Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

DİNİ BAYRAMLAR NEDEN KUTLANIR?

31 Ocak 2017 Salı / No Comments
barış, bayramlar, gerçek bayram, hayat, resimli mesajlar, dini bayramlar zaman, dini bayramlarımız, dini bayramlar nelerdir, dini bayramlar neden kutlanır,  zamanı doğru okumak,

BAYRAMLAR

Bayramlar gelir geçer.
Ama kiminle ve nasıl geçtiği önemlidir.
Bayramlar hayatın mola yerleridir.
Küskünler barışır, sevgililer buluşur, 
anılar canlanır, kaybedilenler hatırlanır.
Bayram sevdiklerimizin varlığı ile asıl bayram olur.
Zamanla anlıyor ki insan;
sevdikleri ile geçen her gün bayrammış.

*

Dini bayramlar nelerdir? Ne zamandır, nasıl kutlanır?

Son zamanlarda sadece tatil olarak anlamlandırılan dini bayramlar hangileri?.. Bu konuya, ‘din ve bayram nedir’ sorusuna cevap vererek başlayalım mı?..

Din; insanları, peygamberler vasıtasıyla gönderilen kitap ve hükümlerle bildirilen gerçekleri benimsemeye ve uygulamaya çağıran Allah tarafından konulmuş bir kanundur. İnsanların yaratıcılarıyla, birbirleriyle ve diğer varlıklarla olan ilişkilerinin belirleyicisidir. İyi ve faydalı şeyler yapmaya yönlendirir, zararlı işlerden de alıkoyar.

Arapça kökenli din sözcüğünün, köken itibariyle ‘yol, hüküm, mükafat’ gibi anlamları vardır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine de kullanılan farklı kültür, topluluk ve bireylerdeki din kavramı; her çağda, coğrafya ve kültür değerlerine göre yenilenmiş, gelişmiştir.

Bayram, ‘ferah ve sevinç günü’ manasına gelir. Dini bayramlar ise, yeryüzünde yaşayan çeşitli dinlere mensup toplulukların belli bir tarihte, bir veya birkaç gün sevinç gösterileriyle kutladığı günlerdir. Bu bayramlara özel ibadetler vardır.

İslam dininde Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı olmak üzere iki büyük dini bayram vardır.

Ramazan ve Kurban bayramları hicretin (Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü) ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Dini bayramlar ulusal bayramlardan farklı olarak ay takvimine göre düzenlendiğinden her yıl bir önceki yıldan 10 gün erkene gelirler. Bayramın ilk gününden önceki güne arefe denir. Ramazan Bayramı, Şevval ayının birinci günü başlar, üç gündür. Kurban Bayramı, Zilhicce ayının 10. günü başlar, dört gündür.

Ramazan Bayramı, Ramazan ayı boyunca farz olan orucun da sonunu ifade eder. Şeker Bayramı olarak da isimlendirilen Ramazan Bayramı’nın ilk günü, aynı zamanda Şevval ayının birinci günüdür.

Kurban Bayramı, Hz. İbrahim Peygamber döneminden günümüze taşınan bir ibadetin bayramıdır. Bu bayram kurban kesme ibadetinden gelir. Maddi gücü elveren Müslümanlar’ın kestirdiği kurbanın eti, düzenli olarak et yeme şansı bulamayan kişilere dağıtılır. Bu bayram, Müslümanlar arasındaki kardeşlik ve dayanışma duygularını artırır.

Bayramda neler yapılır?

Bayramların ilk sabahı Müslüman erkekler bayram namazı kılar. Bayram boyunca eş, dost, akraba ziyaretlerine gidilerek bayram kutlanır. Bayramlarda bakımlı düzenli olmak adettendir. Çocuklara ailelerin bütçesi elverdiğince yeni kıyafetler alınır.

Çocuklar gruplar halinde kapı kapı dolaşarak şekerleme toplarlar. Bazı büyükler ellerini öpen çocuklara hediye veya harçlık verirler. Evlerin mutfaklarında bayramda gelecek misafirler için çeşit çeşit ikramlıklar hazırlanır.





barış, bayramlar, gerçek bayram, hayat, resimli mesajlar, dini bayramlar zaman, dini bayramlarımız, dini bayramlar nelerdir, dini bayramlar neden kutlanır,  zamanı doğru okumak, 

NİMETLERE ŞÜKÜR

30 Ocak 2017 Pazartesi / No Comments
birlikte yaşamak, hayat, hayatın anlamı, hayatın gayesi, şükür nedir, nimetler, resimli mesajlar, yaşam, zahmetler, nimetlere şükür, nimetlere nasıl şükredilir, nasıl şükretmeliyiz, neden şükretmeliyiz

NİMETLERİN DEĞERİNİ BİLMEK

Hayat, zahmet ve nimetleri ile birlikte yaşanır.
Hayat; zahmetleri ile yaşanır, nimetleri ile değer kazanır.
Hayatın zahmetleri,
nimetlerin değerini anlamamızı sağlar...Acer
*

NİMETLERE ŞÜKÜR

Şükür, çok kıymetli, yüksek bir mertebedir. Bunun için Allahü teâlâ, (Şükredenler azdır) buyurdu. Sevgili Peygamberimiz de buyurdu ki: (Ni’met, yabani bir kuştur. Ayağını şükürle bağlayın, uçup gitmesin!)

Şükrü, çeşitli şekilde tarif etmişlerdir:

Şükür, Allahü teâlâya, verdiği ni’metleri ile âsi olmamak, yani Hakkın ni’metini O’nun razı olmadığı şeylerde kullanmamaktır.

Ni’meti Allahü teâlâdan görmek, kendini şükürden âciz bilmek, şükürdür.

Allahü teâlânın ni’metlerini dile getirmek şükürdür. Nitekim, Peygamber Efendimiz buyurdu ki;

(İnsanlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmiş olmaz. Aza şükretmeyen, çoğa şükredemez. Allahü teâlânın ni’metlerini dile almamız şükür, hiç bahsetmememiz ise ni’mete küfürdür. Birlik rahmet, ayrılık azaptır).

Kul, Allahü teâlânın ni’metlerini düşünür, şükrünü kendine lâzım bilirse, «Elhamdülillah» derse, ni’mete şükretmiş olur. Şükrün kısaca tarifi, İslâmiyetin emirlerine uymaktır. Kur’ân-ı kerîmde: (Şükrederseniz, elbette size ni’metimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz azabım çok şiddetlidir) buyurulmaktadır.

Demek ki, şükür, din ve dünya ni’metlerinin artmasına sebep olmaktadır. Ni’met umûmi olunca, insan bunları görmez ve ni’metin kıymetini bilmez. Bir ni’metin kıymetini, ni’mete kavuşmayana sormalıdır. Gençliğin kıymetini yaşlananlar, sıhhatin kıymetini hastalar, rahatın kıymetini, sıkıntı içinde olanlar, zenginliğin kıymetini fakirler, hayatın kıymetini ölüler bilir. Allahü teâlâ, (Sizlere, gizli açık nimetler verdim) buyuruyor. Açık ve gizli ni’metin ne olduğu hakkında ise hadîs-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: (Açık ni’met, her uzvu düzgün, güzel yaratılmış olmak, gizli ni’met ise güzel ahlâktır.)

Şükür; kalb, dil ve beden ile olur. Kalbin şükrü, îmân etmekle olur. Dilin şükrü, Allahü teâlâyı hatırlayıp söylemektir. Bütün bedenin şükrü ise, namaz kılmak ile yapılmış olur. Ayrıca kalb ile şükür, herkes için iyilik istemektir. Dil ile şükür, nı’meti değil, ni’met sahibini görerek şükrünü açıkça ifade edip «Elhamdülillah» demektir. Beden ile şükür ise, bütün uzuvları Allahü teâlânın bir ni’meti bilmek ve ne için yaratılmışsa o işte kullanmaktır.

Ni’meti, Allahü teâlânın sevdiği ve istediği işe sarf edince şükür yapılmış olur. Şükrün îmânla alâkası bulunmaktadır. Şükür, îmânın yarısıdır buyurulmuştur. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

(Yemek yiyip, şükredenin derecesi, oruç tutup sabredenin derecesi gibidir.)

(Kıyamet günü şükredenler ayağa kalksın denir. Allahü teâlâya şükredenlerden başkası kalkamaz.)

Dâvûd aleyhisselâm, Allahü teâlâya münacaât etti:

– Yâ Rabbi, Âdem aleyhisselâma sayısız ikram ve ni’metlerde bulundun. O sana nasıl şükretti?

– Ey Dâvûd, Âdem aleyhisselâm, bütün bu ikramların benim tarafımdan olduğunu bildi. Bu bilmesini, onun şükrü olarak kabul ettim.

