Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

FARKLILIKLARA SAYGI

29 Mayıs 2018 Salı / No Comments
 altın sözler, anlamlı sözler, fark yaratmak, farklı olmak, özlü sözler, resimli sözler, farklılıklara saygı ödev notu, hoşgörü nedir, değerler eğitimi, ödev notları ders notları, çocuk eğitimi,

FARKLILIKLARIMIZ ZENGİNLİKTİR

Her insan farklı olduğunu düşünür.
Ya da farklı olmak ister.
Farklı olduğunun farkedilmesini bekler.
Farklı olmak, farkına varmaktır.

*

SOSYAL GELİŞİM VE DEĞERLER EĞİTİMİ

“FARKLILIKLARA SAYGI”

Günümüzde ulaşım ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, Dünya giderek çeşitli kültürlerin, ırk ve etnik kökenden insanların, farklı diller konuşarak bir arada yaşadığı bir toplum haline gelmiştir. Ülkelerin ekonomik ve toplumsal birliklere doğru yönelmesi, farklı kökenlere ve kültürlere sahip insanların bir arada, birbirlerini anlayarak yaşamalarını gerektirmektedir. Bu da birbirinden çok farklı özelliklere sahip insan ve grupların bir arada, uyum içinde yaşayabilmesi için bir uzlaşma kültürünün yaratılmasını ve farklılıklara saygı göstermenin öğrenilmesini gerektirmektedir.

Farklı özelliklere sahip grupların bir arada sorunsuz yaşamalarını engelleyen en önemli etkenlerden biri önyargılar ve ayrımcılıktır. İnsanlar ırk, din, etnik köken, cinsiyet, dış görünüş vb özelliklere göre kişileri gruplara ayırmayı, kendilerine benzemeyeni sevmemeyi ve hatta nefret etmeyi çoğunlukla ebeveynlerinden, diğer yetişkinlerden ve akran gruplarından öğrenirler.

Büyükler bilinçli ya da bilinçsiz olarak çocuklara kendi kalıplaşmış tutumlarını aktarırlar. Bazen de farklı gruplara karşı gösterdikleri davranışlar çocuklar tarafından örnek alınır. Çocukların kalıplaşmış tutum kazanmalarına neden olan bir etmen de kitle iletişim araçlarıdır. Televizyon programlarında, filmlerde, belli ırkların ya da toplumların sürekli tembel, şiddet tarafları vb. gösterilmesi çocukların bu toplumlara karşı olumsuz tutum geliştirmelerine neden olur.

Çocuklar:

—     1 yaşında farklılıkları fark ederler.

—     2 yaşında farklılıklar hakkında konuşur ve bunlarla ilgili sorular sorarlar.

—     3 yaşında, ön-önyargılar oluşturur, insanların belli özelliklerinden rahatsızlık duyduklarını belli ederler (ten rengi, toplumsal cinsiyet, fiziksel engellilik, dil vb.)

—     4 yaşında insanların farklı özelliklerinin nedenlerine ilişkin kendi kuramlarını oluştururlar.

—     5 yaşında zihinleri sorularla doludur: Kendisine ait özelliklerin hangilerinin kalıcı hangilerinin değişebilir olduğunu merak ederler.

Erken çocukluk döneminde çocuklar, çatışma, kızgınlık gibi hislerle yaratıcı ve şiddetten arınmış yollarla başa çıkmak yerine farklılıklara hoşgörüsüzlük göstermenin kabul edilebilir bir tepki olduğunu öğrenmeye daha yatkındırlar. Çocuğun çevresindeki ayrımcı tutumlardan etkilenmemesi, farklı kültür, grup ve bireylere hoşgörüyle yaklaşması için bazı becerilere sahip olması gerekmektedir. Bu amaçla eğitim sürecinde, aile ile işbirliği içinde, farklılıklara saygı eğitimine planlı bir biçimde yer verilmelidir.

FARKLILIKLARA SAYGI EĞİTİMİ

Farklılıklara saygı eğitiminin temelini bireyin kendisini ve çevresindeki diğer kişileri tanıması oluşturur. Bireylerin özellikleri açısından birbirlerinden farklı olması doğal olmakla birlikte, bu farklılıkların kaynağı hakkında yeterli bilgiye sahip olunmadığı zaman önyargılar oluşabilir. Çocuğun kendini ve diğerlerini tanıma çalışmalarında mümkün olduğu kadar bireysel farklılıklara ve aile kültüründe gözlenen çeşitliliğe yer vermek önemlidir.

Değerler Eğitimi programında “Farklılıklara Saygı”yı işleyeceğimiz çalışmalarda hedeflerimiz:

—  “Farklılıklara Saygı” kavramıyla ilgili bilinç geliştirme,

—  Farklılıkların zenginliklerimiz olduğu bilincini geliştirme,

—  Her çocuğun çeşitli geçmişlerden gelen insanlarla rahatça ve empati göstererek etkileşime girmesini özendirme,

—  Ayrımcılık karşısında her çocuğun kendisini ya da başkasını koruma becerilerini güçlendirebilmektir.

FARKLILIKLARA SAYGI duyan bir birey yetiştirmek istiyorsanız…

Kendinizi, hem kendi kimliğinizle hem de kendi kültürünüzle ilgili bilinçlendirin. Şu soruları kendinize sormanız yararlı olacaktır:
-     Ait olduğum kültür, inançlarımı, amaçlarımı, çocuklarla kurmuş olduğum ilişkileri nasıl etkiledi?

-     Kendimi ve ait olduğum kültürdeki insanları nasıl buluyorum?

-     Ben hangi yanlış bilgileri, klişeleri ve önyargıları öğrendim?

