında insanın yanına gelen melekler, kâfire son derece korkunç bir surette görünerek şöyle hitap ederler: "Çık, ey habis cesette olan habis ruh. Alçaltılmış olarak ve Cehennemle müjdelenmiş olarak çık." Bu hitap ruhun çıkışına dek sürer. Lafızlarında bazı faklılıklar olsa da manâ yönünden aynı olan rivayetlerde mü'minin ruhunun ölüm meleği tarafından alınır alınmaz hemen yanında bekleyen rahmet meleklerine verileceği ve onlar tarafından yükseltileceği; kâfir ve kötü kimselerin ruhlarının ise bekleyen azap meleklerine teslim edileceği ve kendisine gök kapılarının açılmayacağı haber verilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de işaret olunduğu gibi, ölüm meleğinin ruhu alışı esnasında hazır bulunan rahmet ve azap melekleri birbirlerine "bunun ruhunu kim yükseltecek?" diye sorarlar. Ta ki Allah Teâlâ bunlardan birine o kişinin ruhunu almalarını emredinceye dek. Bu esnada ruh müdrik olarak bakî kaldığından dünya hayatının sona erdiğini ve bedenden ayrıldığım bilir.  Bera' İbn Âzib'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte ruhun cesetten çıkışı ve mezara konuluncaya kadar başından geçen olaylar şöyle anlatılıyor: "Resûlullah (Sav) ile birlikte ensardan bir adamın cenazesine gittik. Kabre vardığımızda mezar henüz kazılmamıştı. Peygamber (Sav) oturdu, biz de yanı başına oturduk. Sessiz duruyorduk. Rasûlullah (Sav) elindeki bir odun parçasıyla toprağı karıştırıyordu. Birden bire başını kaldırdı ve iki ya da üç kere: "Kabir azabından Allah'a sığının!" dedi. Ve sonra şöyle buyurdu: "Mü'min kul dünyadan ayrılmak ve âhirete göçmek üzereyken ona semâdan yüzleri güneş gibi parlak melekler, Cennetten getirdikleri kefen ve kokularla gelip baş ucuna oturur ve şöyle der: Ey iyi ruh, çık ve Allah’ın mağfiretine rızasına kavuş. 

     Kabın ağzından suyun aktığı gibi ruhu çıkar ve onu ölüm meleği alır. Hazır olan melekler, göz açıp kapayıncaya kadar bir zaman içerisinde mü'minin ruhunu ölüm meleğinin elinden alıp, getirdikleri kefen ve güzel kokular içine koyarlar ki, ondan çıkan miskten daha güzel bir koku yeryüzüne yayılır. O ruhu hemen yükseltirler. Rastladıkları her melaike topluluğu bu hoş kokunun ne olduğunu sorarlar. Mü'minin güzel kokulu ruhunu yükselten melekler de onun dünyadaki en güzel isimleriyle falan oğlu falan diye söylerler. Ta ki, dünya semâsına varınca gök kapılarının kendisine açılmasını isterler. Gök kapıları açılır ve yükselirken ta yedinci kat semaya kadar her semada bulunanlar onu daha sonraki en yakın semâya dek uğurlarlar. Böylece yedinci kat semâya gelince Allah Teâlâ: "Kulumun kitabını (dünyada işlemiş olduğu iyi amelleri) İlliyyûn'a, yani Levh-i Mahfuz'un bir kıtasına yazın ve onu yeryüzüne iade edin. Ben Azîmuşşân onları topraktan yarattım. Yine toprağa çevireciğim ve ikinci defa ondan çıkaracağım." buyurur ve melekler ruhu yeryüzüne indirirler. Ceset kabre girdikten sonra da ruh cesede iade olunur...”

      Diğer bir rivayette ise mü'minin ruhunun çıkışı yağdan kıl çekmeye teşbih edilmiş, ve çıkar çıkmaz hazır bulunan rahmet melekleri tarafından İlliyyûn'a götürüleceği haber verilmiştir. Şa'ranî'nin "Muhtasaru't-Tezkire" de naklettiğine göre, İmam Gazzalî'de "Keşfu Ulûmi'l-Âhire" adlı eserinde yukarıdaki Berâ' İbn Âzib hadisindekine yakın bir ifade ile ruhun yedi kat semâya yükseltilişini ve Allah Teâlâ'nın huzuruna çıkarılışını anlatmaktadır. Gazzâlî'nin anlatılışında her gök kapısının açılışında, mü'minin iyi amellerinden bir ya da bir kaçının melekler tarafından medh için zikredileceği de vardır.Dahhâk'tan (v. 105/723), âyeti  için "İnsanlar bedenini teçhiz ederken melekler de ruhunu teçhiz ederler" dediği rivayet edilmiştir.  Ebû Hureyre (v. 57/676) nin Rasûlullah (S) den rivayet ettiği isnadı hasen bir hadis-i şerifte, mü'minin ruhunun rahmet melekleri tarafından semâya yükseltileceği ve orada mü'minlerin ruhlarının yanına götürüleceği haber verilmektedir.

     Mü'minler, yeni gelen ruh sebebiyle çok sevinecekler ve ona hemen dünyadakileri "falan ne yaptı? Filanın durumu nasıl?..." gibi sorularla sormaya başlayacaklar. O esnada onlara: "Arkadaşınızı bırakın istirahat etsin. Çünkü o şiddetli bir geçitte idi." denir. Sonra yine sorularına devam ederler. Sorulanlardan bazıları için: "O öldü. Size gelmedi mi?" deyince: "Ateşe götürüldü." derler. Kâfir Öldüğü zaman ruhundan çok kötü bir koku yayılır ve ruhu kâfirlerin ruhlarının yanma getirilir.

     Ebu Hureyre, kendisinden sahih bir senetle nakledilen sözünde de, mü'minin ruhunun semâya yükseltileceğini ve orada mü'minlerin ruhlarının gelip kendisine dünyadaki tanıdıklarını soracaklarını söylemiştir.

     İstanbul surları dibinde medfun olan Ebû Eyyûb el-Ensarî (v. 51/671) de mü'minin ruhunun yükseltilişini anlatırken rahmet ehlinin kendisini karşılayarak dünyadakileri soracaklarını haber vermektedir. Meşhur hadis ravisi Vehb b. Münebbih (v. 110/728), mü'minlerin ruhlarının gelen mü'mini karşıladıkları ve dünyadan haber sordukları bu makamın yedinci kat semâda Allah tarafından mü'minlerin ruhları için yaratılmış parlak bir yer olduğunu belirtmiştir.

      Yine hadis-i şeriflerde ifade edildiğine göre, kâfir ve günahkâr olanların ölümü anında melekler kendilerine korkunç bir surette görünecek, kendisini azapla müjdeleyecek ve ıslak yünden dikenli demirin çıkarıldığı gibi, zorla ve azap ederek ruhlarım alacak.

