Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

ALTIN SÖZLER

30 Ocak 2018 Salı / No Comments
altın sözler, altından sözler, en güzel sözler, pek güzel sözler, güzel sözler, altın gibi sözler, candan sözler, elmas sözler, tatlı sözler, söz harmanı


Kazanacağınızı ya da kaybedeceğinizi düşünüyorsanız, her iki durumda da siz haklı çıkarsınız!
*
Edep’in ne kadar önemli olduğunu bilseydiniz, Allah’tan rızık yerine, edep talep ederdiniz.
*
Kurnaz insanlar okumayı küçümser, basit insanlar ona hayran olur. Akıllı insanlar da ondan yararlanırlar.
*
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılamaz.
*
Ben derdimi ne dostuma söylerim ne de düşmanıma. Zira dostum üzülür, düşmanım sevinir. Beni en iyi Rabbim bilir.
*
Bu dünyada başarı bilenlerin değil yapabilenlerindir. Yapabilmek için yapmaya başlamak gerekir.
*
Duydum ki gıybetimi yapmışsın, yüzüme söylemekten kaçmışsın, benim gibi bir acizden korkmuş Allah’tan korkmamışsın.
*
Hiçbir zafer amaç değildir. Zafer, ancak kendisinden daha büyük bir amacı elde etmek için belli başlı bir vasıtadır.
*
Büyük insan dinlemeyi bilendir.
*
Hayatın gerçek amacı bilgi değil eylemdir.
*
Hayatın amacı, amaçlı bir hayattır.
*
Başarı hataları, başarısızlık yetenekleri gizler.
*
Başarıncaya kadar her başarı hayaldir.
*
Kabul edilen bir yanlışlık, kazanılmış bir zaferdir.
*
Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün.
*
Rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır.
*
Başarı yolundaki sürat isteğin şiddeti kadardır.
*
En büyük ve karlı yatırım, kendine yapılan yatırımdır.
*
Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir.
*
Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.
*
Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir.
*
İnsanlar sizden eleştiri isterler ama tek duymak istedikleri övgüdür.
*
Paranın değerini öğrenmek isterseniz, borç almaya çalışın.
*
Acı çekmeden mutlu olunmaz. Ve mutlu iken de acılardan kaçınılmaz.
*
Siz kendinizi başarılı yapmazsanız, kim sizi başarılı yapar ki?
*
Umut içerisinde yolculuk etmek gidilecek yere varmaktan daha güzeldir.
*
Para her şeyi yapar diyen adam, para için her şeyi yapandır.
*
Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır. Hem de bedeline paha biçilemez.
*
Kişinin geleceğe yönelik umudu, şimdiki gücünün kaynağıdır.
*
Dışımızdaki dünya bizden daha hızlı değişiyorsa sonumuz yakın demektir.
*
Bir insanın büyüklüğü, çenesinden yukarıya bakılarak ölçülür.
*
Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler ise kişileri konuşur.
*
Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
*
Yaşanmadan öğrenilmez felsefesi, öğrenmeden yaşamayı seçenlerin ideolojisidir.
*
Gerek yok her sözü laf ile beyana. Bir bakış bin söz eder, bakıştan anlayana.







altın sözler, altından sözler, en güzel sözler, pek güzel sözler, güzel sözler, altın gibi sözler, candan sözler, elmas sözler, tatlı sözler, söz harmanı


AYKIRI SÖZLER

/ No Comments
Aykırı Sözler, Aykırı Sözler Facebook, Aykırı Sözler 2018, Aykırı Sözler Kısa, Aykırı Sözler Twitter, İnstagram söz, Aykırı Sözler Etkileyici, Aykırı Sözler Yeni, Aykırı Sözler Paylaş

Aykırı Sözler

— Asla vazgeçmeyin, kaybedenler yalnızca vazgeçenlerdir.

— Bir erkek seni mahvetmeye yemin ettiyse; merak etme, içer ve kendine eder; ama bir kadın yemin ettiyse kesinlikle mahveder!

— Bazen en sıradan şeyler bile, doğru kişi ile birlikte yapıldığında sıra dışı olur.

— Bir şehir ol. Mesela İstanbul gibi. De ki; boğazım kuruyana kadar seveceğim seni.

— Papatya fallarının her zaman tek bir sonucu vardır; elinize bakarsanız ve size kalan tek şeyin bi sap olduğunu görürsünüz.

— Ölmek sorun değil de hani bir gün mezarıma gelirsin de kalkıp sarılamamak koyar bana.

— Say ki öldün; yalvardın, yakardın, sana bir gün daha verildi. Bugünü o gün bil, öyle yaşa. İmam Gazali

— Aşk, biri gelip ona anlam yükleyene dek sadece bir kelimedir.

— Edepli edebinden susar, edepsiz ben susturdum sanar.

— Hatalı olduğunu anlamak ve özür dilemek sadece beynini kullanabilen insanlara özgüdür.

— Sadece bir erkeğin peşinden koşarım. O da; oğlum yürümesini öğrenirken düşmesin diye.

— Allah nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmezmiş.

— Nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yoktur.

— Hesabını veremeyeceğiniz işlere kalkışmayın. Çünkü öteki tarafta bulaşık yıkatmıyorlar.

— Bazı insanlar yağmuru hisseder, bazıları ise sadece ıslanır.

— Erkek hissettiği, kadın göründüğü yaştadır. Moltimer Collins

— Bir şehir ol. Mesela İstanbul gibi. De ki; boğazım kuruyana kadar seveceğim seni.

— Aşık Veysel’e sormuşlar: Sizce aşk nedir? Aşık Veysel cevaplamış? Seversin, kavuşamazsın; aşk olur?

— Ağaç ne kadar yüksek olursa olsun, yaprakları yine de yere düşer…

— Karısı güzel olan adam mutlu olur. Güzel olmayan ise filozof. Sokrates

— Bir erkek ölürken kıpırdayan son yeri, kalbidir. Bir kadın ölürken, dili. George Chapman

— Hepimiz ölümün nişanlısıyız.

— Bir insanın nasıl güldüğünden terbiyesini, neye güldüğünden akıl seviyesini anlarsın. Hz Mevlana

— Herkes bir yaşam seçer ve seçtiği yaşamın bedelini öder.

— Kadına inanan, kendini aldatır. İnanmayan da kadını aldatır. Çin Atasözü

— Dokunamadığın birini özlüyorsan, özlediğin kalbine dokunmuştur çoktan.

— Gidişinin ardından öyle bir yağmur yağdı ki gökyüzü bana mı ağladı sana mı tükürdü anlamadım.

— Aynı dili değil, aynı duyguyu paylaşanlar anlaşabilir.

— Zengin dullar bir gözleriyle ağlarlar, öbürünü kırparlar. Miguel De Cervantes

— Aklımızdaki insan yanımızda olsa hepimiz mutlu olurduk.

— Ne garip. Bir insana vazgeçilmez olduğunu hissettirdiğinizde, ilk vazgeçeceği kişi siz olursunuz.

— Yüreğini yakan felaketler varsa yangınını söndürecek mucizeler de vardır elbet.

— Bir kadın aynı zamanda hem sevdalı, hem anne olamaz. Andre Aurois

— İnsanın büyüdükçe mi artıyor dertleri? Yoksa insan, büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri?

— Unutulmak istemiyorsan, ya okunacak şeyler yaz, ya da yazılmaya değer şeyler yap. Benjamin Franklin

— Hiçbir canlının acısı seninkinden az değildir.

— Sıradan olmayın, sıra dışı olun.

— Kimseyi size soğuk davrandığında gözleriniz dolacak kadar sevmeyin.

— Ertelemek yaşamın mayasını kaçırır. Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle, özlediysen arkasından koş.

— İnsanlarla münasebetin ateşle münasebetin gibi olsun. Çok uzaklaşma donarsın, çok yakınlaşma yanarsın.

— Bir kadın sizi milyoner yapabilir! Tabi trilyonerseniz.

— Kolunu ısırıp saat yapıp bu saatten sonra benimsin diyesim var.

— Sen benim sarhoşluğumsun. Ne ayıldım ne ayılabilirim ne de ayılmak isterim. Nazım Hikmet

— Ertelemek yaşamın mayasını kaçırır. Kızdıysan bağır, sevindiysen söyle, özlediysen arkasından koş.

— Ne olurdu yani bir sene de insanlık moda olsa. . .

— Kadın peşinde koşmanın zararı yoktur. Zararı veren onları yakalamaktır. Jack Davies

— Kapımıza değil; kalbimize vuran buyursun. Şems-i Tebrizi

— Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın rengi aynıdır.

— Bilir misin ki, sen bir şeyi çok istediğinde, bunu sana vermek isteyen Allah, o istemeyi de sana verendir.

— Yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın rengi aynıdır.

— Bir erkek ölürken kıpırdayan son yeri, kalbidir. Bir kadın ölürken, dili. George Chapman

— Pahalı parfümleri bir kenara bırakın insan güven kokmalı. . .

— Yanmak var, yanmak var. Odun yanınca kül olur, adam yanınca kul olur. Tolga Akpınar.

— Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır. Robert Burton

— İnsan sadece söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur.

— Sevdiği adamın başka bir kadın tarafından mutlu edildiğini görmektense; Onu can çekişirken görmeyi tercih eder. Balzac

— Zamanın unutturamayacağı anı, ölümün dindiremeyeceği acı yoktur. Cervantes

— Beni mahveden şey; Bana yalan söylemiş olman değil, Sana bir daha inanmayacak olmamdır!

— Ucuz insanları üzerine kurulan hayaller size pahalıya patlar.

— Hayat ne gideni getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşayamadım diye ağlamayacaksın. Tolstoy

— Gerçek aşk, tıpkı cinler, periler gibidir. Bahsini herkes eder, ama gözüyle görmüş olan pek azdır.

— Haddini bilmedikten sonra çok şey bilmek bir şeye yaramaz. Suskunluk kimseyi yanıltmasın, Çünkü susan konuşursa kimse kaldıramaz.

— Okşayan elin kıymetini bilmeyenler, tekmeleyen ayağı öperler.

— Kadın psikolojisini otuz yıldır incelememe rağmen büyük soruya cevap bulamadım. Gerçekte kadınlar ne istiyor? Sigmund Freud

— Bir sürü erkek başarısını ilk karısına borçludur. İkinci karısını da başarısına. Jim Backus





Aykırı Sözler, Aykırı Sözler Facebook, Aykırı Sözler 2018, Aykırı Sözler Kısa, Aykırı Sözler Twitter, Aykırı Sözler İnstagram, Aykırı Sözler Etkileyici, Aykırı Sözler Yeni, Aykırı Sözler Paylaş

PROF. DR. NEVZAT TARHAN'DAN SÖZLER

29 Ocak 2018 Pazartesi / No Comments
psikolojik sözler, psikoloji sözleri, altın sözler, nevzat tarhan, nevzat tarhan sözleri, psikolojik savaş, felsefi sözler nevzat tarhan, felsefe sözleri, felsefi sözler


"Sözlere değil,davranışlara bakın."
*
"Başarılı olan kişi,çok çalışan kişi değil,doğru çalışan kişidir."
*
"İnsan beyni 'kullan ya da kaybet' kuralı ile çalışır."
*
"Azim başlamak,sabır bitirmek için gereklidir."
*
"Bütün kötülükler toplanıp bir odaya konulsa kapısı kibir anahtarı ile açılır."
*
"Karı-koca birbirinin kölesi değil,iki hür insandır."
*
"Baskı ve şiddetle sonuçlar alınmaz."
*
"Fikirlerine güvenen kişi şiddete başvurmaz."
*
"Bilgilerini kuma değil taşa yazanlar unutma sorunu yaşamayacaklardır."
*
"Sizin nasıl göründüğünüzü her kes görür,ama nasıl olduğunuzu pek az kişi bilir."
*
"Kadın ve erkeğin beyinleri farklı çalışır.Kadın kendini kötü hissettiğinde,morali bozuk olduğunda duygularını ağlayarak dışa vurur.Erkek ise bunu öfke şeklinde yansıtır."
*
"Kin duygusu mutluluğa zarar verir.Sevgiyi azaltır,zamanın ve enerjinin boşa harcanmasına sebep olur."
*
"Sevgi,insanlar arasındaki en kısa nörolojik mesafedir."
*
"İnsansan,yalan söyleme hatası işlediysen,pişmanlık ve gönül alma ile kendini yıka.Kötülükte en iyi mücadele yöntemi iyilikleri artırmaktır.Böylece hem temizlen,hem güzelleş."
*
"Bencillik insanın sorumluluktan kaçmasına sebep olur.İnsanı başkalarını anlama çabasından,çoğulcu düşünmekten,yakınları için iyilik yapmaktan alıkoyar.Bencilliğin içerisinde kolaycılık vardır."
*
"Tv izleyen çocuklar,büyüyünce ne olacaklarından ziyade ne alacaklarını düşünür oldular.Amaçsız,ego ideali olmayan,cinsellik ve parayla erken tanışan gençlik,insanlığı kimbilir nereye götürecek..."
*
"Çocuğun kişliğini övmek doğru değildir,çabalarını övmek gerekir."
*
"Evliliği tanımlarken biz H2O örneğini kullanırız.Hidrojen de oksijen de atmosferde özgür,istedikleri gibi dolaşırlar.Fakar ikisi de kimyevi bir aşkla bir araya gelirse suya dönüşür ve havanın uçuculuğundan suyun akıcılığına yükselirler.Havanın iniş çıkışı,soğuğu sıcağı çok geçişkendir.Oysa su stabildir.Evlilik de bir aşkı-ı kimyevidir.Uçuculuktan akıcılığa,çalkantılardan durağanlığa bir yolculuktur."
*
"Eğitimsiz toplumların,demokrasiye daha çok ihtiyaçları vardır."
*
"Propagandanın cephanesi söz ve kelimelerdir."
*
"Her gün Tv karşısında yeni bir haber bekleyen ve arzulayan kitleler,propagandistler için güzel iyi bir avdır."
*
Kötü bir ağaca güzel bir ağaç aşılanırsa o ağaç da meyveler vermeye, verimli olmaya başlar..
Kötü bir ağaca aşı yapıldığında o ağaç bile değişebiliyorsa kötü bir insan da mutlaka değişebilir.
İnsanların bazı kötü yönleri olsa da birtakım hâlleriyle iyiliğe yol açabileceklerini unutmamak gerekir.