Önyargı ve ayrımcılık problemini dile getiren tartışmaları açmak konusunda girişimci olun. Çocuğunuza seyirci kalmamak, diğerleriyle beraber değişiklikler yaratma cesaret ve özgüvenine sahip olma konusunda örnek olun.
Çocuklarınızla olan konuşmalarınızda genelleyen “biz” ya da “yapılır, edilir” vb. ile kurulan cümlelerden kaçının. “Biz böyle yapıyoruz” ya da “böyle yapılır” yerine “ben bunu böyle yapıyorum” ya da “biz bizim evde böyle yapıyoruz, siz belki farklı yapıyorsunuzdur, ikisi de geçerli” cümleleri daha uygun olur.
Her farklılıkta insanların benzerliklerini bulun. “Her insan güler, ağlar, yemek yer, çalışır, oynar, çünkü insanız. Ama bunları yapma ve uygulama biçimlerimiz farklıdır. Bu uygulamaların diğerinden daha iyi olan tek bir yolu yoktur. Hepsi insanların ihtiyaçlarını karşılar.” açıklaması yapılabilir.
Çocuklarınıza okuma kitabı seçerken, onların çeşitlilikler ve farklılıklar hakkında bilinçlendirilmesine dikkat etmeniz önemlidir. Farklı hayat şartlarını ve farklı grupların aynı olaylarda nasıl davrandıklarını sergileyen kitaplar seçmek yararlı olacaktır.

Kitaplar:

-    Toplumsal cinsiyet rollerindeki çokluğu, kültürel ve etnik arka planları, yaş kavramını, engelliliği ve çeşitli yetenekleri, meslekleri ve görevleri anlatmalı,

-    Doğru bilgi ve resimleri içermeli,

-    Günlük hayatta parçası oldukları toplumun farklı gruplarını yansıtmalı (nasıl çalıştıkları, aileleri ile nasıl yaşadıkları, çocuklara ve çocuk bakım ve eğitimine bakış açılarını, bayramlarını nasıl kutladıkları, boş zamanlarını nasıl değerlendirdikleri vs.)

-    Parçası olunan gruptaki çocuklar ve aileleri hakkında bol çeşit sergilemeli (yakın çevredeki kültürlere ait kitaplar olmalı),

-    Farklı yaşama şekilleri ve ailelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkileri çocuklara sunmalı (aileleri sadece iki çocuk ile gösteren –bunlardan biri kız diğeri de erkektir genellikle- resimlerden sakınmalı),

-    Farklı diller ve yazıları (körler alfabesinde hikâyeler, sağır ve dilsizlerin işaret dili, farklı diller ve alfabeler gibi) yansıtmalıdır.

Kaynaklar:

ERDEN, M., ÖMEROĞLU, E., KANDIR, A., YENİCE, B., AYHAN, N., UZUN, Ş., EREN, Z., DEMİRCAN, C., AKÇAR, Ş. (2006). Erken Çocuklukta Farklılıklara Saygı Eğitimi El Kitabı. İstanbul: Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı.

Sosyal Dışlanma ve Ayrımcılıkla Başetme Proje Notları. (2006). İstanbul: YÖRET Vakfı.






altın sözler, anlamlı sözler, fark yaratmak, farklı olmak, özlü sözler, resimli sözler, farklılıklara saygı ödev notu, hoşgörü nedir, değerler eğitimi, ödev notları ders notları, çocuk eğitimi, 

CESARET VE BAŞARI SÖZLERİ

28 Mayıs 2018 Pazartesi / No Comments
altın sözler, cesaret sözleri, başarı sözleri, cesur olmak için dua, cesur olmak nedir, cesur sahneler, cesur sözler, cesur ve güzel, cesur yürek, inanmak ile ilgili sözler,


CESARET VE İNANMA İLE İLGİLİ SÖZLER

“Cesurun bakışı korkağın kılıcından keskindir.” TÜRK ATASÖZÜ
*
“Gerçek başarı, başarısız olma korkusunu yenmektir.” PAUL SWENEEY
*
“Hayattan korkma. Onun iyi olduğuna inan. Bu inancın onu gerçekleştirecektir.” WİLLİAM JAMES
*
“Cesaret korkunun yokluğu değildir, başka bir şeyin korkudan daha önemli olduğu kanısıdır.” AMBROSE REDMOON
*
“Korktuğunuz biricik şey korkunun kendisidir.” F. D. ROOSEVELT
*
“Hayat ya cesur bir tecrübedir ya da hiçbir şey değildir.” HELEN KELLEN
*
“Cesur olmak için cesurmuş gibi hareket etmek, bütün irademizi  bu amaca göre kullanmak gerekir.”  WİLLİAM JAMES
*
“Dünyada sadece sevinç olsaydı cesur ve sabırlı olmayı asla öğrenemezdik.” HELLEN KELLER
*
“Cesaretli bir adam tek başına çoğunluktur.” ANDRE JACKSON
*
“Kahraman ve korkak. İkisi de tamamen aynı korkuyu duyarlarken, kahraman korkusuyla yüzleşip onu bir aleve çevirebilir.” CUS D´AMATO
*
“Cesaret korkuya direnmek ve korkuyu alt etmektir. Korkusuzluk değildir.” MARK TWAİN

altın sözler, cesaret sözleri, başarı sözleri, cesur olmak için dua, cesur olmak nedir, cesur sahneler, cesur sözler, cesur ve güzel, cesur yürek, inanmak ile ilgili sözler,

