Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

DELİNİN VELİ'YE TAVSİYESİ

30 Nisan 2017 Pazar / No Comments
Beyazıdı Bestami Hazretleri kimdir, delinin veliye tavsiyesi, delinin biri, akıl hastanesi, tövbe kapısı, istiğfar nedir, günah nedir, günah çeşitleri, günah çıkarma, günahtan nasil korunur,

Delinin Veli'ye Tavsiye
*
*Günah Hastalığının Reçetesi
*Beyazıdı Bestami Hazretleri deliye sorar;
'Günah Hastalığının Reçetesi nedir? '
*
Deli cevap verir;
' Tövbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır.
Kalp havanında Tevhid tokmağı ile döv.
İnsaf eleğinden geçir. 
Gözyaşı ile yoğur. Aşk fırınında pişir. 
Akşam sabah bol miktarda ye. 
O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz. 




Beyazıdı Bestami Hazretleri kimdir, delinin veliye tavsiyesi, günah çeşitleri, günah çıkarma, günah hastalığının reçetesi, günahtan korunma yolları, menkıbeler, 

KALBİN RUHU SEVGİDİR

29 Nisan 2017 Cumartesi / No Comments
acı çekmek, sevgi nedir, sevgi yüklü bulutlar, aşkı memnu, acıların kadını, acı nedir, aşk yarası derin olur, aşk acısı

Sevmek acı çekmektir, 
Sevmemek ölmek... Aristo
Sevip de acı çekmeyen gerçekten sevmemiştir.
*
Acı, sevmenin ikiz kardeşidir.
*
Seven, sevdiğinin yaşatacağı acıya katlanmayı göze almalıdır.
*
Büyük sevdalar içinde büyük imtihanlar
 ve büyük acılarla doludur.
*
Sevmemek ise tam bir ölümdür.
*
Kalbinde sevgi olmayan, sevgiyi tatmamış gönül yaşayan bir ölüdür.
*
Kalbin ruhu sevgidir. 
Sevgi olmazsa ruh da ölür. acer 





acı nedir, acıların kadını, aristo kimdir, aşk acısı, aşk yarası derin olur, aşkı memnu, en güzel aşk sözleri, en güzel resimli mesajlar, ölüm nedir, 

KALBİNİZİ KORUYUN!

28 Nisan 2017 Cuma / No Comments
kalbimiz yangın yeri, kalbimizi tanıyalım, kalbimizi nasıl korumalıyız, kalp nasıl çalışır, kalbin görevleri, kalbimi koydum, dengeli beslenme nedir, kalp krizi

Kalp kanser olmayan tek organdır.
İçinde negatifi-hastalığı barındırmaz.
Negatifi almak yerine;
ya girişleri tıkar, ya da durur.
Kalbimizi ruhi ve bedeni hastalıklardan korumalıyız.
Kalitesiz yağlar kalbimize ne kadar zarar veriyorsa,
kalitesiz düşüncelerde bir o kadar zarar verir.
Dengesiz beslenme kalbin ne kadar düşmanı ise,
dengesiz fikir ve düşüncelerde o kadar düşmanıdır...acer



dengeli beslenme nedir, kalbimi koydum, kalbimiz yangın yeri, kalbimizi nasıl korumalıyız, kalbimizi tanıyalım, kalbin görevleri, kalp krizi, kalp nasıl çalışır, 

ZAMANIN ÇARKLARI

/ No Comments
saat kaç, zamanın kısa tarihi, zamanın sonundaki ev, zamanın unuttuğu oyuncak hikayesi, kırık kalpler, gönülden sevenler, gönül dağı, ruh ikizim kim, ruh sağlığı,

Saat kırık olsa da zaman durmaz.
Kalp de saat gibidir.
Kalbin kırık olması zamanın akışını engellemez.
Gönlün kor olup yanması, zamanı durduramaz.
Ruhun daralması, zamanı daraltamaz.
Kalp de, gönül de, ruh da 'haydi yeniden' deyip hayata tutunmalıdır.
Kırılan ayna misali, kalp kırıklığı düzelmese de;
'haydi yeniden' demeli, hayat mücadelesine devam etmelidir.
Küller atındaki kor misali, gönül yangını bitmese de;
'haydi yeniden' demeli, külün üzerine su serpmesini bilmelidir.
Kabına sığmayan su misali, ruhun daralsa da;
'haydi yeniden' demeli, sabırla güzel günlerin gelmesini beklemelidir.
Zaman her şeyin ilacıdır.
Belki yeni saatler süsler duvarlarımızı kim bilir? acer  




gönül dağı, gönülden sevenler, kırık kalpler, ruh ikizim kim, ruh sağlığı, saat kaç, zamanın kısa tarihi, zamanın sonundaki ev, zamanın unuttuğu oyuncak hikayesi, 

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN

27 Nisan 2017 Perşembe / No Comments
cuma, cuma namazı, en güzel cuma mesajları, en hayırlı gün, cuma tebriği

Üzerine güneş doğan en hayırlı gün 
Cuma günüdür. 
Cuma müminlerin bayramıdır. 
Cumanız mübarek olsun. 



cumanız mübarek olsun, en güzel cuma mesajları, hayırlı cumalar, 

KIRMIZI BEYAZ GÜLLER

26 Nisan 2017 Çarşamba / No Comments
kırmızı beyaz güller, kırmızı balık şarkısı, kırmızı ton, aşkın renkleri, aşkın ritmi,

Gül ya kırmızı olmalı ya  da beyaz.
Kırmızı sevgiliyi, beyaz seveni taşır aşka.
*
Kırmızı en sevgilidir, beyaz en çok seven.
*
En güzel de beyaza kırmızı yakışır.
Güllerimiz olsun kırmızı ve beyaz,
Kırmızı güller senin, beyaz güller benim,
Beni unutursan, kırmızı güller solsun,
Ben seni unutursam, beyaz güller kefenim olsun...







aşk sözleri, aşkın renkleri, aşkın ritmi, en güzel aşk şiirleri, en güzel güller, kırmızı balık şarkısı, kırmızı beyaz güller, kırmızı ton, 

AŞKIN KANUNU!

/ No Comments
aşk nedir, aşk sözleri, aşk yeniden, aşkı memnu, aşkın kanatları, aşkın kanunu, aşkın kitabı, emek, sabır, tutku, aşkın anlamı, aşkın manası

Aşk;
'Ben gidiyorum' dediğinde, 'gitme' diyeni değil,
'Ben de geliyorum' diyeni aramaktır.
Ardından gelen aşıktır, yerinde duran değil.
Emek veren aşıktır, emek isteyen değil.
Aşk; emek ister, aşk; sabırla beklenmek ister, aşk; tutku ister.
Aşk; aşkı ile yaşamak ister...acer






aşk nedir, aşk sözleri, aşk yeniden, aşkı memnu, aşkın kanatları, aşkın kanunu, aşkın kitabı, emek, sabır, tutku, aşkın anlamı, aşkın manası

ÇİÇEK VE KAR

25 Nisan 2017 Salı / No Comments
bahar yelleri, çiçekler, hayat nedir, kavak yelleri, mevsimler, nasıl sevmeli, sevgi ne demektir, sevmek nedir, suyun donması, insan nasıl sevmeli, kadın nasıl sevilmeli,

Sevince her yanım bahar bahçe, 
Soğuyunca karlı dağlar gibiyim. 
Mevsimler bana benzer, ben de mevsimlere
Bazen bahar yelleri eser başımda. 
Çiçekler açar gönül tomurcuklarım. 
Yeni doğumlar yaşarım beyin zarımda. 
Bazen kışın karı boranı. 
Zemheriler kaplarken damarlarımı, 
Kanım donar suya inat. 
İşte mevsimler bana benzer, 
Ben de mevsimlere... acer

*

İnsan nasıl sevmeli: Sevgiyi tanımlamak mümkün mü?

Bu ayın başından bu yana olduğu üzere, can-ım Ekim ayını kapatmadan sevgi ve aşk ile ilgili sorularımıza devam edeceğiz. Aslında başlık oldukça genel bir soru içeriyor. Sevginin birçok türü var, bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi, bir babanın çocuğu için hissettiği sevgi, bir adamın bir kadın için hissettiği sevgi, bir arkadaş için bir dost için hissettiğimiz sevgi… Bunların hepsi aslında hayatımızda mutlaka birçok açıdan deneyimlediğimiz sevgi türleri. Fakat öyle bir tür var ki onu genelde çözmeye ve yorumlamaya ne tecrübemiz ne de bugüne kadar yazılmış olanlar yetiyor…

Evet hepimizin tahmin edebileceği üzere sorumuz kadın – erkek ilişkisi olarak bahsedebileceğimiz sevgi yani aşk diye de düşünebiliriz. Peki diyeceksiniz yani Pınar böyle bir soru olabilir mi, nasıl seveceğime kim karışır, içimden geldiği gibi severim…

İşte tam da buraya bakalım istiyorum sizlerle birlikte. Yolda yürüdüğünüzü düşünün bir yabancı sizi durdurdu, ve bu soruyu yöneltti “bir kadın erkek ilişkisinde insan nasıl sevmeli”? Şimdi bazı olası cevapları sıralayabiliriz; kimimiz deliler gibi sevmeli, en derinlerine kadar hissederek tutkuyla diyecektir, bazıları ise çok yakın bir arkadaşlık kurarak sevebilmeli der, bazıları çok da bağlanmadan öyle her an kaybedecekmiş gibi yani tamamıyla onun olduğunu hissettirmeden sevmeli insan diyecektir…

Tabi ki olası cevaplar bu kadar ile bitmez, ben kimseyi bu derece sevmem, işte hayatıma alacak kadar severim, çok da dünyaları değiştirmemeli der, eğer nispeten genç yaşlarımızdaysak cevap her an yanında olarak her an çokça paylaşarak sevmek isterim diye cevaplandırır sorumuzu ve eğer biraz daha olgun yaşlarımıza ilerlediysek belki huzur bularak birlikte huzura ererek sevmeli diyebilir…

Peki gerçekten insan nasıl sevmelidir? Bunun bir tanımı var mıdır? Tabi ki tanım yapmak kolay değil ama ben son dönemde ve sıkça ilgimi de çeken “böyle gelmiş” olduğu için, “bir kere evlendik çocuğumuz oldu mutsuzuz ama sonsuza kadar bunu yaşamaya mahkumuz” veya “evet ben karımı aldattım ama yine de onu seviyorum” diyebileceğimiz birçok “sevginin” karışık halleri ile karşılaştım… Bu haller sevmek yani nasıl sevmek sorumuza gidiyor aslında, hem sevmeyi hem sevilmeyi içeriyor.

Öncelikle, sevmeyi “ödev” gibi mi görmekteyiz? Yani eşimizi “gerçekten” yürekten sevebiliyor muyuz? Tabi ki zaman, yaşanmışlık ve hayat şartları bizi bir yerlere getiriyor ama bir Pazar günü elele yürümek varken sadece saatlerce susarak telefona bakarak o kişi ile hiçbir iletişim kurmadan sadece karı ve koca ilan edildiğiniz için mi zaman geçirmektesiniz? Bu sevmek olabilir mi bu sevmek halinin bir türü olabilir mi?

Sevmeyi “kaçamayacağınız” bir sorumluluk olarak görüp artık “heyecanı” bitmiş evliliğiniz dışında heyecanlar mı aramaktasınız? Evet, bu da bir seçim ve kimse sizi yargılayamaz. Fakat hayatınızda kendinize ne kadar dürüstsünüz? Her gün gerçekten kalbinizin ait olmadığı bir kadın veya adam ile birlikte hayatınızın geri kalan günlerini “çarpmayan bir kalp” ile geçirmekte olduğunuzu bilmek nasıl bir duygu?