Sevgili Peygamberimiz şöyle bildiriyor:

(Benî İsrailde çok ibâdet eden biri vardı. Beşyüz yıl ibâdet etmişti. Deniz ortasında bir adada bulunuyordu. Allahü teâlâ ona tatlı su çıkarmıştı. Bir de nar ağacı yaratmıştı. Her gün nar verirdi. Abidin duası üzerine Allahü teâlâ ruhunu secdede iken aldı. Şimdi hâlâ secde halindedir.

Kıyamet günü, bu âbid diriltilir. Allahü teâlânın ihsanı ile mi, yoksa beşyüz yıllık makbul ameliyle mi Cennete girmek istediği sorulur. Âbid, “Ben amelimle Cennete girmek isterim” der. Melekler, beşyüz yıllık kabul olmuş amelini hesap ederler. Bu kadar amelin, sadece bir gözün şükrünü bile eda edemediği meydana çıkar. Melekler, Cenâb-ı Hakkın emriyle Cehenneme götürürler. O zaman âbid der ki:

– Yâ Rabbi beni fazlın ve ihsanınla Cennete koy!

– Ey kulum seni yoktan kim yarattı?

– Sen yarattın, yâ Rabbî!

– Senin yaratılışın, kendin tarafından mı oldu, yoksa benim ihsanım ve rahmetimle mi oldu?

– Senin rahmetinle oldu, yâ Râbbî!

– Seni bir adaya indirdim. Orada sana tatlı su yarattım. Senede bir defa meyva veren ağaçtan her gün nar bitirdim. Sonra ruhunu secdede iken almamı istedin, öyle yaptım. Bütün bunları senin için kim yaptı?

– Sen yaptın, yâ Rabbî!

– Benim rahmetim ve fazlım ile Cennete gir!)






birlikte yaşamak, hayat, hayatın anlamı, hayatın gayesi, nimetler, resimli mesajlar, yaşam, zahmetler, nimetlere şükür, nimetlere nasıl şükredilir, nasıl şükretmeliyiz, neden şükretmeliyiz, şükür nedir

HAYIRLI CUMALAR

26 Ocak 2017 Perşembe / No Comments
cuma kutlama, cuma mesajları, haset etmek, i.maverdi, imrenmek, mümin, münafık, resimli mesajlar,

MÜMİN İLE MÜNAFIK FARKI

Mümin imrenir,
münafık haset eder. İ. Maverdi




cuma kutlama, cuma mesajları, haset etmek, i.maverdi, imrenmek, mümin, münafık, resimli mesajlar, 

GÜNÜN ÖZETİ

25 Ocak 2017 Çarşamba / No Comments
ahiret nedir, allah, hayatın anlamı, hayat nedir, ölüm nedir, ömür nedir, günün özeti, hesap günü, ölüm sonrası, insan ömrü

ÖMÜR BİTİYOR

Ömürden bir gün daha gitti.
Hayatın sonuna bir gün daha yaklaştık.
Ölüme artık daha yakınız.
Artıda mıyız yoksa eksi de mi?
Kazançlı mıyız yoksa kaybettik mi?
Asıl mesele bu değil mi?





ahiret nedir, allah, hayatın anlamı, hayat nedir, ölüm nedir, ömür nedir, günün özeti, hesap günü, ölüm sonrası, insan ömrü 

İNSANI EN ÇOK NE ÜZER?

24 Ocak 2017 Salı / No Comments
balık, balık bilmezse halık bilir, değer vermek, gönül, halık, insan nelere üzülür, insanı en çok ne üzer, iyilik yapmak, misafir etmek, yanlış insanlar, yaptığımız yanlışlar, zaman harcamak,

İNSAN NEYE ÜZÜLÜR?

İnsan yaptığı yanlışlara değil de,
yanlış insanlara yaptığı doğrulara üzülür.
İyiliği hak etmeyene iyilik yapmak,
hak etmediği değeri vermek,
hak etmediği zamanı harcamak,
hak etmediği gönülde misafir etmek üzer insanı.
Sonra 'Balık bilmezse, Halık bilir' der ve geçersin.





balık, balık bilmezse halık bilir, değer vermek, gönül, halık, insan nelere üzülür, insanı en çok ne üzer, iyilik yapmak, misafir etmek, yanlış insanlar, yaptığımız yanlışlar, zaman harcamak, 

SABIR İPİNE SARILMAK

/ No Comments
Allahın ipine sarılın, sabrın faziletleri, sabrın faydaları, sabırlı olmanın faydalı, iksir, mevlananın mesajları, nasıl sabır etmeli, neye sabır edilmeli, sabır ipi, sabır nedir, sabır ile ilgili vaazlar

SABIR İPİ

Sabır öyle bir iptir ki;
Sen kopacak sanırsın, o gittikçe güçlenir.
Sen bitecek sanırsın, o gittikçe çoğalır.
Sabır ipine sıkı sıkıya sarılmak gerekir.
Sabır iksirinden kana kana içmek gerekir.

*

SABRIN FAZİLETİ VE SABIRLI İNSANLARIN MÜKÂFATI

AYET : BAKARA SURESİ – 153.AYET

MEALİ : 

     “Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.”  (BAKARA SURESİ – 153. AYET) 

     İnsanın her sahadaki başarısı, sabra bağlıdır. İlim ve sanatta yükselmesi, ticarette ilerlemesi, ibadette devamlılığı hep sabırladır. Sabırsız çiftçi, harman; sabretmeyen talebe, irfan; sabırsız asker, zafer; sabretmeyen çırak, hüner elde edemez. Sabır, güçlükler karşısında Allah’tan korktuğu ve O’nun rızasını ümit ettiği için, nefsini fenalığa bırakmayıp tutmaktır. Sabır, tökezlemeyen bir binektir, insanı süratle ve emniyetle emeline ulaştırır. Sabır, saadet kapısının anahtarıdır. Sabır, başarının ilk ve son şartıdır. Sabır, cennet hazinelerinden bir hazinedir.

     Sabrın değeri hakkında Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Sabır, imanın yanında cesette baş gibidir.”

     Tek kelimeyle sabır, dünya ve ahiret nimetlerini elde etmenin en mühim şartıdır. Çünkü Allah şöyle buyuruyor:

“Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”  (ENFAL SURESİ – 46. AYET)

     Sabır başlıca üç kısma ayrılır: Belalara sabır, farzları yerine getirmekte karşılaştığımız güçlüklere sabır, şehvani arzulara uymama konusunda sabır

     İmtihan sahası bulunan dünya hayatında insan bir takım imtihanlarla karşılaşacaktır. Bundan kaçmanın imkânı yoktur. Bazı yakınlarımızın hayatı son bulacak, hastalandığımız veya iflas ettiğimiz olacaktır. Bu gibi hadiseler karşısında sabretmesini bilir ve kulluğun gerektirdiği teslimiyeti gösterirsek, ilahi imtihanda başarılı oluruz. Aksi halde hem ilahi takdir yerini bulur, hem de bizler imtihanı kaybetmiş oluruz. Hâlbuki mümin, nimete şükrederek sevaba, mihnete sabrederek saadete ulaşacaktır.

     Yüce Allah kullarını zaman zaman değişik imtihanlara tabi tutar. Bu imtihanda sabır gösterenlerin dereceleri yükselir ve ilahi mükâfata nail olurlar. Bu konuda Kur’an şöyle buyurur:

“And olsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber! ) Sabredenleri müjdele!” (BAKARA SURESİ – 155. AYET)

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Allah kime hayır eriştirmeyi dilerse, onu bir musibete uğratır.”

     Başka hadislerinde Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Sa’d sordu: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanların bela yönünden (ilahi imtihana uğrama) en şiddetlisi hangisidir?” Hz Peygamber (SAV) cevap verdi: “Peygamberlerdir. Daha sonra derecelerine göre diğer müminlerdir. Bir kişi dini derecesine göre ilahi imtihana tabi tutulur. Eğer dininde kuvvetliyse onun belası şiddetli olur. Dininde zayıfsa dindarlığına göre imtihana tabi tutulur.”

     Topraktan çıkan kıymetli madenler, külçe halinde değil toprağa karışmış zerreler halinde elde edilmektedir. Bu madenlerin aslî şekline çevrilmesi, çelik kovaların içine konularak hararet derecesi yüksek ateşlerin üzerinde eritme muamelesine tabi tutulmaktadır. Kova kızdıkça değerli maden erimekte ve cevher cüruftan ayrılmaktadır.

     Topraktan yaratılan insanın benliğinde meknuz değerlerin meydana çıkması, hem sahibinin hem de diğer insanların bu hasletlerden istifade edebilmesi, kişinin ilahi iptilalara tahammül edebilmesine bağlıdır. Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Bir Müslüman’a yorgunluk, ağrı, acı, kaygı, keder, tasadan, diken batmasına varıncaya kadar herhangi bir şey isabet etse, Allah buna karşılık onun hatalarını örter.”

     “İmanın faziletçe en değerli olanı derecesi sabır ve hoş görü sahibi olmaktır.”