     Bu esnada imansızlar çok şiddetli azap ve korku içinde olacak. Ölüm meleği çıkardığı ruhu, yanında Cehennem'den getirdikleri bir ateş parçasıyla bekleyen azap meleklerine teslim edecek. O esnada kâfirin ruhundan çıkan pis koku her tarafa yayılacak. Azap melekleri bu ruhu, dünya semâsına götürüp kapıların açılmasını istedikleri zaman gök kapılan açılmayacak ve ruhu Siccin'e, emsali ruhların yanına götürülüp yaptığı kötülükler oraya yazıldıktan sonra ruh, kabre konan cesedine iade olunur.

     Kur'an-ı Kerim'de bunların hali şu şekilde dile getirilmiştir: "Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara iman etmeyi kibirlerine yediremeyenler (var ya), onlara gök kapıları açılmaz (ruhları göğe yükselmez) ve deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar (yani hiç bir zaman) Cennete giremezler. İşte biz, günahkârlara (müşriklere) böyle ceza veririz."

     Bu konuda mü'min ve kâfirin hallerini anlatan haberler pek çoktur. Burada Ebu Hureyre'den Müslim'in (v. 261/874) rivayet ettiği hadis-i şerifi de zikrederek konuyu noktalayalım. Ebu Hureyre (R), Rasûlullah (S) in şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Mü'minin ruhu çıktığı zaman, onu iki melek karşılayıp alırlar ve yükseklere götürürler." Râvi Hammâd (v. 167/783), müteakiben güzel kokusunu ve miski zikretti, demiştir. Daha sonra Peygamberimiz (Sav): "Ve semâ halkı: "Arz (yeryüzü) tarafından hoş ve güzel bir ruh geldi. Allah sana ve (dünyada iken) imar ede geldiğin cesedine salât eylesin." derler. Müteakiben Aziz ve Celil olan Rabbine götürülür. Sonra: "Bunu ecelin sonuna (yani Sidretü'l-Müntehâ'ya) götürün" buyurulur. Kâfire gelince; onun ruhu çıktığı zaman . Hammâd, pis kokusunu ve laneti de zikretti, dedi semâ ehli, arz tarafından habise bir ruh geldi, derler. Onu ecelin sonuna (yani Siccîn'e) götürün, denilir." Ebu Hureyre: "Rasûlullah (S), hemen üzerinde bulunan ince örtüyü burnuna götürdü de şöylece kapattı." dedi.

     Mü'minin ruhunun burada anlatılan hallerle karşılaşmasının, yıkanıp kefenleninceye kadar sürdüğü ve cesedi kefenlenirken, ruhun da birlikte kefene gireceği bildirilmiştir. Diğer bir rivayette ise, yıkanması esnasında cesedi seyrettiği haber verilmektedir. Bazı rivayetlerde ise kabre konuluncaya ve üzerine toprak atılıncaya dek bir meleğin elinde cesede yapılan muameleyi seyredeceği ve daha sonra kabre konan cesedine döneceği haber verilmiştir ki,  bunların hepsi de mümkün şeylerdir. Çünkü zaman izafidir ve bize göre çok kısa bir zaman hududu içerisinde, Allah'ın mü'minin ruhuna bir çok olayı yaşatması mümkündür. Kâfir ve günahkâr olanlar ise, cesetlerine yapılan muameleyi içinde bulundukları azap durumu ve hasretleri sebebiyle bilemezler. Onlar, kendi başlarına gelecek olanla meşguldurlar.




ahiret, allah, çiçekler, dallar, gül, hakim, hesap günü, mevsimler, otlar, ölüm ve sonrası, resimli mesajlar, resimli sözler, şahit, ölüm sonrası hayat var mı, kuranda ölüm ve sonrası

MUTLUYUM ÇÜNKÜ...

29 Kasım 2016 Salı / No Comments
hayata dair, hz.mevlana, mevlana mesajları, mevlana sözleri, misafir, mutluluk nedir, mutluluk felsefe, nasıl mutlu olunur, resimli mesajlar, resimli sözler,

Mutluyum çünkü;

Yol yakınken dönüşlerim var.
Huzuruma şaşırmayın çünkü;
Yarı yolda duranlardan,
koşar adım gitmişliğim var.
Kızmayın aşktan caymışlığıma;
Benim karşıdan tanımama gibi bir özrüm var . 
Gelsin hayat bildiği gibi , 
elinde ne varsa hayata dair, 
Ötesi hiç bir şey ya da vesair.
Gerisi misafir...
*
MUTLULUK NEDİR?

Mutluluk ; yaşamımızın temel amacıdır. Tüm çabalarımız onun içindir. Yemek yemek, gezmek, eğlenmek, para kazanmak, arkadaşlarla olmak, ibadet etmek, bir amaç için çabalamak, kendimizi geliştirmek vs. tümünün altında bize verdiği mutluluk vardır. Sadece olumlu davranışlar değil, olumsuz davranışlar ve yaşantılar da mutluluk amacına hizmet eder. Taziye  görevini yerine getirmek,hastaya bakmak, inancı ya da düşüncesi için zorluklara katlanmak vb. gibi.

  Davranışlarımızdan bazıları doğrudan bazıları ise dolaylı olarak bizi mutlu eder.   Güzel bir yemek yemek direkt mutlu ederken, bir insana yardım etmek ise sorumluluk duygumuzun tatmin edilmesi nedeniyle dolaylı mutlu eder.

Mutlu olmak isterken hayatın gerçekleri acı tarafları da göz ardı edilmemeli. Sadece olumlu duyguya odaklanan kişi, hayatın yapısı gereği karşılaşacağı her olumsuz durumda kaçmayı veya yok saymayı deneyecektir. Oysa yok sayarak veya kaçarak hayatı yaşamak mümkün değildir.

Çağımızda mutluluk, görsellik ve maddiyatla çok ilişkilendirilir oldu. Çok para kazanmak, güzel yemekler, güzel arabalar, güzel ilişkiler, konforlu yaşam, her türlü imkana sahip olmak  vb gibi unsurlar mutluluğun kaynağı gibi görülmektedir. Oysa bunlar mutlu eden değil, bizi mutluluğa götüren araçlardır. Bunlar elbette mutlulukta etkin paya sahiptir. Ama bunlara ulaştıktan sonra hep mutlu kalacağımızın garantisi yok. Mutsuz olan birine “araban,evin,maaşın, vs imkanların var halen neden mutsuzsun” diyemezsiniz. Bunun yanı sıra sınırlı geliri olan insanlarında mutsuz olduğu iddia edilemez.

Para mutluluk için gereklidir. Ama salatanın tek bileşeninin maydanoz olmadığı gibi,yaşamdaki tek mutluluk kaynağı da para değildir. Sadece  para, yaşamı tüm yönleriyle mutlu etmeye yetmez.