“Yüzünüzü güneşe döndüğünüz zaman gölgeler hep arkanızda kalır.” HELEN KELLEN
*
“Korkularımızın bizi umutlarımızın ardına düşmekten alıkoymasına izin vermemeliyiz.” J. F. KENNEDY
*
“Üzüntü, korkunun insan kafasında meydana getirdiği ince bir akıntıdır.  Onun büyümesine müsaade edilirse, o küçük akıntıdan, bütün öteki düşünceleri içine alıp akıtan bir kanal olur.” ARTHUR SOMMERS ROCHE
*
“Yapabildiğiniz veya düşünebildiğiniz here neyse başlayın. Cesaretin dehası, kudreti ve büyüsü vardır.” GEOTHE
*
“Hayatınızın sona ereceğinden korkacağınıza hiç başlamayacağınızı düşünün.” J. C. NEWMAN
*
“Pek çok kimse kaçmaktan korktuğu için cesur zannedilmiştir.” ABD ATASÖZÜ
*
“İnsan tehlikeyle karşılaşmadan cesur olup olmadığını anlayamaz.” LA ROCHEFOUCAULD
*
“Cesaret hiç korkmamak değil, korkuya rağmen bir şeyler yapabilmektir.” NAPOLYON HİLL
*
“Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, ama itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı? ELİE WİESEL
*
“Başınıza sadece harika şeyler gelmişse cesur olamazsınız.” MARY TLER MOORE





altın sözler, cesaret sözleri, başarı sözleri, cesur olmak için dua, cesur olmak nedir, cesur sahneler, cesur sözler, cesur ve güzel, cesur yürek, inanmak ile ilgili sözler,





ZEKAT ve SADAKA-İ FITR

24 Mayıs 2018 Perşembe / No Comments
 fıtır sadakası, fitre nedir, fitrenin hükmü, zekat nedir, zekatın dinimizdeki yeri ve önemi kısaca, kimler zekat vermeli, zekat kimlere verilir, zekat ne zaman verilir, zekat nasıl verilir

ZEKAT ve SADAKA-İ FITR

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَلَّذِينَ يُنْفِقُونَ اَمْوَالَهُمْ فِى سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا اَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا اَذًى لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ
وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir.(Bakara Suresi, 262)

Aziz Müslümanlar!
İslam dininin gayesi, mutlu ve huzurlu bir toplum oluşturmaktır. Mutlu ve huzurlu bir toplumun oluşmasında ibadetlerin önemi büyüktür. İşte zekât ve sadaka, bu huzurun oluşmasına katkı sağlayan ibadetlerimizdendir.

Zekât;

İslam’ın beş temel esasından biridir. Artmak, çoğalmak ve temizlenmek manalarına gelen zekat, dinen zengin sayılan her müminin yılda bir kez vermekle yükümlü olduğu farz bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim’de Cenaba-ı Allah şöyle buyurur:
"Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Allah katında has mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur, üzüntü de çekmeyeceklerdir."

Fitre ise;

Ramazan ayında fakirlere verilen, bir sadakadır. Dini ölçülere göre zengin olan kimsenin hem kendisinin hem de aile fertlerinin fitrelerini vermesi gerekir. Fitre, orucun kabulüne, kabir azabından kurtuluşa bir vesiledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermek ve bayram gününün neşesinden onların da istifade etmeleri için bir yardımdır.

Zekât ve Fıtır sadakası, aynı zamanda günahlardan temizlenme ve arınma vesilesidir. Bu gerçeği Kur’an-ı Kerim;

خُذْ مِنْ اَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكّ۪يهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْۜ اِنَّ صَلٰوتَكَ سَكَنٌ لَهُمْۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

"Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."  (Tevbe; 103)

مَنْ ذَا الَّذ۪ي يُقْرِضُ اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُٓ  اَجْرٌ كَر۪يمٌۚ

"Kim Allah'a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükafat da vardır."  (Hadîd; 11)

 اِنَّ الْمُصَّدِّق۪ينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَاَقْرَضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناً يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ اَجْرٌ كَر۪يمٌ

"Şüphesiz ki sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir borç verenler var ya, (verdikleri) onlara kat kat ödenir. Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır."  (Hadîd; 18)

Ayetleriyle dile getirirken, sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de;
“Suyun ateşi söndürmesi gibi sadaka da günahları giderir…”(Tirmizi İman 8)
buyurmaktadır.

Yüce Allah;

وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ

"Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.""  (İbrâhîm; 7)

Onun için zekat ve sadaka hem kişinin malını temizler hem de toplumsal kaynaşmayı sağlar.
Zekâtın ve sadakanın dini boyutu olduğu gibi toplumsal ve sosyo-ekonomik bir yönü de vardır. Zekât ve sadaka, sahibini dinen ve psikolojik olarak rahatlattığı gibi, muhtaç kimselerin de maddi ihtiyaçlarını bir nebze olsun karşılamalarına vesile olur. Bu sayede toplumda birlik ve dayanışma sağlanır. Unutulmamalıdır ki; Zekât, mükellefin borcu olduğu gibi, muhtacın da hakkıdır.
Mali bir ibadet olan zekât ve fıtır sadakasının, muhatabı incitmeden, insan onuruna yakışır şekilde verilmesi gerekir. Gösteriş amacıyla, fakirin onurunu zedeleyecek şekilde yapılan yardımlardan sevap elde edilemeyeceği, hatta bunun büyük bir vebal olacağı iyi bilinmelidir.
Gördüğümüz gibi zekât ve sadaka layıkıyla yerine getirildiğinde hem sahibine, hem muhtaca ve hem de topluma olan faydası ortadadır. Gelin bu iyilikten mahrum kalmayalım. Yüce Allah’ın bizlere emanet olarak lütfettiği malın ve mülkün sorumluluğunu bilelim. Bizim için bir arınma ve yücelme vesilesi olduğu bilinciyle Zekât ve Fıtır sadakası ibadetimizi en güzel şekilde yerine getirelim. Yüce Rabbimizin rızasını gözeterek vereceğimiz zekâtın, fitrenin ve yapacağımız diğer güzel amellerin sevaplarımızı çoğaltacağını ve malımıza bereket, hayatımıza huzur getireceğinin bilincinde olalım.