     “İmanın yarısı sabırdır. Yakîn ise tamamı imandır.”

     İman sahibi olan kimsenin mükellef bulunduğu ibadetleri yapabilmesi sabra ihtiyaç göstermektedir. Yazın en sıcak ve uzun günlere tesadüf eden Ramazan orucunu tutmak, kış mevsiminin en soğuk günlerinde sıcacık yatağından kalkıp buz gibi su ile abdest alıp camiye koşmak ve farz olan haccı ifa etmek için Mekke’ye gitmek hep sabra ihtiyaç göstermektedir.

     Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Hiçbir kul sabırdan daha geniş ve daha değerli bir nimetle rızıklandırılmamıştır.”

     “Müminin sabır ve dua silahı ne hoştur.”

     Güzel kokuları ile insanları gaşyeden rengârenk güllerin sapında dikenler doludur. Güle talip olanın dikenden şikâyeti olmaması gerekir. Rıza gülünü dermek isteyenlerin, bela dikenlerine tahammül göstermesi gerekir. Bir hadis-i kutsî’de Allah şöyle buyuruyor:

     “Kulumu gözsüzlükle imtihan ettiğim zaman sabrederse, ona iki gözüne bedel cenneti veririm.”

     Allah kulunu imtihan ederken, onun tahammül edemeyeceği bir şeyi yüklemez. Verdiği bela kadar sabır da ihsan eder. Sabır, bir zırhtır, onu giyen belaların tesirinden kurtulur.

     Allah’ın emirlerini yerine getirmeye ibadet adı verilmektedir; belalara sabır da Allah’ın emirlerindendir. Bu emre itaat ibadetin ta kendisidir. Allah şöyle buyuruyor:

“Sabret! Senin sabrın da ancak Allah’ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma!”  (NAHL SURESİ – 127. AYET)

     Allah, kulunu günahlardan temizlemek için iki yol açmıştır: Biri tevbe diğeri de sabırdır. Tevbe eden günahlarından arınır, sabreden kimse günahlara bulaşmaz.

     Hz Peygamber (SAV), Uhud savaşınca iki dişi kırılınca sabır ve tahammül gösterdi. Kendisine bu hali reva gören putperest kavmin aleyhinde dua etmedi, bilakis gelmesi muhtemel belalara karşı şöyle yalvardı: “Ya Allah, kavmime hidayet ver. Onlar hakikati bilmiyorlar.”

     Şahısları büyük yapan husus, gelen bir felaket anında ilk takındığı tavırdır. Bu hareket onu ilahi imtihanda muvaffak kılar. Bu davranış onun adını dillere destan eder. İlk anda gaflet gösterir de ilahi takdire isyan manası taşıyan bir söz sarf ederse imtihanı kaybeder. Bundan sonra sabır göstermiş olsa bile artık hayrı olmaz. Bu noktada Hz Peygamber (SAV) şöyle buyuruyor:

     “Makbul olan sabır, belaya uğradığı ilk anda gösterilmiş olan sabırdır.”

     Buharî ve Müslim’de şu hadis rivayet edilir:

     “Hz Peygamber (SAV) mezarlıktan geçiyordu. Orada bir kadın ağlamaktaydı. Hz Peygamber (SAV) kadına şöyle buyurdular: “Allah’tan kork ve sabret.” Kadın Hz Peygamber (SAV)’i tanıyamadı ve O (SAV)’e şöyle dedi: “Benden uzaklaş! Sen, benim uğradığım musibete uğratılmış değilsin.” Ashap tarafından kadına: “Sen ne yaptın? O, Hz Peygamber (SAV)’dir.” denildi. Kadın hemen Hz Peygamber (SAV)’e geldi. Onun yanında kapıcılar ve muhafızlar bulmadı. Hz Peygamber (SAV)’den özür diledi ve şöyle dedi: “Ben sizi tanıyamamıştım.” Kadının bu mazereti karşısında Hz Peygamber (SAV) şöyle buyurdular: “Makbul olan sabır, belaya uğradığı ilk anda gösterilmiş olan sabırdır.”

     En sert hububat ateşte kaynatılınca pişmektedir. İnsanları pişiren ve kâmillerin sohbet sofralarına çıkaran şey, çekilen dertlerdir. Onun için Hacı Bayram Veli şöyle diyor:

     “Çiğdik piştik elhamdü lillah”

     Allah şöyle buyuruyor:

“(Resulüm!) Söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın (yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız ödenecektir.”  (ZÜMER SURESİ – 10. AYET)

     Ebu Rabah oğlu Atâ diyor ki: “İbni Abbas bana: “Sana cennet ehlinden bir kadın göstereyim mi? dedi. Ben de: “Evet” cevabını verdim. O: “Şu siyah kadın Hz Peygamber (SAV)’e gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Ben saraya tutulup bayılıyorum. O sırada açılıyorum. Benim için Allah’a dua edin.” dedi. Hz Peygamber (SAV): “Eğer diler, sabredersen sana cennet vardır. İstersen sana afiyet vermesi için Allah’a dua edeyim.” buyurdu. Kadın da: “Sabredeceğim. Benim üstüm sara geldiği zaman açılıyor. Bari açılmamam için dua ediniz.” dedi. Hz Peygamber (SAV) ona istediği şekilde dua etti.

     İbadetlerimizi ifa etmede karşılaştığımız bazı zorluklar olur. Fakat uykusuzluğa katlanmayan, namaz kılmayan, açlık ve susuzluğa sabretmeyen, oruç tutmayan, yol sıkıntılarına tahammül göstermeyen, hac vazifesini ifa etmeye güç yetirebilir mi? Nefsimiz; sıcak yataktan kalkıp soğuk su ile abdest almak, uykuyu terk edip camiye gitmek, uzun ve sıcak günlerde Ramazan orucunu tutmak, hac yolculuğunun meşakkatlerine katlanmak istemez. Nefse, sabır silahı ile karşı koyan ve bu husustaki zahmetlere katlanan zafere ulaşır. Şehvani isteklere karşı sabır göstermek, vazifemizdir. Nefsin isteklerine kapılmamak, ancak sabırla mümkündür.

     İnsanlık tarihi tetkik edilecek olursa semavi dinlere iman etmeleri ve peygamberlerinin gösterdiği yolda yürümeleri sebebiyle zulme uğrayan insanların sabır ve tahammül gösterdikleri işkenceler, idrak sahibi insanların beynini ürpertir. Başının ortasından testereyle ikiye ayrılan, içi ateşle doldurulmuş çukurlara atılan fakat imanını feda etmeyen, halkın korkusundan çekinip Allah’ı inkâr etmeyen ne kadar iman ehli görülecektir. Bu konudaki bir hadis-i şerif şöyledir:

     Süheyb (RA),Hz Peygamber (SAV)’in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

     “Sizden önceki ümmetler arasında bir padişah ve onun bir sihirbazı vardı. Yaşlandığı vakit padişaha şöyle dedi: “Ben ihtiyarladım, bana bir genç gönder de ona sihir öğreteyim.” Padişah ona bir genç yolladı. Gencin yolunun üzerinde bir rahip vardı, yola çıktığında onun yanında oturup sözlerini dinlerdi. Anlattıkları gencin hoşuna gitti ve onun dinine girdi. Sihirbaza giderken rahibe uğrar, yanında otururdu. Sihirbazın yanına vardığında geç kaldın diye sihirbaz onu döverdi. Bu durumdan rahibe şikâyet etti. O, şöyle dedi: “Sihirbazdan korkup çekindiğinde evimizdekiler alıkoydu; ailenden çekindiğin zaman sihirbaz bırakmadı dersin.” O bu hal üzere devam ederken bir gün, insanları yolundan alıkoyan büyük ve yırtıcı bir hayvan, üzerine çıkıp vardı. Kendi kendine: “Acaba sihirbaz mı üstün, rahip mi, bugün öğrenmiş olacağım.” dedi. Bir taş aldı ve şöyle dedi: “Ya Allah! Eğer rahibin işi sana sihirbazın işinden daha sevimliyse şu hayvanı öldürüver, ta ki, halk yoluna devam etsin.” Taşı attı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar geçip gitti. Delikanlı rahibe geldi ve hadiseyi kendisine haber verdi. Rahip şöyle dedi: “Ey oğul! Bugün sen, benden daha üstünsün. Senin şanın gördüğün dereceye ulaştı, yakında bir iptilaya uğratılırsın. Eğer bir belaya uğrarsan benim aleyhime yol gösterme.”