Mutluluğun parayla ilişkisi doğru orantılı değildir. Para size, mutlu olmak için imkan, güvenlik, sağlık ve konfor verir. Paranın bir noktadan sonra mutlu etmesi mümkün olmaz. istediğiniz kadar, aktivitelere katılın,  harcayın,yiyin,için,gezin. Aslında bunların tümü hayattaki mutluluğu arama çabasının denemeleridir. Oysa sizin bunlardan al(ama)dığınızı, evinde oturup çekirdek çıtlatan kişi de alabilir.

Haz ; mutluluk değil, ona götüren bir araçtır.  içsel olarak mutluysanız hazlarınız keyif verir. Aktiviteye, “beni mutlu etsin” diye anlam yükleyip mutlu olmayı  beklerseniz, bu zoraki bir mutluluk oyununa dönüşür. Günün her saatinde kendinizi meşgul edecek  şeylerle uğraşır durursunuz. Bu ise hem mümkün değil, hem de yorucu. Durduğunuz an, kendinizi kötü hisseder ,dibe vurursunuz.

Esas olan  huzurdur. Hayatınızdaki eksiklik duygusunun nedenini bulursanız ve onu çözmeye çalışırsanız huzur kapısı açılır. Aksi takdirde zamanınızı  günlük hazlar ile doldurmaya ve olumsuz  duygular yaşamamak için geçiştirmelere başvurursunuz.

Koşturmayı bırakıp, ben neyi arıyorum diyebilmeliyiz. Bunun  için de hayatımıza kısa ve uzun vadeli planlar, hedefler  koymalı aynı zamanda nasıl bir prensip içinde yaşamak istediğimizin sınırlarını çizmeliyiz.

            Aristo’ya göre “Mutluluk, insan yaşamının biricik amacıdır. Hayatımız boyunca harcadığımız tüm çabalar mutlu olmak içindir ve mutluluk, ancak erdeme ve kusursuz bir karaktere ulaşarak yakalanabilir.  Kişi ancak hayatının bütününü soylu bir biçimde yaşarsa mutlu olabilir.”

Epikür göre : Mutlu olmak için insanın üç şeye ihtiyacı vardır: “Dostluk, Özgürlük ve Düşünmek.”

Descartes, mutluluğu  “bir ruh memnunluğu ve iç hoşnutluğu” olarak tanımlar. Descartes'a göre mutluluk erdeme, erdem de aklın iyi kullanılmasına bağlıdır.

Nörolog Nancy Etcoff beynimizin evrimsel olarak mutluluk ve acıyı azaltmaya odaklı olduğunu söyler.  Şekerli şeylerin tadını doğuştan sevmemiz ve acı olanları da reddetmemiz, mutluluk arayışının içgüdüsel olduğu görüşünü destekler niteliktedir.

Mutluluk,  var olan yaşamınızı öncelikle kabullenebilmekle başlar. Yani gerçekçi olmakla başlar. Bu kabullenmek, pes etmek değil, gerçeği görmektir.Yok saymak  ya da yakınmak, değiştirme gücünüzü elinizden alır. Sizi kaderciliğe sürükler.

Uçurumları sevenin kanatları olmalı (nietzsche).

Mutluluk öğrenilir. Çünkü insanlar, mutluluğu da mutsuzluğu da yaşadığı doğup büyüdüğü aile ve toplum içinde öğrenir.  Ailede hep yakınan, şikayetçi, mutsuz, hayattan zevk almayan birinin olması, ayrıca bunun  ebeveyn olması halinde bu ailenin çocukları, mutsuzluğu bir hayat şekli ve  hayatın kendisi sanırlar. Ailenin liderleri olan anne-baba, çocukların ruhsal durumlarının da kaptanlarıdır. Çocuklardaki ruhsal ve davranışsal tepkiler ise ailenin termometresidir.

Mutluluk, bir duygudur. Bir duygunun oluşumu ise düşünce şeklimizdir. Çünkü insan, nasıl düşünürse öyle hisseder.

Mutluluk, düşünce şeklidir. Düşünen için düşündüğü gibi yaşamak, düşünmeyen için yaşadığı gibi düşünmektir. Hayatımıza nasıl mutluluk katacağımızı zihnimizde çizdiğimiz harita ile belirleriz. Yani hedeflerimiz, amaçlarımız, yaşamı anlamlandırma şeklimiz düşünce olup bizi harekete geçiren güçtür. “Ben artık şöyle yaşayacağım, bundan sonra bu şekilde davranacağım” gibi kararlar zihinsel süreçlerin ürünüdür.  Sonuçta insan, inandığı bir şeyi sürekli şekilde yaşar. Yani inandığımız gibi yaşarız.

Mutluluk, zihinde başlar. Hayattaki olumlu ve pozitif noktaları görebilmektir. Klasik yarı dolu yarı boş bardak örneğinde olduğu gibi gerçekliklerdeki olumlu noktaları görmek gerekir.

Mutluluk, bağımlı kalmadan ama bağlı kalmaktır.

Mutluluk yetinmektir,  var olanın kıymetini bilmektir. Olması gerekene değil, olana odaklanmaktır. Sahip olduğunuz şeylerle çok mutlu olacak  o kadar çok insan var ki.

Mutluluk,  bakış açısı sonucudur. Var olan yaşam içindeki olumlu yönleri görmek, fark etmek ve onları bir artı olarak kabul etmektir.

Mutluluk, kimseye muhtaç olmamak için çabalamaktır. Eğer hayatınızı kimseye muhtaç olmamak  için  çabalıyorsanız hem süreçte hem de sonuçta mutlu sizsiniz.

Mutluluk, sağlıklı olmaktır. Aslında herşey kazanılır, acısı geçer veya azalır ama sağlık kaçan tren gibidir.  Sağlıklı iseniz, siz inanmasanız bile mutlusunuz.

Mutluluk, hayatın farkında olmaktır. Yaşamın her saniyesi mutlu hissetmek için vardır.

Mutluluk çalışmak ve sevmektir (Freud).  Hem çalışır hem de sevgi dolu iseniz sizi kimse yıkamaz.  Çalışmak, belirli saatlerde belirli bir işi para kazanmak için yapmak anlamında olan çalışmak değil, kendine ve insanlığa bir şeyler katmak ,kazandırmak anlamında bir çalışmadır ve severek yapılması sonucunda insanı mutluluğa götüren bir aktiviteye dönüşür. Sevmek duygusu evrende mutlak bir güçtür ve” insanda her şeyle baş edebilirim” duygusu uyandırır. Severek yapılan iş, severek yürütülen ilişki vs. durumlar kişilere mutluluk kapılarını açar.

Mutluluk; realist bakıp, pozitif görmektir. Yaşamın gerçeklerini göz ardı etmeden içinde bulunduğumuz durumun olumlu ve öğretici taraflarını yakalamak bizi olgunlaştıracak ve mutlu edecektir.