Zekât ve Fitre vermemenin de büyük bir vebal olduğunu unutmayalım. Ayrıca Yüce Rabbimiz;

اِعْلَمُٓوا اَنَّمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَز۪ينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْاَمْوَالِ وَالْاَوْلَادِۜ  كَمَثَلِ غَيْثٍ اَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَه۪يجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَراًّ ثُمَّ يَكُونُ حُطَاماًۜ وَفِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ شَد۪يدٌۙ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانٌۜ وَمَا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah'ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir."  (Hadîd; 20)
Buyurmaktadır. Bu bakımdan "oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibaret" olan dünya hayatımızda Allah'ın bize verdiği ve Allah'ın kendi malı olan varlıklardan O'nun yolunda harcayarak ona güzel borç verelim ki öbür dünyada değerli mükafattan faydalanalım.(Karz-ı Hasen) Bu bakımdan Zekat, Fitre ya da sadaka gibi  malımızın manevi sigortasıdır. Özellikle Ramazan ayında daha çok hayır hasenat yaparak o mübarek iklimden faydalanmalıyız. Ahirete, Allah yolunda infak ettiklerimizi, zekât, fitre ve sadaka olarak verdiklerimizi götürebileceğiz. Unutmayalım ki; veren el alan elden her zaman üstündür.
*
Zekatın ödeme şekli:

Zekâta tâbi olan altın, gümüş, hububat, ehlî hayvanlar ve ticaret mallarının zekâtı, kendilerinden vermek suretiyle ödeneceği gibi, kıymetlerini vermek suretiyle de ödenebilir. Bu hususta zekât sahibi serbesttir. Binaenaleyh bir kimse altının zekâtını altın olarak ödeyebileceği gibi kumaş, zahire, gümüş olarak da ödeyebilir. Şu kadar var ki bu hususta fakirler için daha faydalı olan ciheti tercih etmek evlâdır.

Nisab miktarında olan bir malın zekâtı, daha sene dolmadan ta`cil edilerek fakirlere verilebilir. Çünkü vücubun sebebi olan nisab bulunmuştur. Müeccel olan, yani, ileride verilmesi gereken borcu ise ta`cil etmek câizdir. Fakirlerin lehine harekettir. Fakat mal nisab miktarında değil ise ta`cil câiz olmaz. Nisab miktarındaki bir malın, birkaç senelik zekâtı birden verilebilir. Sene sonunda bu miktar mevcut ise, zekâtları verilmiş olur. Eksilmişse, verilen fazla zekât nafile sadaka yerine geçer. Artmışsa aradaki farkın zekâtı verilir.

* Çoluk çocuk sahibi bir fakire zekât verildiği zaman verilen zekât miktarı, bu aile ferdlerine bölündüğü takdirde herbirine nisab miktarı düşmezse, verilen zekât nisab miktarı sayılmaz. Böyle ödemelerde kerahet yoktur.

* Zekât sayılmak şartı ile bir fakiri evde oturtmak zekât yerine geçmez. Çünkü bunda fakire temlik yoktur.

* Ticarî ortaklıklarda malın yekûnu itibar edilerek her ortak mükellef tutulmaz. Her ortağın hissesine düşen miktar nisaba ulaşıyorsa, herbirinin zekât vermesi gerekir. Hissesi nisab miktarına ulaşmıyan ortak, başka malı yoksa zekât vermez.

Bir Kimsenin Zekât Vermekle Mükellef Olmasının Şartları: 

1. Zekât verecek kimse Müslüman, âkıl ve bâliğ olmalıdır. Gayri müslimlere, mecnunlara, bülûğa ermemiş çocuklara zekât farz değildir. İmam-ı Şâfiî'ye göre çocukların ve akıl hastalarının malları var ise, o mala zekât düşer. Verme işini de velileri yerine getirirler.

2. Zekât verecek kimse, havâyic-i asliye denilen zaruri ihtiyaçlarından ve bir de -eğer varsa- borcundan başka nisab miktarı veya daha fazla bir mala sâhip olmalıdır. Nisab miktarı kadar malı olmayana zekât düşmez. Nisab, zekâtın farz olması için şeriatın tâyin ettiği mal miktarıdır. Bu miktar; maldan mala değişir.

3. Zekât lâzım gelmek için, malın nemâ, yâni, büyüme ve artma kabiliyeti de olmalıdır. Altın ve gümüş para ve zinetler, ticarette kullanılan herhangi bir eşya veya hayvan zekâta tabi olduğu gibi; neslini çoğaltmak veya sütünü sağmak için kırlarda otlatılan hayvanlar da zekâta tâbidir. Çünkü bunlarda nemâ vardır.

4. Zekâtı verilecek mal, sâhibinin bizzat elinde olmalı, yani sahibi malına tam mâlik bulunmalıdır. Binaenaleyh kocasından mehrini almamış bir kadına, o mehirden dolayı zekât lâzım gelmez. Rehindeki bir maldan dolayı da zekât gerekmez. Zira o mal, bir borca karşılıktır. Mala tam mâlikiyet söz konusu değildir. Aynı şekilde borçlu kimse, borcuna karşılık olan bir malından dolayı zekât ile mükellef olmaz. Yolculukta olan bir kimse, malının zekâtıyla mükelleftir. Zira malı yanında değilse de, bir vekil veya nâible malında tasarruf edebilir.

5. Zekâtı verilecek malın üzerinden tam bir sene geçmiş olmalıdır. Buna havl-i havelan denir. Çünkü bu müddet içinde, malın nemâsı = artması ve kıymetlenmesi tahakkuk eder. Nisab miktarı, hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu miktarın sene içinde muvakaten eksilmesi zekâta mâni değildir. Zekât hesâbında esas olan kamerî senedir ki, bu da 354 gündür.

Zekât Ne Zaman Ödenir? 