     Delikanlı körleri, alaca hastalığına tutulmuş kimseleri kurtarır ve halkın diğer hastalıklarını tedavi ederdi. Padişahın kör olan bir arkadaşı bunu duydu. Birçok hediyelerle delikanlıya geldi ve şöyle dedi: “Eğer sen bana şifa verirsen, bu hediyelerin hepsi senindir.” Delikanlı şöyle dedi: “Ben hiç kimseye şifa veremem, şifayı ancak Allah verir. Eğer Allah’a iman edersen, Allah’a dua ederim, O da sana şifa verir.” Hasta derhal iman etti. Allah kendisine şifa verdi. Padişaha gelerek daha evvel nasıl oturuyor idiyse öyle oturdu. Padişah arkadaşına sordu: “Gözünün görmesini sana kim sağladı.” O, şu cevabı verdi: “Rabbim.” Padişah sordu: “Senin benden başka rabbin mi var?” Arkadaşı cevap verdi: “Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır.” Padişah kendisini yakalattı, delikanlıyı söyleyinceye kadar işkenceye devam etti. Delikanlı huzura getirildi. Padişah ona şöyle dedi: “Ey oğlum, sihrin körleri ve ala tenlileri kurtaracak dereceye ulaşmış, öyle mi?” Delikanlı cevap verdi: “Ben hiçbir derde şifa veremem, şifayı ancak Allah verir.” Padişah onu tutukladı, rahibi haber verinceye kadar işkenceye devam etti. Rahip, padişaha getirildi ve Ona: “Dininden dön.” denildi. Rahip bu teklifi reddetti. Padişah bir testere istedi, onu rahibin başının ortasına dayadı ve testere ile başını iki parçaya böldü, her iki parça bir tarafa düştü. Sonra padişahın arkadaşı getirildi, ona da : “Dininden dön.” denildi. O da bu teklifi reddetti. Testereyi başının ortasına koyarak ikiye ayırdı, her iki parça bir tarafa düştü.

     Daha sonra delikanlı getirildi, ona da: “Dininden dön.” denildi. O da bu teklifi reddetti. Padişah onu kendi arkadaşlarından bir cemaate teslim etti ve şöyle dedi: “Onu falan dağa götürün, tepesine çıkarın. Dağın üstüne vardığınızda dininden dönerse kendisini bırakın. Aksi halde dağdan aşağı atın.” Delikanlıyı derhal götürdüler ve dağa çıkardılar. Genç şöyle dua etti: “Ya Allah, nasıl dilersen beni onlara karşı koru.” Bunun üzerine dağ sarsıldı, onlar da dağdan aşağı düştüler. Delikanlı yürüyerek padişahın huzuruna geldi. Padişah ona sordu: “Arkadaşların ne oldu?” Delikanlı cevap verdi: “Allah beni onlara karşı muhafaza etti.” Padişah onu adamlarından başka bir gruba teslim etti ve onlara şöyle dedi: “Bunu götürün bir gemiye bindirip denizin ortasına iletin. Dininden dönerse serbest bırakın, aksi halde denize atın.” Götürdüler, delikanlı şöyle dua etti: “Ya Allah, nasıl dilersen beni onlara karşı koru.” Bunun üzerine gemi onlarla birlikte alt üst oldu, hepsi boğuldular. Delikanlı yürüyerek padişaha geldi. Padişah sordu: “Arkadaşların ne oldu?” Delikanlı cevap verdi: “Allah, onlara karşı ayakta tuttu.” Daha sonra padişaha şöyle dedi: “Sana emrettiğimi yapmadıkça beni öldüremezsin.” Padişah sordu: “O tavsiyen nedir?” Delikanlı cevap verdi: “Halkı geniş bir meydana toplayacaksın, beni de hurma dalına asacaksın, sonra ok torbandan bir ok al, oku yayın tam ortasına yerleştir, daha sonra: “Delikanlının rabbi olan Allah’ın adıyla” de, sonra at. Sen böyle yaptığın takdirde beni öldürebilirsin.”

      Bunun üzerine padişah halkı bir meydana topladı, delikanlıyı hurma dalına astı, sonra delikanlının ok torbasından bir ok aldı, yayın tam ortasına koydu. Daha sonra: “Delikanlının Rabbi olan Allah’ın adıyla” dedi ve oku attı. Ok delikanlının şakağına isabet etti. Delikanlı elini şakağına koydu ve ruhunu teslim etti. Halk şöyle dedi: “Delikanlının rabbine iman ettik.” Sonra padişah getirildi ve ona şöyle denildi: “Çekindiğin şeyi gördün mü? Allah’a and olsun ki korktuğun başına geldi, halk iman etti.” denildi. Padişah sokak ağızlarına hendekler açılmasını emretti, hendekler açıldı, içleri ateşle dolduruldu ve şöyle denildi: “Kim dininden dönmezse zorla ateşe atın veya onları ateşe sokun.” Bu işleri yaptılar. Nihayet kucağında çocuğu ile birlikte bir kadın geldi, ateşe düşmemek için durdu, sendeledi. Çocuk kadına şöyle dedi: “Ey anneciğim, sabret. Çünkü hak din üzeresin.”

     Can azizdir, hayat lezizdir. Bu kıymetli varlığı ve göz alıcı dünya hayatını feda edebilmek, ancak candan daha aziz mefhumlar uğrunda yapılabilmektedir. İman bunların başında gelmekte; vatanını ve ırzını korumak ta bunu takip etmektedir. İslam dininin insanlara tebliği zamanında öfkeden kuduran müşrikler, inanmış ve İslamî esasları kabul etmiş olan müminlere tüyler ürpertici işkenceler yapıyorlardı. Onların ağlayıp sızlamaları ile süflî hislerini tatmine çalışan putperestler, mazlumlara acımak yerine işkencelerini arttırıyorlardı. Bu zulümlere maruz kalan insanlardan bir örnek verelim:

     Hubbat’ın kızı bulunan Sümeyye (RA), Mahzum oğullarından Ebu Huzeyfe b. Mugire’nin cariyesi bulunuyordu. Ebu Huzeyfe, cariyesi Sümeyye (RA)’ı, Yemen’den kalkıp Mekke’ye gelmiş ve kendisine sığınmış bulunan Yasir (RA) ile evlendirmişti. Bu evlilikten Ammar (RA) dünyaya geldi. Yasir (RA), Sümeyye (RA) ve çocukları İslam’ı kabul etmişlerdi. Başta Mahzum oğulları olmak üzere müşrikler kendilerine büyük işkence yapıyorlardı. Yasir (RA), Mekke’li olmadığından ve kendisine arka çıkacak kimsesi bulunmadığından; Sümeyye (RA) da cariye olduğundan zalimlerin en feci işkencelerine maruz kalıyorlardı. Fazla taşlık ve kayalık olduğu için, Mekke’nin en sıcak yeri bulunan Ramda semtinde Müslüman olan kimsesizlere işkence ediliyordu. Müşrikler günün birinde Yasir (RA)’a, eşi Sümeyye (RA)’a, oğulları Ammar (RA)’a akıllara durgunluk verecek zulümler yapmaya başlamışlardı. O sırada Hz Peygamber (SAV) de Ramda’ya gelmişlerdi. Bu mezalimi görünce şöyle buyurdu: “Sabredin ey Yasir ailesi! Mükâfatınız cennettir.” Yasir (RA) şöyle dedi: “Zaman hep böyle mi devam edip gidecek?” Hz Peygamber (SAV) şöyle dua buyurdu: “Ya Allah, Yasir ailesine rahmetini ve mağfiretini ihsan et.”

     Müslüman oldukları ve kimsesiz bulundukları için Hz Sümeyye (RA) ve kocasına yapılan bu işkenceler devam edip gitmekteydi. Bir gün azgın müşrik güruhu, kızdırılmış bir zırhı onun çıplak vücuduna giydirip sıcak kumlar üzerine yatırdılar ve bu şekilde işkenceye devam ettiler. Müşrikler işkence yaparken Sümeyye (RA)’nın kalbindeki iman kevseri coşup taşıyor, bu acılara karşı ebedî ve câvidânî bir hayata nail olacak bir sabır gösteriyordu. Kocası Yasir (RA), bu işkencelere dayanamayarak can verince, Ebu Cehil’in amcası bulunan Ebu Huzeyfe: “Sümeyye’nin işini de sana bırakıyorum.” dedi.

     Yaşlı, zayıf ve yapılan işkenceler altında oldukça sarsılmış bulunan Sümeyye (RA), hayat arkadaşını ve teselli kaynağı kocasını kaybedince daha fazla çökmüştü. Bir gün Ebu Cehil, Sümeyye (RA)’ya: “Sen Muhammed (SAV)’e ancak cemaline âşık olduğun için iman ettin.” diye çatmıştı. Hz Sümeyye (RA), son gayretiyle ve imanın verdiği bir öfkeyle Ebu Cehil’e hakaret etti. Duyduğu laflarla suratına tükürülmüşe dönen bu azgın dinsiz, elindeki mızrağı, Sümeyye (RA)’ın ön tarafına saplayarak onu şehit etti.