Sevmeyi “mükemmel” kişinin gelmesini beklemek olarak mı görüyorsunuz? Kalbinizi ancak mükemmel standartlarınıza uygun bir kişi karşınıza çıktığında mı açacaksınız? Peki siz kendiniz bugün o tanımladığınız derece mükemmel misiniz? Peki bu gerçekleştiğinde kalbinizi açmaya ne kadar gönüllüsünüz, içinizde dünyada size bahşedilmiş sevmek almak-vermek dengesinin güzelliğini gerçekten hissedebiliyor musunuz? Yoksa karşınıza çıkan bütün o olası mükemmel olasılıkları elinizin tersiyle “korkularınız” ardına saklandığınızdan görmezden mi gelmektesiniz?

Bakın Osho, Sevginin Gücü isimli güzel eserinde insan nasıl sevmeli sorusuna nasıl yanıtlar veriyor;

“…İnsan nasıl sevmeli? Sevmek bir görev olamaz. Kimse görev icabı sevmemeli. Kimse sevmek zorunda kalmamalı. Kimseye sevmesi söylenmemeli. Olura olur. Olmazsa olmaz. Bu konuda bir şey yapabileceğin böyle bir durum yarattı ki pek çok insan sevemiyor. Sevgi çok az insanın karşısına çıkar. Tanrısallık kadar enderdir, çünkü tanrısallık sevgidir, çünkü sevgi tanrısallıktır.

Eğer sevgiye açıksan tanrısallığa da açık olursun. İkisi aynıdır. Sevgi başlangıçtır ve tanrısallık sondur. Sevgi, kutsallığın tapınağına giden basamaklardır.

Sevgi yolu ya da kalbin yolu, hiçbir şeyin senin ellerinde olmadığı anlamına gelir. Zamanını boşa harcama. Bütün her şeyin icabına bakacaktır. Lütfen rahatla; bütünün seni kucaklamasına izin ver.”

Sevgi korku içermez, tanım içermez, koşulların sağlanmasını beklemez, olduğu gibi olabilmektir. Kendince yeşerir, kendince dillenir ve yine kendince içimizi doldurur. Sevgi bu dünyanın yaradılışının sebebi, mevsimlerin dönüşüne eş ve zamanın en güzel tanığıdır. Sevgi, bu dünyada insan olarak bizlere bahşedilen en muhteşem histir ve hiçbir başka değerli şey ile yeri değiştirilemez.

Bugün “insan nasıl sevmeli” sorusu üzerine düşünün isterim. Aşk olduklarınızın elinden dürüstçe tutabiliyor musunuz, her anınızı o kişinin muhteşem varlığı ile doldurabiliyor musunuz? Sevmek için şartlarla dolu bir anlaşmaya mı girdiniz, mutlu musunuz, gerçekten sevebiliyor musunuz? İnsan nasıl sevmeli; insan bir okyanusun kıyısında uyanıp da oraya nasıl geldiğini hatırladığında yüzünde oluşacak sıcacık gülümseme kadar mahsum ve derin sevmelidir… İnsan nasıl sevmeli? Zor bir sorudur ve cevabı yine sizde gizli…


Pınar Ulus / www.uplifers.com





bahar yelleri, çiçekler, hayat nedir, kavak yelleri, mevsimler, nasıl sevmeli, sevgi ne demektir, sevmek nedir, suyun donması, insan nasıl sevmeli, kadın nasıl sevilmeli, 

ÖLÜMSÜZLÜĞÜN ADI: AŞK

24 Nisan 2017 Pazartesi / No Comments
aşk sözleri, aşk yeniden, ilahi aşk nedir, ilahi aşk sözleri, leyla ile mecnun, kerem ile aslı, ferhat ile şirin, hanlar, hanı, sultanım

Aşk üç harf, bir hece, tek nefes...
Hiç aşık oldun mu?
Aşık olmayan aşığın halini anlayamaz.
Tarih devletlerden sonra en fazla aşkı yazmıştır.
Aşk ile kurulan devletler, aşk uğruna yıkılmıştır.
Dağlar aşk için delinmiş, yollar aşk ile gidilmiş, geçilmezler aşk ile geçilmiştir.
Gönül otağı hep bir Sultan aramış ya da Han.
Han, Hanım olmuş, yiğitler diz çökmüş aşk ile.
Aşk en sonunda kainata hükmetmiş,
Kainatın sahibine gönüller aşk ile ram olmuştur.
İşte o zaman kalp huzura ermiş, gönüller nur olmuştur.
Aşk ile...acer 





aşk sözleri, aşk tek hece, aşk üç harf, aşk yeniden, ferhat ile şirin, ilahi aşk nedir, ilahi aşk sözleri, kerem ile aslı, leyla ile mecnun, ölümsüzlüğün adı aşk, seni seviyorum, sultanım, 

MİRAÇ NEDİR? NASIL OLMUŞTUR?

23 Nisan 2017 Pazar / No Comments
 en güzel kandil mesajı, en güzel miraç kandili tebriği, hayırlı kandiller, miraç nedir, miraçta neler olmuştur, miraç gecesi, miraçtaki mucizeler, miraçta neler farz oldu, hz muhammedin miracı

Miraç, yükselmektir. 
Miraç,  boyut değiştirmektir. 
Miraç,  yüz yüze görüşmektir. 
Miraç,  ödüllenmektir. 
Miraç,  Cebrail ile yarenlik etmektir. 
Miraç,  Burak ile yola gitmektir. 
Miraç, Yar ile buluşmaktır. 
Muminin miracı namazdır. 

*

MİRAÇ NEDİR?

Arapça'da merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarını dile getirir. İslam'da Hz. Peygamber (s.a.s)' in göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabul edilmesi olayı. Mirac olayı hicretten bir yıl ya da onyedi ay önce Receb ayının yirmi yedinci gecesi gerçekleşir. Olayın iki aşaması vardır. Birinci aşamada Hz. Peygamber (s.a.s) Mescidül-Haram'dan Beytü'l-Makdis'e (Kudüs) götürülür. Kur'an'ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında isra adını alır. İkinci aşamayı ise Hz. Peygamber (s.a.s)'in Beytü'l-Makdis'ten Allah'a yükselişi oluşturur. Mirac olarak anılan bu yükselme olayı Kur'an'da anılmaz, ama çok sayıdaki hadis ayrıntılı biçimde anlatılır.

Hadislerde verilen bilgiye göre Hz. Peygamber (s.a.s), Kâbe'de Hatim'de ya da amcasının kızı Ümmühani binti Ebi Talib'in evinde yatarken Cebrail gelip göğsünü yardı, kalbini Zemzem ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adlı bineğe bindirilerek Beytü'l-Makdis'e getirildi. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılandı. Hz. Peygamber (s.a.s) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırdı.

Hz. Peygamber (s.a.s), Beytü'l-Makdis'te kurulan bir Mirac'la ve yanında Cebrail olduğu halde göğe yükselmeye başladı. Göğün birinci katında Hz. Adem, ikinci katında Hz. İsa ve Yahya, üçüncü katında Hz. Yusuf, dördüncü katında Hz. İdris, beşinci katında Hz. Harun, altıncı katında Hz. Musa ve yedinci katında Hz. İbrahim ile görüştü. Cebrail ile birlikte yükseliş Sidretü'l-Münteha'ya kadar sürdü. Cebrail, "Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım" diyerek Sidretü'l Münteha'da kaldı. Hz. Peygamber (s.a.s) buradan itibaren Refref adlı başka bir binekle yükselişini sürdürdü. Bu yükseliş sırasında Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabını müşahede etti. Sonunda Allah'ın huzuruna kabul edildi. Kendisine ümmetinden Allah'a şirk koşmayanların Cennet'e gireceği müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve beş vakit namaz farı kılındı. Yeniden Refref ile Sidretü'l-Münteha'ya, oradan Burak'la Kudüs'e, oradan da Mekke'ye döndürüldü.

Hz. Peygamber (s.a.s) ertesi günü Mirac olayını anlattı. Olayı duyan müşrikler yoğun bir kampanya başlatarak Hz. Peygamber (s.a.s)'i suçlamaya, alaya almaya başladılar. Bu kampanya bazı müslümanları da etkileyerek şüpheye düşürdü. Olayın gerçek olup olmadığını araştırmak isteyenler Beytü'l-Makdis'e ve Mekke'ye gelmekte olan bir kervana ilişkin sorular sorarak Hz. Peygamber (s.a.s)'i sınadılar. Hz. Peygamber (s.a.s)'in verdiği bilgilerin doğruluğu müslümanları şüpheden kurtardıysa da müşriklerin inatlarını kırmaya yetmedi. Mirac olayı inatlarını ve düşmanlıklarını artırarak onlar için bir fitne nedeni oldu. Bu olay karşısındaki tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekr, Hz. Peygamber (s.a.s)'ce "Sıddîk" lakabıyla onurlandırıldı. Hz. Ebu Bekir olayı kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyeceğini soran müşriklere "O söylüyorsa şüphesiz doğrudur" cevabını vermişti.

Ahad hadislere dayansa da Mirac olayının gerçekliğinde tüm müslümanlar birleşmişlerdir. Ancak olayın gerçekleşme biçimi İslam bilginleri arasında görüş ayrılıklarına neden olmuştur. Buna göre İbn Abbas'ın da içinde bulunduğu bazı bilginlere göre Mirac olayı uykuda gerçekleşmiştir. Bilginlerin büyük çoğunluğuna göre ise uyku durumunda ve rüyada değil, uyanık iken gerçekleşmiştir. Fakat bu görüşü savunanlar da Mirac'ın yalnız ruhla mı, yoksa hem ruh, hem de bedenle mi olduğu konusunda ikiye ayrılmışlardır. Sonraki Kelamcıların büyük çoğunluğuna göre mirac olayı uyanıkken hem ruh, hem de bedenle gerçekleşmiştir.

Mirac olayının gerçekleştiği gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir. Osmanlılar döneminde, camiler kandillerle donatıldığı için Mirac kandili olarak anılan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayını anlatan ve Miraciye adı verilen şiirlerin okunması, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti.








en güzel kandil mesajı, en güzel miraç kandili tebriği, hayırlı kandiller, miraç nedir, miraçta neler olmuştur, miraç gecesi, miraçtaki mucizeler, miraçta neler farz oldu, hz muhammedin miracı

BEYNİNİZİ ZİYAN ETMEYİN!

21 Nisan 2017 Cuma / No Comments
sorgulama ekranı, sorgulama, sorgulama plaka, beyin ameliyatı, beyin tümörü, evrende yolculuk, evrende kaç gezegen var

Sorgulamalı!
Önce kendimize sorular sormalıyız.
Uçuk kaçık da olsa sorular sormalıyız.
Soru sormayı bilmek aslında konuyu da bildiğimizi gösterir.
Bilen sorar ve sorgular.
Bilmeyen soru da soramaz, sorgalayamaz da.
Bilen ama sorgulamayan insan ise aslında hesaplı hareket edendir.
Ya da zamanını beklemektedir.
Çünkü zamansız soru sormak ya da sorgulamak da doğru bir yaklaşım değildir. 
Düşünen, etrafında olup bitenleri takip eden ve farkında olan insan;
beyninde fırtınalar estirir.
Beyin bazen fazla mesai bilen yapar.
Uykusunda dahi sorular uçuşur, cevaplarını arar durur.
İşte asıl önemli olan; beynimizi gereksiz şeylerle meşgul etmemektir.
Hiç düşünmemek ve sorgulamamak da beyni kiraya vermektir.
Evrende en büyük ziyan,
sorgulama yeteneğini kaybetmiş bir beyindir.






beyin ameliyatı, beyin tümörü, evrende en büyük ziyan nedir, evrende kaç gezegen var, evrende yolculuk, sorgulama, sorgulama ekranı, sorgulama plaka, sorgulama yeteneği ne demektir, sorgulayın, 





BUGÜN CUMA

/ No Comments
cuma nedir, cuma namazı nasıl kılınır, cuma günü ne yapılmalı, istişare nedir, cami ne demektir

Bugün Cuma; huzur ve bereket günü...
Mübarek olsun.
*
Günlerin en hayırlısı olan Cuma Günü'ne kavuşturan Rabbe şükürler olsun.
*
Bugün toplanma, toparlanma, buluşma, görüşme, duaları çoğaltma, birlik olma günü.
*
Bugün istişare, meşveret, kucaklaşma, barışma, sevme günü.
*
Bugün Yaratıcının huzurunda birlikte olma, huzura çıkma günü.
*
Bugün huzur, bereket, barış günü... 





bugün cuma, cami ne demektir, cuma günü ne yapılmalı, cuma kutlama mesajı, cuma namazı nasıl kılınır, cuma nedir, cumanız mübarek olsun, en güzel cuma tebriği, hayırlı cumalar, istişare nedir, 

HAKİKAT DAMLALARI

20 Nisan 2017 Perşembe / No Comments
altın sözler, en güzel resimli mesajlar, hakikat nedir, insanları tanıma yolları, nasıl karar verilir, hüküm vermek, insanı nasıl tanırız, hakikat damlaları,

Tanımadan hüküm vermeyin. 
Hakikat düşündüğünüz gibi olmayabilir. 
Karar vermek için 
bilmek ve tanımak gereklidir. 
Bilmediğimiz konularda ya da
tanımadığımız kişilerle ilgili 
kesin hüküm vermeden önce 
doğru bilgiler edildikten ve 
kişileri tanıdığımıza emin olduktan sonra karar vermek gereklidir. acer
*
Allah var ve bir de O’nun sanatı var. Sanatı Sanatkar'la karıştırmamak lazım.