Mesnevi Terapi, Nevzat Tarhan 
*
Bazı insanların şahsi kusurları topluma getirdikleri faydanın yanında ufak kalır.
Bilge kendine şekil verir, âlim başkalarına şekil verir, arif ise hem kendine hem de başkalarına şekil verir.
Bir insan bilgelikle manevi bakımdan ilerleyebilir.
Bir diğer insansa kendine çok iyi şekil veremeyebilir ama başkalarını şekillendirmesinden, iyi insanlar yetiştirmesinden ve onların yaptıkları iyiliklerden kazandığı sevapla kurtulabilir.

Mesnevi Terapi, Nevzat Tarhan
*
Bir gün Ebu Cehil, Hz. Peygamber'i (sav) gördü ve
"Haşim oğullarından bir çirkin belirdi" dedi . Peygamberimiz
"Haddini aştın fakat doğru söz söyledin" dedi.
Daha sonra Hz. Ebubekir, Peygamber'i (sav) gördü ve
"Sen bir güneşsin, parlayarak dünyayı aydınlattın" dedi.
Hz. Peygamber ona da
"Doğru söyledin ey Ebubekir" dedi. Bu manzaraya tanık olanlar bunun nedenini sordular . Hz. Peygamber (sav)
" Ben bir aynayım , kim bakarsa bende kendini görür" dedi.

Mesnevi Terapi, Nevzat Tarhan
*
Uçurtmaların uçmasını sağlayan rüzgârdır diye bilinir ancak asıl etken uçurtmanın rüzgâra dayanma gücüdür.
Hayat da böyledir..

Mesnevi Terapi, Nevzat Tarhan
*
Güzel şeyleri ortada bırakmak, güzelin özelliğine uymaz. Onun için nasıl ki variyetimiz içindeki güzel şeyler kasalarda muhafaza ediliyorsa, insanın da güzelliklerinin örtünmesi onun negatif etkilere karşı korunması demektir.

Mesnevi Terapi, Nevzat Tarhan
*
Çaresizliği, korkuyu öğrenmiş bireylerden oluşan
toplum hep çoban arayışı içerisindedir.

Psikolojik Savaş, Nevzat Tarhan
*
Sistemli psikolojik taciz beklentilerin aksine verimi ve kaliteyi artırmaz,
hatalı ürünü artırır. Ekonomik hareketliliği azaltır.

Psikolojik Savaş, Nevzat Tarhan
*
Dedikodular, toplantılarda terslemeler, söz hakkı vermemeler,
yetkileri kısıtlamalar, saf dışı bırakmak için geliştirilen sistemli
taktikler ile hakimiyet sağlanmaya çalışılır.

Psikolojik Savaş, Nevzat Tarhan
*
Aileden ülke yönetimine kadar her yerde sistematik
baskı ile insanlar pasifize edilir ve kolay yönetilir hale getirilir.

Psikolojik Savaş, Nevzat Tarhan
*




psikolojik sözler, psikoloji sözleri, altın sözler, nevzat tarhan, nevzat tarhan sözleri, psikolojik savaş, felsefi sözler nevzat tarhan, felsefe sözleri, felsefi sözler, sosyoloji sözleri

YALNIZLIK

/ No Comments

Bir şehir kadar kalabalıktır bazılarının yalnızlığı. Cahit Zarifoğlu

Yalnızlığa yenilmemek için, sık sık hayaller kurulur; aslında neyin hayalini kurarsan kur, yalnızlık her hayalin sonudur. (Goethe)

Asıl yalnızken yalnız değilim (Schiller)

Bir odanın kapısını kapatıp yalnız kalmak, her zaman hayatımın en güzel şeylerinden biri olmuştur. -Charles Bukowski

Hiç bir kadına yalnızlık yakışmaz, ama eğer bir kadın yalnızsa, ya yüreğinde dumanı tüten bir ayrılığı, ya da canından çok sevdiklerine ömrünü adadığı bir fedakarlığı vardır!

Baktım sevecek kimse yok ben de yalnızlığı sevdim.

Yalnızlığın tadına bakayım derken yuttum galiba.

Belki de adam gibi sevenlerin aldığı bir ödüldür, yalnızlık.

Düş önüme yalnızlığım yolumuz çok uzun.

Haram sevdadan iyidir, helal yalnızlık.

Biriyle mutsuz olmaktansa yalnız başına mutlu olmak iyidir.

Neden mi Yalnızım ; Çünkü Seni Yaşadıkça Herkesi Öldürdüm . . !

Yalnızlık diye bir şey buldum, yaşa yaşa bitmiyor.

Yalnızım işte. Çok basit görünebilir, ama değil. Hiç basit değil. Hep acı çekiyorsun mesela. Birbirini çok seven bir çift görünce imreniyorsun, kıskanıyorsun. Sonra bi de ağlamak var. En can sıkıcı kısmı yalnız olmanın. En uzun süren, ve hiç bitmeyen kısmı .

Sen bana gelsen ben de herkese ve her şeye hoşça kal desem.

Yalnızım işte. Çok basit görünebilir, ama değil. Hiç basit değil. Hep acı çekiyorsun mesela. Birbirini çok seven bir çift görünce imreniyorsun, kıskanıyorsun. Sonra bi de ağlamak var. En can sıkıcı kısmı yalnız olmanın. En uzun süren, ve hiç bitmeyen kısmı .

İnsanları tanıdıkça yalnızlık güzelleşiyor.

“Yalnızdım. Zaten her zaman yalnızdım. Bir süre onunla birlikteyken yalnız değilmişim gibi davranmıştım, ama öyleydim…”

Ey yalnızlık! Herkesin koynuna girip çıkarsın da bir tek benimle mi düzenli ilişkin var.

Bir insan en olmadık şeylere dahi gülebiliyorsa yalnızdır

Bir insan en olmadık şeylere dahi gülebiliyorsa yalnızdır.

Beni ısıtan, beni sarıp sarmalayan, benim acılarıma ortak olan tek bir şey var SİGARAM.

Adam gibi sevenin aldığı uluslar arası ödüldür ; yalnızlık

Mutsuz bir birliktelikten mutlu bir yalnızlık her zaman iyidir.

Yalnızım Diye Üzülmüyorum . Çünkü Biliyorum , Yalnız İnsanın İhanet Edeni de Olmaz . .

Hatırla sevgili; beni nasılda bırakıp gitmiştin! Sen yokken ben yalnızlıkla tanıştım.

Ey yalnızlık yine geldin buldun beni

Sen bensizliğe alışmışsın ama ben beni sensiz düşleyemiyorum!

Yanlızlık Bir Sanatsa Ben O Sanattan Rol Kaptım .

Gecenin ıssız karanlığında ümitlerimin tükendiği anda tek kişi istiyorum yalnızlığıma.

O kadar yalnızım ki sıradaki şarkı bir sonraki şarkıya gelsin.

Mutsuz bir birliktelikten mutlu bir yalnızlık her zaman iyidir.

Utanırım, söyleyemem yaşadığımı, yalnızlığı, kelimeler yetmiyor ki, bu mu sevda dedikleri.

Yalnızlık kimseyi reddetmez….

Ne zaman mutlu olmaya kalksam otur diyor yalnızlığım otur.

Keşke Yalnızlığım Kadar Yanımda Olsaydın Keşke Onunla Paylaştığımı Seninle Paylaşsaydım Keşke Senin Adın Yalnızlık Olsaydı da Ben Hep YALNIZ Kalsaydım!…

Yalnızlığım kendime güzelim senin aşkınla hitap düşmüş bedenim, geleceğe umutsuz bakıyor gülüm…

Kimse yalnız değildir sadece sevgisizdir…

Yalnızlık meşakkatli iş… Kendi kendine konuşmak neyse de, cevap vermek bir hayli zor oluyor.

Yalnızlığımda çoğalıp, kalabalıkta eksiliyorum. Ve öylesine kalabalık ki yalnızlığım; ne yana dönsem sana çarpıyor..

Yalnız olmak zayıf olmak demek değildir, hak ettiğiniz kişiyi bekleyecek kadar güçlüsünüz demektir.

Aşk acıtmaz. Yalnızlık acıtır. Reddedilmek acıtır. Birini kaybetmek acıtır. Kalbinin kırılması acıtır. Karşılık alamamak acıtır. Aşk acıtmaz. Aşk iyileştirir.

Karanlık odada otururum, dilimde türkü söylerim, elimde kâğıt yazarım yalnız kalmışım gurbette.

“Yalnızlık” yazarsın da düzelten olmaz. İşte o zaman yalnızsındır.

Dilin söylediği kötü söz aklın yalnızlığı mıdır? Gözlerin akmadığı bir hüzün, yanakların yalnızlığı mıdır?

Yalnızlığım çığlıktı hepiniz mi sağırdınız?

İçimde yangın yanar, hava soğuk beden donar, hain şeytan halime güler yetiş şahı merdanım yetiş.

Boşversene Be Arkadaş Kimin Umrundayız , Giden Gitmiş Yine Yalnızlık Bizimle Beraber

Yalnızlık sana gelirken yolları günlerin ardında bitirmek; senden giderken yollarda “ömrümü” bitirmektir.

Biz Her Gelene “Aleyküm Selam” Dedik . “Meraba Tatlım” Değil , O Yüzden Böyle Yanlız Ve Gururluyuz .

Sensizliğimde dinlediğim ve tekrar tekrar başa sarıp ezberlediğim şarkıların tek sebebisin yalnızlık.

Yalnızlık içi derin bir kuyuya benzer. Düşersen çıkman çok zor olur.

Bu hayatta kimseye kendinden fazla değer verme yoksa kaybedersin ya da kendini mahvedersin kardeşim.

Yalnızım Yalnız Dostlar Huzura İhtiyacım Var Sevilmedim Neye Yarar Hep Benmi Görücektim Zarar..

Yalnızlığım seni unutmayla bitecekse seni unutmak için kalbimi sökerdim ama benim kaderimde yazılı yalnızlık.

Yanlızlıgı içiyorum bu gece,karanlıgı en korkutucu gününde dibe vuran bir dalga kayboldum gibi dünyada,gökyüzü korkutuyor beni,üşüyorum sanki;bedenimde hafif bir titreme sensizim işte.

Kaderim sensizlikse, kaderim yalnızlıksa kaderim unutulmaksa, kaderim kalleşçe vurulmaksa ben kaderimin arkasındayım.

yalnızlık ne mavi derinlikleri olan denizlerde ne de sıcak çöllerde olmaktı yalnızlık bu şehirde seni arayıpta bulamamaktır…

Dünde, bugünde, yarında? Yüreğin kadar yanındayım. Kendini yalnız hissettiğinde elini kalbine koy; ben hep ordayım.

Ne yıldızları istiyorum, gece yarılarıma. Ne güneşi istiyorum, karanlığıma. Çok değil bir tanem, sadece seni istiyorum, yalnızlığıma.

“Çocukken iki kişi oturduğumuz kapı eşiğine, tek başıma zor sığıyorum şimdi. Büyüdükçe insan yalnız mı kalıyor ne?”

Gecenin karanlığı odama vuruyor, yaşadıkça yalnızlığımı hissediyorum, öyle acı veriyor ki bana, acımı kadehlerle paylaşıyorum.

Soğuktan üşümenin çaresi sobaya atılan iki odundur. Yalnızlıktan üşümenin sebebi terkeden bir odundur.

Bir yerlere varmadan, nasıl böyle hiç durmadan akıp gidiyor günler. yaşam diye verdiğin bumu şöyle. o mu sırtıma sapladığın hançer!

Öyle Büyümüş Ki İçimizdeki Yalnızlık; Sevilmeyi Beklerken, Beklemeyi Sevmişiz…

Ben seni unutmak için sevseydim sana olan tutkunluğumu kalbime değil güneşin çıktığı zaman kaybolan buğulu camlara yazardım…

Aşk köprü kurmaktır. İnsanlar köprü kuracakları yerde, duvar ördükleri için yalnız kalırlar.

Korkum sevmek değil; korkum sevip de ayrılmak. Korkum kurşun yemek değil; kalleşçe arkadan vurulmak. Korkum ölüm değil, unutulmak.

Nezaketen yaşıyor, her gece ölüyor, durmadan yürüyor, çayı çok seviyor ve giderek yalnızlaşıyoruz..

Yaşamak buysa yaşıyoruz hepimiz bir gün yalnız kalacağız bu yüzden yalnız kalana kadar seninle yaşamak istiyorum aşkım…

Ey yalnızlık nikah mı kıydın bana. Helalimmişsin gibi her gece giriyorsun koynuma.

Yalnızsan eğer dermansız dizin şu fani dünyada kaybolur izin gözyaşı dinmeyen o kimsesizin sığınacak evi yurdu yalnızlık.

Kıskanma beni yalnızlığımdan, Gel Birlikte aldatalım yalnızlığı.

Yalnızlığa yenilmemek için, sık sık hayaller kurulur; ama aslında neyin hayalini kurarsan kur, yalnızlık her hayalin sonudur.

İnsanlar gelmeleriyle yalnızlıklarını dağıtanları severler, gitmeleriyle kendilerini yalnız bırakanlara aşık olurlar.