Mutluluk, üretmektir. Yaşamı üretmeden, kendini geliştirmeden yaşamak mutsuzluğa neden olur. Sonbaharda dökülen yapraklar üretkenliğin bitişi gibi düşünüldüğünde doğada ve insanlarda bir hüzün meydana gelir,oysa ilkbaharla yeşeren doğa üretkenliği simgeler ve insanlarda neşe ve yaşama duygusu ortaya çıkarır. O halde üretmek ve bunu paylaşmak mutluluk sebebidir. (emeklilerin depresyonu ve mutsuzlukları da artık üretmeyecekleri ve işe yaramayacakları hissinden kaynaklanır.)

Mutluluk, aidiyettir. Kendini bir yere ait hissedebilmektir.

Mutluluk, kendin olabilmektir. Maskesiz ve rolsüz.

Mutluluk, sevebilmek ve karşılığında sevilmektir.

Mutluluk, ibadettir. İnandığın değerler için bir şey yapmaktır.

Mutluluk, güvendir. 




hayata dair, hz.mevlana, mevlana mesajları, mevlana sözleri, misafir, mutluluk nedir, mutluluk felsefe, nasıl mutlu olunur, resimli mesajlar, resimli sözler, 

ALLAH KERİM!

/ No Comments
allah kerim, derin yara, dil, diller, hz.mevlana, kerim nedir, kerim anlamı, kerim ne demek, mevlana, mevlana mesajları, mevlana sözleri, resimli mesajlar, sükut, sükutun dili, yar, yara,

ALLAH KERİM'DİR

Sükut bürünmüşse dillere,
Yara derindir.
Yara derinse, Allah Kerim 'dir. 
*
KERİM NE DEMEKTİR?

Kerim; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.
Allah'ın adlarından biri, Soylu, Eli açık, cömert, Kerim isminin anlamı, Kerim ne demek:

Erkek ismi olarak; Cömert, eli açık. Ulu, büyük.

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Sinop ili, Dikmen ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kerim hakkında bilgiler:

Kerîm (Arapça الكريم), İslam'da bir kavram olan ve Kur'an'da geçen Allah'ın 99 adından biridir.

Kerîm, cömert, kerem sâhibi; muktedirken affeden, cömertlik duygusunu veren, va'dini yerine getirendir. Çok ikrâm edici, kerîmi olan demektir.

Kerim ile ilgili Cümleler

Müslümanların kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.
Kur'ân-ı Kerîm'i anlıyorsun, değil mi?
"Bu defterler kimin?" "Kerim'in."
1933 yılında, Türkiye güzeli olarak Belçika'nın Spa kentinde yapılan Uluslararası Güzellik Yarışması'na katılan Keriman Halis, Dünya Güzeli seçildi.
Kerim anlamı, tanımı:
Cömert : Verimli. Para ve malını esirgemeden veren, eli açık, selek, semih, ahi, bonkör.

Kerime : Kız evlat.

Soylu : Saygı uyandıran, yücelik taşıyan. Soyu iyi nitelikli olan, iyi cins soydan gelen (at vb.). Doğuştan veya hükümdar buyruğuyla, bazı ayrıcalıklara sahip olan ve özel unvanlar taşıyan (kimse), asaletli, asil, kerim. İyi tanınmış, köklü bir aileden gelen (kimse), necip, kişizade, asil.

İslam : Müslümanlık.

Kavram : Karın zarı, periton. Tutam, avuç dolusu. Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı, mefhum, fehva, konsept, nosyon. Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım, mefhum, konsept, nosyon.

Kerem : Soyluluk, ululuk, büyüklük, asalet. Bağış olarak verme, iyilik, cömertlik, eli açıklık, lütuf.

Muktedir : Erkli.

Cömertlik : Cömert olma durumu, eli açıklık, ahilik, semahat, mürüvvet.

Duygu : Duyularla algılama, his. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Önsezi.

Açık : Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Engelsiz, serbest. Belli bir yerin biraz uzağı. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Örtüsüz, çıplak. Boş. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Belirgin bir biçimde. Kolay anlaşılır, vazıh. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Aralığı çok.

Biri : Bilinmeyen bir kimse. Bir tanesi.

Keriman : 5. Bir kız ismi olarak anlamı; Eli açıklar, cömertler.

Kerimcek : Bulgur yapılan eldeğirmeninin taşları arasına konan yassı, ortası delik ağaç parçası.

Kerimek : Kadın yaşlanmak.

Kerimeti kısmak : Nazlanmak.

Kerimhan : 3. Bir erkek ismi olarak anlamı; Eli açık, cömert hükümdar.

Kerimler : Denizli şehrinde, Güney ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. İçel ilinde, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. İçel şehrinde, Tarsus ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Zonguldak kenti, Perşembe bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kerimli : Kahramanmaraş kenti, Yenicekale bucağına bağlı bir bölge. Malatya ilinde, Balaban nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Osmaniye şehrinde, Kadirli ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kerimmümin : Sivas şehri, Yıldızeli ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kerimoğlu : Amasya ili, Suluova ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Sivas ili, İmranlı ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kerimti : Tırpan

Diğer dillerde Kerim anlamı nedir?

İngilizce'de Kerim ne demek? : adj. gracious

Almanca'da Kerim : gnädig

Rusça'da Kerim : adj. благородный, знатный, милостивый



allah kerim, derin yara, dil, diller, hz.mevlana, kerim nedir, kerim anlamı, kerim ne demek, mevlana, mevlana mesajları, mevlana sözleri, resimli mesajlar, sükut, sükutun dili, yar, yara, kerim ingilizce

GAFLET NEDİR? NASIL KURTULUNUR?

/ No Comments
atasözleri, deyimler, hz.mevlana, kazanmak için ne yapılmalı, mevlana mesajları, mevlana sözleri, ne ekersen onu biçersin, resimli mesajlar, resimli sözler, gaflet nedir, gafletten nasıl kurtulunur
GAFLET

Eden kendine eder.
Yapan bulur ve çeker,
Unutma ki; 
Kazanmak koca bir ömür ister,
Kaybetmek içinse;
Bir anlık gaflet yeter...
Kesin olan; Eden bulur.
*
GAFLET NEDİR?
Gaflet, ahlâk ve tasavvuf terimi olarak, dünya veya âhiret hayatı için gerekli olan bir şeyin önemini kavrayamama halidir.

Sözlükte "terketmek, önemsememek" anlamında masdar ve "dalgınlık, dikkatsizlik, yanılma, ihmal" mânasında isim olan gaflet kelimesi, "bir şeyin gerekliliği ortada iken bunun idrak edilememesi", "nefsin kendi arzusuna uyması, zamanın boş geçirilmesi" "yeterince uyanık ve dikkatli davranılmadığı için insana arız olan yanılgı hali" gibi manalara gelmektedir. (bk. et-Ta'rîfât, el-Müfredât Ğ-F-L md)

Dini bir terim olarak gaflet; en mühim vazife olan Cenab-ı Hakk'a itaat ve ibadeti terk edip, önemsiz ve kıymetsiz şeylerle uğraşmak ve nefsine ve hevesâtına tâbi olarak Allah’ı ve ahireti unutmak anlamına geliyor.