*

Temiz bir zihin ve selim bir kalb isteyenler, her türlü düşünceye vize uygulamalı ve yabancı mülahazalara geçiş hakkı tanımamalıdırlar.

*

Dinî ilimleri bilen çok insan var, fakat Allah'ı bilen, Efendimiz'i bilen çok az.

*

Ne yapıp edip taklide takılı mülahazalardan sıyrılmak lazım!.

*

İmam Rabbani, İmam Gazali, Üstad Bediüzzaman gibi kimseler Zat-ı Uluhiyeti çok iyi anlamışlar. Zannediyorum kalb O'na teveccüh edip ısrarla "Bildir bana Kendini!" deyince, O da bu yakarışa marifet şualarıyla cevap veriyor ve talep edenin samimiyeti ölçüsünde Kendini ona tanıtıyor.

*

Başkalarının marifete yürüdüğü yolu takip ederek Allah'ı bilme ufkuna ulaşmak mümkün değildir. Diğer insanların tecrübeleri sadece bir fikir verir; onlar adeta yol haritasını belirler. Ne var ki, o haritayı eline alsan ve yolu öğrensen de, mesafeleri bizzat sen katedecek ve varılacak yere sen varacaksın!..

*

Allah'ım! Bana, yaptığım en küçük kötülüğü dahi asla unutmayacak kadar güçlü, Senin inayetinle benden sadır olmuş bazı iyilikler varsa onları da hemen unutacak kadar dağınık bir hafıza ver!.

*

En küçük günahlardan dolayı bile kayıp düşme endişesi olmalı! Kayma endişesi olmalı ki, Allah kaydırmasın!

*

Allah'tan (celle celâlühû) isterken, Allah'ı (azze ve celle) istemeli!

*

Tabiî olmayan davranışlarda inkıtaların olması pek tabiîdir.

*

Ruhunu yonta yonta onu Cuma Yamaçları’na ehil hale getirememiş insanların hayatı bir yalandan ibarettir.

*

Kur'an kendisine açılanlara açılır. O'nun fiyatı kalbinizdir. Kalbinizi verirseniz O'nu alırsınız. Evet, Allah'ın yarattığı kalbinizi verin, Kelam sıfat-ı sübhaniyesinden gelen Ezelî Kelâm'ını alın!


'Deha için intihap yoktur' derler. Peygamber fetaneti için de bir ân-ı seyyale teemmüle ihtiyaç yoktur.


En büyük hüsran duaya devam etmekten vazgeçip onu terketme düşüncesidir.


Mü’minin sükûtu tefekkür, konuşması da hikmet olmalıdır.


Namazda esneme namaza konsantre olamamanın ifadesidir ve huzurunda durulan Zat'a karşı bir ayıptır. Namaz ibadetini eda eden kimse namaz esnasında esnemekten haya etmelidir. 


Savaşların en zoru basiretsizliğe ve anlayışsızlığa karşı verilen savaştır.


Dua ederken elleri açıp yukarıda tutmada gevşeklik gösterme bir çeşit ruh miskinliğidir ve onda –haşa– Allah'tan istiğna gibi bir anlam vardır.


Güzel şeylerin güzelliklerindeki ayrı bir derinlik de onlardaki temadîdir.


Yapılan iyilikler sünbüllenmek için toprağa atılmış tohumlar gibidir.


Dünyada savaş isteyenlerin alternatif savaş sebepleri ortaya koyduğu günümüzde bize düşen vazife alternatif sulh sebepleri ortaya koymak olmalıdır.


Hep sırt üstü yatanların Allah'ın lütfuna mazhar olmaları zor hatta imkansızdır.





altın sözler, en güzel resimli mesajlar, hakikat nedir, insanları tanıma yolları, nasıl karar verilir, hüküm vermek, insanı nasıl tanırız, hakikat damlaları, 

AKIL-BİLGİ-RUH

19 Nisan 2017 Çarşamba / No Comments
akıl oyunları, akıl bilgi oyunları, akıl bilgi konuşmaları, akıl ruh sağlığı, ruh ikizi, sevginin gücü

Akıl bilgi ile, ruh sevgi ile sakinleşir.
Bilgiden yoksun akıl çorak toprak gibidir.
Verimsizdir, boştur, gereksiz düşüncelerle meşguldür.
Hatta hırçın ve cahildir, kavgacıdır.
Sevgisiz ruh ise susuz bir çöldür.
Suya hasret topraklar gibi çatlar, yarılır, erozyona uğrar.
Tamiri zordur. Kin ve nefret yüklüdür.
Aklı bilgi ile, ruhu da sevgi ile beslemelidir vesselam...acer






akıl bilgi ile sakinleşir, akıl bilgi konuşmaları, akıl bilgi oyunları, akıl oyunları, akıl ruh sağlığı, altın sözler, en güzel resimli sözler, ruh ikizi, ruhun gıdası, sevginin gücü, 

EN GÜZEL AYNA: VİCDAN

/ No Comments
en güzel resimli sözler, hak adalet, hak arama, vicdan aynası, vicdan filmi, vicdan ile ilgili sözler, vicdan nedir, vicdanının sadakası, altın sözler, en büyük mahkeme vicdan, acer sözler,

VİCDAN

Kişinin bakabileceği en güzel ayna vicdandır.
Hayat devam ederken aslında çok şey yaşarız.
Doğrularımız olur, yanlışlarımız olur.
Doğru ya da yanlış davranışlara maruz kalırız.
Hakkımıza girildiğini düşünürüz, insanların hakkına gireriz.
Ancak nedense kendimizi her zaman haklı,
yaptıklarımızı her zaman doğru görürüz.
İşimize ters gelenleri de yanlış oldu, haksızlığa uğradım diye ifade ederiz.
Hatta zaman zaman isyan ederiz, adalet isteriz.
Peki ölçü nedir? Neye göre haklı ya da haksızız?
Yanlış ve doğruların terazisi nedir?..
Aslında tek bir terazi yeterlidir.
Ölçüsü hiç şaşmayan terazi. VİCDAN...
Vicdanına soran, vicdanı ile hareket eden hiç hata yapmaz, yapamaz.
Vicdan her zaman doğruyu gösteren bir saattir. acer

*

VİCDAN İLE İLGİLİ SÖZLER

Kötü bir işin en gizIi şahidi, vicdanımızdır. Hz. Ömer (r.a.)
*
AIIah’ı anmayan vicdan, hakimsiz mahkemeye benzer. Jean J. Rousseau
*
En mükemmeI adaIet, vicdandır. Victor Hugo
*
İradene hakim oI; fakat vicdanına esir oI. AristoteIes
*
İyi bir vicdan, en rahat yastıktır. C. Brentana
*
Vicdanı tertemizdi zira onu hiç kuIIanmamıştı. StanisIaw Lee
*
Vicdan baki kaIdıkça, hiçbir günah affediImiş sayıImaz. Stefan Zweig
*
Sakın unutma; bir umut öIdürür insanı, bir de vicdan. SuskunIar
*
Vicdanımız, biz onu öIdürmedikçe, yanıImaz bir yargıçtır. Honore de BaIzac
*
Vicdan, adaIetin en iyi vekiIidir. Lady Mary Montagu
*
Vicdan kaIp penceresinden bakar, sozadresi.com akıI gözünü kapasa da vicdanın gözü, daima açıktır. Said Nursi
*
Sanma ki her kaIıbın, içindeki insandır, insanı farkIı kıIan merhamettir, vicdandır.
*
Hiçbir suçIu, kendi öz mahkemesinde beraat edemez. JuvenaIis
*
Kapanmayan tek yara, vicdan yarasıdır. PubIiIius Cyrus
*
Vicdan azabı, insanın içinde bir cehennemdir. Lord Byron
*
KanunIara dayanan adIi muhakemeIerden, daha büyük bir muhakeme vardır ki, bu da her kişinin kendi vicdanıdır. Mahatma Gandhi
*
Her şerefIi insan vicdanını yitirmektense, şerefini yitirmeyi yeğIer. WiIIiam Shakespeare
*
BugünIerde öğrendiğim en önemIi şey; kaIp herkeste oIsa da vicdan herkese nasip oImuyor.
*
VicdanIarınız sizi itham etmezse, başkaIarının ithamının hiçbir değeri yoktur. Pierre Jeanne
*
Hayatta daima gerçekIeri savun! Takdir eden oImasa biIe, vicdanına hesap vermekten kurtuIursun. Che Guevara
*
Bir insanı üstün kıIan, onu kendi arzu ve ihtirasIarından kurtaran, sadece vicdanıdır. SamueI SmiIes
*
İyi oImak koIaydır. Zor oIan adiI oImaktır. En mükemmeI adaIet ise vicdandır.
*
Vicdanın ve samimiyetin, temeI değerIerin oIsun, değersiz insanIarIa da arkadaşIık etme, hataya düştüğünü anIadığında, onu düzeItmek için hiç tereddüt etme. Confucius
*
İnsanIar kötüIüğü, arzuIarının kuvvetIi oImasından çok, vicdanIarının zayıf oIuşundan doIayı yaparIar. John Stuart MiII
*
Görevini tam yerine getirmemiş oIanın sozadresi.com vicdan yarasına, ne mazeretin çaresi, ne iIacın şifası çare getirmez. MevIana




en güzel resimli sözler, hak adalet, hak arama, vicdan aynası, vicdan filmi, vicdan ile ilgili sözler, vicdan nedir, vicdanıın sadakası, altın sözler, en büyük mahkeme vicdan, acer sözler

HER GECE

18 Nisan 2017 Salı / No Comments
uyku apnesi, uyku duası, uyku tulumu, mutlu ol yeter, mutlu olmanın yolları, ölüm yarışı, gece savaşanlar, gece kraliçesi, cemal süreyya şiirleri

Mutlu uyumak lazım azizim.
madem uyku yarı ölüm halidir,
o halde mutlu ölmek gerek,
her gece...Cemal Süreyya
Hayat, uyku ve ölüm.
Aslında her şeyi anlatan sihirli ve derin kelimeler.
Bir gece gibi içinde her anlamı saklıyor.
Sır gibi, sırdaş, kardeş kelimeler....acer




cemal süreyya şiirleri, gece kraliçesi, gece savaşanlar, kardeş, mutlu ol yeter, mutlu olmanın yolları, ölüm yarışı, sırdaş, uyku apnesi, uyku duası, uyku tulumu, 

HIRSIN TAHRİBATI

/ No Comments
 ahlak bilgisi, altın sözler, fazla hırs, hırs nedir, hırs sebebi hasarattır, hırsın sözlük anlamı, resimli güzel sözler, tahribat, hırs zararlı mıdır, hırsın zararları, hırs yararlı mıdır, hırsın faydaları

HIRS

Hırs büyüyünce, ahlak küçülür.
Hırs sebebi hasarattır.
Fazla hırs insanı başarısızlığa sürükler.
Hırs sonucu oluşan başarısızlık sinirleri tahrip eder.
Daha fazla hırslandırır.
Hırs daha da büyür, hastalık halini alır.
Küçülen ise ahlaktır.
Hırs, ahlakı eritir, yok eder.
Ahlaklı insanın hırsı da ölçülüdür. acer
*
HIRS YARARLI MI? ZARARLI MI?