Yalnızsan eğer dermansız dizin şu fani dünyada kaybolur izin gözyaşı dinmeyen o kimsesizin sığınacak evi yurdu yalnızlık.

Etrafımdaki herkesin birer yalandan ibaret olduğunu biliyorum Bu yüzden yalnızlığımı Seviyorum.

Alışamadım sensizliğe, alışamadım senin çekip gitmelerine ve maalesef alışamadım gülmeye özür dilerim hayat yine yalnızım…

Bu gecede, içinden bir şey yapmak gelmiyor dimi? Göğüs kafesine sanki bir fil oturmuş gibi daralıon dimi? Uykunda yok.. Bunun adı yalnızlık

Hep korkarız yalnızlıktan ama bil ki yalnızsan; yalancı arkadaşların, ikiyüzlü dostların ve çekip gidecek bir sevgilin olmaz.

Yalnız Sen Olacaksın.” Demişti . Öyle de Oldu . Yine ‘Yalnız’ Ben Oldum

Hesaplar konulsa bir gün ortaya, kaderin kullara borcu biter mi? Çevirsek yılları dert saya saya, dertleri saymaya ömür yeter mi?

Susuyorum, aslında söyleyecek o kadar çok sözüm var ki ama anlatamıyorum kimseye korkuyorum işte daha çok yalnız kalırım diye.






yalnızlık nedir, yalnızlık sözleri, cahit zarifoğlu yalnızlık, schiller sözleri, resimli yalnızlık sözleri, resimli sözler, altın sözler, goethe yalnızlık sözleri, en anlamlı yalnızlık sözleri


ÇERKEZ ÖRF VE ADETLERİ

26 Ocak 2018 Cuma / No Comments
at, çerkez atasözü, kafkaslar, kafkasyalı, kendine güvenmek, kibir, resimli mesajlar, resimli sözler, çerkez adetleri, çerkez gelenekleri, çerkez düğünleri, çerkez örf ve adetleri, kaşen nedir

Atın söyleyeceğini eğeri söyler.
Dört ayağı varken, at bile tökezler. Çerkez Atasözü

*

Çerkes Gelenekleri 
Çerkes Kültürü (Adige) 
Çerkez Gelenek ve Görenekleri

Çerkeslerin günümüze kadar devamlılığını sürdüren geleneklerin birisi de "kaşenlik adetidir. Bu adet bekar genç kız ve erkekler arasında evlilik öncesi dönemde gerçekleşmektedir. Diğer geleneklerde olduğu gibi habze adı verilen kurallarla sınırlıdır. Kaşenlik birbirinden hoşlanan genç kız ve erkekler arasındaki arkadaşlık ilişkisine denmektedir. Çerkes kız ve erkekleri birbirleri ile düğünlerde, toplantılarda, muhabbet ortamlarında birlikte olurlar. Bu toplantılar en yaygın olarak köylerde görülür. Bu tür toplantılarda genellikle bir kaç köyün gençleri biraraya gelir. Sabahlara kadar süren sohbetler, oyunlar ve eğlenceler yapılır. Bu geceler gençlerin birbirlerini tanımalarına yardımcı olmaktadır. Muhabbet geceleri bir eğlence kaynağı olduğu kadar aynı zamanda eğitim yeri de sayılmaktadır. Kızlar ve erkekler belirli bir yaştan başlayarak bu tip toplantılarda çerkes adet ve görenekleri çerçevesinde eğitilirler. Bütün eğlence, düğün ve toplantılarda "thamate" adı verilen bir kişi bulunur.



Kim kimle kaşen olabilir? 


Aynı sülaleden olan kişiler kaşen olamazlar. Akrabalık derecesi ne kadar uzak olursa olsun yasaktır. Aynı köyden kişilerin kaşen olmaları hoş karşılanmaz. Bu kural günümüzde biraz yumuşamıştır. Artık aynı sülaleden olmamak kaydıyla kaşenliğe fazla tepki duyulmamaktadır. Muhabbet toplantılarında kızlar ve erkekler karşılıklı otururlar.

Birden fazla kaşen

Gençlerin her toplantıda farklı kaşeni olabildiği için bir Çerkez kızının ya da erkeğinin evleninceye kadar çok fazla kaşeni olabilmektedir. Toplantıda amaç tanışmak, eğlenmek ve kendine uygun bir eş seçmek olduğu için kaşenlik bazen ciddi bazen de şaka halinde ortaya çıkmaktadır. Sayısı fazla olan şaka kaşenliğinin çok fazla bir ciddiyeti yoktur. Kız ya da erkek birbirlerinin daha önceki kaşenlerine karşı herhangi bir olumsuz tavır takınmazlar. Eski kaşenlerle sosyal ilişkiler kesilmez. Çünkü daha önceki kaşenlerin şaka olduğunu her iki tarafta kabullenmiştir. Kadın ya da erkek eski kaşenleriyle bu benim eski kaşenim diye espri yapabilir. Dolayısıyla kızın ya da erkeğin birden fazla kaşeni olması yadırganmamaktadır.

Evlenmeye vesile olan kaşenlik


Pseluk ile başlayıp daha sonra da devam eden kaşenlik iki kısma ayrılmaktadır. Bunlardan birisi şaka diğeri ise ciddi kaşenliktir.
Şaka kaşenliğine semerko denmektedir. Bu durumda kişiler ciddi olmasalar dahi sırf o geceye ya da bir kaç geceye mahsus olarak kaşen olabilirler. Burada amaç eğlenmek, birbirlerini tanımak bunu yaparken de hoş vakit geçirmektir. Şaka kaşenliğinde kız ve erkek birbirlerine sanki evleneceklermiş gibi meth edici ve övücü sözler söyler. Kaşenliğin bir de ciddi boyutu vardır. Bu durumda birbirlerini beğenen kız ya da erkek evlenmek için arkadaşlık kurmak isterler.
Eğer karşı taraf kabul etmişse diğer toplantılarda da görüşerek bu ilişkiyi devam ettirirler. Fakat ciddi kaşenlikte daha ziyade pisehluk ile başlamaktadır. Erkek bir kaç arkadaşını alarak kızın veya onun herhangi bir akrabasının evine gider. Kızın da mutlaka yanında bir ya da bir kaç arkadaşı bulunmak durumundadır. Burada kıza kaşenlik teklifini sunar. Bu durumda kız ve erkek arkadaşlarının yanında teklifi değerlendirirler. Birbirlerinden beklentilerini ve isteklerini söylerler. Kaşenliğin her iki boyutunun da kendine has kuralları vardır. Kaşenlik eğer ciddi ise ve sonuçta evlilik düşüncesi ile kişiler birbirlerini tanımaya çalışıyorsa bu durumda meclislerde şaka kaşenliği gibi ulu orta gündeme getirilmez. Bu durumda bir çok muhabbette bir araya gelebilirler, bir çok konudan konuşarak birbirlerini daha iyi tanımaya çalışırlar. Fakat ilişkileri diğer kaşenliğe nazaran resmiyet kazanır. Diğeri kadar serbest değildir. Her ne kadar bu kişiler evlilik kararıyla birbirlerini tanımaya çalışsalar da mutlaka evlenecekler diye bir şart yoktur. Eğer bir engel söz konusu ise her iki taraf bu durumdan vazgeçebilir.

Aile hayatı

Çerkes aile hayatının şekli, diğer milletlere biraz garip gelelebilir. Çerkes aile hayatının esası resmiyettir. Çerkesler, gerek evlerinde gerek dışarda laubalilik, teklifsizlik ve nezaketsizliği büyüğe karşı saygısızlık addederler.
Nezaketsizlik ve saygısızlığa tölerans gösterileceğine kimse inanmaz.
Fakat saygı ve nezakete dayalı bu resmiyet ailede ne soğuk bir hayat ne de bir esaret meydana getirir. Yabancılar bu insani ve kibar hayatın inceliklerini takdir edemedikleri için zor ve gayri tabi olarak yorumlayabilirler ancak bu hayat tarzı Çerkesleri asla sıkmaz.
Bilakis aileler laubaliliğin meydana getirdiği olumsuz etkenlerden bu şekilde uzak tutulmuş olur.
Çocuklar aile içinde büyük bir intizam, saygı ve bağlılık içinde doğup büyürler. Bu nednele de aile hayatı bir fazilet mektebi sayılır.

Baba

Aile reisi olan baba, aile efradına karşı vakur, şefkatli bir amir ve terbiyeci gibi özelliklerini daima muhafaza eder. Bütün aile efradı da kendisine karşı hürmetkâr ve tam bir bağlılık gösterir. Onun her emri itirazsız yapılır. Kocanın karısı karşısındaki konumu da eşitliğe saygı ilkesi çerçevesindedir.
Çünkü kadın ile erkek arasındaki eşitlik birbirine benzememek şeklinde bir eşitliktir. Yoksa karı ile kocanın faaliyetlerinin çeşitli almasını men etmeye kimse muktedir değildir.
Daima kendi hakkını savunmak şeklindeki aşırı merak kadar teessüfe değer haller ailede görülmediğinden karı koca arasındaki gerçek eşitliğin sevişerek, birbirine saygı duyarak, sevinç ve kederlerini, ümitlerini müşterek bir hale getirmek olduğunu, yoksa herkesin kendi dünyasında serbest yaşamak olmadığını pek iyi bilirler.
Çerkeslerde çok kadınla evlenme adeti yoktur. Çerkeslerle kadına ziyadesiyle saygı duyulur. Hattâ evlendikten sonra da kadın soyadını muhafaza eder. Koca zevcesini adıyle çağırmaz. Kendi soyunun ismiyle çağırır. Çünkü kadına soyunun ismiyle hitap etmek Çerkeslerce saygı belirtisidir. Asıl adıyle çağırmak daha çok teklifsizlik sayıldığından kadının akrabasından olmayanlar da soyadıyla hitap ederler. Evlenen kadınlar soyadı istiklaliyetlerini muhafaza ederler.
Babanın huzurunda karısı ile kızından başka aile efradından kimse oturamaz. Diğerleri saygı ile ayakta beklerler. Karısı bile çocuk sahibi oluncaya kadar oturamaz. Ailenin hiçbir ferdi baba ile yemek yiyemez.
Baba küçük çoçuklarını öpüp okşamaz, kucağına almaz. Sevginin sözle değil, kalple olduğunu bildiği için Çerkes aile efradına karşı olan sevgisini yılışık bir surette açığa vurmayı kibarlığa aykırı görür.
Fakat narin vücudu, ince kalbi hasebiyle daha çok şefkat, sevgi ve himayeye ihtiyacı olduğundan kız çocuklarına anlayış gösterir.
Erkek çocuklanna karşı muamelesi ise bir öğretmenin öğrencilerine karşı yaptığı muameledir. Onunla yüz göz olmaz, senli benli olmaya asla meydan vermez. Bütün , çocuklarına isimleriyle seslenir. Yavrum, ciğerim, canım gibi deyimler kullanmaz. Babanın eli erkek çocuk üzerinde titremez. Bilakis onu, istiklal ve şahsiyet sahibi etmek için serbest büyütür.

Anne

Çerkes ailelerinde anne, pek değerli ve şerefli bir mevkidedir, ikinci aile reisidir. Bilhassa evin iç işlerindeki hak ve istiklâline saygı ve riayet olunur.
Aile reisi olan babanın buna karışmasını saygısızlık, kadına tahakkümü mertliğe aykırı telâkki ederler. Kadının bu hakkına ima olarak "TIBISIM" yani "ev sahibemiz, mihmandarımız" diye hitap ederler. Böylece kadını asıl ev sahibi ve kendisini onun misafiri sayarak ev işlerinde kadının riyasetine hürmet gösterdiğini belirtir.
Kocasının son derece saygısına mazhar olan anneye, gelinleri "GUAŞE" yani prenses diye hitap ederek saygı duyarlar. Anne ile çocuklar arasındaki ilişkiler baba ile çocuklarınkinden oldukça farklıdır. Anneler şefkat kucağını açar ve çocukları sevgiye boğarlar.
Kadın kocasına aslâ adı ile hitap etmez.
Anne çocuklarını isimleriyle çağırır. Bazen de şefkatine ve teklifsizliğine delâlet eden takma isimler kullanır.
Ev işlerinde tam yetki sahibi olan kadının sorumluluğu çok geniştir. Kocasının bulunmadığı bir zamanda gelen misafirleri kabul ve ağırlamak, misafirin sınıf ve mevkine göre hürmeten kuzu, koç hatta öküz kesmek, kocasının misafire adet üzere vermesı gereken hediyeyi vermek kadının yetkisi dahilindedir.

Çocukların eğitimi

Çerkesler hamile kadının sağlığına çok dikkat ederler. Çocuk dünyaya gelince bütün akraba ve komşular tebrik için gelirler. Hediye olarak Haluj, börek, koç ve kuzu gibi şeyler getirirler. Çocuğun ninesi de kız evlâda sırma işlemeli beşik takımı ve güzel elbise gönderir.

Beşik göndermek uğursuzluk olarak kabul edilir. Çocuğun doğuşu şerefine ekseriyetle kurban kesilir. Kamşulara zifayet verilir.

Çocuk beşikleri ağaçtan yapılmış olup belli şekildedir. Sırma işlemeli süslü örtülerden başka asıl beşiğin süsü yoktur.

Çocuğu sabah akşam yaz ise soğuk, kış ise az ılık su ile iki defa banyo yaptırırlar. Bazıları yaz ve kış soğuk su ile yıkanır. Kadınların bazısı da çocukları sabah, öğle, gece yatırılırken olmak üzere üç defa banyo ederler. Soğuk su ile banyo edilen çoculkarın daha sağlam ve çevik olacağına inanılır.
Sabah, öğle, ikindi ve yatarken çocuğu dört defa muntazaman kaldırırlar ve süt verirler.