Kuvvetli ve en sahih olan görüşe göre, üzerine zekât düşen mal ve paraların zekâtı, o mal ve paranın üzerinden bir sene geçtikten sonra, fevren, yani, sene biter bitmez hemen verilmesi icabeder. Özürsüz olarak te'hir etmek câiz olmaz. Günahı muciptir. Diğer bir görüşe göre ise, zekâtın verilmesi fevrî değil, terahî üzerine farzdır. Yani sene nihayetinde hemen verilmesi lâzım değildir. Mükellef bunu hayatta bulundukça dilediği zaman edâ edebilir. Edâ etmeden ölürse, ancak o zaman günahkâr olur. Fakat bu görüş zayıftır.

Zekatın Verileceği Yerler:

Zekat verilecek kimseler, Müslüman fakirler, miskinler, borçlular, yolcular, mükâtebler (sözleşmeli köleler), mücahidler ve amiller (zekat toplayıcıları) olmak üzere yedi kısımdır. Şöyle ki:

1) Fakir: İhtiyacından fazla olarak nisab mikdarı bir mala sahib olmayan kimsedir. Bu kimsenin temel ihtiyaçlardan olan evi, ev eşyası ve borcuna denk parası bulunsa da, yine fakir sayılır.

2) Miskin: Hiç bir şeye sahib olmayıp yemesi ve giymesi için dilenmeye muhtaç olan yoksul kimsedir.

3) Borçlu: Bundan maksad, borcundan fazla nisab mikdarı mala sahib olmayan veya kendisinin de başkasında malı varsa da, alması mümkün olmayan kimsedir. Böyle borçlu olan kimseye zekat vermek, borcu olmayan fakire vermekten daha faziletlidir.

4) Yolcu: Bundan maksad, malı memleketinde kalıp elinde bir şey bulunmayan garib kimsedir. Böyle bir adam yalnız ihtiyacı kadar zekat alabilir, ihtiyaçtan fazla alması helal olmaz. Bununla beraber bu gibi kimselerin mümkün olunca borç almaları, zekat almalarından daha iyidir.

Kendi memleketinde bulunduğu hâlde malını kaybeden ve böylece muhtaç durumda kalan kimse de yolcu hükmündedir. Bunlar, sonradan mallarını ele geçirmekle, almış oldukları zekat paralarından arta kalanı sadaka olarak fakirlere vermeleri gerekmez.

5) Mükâteb: Bir bedel karşılığında azad edilmek üzere efendisi ile bir anlaşma yapmış olan köle veya cariye demektir. Böyle borç altına girmiş olan bir köleyi bir an önce hürriyetine kavuşturmak için ona zekat verilebilir. Fakat bir kimse, kendi mükâtebine zekat veremez. Çünkü bunun yararı kendisine dönmüş olur.

6) Mücahid: Bundan maksad, Allah yolunda gönüllü olarak savaşa katılmak istediği halde, yiyecekten, silahdan ve diğer şeylerden mahrum olan kimse demektir. Böyle bir kimseye, ihtiyaçlarını gidermesi için zekat verilebilir. Buna: "Fi sebilillah infak = Allah yolunda harcama" denir.

7) Amil: Bundan maksad, idareci tarafından meydandaki zekât mallarının zekatlarını toplamakla görevlendirilen kimsedir. Buna "Saî, tahsildar" da denir. Böyle bir görevliye, bu çalışması süresince, fakir olmasa bile, ailesinin ve kendisinin ihtiyaçları için yeterince zekat verilebilir.

Yukarıda gösterilen yedi kısımdan her biri, zekâtın verileceği yerdir. Bir kimse zekatını bunlardan herhangi birine verebileceği gibi, bir kısmına veya tümüne de dağıtabilir. Bununla beraber nisab mikdarına ulaşmayan bir zekatın, bunlardan yalnız birine verilmesi daha faziletlidir. Çünkü bu ihtiyacı karşılamış bulunur.

Bir fakire bir elden nisab mikdarı zekat vermek caiz ise de, keraheti vardır. Ancak fakirin borcu varsa veya kalabalık nüfusu olur da bu zekatı onlarla bölüştüğü zaman nisab mikdarı kendilerine düşmezse, bunda kerahet yoktur.

Bir fakir, bir zenginden malının zekâtını isteyerek mahkemede dava edemez. Çünkü zekâtın o davacı şahsa verilmesi bir borç değildir. Aynı zamanda bu bir ibadet olduğundan, sahibinin din anlayışına bırakılmıştır.






fıtır sadakası, fitre nedir, fitrenin hükmü, zekat nedir, zekatın dinimizdeki yeri ve önemi kısaca, kimler zekat vermeli, zekat kimlere verilir, zekat ne zaman verilir, zekat nasıl verilir

SADİ ŞİRAZİ SÖZLERİ

18 Mayıs 2018 Cuma / No Comments
Sadi Şirazi Sözleri, Etkileyici Sadi Şirazi Sözleri, Sadi Şirazi Özlü Sözleri, En Güzel Sadi Şirazi Sözleri, En Anlamlı Sadi Şirazi Sözleri, Sadi Şirazi Sözleri Facebook