Hırs duygusu, hayatımıza büyük ölçüde yön veriyor. 

İnsanın doğasında var olan ‘hırs’ duygusu, insanın her şeyin en iyisini, en güzelini, en değerlisini ve en seçkinini üretmeye ve tüketmeye kodlanmasına yol açar. Bu duyguyu iyi tanımak, bazı yanlış anlaşılmaların önüne geçebilir. Hırs, kimi zaman ‘öfke’ ve ‘kızgınlık’ anlamında kullanılsa dahi esas olarak “Sonu gelmeyen, aşırı istek ve tutku” anlamında kullanılır. İnsanlar, hırsın gerekliliği ve yararı konusunda farklı görüş ve inanışlara sahiptir. Kimi insanlar bu duygunun insan doğası açısından tamamen gereksiz ve yıkıcı bir duygu olduğu kanaatindeyken, kimileri zorlukların aşılması, üstün başarı, yaratıcı ve yararlı üretimler için en azından dozunda bir ’hırs’ duygusunun gerekli olduğunu öne sürerler. ‘Üstün başarı’ ve ‘yüksek üretimlerin’ temelinde ‘hırs’ duygusunun değil; ‘gelişmiş ve doğru bilgi’, ‘hayal gücü ve yaratıcılık’, ‘kararlılık ve azim’, ‘özgüven ve inanma’ gibi yüksek insani duyguların yatmakta olduğu gerçeğini esas almakta yarar var. Ve esas olarak ‘hırs’ duygusunun, insanın yüksek, birincil duygularından birisi olmayıp, ‘korku’, ‘kaygı’, ’öfke’, ‘güvensizlik’ gibi çeşitli duyguların karışımından oluşan bir duygu durumudur.

Hırsın Fazlası Zarar

Fazla hırsın, hem toplumsal yaşantımızda hem de doğal çevremizde yıkıcı ve zarar verici etkileri olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekir. Bu duygu toplumsal yaşantımızın kalitesini ve düzenini bozduğu gibi fiziksel ve ruhsal sağlığımız üzerinde de yıkıcı etkilere sahiptir. Olumsuz benlik algısından beslenen hırs duygusuna; kuşku, korku, mutsuzluk, tatmin olamama, karamsarlık, kıskançlık, kendini aşağı hissetme ya da üstün hissetme duygusu gibi ikincil duygular eşlik eder. Sürekli olmadığında etkileri ve zararları da daha sınırlı boyutlarda ortaya çıkabilir. Ancak sürekli bu boyutta yaşayan birisi dünyayı daha ziyade ‘tehditler’ ve ‘imkansızlıklar dünyası’ olarak algılar.

Hırs, Birçok Hastalığın Sebebi 

Hırs ve ona eşlik eden diğer olumsuz duygular, başta kanser olmak üzere kalp ve damar hastalıkları, ülser, migren gibi fiziksel hastalıklara; kaygı bozuklukları, psikotik bozukluklar ve kişilik bozuklukları gibi psikiyatrik sorunlara da neden olabilir. Sosyal uyumda ve psikodinamik yapılarda ortaya çıkan bu sorunlar, insani boyutta mutluluk, yaşam doyumu, sevinç ve neşe gibi birincil duyguları yaşayabilmemize kuşkusuz engel olur. Hırs, kişiyi her şeyin en iyisine, en çoğuna ve en değerlisine sahip olmaya koşullayarak onu, asli parçası olduğu doğaya, birlik duygusu içinde yaşaması gereken insanlık toplumuna yabancılaştırarak ötekileştirir. Burada en önemli husus, insanın asli doğasının en temel ihtiyacı; sevgi, şefkat, iyilik, yaratıcılık, güven gibi birincil duyguları yaşayabilmesidir.


ahlak bilgisi, altın sözler, fazla hırs, hırs nedir, hırs sebebi hasarattır, hırsın sözlük anlamı, resimli güzel sözler, tahribat, hırs zararlı mıdır, hırsın zararları, hırs yararlı mıdır, hırsın faydaları

SESSİZ MÜZİK

16 Nisan 2017 Pazar / No Comments
  bestekarların sözleri, çile, müzik, necip fazıldan sözler, notalar, resimli mesajlar, sabır, sabretmek ne demek, sessizlik, söz, zaman, müziğin faydaları, müzik sağlığa yararları, müzikle tedavi

ZAMAN VE MÜZİK

Sabretmeyi bilen için 
zaman sessiz bir müziktir. 
Gün gelir sessizliğin notaları çalınır. 
Sessiz kelimeler ses verir notalara. 
Ahenkli şarkılar söylenir dört bir yanda. 
Bestekarı sabırdır, sözleri çile...acer
*
MÜZİĞİN MUCİZEVİ FAYDALARI

Müzik dinlemeyi sadece bir hobi veya eğlence aracı olarak görmeyin, müzikle bedeninizi sağlığa kavuşturabilirsiniz.

Müzik dinlemeyi sadece bir hobi veya eğlence aracı olarak görmeyin, müzikle bedeninizi sağlığa kavuşturabilirsiniz.

Müzik sizin üzerinizde tahmin ettiğinizden daha fazla etkiye sahiptir. “Müzik ruhun gıdasıdır” sözü boş yere söylenmiş bir atasözü değildir.

Müzik sizin üzerinizde tahmin ettiğinizden daha fazla etkiye sahiptir. “Müzik ruhun gıdasıdır” sözü boş yere söylenmiş bir atasözü değildir.

Dünyanın en ünlü terapistleri, psikiyatristleri ve düşünürleri, müziğin gerekli ve önemli olduğu konusunda hemfikirdirler.

Dünyanın en ünlü terapistleri, psikiyatristleri ve düşünürleri, müziğin gerekli ve önemli olduğu konusunda hemfikirdirler.

Müziğin üstümüzde değişik etkileri var ve bu etkiler deneyler ve çalışmalarla ortaya konuşmuştur.

Doğadaki tüm canlılar, müziğin o mucizevi etkisinden yararlanıyorlar.

Müziğin üstümüzde değişik etkileri var ve bu etkiler deneyler ve çalışmalarla ortaya konuşmuştur.

Doğadaki tüm canlılar, müziğin o mucizevi etkisinden yararlanıyorlar.

Hep birlikte görelim bakalım müziğin bizler için nasıl bir önemi varmış...

Hep birlikte görelim bakalım müziğin bizler için nasıl bir önemi varmış...

Bir klasik müzik konserine gittiğinizde, stresiniz azalır ve gözlerinizi kapatırsanız, müziğin tüm vücudunuza yayıldığını hissedersiniz.

Bir klasik müzik konserine gittiğinizde, stresiniz azalır ve gözlerinizi kapatırsanız, müziğin tüm vücudunuza yayıldığını hissedersiniz.

Bir koroya veya şarkı grubuna katılın. Bir koroda, başkalarıyla birlikte söylemek, ruhunuzu iyileştirecektir. Grupla şarkı söylemek, yoga yapmak kadar etkilidir.

Bir koroya veya şarkı grubuna katılın. Bir koroda, başkalarıyla birlikte söylemek, ruhunuzu iyileştirecektir. Grupla şarkı söylemek, yoga yapmak kadar etkilidir.

Tıpkı yoga ve meditasyon gibi, ilahiler de içinize dönmenizi, ruhunuzu dinlemenizi, içinizdeki o büyük güçle karşılaşarak kendinizi sağlıklı hissetmenizi sağlar.

Tıpkı yoga ve meditasyon gibi, ilahiler de içinize dönmenizi, ruhunuzu dinlemenizi, içinizdeki o büyük güçle karşılaşarak kendinizi sağlıklı hissetmenizi sağlar.

Şarkı için söz yazın veya beste yapın. Kimsenin dinlemesi veya beğenmesi gerekmez, bu sayede duygularınızı serbest bırakmış olacaksınız.

Şarkı için söz yazın veya beste yapın. Kimsenin dinlemesi veya beğenmesi gerekmez, bu sayede duygularınızı serbest bırakmış olacaksınız.

Duşta şarkı söylemek kan basıncını azaltır, boğaz ve yüz kaslarını güçlendirir, hafızayı geliştirir, ağrıyı azaltır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Duşta şarkı söylemek kan basıncını azaltır, boğaz ve yüz kaslarını güçlendirir, hafızayı geliştirir, ağrıyı azaltır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Eğer sesinize güvenmiyor veya şarkı söyleyemiyorsanız, mırıldanın… Mırıldanmak da şarkı söylemek kadar etkilidir. Üstelik sinüs yollarını iyileştirici basit bir egzersizdir.

Eğer sesinize güvenmiyor veya şarkı söyleyemiyorsanız, mırıldanın… Mırıldanmak da şarkı söylemek kadar etkilidir. Üstelik sinüs yollarını iyileştirici basit bir egzersizdir.

Karaoke gecesine gidin. Dışarı çıkın ve insanların önünde şarkı söyleyin, stres atacaksınız, hormon seviyeniz normale dönecek.

Karaoke gecesine gidin. Dışarı çıkın ve insanların önünde şarkı söyleyin, stres atacaksınız, hormon seviyeniz normale dönecek.

Kendinize bir şarkı listesi hazırlayın. Duyduğunuz zaman içinizin kıpırdadığı, dans etmek istediğiniz, sizi başka duygulara götüren bir liste hazırlayın ve ne zaman kendinizi gergin ve sinirli hissetseniz, bu listeyi çalmaya başlayın.

Kendinize bir şarkı listesi hazırlayın. Duyduğunuz zaman içinizin kıpırdadığı, dans etmek istediğiniz, sizi başka duygulara götüren bir liste hazırlayın ve ne zaman kendinizi gergin ve sinirli hissetseniz, bu listeyi çalmaya başlayın.

Yapılan araştırmalar dinlendirici, klasik müzik tarzındaki müziklerin, kalp hastaları üzerinde olumlu etkisi olduğunu gösteriyor.

Yapılan araştırmalar dinlendirici, klasik müzik tarzındaki müziklerin, kalp hastaları üzerinde olumlu etkisi olduğunu gösteriyor.

Islık çalmak hem yüz kaslarınızı çalıştırır, hem sinirlerinizi yatıştırır. Kendinizi mutlu hissedersiniz.

Islık çalmak hem yüz kaslarınızı çalıştırır, hem sinirlerinizi yatıştırır. Kendinizi mutlu hissedersiniz.

Müzikal seyredin. Tiyatrolara, kabarelere, operalara gidin. Müzikalleri izlemek, kendi içinizde hapsedilmiş duyguların dışarı çıkmasını sağlar. İçinizdeki kederi ve elemi atarsınız.

Müzikal seyredin. Tiyatrolara, kabarelere, operalara gidin. Müzikalleri izlemek, kendi içinizde hapsedilmiş duyguların dışarı çıkmasını sağlar. İçinizdeki kederi ve elemi atarsınız.

Davul gibi, ritimli aletler çalan gruplara katılın veya ders alın. Kalp atışlarınızın da ritimle çalıştığını düşünürseniz, bedeninizin bu ritimden neden mutlu olacağını bulabilirsiniz. Enerjiniz değişir ve kendinizi dinlenmiş hissedersiniz.

Davul gibi, ritimli aletler çalan gruplara katılın veya ders alın. Kalp atışlarınızın da ritimle çalıştığını düşünürseniz, bedeninizin bu ritimden neden mutlu olacağını bulabilirsiniz. Enerjiniz değişir ve kendinizi dinlenmiş hissedersiniz.

Hep çalmak istediğiniz o enstrüman neyse onu çalmak için zaman ayırın ve bunun keyfini yaşayın. Öğrenirken beyninizdeki nöral bağlantılar artar. Gelecek yaşlar için önemlidir.