     İslam uğrunda ilk şehit düşen kadın,Sümeyye (RA)’dır. Erkekler arasında ise Yasir (RA)’dır. Hz Peygamber (SAV), cefalara karşı imanda sebat gösteren ve bu uğurda hayatlarını feda eden Yasir hanedanına şöyle dua buyurmuştu:

     “Ya Allah, Yasir ailesine rahmet ve mağfiretini ihsan buyur.”

     Bedir harbi günü, Ebu Cehil’in canı cehennemi boylayınca, Hz Peygamber (SAV), Ammar (RA)’a şöyle buyurdu: “Allah, annenin katilini katletti.”

     Bir hadis-i şerifle son verelim:

     “Cennette öyle bir derece vardır ki, ona ancak meşakkatlere tahammül edenler erişirler.”

     Allah, belalara ve hayatî meşakkatlere sabreden; ibadetleri ifa sırasında karşılaşılan zahmetlere tahammül eden ve nefs-i emmare’nin heva ve heveslerine muhalefet eden sadık kulları arasına bizleri de ilhak eylesin… ÂMİN…

 KAYNAK : KÜRSÜDEN MÜMİNLERE VAAZ VE İRŞAT     MEHMET EMRE






Allahın ipine sarılın, sabrın faziletleri, sabrın faydaları, sabırlı olmanın faydalı, iksir, mevlananın mesajları, nasıl sabır etmeli, neye sabır edilmeli, sabır ipi, sabır nedir, sabır ile ilgili vaazlar  

EN BÜYÜK KÖTÜLÜK

23 Ocak 2017 Pazartesi / No Comments
Jean françois lyotard, resimli mesajlar, umuda hapsetmek, umuda yolculuk, umudunu kaybetme, yalan söylemek, kötülük nedir felsefe, en büyük kötülük, kötülük ile ilgili sözler, felsefede kötülük

KÖTÜLÜK

İnsana yapılacak en büyük kötülük;
onu bir umudun içine hapsetmektir.
İnsana umut vermek,
onun umudu olmaktır.
Umut ise insanı hayata bağlar.
Ancak insanı umutlandırıp
yerine getirmemek ise;
insanı umuda hapsetmektir.
Aldatmaktır, yalan söylemektir.
Kimsenin umudunu kırmayın.

*

KÖTÜLÜK NEDİR

Kötülük Nedir Tanım Anlamı Kötü insanın Özelliği ilgili Sözler FelsefeKötülük, Şer, Fenalık ya da Kemlik 1. İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı 2. Zararlı, tehlikeli 3. Korku, endişe veren 4. Kaba ve kırıcı 5. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. 6. zarf. Aşırı, çok. Kökenbilim sözlüğünde Kem Uygur Türkçesi 1. hastalık, ağrı, ıztırap, 2. eksik, noksan, kusurlu Fena yokolma, zail olma ölüm, ölümlü dünya < Arapça fana kötü, < gün dönümü, akşam. anlamına gelir.Kötü, bazı yabancı sözcükleri karşılamak amacıyla cumhuriyet döneminde yayılmıştır. Günlük hayatta birçok karşılığı mevcut. Biz burada “ahlaki olumsuzluk” anlamını irdeleyeceğiz.

Kötü, genellikle “iyinin zıttı”  olarak betimlenir.  Kötülük dini metinlerde doğa üstü bir güç olarak tasvir edilmiştir. Genellikle zamana- kişiye ve mekana göre değişen bir “sıfat”tır. Bir yakıştırmadır. Ancak evrensel- genel geçer kötü tanımı da yapılagelmiştir. Kötülük genellikle bencillik, cahillik, menfaatçilik ve ihmalkarlıkla ilişkilendirilir.  Genel ve kısa bir tanım yapmak gerekirse “çevreyi ihmal etmektir.” Etraftakilerden bağımsız olduğunu düşünmek, ötekileri fark edememek, kötülüktür. Aslında kişi önce kendisine kötüdür. “Keskin sirke küpüne zarar” demişler. Kötü, önce kendisine kötüdür. Her şeyin birbiri sayesinde var olduğunu akıl edememiş kişiye “kötü” denir. Canlılar içinde insanın da kötü olduğu söylenebilir. Ancak bir insanın her zaman kötü olamayacağı gibi, insanlık da her zaman kötü değildi. Ne zaman ki doğadan koptuk, doğayı sömürmeyi gelişkinlik saydık: o zaman kötülüğü de icat ettik. Birey de kendi geçici varlığını öne çıkarmak istediğinde kendi kötülüğünü icat etmiş demektir. Sonsuz zaman ve mekanda ufacık görüntülerimizi bazen kötülükle yanıltabiliyoruz. Bu da öncelikle kişinin kendisine zarardır. “Kendisi” elbette ailesi- çevresi ve toplumudur. Bencil olmak makro bireye zarar vermektir. Bütüne zarar vermek içinde bulunulan parçayı da etkileyecektir.

FELSEFEDE KÖTÜLÜK

Spinoza’ya göre iyi: bize faydalı olandır. Karşıtı olan kötü ise:  iyi bir şeye sahip olmamızı engelleyendir.Nietzsche hristiyan ahlakı olarak nitelendirdiği “kötülük” anlayışını reddeder. Hristiyanlığın köle ahlakına sahip olduğunu, efendisini ve güçlüleri eleştirmek için “kötülük” kavramını büktüğünü söyler. Nietzsche’ye göre: “Hristiyanların yeni dünyayı çirkin ve kötü göstermeyi çözüm olarak görmesi, dünyayı kötü ve çirkin hale getirmiştir.” Immanuel Kant evrensel ahlak yasasını savunmuştur. Ona göre herhangi bir eylem tüm zaman ve mekanlarda uygulanabilir olmalıdır. Bir şeyin kötü ya da iyi olarak nitelendirilmesi her an aynı şekilde nitelendirilmesine bağlıdır. Örneğin “yalan söylememeliyiz.”  önermesi ancak hiçbir koşulda yalan söylemezsek geçerlidir. 

KÖTÜLÜKLE İLGİLİ SÖZLER

Ümitsizliğe kapıldığımda, gerçek ve sevginin yolunun her zaman kazandığını hatırlarım. Tiranlar ve katiller var olmuştur. Bir süreliğine yenilmez bile görünmüşlerdir. Ancak sonuçta, her zaman kaybolurlar. Hep bunu düşünmek… Mahatma Gandi

Şiddete karşı çıkıyorum çünkü iyiymiş gibi göründüğünde yaptığı iyilik geçici; yaptığı kötülük ise kalıcıdır. Mahatma Gandi

Kötülüğün kazanması için tek gerekli şey: iyilerin bir şey yapmamasıdır. Edmund Burke

İnsan en zalim hayvandır. Friedrich Nietsche

Kim senin yasanı çiğnemedi ki söyle? Günahsız bir ömrün tadı ne ki söyle. Yaptığım kötülüğü kötülükle ödetirsen, sen ile ben arasında ne fark kalır ki söyle. Ömer Hayyam

Dünya üç beş bilgisizin elinde; Onlarca her bilgi kendilerinde. Üzülme; eşek eşeği beğenir; hayır var sana “kötü” demelerinde. Ömer Hayyam

Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer, ama kötü insanlar yüzünden değil, bununla ilgili hiçbir şey yapmayan insanlar yüzünden. Albert Einstein

İyiyle kötüyü ayıran çizgi kalbin içinden geçer. Peki kim kendi kalbinin bir parçasını yok etmek ister? Aleksandr Solzhenitsyn

Kabalık, zayıf insanın güç gösterisidir. Eric Hoffer

Dünyadaki kötülük, neredeyse daima cehaletten gelir ve iyi niyet aydınlanmamışsa kötü niyet kadar zarar verebilir. Camus 

“Acı gerçek şudur ki çoğu kötülük, iyi veya kötü olma konusunda asla bir seçim yapmamış insanlar tarafından yapılır. Hannah Arendt, Vom Leben des Geistes (Aklın yaşamı) (1978)



Jean françois lyotard, resimli mesajlar, umuda hapsetmek, umuda yolculuk, umudunu kaybetme,  yalan söylemek, kötülük nedir felsefe, en büyük kötülük, kötülük ile ilgili sözler, felsefede kötülük

SEVDA BİR İDDİADIR

21 Ocak 2017 Cumartesi / No Comments
fedakarlık, iddia, ispat etmek, resimli mesajlar, sevda, sevda nedir, sevdiğimizi nasıl ispat ederiz, seni seviyorum, sevginin gücü,

SEVDA NEDİR?