Buna göre, gerçek görevlerini unutma haline gaflet denir. Gaflet uykusuna dalanlar, ömür sermayelerini iyi değerlendiremezler. Kâinata ve onda cereyan eden olaylara gaflet ile bakanlar, gerçekleri göremezler.

Suyun buhar, sıvı ve buz halleri olması gibi, gafletin de dereceleri vardır. İnsan dünyaya daldıkça gaflet kalınlaşır, âdeta bir buz dağına dönüşür.

Dünyanın fani işlerine dalmak, gafleti artırır ve kalınlaştırır. Fikri harekete geçiren, Allah’ı, ahireti, ibadeti hatırlatan sohbetlere katılmak veya bunlardan bahseden eserleri dikkatle okumak ise gafleti dağıtır.

Kur'ân-ı Kerîm'de maddî ve manevî menfaatlerini bilen insanlara "zâkir" ve "ehl-i zikir", bundan habersiz olanlara da "gafil" denilmiştir. Gaflet "unutma ve yanılma" manasını da taşımakla birlikte, aslında bu iki kavramdan farklıdır. Bir şeyi bile bile terketmek gaflet; bilmeden terketmek ise unutmaktır.

Kur'an, hayvanlardan daha aşağı seviyede bulunan ve kalpleri mühürlü olanları gafil diye niteler (A'râf, 7/179) ve müminlerden gafil olmamalarını isteyerek (A'râf, 7/205) Allah'ın âyetlerinden gafil olanların cehennemlik olduklarını bildirir. (A'râf, 7/146; Yûnus, 10/7-8) Gaflet içinde bulunanlar âhirette pişmanlık duyacaklardır. (Enbiyâ, 21/97)

Gaflet kelimesi Kur'an'da "habersiz olma" mânasında da kullanılmıştır (Yûsuf, 12/3; Kâf, 50/22) ve Allah'ın gafil (olup bitenlerden habersiz) olmadığı hususuna sık sık dikkat çekilmiştir. (Meselâ Bakara 2/74, 85, 140, 144, 149)

Hadislerde de insanların Allah'tan, onun zikrinden ve âyetlerinden gafil olmamaları istenmiş, gafil kalple yapılan duanın tam ve mükemmel bir dua olmadığı belirtilmiştir. (Müsned, 2/177; Tirmizî, Daavat, 65)

Zâhid ve sufîler gaflet konusu üzerinde önemle durmuşlardır.

İbn Ebü'l-Havârî gafleti "en büyük musibet ve kasvet" olarak tanımlar. Ona göre en derin uyku gaflet uykusudur. Gaflet olmasaydı insan nefsinin arzularına kul olmazdı.

Cüneyd-i Bağdadî, Allah'tan gafil olmanın ateşe girmekten daha zor olduğunu söyler.

Ebû Ca'fer Sinan'a göre bir insanın işlediği günahtan tövbe etmesi gerektiğinden gafil olması, o günahı işlemesinden daha kötüdür.

Kalbin gaflet içinde bulunmamasını isteyen Dârânî'ye göre gafleti kalpten kovmanın tek yolu Allah korkusudur.

İbn Mesrûk ise gafletle cehalet arasında bir ilgi kurarak cehaletin gaflete yol açtığını söyler.

Sûfîlerin tehlikeli buldukları gaflet, insana ibadeti ve kulluğu unutturan veya kalp huzuruyla dinî görevleri yerine getirmesine engel olan gaflettir.

Gafletin çok mertebe ve dereceleri vardır. Küfür bir gaflet-i mutlaka olduğu gibi ibadetlerdeki eksiklikler de bir gaflettir. Bu yüzden gaflet sadece küfür ve fısk ile sınırlı bir kavram değildir. Marifetin zirvesinde olan asfiyalar bile gafletten şikayet edip, o hallerine tövbe etmişler. İmanın yoğunluğunda bile gafletler bulunabilir. Hatta manevi terakki yolunda bir alt makam bir üst makama nispetle gaflet telakki edilmiştir.

Küfür, gafletin en koyu ve en kesif halidir. Bütün kainat Allah’a ve ahirete güneş gibi parlak birer delil de olsalar -nitekim öyledir- küfrün kesif ve koyu girdabında sönükleşip kaybolurlar. Küfür gafletinin bu koyu ve kesif halini ancak ve ancak hidayet ve iman ışığı yırtabilir ki, burada yine iş, insanın irade ve isteğine bakıyor. Yani insan, iradesini hidayet ve imandan yana sarf etmedikçe, gaflet sarmalından kendini kurtaramaz.

Gaflet öyle sinsi bir hastalıktır ki, hidayet ve iman sahasında da varlığını devam ettiriyor. İman etmiş birisi imanın yoğunluğunu ve aktifliğini her daim hissedip yaşayamıyor. İman etmiş ama imanın tadını, kokusunu alamıyor. Bunun yegane sebebi gaflettir.

Evet, gaflet imanın tesirini kırıp, imanı kalbin derinliğine hapseden zehirli ve fark edilmeyen sinsi bir düşmandır. Bu düşman uzun vadeli hesaplar yapar, hedefi, imanı kalpten atmaktır. Günahlar gafletin sivri başlarıdır. Nasıl ciğerdeki sinsi bir hastalık deride çıban şeklinde tezahür ediyor ise, gaflet de günah ve fısk şeklinde tezahür ediyor. Günahlar gafletin sinsi ve tehlikeli meyveleridir. Gaflet tövbe ve tefekkür ile imha edilmez ise, neticesi Allah korusun çok tehlikeli olabilir.

Gafleti besleyip büyüten; ülfet, ünsiyet, dünyevi meşgale, iman zayıflığı gibi şeylerdir. Bunlar kökten tedavi edilmedikçe, gaflet kanseri de tedavi edilemez.

Gafletin en büyük ilacı ve zıddı ise, huşu ve huzurdur. Huşu ve huzur Allah’ın huzurunda olduğunu idrak edip ona göre hareket etmek anlamındadır.

Allah’ın huzurunda olduğunu sürekli akılda ve zinde tutmanın tek yolu, her şeyde ona açılan marifet pencerelerini görebilmek ve okuyabilmek ile mümkündür. Yani bir çiçeğe, bir böceğe, bir yıldıza baktığımız zaman, Allah’ın isim ve sıfatlarını o şeylerde görebiliyor isek, o zaman her şey bize onu hatırlatır ve onu gösterir.

İşte bu manaya huzuru İlahide meleke kesbetme deniyor. Yani sürekli onun huzurunda olduğumuzu akılda ve zinde tutmamız demektir. Işık nasıl karanlığın düşmanı ise, huşu ve huzur da gafletin düşmanıdır.