Hep çalmak istediğiniz o enstrüman neyse onu çalmak için zaman ayırın ve bunun keyfini yaşayın. Öğrenirken beyninizdeki nöral bağlantılar artar. Gelecek yaşlar için önemlidir.

Artık müziğin ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Hayatınızda müziğe daha fazla yer verin ve onu doğru biçimde kullanın.

Artık müziğin ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Hayatınızda müziğe daha fazla yer verin ve onu doğru biçimde kullanın.

Şarkı listesi oluşturun. Dağa tırmanırken dinlenecek müziklerden tutun da, temizlik yaparken dinlenebileceklere kadar pek çok liste var. Sağlık sorunları için tedavi edici müzikler listeleri var. Bunları araştırın ve hayatınıza dahil edin.

Şarkı listesi oluşturun. Dağa tırmanırken dinlenecek müziklerden tutun da, temizlik yaparken dinlenebileceklere kadar pek çok liste var. Sağlık sorunları için tedavi edici müzikler listeleri var. Bunları araştırın ve hayatınıza dahil edin.




bestekarların sözleri, çile, müzik, necip fazıldan sözler, notalar, resimli mesajlar, sabır, sabretmek ne demek, sessizlik, söz, zaman, müziğin faydaları, müzik sağlığa yararları, müzikle tedavi

GÖKKUŞAĞI

15 Nisan 2017 Cumartesi / No Comments
bulut, gece, gökkuşağı nedir, karanlık, nasıl oluşur, renkler, resimli mesajlar, şemsiyeler, şimşek, yağmur, gökkuşağı nasıl oluşur, gökkuşağı çeşitleri, gökkuşağı renkleri

Her yer karanlık olsa da 
Gökkuşağından vazgeçmeyin. 
Renginizi kaybetmeyin. 
*
GÖKKUŞAĞI NEDİR? NASIL OLUŞUR?
Görüntüsü ile kendisine hayran bırakan gökkuşağının oluşumu ile ilgili bilimsel ve mitolojik açıklamalar çok farklıdır. Bilimsel açıklamalardan önce uzun yıllar gökkuşağı oluşumu hakkında farklı inançlar ortaya çıkmıştır. Gökkuşağının oluşumu günümüzde artık sır olmaktan çıkmış ve bilimsel bir açıklamaya dayandırılmıştır. Gökkuşağı Güneş ışınlarının kırılarak oluşturduğu, yedi renkli bir görüntüdür. Gökyüzünde meydana gelen bu görüntü bir meteoroloji olayıdır. Araştırmalardan da anlaşıldığı gibi gökkuşağının tanrılarla, onlara ait bir köprü olmakla alakası yoktur.

Bu durumda altından geçenlerin cinsiyetlerinin değişeceği inancı da doğal olarak geçersiz kabul edilmiştir. Gökkuşağına yönelik ilk gerçek bilgilere aslında milattan önce ulaşılabilmiştir. Bu bilgilerde gökkuşağının yağmur ve Güneş ile olan ilişkisi tespit edilebilmiştir. Buna rağmen mitolojik inanışlar uzun yıllar devam etmiştir. Gökkuşağı gökyüzünde bazen aynı anda birden fazla olarak görünebilir. 7 renkten oluşsa da çoğu zaman tam ve net olarak görünmemektedir. Ayrıca biz her ne kadar yarım daire şeklinde görüyor olsak da bakış açısına göre çember de olabilirler.

Güneş ışınlarının yağmur damlaları ya da sis bulutları üzerine yansıması ve kırılması sonucunda oluşan, ışık tayfı renklerinin yay şeklinde göründüğü meteorolojik olaya gökkuşağı adı verilmiştir. Başka bir ifadeyle, ışık ışınları su damlalarının içinden geçerken kırılarak yansırlar. Bu yansıma sonucu ise ortaya harika renkler çıkar. Renkleri sırasıyla kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mordur. Lacivert için çivit mavisi, mor için menekşe ifadesinin kullanıldığı da görülmektedir. Gökkuşağının diğer isimleri kültürlere göre değişmekle beraber ebekuşağı, ebemkuşağı, hacılarkuşağı, yağmurkuşağı, Meryem ana kuşağı, alkım ve alaimisemadır.

Gökkuşağının Özellikleri Nelerdir?

Güneş ışınlarının yağmur damlalarında yansıması sonucu oluşan gökkuşağı çok eski çağlardan bu yana farklı efsanelerin doğmasına sebep olmuştur. Genel olarak oluşma şeklinden ve renklerinden bahsettiğimiz gökkuşağının özellikleri şunlardır:

Gökkuşağının yay şeklinde en dış kısmında kırmızı, en iç halkada mor yer almaktadır.
Renk geçişleri keskin değil buğuludur.
Gökkuşağı, yarım çember şeklinde görünmektedir. Ancak dağ tepesi ya da uçak gibi tepeden bakış açılarında gökkuşağı koni biçiminde görülebilir.
Gökkuşakları özellikle ikindi saatlerinde yağmur yağdığında görülmektedir.
Gökkuşağını görebilmek için Güneşin arkaya alınarak karşı tarafa bakılması gerekir.
Güneşin konumuna göre ve duruş açısına göre gökkuşağının konumu değişiklik göstermektedir. Güneş yukarı doğru çıktıkça gökkuşağı aşağıya inecektir.

Gökkuşağı Nasıl Oluşur?

Yağmur yağdığında ortaya çıkan damlalara Güneş ışığı doğru açı ile geldiğinde ışık kırılır ve yansır. Bu yansıma sonrası ışık dağıtılır. Dağıtılan ışığı insanlar gökkuşağı olarak görmektedir. Damlalar büyük olduğunda oluşan kuşaklar daha net olacaktır. Gökkuşağı oluşumunda yağmur damlaları ve Güneş ışığı olmazsa olmaz elemanlardır. Önemli diğer nokta ise Güneşin gökyüzündeki duruş açısıdır. Açı yanlışsa gökkuşağının görünmesi olanaksızdır.

Gökkuşağının Çeşitleri Nelerdir?

Gökkuşağı bazı ufak detaylar sebebiyle üçe ayrılmıştır. Birincil gökkuşağı en sık rastlanan gökkuşağı çeşididir. Bu tipin merkez açısı 42°’dir. Bir diğer ismi ilkel gökkuşağıdır ve renk diziliminde kırmızı en dışta, mor en içte yer almaktadır. Renklerinin dizilişi dıştan içe doğru kırmızı ile başlayıp turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mordur.

Bir diğer gökkuşağı çeşidi ikincil gökkuşağıdır. Gökkuşağının bu türünde renk dizilimi diğerinden farklıdır. Kırmızı en iç kısımda mor ise en dışta yer alır. Son gökkuşağı çeşidi ise küçük kuşaklardır. Bu kuşaklarda renkler daha kısıtlıdır. Sadece dar kırmızı ya da yeşil renk bantları mevcuttur. Bu küçük kuşaklar, birincil gökkuşaklarında iç kısımda, ikincil gökkuşaklarında dış tarafta yer almaktadır.



bulut, gece, gökkuşağı nedir, karanlık, nasıl oluşur, renkler, resimli mesajlar, şemsiyeler, şimşek, yağmur, gökkuşağı nasıl oluşur, gökkuşağı çeşitleri, gökkuşağı renkleri

AŞK YENİDEN

/ 1 Comment
aşk sözleri, aşk yeniden, aşkı memnu

Yolu aşk olanı engelleri yok olur. 
*
Musa önünde ordu gibi bir deniz , 
arkasında deniz gibi bir ordu. 
Yolu aşk olunca deniz yol oldu. acer 



aşk, aşk nedir, aşk yeniden, deniz, hz. musa, ilahi aşk, leyla ile mecnun, musa, ordu, resimli mesajlar, yol, 

CUMA HUZUR VE BEREKETTİR

13 Nisan 2017 Perşembe / No Comments
cuma mesajları, cuma saati, cuma tebriği, kutlama mesajları, resimli güzel cuma mesajları

Değer ağırdır.
Taşıyabileceğinden emin olduğunuz
insanlara verin...
Cuma Günü'nün huzur ve bereketi
üzerinize olsun...



ağırlık, ağırlık taşımak, ateş, cuma, cuma günü, cuma namazı, cuma tebriği, değer, değerli, en hayırlı gün, kutlama, resimli mesajlar, su, tebrik, yaprak, 

SEZAİ KARAKOÇ'UN HAYATI VE ESERLERİ

/ No Comments
bülbül, gül, güller, leyla, leyla ile mecnun, mecnun, olgunlaşmak, resimli mesaj, sezai karakoç şiirleri, yedi güzel adam, sezai karakoç kimdir, sezai karakoç hayatı, sezai karakoç eserleri
bülbül, gül, güller, leyla, leyla ile mecnun, mecnun, olgunlaşmak, resimli mesaj, sezai karakoç eserleri, sezai karakoç hayatı, sezai karakoç kimdir, sezai karakoç şiirleri, yedi güzel adam, 
Güller, leylanın uykusunda olgunlaşır...Sezai Karakoç
*
Bülbül güle meftun olmuş, gül de Leyla'ya.
Bülbül konmamış gülü dalına, incinir, kırılır diye.
Gül büyüsün, olgunlaşsın Leyla'nın uykusunda.
Serpilsin, tomurcuklar güller açsın sevda bahçesinde.
*

SEZAİ KARAKOÇ KİMDİR?

Sezai Karakoç, (d. 22 Ocak 1933, Ergani, Diyarbakır) Şâir, yazar.

1933'te Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde doğdu. Parasız yatılı okuduğu Gaziantep Lisesi'ni 1950'de bitirdi. 1955'te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nden mezun oldu. 1956-1965 arasında Maliye müfettiş yardımcılığı ve gelirler kontrolörlüğü görevlerinde çalıştı. Temmuz 1965'te memurluktan ayrıldı.

Gazetecilik ve yayıncılık işlerine girişti. "Diriliş" dergisini aylık, haftalık bazen haftada iki kez yayınladı. 1971'den sonra kısa bir süre için Gelirler Genel Müdürlüğü'nde gelirler kontrolörlüğü yaptı. 1974 sonrası yeniden devlet memurluğu görevinden ayrılarak gazetecilik ve yayıncılığa başladı. Yeni İstiklar, Yeni İstanbul, Babıali'de Sabah, Milli Gazete'de yazılar yazdı.

Edebi Kişiliği

İlk şiiri 1951'de "Hisar" dergisinde çıktı.
Üniversite yıllarında 1955'te "Şiir Sanatı" dergisini çıkardı.
Mülkiye, Yenilik, XX. Asır, İstanbul, Şiir Sanatı dergilerindeki şiirleriyle tanındı.

Başlangıçta Pazar Postası'nda İkinci Yeni akımı doğrultusunda şiirler yazdı. Daha sonraki yıllarda tümüyle kendi şiirine yöneldi.

Yeni biçim araştırmalarına, değişik imgelerle kendine özgü, mistik ve İslami içeriğe yer veren eserleriyle kuşağının en iyi şairleri arasına girdi.

Gazete yazılarında ise İslam toplumlarının çağdaş dünyadaki konumlarını ele aldı.
Eski Türk uygarlıklarına ilişkin değerlerle, çağdaş bir kişilik oluşturma düşüncelerini işledi. 