Çocuğa annesi süt verir. Kâfi gelmedigi takdirde komşu kadınlar arasında ufak çocuklu varsa ondan istifade ederler. Yoksa eksiklik keçi, inek sütü ile tamamlanır. Diş çıkarıncaya kadar çocuğa başka yemek vermezler, yalnız sütle beslerler. Diş çıktıktan sonra ŞEKURİP adı verilen sütten ve baldan pişirilmiş bir çeşit muhallebiden azar azar vermeye başlarlar. Çocuğa babası ya da annesi ad takmaz. Dedesi, ninesi yahut yakın akrabadan bazan de dostlarından biri ad takar.
Anne çocuğun yaşına göre Ahlâki terbiyesine dikkat eder ve karakterinin teşekkülüne yön verir. Çocuğa karşı ciddiyet gösterirse de ruhunu öldürecek şiddet ve onu alçaltacak halleri reva görmez. "FEMİF" yani beceriksiz, "KARABĞ" yani korkak kelimeleri çocuğun terbiyesi için kullandığı yegâne değnektir. Bu kelimeler çocuğa vazifeperverlik, mertlik, cesaret hissini aşılar. Aile hayatındaki resmiyet ve misafir odası (Haceş) çocuğa sosyal terbiyeyi verecek mekteptir. Çerkesler çocuklara kalın pamuklu şeyler giydirmezler. Vücudu sıcak ve soğuğa dayanıklı olması içiz elbisenin hafif fakat zarif olmasına dikkat ederler. Çocuk elbiseleri erkek ve kadın elbiselerinin küçültülmüş şeklidir. Ancak pek ufak çocuklara kalpak giydirmezler.
Çerkeslerde kız ve erkek çocukları bir arada ders görür.​





at, çerkez atasözü, kafkaslar, kafkasyalı, kendine güvenmek, kibir, resimli mesajlar, resimli sözler, çerkez adetleri, çerkez gelenekleri, çerkez düğünleri, çerkez örf ve adetleri, kaşen nedir

İSLAMDA HAYVAN HAKLARI

10 Ocak 2018 Çarşamba / No Comments
allah, dağlara buğdaylar serpin sözü, hz. muhammed, hz.ali, hz.ebubekir, hz.osman, hz.ömer, islamda hayvan hakları, kuşlar aç kalmasın, merhamet,  resimli sözler, hayvanlarla nasıl helalleşilir, hayvan hakları

Dağlara buğdaylar serpin.
Müslüman ülkede 'kuşlar aç kaldı' demesinler. Hz. Ömer
*
Müslüman çok ince düşüncelerin, merhametin, sevginin temsilcisidir.
İslam BARIŞ dinidir.
İslam KARDEŞLİK dinidir.
İslam SEVGİ dinidir.
İslam TEVAZU dinidir.
İslam Ebubekir, Ömer, Osman, Ali'nin dinidir.
İslam Hz. Muhammed'in dinidir.
İslam Allah'ın son dinidir.
Bize ne oluyor? Biz kimiz?...
*
İSLAMDA HAYVAN HAKLARI

Hayvanlar hakkında kul hakkı var mıdır? Nasıl helalleşilir?

Cevap : 1

Allah Teâlâ mahşer günü birbirlerinde hakları olan insanlara, haklarını almalarına müsaade edecek ve hak sahibi de hakkını alacaksa; üzerinde hayvanların hakkı olan, onlara zulmetmiş kişiye de zulmü oranında azab edecektir. Hatta hayvanlara yapılan zulüm insanlara yapılan zulümden daha günah ve azabı da daha ağırdır. Zira helalleşme ve müsamahasını alma imkanı yoktur. (Muhammed Said Burhani, et-Ta'likat el-Merdiyye ala el- Hediyyetilalaiyye, s.466)

Hadislerde şöyle bildirilir:

"Eğer hayvanlara yapılan haksızlıklardan dolayı Allah affedecek olursa, kişinin pek çok affa mazhar kılınacağı..."

"Kedisini hapsederek açlıktan ölmesine sebep olan kadının, cehennemde bir kedi tarafından tırmalanmak sûretiyle azâba mâruz bırakılacağı..." (Buhari, Bed'u'l-Halk 16, Cezâ'u's-Sayd 7; Müslim, Hacc 66-67; Muvatta, Hacc 90; Tirmizi, Hacc 21; Nesai, Hacc 113).

Bu nedenle hayvanlara yaptıkları eziyetlerden dolayı da insanlar hesaba çekilecektir. Bir kimse hayvanlara eziyet etmiş ve sonradan pişman olmuşsa, helalleşme imkanı da olmayacağından tövbe etmeli ve bundan sonra güzel amellerde bulunmalıdır. Vereceği hesaba karşı salih ameller işleyerek hazırlanmalıdır ki hesap günü eli boş kalmasın. Önemli olan samimi olarak tövbe etmek ve kalan ömrünü Allah'ın rızası dairesinde geçirmeye çalışmaktır. Tövbe ederek hatalarını telafi etmeye çalışan ve kalan ömrünü Allah'ın rızası dairesinde geçiren bir kulu, Allah hesap günü mahçup etmeyecektir.

Cevap 2:

Hayvanlarda cüz’i irade vardır. Çünkü, mesela siz bir hayvana güzel davrandığınız zaman size korkmadan yaklaşır. Kötü davranıp dövdüğünüz zaman, sizi gördüğünde sizden kaçar. Buradan da anlıyoruz ki, hayvanların cüz’i iradesi vardır. Fakat teklifi iktiza edecek kadar değildir. Yani insanların taşıdığı “ibadet ve Allah’a itaat hususunda isterse yapar istemezse yapmaz” iradesi cinsinden değildir.

Şeriat kanunlarını ikiye ayırmak mümkündür. Bunlardan biri şeri kanunlardır. Bunlardan insanlar sorumludur. Diğeri ise fıtri kanunlardır. Yer çekimi kanunu, ateşin yakma kanunu gibi. Kendini boşluğa bırakan yere düşer ve acıyla peşinen cezasını çeker.

İşte vahşi hayvanların helal rızıkları leşlerdir. Ayrıca birbirlerine tecavüz edemezler. Bu fıtri kanun onlara ilham ile bildirilmiştir. Yaratılışından gelen bir his ile onlara bildirilmiştir. Nasıl ki bir kuş yaşamının gereklerini ilham ile öğrenir. Onun gibi yaşamında yapması gerekli şeyler de fıtri olarak ilhamen bildirilir.

Bu nedenle canlı hayvanlara zarar veremezler, güçlüyüm diye zayıfı ezemezler. Böyle yapan bir hayvan ya dünyada ya da ahiretin haşir meydanında cezasını çeker. Akıl olmadığı için de cehenneme girmezler.

Hayvanlar ilhama nasıl mazhar olurlar?

Hava karardığında bir ağacın dalları arasına saklanan serçelerden, yuvalarına dönen karıncalara, bir kaya parçasının kuytuluklarında gizlenen balıklardan, ormanın izbe bir köşesinde kendine emniyet arayan ceylana kadar her canlıyı sevk ve idare eden ayrı bir âlem. Hepsi bir ilham ile, bir sevk-i kaderî ile geceleyeceği yeri en güzel biçimde belirliyor.

Ertesi gün, güneşin ilk huzmelerinin ufukta belirmesiyle birlikte başlayan çeşitli, karmaşık, müthiş bir mesai. Görevlilerin hepsi bir his ile yola çıkar, bir tarafa yönelir, uçar, koşar, yürür, yüzer... Ama hiçbiri nereye gittiğini, saatin kaç olduğunu, kaç saat mesai yapacağını, ne zaman yuvasına döneceğini bilmez. Ama hepsinin de işi mükemmel görülür: İlhamla...

Hayvanlar, kendilerine ilham eden Rabblerini, yine ilhamla bilirler. Bir hayvan, kendisinin ne olduğunu, kaç ayağı bulunduğunu, midesini, ciğerini bilmese bile, var olduğundan haberdardır. Ve bu varlığı korumak ister. Elinden almaya kalkışırsanız sizden kaçar. İşte kendi varlığını ilhamen bilen ve bundan memnun olan her canlının kalbinde, bilemeyeceğimiz bir keyfiyette, bu ihsana teşekkür duygusu mevcuttur. Evet, kendini bilenin Rabbini de bilmesi gerekir. Bu mânâ, hayvanların hepsinde geçerlidir. Lâkin Rablerini bilişleri de kendilerini bilmeleri gibi, çok cüz’îdir, ama gerçektir.

Göz göze geldiğimiz herhangi bir hayvan, bizim ruh dünyamızı bilmekten ne kadar uzak ise, biz de onun iç âlemini bilmekten o kadar uzağız. Bizim bildiğimiz, onun sadece bedeni ve organlarıdır. Kanında nelerin yüzdüğünü bilsek bile, içinden nelerin geçtiğini bilemeyiz. Öyle ise, iç âlemlerinin cahili olduğumuz canlıların, Rablerini bilmediklerini nasıl iddia edebiliriz?

Hayvanların mahşerdeki durumu nasıl olacak?

Canlıları zîhayat (canlı), zîruh (ruh sahibi) ve zîşuur (akıl ve şuur sahibi) olarak üçe ayırırsak, bitkiler sadece zîhayattır, canlılar içinde yer alır. Hayvanlar ise hem zîhayat, hem de zîruhturlar. İnsanlar, melekler ve cinler ise hem zîhayat, hem zîruh, hem de zîşuurdurlar. Bunların içinde ise insanlar ve cinler mükellef varlıklardır; Allah’ın emir ve yasaklarına uymakla vazifelidirler, hayatları boyu bir imtihana tâbidirler. Ölünce de ya cennette veya cehenneme gireceklerdir.

Hayvanlar ise akıl ve şuur gibi kendilerine mes’uliyet yükleyecek duygulardan mahrum olduklarından, günah-sevap, hayır-şer, cennet-cehennem gibi mefhumlar onlar için söz konusu değildir.

Tek hücreli varlık olan amipten balinaya varıncaya kadar bütün hayvanlar ruh sahibidirler. Esas itibariyle ruhun kendisi bâkîdir, ölmez, yok olmaz, bozulmaz. Ruhun geçici olarak misafir olduğu vücut ise ölür, dağılır, gider.

Kur’ân-ı Kerim'de de açıkça ifade edildiği gibi, ruh Cenab-ı Hakk'ın emri, kudreti ve tasarrufu altındadır. Ruh üzerinde Allah’tan başka hiçbir varlık tasarrufta bulunamaz. Onu yaratmak Allah’a ait olduğu gibi, muhafaza etmek de Allah’a aittir.

Mahşerdeki duruma gelince; esas olarak mahşerde iki sınıf mahlukat diriltilecek, hesaba çekildikten sonra ebedî yurdu belli olacaktır. Bunlar insanlar ve cinlerdir. Hayvanların durumu ise tamamen farklıdır. Onlar da diriltilecek, mahşer yerine getirileceklerdir. Bu hususta iki âyet meâli şöyledir:

“Vahşi hayvanlar bir araya toplandığında...” (Tekvir, 81/5)

“O öyle bir gündür ki, insan kendi eliyle işlediklerine bakar. Kâfir de, ‘Ne olurdu’ der, ‘ben bir toprak olsaydım.” (Nebe, 78/40)

Bu âyetlerin tefsirinde Abdullah bin Ömer, Ebû Hüreyre ve İmam Mücahid’in rivayetlerine göre, Cenab-ı Hak mahşer gününde hayvanları da diriltip huzuruna getirecek, birbirlerinden haklarını alıp ödeştirecek, sonra da onlara, “Toprak olun” buyuracak, sonunda onların hepsi de toprak olacaklardır. Hayvanların bu haline gıpta ile bakan kâfirler, Allah’tan, kendilerini de toprak yapmasını isteyeceklerdir. Fakat insanlar cezasını çekeceğinden hayvan gibi muamele görmeyecektir. (bk.Taberi, Nebe, 40 ayetin tefsiri)

Hayvanlar her ne kadar mükellef varlık olmasalar da onlar da belli nisbette haklaştırılacaklardır. Nitekim bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm),

“Her hak sahibine hakkını vereceksiniz. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas sûretiyle hakkı alınacaktır.”

buyurarak, âhirette hiçbir haksızlığın karşılıksız kalmayacağını bildirirler. Yine hadis âlimlerinin ifadesine göre, karınca karıncadan hakkını alacaktır. (Elmalılı Hamdi Yazır. Hak Dini Kur'dn Dili, VIII/5599)

Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:

“Gerçi cesetleri fena bulur, fakat ervahları (ruhları) bâki kalan hayvanat mâbeyninde (hayvanlar arasında) da onlara münasip bir tarzda dar-ı bekada mücâzat (ceza) ve mükâfat vardır.” (Osmanlıca Lem'alar, s. 887)

Evet, hayvanların ruhu bâki kalacak, Cenab-ı Hak onların ruhunu muhafaza edecektir. Fakat ruh Allah’ın emir ve iradesi altında bulunduğundan, nasıl muhafaza edileceğini ancak O bilir.