Böyle bir huzur ve meleke ancak sağlam ve tahkiki bir iman ile kazanılır.





atasözleri, deyimler, ödev notları, kazanmak için ne yapılmalı, mevlana mesajları, mevlana sözleri, ne ekersen onu biçersin, resimli mesajlar, resimli sözler, gaflet nedir, gafletten nasıl kurtulunur

MÜPTELA SÖZLER

/ No Comments
mevlana mesajları, mevlana sözleri, nefis, nefse hakim olmak, nefse uymak, nefsin arzu ve istekleri, resimli mesajlar, resimli sözler, müptela sözler, damar sözler, altın sözler, adam gibi sözler

VE YİNE AŞK 

Aşk, nefsin kölesi olmak değildir.
Aşk, nefse hakim olmaktır.
Aşk, nefse uymak değildir.
Aşk, nefse sınır koymaktır.
Aşk, nefsinden korkanların değil.
Aşk, nefsine hakim olan yiğitlerin işidir.

*

MÜPTELA SÖZLER

- MaI Kaybeden Bir Şey Kaybetmiştir , Şerefini Kaybeden Birçok Şey Kaybetmiştir , Fakat Cesaretini Kaybeden Her Şeyini Kaybetmiştir . . .
*
- Hayatı Kurallarıyla Yaşarsan Ezilirsin , Kendi Kurallarınla Yaşarsan Ezersin . . .
*
- Ölüm Gibidir Sadakat ; Bir Kere Çizgiyi Geçtin mi , Geri Dönüş Yoktur . . .
*
- Bir Kaç Yumruk Yiyip Camdan Yapılma Olmadığını Anladığınızda , Sınırlarınızı Zorlamadan Yaşadığınızı Hissedemezsiniz . . .
*
- Şahsiyeti Olmayan Hiç Kimseyle , Şahsi Bir Meselem Olamaz . . .
*
- Hayal Ettiğiniz İnsan Olmaya Çalışmak , İçinizdeki İnsanı Harcamaktır . . .
*
- Diri Tutun Kininizi Öfkenizi ! Dosta Güven , Düşmana Korku . . .
*
- Benim Denizimde Martı Olmayanın , Kimin Çöplüğünde Karga Olduğu Beni İlgilendirmez . . .
- Kendi Küllerimden , Dirildim Yeniden . . .
*
- Korkularını Yenemeyen , Umudunu Kaybeder . . .
*
- Paslanacağımıza , Yıpranalım . . .
*
- Elindeki Kibrit ; Geçmişe Ateş , Yarına Işık Olacaksa , Yak Gitsin . . .
*
- Bazı İnsanlar Sahip Olmadıkları Kalitenin , Ait Olmadıkları Kişiliğin , Ve Yaşayamadıkları Her Şeyin Reklamını İyi Yaparlar . . 
*.
- Aslında Ne Güzel Şeydir İnsanın İnsana Yanması Sevgili . . .
*
- Zaman Bile Üstesinden Gelemez , Öyle İmkansız Bazı Şeyler . . .
*
- Herkesin Niyeti İyiyse ; Biz Kötüyü Kimden Gördük . . .
*
- Dilinizden Düşürmediğiniz Adamlığınızı İcraata Geçirin Artık . . .
*
- Herkes Taşıdığı Yürek Kadardır , Yüreğini Bozan Kendini Bozar . . .
*
- Kazanmak İçin , Bazılarını Kaybetmem Gerektiğini Anladım . . .
*
- İnandığım Doğrular Hala Değişmedi, Ama İnandığım İnsanlar Değişti . . .
*
- Ben Senin İçin Boşa Kürek Çektiğimi , Sen Bir Başka Gemiye Bindiğinde Anladım . . .
*
- Sevdiğimi Sandığınız Şeyleri Gerçekten Sevmiş Olsaydım ; Şuan O Şey Sizin Olmazdı . . .
*
- Bazıları Yavaş Yürür , Ama Asla Geri Adım Atmaz . . .
*
- Sevin , Affedin , Yaşamak İstediğiniz Her Şeyi Yaşayın Ertelemeyin , Ölümün Olduğunu Ve Her Nefesin Bir Gün Son Bulacağını Unutmayın . . .
*
- Hayat Sana Her Zaman İkinci Şansı Verir , Adına Yarın Denir . . .
*
- Kimseyi düşman görmedim ama yapılanların hepsi aklımda.
*
- Herkesin hayatında mutlaka her anında yanında aradığı ama bu saatten sonra da asla yan yana olamayacağı insanlar var.
*
- Paranın Önemi Yok Demeyin , Hanginiz Sokak Çocuğuna Aşık Oldunuz ?
*
- Yıllardır Profesyonel Küfürbazım . Ama Sana Ne Diyeceğimi Şaşırdım . . !
*
- Gidene GİTME Demeyeceksin ! Gelmişine Geçmişine Yol Vereceksin . . !
*
- Hakkın Olanı Almak İçin , Haklı Olman Yetmez Çoğu Zaman . . .
*
- Küçük Ayrıntıların Yarattığı Büyük Boşlukların İçine Düştük . . .
*
- Düşmanım Olman İçin , Önce Bir Duruşun Olması Lazım . .
*
- Sürekli Eksik Olan Bir Süre Sonra Gerekli de Olmaz . . .
*
- Sizin Kafanızdaki 40 Tilki Bizim Kafamızdaki 1 Topal Tavşanı Yakalayamaz Diyenler ; O Tavşanı Biz Topal Bıraktık Haberiniz Yok . . .
*
- Dürüstlüğün Altına Her Yürek Girer , Fakat Sadece Karakteri Olan Kaldırabilir . . .
*
- Ay Işığı Hep Oradadır , Lakin Dünyan Kararmadan Göremezsin . . .






mevlana mesajları, mevlana sözleri, nefis, nefse hakim olmak, nefse uymak, nefsin arzu ve istekleri, resimli mesajlar, resimli sözler, müptela sözler, damar sözler, altın sözler, adam gibi sözler

HİÇ!

28 Kasım 2016 Pazartesi / No Comments
alem, alemin kralı, allah, altın sözler, aşk, en güzel sözler, hiç, hiç olmak, hz.mevlana, kral, kul olmak, kül olmak, mevlana mesajları, mevlana sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler, sultan, yanmak,

HİÇ!
Hiç olmak, çok şey olmaktır.
Hiç olmak, her şey olmaktır.
Hiç olmak, her yerde var olmaktır.
Hiç olmak, aleme kral olmaktır.
Hiç olmak, gönüllere sultan olmaktır.
Hiç olmak, en güzele yar olmaktır.
Hiç olmak, aşkta zirve olmaktır.
Hiç olmak, yanıp kül olmaktır.
Hiç olmak, Allah'a kul olmaktır...Acer



alem, alemin kralı, allah, altın sözler, aşk, en güzel sözler, hiç, hiç olmak, hz.mevlana, kral, kul olmak, kül olmak, mevlana mesajları, mevlana sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler, sultan, yanmak, 

AMİN'LER BOŞA DEĞİL

/ No Comments
allah, aminler, dua vakti, gayb alemi, hakkımızda, hayırlı, hz. mevlana, kabul olan dualar, mevlana, mevlana mesajlar, mevlana sözler, resimli mesajlar, resimli sözler, vakit,