Sezai Karakoç'un Eserleri

ŞİİR: 

Körfez (1959)
Şahdamar (1962)
Hızırla Kırk Saat (1967)
Sesler (1968)
Taha'nın Kitabı (1968)
Kıyamet Aşısı (1968)
Gül Muştusu (1969)
Zamana Adanmış Sözler (1970)
Şiirler (1975)
Ayinler (1977)
Leyla ile Mecnun (1981)
Ateş Dansı (1987)
Alınyazısı Saati (1989)

DENEME-İNCELEME:

Yunus Emre (1965)
Yazılar (1967)
İslamın Dirilişi (1967)
İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü (1967)
Mehmet Akif (1968)
Mağara ve Işık (1969)
Edebiyat Yazıları 1 (1982)
Edebiyat Yazıları 2 (1986)

ÖDÜLLERİ

1968 Milli Türk Talebe Birliği Milli Hizmet Madalyası
1970 Sürgündeki Macar Yazarları Gümüş Madalya Ödülü
1982 Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü
1988 Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü
1991 Dünya Sanat ve Kültür Akademisi Ödülü


bülbül, gül, leyla, leyla ile mecnun, mecnun, olgunlaşmak, resimli mesaj, yedi güzel adam, sezai karakoç kimdir, sezai karakoç hayatı, sezai karakoç şiirleri, sazi karakoç eserleri

HAYATIN DEĞERİ

12 Nisan 2017 Çarşamba / No Comments
alem, baki alem, baki hayat, hayat nedir, dünya, fani hayat, gönül yıkmak, hayatın değeri, iftira, kalp kırmak, kin, kötülük, kul hakkına girmek, nefret, one munit, yalan, yüzsüzlük, kurana göre hayat,


Bir saniyesine bile hükmedemediğimiz fani bir hayat için; kul hakkına girmeye, gönül yıkmaya, kalp kırmaya, yalana, iftiraya, yüzsüzlüğe, kine, nefrete kısaca kötü olmaya, kötülük yapmaya değer mi?
     Dünya bir faniye kalmış da bizim mi haberimiz yok?

     Baki Aleme mal, mülk, para, şan, şöhret götüren oldu da biz mi duymadık?
*
HAYATIN DEĞERİ....Prof. Dr. Hayrani ALTINTAŞ

Hayatın değeri kavramı, yaşayan canlılar için, felsefede ve iktisatta kullanılan bir mefhumdur. Böylece değer, bir şeyin felsefi sembolü veya iktisadî kıymetidir. Sadece beşeri kültürler için insani değerden söz edililebilir. Bu manada soyut bir şeyin ifadesinden veya niteliğinden bahsedildiği zaman değer söz konusudur.

Felsefi anlamda, kendisi hakkında şuur sahibi olan kişinin hayatının değeri vardır. Elbette var olduğuna inanma, varlık hakkındaki bilgiyle ortaya çıkar. Öye ise değerin bilgi ile ilişkisi vardır. Hakkında bilgi sahibi olduğumuz varlığın değeri vardır. Hayatın değeri de gerçek varlık ile varlıklarını sonradan kazanan varlıkların bilgisine göre bir ölçü kazanır.

Hayat, kendisine atfettiğimiz değerlerle şekillendiğine göre insanın değer olarak kabul ettiği ve insanî değer dediğimiz şey nedir?

İnsan hayatının değerleri, hepimiz için, bir değeri veya kıymeti olan beşerî keyfiyetlerdir. Bir başka beşeri varlık ile münasebetimiz söz konusu olduğu zaman dikkate alınması gerekli görülen ve bu konuda bize yol gösteren erdemlerdir. Bunlar, bizim insanlığımızdan hareketle bir başka varlığa karşı davranış şeklimizi tespit eden bağlardır. Bu erdemler, aynı zamanda, beşeri varlık olmamız hasebiyle biziler için birer kıymet hükmü taşıyan olumlu özelliklerdir. Toplum içinde yaşanabilir bir hayatın temelini teşkil ederler. Gerçekleşecek bir güç için uygun bir ortamı, bizi barışa ve mutluluğa doğru taşıyacak bir hareketi ortaya çıkarırlar. İşte bu değerlerle hayat anlam kazanır.

Ancak hayatta yaşadığımız veya yaşamamız gereken insani değerler sayesinde başkaları ile olan ilişkilerimizi geliştirebilir, uyum içinde çalışabilir, karşılıklı görüş alış verişinde bulunabilir ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırabiliriz. İnsani değerler, bir başkasının insani varlığı için içimizde hissettiğimiz ve başkalarına göstermek istediğimiz kendi özümüz üzerine bina edilmiş birbirinden farklı müspet his ve duygularımızdır.

Hayat, bu değerlerle insan hayatı olur. İnsani değerler, beşeri varlığı esas özüne ulaştıran ve o varlıktan gerçek anlamında bir insan meydana getiren duygu, düşünce ve davranışlardır. Bu değerlerle beşeri münasebetlerimizi geliştirebilir, çalışmalarımızı verimli hale getirebilir ve insani hayatımızı idame ettirebiliriz.

Hayatın değeri, onu yaşayanlara göre şekillenmektedir. Kimi için çok kıymetli, kimi için çok az değeri vardır. İnsanların hayata atfettikleri değerlere göre hayatı incelemeye çalışalım.

a) Hayat Nedir?

Yeryüzünde hayatın ne zaman ortaya çıktığı hakkında belirsizlik vardır. İnsan hangi tarihte yeryezünde yaşamaya başlamıştır tam olarak bilinemiyor. Pek çok ilmi teori bulunmakla birlikte bundan 3.5 ve 3.8 milyar yıl önce hayatın yeryüzünde ortaya çıktığını bildiriyor. Acaba insanın ortaya çıkışı hangi tarihtir ?

Canlı varlıklarda, doğumdan ölüme kadar geçen sürede gerçekleştirilen faaliyetleri sağlayan olguların tümüne hayat denir. Bu tanım, biyolojik bir tariftir.

Birçok düşünür buna hayat çizgisi de der.

Hayat nedir sorusuna düşünürler farklı cevaplar vermişlerdir.

Aristo, Eflatun, S. Augustin, V. Helmot gibi düşünürler, metafizik bir tanımla hayatı mutlu olma süreci şeklinde tarif etmişlerdir. Aristo, Nikamokos’a Etik adlı kitabında hayatın yaşamak değil, iyi yaşamak olduğunu, bunun da doğru yaşamak yani yaratılışına uygun yaşamak olduğunu kaydeder. Doğru insanların meydana getirdiği doğru bir toplumda salim akla uygun tarzda yaşamak, hayatı yaşamaktır.
Stahl gibi ruhçu(animist) düşünürler, hayatı saf ruhçuluk açısından tanımlayarak hayatta hâkim unsurun ruh olduğunu kabul etmişlerdir.[1]
Blumenbaht ve Needham gibi düşünürler de, vitalizm açısından bir değerlendirmede bulunarak “hayatı, mevcut bulunan hayatî bir kuvvettin veya haysiyetin idare ettiğini iddia etmişlerdir. Grosset ise, neovitalist bir değerlendirmede bulunmuştur.
Evrimi kabul eden kimi düşünürler de, pek çok küçük bir organizmanın gelişmesi sonucu ortaya çıktığı şeklindeki evrimci bir teori ile hayatı açıklamaya çalışmışlardır.[2] Determinist bir teori ise, -ki buna fiziki ve kimyasal açıklama veya doktrin denir- hayatın gıdalardan alınan bir enerji ile devam eden süreç olduğunu kabul eder.[3]
Bunların yanında, mikromerci bir teori de, hayatı biyolojik açıdan değerlendirir.
Düşünürlerce ileri sürülen bir başka tanım, hayatın, sadece kendisi hakkında sahip olduğumuz bilgilerin bütününden meydana gelmiş olduğu şeklindedir. Çünkü beynimiz bizden önce karar vermektedir.
Eflatun, Fichte ve Hegel gibi filozoflar, felsefî, saf düşünce yaşantısının sonunda ortaya çıkan kendi kendine yeterli bir soyut düşünce hayatından söz ederler. Onlara göre, bu hayat, duygusal ve dini hayatın üstünde yer alır. Bundan dolayı, bu hayat, insan için en yüce noktayı teşkil eder.[4]

İslâmî veya Kur’anî düşünce yönünden hayatın değerlendirilmesi:

Hayat: Diri olmak demektir. Bu anlamda yüce Allah’ın bir sıfatıdır: Hayy yani Diri. Hayat sahibi olması itibariyle Hacc suresi 66.âyette bildirildiği gibi, yüce Allah yarattıklarına da canlılık verendir.
Bu itibarla, yüce Allah canlılığın kaynağıdır. İlahi yaratma eylemi ile Fâil olan yüce Allah varlıklara hayat bahşetmiştir. Esasen, bu gün ilimler, bütün varlıkların canlı olduğunu cansız varlık diye bir şeyin bulunmadığını bildirmektedirler.
Yüce Allah, Hayy(Diri) olarak Bakara(2), 255; Âl-i İmran(3), 2; Tâ Hâ(20),111; Furkan(25), 58; Mümin(40), 65 ve Muhyi(Dirilten, Can Veren) olarak Rum(30), 50; Fussilet(41), 39. âyetlerde zikredilmektedir.
Bu yönden yani hayatı veren olması itibariyle, hayat yüce Allah’a aittir(En’am, 162). Hayatı veren onun nasıl kullanılması gerektiğini de bildirmiştir.
Hayat kelimesi, Kur’an’da kozmolojik, biyolojik ve ahlaki anlamlarda kullanılmıştır.
İnsan, hayvan ve bitki, ruh ve nefs ile canlı kılınmışlardır. Topraktan meydana getirilmiş bedene ruh üfleyerek onu canlı kılan(Hicr, 29) yüce Allah’tır.
Gene Kur’an-ı Kerim’de, hayata gelmeye yardım eden olarak Cebrail’den “ruhu’l-kudüs” şeklinde Bakara(2), 87, 253; Maide(5), 110 ve Nahl(16),102. âyetlerde söz edilir.
Bilindiği gibi, Müslüman filozoflardan bazıları da Cebrail’den, bu anlamda, “faal akıl” olarak söz ederler.
Tasavvufta, insanî hayat, gerçek anlamda, ancak mevt-i iradî denilen irade ile ölümden sonra yani kötü niteliklerin temizlenerek ortadan kaldırılmasından ve “Allah’ın ahlakıyla ahlaklandıktan” sonra gerçekleşir.
Filozoflar, fizyolojik bir hayattan söz ederken ona ahlaki bir hayatı eklemeyi ihmal etmezler. Bu demektir ki, insanın bir fizyolojik hayatı olduğu gibi bir de ahlakî hayatı vardır. Fizyolojik hayat, tabii ihtiyaçlarla kendi belli eder. Hayatın devam edebilmesi için, bu ihtiyaçlar mutlaka giderilmeli veya tatmin edilmelidir. Yani kişi, mutlaka uyumalı, yemeli, içmeli, gezmeli ve sağlığını korumalıdır. Eskilerin “hıfzı’s-sıhha” dedikleri ilmin bir kısmını bunlar teşkil eder. Fizyolojik hayat tabii ihtiyaçların karşılanması demektir.
Bu hayatın yanında, bir de, ahlaki hayattan söz edilir ki, kişiyi insan yapan esas hayat budur. Ahlaki hayat, insan olmanın bir gereğidir. Çünkü nerede bir insan topluluğu varsa orada bir ahlak vardır. Adı ne olursa olsun insanların meydana getirdikleri topluluğu devam ettirecek, orada huzur ve güveni sağlayacak bir düzenleme veya kurallar düzeni mutlaka vardır. En üstün topluluklardan en aşağı topluluklara kadar her insan topluluğunda böyle bir düzenleme mevcuttur. En asil insanların riayet ettikleri bir ahlak olduğu gibi, hırsızların veya haydutların da uyguladıkları bir ahlakları vardır.
Bu yönden, esas hayat, ahlaki hayattır. Çünkü sadece insan toplulukları için ahlak söz konusudur.
Böyle bir hayatı yaşamak için, ama insanca yaşamak için bazen ölmek bile gerekebilir. Bundan dolayı filozoflar, gerçek hayatta yaşamak için bu hayatta ölmek gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu husus şu şekilde bir düşünce kalıbıyla değerlendirilmiştir: “ Ölmeden evvel ölmek”. Bu ifade, iradi bir ölümü göstermektedir. Bir tabii ölüm vardır ki, herkesin eceli ile vuku bulacak olan haldir. Bir de şehvetlerin öldürülmesi demek olan ve irade ile gerçekleşen ölüm vardır ki, işte o, ahlaki hayatı gerçekleştirir.
Ölmeden evvel ölmek, psikolojik “ben”in yani nefsin, dinî, ahlakî, millî, manevî, insanî, mantıkî ve ilahî emirlere aykırı arzu ve isteklerine gem vurarak gerçek anlamda insan gibi yaşamak demektir. Bir başka ifade ile Yusuf suresinin 53. âyetinde belirtildiği veçhile, dizginlenmediği, Kur’anî emirlerle murakebe altında tutulmadığı sürece, kişiye, daima, kötü olan hususları emreden ve “emredici nefis” olarak adlandırılan, istek, arzu ve eğilimlerimizin hepsini içeren nefsimizin bize ve topluma zararlı telkinlerinden kurtulma demektir.
Güzel yaşamak yani yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uygun tarzda yaşamak suretiyle, tıpkı Yunus Emre, Hacı Bayram Veli ve Mevlana gibi şahsiyetler halinde yaşamak, hakiki insani varlığa sahip olmak demektir. Bu şekilde, kötü istek ve arzular öldürülmüş onların yerine gerçek insani niteliklere hayat verilmiş olunmaktadır.
İşte, bu çerçevede, herkesin gerekli ihtiyaçlarını karşılayarak varlığını devam ettirdiği bir “fizyolojik hayat”ı bir de buna ek olarak insan olma haysiyetini ortaya koyan “ahlakî hayat”ı vardır.
Ama önemli olan, en az fizyolojik(yeme, içme, giyim, kuşam ile ilgili) hayata verilen kıymet kadar ahlakî hayata da değer vermektir.
Çünkü fizyolojik hayata gerekli ihtimamı göstererek maddi varlığı devam ettirme, ahlaki hayata da gerekli hassasiyeti göstermeyi gerekli kılar. Zira insan ruh ve bedeni ile insandır.
Bu husus, hayatın içinde karşılaşılan hazların, zevklerin ve fırsatların değerlendirilmesini yani ölçülüp biçilmelerini ve tartılmalarını gerekli kılar. Bu tarz bir değerlendirme için, elbette, hayatın hikmetinin idrak edilmesi lazımdır.
İnsana hayatın verilmesinin temelinde, onun, Veren(Vehhâb)’in isteklerine göre yaşanması yatmaktadır. Bu da, düşünceye bağlıdır. Pek çok filozof bu husus üzerinde durmuşlardır. İnsan için şu temel kuralı sık sık tekrar etmişlerdir: “Hayatın hikmetini bilmek gerekir.”
İnsanlar sık sık hayattan şikâyet ederler. Ama şikâyet, yaşamaktan değil; istediğimiz gibi yaşayamamaktandır. Halbuki kişiye düşen görev, hayatı, onu Veren’in istediği gibi yaşamaktır.