Sevda bir iddiadır.
İddia ispat gerektirir.
Lafla iddia olmaz.
Lafla Sevda olmaz. 
Sevda fedakârlık ister.
Sevdası için fedekârlık yapmayan, sevdasına ihanet etmiş olur.





fedakarlık, iddia, ispat etmek, resimli mesajlar, sevda, sevda nedir, sevdiğimizi nasıl ispat ederiz, seni seviyorum, sevginin gücü, 

DUA KARDEŞLİĞİ

/ No Comments
dualar, gönül, iman, inanmak, mesafeler, resimli dualar, resimli mesajlar, dualarda buluşmak, dua kardeşliği, nasıl dua etmeli, hangi dualar kabul olur, kabul olan dualar

DUALARDA BULUŞMAK

Ben hep inandım ve inanıyorum.
Duaların, 
uzakları yakın kıldığına
yürekleri tuttuğuna.
Dualarımızla yakınlaşmalıyız.
Mesafeleri dualarımızla almalıyız.
Gönüllerimizi dualarımızla birleştirmeliyiz.
Duamız olmazsa neye yaparız...Acer





dualar, gönül, iman, inanmak, mesafeler, resimli dualar, resimli mesajlar, dualarda buluşmak, dua kardeşliği, nasıl dua etmeli, hangi dualar kabul olur, kabul olan dualar

GÖNÜL YARASI

20 Ocak 2017 Cuma / No Comments
gönül kapısı, gözden düşmek, misafir, acer sözleri, resimli mesajlar, sırat köprüsü, talihsizler, tren, gönülden sevenler, gönülden düşmek, gönül yarası, aşk acısı, hayal kırıklığı

GÖZDEN VE GÖNÜLDEN DÜŞENLER

Sırat Köprüsü gibiyim bu günlerde.
Gözümden de, gönlümden de,
düşen düşene...
*
Gönlünü geniş ve hep açık tut.
*
Misafiri gönül kapısından geri çevirme.
Girsin ve seçtiği yere otursun.
*
Herkes yerini kendi belirler.
*
Gönlünde olmayanlara üzülme.
Onlar gözden bile içeri girememiş talihsizlerdir...Acer




gönül kapısı, gözden düşmek, misafir, resimli mesajlar, sırat köprüsü, talihsizler, tren, gönülden sevenler, gönülden düşmek, gönül yarası, aşk acısı, hayal kırıklığı, acer sözleri


YAŞAMAK!

/ No Comments
18+, çıkmaz sokak, filiz, gönül, resimli mesajlar, ruh, sevdalar, sıfat, ümit, vazgeçilmez, yaş, yaşamak, yaşlanmak, zaman, genç kalmak, genç kalmanın yolları, gençlik

Zaman sen geç git; ben sonra yaşlanırım.
*
Sıfat kocar ama gönül kocamaz.
Hep on sekiz yaşındadır.
Vazgeçmez sevdalarının en olmazından.
Dönmez çıkmaz sokak yollarından.
Ufacık bir ümit filizi hep bir köşede yeşermeyi bekler.
Fırsat kollar başını çıkarmak için.
Ümidi ruhuyla uçar ve gider...Acer
*






18+, çıkmaz sokak, filiz, gönül, resimli mesajlar, ruh, sevdalar, sıfat, ümit, vazgeçilmez, yaş, yaşamak, yaşlanmak, zaman, genç kalmak, genç kalmanın yolları, gençlik 

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

19 Ocak 2017 Perşembe / No Comments
beraberlik, birlik, cuma mesajları, dirlik, hayırlı cumalar, rabbim, resimli mesajlar,

Rabbim;
Birliğimizi ve dirliğimizi
daim eylesin.
Cumanız mübarek olsun.






beraberlik, birlik, cuma mesajları, dirlik, hayırlı cumalar, rabbim, resimli mesajlar, birlik ve beraberlik, 

ANLAŞAN VE ANLAŞAMAYAN BURÇLAR

18 Ocak 2017 Çarşamba / No Comments
 cesur yürek, münafıklık alametleri, resimli mesajlar, samimiyet, yüreği ile konuşanlar, yürekli olmak nedir, burçlar, birbiri ile anlaşan burçlar hangileri, birbiri ile anlaşamayan burçlar

YÜREKTEN

Yüreği ile konuşan herkesi,
yüreğimle dinleyecek kadar duyarlıyım.
Ama dili ayrı, yüreği ayrı
olanları da(münafıklık), 
hiç duymayacak kadar
sağırım.

*

ANLAŞAN VE ANLAŞAMAYAN BURÇLAR

KOÇ

Aslan ve Yay, bir Koç için en iyi burçlardır, iyi derecede Boğa, İkizler, Kova ve Balık ile anlaşırken, Başak ve Akrep burçlarından nötr tepki alır. Koç burcunu Yengeç, Terazi ve Oğlak idare etmekte güçlük çekebilir.

BOĞA

Başak ve Oğlak ile mükemmel anlaşan Boğalar, iyi seviyede İkizler, Yengeç, Balık ve Koç ile anlaşırken kötü seviyede Kova, Aslan ve Akrep burcu yer alır. Ne iyi ne kötü olduğu burçlar ise Terazi ve Yay'dır.

İKİZLER

İkizlerin arasının en iyi olduğu burçlar: Terazi ve Kova iken Yengeç, Aslan, Koç ve Boğa ile de uyumludur. Başak ve Yay ile hiç uzlaşamayan İkizler için Akrep, Oğlak, Balık burçları idare edilebilir.

YENGEÇ

Yengeçlerin kadim dostlukları Akrep ve Balık ile kurulurken Aslan, Başak, Boğa, İkizler ile de iyi anlaşır. Yay ve Kova burçlarına toleranslı olurken Koç, Terazi ve Oğlak biraz soğuk gelebilir.

ASLAN

Yay ve Koç ile çok iyi anlaşan Aslanlar, Başak, Terazi, İkizler ve Yengeç ile de uyumludur. Akrep, Kova ve Boğa burcuna hiç tahammül edemeyen Aslanlar, Koç ve İkizler burcuna hoşgörülüdür.

BAŞAK

Başakları en fazla mutlu eden burçlar Boğa ve Oğlak olmakla birlikte İkizler, Yengeç, Balık ve Koç insanları ile de iyi anlaşır. Kova, Aslan ve Akrepten uzak durması beklenen Başak burçları, Terazi ve Yay burçlarına müsamahalıdır.

TERAZİ

Uyumlu olduğu en iyi burçlar, Boğa ve Başak, iyi derecede uyumlu olduğu burçlar ise Kova, Balık, Akrep ve Yay'dır. Koç, Yengeç ve Terazi kötü sayılabilirken İkizler ve Aslan burçlarına katlanabilir.

AKREP

Akrep en iyi Balık ve Yengeç ile anlaşır. Yay, Oğlak, Başak ve Terazi ile de iyidir, Koç ve İkizler burçları ile ne iyi ne kötü denebilir, fakat Kova, Boğa ve Aslan ile hiç uzlaşamaz.

YAY

Sevgi kelebeği Yaylar, en çok Koç ve Aslan, iyi derecede; Oğlak, Kova, Terazi ve Akrep, ne iyi ne kötü; Boğa ve Yengeç ile anlaşır. Kötü olduğu burçlar ise Balık ve Başak'tır.

OĞLAK

Oğlak burcunu en iyi anlayan genellikle Boğa ve Başak olur. İyi anlaştıkları burçlar;  Kova, Balık, Akrep ve Yay olurken, İkizler, Aslan ile de anlaşma yoluna gidebilir. Fakat Koç, Yengeç ve Terazi ile anlaşması zor olacaktır.

KOVA

Kovanın boşluklarını en iyi İkizler ve Terazi doldurur. İyi anlaştığı burçlar; Yay, Oğlak, Balık ve Koç, arasının kötü oldukları: Boğa, Aslan ve Akrep'tir. Ne iyi ne kötü olduğu burçlar ise Yengeç ve Başak'tır.

BALIK

Balık burçlarının can yoldaşı genellikle su grubundan arkadaşları Yengeç ve Akrep, iyi derecede anlaştığı ise Oğlak, Kova, Koç ve Boğa burçlarıdır. İkizler, Başak ve Yay ile nispeten anlaşamaz fakat Aslan ve Terazi orta seviyede anlaşabileceği burçlardır.





cesur yürek, münafıklık alametleri, resimli mesajlar, samimiyet, yüreği ile konuşanlar, yürekli olmak nedir, burçlar, birbiri ile anlaşan burçlar hangileri, birbiri ile anlaşamayan burçlar

GÖNÜL YORGUNLUĞU

17 Ocak 2017 Salı / No Comments
Beden de yorulur, gönül de...
Beden yorgunluğuna çay,
gönül yorgunluğuna secde iyi gelir...