Şeyh Sadi-i Şirazi Sözleri

”Üç şey sürekli kalmaz; ticaretsiz mal, tekrarsız bilgi, cesaretsiz iktidar.”
*
”İdrak kulağından gaflet pamuğunu çıkarmalısın ki, ölülerin nasihatini duyabilesin.”
*
”Tek ırmak kenarından sıcak su iç de ekşi suratlının soğuk gül şerbetini içme. Yüzü safra gibi karmakarışık olan bir adamın ekmeğini tatmak haramdır…”
*
”Efendi davul sesi ile uyanıyor, bekçinin gecesi nasıl geçti, nereden bilecek.”
*
”Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, eleştirin; basit bir adamı dost edinmek isterseniz methedin.”
*
”Eğer, şu arif geçinen adam gerçekten dostunu tanısaydı, düşmanla çekişmeye vakti kalmazdı.”
*
”Murada ermedim diye düşüne düşüne kalbini yakma, kardeşim. Çünkü her gecenin gündüzü vardır.”
*
”Yağmurun temiz tabiatında yokken aykırılık, bahçede lale biter, kıraç toprakta diken.”
*
”Günahsız olan, pervasız konuşur.”
*
”Emrindekileri bağışlamasını bilmeyenler, bir gün bu insanların affına muhtaç olurlar.”
*
”İnsan dilini tutup konuşmadıkça, ayıbı da hüneri de gizli kalır.”
*
”Gönül sır zindanıdır. Ama bir kere söyledin mi, sır artık zincire girmez.”
*
”Akıl yolu kıvrım üstüne kıvrımlardan başka bir şey değildir ve arifler katında ’tan gayrı bir varlık yoktur.”
*
”Acı yaşamış, acıyı tatmış nice insanlar cennette eteklerini sürüyerek yürürler.”
*
”Günahlarından şu anda kork kıyamet günü kimseden korkun olmasın.”
*
”Güzel bir kadın bir mücevher, İyi bir kadın bir hazinedir.”
*
”Azametli adam kurum satar; çünkü büyüklüğün yumuşaklıkta olduğunu bilmez.”
*
”Çocuklarımızı kuzu gibi büyütmeyelim ki ileride koyun gibi güdülmesinler.”
*
”İnsan, ya insan gibi akıllıca söylemeli yahut hayvanlar gibi susmalıdır!”
*
”Kalbi kırılanın sözü sert olur.”
*
”İçin ağlasa da kim duyar seni? Kim anlar dışarıdan olup biteni? Leyla’nın yüzünü görenler bilir: Mecnun’un kalbine batan dikeni!”
*
”Bir şehri kuşattığın ve yönetimi ele geçirdiğin zaman halka eskisinden daha iyi davran.”
*
”Benim için iyi şeyler söyleyen kimse, ancak kusurumu bana açıkça gösterendir.”
*
”Düşmanın derisini yumuşaklıkla yüzebilirsin. Sertlik gösterdin mi, dostun bile sana düşman olur.”
*
”Kalbi kırıkların hatırını sor, Osnları sevindir. Bir gün senin de Gönlün incinir.”
*
”Eşeğini düşman, vergisini de sultan alıp gittikten sonra o memleketin tacında, tahtında ikbal kalır mı?”
*
”Düşman sözü ağırına gidiyorsa dikkat et de onun ayıpladığı şeyleri yapma.”
*
”Kesme nevanı; içine salsalar da keder. Kırılsa gönül medd ü cezr ile hepsi geçer, hepsi geçer.”
*
”Hüner sahipleri, cefa gördükleri halde muhabbet gösterirler. Yolunun yiğitleri, bela okuna hedef olanlardır.”
*
”Ey akıllı kimse, hekim sana acı ilaç gönderdiği zaman hastalıktan korkma. Dost elinden gelen her şeyi iç. Hasta hekimden daha bilgili değildir.”
*
”Kıyısı görünmeyen bir suda, yüzücünün gururu işe yaramaz.”
*
”Ateş, ufacık şeyle de alevlenir fakat koca koca ağaçları tutuşturmak mümkündür.”
*
”İnsan iyilik ümidi ve kötülük korkusu dolayısıyla aklın gereğini benimser.”
*
”Kişi bu, alçak dünyaya tenezzül etti mi, bala kapılmış sineğe döner.”
*
”Büyük kalarak yaşamanın şartı odur ki her küçüğün kim olduğunu bilesin.”
*
”Başarı tatlı dille elde edilir. Hırçın tabiatlı kimse daima ısdırap çeker.”
*
”Kurdun kafasını, halkın koyunlarını paraladıktan sonra değil, önce kesmek gerekir.”
*
”Zorluya tahammül et ki bir gün ondan daha kuvvetli olasın.”
*
”İnsan olmak isteyen kişi önce nefsinin köpeğini susturur.”
*
”Her kim çirkin huyundan vazgeçerse, cennette sonsuz bahtiyarlıklara ulaşacaktır.”
*
”Çirkin tabiat, adamı cehenneme götürür. Çünkü iyi huy cennetten gelmiştir.”
*
”Öfke, pusudan askerini saldırttığı zaman, ortada ne insaf kalır, ne takva, ne de din kalır.”
*
”Bir düşmana üstün geldiğin zaman onu incitme, zaten kendi derdi kendine yeter.”
*
”Hizmeti yeni girenin ipini uzat fakat kesme, sonra bir daha yüzünü göremezsin.”
*
”Üstü başı temiz fakat ahlakı kirli olan kişinin cehennem kapısını açmak için anahtara ihtiyacı yoktur.”
*
”Dost gönüllerini derli toplu tutmak, hazine toplamaktan daha iyidir.”
*
”Yüzücülükte yiğit de olsan, elini ayağını ancak çıplakken kullanabilirsin. Şu halde şöhret, namus ve riya hırkasını sırtından çıkarmalısın; elbisesiyle suya batan kimse aciz kalır.”
*
”Yolu takip etmeyen bedbaht süvari, doğru yürüyen yayadan geri kalır.”
*
”Bir tek kıl ibrişim telinden bile zayıftır. Ama çoğalırsa zincirden bile sağlam olur.”
*
”Meydana çıktığı zaman yüz kızartacak olan bir sözü gizlice niçin söylemeli? Velhasıl dünyada kimse kimsenin elinden, dilinden kurtulamaz. Dile düşen için biricik çare sabretmektir.”
*
”Hastaya şeker vermek günah olur, çünkü ona acı ilaç fayda verecektir.”
*
”Nice kuvvetli, nice üstün akıllar vardır ki, aşkın havası onları mağlup etmiştir. Çünkü sevda aklın kulağını büktükten sonra, akıl bir daha baş kaldıramaz.”
*
”Muhabbetin seni toprak etmesinden korkma. O mahvettiği takdirde sonsuzlaşırsın.”
*
”Sel heybetle aktığı için yukarıdan aşağı tepesi üstü düşer. Hâlbuki çiğ damlası küçük ve acizdir; bu sebeple gökyüzü onu muhabbetle alır, ayyuk’a çıkarır.”
*
”Büyüklük gösterişle, lafla olmaz; yücelik dava ile kuruntu ile elde edilmez. Tevazu yüceliği arttırır, fakat gurur seni toprağa serer.”
*
”İnsanlarla münasebetin ateşle münasebetin gibi olsun. Çok uzaklaşma donarsın; çok yaklaşma yanarsın!”
*
”İnan ki, ateşinle gönüller dağlı olunca kıyamet günü iyilik göremezsin.”
*
”Girerse hasta öküzün biri otlağa, bulaştırır hastalığı bütün köy öküzlerine.”
*
”Ne kadar okursan oku; bir bilgine yakışır şekilde davranmadığın sürece, cahilsin demektir…”
*
”Kişi kendinden üstününü aramayı fırsat bilmelidir. Kendin gibisiyle vaktini ziyan edersin. Kendi benzerlerinin izinde ancak kendini beğenmişler yürür.”
*
”Asık suratlıdan bir şey isteme, onun kötü huyundan elem duyarsın. Gönlünün gamını anlatacaksan bir ki”Sel heybetle aktığı için yukarıdan aşağı tepesi üstü düşer. Hâlbuki çiğ damlası küçük ve âcizdir; bu sebeple gökyüzü onu muhabbetle alır, ayyuka çıkarır…”
*
”Bilgin ne kadar çalışırsa çalışsın, canını ecelden kurtaramaz. Cahil de, ne kadar uygunsuz şeyler yerse yesin, ölmez.”
*
”Muhtesip dolaşırken gocunanlar, terazilerinde dirhem taşı noksan olanlardır.”
*