b) Kur’an’a Göre Dünya Hayatı:

Kur’an-ı Kerim’de pek çok âyeti kerime dünyanın insanlara verildiğini ifade eder. Hatta insanlar hayata varis kılınmışlardır. Hayatın temiz nimetleri de, helal olarak insanlara bahşedilmiştir. A’raf suresi, 32. âyet buna işaret eder. Bunun yanında, Âl-i İmran,14, Kehf 46, Nur,33 ve Kasas, 60. âyetinde belirtildiği veçhile, hayatın pek çok nimetleri de insanlara sevdirilmiştir. Bu, hayatın güzel yaşanması için yapılmıştır. Büruc suresinde belirtildiği gibi, hayatı yoktan var eden yüce Allah’tır.
Ancak, sevdirilen dünya hayatında görevler asla unutulmamalı ve hayat, yukarıda da işaret edildiği gibi, onu verenin emir ve yasakları doğrultusunda yaşanmalıdır.
Hayat cazip görünür(Bakara, 212) , fakat onun kişiye sağladığı menfaatler geçicidir. Çünkü, hayatın bütün nimetleri bir irade sınaması için verilmişlerdir. Bu hayat, öbür hayat için bir hazırlık zeminidir. Bu hayatta kişiye bahşedilmiş olan her şey, kutsal kitapta belirtilen ölçüler içerisinde, ilahi emer ve yasaklara uygun biçimde, kişinin kendisine ve diğer insanlara fayda ve mutluluk verecek şekilde kullanılmalıdır. Aksi halde, Âl-i İmran 185 de belirtildiği gibi, hayat, bir aldatma unsuru olur.
Dünya hayatı, En’am 32 de bildirildiği şekilde, sonsuz ahiret hayatı yanında bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Bu hayatı, amaçlı, değerli, görevlerin gereği gibi yerine getirildiği mutlu bir hayat haline getirmek onu oyun ve eğlencenin ötesinde hakikaten yaşanmaya değer bir hayat kılmak önemlidir. Kişi, Kehf, 28 de ifade buyrulduğu gibi, hayatın süsleri olan güzelliklere aldanıp görevler unutulduğu zaman, çorak bir toprağa hayat veren bir su gibi(Kehf,45) olur, su bitince suyun verdiği yeşillikler de biter. Ahiret hayatının yanında, ancak bir iki gün gibi bir kıymet arz eden bu hayat, geçiciliği itibariyle çok az bir fayda(Tövbe,35) temin eder. Sadece bu hayatı isteyene istediği verilir(Hud,16); fakat o, ahiretteki nasibini unutmuş olur.
Dünya hayatı sonsuz nimetlerin yaşandığı değerli ve önemli bir hayat olan ahiret hayatının yanında çok kısa ve önemsiz bir hayattır.
Bundan dolayı, Kur’an- Kerim, gayesine uygun bir hayat yaşamayı öğütler.

c) Hayat Değerlendirmeleri:

Hayat sadece biyolojik bir fenomen olarak kabul edilemez. İnsan hayatı kendisi hakkında şuur sahibi olmayı gerekli kılar. Kişinin değerli bir varlık olduğu şeklinde bir bilgiye gider. Bu alamda zorunlu olarak paylaşılmış değerleri ihtiva eder.Her ferdin kendisinin değerlendirilmense imkan veren karşılıklı değerleri kabul eder. Ahlak böyle bir değerlendirmeden doğar. İnsan hayatı hayatın değeri hakkında şuur sahibi olan kişiler için bir değerdir. Bu kişiler toplumun bütün değerlerin birlikte yaşanarak mutlu olunacağına inanırlar.
İnsansız akıl düşünülemeyeceği gibi, düşüncesiz insan da hayal edilemez. O halde hayat, düşüncenin yönlendirdiği bir hayat olmalıdır.

a)Bir amatör gözüyle bakarak hayatı sanatların yaşandığı bir oyun olarak değerlendirenler;
b)Hayatın hikmetini bir düşünce âlemi olarak değerlendiren filozoflar
c)Hayatın ne olduğunu bilimsel açıdan araştırarak fizikî ve kimyevî olayların cereyan ettiği bilim sahası gibi telakki ederek hayatın her çehresini gözleyerek ondaki hazzı, hikmeti, gayeyi ve anlamı bilmek suretiyle onu devamlı bir gelişmeyi içine alan süreç olarak kabul edenler de vardır.
Birinci sınıf değerlendirmede ilke : “Hayatı yaşa”dır.
İkinci sınıf değerlendirmede ilke : “Dönüp duran hayat çarkını anla ve onda senin için seçilmiş görevi al ve yerine getir”dir.
Üçüncü sınıf değerlendirmede ise ilke : “Her şeyi iyi anla, hayattan zevk al. Tabiatta akıp gitmekte olan gelişme sende ortaya çıksın”dır.[5]

d) Hayatın elbette bir gayesi vardır.

“Hayat nedir?” sorusuna “Hayatın gayesi var mıdır?” ; “Yaşamak denilen şey nedir?” gibi soruların cevabıyla karşılık verilebilir.
Bu dünyada hayata geliş sonra ondan ayrılış, kişi iradesi dışında cereyan eden bir olay olduğundan insanlara hayatı bahşeden güç, bir gaye vermiştir. Çünkü kâinatta gayesiz hiçbir varlık bulunmamaktadır.
İnsan , Nereden geldim?; Niçin gönderildim?; Nereye gidiyorum? Sorularının cevabını verebilirse hayatın gayesini bulabilir.
Hayatın en yüce ve en kutsal gayesi, yüce Allah’ı tanımak ve bilmek’tir.
Hayatın gayesi veya amacı, bir başka açıdan, Mülk suresi ikinci âyette belirtildiği gibi, iyilik yapmak’tır. İyilik de, Kutsal Kitaplarda belirtilen işlerdir. Kişinin kendisine ve diğer insanlara faydalı, iyi, güzel, ilahi emir ve yasaklara uygun işlerdir. Hayatın amacı, tam inanma ve bu inanca göre yaşamadır. Aynı zamanda, iyilik ve güzellikte yarışmadır. İyilik ve güzellik evrensel doğruların bildirdiği söz ve davranışlardır. Kişinin kendisine göre iyi veya güzel bulduğu ama ilahi emir ve yasaklara uymayan hareketler değildir.
Kıyamet suresi 36. âyette ifade buyurduğu gibi, yüce Allah, insanı başıboş, gayesiz bırakmamıştır. “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?” Bu gaye veya amaç, yukarıda belirtildiği gibi, yüce Allah’ı tanımak ve bilmek ve bu bilgiye göre hareket etmektir. Bu tanıma, birtakım görevleri ortaya çıkarır. Kişi bu görevleri yerine getirmek zorundadır. Bunlar, Kur’an-ı Kerim’de belirtilmiş, sevgili Peygamberimizce açıklanmışlardır.

e) Yaşamak nedir?

Yaşamak, hayatın fayda ve zararlarını bilmek demektir. Ama bu fayda ve zararlar, göreli, yani kişilere göre değişen şeyler değildir. Bunlar, kişinin kendisini, çevresini ve ahiret hayatını da içene alan hususlardır. Fayda ve zararlar, maddi ve manevi yönden insan bünyesini en iyi bilen ve bu bünyeye en uygun gelen şeyleri veren zat tarafından bildirilenlerdir.
“Yaşamak, fayda ve zararı bilmek deniyorsa insanın aklı vardır, kendisi için faydalı ve zararlı olanı bilir, kutsal kitaplara neye ihtiyaç vardır” denilirse “Neyin faydalı, neyin de zararlı olduğunu insan tam olarak bilemez. Çünkü yarını göremez. Bir de kendisine güzel ve hoş görünen zevkleri ve hazları gerçekte kötü olabilir, daha sonraki dönemlerde kişiye maddi ve manevi yönlerden zararlı halde bulunabilirler, bunu ancak yüce Yaratıcı bilir” diye cevap verilir.
Diğer yönden, yaşamak, sadece maddi yani zevkleri tadarak yaşamak değildir. Yaşamak yüce Yaratıcı’nın bildirdiği gale veya amaç gereğince hayatı devam ettirmektir. Yaşamak, aklını, kalbini ve inancını kullanarak söz ve davranışlarını ayarlamaktır.
Sadece gününü gün edip maddi zevkler içinde, her türlü hazzı tatmak, yaşadığını sanmaktır. Böyle bir hayat, insani niteliğinden az veya çok kaybetmiştir.
Yaşamak, aynı zamanda, hayat ve onun amacı hakkında bilinç sahibi olmaktır. Yani hayatın bilgisine sahip olmaktır. Bu bilgi, hayatın bütün yönlerini kapsayan, hayatın başlangıcı, sonu ve amacını bildiren bir bilgidir. Gerçek hayat, bu bilgilere göre yaşanan hayattır.