Hayvanlar arasında dahi hak geçme hususu varsa, hayvanın insan üzerinde, insanın da hayvan üzerinde hakkı olacaktır. Sebepsiz yere insana zarar veren bir hayvana hesap sorulacağı gibi, hayvanlara eziyet eden insanlara da hesap sorulacaktır. Bu hesaplar mahşerde görülecektir.






allah, dağlara buğdaylar serpin sözü, hz. muhammed, hz.ali, hz.ebubekir, hz.osman, hz.ömer, islamda hayvan hakları, kuşlar aç kalmasın, resimli sözler, hayvanlarla nasıl helalleşilir, hayvan hakları

ŞEYH ŞAMİL'DEN SÖZLER

5 Ocak 2018 Cuma / No Comments
şeyh şamil, şeyh şamil sözleri, şeyh şamil sözleri resimli, şeyh şamil sözleri facebook, şeyh şamil sözleri watsapp, şeyh şamilin sözleri, şeyh şamilden sözler

Gönüllerden Kibiri Çıkarmak Yüce Dağları İğne İle Kazımaktan Daha Zordur.
*
Arkadaşını affet; affettiğini hatırlama ve hatırlatma!
*
Çarlar Ölecektir, Petrollarınız, Ve Katerinalarınız Gibi Nikola’da Gözleri Arkasında Gidecektir… Fakat Kafkasya Mutlaka Kurtulacak Hür Ve Mesut Olacaktir. Allah, Hak Ve Vatan Uğrunda Çarpışanlara Yardımcı Olsun…
*
Hürriyetimiz, Zulüm Ve Kahrın Döktüğü Kanlarla Kazanılacaktır.
*
Ben Müslümanım, Müslüman Olanlar Kendilerini Esarete Almak İsteyen Zorba Rejimlerle Çarpışmak Mecburiyetindedir.
*
Çarı Büyük Görenler Allah’a Şirk Koşan Kafirlerden Farksızdır.
*
Şehitlerin Ruhları Yeşil Kuş Kanatları İçinde Allah’a Kavuşur. Ey Dağıstan Ve Çeçenistan Milletleri! Dinleyiniz Beni…
*
Ben Sizleri Para Ve Menfaat için Bu Savaşlara Sürüklemedim. Bu Allah’ın Emridir. Toprağımızı Hürriyetimize Kavuşturmak ülkümüzdür. Bu Emre İtaat Ediniz. Hiç Birimiz Kamasını Kınına Sokmasın. Parolamız Ölünceye Kadar Savaş Olmalıdır.
*
Söyleyin O Rus Çar’ına; başında bulunduğum bu kahramanların kalplerinde kökleşen zafer imanı,kökünden kazınmadıkça; en genç muhariplerimle, en ihtiyar naiplerime kadar tek kurşunları ve tek kolları kalıncaya kadar bu mübarek vatanı, son dağına,son köyüne ve en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekten beni hiçbir kuvvet men edemeyecektir. Bu uğurda bütün evlad ve ailemi kılıçtan geçirseniz, en son müridimi yok etseniz tek başıma ve son nefesime kadar; sizinle yine döğüşeceğim. Son cevabım budur! Vatan İstilacılarına İsyan Edenlerin Kirik Utangaç Hali, Benim için, İbadetle Olanların Sert Ve Dik Tavırlarından İyidir. Düşmana Karşı Diri Kedi, Ölmüş Aslandan iyidir. Savaşımız, Çarların, Ruhani reislerin Ve Eşkiyaların Milletimizden Gaspettikleri Haklarını iade için Sonuna Kadar Devam Edecektir…
*
Müslümanlığı Ve Vatanınızı Kurtarmak istiyorsanız Bir Tek Yolu Vardır. Düşmanlarınızın Ellerindeki öldürücü Silahları Aleyhinizde Kullanmasına izin Vermeyiniz.
*
Kafkasyalılar! Senelerden Beri Göğüslemeye Çalıştığımız En Vahim An Gelip Çatmıştır. Yapabileceğimiz Tek iş Düşmanla Fasılasız ve Amansız Çarpışmaktır.
*
Bugüne Kadar Harp Etmek Şeref Ve Vatan Borcu idi. Fakat Bugün Hepimizin üstüne Farz Olmuştur. *
Kafkasya‘nın Hürriyeti için Son Kurşununa Son Kılıcına Ve Sağlam Kalan Son Bileğe Kadar döğüşmeyen Kafırdır.
*
Küfrün Ve Hiyanetin Cezası Merhametsizce Ve Derhal ölümdür….
*
Milletim, Siz Allah’a Karşı Çok Günahlarla Suçlusunuz. Siz Dini Ölüme Mahkum Ediyorsunuz.
*
Namazlarınız Oruçlarınız Nafiledir. Dualarınız Allah İle Bir İstihzadır. İbadetleriniz O’nu Oyalamak Arzusundan Başka Bir Şey Değildir. Evet, Namaz Kılın, Oruç Tutun, Fakat Unutmayınız Ki En Büyük İbadet Gazavattır.
*
Ruslar Topraklarımızı çüğniyorlar, Ben Size Ancak Kurtuluşun Savaşta Olduğunu Söylüyorum. Ruslara ÖLÜM!!!..
*
şeyh şamil, şeyh şamil sözleri, şeyh şamil sözleri resimli, şeyh şamil sözleri facebook, şeyh şamil sözleri watsapp, şeyh şamilin sözleri, şeyh şamilden sözler

Sonunu düşünen kahraman olamaz. Kahrolsun Sefil Esaret! Yaşasın Şanlı Ve Güzel Ölüm!
*
Ey ALLAH’ın Makbul Kulları! Ey Vatan Dağlarının Emsalsız Ziyneti Şerefli Muhafızlar! Bu Vatan sizindir, sizin Olacaktır…
*
Ölümü Sevgili Gibi Kucaklayan Ve Şehitliği Susayan İnsanlara, Esaret Teklif Etmek Çok Boş Ve Gülünçtür…
*
Vatanin Kurtuluşu Ve istiklal Yolunda Cehd Ve Cenk Gereklidir.
*
Bizden Torunlarımıza Kalacak En büyük Miras, Hürriyet Uğrunda Savaşmak, Hakkı Yayma Uğrunda Can Vermek Olacaktır.
*
Torunlarımız Hürriyet Ve istiklal Uğruna Yapılan Savaşların Kuyruğu değil, Başı Olmalıdır.
*
Müslümanlık Esasına Göre Kurulan idare Teşkilatı ile Diktatörlükle Bağdaşamaz.
*
Maddi Silahlar Yalnız Başına Hiçbir işe Yaramazlar…
*
Müslümanlar Zulme Dayanan Bir Devletin Esiri Olamaz. Zulüm Sistemi ile Teşkilatlanan Çarlık Rusya’sı da Zulümden Vazgeçmeli, Ya Baş Eğmeli Yada Ortadan Kalkmalıdır.
*
Bir Naibe Gönül Bağlarken Onda Keramet Aramayınız. Sadece Şeriata Saygı Beslediğini Ve Hak Yolunda Yürüdüğünü Görmek Yeterlidir.
*
Ölüm Bizi Allah’ımıza Kavuşturan En Ulvi Hadisedir.
*
Dünyaya Geldik Onun Eserlerini Gördük , Onun Emirlerindeki İsabete İnandık, Onun Eserlerine Gönlümüzden Vurulduk. Şimdi de Sevine Sevine Ona Kavuşmayı Özlemeliyiz.
*
Ölüm Kafirler için Bir Azap Bir ızdıraptır. Müslümanlar için Bir Sürur Ve Sadet Olmalıdır.
*
Vataniniz için öldürününüz Şehit Olunuz.
*
Bundan Sonra Onların Mukadderatı çizilmiştir, Onları Yok Edeceğiz, Hiç Bir Kimseye Müsamaha Etmeyeceğiz.
*
Bütün Kafkasya’nın Irmakları Gölleri Ancak Onların Kanları İle Boyandığı Zaman Kurtulmuş Olacağız.
*





şeyh şamil, şeyh şamil sözleri, şeyh şamil sözleri resimli, şeyh şamil sözleri facebook, şeyh şamil sözleri watsapp, şeyh şamilin sözleri, şeyh şamilden sözler, şeyh şamilin ölümü

ŞEYH ŞAMİL'İN HAYATI

/ No Comments
şeyh şamil, şeyh şamil kimdir, şeyh şamil hayatı, kafkas kartalı şeyh şamil, kafkas kartalı, şeyh şamil hangi soydan, şeyh şamilin mücadelesi, şeyh şamilin ölümü, şeyh şamilin savaşları

ŞEYH ŞAMİL KİMDİR?

Rusların, Kafkasya’da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihya etmek, yaymak için uğraşan Kafkas-Rus mücadelesinin en unutulmaz sîması ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücahit Şeyh Şamil, 1212 (miladî 1797) senesinde Dağıstan‘ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşda ağır hastalığa yakalanan Ali’ye adetlerine göre Şamil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.

30 YAŞINDA ZÂHİRÎ İLİMLERİ ÖĞRENDİ

Küçük yaşından itibaren ilim tahsil edip, alim olması için zamanın ulemasından okuttular. Şamil otuz yaşına kadar tefsir, hadis, fıkıh gibi zahirî ilimleri, edebiyat, tarih ve fen bilgilerini öğrenerek, büyük bir alim, gönül sahibi bir velî oldu. Rusların Kafkasya’daki Müslümanları esaret altına almak, kalplerindeki îmanı söküp atmak ve İslâmiyeti yok etmek için maddi ve manevî bütün güçleri ile uğraştığını görünce gönlündeki imanın tezahürü olarak cihat aşkıyla ortaya atıldı. Kafkasya’da yaşayan, onu başlarına imam, rehber, yani başkan seçtiler.

DÜZENLİ BİR ORDU KURDU

İmam Şamil daha önce Rusların esaretini kabul etmiş kabileleri de saflarına katarak, düzenli küçük bir ordu kurdu. Bu küçücük ordu ile tam yirmi beş sene, İslâmiyeti yok etmek, müslümanları kahretmek isteyen, Ruslara kan kusturdu. Nice generallerini harb meydanlarında öldürüp, nicelerini de çarlarına karşı küçük düşürdü. Onları aciz bıraktı. Eşsiz bir mücadele ile hayatını geçiren Şeyh Şamil 1287 (M. 1876) senesinde Medine-i Münevvere‘de vefat etti.

MEVLÂNÂ HÂLİD-İ BAĞDADÎ’YE İNTİSAP ETTİ

“Şemsü’s-Şümus” isimli kitapta bildirildiğine göre, Şeyh Şamil arkadaşları ile ilim öğrenmek üzere Bağdad’a gidib, Mevlana Halid hazretlerinden ders aldı. Ondan tefsir, hadis, fıkıh, edebiyat, tarih gibi zahirî ilimleri öğrenerek büyük alim, ayrıca tasavvuf ilmini öğrenerek, şeyhinin eşsiz teveccühleri ile de büyük bir veli oldu.

HALİFE OLARAK KAFKASYA’YA DÖNDÜ

Mevlana Halid-i Bağdadî hazretleri, bu kıymetli talebesine halifelik de vererek Allahü Teâlâ’ya kavuşmak arzusuyla yanan aşıkların kalplerine bir kıvılcım sunması için memleketi olan Kafkasya‘ya gönderdi.

Şeyh Şamil otuz yaşlarına geldiği zaman iki metreyi aşkın boyu, geniş omuzu, levend endamı, ilmî kudreti, sarsılmaz imanı, keskin bakışları ile muhteşem bir şahsiyet idi. On yedi sene önce Mansur ile başlatılan hürriyet mücadelesinde yerini aldı. Mansur’dan sonra Gazi Muhammed Kafkasların başına geçerek imam oldu. Yani başkan oldu. O da gönül sahibi bir veli idi.

GAZİ MUHAMMED’DEN ŞEYH ŞAMİL’E TEVDİ EDİLEN GÖREV

Şeyh Şamil’in çocukluk arkadaşı olan Gazi Muhammed Ruslarla yaptığı Gimri muharebesinde şehid olmadan önce:

– “Kardeşim Şamil bu savaşda şehid olsam gerekdir. Benden sonra Hamzat başkan olacak, onun kısa süren idaresinden sonra sen başa geçecek, senelerce Kafkasya’ya hüküm edeceksin. Namın cihanı tutacak. Çar ordularını perişan edeceksin. Bu savaştan sonra Gimri’den gitsen bile yine kurtarıb mezarımı düşman çizmeleri altında bırakmazsın inşaallah” demişti.

GİMRİ MUHAREBESİNDE AĞIR YARA ALDI

Çarpışmanın şiddetlendiği bir an Gazi Muhammed şehid düşdü. Bu hale çok üzülen Şeyh Şamil, sol eline aldığı enli kılıcı ile düşmanın ortasına girdi. Kılıç tutan eli makine gibi işliyor her vuruşda bir kafiri saf dışı ediyordu. Kalabalık dehşet içinde gerilerken O “Allah Allah” nidalarıyla hücum üzerine hücum tazeliyordu. Bir ara bir süngünün. Şeyh Şamil’in mübarek göğsüne saplanıp arkasından çıktığı görüldü. Şeyh Şamil süngüyü eliyle çekib atarken, önüne çıkan düşmanları yaralı haliyle öldüre öldüre karanlıklara karıştı. Şeyh Şamil’in yaralandığını gören Gimri Camii müezzini Mehmed Ali onu takib ederek, savaş alanı dışındaki bir mağaraya sakladı. Şeyh Şamil pek çok yerinden yaralanmış, kaburga kemiklerinin bazıları ve köprücük kemiği de kırılmıştı. Asıl yara göğsünde ve sırtında olub, kan her tarafını kıpkırmızı etmişti.

“NAMAZIN VAKTİ GEÇTİ Mİ?”

Tedavi edilen Şeyh Şamil, yirmi beş gün baygın yatdı. Kendine geldiğinde, annesini baş uçunda görünce, güçlükle:

“- Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?..” diye sordu. Namazlarını îma ile kılarak, aylarca yatakta yatan Şeyh Şamil’in Cenab-ı Hakk’ın izniyle yaraları kapandı, kırılan kemikleri birbirine kaynadı, sıhhate kavuşdu.