”Halkın sevgi ve güvenini kazanırsan düşmanı gerçekten yenmişsin demektir.”
*
”Soysuzlara karşı soysuzluk etmek mümkündür. Lâkin insan olanın elinden köpeklik gelmez…”
*
”Eskiden dünyada, görünüşte dağınık ama iç dünyaları derli toplu insanlar vardı. Oysa şimdikilerin dış görünüşleri derli toplu ama iç dünyaları dağınık.”
*
”Taç ve taht geçicidir. Hiç gönüllere girdin mi?”
*
”Methü senâ ipiyle kuyuya inme, Hatem gibi sağır ol da kendi ayıplarını dinle…”
*
”Salih adam dilenirse ancak kendi nefsinden dilenir ve ondan hırsı terk etmesini ister. Çünkü her saat “ver” diyen bir nefis, sahibini zillet içinde köy köy dolaştırır…”
*
”Meyvelerle yüklü dal, başını yere kor. Meyvesiz ağaca kimse taş atmaz.”
*
”Düşmanı dostundan fazla olan kişinin, düşmanı şen, dostu mahzun olur.”
*
”Söyle mürüvvetsiz eşek arısına, bal vermez madem, sokmasın bir de.”
*
”Padişahken zulmedersen, padişahlıktan sonra dilenci olursun.”
*
”Gönlünün perişan olmasını istemiyorsan, perişan olanları gönlünden çıkarma.”
*
”Toprağın altında değişmedikçe sağlam taneden ot bitmez.”
*
”Kurdun kafasını, halkın koyunlarını paraladıktan sonra değil, önce kesmek gerekir.”
*
”Düşman bir kusur bulunca, büyüklerin kalplerini dağlar. Ateş, ufacık şeyle de alevlenir. Fakat koca koca ağaçları tutuşturmak mümkündür…”
*
”Kendisinden fazlasıyla iyilik gördüğün kimseye fenalık etmen insanlık değildir.”
*
”Gönlünün dertli olmasını istemezsen, dertli gönülleri dertlerinden kurtar.”
*
”Ekmek yerine güneş olsa sofrasında, güneş yüzü görmezdi kimse kıyamete dek cihanda.”
*
”Yarasanın gözü gündüz göremiyorsa, güneşin ne günahı var bunda?”
*
”İnsan ruhunu iki şey karartır: susulacak yerde konuşmak ve konuşulacak yerde susmak.”
*
”Güneşler, aylar ve ülkeler daha çok zaman parlayacaklar ama sen mezar yastığından başını kaldıramayacaksın.”
*
”Kimsenin işini ayağa düşürme. Mümkündür, sen de onun ayağına pek çok düşersin.”
*
”Devri kötü olan bir zalim dünyada kalmayacak, ama onun üzerinde ebedi bir lanet kalacaktır.”
*
”Toprağın altında iken gönlü diri olan bir ölü, gönlü ölü olarak yaşayan bir bilginden daha canlıdır.”
*
”Her ormanı boş sanma belki de kuytuluklarında bir kaplan uyuyordur.”
*
”Elalemi ayıplarıyla anan bir kimsenin senden de teşekkürle bahsedeceğini zannetme.”
*
”Yolda laf atmak değil, adım atmak lazım. Yürümedikten sonra lafın manası kalmaz.”
*
”El alemi ayıplarıyla anan bir kimsenin, senden de teşekkürle bahsedeceğini zannetme!”
*
”Değersiz kimselerle savaşmaktan çekin.”
*
”Marifet kapısı, kendilerine karşı bütün kapıların kapandığı kimseler için açıktır.”
*
”Kabirlerinde rahat yatıp uyuyanlar, yeryüzünde halkı rahat tutanlardır.”
*
”On derviş bir kilimde uyurken iki padişah bir dünyaya sığmaz.”
*
”Eğer mertsen, mertliğinden bahsetme. Sen kendini iyilerden saydıkça kötü olursun.”
*
”Bir kadın zalim olan erkekten çok yüksektir. Köpek de halkı inciten insandan üstündür.”
*
”Tahammül sana önce zehir gibi görünür. Fakat tabiatına kök salınca bal kesilir…”
*
”Kendi ahlakını düşmanından dinle; dostun gözünde her yaptığın iyidir.”
*
”Şarap sarhoşu gece yarısı, sakinin sarhoşu ise mahşer sabahı uyanır.”
*
”Ey başkalarının acısıyla kaygılanmayan, sana insan demek yakışık almaz…”
*
”Parayı, nimeti şimdiden ver, çünkü senindir ve senden sonra bunlar senin emrinden çıkacaktır.”
*
”İnsanın her nefeste iki defa şükretmesi lazım. Biri nefes aldığı için, diğeri verdiği için. Çünkü verip almamak, alıp vermemek var.”
*
”Ey düşüncesiz, tedbirsiz ve akılsız olan nefis, sen tek yoksulluğun yükünü çek, ama kendini gamla öldürme.
*
”Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır. Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez. Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin. Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer, siz de güzelliklere sebep olabilirsiniz.”
*
”Ey fakir! Sen halk yolunda oyun çocuğu sayılırsın. Büyüklerin eteğini bırakma. Mayası bozuk kişilerle düşüp kalkarsan, izzet ve vakalarını kaybedersin. O halde büyüklerin eteğine yapış. Talebeler çocuktan daha acizdir. Hocalar ise muhkem duvar gibidir. Yeni yürüyen çocuk duvara tutunarak yürür. Sen de yeni yürüyen çocuk gibi alimlerin muhkem duvarına tutunarak yürü.”
*
”Bende bir zamanlar çocuktum. Fakat Allah ötekilerden daha çok güç vermişti pazılarıma. Güçlüydüm ve gücümle benden küçükleri hırpaladım. Onları döver, gönüllerini incitirdim. Bir gün kendimden güçlü birinden dayak yedim. O gün bugündür çocukları çiçekler gibi sadece sevip koklamak ve korumak gerektiğini düşünüyorum.”
*
”Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen, çocuğuna ilim, hüner, marifet öğret ve onu akıllı fikirli yetiştir. Böyle yaparsan, arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun.”
*
”Hiddetle hemen kılıca sarılan kimse sonra esefle elinin ardını dişler.”
*
”Öğüdü, tesir etmeyeceğini bildiğin bir kimseye verme, ey şaşkın. Elinden dizgini kaçırmış olan zavallıya, “oğlum yavaş sür” denmez…”
*
”Bir kere serden geçen insan, başına taş ve ok yağmuru yağsa da, dileğinden el çekmez.”
*
”Varlığı perişan olan kimse ne tiz’i fark eder, ne pes’i. O, bir kuşcağızın ötmesiyle de feryada gelir…”
*
”Komutanına karşı çıkan bir askere görev verilmez.”
*
”Doğru söyleyip zincire vurulmak, yalan söyleyerek zincirden kurtulmaktan iyidir.”
*
”Konuşmadan bir köşede oturan sağırlarla dilsizler, dilini tutamayan kimseden daha üstündür.”
*
”Halkın bahçesinden padişah bir elma yerse, adamları ağacı kökünden sökerler.”
*
”Ey akıl sahibi! Gül dikenle beraber bulunur. Senin dikenle ne işin var, gülü demet yap… Eğer tabiatında yalnız kusurları görmek varsa tavus kuşunda çirkin ayaktan başka bir şey göremezsin.”
*
”Bir gece sevdiğim içeri girdi. Yerimden öyle bir fırlamışım ki elbisemin eteği mumu söndürdü. Güzelliği ile karanlığı dağıtan sevgilim sordu: ben gelince neden ışığı söndürdün? Dedim ki: güneş doğdu zannettim…”
*
”Kuvvetlilerin yükünü zayıflar çekerken padişaha tatlı uyku haramdır.”
*
”Hedefe, okun gezi elindeyken nişan ol, ok yaydan fırladıktan sonra değil.”
*
”Tahammül sana önce zehir gibi görünür. Fakat tabiatına kök salınca bal kesilir.”
*
”Aşkına sadık olan kimse canına kıyabilendir; yüreksiz adam kendine âşıktır.”