AMİN'LER BOŞA DEĞİL

Vakti var, Amin'ler boşa değil...
Dua ve aminler boşa gitmez.
Boşlukta kaybolmaz.
Sahibine ulaşır.
Ya hemen kabul olur,
Ya kabul olmaz,
Ya da vakti vardır.
Kabul olan da, olmayan da, vaktini bekleyen de hayırlıdır.
Hayrı ve şerri bilen onu tayin eder.
Duamızı 'Hakkımızda hayırlı olanı' diye ederiz.
Hayırlı olan doğru olandır.
Gaybi bilen onu doğru bilendir.
Dua et, kapısını çal, kapının tokmağına edeple dokun...
Ama haddi aşma, karışma...Acer



allah, aminler, dua vakti, gayb alemi, hakkımızda, hayırlı, hz. mevlana, kabul olan dualar, mevlana, mevlana mesajlar, mevlana sözler, resimli mesajlar, resimli sözler, vakit,

AŞK YARASI

/ No Comments
aşk şiirleri, aşk yarası, hoşnut olmak, hüzünlü aşk, hz.mevlana,  mevlana sözler, resimli mesajlar, resimli sözler, yürek yangını, yürek yarası, aşk yarası şiirleri, aşk yarası şiiri abdurrahim karakoç

AŞK YARASI

Hüzün, taze tutar aşk yarasını.
Yaramdan da hoşum, yarimden de...Hz.Mevlana
Aşk güzeldir ama yaralar yüreği.
Hüzünlenir gönül, yarası kanar.
Aşkından da vazgeçemez.
Vazgeçen aşık değildir, olamaz.
Aşk, vazgeçmemektir, terketmemektir.
Aşk hüznü yarayı taze tutar, unutturmaz.
Aşk unutmamaktır.
Unutan aşık değildir.
Kanasa da yarası, aşığın gönlü hoşnut.
Aşk, hoşnut olmaktır.
Hoşnut olmayan aşık değildir.
Aşk, kabullenmektir.
Kabullenmeyen aşık değildir
Aşk yanmaktır, yüreği kor olmaktır.
Yanmayan, yüreği kor olmayan aşık değildir...Acer

*

AŞK YARASI

Yüreğimden aşk kurşunu yedim ben 
Doktor ağlar, merhem ağlar yarama. 
Dilekçemi gökyüzüne verdim ben 
Yağmur ağlar, meltem ağlar yarama.

Gözyaşları kiripiklere dizilir 
Damla damla yanaklara süzülür 
Ruh röntgenim duygulara çizilir 
Zülüf ağlar, perçem ağlar yarama.

Yazan kalem kesin yazmış fermanı 
Kimse sorsam ''yoktur'' diyor dermanı 
Anlatsam çıldırtır dağı - ormanı 
Yangın ağlar, deprem ağlar yarama.

Aşk yarası ilaç kabul etmezmiş 
Bir gelirse daha dönüp gitmezmiş 
Tıb ilminin aklı fikri yetmezmiş 
Hatip ağlar, ebkem ağlar yarama...

25 Eylül 1997/Yasaklı Rüyalar

Abdurrahim Karakoç

*

AŞK YARASI

şimdi sen yoksun ya kan ağlıyor gözlerim,
gidiyorsun ya ağlamaklı sözlerim,
bir yıldız kaydı gökyüzünden kalbimin ortasına kanadı kırık bir kuş misali kaldım yine sensizlikle,yorgun düştü bedenim,
ruhsuzlaştı her yerim...

kamadı artık korku diye bir şey,
hayatın kahpeliğiymiş aşk denilen şey...
hiç bir şeyim kalmadı artık yolunu gözlediğim,sevgisini beklediğim,yolunda titrediğim,belki belki ben de severim dediğim...

yoksullukmuş sevmelerim,aşk dediklerim,
uğruna ölümü bile hayat bildiğim...
zamanıdır dostlar,şimdi hayata inat bir kadeh,bir kadeh daha içelim,
içtikçe gerçekleri görelim ümitsizliği yitirip,
son bir kez daha hayata merhaba diyelim..

şuh bir kahkaha atmak geliyor içimden, doğru bilidiğim her şeye inat ayakta durduğum,yorunluğumu bile unuttuğum,sebepsizce sararıp solduğum,
en zor olanın yaşarken ölmek olduğunun...

bir ruhun ona bahşedilenden fazlasını yapamaması kadar yakıcı,insanlığın kendini yitirmesi,tüm yanlışları doğru bilmesi,aslında yaşarken ölmesi kadar üzücü,kırıcı ve imansız olanı beklemek gibi,sonsuz ümidi biriktirmekmiş aşk...

içime akan gözyaşlarımdı sevmelerim,
onun için yanıp tutuşmalarım,
onsuz asla yapamam dediklerim,ruhumu bahşettiklerim,sonsuzu istediklerim,yaşamayı bile reddetmelerim.
gitme dur demek bile artık anlamsız,
cansız bir bedende,umutsuz bir ruhla yaşamaya çalışmak bile imkansız...

kızgın değilim,kırgın değilim beni seven dostlarıma,bana yoldaş olanlara,benim için zor anlar yaşayanlara,ama yinede seviyorum beni sevmeyen ruhları,bana bir yumruk daha atmış olanları,içinde az da olsa iyilik olanları,ölmeyide yaşamak kadar çoşkuyla karşılayanları.

Mustafa Gündoğan

*



aşk şiirleri, aşk yarası, hoşnut olmak, hüzünlü aşk, acer sözleri, mevlana sözler, resimli mesajlar, resimli sözler, yürek yangını, yürek yarası, aşk yarası şiirleri, aşk yarası şiiri abdurrahim karakoç

HZ.MEVLANA'NIN VASİYETİ

/ No Comments
hz.mevlana, mevlana, mevlananın hayatı, mevlananın sözleri, mevlananın vasiyeti, resimli mesaj, resimli sözler,

VASİYET

Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.
"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"



hz.mevlana, mevlana, mevlananın hayatı, mevlananın sözleri, mevlananın vasiyeti, resimli mesaj, resimli sözler, mevlana sözleri, vasiyet

HZ.MEVLANA'NIN HAYATI

/ No Comments
hz. mevlana, mevlana, mevlananın hayatı, mevlananın sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler, mevlana kimdir, mevlana nerede doğdu, mevlana nerede yaşadı, şemsi tebrizi mevlana

MEVLANA KİMDİR?

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.

Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

     Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

     Mevlana dervisler Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

     Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

     1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
     Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

     Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini mevlana celaleddin rumimuhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

     Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

     Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

     Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını"görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

     Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

      Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

     Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.




hz. mevlana, mevlana, mevlana kimdir, mevlana nerede doğdu, mevlana nerede yaşadı, mevlananın hayatı, mevlananın sözleri, ödev notları, resimli sözler, şemsi tebrizi mevlana, 

DUA KAPIYI ÇALMAKTIR

27 Kasım 2016 Pazar / No Comments
altın kase, anahtar, arz, arz etmek, arzuhal, binek, buluşmak, dil, dua, haddi aşmak, hali, ilanı aşk, kapıyı çalmak, mektup, niyaz, resimli mesajlar, umut, vav, yanık uçlu mektup, yanmak, dua nedir

DUA KAPIYI ÇALMAKTIR.