1248 (M. 1832) senesi şehid düşen Gazi Muhammed’in yerine Hamzat Bey başkanlığa seçildi. Üç sene kadar faaliyet gösteren Hamzat Bey 1251 (M. 1835) senesinde Hunzah Camii’nde bir cuma günü şehit edildi.

ŞEYH ŞAMİL’İN İMAM SEÇİLMESİ

Onun şehadetinden sonra imamlık yani liderlik vazifesi Şeyh Şamil’e teklif edildi. İri yapılı, hudutsuz cesareti ile, bilgisi, sevk, idare ve silah kullanmadaki maharetiyle şöhreti vatan sınırlarını aşan Şeyh Şamil ise, tevazu göstererek, daha ehliyetli birinin seçilmesini istedi. Hatta namzetler dahi gösterdi. Gohlak‘da toplanan alimler ve milletin ileri gelen temsilcileri, her türlü yetkiye selahiyetli olarak, Şeyh Şamil’e başkanlığı kabul ettirdiler.

ŞEYH ŞAMİLİN İKİ ÖNEMLİ SİLAHI

Otuz dokuz yaşındaki Şeyh Şamil bu büyük yetkiye dayanarak meşhur iki silahına sarıldı. Bunlar hitabet kudreti ve sol eliyle kullandığı kılıcı idi.

Imam_Shamil_-_01Kafkasya’da ayrı ayrı hanlıklar halinde olan müslümanları bir bayrak altında toplamak, hatta Rusların esaretini kabul eden müslümanların kendi saflarına katılması için, köy köy, kasaba kasaba dolaşmağa başladı. Dağları, yaylaları ve baş döndürücü uçurumları bir hamlede aşarak hedefine ulaşıyor, kabileleri bir araya toplayarak, onlara, düşman esaretinin kötülüğünü, Rus çizmesi ve dipçikleri altında bulunmanın felaketini, İslâmiyeti ortadan kaldırmağı, müslümanın namusunu kirletmeği, hasta, kadın, çocuk demeden kılıçtan geçirmeği, kendilerine şeref sayan bu hainlerin, alçaklığını anlatıyordu. Ayrıca, onları dize getirmenin, ancak düzenli bir ordu ile mümkün olacağını,teşkilatlanırlarsa çar orduları ile baş edilebilecek durumda olduklarını, dışarıdan hiç bir yardım gelmeyeceğini, bu sebeple iş başa düştüğünü her gittiği yerde izah ediyordu.

Tesirli hitabetiyle halkı cezbediyor, müslüman olarak yaşamak aşkıyla yanan bu insanların kalplerine birer kıvılcım saçıyordu. Bu uğurda şehid olmanın mükafatının cennet olduğunu bildiriyor, dinin emirlerine uymanın, yasaklarından kaçınmanın, ancak hürriyet ile mümkün olabileceğini herkesin kalbine nakşediyordu. Şeyh Şamil bu şekilde gecelerini gündüzlerine katarak istirahatleri terk ederek, kısa zamanda kısmen de olsa nizamlı bir ordu ve mülki teşkilatı tesise muvaffak oldu. Tecrübeli ve değerli naibleri (yardımcıları, vekilleri) ordunun ve mülki idarenin başına geçirdi. Yararlık gösterenlere verdiği altın ve gümüşden yapılmış nişanlara:

“Sonunu düşünen kahraman olamaz, kuvvet ve yardım ancak Allah ü Teâlâ’dandır”

“Cesur ve yüksek ruhlu olana” şeklinde cümleler yazdırıyordu. Şeyh Şamil’in seçdiği bu naibler, memleketin olduğu kadar, askeri birliklerin de sevk ve idaresinde üstad idiler.

AKINCI BİRLİKLERİ İLE YAPILAN BASKINLAR

Güney Kafkasya ve Gürcistan işgal edilmiş olduğundan, Kafkasları mahsur vaziyette, kendi yağları ile kavrulmak zorunda idiler. Şeyh Şamil sadece bir ilim adamı değil, mali, mülki, askeri teşkilat ve savaş ekonomisi alanlarındaki büyük başarılarını, dünyaya parmak ısırtan yiğitlik sevk ve idare kabiliyetini üzerinde taşıyordu. Onun kudretli elinde, devlet, adalet ve ahlak temelleri üzerinde bir makina intizamı ile çalışmağa başladı.

Şeyh Şamil akıncı birlikleriyle sık sık baskınlar yaparak adeta onları yıldırdı.

ÇAR NİKOLA’YA CEVABI

Çar Nikola, hile ile Şeyh Şamil’i elde etmek için bir çok vaadlerde bulundu. Ve generallerinden Klug von Kluge mektubu verdi. General Şeyh Şamil’in huzurunda Çar’ın sonsuz ve pek parlak teklifleri olan mektubu okudu. Bunun üzerine Şeyh Şamil hızla kalkarak “namazım geçiyor” diye heybetle geri çekildi, namazını kıldıktan sonra gelen Şeyh Şamil, sapsarı kesilen generale kesin cevabını şöyle bildirdi:

“Kahraman teb’amın kalblerinde kök salan bu eşsiz zafer inancını kökünden kazımadıkça bu mübarek vatan topraklarını en son kaya parçasına kadar karış karış müdafaa etmekden bizi men edemezsiniz. Dinim ve vatanım uğrunda bütün çocuklarımı ve ailemi kılıçdan geçirseniz, zürriyetimi kurutsanız, en son teb’amı öldürseniz tek başıma son nefesimi verinceye kadar, sizinle savaş ederim. Nikola’yı tanımıyorum”

Hiç bir söz söylemeğe cesaret edemeyen general ayrıldı ve durumu Çar’a bildirdi.

NİKOLAY’A İKİNCİ CEVAP

Çar hazır bir yol açılmış iken, ikinci bir teşebbüs olmak üzere Kafkas orduları baş kumandanı general Feze‘yi İmam Şamil’e tekrar gönderdi. Onun da aldığı tarihi cevab şudur:

“Ben, Kafkas müslümanlarının hürriyete kavuşmaları için silaha sarılan gazilerin en aşağısı Şamil Allahü Teâlâ’nın himayesini Çar’ın efendiliğine feda etmemeğe yemin eden, özü sözü doğru bir müslümanım. Daha önce Çar Nikola’yı tanımadığımı, emirlerinin bu dağlarda geçersiz olduğunu general Klugenav’a anlayacağı şekilde tekrar tekrar söylemişdim. Bu sözleri sanki taşa söylemişim gibi, Çar hala görüşmek için beni Tiflis’e davet ediyor. Bu davete icabet etmeyeceğimi, bu mektubumla son defa size bildiriyorum. Bu yüzden fani vücudumun parça parça kıyılacağını ve sırtımı verdiğim şu vatan topraklarında taş üzerinde taş bırakılmayacağını bilsem, bu kesin kararımı hiç bir zaman değiştirmeyeceğim. Cevabım bundan ibarettir. Nikola’ya ve onun kölelerine böylece malum ola”

SALDIRILAR BAŞLIYOR

Çar Nikola, gönderdiği elçilere, layık oldukları cevabı veren ve kendine hiç kıymet vermeyen Şeyh Şamil’i ortadan kaldırmak üzere bir ordu kurup general Grabe ismindeki komutanın emrine verdi.

Çarpışma başladı, Şeyh Şamil’in iki süvari birliği ayrı kollara ayrılarak, yıldırım gibi kanatlanıp, yürüyüş halinde yakaladığı düşman üzerine atıldı, Ruslar otuz bin, müslümanlar ise on bin kadardı. Bir anda “Allah Allah” sesleri ile at kişnemeleri ortalığı çınlatmaya başladı. Önce tüfek ateşiyle başlayan muharebe, bir müddet sonra göğüs göğüse kılıçla çarpışma haline dönüştü. Şeyh Şamil sol eline aldığı kılıcını makine gibi işletiyor, her kılıç çalışda bir baş düşürüyordu. Bir taraftan da darda kalan askerlerin yardımına koşuyordu. “Koman yiğidlerim, vurun aslan yürekli gazilerim” dedikçe yiğit süvarilerin, her biri birer aslan kesiliyor, Rus askerlerini darmadağın ediyordu. General Grabe, otuz binden ziyade askerinin kötü vaziyetin görünce, üstün ihtiyat kuvvetlerini devreye soktu. Ve etraftaki kalelerden acele imdat istedi.

Şeyh Şamil bu baskının neticesini almak için geceleri bile çarpışmağa devam ediyordu. Bu sırada Şeyh Şamil düşmana ağır zayiat vererek geri çekildi. Fakat iki bin yiğidini kaybetmiş olduğu halde, Ahulgah‘a vardı.

TAM 25 SENE VATAN MÜDAFAASINDA BULUNDU

Mücadele yıllarca devam etti. Bundan sonraki günlerde Şeyh Şamil Kafkasya’ya musallat olan Rus ordularına sık sık baskınlar yaptı, akınlar düzenledi. Onları memleketlerinden çıkarmak için geceli-gündüzlü çalıştı. Fırsat buldukça birinci Nikola’yı can evinden vuruyor, hiç beklemediği yerlere saldırıyordu. Hiç bir devletten yardım görmeden tam yirmi beş sene Ruslarla mücadele ederek vatanını müdafaa etti.

YENİ RUS ÇARI VE KUVVETLİ ORDUSUNA KARŞI ŞEYH ŞAMİL

Yeni Rus çarı ikinci Aleksandr, başa geçtikten sonra, Şeyh Şamil mes’elesini halledib Kafkasya’yı başdan başa fethetmek için, Prens Baryatinski kumandasında beş ordu hazırlattı. Onun emrinde elli bine yakın seçme asker ve elli civarında ağır top mevcut idi. Bu muazzam kuvvete karşı Şeyh Şamil de beşbine yakın süvarisiyle Ruslarla çarpışmağa başladı. Ve Şeyh Şamil Gunip Dağı‘na çekildi. Bu dağda beşyüz kadar fedaisi ile bir buçuk ay süreyle koskoca bir ordu ile savaştı. Ellerinde atacak barutları, yiyecek bir şey kalmadı. Etrafındaki yiğid askerlerin dört yüzü daha şehit oldu. Yiyecek yerine karınlarına taş bağlayarak düşmanla mücadeleye devam ediyorlardı. Başkomutan Baryatinski, Şeyh Şamil’i canlı olarak ele geçirmek istiyordu. Bu sebeple Şeyh Şamil’e beyaz bayraklı elçiler göndererek teslim olmasını teklif etti.

MÜSLÜMANLARA YARDIM ETMEK SAĞ KALMAKLA MÜMKÜNDÜ

Şeyh Şamil’in çocukları ve askerleri bu ümitsiz mücadelede Şeyh Şamil’in şehit olacağını sonunda Kafkasların başsız kalacağını düşündüler. Şimdi bir anlaşma ile teslim olurlarsa ileride Allah Teâlâ’nın yaratacağı yeni imkanlara göre hareket edebileceklerini Şeyh Şamil’e bildirdiler. Şeyh Şamil dini vatanı için canını seve seve vermeğe hazırdı. Fakat müslümanlara yardım etmek sağ kalmakla mümkündü. Bu sebeple gelen elçilerle anlaşma yapıldı. Bu anlaşmaya göre:

Müslümanların dinlerine karışılmayacak, onlardan asker alınmayacak, vergi toplanmayacak, Müslümanların iç işlerinde serbest bir devlet olub, idarecilerini kendileri seçecekler, Şeyh Şamil, aile efradı ve mevcud kırk kadar askeri ile, silahları dahi ellerinden alınmadan Osmanlı’ya gidebileceklerdi. 1276 (M. 1859) senesinde yapılan bu anlaşmadan sonra silahlar susdu.

ANLAŞMA ŞARTLARINA UYMAYAN ÇAR İMAM’I ESİR ALDI

Başta baş komutan Baryatinski, diğer generaller ve bütün Rus askerleri yirmi beş senedir bir avuç fedaisi ile, koskoca Rus ordusunu perişan eden, akla havsalaya sığmayan menkıbeler sahibi olan kahraman Şeyh Şamil’i bir an önce yakından görmek istiyorlardı. Şeyh Şamil kendine hayranlıkla bakan Rus askerlerinin aralarından geçerek, Başkomutan Baryatinski’nin çadırına gitdi.

Baryatinski anlaşma şartlarının geçersiz olduğunu, kendisinin ve aile efradının Çar ikinci Aleksandr’ın esiri olub, misafir muamelesi yapılacağını bildirdi. Sözlerinden dönen bu alçak Ruslara karşı yapılacak bir şey yoktu.

10 YIL BOYUNCA KENDİNİ KİTAPLARA VERDİ

Altmış dört yaşında bulunan Şeyh Şamil, oğulları Gazi Muhammed, Muhammed Şefi ve aile efradıyla askerlerini Çar Aleksandr’ın bulunduğu Moskova’ya gönderdiler. Rus Çar’ı Şeyh Şamil’e çok hürmet gösterdi. Ve Kaluga şehrinde emrine büyük bir konak ve hizmetçiler verdi.

Şeyh Şamil Kaluga’da kaldığı on sene zarfında kendini kitaplara verdi. Ancak bu şekilde teselli bulabiliyordu. Artık oldukça yaşlanmış, esaret hayatı onu iyice çökertmişti. Bir defasında ziyaretine gelen Rus Çarı’na hacca gitmek istediğini bildirdi. Rus Çarı kabul etti. Fakat oğullarının rehin olarak kalması gerektiğini bildirdi. Bunu, kabul eden Şeyh Şamil 1287 (M. 1870) senesinde İstanbul’a hareket etti. Bu haberi işiten İstanbullular heyecanla İmam’ın gelmesini beklediler.