MUTLU EVLİLİĞİN SIRLARI

/ No Comments
aile, beklentilerimiz, evlilik, hayal kırıklığı, istek ve arzular, karı koca ilişkileri, mutlu aile formülü, mutlu olmanın yolu, mutluluğun temeli, mutluluk, resimli mesajlar, mutlu evliliğin sırları,

MUTLULUK

Evlilikte mutlu olmanın temeli anlayışlı olmaktır.
Fazla beklenti hayal kırıklığı ve mutsuzluğa yol açar.
Farklı karektere sahip, iki farklı insan olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Fedakarlık ve hoşgörü tek taraflı olmamalı.
Yaşanılan her şey tartışma konusu edilmemeli.
Değer verdiğimiz insanlar vardır.
Eşimizin de değer verdiği insanlar olduğu unutulmamalı.
İsteklerimiz, beklentilerimiz vardır.
Eşimizin de istek ve beklentilerinin olduğu da hesap edilmeli.
Aile olduğumuz ve en önemlisi de insan olduğumuz birinci önceliğimiz olmalı.
Sağır koca, kör kadın olabilmeli.
Mutlu bir çift olmak için bilmeli ama bazen görmemeli, duymamalı...Acer 
*

MUTLU EVLİLİĞİN SIRLARI

“İyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta, ölüm bizi ayırana kadar…” sözleriyle başlar tüm evlilikler. Evlenmek, bu kararı vermek, hayatınızı sonsuza kadar paylaşacağınız insanı seçmek hiç de kolay bir iş değildir. Ama siz bunların hepsini başarıp, doğru insanı bulduğunuza eminseniz nikah masasına oturup, ömrünüzün geri kalanında mutluluğunuzu onunla paylaşacağınıza dair söz verirsiniz. Aynı şekilde mutlu olmak ve mutlu hissettirilmek de istersiniz.

Mutluluk alındığı kadar verilir, tek taraflı olduğu durumda azalmaya ve zamanla tükenmeye mahkumdur. Elbette ki her çift bu düşüncelerle ve heyecanla evliliğinin temellerini atar. Sonrasında oluşacak gerginlikler, anlaşmazlıklar, problemler kimsenin hesaba katmadığı durumlardır.

Belki de bu sorunlarla hiç karşılaşmayan şanslı bir çiftsinizdir, ya da birbirini çok sevdiği için evliliğinin zarar görmesini istemeyen ve bu konuda doğru adımlar atan bilinçli bir çift. Evlilik nasıl ki iki insanın hayatını kaplayan ve ölene dek süren bir durumsa, mutlu bir evliliğin sırları da o kadar çok ve detaylıdır. Şimdi gelin mutlu ve  huzurlu bir evliliğin altın kurallarını birlikte öğrenelim.

Mutlu Evliliğin Sırları Nelerdir?

Mutlu Evliliğin SırlarıMutlu evliliğin sırları aslında nasıl da garip bir cümle öyle değil mi? Birbirine aşkla bağlı iki insanın mutlu olmaması için nasıl bir engel olabilir ki? Böyle söyleyince garibimize gitse de büyük aşk ve tutkuyla evlenen çiftler bile, bazen mutsuz bir evlilik geçirebiliyor. İnsanlar bireysel hayatlarından sıyrılıp, iki kişiyle yaşamanın zorluklarına alışamayabiliyor. Özgürlüklerinin kısıtlandığını düşünüyorlar belki de… Oysaki, karşılıklı güven, özveri ve saygı ile tüm evlilikler huzur dolu olabilir. Şimdi yaptığımız araştırmalardan derlediğimiz, mutlu evliliğin sırlarına kısa kısa değinelim.

Günümüzde evliliklerin çoğu uzun süreli flört ve tanıma sürecinden sonra gerçekleşse de hala görücü usulü ile birbirini hiç tanımadan evlenenlerin sayısı epey fazla. Evlilikleri başından sonuna kadar etkileyen en önemli faktörlerden birisi iletişimdir. Eğer birbirinizi kısa da olsa tanıma döneminiz olduysa ortak bir dil konuşup konuşmadığınızı, nelere gülüp nelere duygulandığınızı, yaptığınız sohbetlerden aldığınız keyfi veya ilgisizliği anlarsınız. Eğer birbirine tamamıyla zıt iki karakterseniz yol yakınken vazgeçin derim. Fakat hiç tanıma fırsatı olmadan yapılmış bir evlilikse, çiftler birbirini dinlemeli, anlamaya çalışmalı ve keyif almadığı durumlarda bile gerekirse eşinin kendini yalnız hissetmemesi için gülümseyebilmelidir.

Unutmayın ki eşinize en yakın olan kişi, anne ve babasından bile öncelikli olan tek insan sizsiniz. Bu yüzden ona yapacağı işlerde, aldığı kararlarda cesaret verin. Başaramayacağını bilseniz bile ona inandığınızı, başarabileceğini bildiğinizi gösterin, motive edin.

Eşinizi dinleyin, dinlediğinizi hissettirin. Heyecan ve mutlulukla gelip bir şeyler anlatırken elinizdeki telefonla uğraştığınızı, ya da umursamaz tavırlarla geçiştirdiğinizi düşünsenize, o insanda ne heyecan kalır, ne de bir daha sizinle mutluluğunu paylaşacak heves.

Eşinizi takdir edin. Size ve ailesine karşı yaptığı fedakarlıkları görmezden gelmeyin. Falancanın karısı böyle yemek yapıyor, filancanın kocası şuraya götürüyor gibi cümleler kurmayın. Birbirinize teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirin ve asla evliliğinizi başkalarının evlilikleriyle kıyaslamayın.
İlişkinize heyecan katın. Monotonlaşmış, sürekli aynı şeylerin yapıldığı, bir birliktelik ikinize de zarar verir. En basiti her hafta sonu anne ve babalarınızı görmek yerine, farklı arkadaşlarınızla buluşun, haftanın bir günü yemeğinizi dışarıda yiyin vs.

Birbirinize sürprizler yapın, hediye almak için doğum günlerini, özel günleri beklemeyin. Herhangi bir özelliği olmayan, sıradan bir günde de eşinize bir çiçek ya da hediye alıp mutlu edebilirsiniz.
Kıskançlık her ilişkide olmazsa olmaz bir durumdur, ilişkiye keyif katması açısından mutlaka olmalıdır da. Yalnız bunun dozunu ayarlayamayıp, gelene bakma, gidene kafanı çevirme, onu giyme, bununla konuşma tarzı hastalık boyutuna gelmiş kıskançlık krizleri evliliğin baş düşmanıdır. Psikolojik olarak iki tarafı da yıpratan bir durumdur. Bu yüzden eşinize güvenin, ona güvendiğinizi hissettirin. Her olaya kuşkuyla yaklaşırsanız zamanla size saygısı ve inancı kalmayan bir eş yaratmış olursunuz.

Birbirinize saygı duyun. Başlarken, sevginin olmadığı sadece saygı ile yürüyen ve sonrasında sevgiye dönüşen evlilikler çok ama, sevgi ile başlayıp saygının bittiği bir evliliğin yürüdüğünü hiç duymadık. Her ne kadar sinirli de olsanız, fikrine katılmıyor da olsanız asla saygısızlık yoluna gitmeyin. Çiftlerin özellikle de başkalarının yanında yaptığı aşağılayıcı tutumların evlilikleri olumsuz olarak etkilediği görülmüştür.

Sadakat bir evliliğin en temel taşlarından biridir. İhanet hiçbir insanın affedemeyeceği, yıllar geçse de unutamayacağı kötü bir olaydır. Bırakın aldatmayı bundan şüphelenen birinin bile zamanla size inancı ve güveni kalmaz, sonu boşanmaya kadar gider. Birbirinize karşı sadık olun, hayatınıza hiçbir zaman ikinci bir kadını veya erkeği almayın.

Özür dilemek, insanın hatasını kabullenmesi çok büyük bir erdemdir. Hatalı olduğunuza inandığınız anda eşinizden özür dileyin, bunu gurur meselesi yapıp günlerce aynı evin içinde küs kalmanın kimseye faydası olmaz.

Gün boyu çok kötü tartışmış, kavgalar etmiş, birbirinize bağırmış olsanız bile gece aynı yatağı paylaşın, asla küs uyumayın ve birbirinize sarılın. Evliliğin bir inatlaşma değil mutluluk oyunu olduğunu unutmayın.

Mutlu Bir Evlilik İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir?

Tartışmanın tavan yaptığı, sinirlerin gergin olduğu bir anda biriniz susmayı tercih edin. Kadın veya erkek fark etmiyor, ikiniz de sinirliyken hararetle yapılan konuşmalar bazen telafisi olmayan sözlerin ağızdan çıkmasına sebep olmaktadır. Böyle durumlarda haklı da olsanız susup eşinizin sakinleşmesini bekleyin. Doğru zamanın olduğuna inandığınız anda tekrar konuşmayı deneyebilirsiniz.

İki taraftan birinde herhangi bir cinsel sorun varsa bunun tedavi yollarını arayın. Unutmayın cinsel hayatı olmayan bir evlilik bitmeye mahkumdur. Birbirinizin eşi ve sevgilisi olmanın yanında en iyi dostu olmayı başarın. Sırlarını saklayan, her zorlukta yanında olan, hatasında da başarısında da yalnız bırakmayan biri olun.