Dua kapı çalmaktır. Gerisi haddi aşmaktır.
Dua; olmazları olduran niyazdır.
Dua; açılmazları açtıran anahtardır.
Dua; aşılmazları aştıran binektir.
Dua; halin arz edilmesidir.
Dua; için dışa yansımasıdır.
Dua; kulun Rabb'ine arzuhalidir.
Dua; yanık uçlu mektuptur.
Dua; ilanı aşktır.
Dua; aşkın vav halidir.
Dua; kalpten geçenin altın kasede sunumudur.
Dua; umuttur, yanmaktır, haldir, dildir, aşktır, Yar ile buluşmadır... 







altın kase, anahtar, arz, arz etmek, arzuhal, binek, buluşmak, dil, dua, haddi aşmak, hali, ilanı aşk, kapıyı çalmak, mektup, niyaz, resimli mesajlar, umut, vav, yanık uçlu mektup, yanmak, dua nedir

EZ OĞLUM!

/ No Comments
aziz, bayrak, can, candan aziz, esat kabaklı, ez oğlum sözleri, göz dikmek, özge, rabia işareti, resimli sözler, tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan, vatan, vatan aşkı,

VATANINA GÖZ DİKENİ EZ OĞLUM

Vatan; candan aziz...
Bayrak; candan özge...
Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Devlet, Tek Millet...
*
EZ OĞLUM

Gün gidende ay gelende gel oğlum 
Cihan yanar sen gülende gül oğlum 
Bir yol vardır hakk yoludur bul oğlum 
Yeri bilmek göğü bilmek bil oğlum 

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum 
Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum.! 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Tarihini şerefinle yaz oğlum 
Yaz oğlum.! 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum.! 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Tarihini şerefinle yaz oğlum 
Yaz oğlum.! 

Senden gider sonsuzluğa yol oğlum 
Dört bir yana salmalısın kol oğlum 
Ekmeğini aç olanla böl oğlum 
Haram yeme, hakk uğruna öl oğlum.! 

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum 
Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Hain gezen şu dağlarda gez oğlum 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum.! 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Tarihini şerefinle yaz oğlum 
Yaz oğlum.! 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum.! 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Tarihini şerefinle yaz oğlum 
Yaz oğlum.! 

Zulum dolu saltanattan in oğlum 
Zalimlere duymalısın kin oğlum 
Nefis kibir mantık yutan dev oğlum 
Mağrur olma insanları sev oğlum 

Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Çakal gezen şu dağlarda gez oğlum 
Çabuk büyü çabuk yetiş tez oğlum 
Hain gezen şu dağlarda gez oğlum 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum.! 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Tarihini şerefinle yaz oğlum 
Yaz oğlum.! 

Gez oğlum 
Vatanına göz dikeni ez oğlum.! 
Dostun kim düşmanın kim sez oğlum 
Söz ver bana geç karşıma söz oğlum.!



aziz, bayrak, can, candan aziz nedir, esat kabaklı, ez oğlum sözleri, göz dikmek, özge, rabia işareti, resimli sözler, tek bayrak, tek devlet, tek millet, tek vatan, vatan, vatan aşkı, resimli mesajlar

USTALIK

/ No Comments
 dümen çevirmek, kaptan, resimli sözler, sağ salim, usta şarkı sözleri, usta şarkı ibrahim tatlıses, usta şarkı sözü müslüm gürses, usta kimdir, ustalık dönemi, ustalık nedir, usta sözleri

USTA KİMDİR?

Deniz sakin iken dümeni herkes tutar.
Kimse dalgalarla nasıl baş ettiğine bakmaz.
Gemiyi limana nasıl sağ salim getirdiğine bakar.
Dünya dalgalı bir denizdir.
Bazen dalgalar azgınlaşır, bazen sakinleşir.
Deniz sakin iken gemiyi yüzdürmek, dümeni çevirmek kolaydır.
Asıl hüner azgın dalgalara karşı mücadele etmek ve gemiyi batırmamaktır.
Dalgalı denizde gemiyi usta kaptanlar batırmazlar... 

*


USTA(İbrahim Tatlıses)

Gel otur yanıma, derdimi dinle,
Canım dediklerim, yordular Ustam,
Göz yaşin kaldıysa, ağla benimle,
Dostum bildiklerim, vurdu be Ustam.

Göz yaşin kaldıysa, ağla benimle,
Dostum bildiklerim, vurdu be Ustam.

Kimseler halim sormadı,

Eyvahsız Günüm olmadi,
Tükendim, bir şey kalmadı!
Bu nasıl yaşamak Ustam?
Bu nasıl yaşamak Ustam?

Elveda gençliğim, elveda derde,
Perdeler kapandı, Ömür Sahnemde,
Vakit doldu artık, bana Müsade!
Hakkını helal et, helal et Ustam!
Vakit doldu artık, bana Müsade,
Hakkını helal et, helal et Ustam!

Çağreler icinde, Çağresiz kaldım,
ben bıktim, bu çilem bitmedi Ustam,
Cefadan Payıma, düşeni aldım,
Ben bıktım, o benden bıkmadı Ustam.

Cefadan Payıma, düşeni aldım,
Ben bıktım, o benden bıkmadı Ustam.

Kimseler halim sormadı,
Eyvahsız Günüm olmadi,
Tükendim, bir şey kalmadı!
Bu nasıl yaşamak Ustam?
Bu nasıl yaşamak Ustam?

Elveda gençliğim, elveda derde,
Perdeler kapandı, Ömür Sahnemde,
Vakit doldu artık, bana Müsade!
Hakkını helal et, helal et Ustam!
Vakit doldu artık, bana Müsade,
Hakkını helal et, helal et Ustam!

*

USTA(Müslüm Gürses)

Çilesiz bir günüm olmadı gitti
Bilmedim ömrümün suçu ne usta
Allahın gücüne gider mi bilmem
Verdiği bu candan ben bıktım usta

Mutluluk kapımı çalmadı gitti
Dalımda bir yaprak görmedim usta
Murat yalan imiş, umutsa hayal
Böyle yaşamaktan bıktım ben usta

Bu kötü yazıma kader diyorlar
Dertler zincirine vuruldum usta
Gittiğim bu yolun dünüşü yoktur
Hakkını helal et elveda usta

Söz: Abdullah Kalyoncu
Müzik: Selami Şahin








dümen çevirmek, kaptan, resimli sözler, sağ salim, usta şarkı sözleri, usta şarkı ibrahim tatlıses, usta şarkı sözü müslüm gürses, usta kimdir, ustalık dönemi, ustalık nedir, usta sözleri