SULTAN ABDÜLAZİZ İLE KARŞILAŞMA

Sultan Abdülaziz Han sarayında hazırlıklar yaparak senelerdir Rus’a kan kusduran Şeyh Şamil hazretlerini beklemeğe başladı. İstanbul’a geldiği gün yer yerinden oynamış, halk sahile dökülmüştü. Rus vapuru Dolmabahçe önünde demirlediğinde, Sultan Abdülaziz’in saltanat kayıkları İmam Şamil’i ve aile efradını saraya getirdiler. Abdülaziz Han onu sarayın kapısında karşılayıp büyük bir hürmetle “Babam kabrinden kalksaydı, ancak bu kadar sevinebilirdim” diyerek çok iltifatlarda bulundu.

“SON ANLARIMI PEYGAMBERİMİZİN HUZURUNDA GEÇİRMEK İSTİYORUM”

Sarayda hal hatır, sohbetleri arasında Sultan Abdülaziz her türlü emrine amade olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Şeyh Şamil:

“Padişahım, hayatımın şu son günlerini aşkıyla yandığım sevgili Peygamberimizin huzuru şeriflerinde geçirmek istiyorum. Bunun teminini zat-ı alinizden istirham ediyorum” dedi. Bu arzuyu büyük bir itina ile yerine getirmek için Rus sefirini saraya çağırttı. Durumu anlatıp Çar’a bildirmesini emretti.

Rus Çar’ı İkinci Aleksandr, kabul edip Şeyh Şamil’in Rusya’ya geri dönmemesini bildirdi. Buna ziyade memnun olan Şeyh Şamil hazretleri, İstanbul’da kısa bir müddet daha kaldı. Sultan Abdülaziz’in ve İstanbulluların gösterdiği yakın alakaya, misafirperverliğe hayran oldu. Bu kadar ilgiye rağmen bir an önce Hicaz’a gitmek istediğini padişaha bildirdi. Abdülaziz Han da onun için en mükemmel vapurunu hazırlatıp teşyi eyledi.

KAHİRE’DE BİR TAKIM ZİYARET VE GÖRÜŞMELER

Vapurun her uğradığı yerde halk Şeyh Şamil’i karşılıyor, onun duasını almak yarışına giriyorlardı. Mısır’a geldiklerinde Hidiv İsmail Paşa onu şanına layık bir şekilde karşıladı. O sırada İsmail Paşa’nın yanında Cezayir’i Fransız istilasından kurtarmak için çok gayret gösteren büyük alim, mücahit, Gazi Abdülkadir Efendi de misafir olarak bulunuyordu. İki kahraman alimin sohbetleriyle şereflenen İsmail Paşa onları Kahire’de bir ay kadar misafir etmek bahtiyarlığına kavuşabildi. İskenderiye’ye kadar giderek Cidde’ye uğurladı. O sırada Mekke Emiri Şerif Abdullah da Şeyh Şamil hazretlerini çok seviyordu. Onu büyük bir itabarla karşıladı. Hicazda onun büyük bir alim ve kahraman olduğunu işiten herkes onu görmeğe can atıyor, ilgi ve hürmet gösteriyordu.

MEDİNE-İ MÜNEVVERE’Yİ GÖRÜNCE OKUDUĞU ŞİİR

Şeyh Şamil büyük bir itina, bütün şartlarına azamî titizliği göstererek haccını yaptıktan sonra, onun sünneti seniyyesini yaymak için uğraştığı, bu uğurda ölümü göze aldığı, iki cihanın efendisi sallallahu aleyhi ve sellemin huzuru alilerine gitmek için, nurlu Medine yollarına düştü. Her an aşkı ile yandığı efendisine yaklaşıyor, şimdiye kadar içinde kopan fırtınalar her geçen saniye daha da şiddetleniyordu. Medine-i Münevvere görünmeğe başladığında oldukça heyecanlanan Şeyh Şamil hazretleri toprağa kapanarak hocası Halid-i Bağdadî hazretlerinin şu şiirini terennüm ediyordu:

Serveri alem sana aşık olup da yanarım
Her nerede olsam, o güzel cemalin ararım.

“Kaabe-kavseyn” tahtının sultanı Sen, ben hiçim
Misafirinim demeği saygısızlık sayarım.

Her şey cihanda, senin şerefine yaratıldı.
Rahmetin bana da yağsa o an olur baharım.

İyilik kaynağısın, dermanlar deryasısın
Bir damla lütfen bana, derde devasız kaldım.

İMAM ŞAMİL’İN SALÂT Ü SELAMINA PEYGAMBERİMİZİN KARŞILIK VERMESİ

Peygamber sallâllahü aleyhi ve sellem efendimize olan aşkının çokluğundan ve ona kavuşmanın heyecanından, gözlerinden sel gibi göz yaşı akıtan Şeyh Şamil hazretleri, sürünerek Rasulullah sallâllahü aleyhi ve sellemin huzuru şeriflerine geldi. Başda Medine Muhafızı Hafız Paşa, seyyidler, dünyanın dört bucağından gelmiş olan hacılar, onu heyecanla takib ediyorlardı. Kabri saadetlerinin kıble tarafına geçib, mübarek ayak uçlarından, Rasulullah’a gönlünün en derin köşelerinden coşup gelen vecd ile:

Essalatü ves-selamü aleyke ya Rasülallah!
Essalatü ves-selamü aleyke ya Habîballah!
Essalatü ves-selamü aleyke ya Seyyid-el Evvelin vel ahirin diyerek selam verince, Rasulullah sallâllahü aleyhi ve sellemin mukabelesi ile şereflendi. Orada bulunanların şahid olduğu bu hadiseden sonra Şeyh Şamil hazretleri uzun müddet dua edip gözyaşını dökerek hasretini giderdi. Gönlündeki fırtınaları giderdi.

CENNETÜ’L BAKÎ’YE DEFNEDİLDİ

Şeyh Şamil, Medine-i Münevvere‘ye geldiğinde hastalandı. Kısa süren bu hastalığında, aile efradı, beraberinde gelip kendisine hizmet edenlerle ve ziyaretine gelenlerle vedalaştı. Sultan Abdülaziz‘e Rus Çar’ında rehin bıraktığı çocuklarının kurtarılmasını Devlet-i Aliyye-i Osmaniye‘de vazife verilmesini bildiren bir mektup yazdırdı. Sonra başında okunan Kur’an-ı Kerim tilavetleri arasında 1287 (M. 1871) senesi Zilhicce ayının yirmi beşinci gününde kelime-i şehadet getirerek vefat edip, sevdiklerine kavuştu. Cennetü’l-Baki kabristanına defnedildi.

Kaynak: Diyanet İslâm Ansiklopedisi





şeyh şamil, şeyh şamil kimdir, şeyh şamil hayatı, kafkas kartalı şeyh şamil, kafkas kartalı, şeyh şamil hangi soydan, şeyh şamilin mücadelesi, şeyh şamilin ölümü, şeyh şamilin savaşları

İMAM-I AZAM EBU HANİFE

3 Ocak 2018 Çarşamba / No Comments
ebu hanife, imamı azam, imamı azam ebu hanife, imamı azam kimdir kısaca, ebu hanife kimdir kısaca, imamı azam hayatı, imamı azam sözleri, ebu hanife hikmetli sözler, meshep imamları ebu hanife

EBÛ HANÎFE

Ebû Hanîfe Nu‘mân b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh (ö. 150/767)

Hanefî mezhebinin imamı, büyük müctehid.

İslâm’da hukukî düşüncenin ve ictihad anlayışının gelişmesinde önemli payı olup daha çok Ebû Hanîfe veya İmâm-ı Âzam diye şöhret bulmuştur. Ebû Hanîfe onun künyesi olarak zikrediliyorsa da Hanîfe adında bir kızının, hatta oğlu Hammâd’dan başka çocuğunun bulunmadığı bilinmektedir. Bu şekilde anılması, Iraklılar arasında hanîfe denilen bir tür divit veya yazı hokkasını devamlı yanında taşıması veya hanîf kelimesinin sözlük anlamından hareketle haktan ve istikametten ayrılmayan bir kimse olmasıyla izah edilmiştir (İbn Hacer el-Heytemî, s. 32). Buna göre “Ebû Hanîfe”yi gerçek anlamda künye değil bir lakap ve sıfat olarak kabul etmek gerekir. Onun öncülüğünde başlayan ve talebelerinin gayretiyle gelişip yaygınlaşan Irak fıkıh ekolü de imamın bu künyesine nisbetle “Hanefî mezhebi” adını almıştır. “Büyük imam” anlamına gelen İmâm-ı Âzam sıfatının verilmesi de çağdaşları arasında seçkin bir yere sahip bulunması, hukukî düşünce ve ictihad metodunda belli bir çığır açması, döneminden itibaren birçok fakihin onun görüşleri ve metodu etrafında kümelenmiş olması gibi sebeplerle açıklanabilir.

Hayatı ve Şahsiyeti. 80 (699) yılında Kûfe’de doğdu. Daha önce doğduğu yönündeki bazı iddialar hariç tutulursa (M. Zâhid Kevserî, Teǿnîbü’l-Hatîb, s. 20, 21) Ebû Hanîfe’nin doğum tarihinde hemen hemen görüş birliği vardır (İbn Abdülber, s. 123). Torunları Ömer ve İsmâil’in belirttiklerine göre nesebi Nu‘mân b. Sâbit b. Zûtâ b. Mâh’tır. Aslen Arap olmayan Ebû Hanîfe’nin dedelerinin Fars menşeli olduğu rivayet edilir. Memleketleri fethedildiği zaman kabilelerinin ileri gelenleri arasında kendilerine de eman verilmiş, onlara esir muamelesi yapılmamış ve Arap olmadıkları için, Bekir b. Vâil oğulları kabilesinin aşireti olan Teymullah b. Sa‘lebe oğullarının himayesine verilmişlerdir. Diğer bir rivayete göre ise dedesi Zûtâ köle olarak İran’dan getirilmiş, sonra da efendisi tarafından âzat edilmiştir. Bundan dolayı Ebû Hanîfe, Bekir b. Vâil oğulları veya Teymullah b. Sa‘lebe oğullarının mevlâsı (âzatlısı) diye bilinmiş ve zaman zaman Teymî nisbesiyle de anılmıştır. Ebû Hanîfe’nin aslının Nesâ’dan, Enbâr’dan, Tirmiz’den geldiği veya babasının Fars, annesinin Hint menşeli olduğu (Muhammed Hamîdullah, s. 31) yahut Türk asıllı kabul edildiği rivayetleri de bulunmakla birlikte dedesi Zûtâ’nın, aslen Kâbil bölgesinde yaşayan Fârisoğulları’na mensup “merzübân” denilen bir uçbeyi olduğu rivayeti daha kuvvetli görünmektedir. Dedeleri Sâsânî Devleti’nde görev almış, valilik yapmış kimselerdir. Hatta Sâsânî Meliki Hürmüz’ün Ebû Hanîfe’nin dedesi olduğu da nakledilmiştir (İbn Hacer el-Heytemî, s. 21). Birçok farklı bölge ve ırklara mensubiyetinin rivayet edilmesi, babası Sâbit’in bütün bu anılan yerlerde bir müddet oturduktan sonra Kûfe’ye gelip yerleşmiş olmasıyla izah edilebileceği gibi, diğer büyük ve önemli şahsiyetlerde görüldüğü üzere, farklı ırk ve bölge mensuplarının Ebû Hanîfe’ye ayrı ayrı sahip çıkmasıyla da açıklanabilir. Ebû Hanîfe’nin dedelerinin ana yurdu olan bölgede Türkler de dahil birçok müslüman kavmin yaşamakta oluşu, onun aslen Türk olabileceği ihtimalini de akla getirmektedir. Torunu İsmâil’in bildirdiğine göre babası Sâbit Hz. Ali’yi ziyaret etmiş, o da kendisine ve zürriyetine duada bulunmuştur. Ebû Hanîfe’nin doğduğunda babasının hıristiyan olduğu, babasının hatta Ebû Hanîfe’nin sonradan müslüman ismi aldığı gibi bazı rivayetler (Hatîb, XIII, 324-325) hariç tutulursa kaynaklar, babası Sâbit’in hür ve müslüman olarak doğup büyüdüğü hususunda görüş birliği içindedir.

Ebû Hanîfe hakkında döneminden itibaren, değişik görüşteki birçok âlim ve müellif tarafından lehte ve aleyhte çok şey söylenmiş ve yazılmıştır. Hayatı ve görüşleriyle ilgili olarak teşekkül eden bu zengin menkıbe ve rivayet birikimi içerisinde mezhep taassubunun ve diğer birçok âmilin yol açtığı birtakım aşırılıkların bulunması tabiidir. Nitekim özellikle menâkıb kitaplarında Ebû Hanîfe veya Nu‘mân adında bir şahsın geleceği, ümmetin ışığı olacağı, dini ve sünneti ihya edeceği meâlinde bazı hadislere sened ve metinleriyle birlikte yer verilir. Ancak diğer mezhep imamları ve büyük âlimler hakkında rivayet edilen benzeri hadisler gibi bu tür haberlerin de uydurma olduğu açıktır.