f) Hayat ve kötümserlik

Hayat güzeldir ve yaşamaya değer. Ancak bazı filozof ve düşünürler, hayata kötümser bir gözle bakmışlardır. Batı dünyasında, filozof Schopenhauer, bizde Âkif Paşa gibi kimseler hayatı yaşanabilir görmemişlerdir. Çevremizde de birçok kimse hayata böyle bakar. Şu husus unutulmamalıdır ki, böyle değerlendirmede bulunanların ya kendilerinde veya hayatlarında olumsuz yönler vardır. Böylece kendi olumsuz ve kötü durumlarını hayatın bütününe ve bütün insanlara mal ederler. Mesela Schopenhauer muhtemelen, frengi hastalığına müptela olduğu için böyle bir değerlendirme yapmış ve hayata kötümser bir gözle bakmıştır.
İlk çağda, yunanlı Hegesias, hazzı ve mutluluğu aramak boşunadır diyerek insanları intihara yönlendirmiştir.
Doğu dinlerinde de benzeri şeyler bulmak mümkündür. Meselâ, Buddha’ya göre, her şey elemdir. Doğma elem, evlenme elem, hayat elemdir.
Brahmanizmde de kötümserlik hâkimdir.
Batı dünyasında, Voltaire göre, hayat bir hiçlikten ibarettir.
G. Leopardi, hayatı, acı ve sıkıntılardan ibaret görür; çünkü kendisi verem olduğu için büyük sıkıntılar çekmiştir.
Almanya’da, N. Lenau ve Heine, Rusya’da Pouchkine hayata kötümser bakmışlardır.
İngiliz Lord Byron ayağı sakat olduğu için hayata kötümser bakmıştır.[6]

g) Hayat ve iyimserlik:

Ama hayata iyimser bakanlar çoğunluktadır. Çünkü hayat güzeldir. Her şeyiyle güzeldir. Hayata iyi bir gözle bakmak ve ondan zevk almak hayat hakkında sahip olduğumuz bilgiye bağlıdır. Hayata bakışımıza göre hayat güzel veya kötü olur.
İslâm Dini, hayatı yüce Allah’ın bir lütfu olarak değerlendirir ve onun kurallarına göre yaşanması halinde mutluluk süreci olduğunu bildirir.
Tasavvuf bilimi, hayatı, ilahi lütuf ve aşk süreci olarak değerlendirir. Bu anlamda, hayat, bir görev ilmidir. Hayatı sadece görünen yönüyle değil, bir de Batıni yönüyle değerlendirmelidir. Âlemi aşk ile yaratan bir yüce Yaratıcı, Hak olan bir yüce Allah vardır. Bir de O’nun yarattığı halk bulunur.
Âlemdeki hayat yüce Allah’ın sevgisinin sonucu olarak var edildiği için onda gerçek anlamda kötü yoktur. Yüce Allah kendi güzelliğinin bir görünümü olarak bu âlemi var etmiştir. Bu yönden, âlem dolayısıyla hayat yüce Allah’ın güzelliklerini taşır. Yüce Allah, kendi sıfatlarında kendisini temaşa etmiş ve muhabbet sıfatını kendine en layık sıfat olarak görmüştür. İşte âlemi bu sıfatla yani sevgiyle yaratmıştır. “Ben gizli bir hazine idim; tanınmayı ve sevilmeyi istedim ve âlemi yarattım” kutsi hadisi bunu açıklar.
Hayatın güzelliği yüce Allah’ı ve O’nun yarattıklarını sevmeye bağlıdır.
Müslüman filozoflar hayatı değerlendirirken güzellikten başka bir şey düşünmezler. Onlara göre, yüce Allah aşktır. Âlem bu Aşk’ın varlık vermesiyle olur. Yüce Allah Aşk olması itibariyle güzeldir; O’nun düşüncesi de güzeldir. İşte bu âlem yani bu hayat, O’nun güzel düşüncesine uygun olarak en güzel şekilde var edilmiştir. O zaman, kişiye düşen görev, bu güzelliği görmek ve ona göre yaşamaktır.
İnsan duygusal bir varlık olduğu kadar da akıllı bir varlıktır. Bu açıdan, her zaman, aklını kullanmak zorundadır. Hem bu dünyadaki mutluluğu hem öbür dünyadaki mutluluğu aklını kullanmasına bağlıdır. Aklını uygun gelen şekilde kullandığı takdirde hem bu dünya hayatı hem de öbür dünya hayatı güzel olur. Bundan dolayı, filozoflar, hayatın güzelliğinin erdemli yaşamakta olduğunu ifade etmişlerdir.
Hayat iyimser düşünmekle güzel olur. Nitekim Erzurumlu İbrahim Hakkı, hayatın güzel olduğunu güzel bir düşünce ile dile getirir ve Tefvizname adlı şiirinin son mısralarını “ Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler.” diyerek bitirir.
Ziya Paşa da, hayatın akıllara durgunluk verecek kadar güzel olduğunu şiirlerinde dile getirir.
Divan şâirlerinden Nâbi, hayatın güzelliğini şu mısralarıyla sergiler:
“Vücud cûd-i ilahi, hayat bahş-ı Kerim.
Nefes atiye-i rahmet, kelâm fazl-ı Kadîm.
Beden binay-ı Hüdâ, ruh nefha-i terkim,
Hava vedia-i kudret, havas vaz’-ı Hakîm…”
Bu kârhânede bilmem neyim, benim nem var…”[7]
Romalı filozof Seneca, hayatın güzelliğini ifadeyle şöyle dua eder: “Beni kör, topal, kötürüm yap, yeter ki yaşayayım”.
Ayrıca, Batılı filozoflardan Leibnitz, hayatın çok güzel olduğunu söyleyerek iyimserlik sergiler.
İyimser düşünürler, E.Renan, Spinoza ve Sir John Lubock gibi düşünürler de, “Hayatın ve yaşamanın güzel olduğunu bu yüzden de şükretmek gerektiğini ve hayattan istifade etmenin lüzumunu” ifade ederler.[8]

h) Hayatın cilveleri nelerdir?

Elbette insanlar için hayat her zaman güzel değildir. Kimi kötü durumlar, hayatı çekilmez hale getirebiliyor. Ama hayatın güzel yönlerini görerek bu kötü durumları iyileştirebiliriz. Hayatta karşılaştığımız veya başımıza gelen maddi ve manevi sıkıntılar, bunların bizde meydana getirdiği ıstıraplar, üzüntüler hayatı güzel göstermiyor olabilirler.
Yokluk, sefalet, fakirlik ve talihsizlikler, insanı kuşatabilir. Fakat dünya kötülükler âlemi değildir. Çok iyi yönleri vardır. Meselâ, fakirlik kötüdür, ama kendi el emeğini yemek daha iyidir. Yokluk içinde olmak kötüdür, ama muhannete muhtaç olmamak iyidir. Hastalık kötüdür, ama yüce Allah’tan şifa dilemek ve ümit etmek iyidir.
Kör, sakat ve zihin geriliği olan çocuklara sahip olmak kötü gibidir, ama hiç çocuğu olmamak daha kötüdür. Bunlarda kabahati hayata atfetmek yerine irsiyete ve ana ve babanın durumuna bakmak iyidir.
Bir kazada organını kaybetmek veya kanser hastalığına tutulmak kötüdür, ama bunlara rağmen, ne kadar olursa olsun yaşamak için azme sahip olmak ve hayattan istifade etmek iyidir.
Sevdiklerini kaybetmek kötüdür, ama onların yüce Allah’ın yanına gittiğini düşünerek müteselli olmak ve huzura kavuşmak iyidir.
Sahip olduğu varlığını kaybetmek kötüdür, ama yeniden kazanmak için sağlığa ve azme malik bulunmak iyidir.
Hayatın bize gösterdiği cilveler pek çoktur. Herkes arzu edilmeyen bir durumla karşı karşıyadır. Bu durumlarda, hayata azimle sarılmak ve hayatı yeniden güzelleştirmek mümkündür.
Hayat ve yüce Allah’ın sınamaları, iç içedir. Hayatı yaşayan insanlardır, ama insanları sınayan yüce Allah’tır. Bir âyeti kerime, insanların, yüce Allah tarafından, açlık, korku, canlarından ve mallarından bir parça ve sevdikleri şeyleri ellerinden almak suretiyle denendiklerini, bu sınamada sabır gösterenlerin cennete gideceklerini belirtir. Bu husus asla unutulmamalıdır. Kul şöyle diyemez:”Yüce Allah deneyecek beni mi buldu; başkasını denesin”. Yüce Allah’ın takdiri üzerinde fikir beyan edemeyiz, sadece boyun eğer, şükreder ve iyiliği O’ndan dileriz. Karşı çıkma veya isyan durumu değiştirmeyecektir, bu yüzden faydası yok, zararı vardır.
Yaşama azmini asla elden bırakmamalıdır. Unutmamalıdır ki, yuvaları yıkılan karıncalar, önce saldırır sonra yuvalarını yeniden yapmaya başlarlar.

I) Ölümün hakikati ve Ruhun ebediliği:

Ölüm, bazı kimselerce, bir son olarak düşünülmektedir. Ama gerçek bu değildir. Ölüm, bir son değil, bir şekilden başka bir şekle geçiştir. Geçici bir hayattan sonsuz bir hayata geçişin ilk merhalesidir.
Ölüm kişinin yaratanına kavuşması olduğu gibi, kendinden önce yüce Rablerine kavuşan anne ve baba gibi sevdiklere ulaşma halidir.
Bir anlamda ölüm, maddi dünyanın sıkıntılarından kurtulma ve bu düzende ruhun hürriyetine kavuşması halidir.
Ölümü bir son gibi telakki edenler, ondan korkarlar. Böylece ellerindeki imkânlardan mahrum olacaklarını düşünürler ve üzülürler. Onlar aynı zamanda, sahip oldukları zenginlikleri, makam ve mevkileri kaybedecekleri için üzülür ve korkarlar. Bir kısmı da, çocuklarını ve eşlerini yalnız bırakacaklarından dolayı korkar ve üzülürler.
Şu iyice bilinmelidir ki, ölüm, hayatın sonu değildir. Ama bir hayat boyutundan başka bir boyuta geçmedir. Sonsuz hayata ulaşma yolunda bir geçitten geçimliktedir. Çünkü ruh ebedidir. Beden varlığını kaybetse bile ruh varlığını devam ettiriyor.Bundan dolayı, Maurice Blondel, Pense(Düşünceler) adlı eserinde, ruhun ebediliğini ifade ile, “Hiç ölmeyecekmiş gibi düşünmeliyiz”der. Sadece o değil; Epikür de ruhun ebediliğine işaret ederek “Kişiler ölümü düşünmemelidirler” der.
Ruhun ebediliğiyle hayatın devam ettiği Spinoza tarafından da vurgulanarak “Hikmet hayatı düşünme, ölümü düşünme değildir” değerlendirilmesine yer verilir.
Karteziyen düşüncenin babası Descartes, hayatı ölümden korkmaksızın sevmek gerektiğini belirtir. [9]
Felsefi ve tasavvufi düşünce, ölümün, insanı gerçekle karşı karşıya getirdiğini ifade eder. Gerçeği daha bu dünyada iken yaşmak mümkündür. Bu da, daha önce belirtildiği gibi, tabii ölüm olan ecelle ölmeden evvel kötü arzu ve istekleri yani bencilliği yok ederek imkân dâhiline girebilir.
Ruh hayatı ebedi bir şekilde yaşayan varlıktır. Bedenin yokluğu hayatın yokluğu değildir. Ruh yaşamaya devam eder. Çünkü, o, ebedidir.
O zaman, ruhun ebediliğine yaraşır güzel davranışlarla hayatı süslemelidir.

KAYNAK:
[1] Meydan Larousse, hayat ve animizm maddeleri,İst.1971
[2] M.Larousse, hayat mad.
[3] Türk Ansiklopedisi, hayat mad..
[4] Meydan Larousse, hayat mad.; Ayni M.Ali, Hayat Nedir? İst.1945,s.5
 [5] Ayni, a.g.e., ss.11 vdd, ayrıca s.29.
[6] Geniş bilgi için bkz. Aynî,a.g.e.,s.4-8.
[7] Gibb E. J. Wilkinson, Ankara,1999,Osmanlı Şiir Tarihi, s.240.
[8] nakleden, Aynî,a.g.e., s.45
[9] Aynî, a.g.e.,s.61.



alem, baki alem, baki hayat, hayat nedir, dünya, fani hayat, gönül yıkmak, hayatın değeri, iftira, kalp kırmak, kin, kötülük, kul hakkına girmek, nefret, one munit, yalan, yüzsüzlük, kurana göre hayat,