Sorunlarla beraber savaşın. Büyük veya küçük, eşiniz sizden bir problem hakkında yardım istiyorsa ona yardım edin, yalnız bırakmayın. Sorunlara tek başına çözüm arayan ve yalnız kaldığını hisseden insan zamanla sizden uzaklaşır, bu da aradaki iletişimin ve sevginin azalmasına yol açar.

Mutlu Evlilik Nasıl Olur?

Mutlu bir evliliğin sırlarına ve evlilikte neler yapılmasına ayrıntısıyla değindiğimize göre, mutlu evliliğin tanımını da yapmış oluyoruz aslında. Birbirine saygılı olmak, sadakatle bağlanmak, takdir etmek, her koşulda yanında olmak, gerektiği yerde özür dilemek, hediyelerle sürprizler yapmak ve daha nicesi mutlu bir evlilikte olması gereken şeylerdir. Aslında bunların hepsinin temelinde sevgi ve saygı yatıyor. Eğer ortada gerçekten bir sevgi varsa, zaten bu saydıklarımız kendiliğinden oluşuyor.

Günümüzdeki evliliklere baktığımızda boşanmaların ne kadar çok olduğunu görüyoruz. En sık yaşanan boşanma sebepleri arasında aldatmak başı çekiyor. Bu yüzden evlilikte belki de en önemli unsur sadakat. Bunlardan başka evliliği ayakta tutan diğer bir durum ise, her türlü maddi zorlukta bile çiftlerin birbirine destek olmasıdır.

Dedelerimizin, ninelerimizin evliliklerine bakalım bir; hepsi 50-60 yıllık birliktelikler. Bu insanlar hiç mi zorluk çekmedi, hep mi bolluk içinde yaşadı? Tabi ki hayır. Birbirini seven her insan varlıkta da yoklukta da eşinin yanında olmalıdır. Makalemizde mutlu evliliğin sırlarına ve altın kurallarına elimizden geldiğince değinmeye çalıştık. Umarız yeni evlenenlere rehber olur ve umarız her evlilik mutluluk dolu olur.




aile, beklentilerimiz, evlilik, hayal kırıklığı, istek ve arzular, karı koca ilişkileri, mutlu aile formülü, mutlu olmanın yolu, mutluluğun temeli, mutluluk, resimli mesajlar, mutlu evliliğin sırları, 

KÜÇÜKLERE MERHAMET ETMEK

/ No Comments
çocuklar, erkekler, hz.muhammed, kızlar, küçükler, merhamet, resimli mesajlar, çocuklara merhamet etmek, küçüklere merhamet etmek, merhamet ne demektir, çocuklara merhamet hadisler

MERHAMET

Küçüğüne merhamet etmeyen;
bizden değildir. Hadisi Şerif
*
Çocuklara Merhamet Etmek 

Hz. Aişe (RadıyAllah'u Anhum)'dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte:

"Bir Arabi, Peygamber Efendimiz (s.a.v) 'in yanına geldi:

- (Yâ Resulallah) Siz çocukları öpüyor musunuz? Biz çocukları öpmüyoruz, dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v) :
-Allah senin kalbinden rahmi (Merhameti) çıkardı ise biz ne yapalım, diye buyurdu."

Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet ediyor: "Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Hasan'ı öpüyordu, yanında da, Ekra bin Cabir-i Temim-i oturuyordu:

-Yâ Resullalah! Benim on oğlum var birini dahi öpmedim, dedi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz (s.a.v):
-Kim merhamet etmezse ona merhamet edilmez buyurdu."

Hz. Aişe (radıyallah'u anha)'dan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte:

"Bir gün, fakir bir kadın yanıma geldi. İki kız çocuğu vardı, ben kadına üç tane hurma verdim. Hurmanın birini bir kızına, birini de bir kızına verdi, üçüncü hurmayı kendisi yemek için ağzına götürdüğü sırada, iki çocuk o hurmayıda istediler. Kadın o hurmayı da ikiye bölerek çocuklarına verdi. Bu benim garibime gitti ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e anlattım. O'da:

-Allah-u Zülcelal kadını, yapmış olduğu bu fiilden dolayı cehennemden azad etti ve cenneti ona vacip etti, buyurdu."




çocuklar, erkekler, hz.muhammed, kızlar, küçükler, merhamet, resimli mesajlar, çocuklara merhamet etmek, küçüklere merhamet etmek, merhamet ne demektir, çocuklara merhamet hadisler

KIZIMI SEVİYORUM

/ No Comments
erkekler, kızımı seviyorum, kızlar, resimli mesajlar, seni seviyorum, çocuk sevgisi, çocuklar nasıl sevmeliyiz, çocukları neden sevmeliyiz, çocuk sevgisi hadisler, çocuk sevgisi hz muhammed

KIZIM

Çocuklarınızı sevin.
Çocuklarınıza merhametli olun.
Başkalarında sevgi, merhamet aramasınlar.
Ama kız çocuklarını daha çok sevin.
*

Çocuk Sevgisi

Çocuk Sevgisi, o kadar güzel bir duygu ki anlatamam. Çocuklar Allah'ın bize bir lütfu ve hediyesidir. Bende çocukları çok seviyorum. Bu konuda yalan söyleyemem. Benim de iki çocuğum var. Her gün Allah'a şükür ediyorum. Onların bir yerine kıymık bile batsa benim canım yanıyor. Bunu anne olduğum için değil, bu çocuk sevgisini derinden yaşadığım içindir. Sadece kadınlar sever diye bir şey diyemem çünkü erkeklerde de çocuk sevgisini derinden yaşayanlar var. İlk örnek olarak Hz. Muhammed (sav) efendimiz vardır. Çocuk sevgisiyle ilgili hadisi şerifler bırakmıştır, bu hadisi şerifler de bize ulaşıp çocuk sevgisinin ne kadar güzel bir şey olduğunu öğretiyor. 

Hz. Muhammed (sav) buyurmuştur; 

''Çocukları sevin, onlara karşı daha şefkatli olun, onlara verdiğiniz sözü harfiyen yerine getirin; çünkü çocuklar, sizin kendilerine rızk verdiğinizi sanırlar." 
"Çocuklarınıza eşit şekilde davranın; farklı davranmanız gerekse bile kızlarınızı üstün tutun!" 
"Çocuklarınızı iyi eğitmelisiniz ki yüce Allah sizleri affetsin." 
"Çocuklarınıza değer verin, güzel ahlak öğretin ve onlar için Allah' tan bağışlama dileyin." 
Peygamber efendimiz (sav) özellikle kendi çocuk ve torunlarına oldukça düşkündü. Onlar için hem şefkatli bir baba, hem de merhametli bir dedeydi. 

Hz. Enes anlatımına göre çocuk sevgisi

"Çoluk çocuğuna Peygamberimiz (sav)' den daha şefkatli olan bir kimseyi görmedim.

Oğlu İbrahim' in -Medine' de Avali bölgesinde oturan bir süt annesi bulunuyordu. Beraberinde bende bulunduğum halde Rasulullah (sav) sık sık oğlunu görmeye giderdi. Varınca, demircinin duman dolu evine girer, oğlunu kucaklayarak, koklar, öper ve belli bir süre sonra da dönerdi." (Buhari, Edeb, 18; Müslim, Fedail, 63) 

Ve daha bir çok bunun gibi anlatımlar var. Bizler bu bilgileri öğrenip de aramızda daha hala nasıl çocuk sevmeyenler olur anlamıyorum. 

Çocuk Sevgisi, Onlar kırılgan, nazik ve o kadar çaresizler ki biz onlara iyi davranmazsak, onlara doğruyu anlatıp öğretmezsek, sevmeyi sevilmeyi göstermezsek nasıl bizde onlardan sevgi saygı bekleriz. Önce bunları düşünelim ona göre çocuklara, çocuklarımıza iyiliği güzelliği gösterelim ki onlarda iyilik ve güzellikle yaklaşsınlar. Belki arada kendi çocuklarımız canımızı sıkarlar ve lafımızı dinlemedikleri zamanlar olur. Bizler de hemen azarlar ve kızarız bazen de bir şey fırlattığımız anlar olur. Ama öyle de bir şey var ki bütün bunlardan sonra o çocuktan özür dilemek, onların gönlünü almak en büyük saygı ve sevgi göstergesidir. Çocukları ihmal etmeyelim. Söz verdiysek mutlaka ne yapıp ne edip o sözü yerine getirelim. Çocukları sevelim ilgi gösterelim. Sadece kendi çocuklarımızı değil, başka çocukları sevmeyi de bilelim ve onlara bir tebessümü çok görmeyelim. Çocuklar bu dünyadaki sınavımız dır ve en güzel şeyler onlardır. Çocuklara karşı şiddetten sakınalım inşallah. 





erkekler, kızımı seviyorum, kızlar, resimli mesajlar, seni seviyorum, çocuk sevgisi, çocuklar nasıl sevmeliyiz, çocukları neden sevmeliyiz, çocuk sevgisi hadisler, çocuk sevgisi hz muhammed