Ebû Hanîfe ticaretle uğraşan varlıklı bir ailenin çocuğudur. Kendisi de ilim öğrenmeye başlamadan önce kumaş tüccarlığı yapmıştır. Kûfe’de Amr b. Hureys bölgesinde bir dükkânının bulunduğundan söz edilir (Hatîb, XIII, 325). İlim hayatına atılınca ticaret işini ortakları aracılığıyla sürdürdüğü, onun bu sıralarda öğrencilerine ve başkalarına yaptığı maddî yardımlardan anlaşılmaktadır. Hayatı maddî sıkıntıdan uzak olarak geçmiştir. Küçük yaşlarda Kur’an’ı ezberlediği sanılan Ebû Hanîfe, kıraat ilmini kırâat-ı seb‘a âlimlerinden olan Âsım b. Behdele’den öğrenmiştir. Aslında Ebû Hanîfe’nin doğup büyüdüğü Kûfe ile bölgenin ikinci büyük şehri olan Basra, diğer milletler ve eski medeniyetlerle irtibatı bulunan, yeni müslüman olanlara İslâm’ın ve Arapça’nın öğretildiği, siyasî faaliyetlerin yoğun olduğu önemli yerleşim birimleriydi. Aynı zamanda buralar birçok fakih, dilci, edip, şair ve filozofun da bulunduğu birer ilim merkeziydi. Böyle bir ortamda ticaretle uğraşan, parlak bir zekâya sahip Ebû Hanîfe’ye çevresindeki âlimler yakın ilgi gösterdiler ve onu ilme yönelttiler. Ebû Hanîfe de bu konuyla ilgili olarak Ebû Amr eş-Şa‘bî’nin kendisini çağırıp, “Seni zeki, kabiliyetli ve hareketli bir genç olarak görüyorum. İlme ve âlimlerin meclislerine devam etmeyi ihmal etme” dediğini, bu konuşmanın kendisine tesir ettiğini, böylece ilim tahsiline yöneldiğini anlatır. Önce akaid ve cedel ilmini öğrenmeye başlayan, giderek bu ilimde belli bir mesafe alan Ebû Hanîfe, dönemindeki inkârcı ve bid‘atçılarla münakaşa etmiş, farklı itikadî düşünceye sahip kimselerin ve mezheplerin bulunduğu Basra’ya zaman zaman yaptığı seyahatlerinde de bu tavrını sürdürmüştür. Ebû Hanîfe bu tür münakaşa ve münazaralarıyla, Hz. Peygamber’den sahâbeye ve sonraki nesillere intikal eden ve o dönem müslümanlarının çoğunluğunca da benimsenen itikadî esasları savunmayı gaye edinmiştir. Onun bu alandaki görüşleri, zamanla daha belirgin hale gelecek olan Ehl-i sünnet anlayışının şekillenmesine önemli ölçüde yardımcı olmuştur (aş. bk.). Ebû Hanîfe’yi akaid ve cedelden fıkıh sahasına yönelmeye sevkeden âmiller hakkında farklı rivayetler vardır (bk. M. Ebû Zehre, Ebû Hanîfe, s. 22-24). Bu rivayetlerden birine göre, Ebû Hanîfe bir kadının boşanma ile ilgili olarak kendisine sorduğu bir soruya cevap verememiş, kadını fıkıh okutan Hammâd b. Ebû Süleyman’a göndermiş ve ondan alacağı cevabı kendisine bildirmesini rica etmiştir.
ebu hanife, imamı azam, imamı azam ebu hanife, imamı azam kimdir kısaca, ebu hanife kimdir kısaca, imamı azam hayatı, imamı azam sözleri, ebu hanife hikmetli sözler, meshep imamları ebu hanife

İmam-ı Âzam (rahimehullah)’dan hikmetli sözler

Ancak ilmi bir ihtiyaçtan dolayı devlet başkanı ile yakın ilişki içinde ol! Onun yanında ateş içerisindeymiş gibi ol! Çünkü sultan kendisi için istediğini başka hiç kimse için istemez.

Devlet başkanı sana bir mesele arz ettiğinde, söylediklerini kabul edeceğine kani olmadıkça o meseleyi çözmeyi kabul etme!

Avamın (sıradan seviyesiz ve bilgisiz insanların) arasında, sorulmadan rastgele konuşma!

Avamın ve tacirlerin yanında ilme ve dine ait olmayan sözlerden kaçın ki mala rağbet ve sevgin üzerinde durulmasın.

Avam arasında ne gül ne de tebessüm et, yılışık olma!

Gereksiz yere çarsıya – pazara sıkça çıkma!

Olgunluğa erişmemiş yeni yetişmelerle çok konuşma, senli benli olma!

Sokaklarda, mescitlerde yiyip içme! Yol kenarlarındaki çeşme ve sulardan su içme!

Yol ortasında oturma. Yok illa da oturacaksan hiç olmazsa mescitlerde otur!

Dükkânlarda oturma!

İpek ve ipek karışımı elbiseleri giyme, ahmaklığa yol açar.

Evlilik hayatinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilecek duruma gelmedikçe evlenme! Önce ilim talep et, sonra helal mal kazan, sonra da evlen!

Gençliğinde hep ilimle uğraş! Çünkü gençlik, gönlün ve zihnin bos ve temiz olduğu andır.

Her daim Allah’tan kork, emaneti eda et, seviyeli seviyesiz tüm insanlara nasihat et!

Hiç kimseyi küçük görme! Kendi vakarını tanıdığın gibi başkalarının vakar ve haysiyetini de tanı!

Bilgisiz kişilerle özellikle dinî konularda tartışmaya girme!

Tartışma kurallarına uymayanlar ve çıkar elde etmek için tartışanlarla tartışma!

Her kim sana soru sorarsa sadece sorusuna cevap ver! Meseleyi fazla dağıtma!

Kazançsız ve azıksız on yıl da kalsan ilimden yüz çevirme! Çünkü ilimden yüz çevirdiğinde maişet derdi, geçim sıkıntısı sana musallat olur.

Talebelerine, sanki onlar senin çocuklarınmış gibi eğil ki onların ilme arzuları artsın.

Hakk’ı söyleme konusunda sultan dâhil hiç kimseden korkma!

İnsanların hatalarının ardına düşme, aksine onların güzelliklerini gör! Ancak dinî konularda hatalarını gördüklerini diğer insanlara bildir ki ondan sakınsınlar ve ona uymasınlar. Bu konuda hiç kimsenin makam ve mevkisinden çekinme ki hiç kimse dini bozmaya, bidatleri hortlatmaya cesaret edemesin. Çünkü Allah bu konuda senin ve dinin yardımcısıdır.

Senden başkalarının yaptığından daha çok ibadet ve taatte bulunmaya çalış ki ilmin meyveleri üzerinde görülsün.

Âlimleri bulunan bir yere vardığında orada sadece sen varmış havasına bürünme! Halkı etrafına toplayıp çekip çevirmeye kalkışma! Onların hocalarına dil uzatma! Lüzumsuz ve yersiz tartışmalara girme! Delilsiz, kaynaksız konuşma! Onlardan biriymiş gibi ol! Yoksa sana haset ederler.

Allah için, hep göründüğün gibi ol! Nasılsan öyle görün! Tartışma anında korkak olma! Yoksa bildiklerini karıştırırsın, dilin tutulur kalır.

Çok gülmekten sakın, çünkü o kalbi öldürür.

Ancak ağır başlı bir şekilde yürü! Hoppa ve kaypak olma!

İşlerinde aceleci olma!

Biri arkandan çağırınca ona kulak verme! Çünkü arkalarından ancak hayvanlar çağırılır.

Konuşurken bağırıp çağırma! Lüzumsuz yere sesini yükseltme! Sakin ve ağırbaşlı ol!

Yalnız kaldığında olduğu gibi insanların yanında da Allah’ı zikret!

Namazlardan sonra kendine ait bir virdin (Allah’ı zikir, şükür, Kur’an tilaveti ve dua) olsun.

Her ay oruç tutacağın belirli günlerin bulunsun. Bu konuda başkaları seni örnek alsın.

Mecbur kalmadıkça alış-veriş işleriyle uğraşma! Bu islerini güvendiğin kişilere gördür!

Kendini kontrol et, başkalarını gözet ki ilmin ile hem dünyan hem de ahiretinden yararlanılsın.

Dünyalıklarına ve bulunduğun hâline güvenme! Çünkü Allah tüm bunlardan seni hesaba çekecektir.

Ölümü çokça hatırla!

Hocaların için dua ve istiğfarda bulun!

Kabirleri, ilmi ile amel eden zatları ve mübarek yerleri çokça ziyaret et!

Dine davetin dışında heva ve heves ehli ile düşüp kalkma! Oyun oynama! Sövüp sayma!

Ezan okunduğunda hemen mescide koş!

İnsanların sırlarını açığa vurma!

Seninle istişare edenle sen de istişare et! Ancak rastgele insanlarla değil, seni Allah’a yaklaştıracağını bildiğin kişilerle.

Cimrilikten sakın! Aç gözlü ve yalancı olma! Saçmalama! Her işinde mürüvvetini, insanlığını muhafaza et!

Her halükârda beyaz, açık renkli elbise giy!

Dünyaya çokça haris olma, gönül zenginliği içinde ol! Fakir olsan bile kanaatkârlığını, gönül zenginliğini ortaya koy!

Eşyalarını rastgele insanlara değil, güvendiğin kişilere teslim et! İşlerini de onlara gördür!

Şu adinin bayağısı olan dünyayı hep hakir gör, geçici olduğ­unu aklından çıkarma! Allah katında olanın daha hayırlı ve daha kalıcı olduğunu unutma!

Bir toplum seni öne geçirmedikçe ne namazda ne de başka işlerde onların önüne geçme!

İlim meclislerinde kızma, kendini bilgisizlerle ölçme!






ebu hanife hikmetli sözler, ebu hanife kimdir kısaca, şairler ve yazarlar, imamı azam ebu hanife, imamı azam hayatı, imamı azam kimdir kısaca, imamı azam sözleri, meshep imamları ebu hanife, 

KÖROĞLU'NUN HAYATI VE ŞİİRLERİ

2 Ocak 2018 Salı / No Comments
köroğlu, köroğlu kimdir,  hayatı ve şiirleri, köroğlu kimdir kısaca, köroğlu hayatı kısaca, köroğlu kimdir eserleri, benden selam söyleyin bolu beyine, halk ozanı köroğlu,

Köroğlu Hayatı ve Şiirleri

Halk Ozanı Köroglu Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var. Birincisi, 16 ve 17'nci yüzyılda yaşadı. Yeniçeri ocağından yetişen bir şair. 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı. Bir tür ordu şairidir. Diğeri ise Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu. İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı. Asıl adı Ruşen. Devlete karşı ayaklandı. Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbel'e yerleşip eşkıyalık yaptı. Ama adil bir eşkıya idi.

Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyi'nin seyisi Yusuf'un oğlu Ruşen Ali asıl Köroğlu'dur. Bolu Beyi, babası Yusuf'un gözlerine mil çektirdi. Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağı'na götürdü. Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı. Çamlıbel'e yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyi'ne savaş açtı.

Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlar'da da bilinir. Yeniçeri aşığı Köroğlu'nin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır.

Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı. Cahit Öztelli'nin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var.

BENDEN SELAM OLSUN BOLU BEYİ'NE

Benden selam olsun Bolu Beyi'ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
Ok gıcırtısından kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi bölük bölük dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfenk icad oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır

Köroğlu düşer mi hele şanından
Çogunu ayırır er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

BAĞDAT'A SEFER EDENLER

Bağdat'a sefer edenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi
Turna teline gidenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi

Bağdat'a sefer eyledim
Hoylu'm da kaldı gelmedi
Acem ile ceng eyledim
Hoylu'm da kaldı gelmedi

Düğünü bozup gidenler
Badeyi süzüp gidenler
Acem ile ceng edenler
Hoylu'm nic'oldu gelmedi

N'olsam koç Köğoğlu n'olsam
Hoylu'yu düşümde görsem
N'olaydı da ben de ölsem
Hoylu'm da kaldı gelmedi

HAN OĞLUM AYVAZ

Dinle sözlerimi han oğlum Ayvaz
Yükletin kervanı dengine bakın
Erlik meydanına girdiğin zaman
Kuşanın kılıcı gencine bakın

Düşmanın üstüne eyledim akın
Dönüşüm yok zamanım yakın
Fakir fukarayı incitmen sakın
Mal yemez tamahkar zengine bakın

Köroğlu her zaman kurdu meydanı
Ben bilirim yahşi ile yamanı
Aman dileyenden kesmen amanı
Dertli olanların derdine bakın

KARLI DAĞLARIN ARDINDAN

Karlı dağların ardından
Yel olup estiğin var mı
Tek başına bu çöllerde
Ordular bastığın var mı

Kargıyı ucundan salla
Düşman deme eyvallah
Her taraftan üç beş kelle
Terkiden astığın var mı

Köroğlu söyle şanından
Kuş uçurmaz divanından
Avuçla düşman kanından
Doldurup içtiğin var mı

YÜRÜN ASLANLARIM SAVAŞ EDELİM

Yürün aslanlarım savaş edelim
Buna kavga derler bey ne paşa ne
Haykırıp haykırıp kelle keselim
Seyreyleyin eli ayağı şaşana

Yürü beyler cenge harbi çalınır
İyi kötü bu meydanda bilinir
Kılıç değer adam iki bölünür
Nusret bizim beyler neci paşa ne

Gürzün kösteğini kola takmalı
Arap atı sağa sola yıkmalı
Kargılar mızraklar birden kalkmalı
Fırsat vermen Arap atlar kaçana

Köroğlu der durun edek cengimiz
Bundan belli olsun yiğit hangimiz
Üç saat sürmeli burda hengimiz
Tarih yazın şu dağlara nişane

MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR

Mert dayanır namert kaçar
Meydan gümbür gümbürdenir
Şahlar şahı divan açar
Divan gümbür gümbürdenir

Yiğit kendini öğende
Oklar menzilin döğende
Sespe kalkana değende
Kalkan gümbür gümbürdenir

Ok atılır kalasından
Hak saklasın belasından
Köroğlu'nun narasindan
Her yan gümbür gümbür denir





köroğlu, köroğlu kimdir,  hayatı ve şiirleri, köroğlu kimdir kısaca, köroğlu hayatı kısaca, köroğlu kimdir eserleri, benden selam söyleyin bolu beyine, halk ozanı köroğlu,