Sadi Şirazi Sözleri, altın sözler, Etkileyici Sadi Şirazi Sözleri, Sadi Şirazi Özlü Sözleri, En Güzel Sadi Şirazi Sözleri, En Anlamlı Sadi Şirazi Sözleri, Sadi Şirazi Sözleri Facebook




HURMANIN FAYDALARI

17 Mayıs 2018 Perşembe / No Comments
 hurma, hurmanın faydaları, hurma çeşitleri, hurma ile ilgili hadisler, hurma hangi hastalıklara iyi gelir, hurma hangi hastalıklara faydalıdır, hurma diyeti, şeker hastaları hurma yiyebilir mi

Çağımız Hastalıklarına Hurmanın Faydaları

Hurmanın faydaları arasında en önemlilerinden biri çağın hastalıklarına olan önleyici etkisidir.

İdeal Bir Besin
Potansiyel sağlık faydaları ve zengin hayati besinleri barındırması hurmayı hemen hemen ideal bir gıda haline getiriyor.

Şeker, protein, lif ve yağın dışında 15 farklı mineral ve C, B1, B2, niasin ve A Vitaminleri içeriyor. Dişlerin çürümesini önleyen flor ve bağışıklı sistemini güçlendirerek kanser önleyici işlevi olan Selenyum gibi minerallerde hurmalarda bulunuyor.

Hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler. Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Hafızaya İyi Geliyor
Hurmalar, bağırsakta bir Vitamin A türü olan Retinal'e dönüşen 15,6 mg Beta-karoten içerir. Yakın zamanlarda yapılan bir araştırma Beta-karoten'in uzun süreli kullanımı hafıza kaybı gibi önleyici faydalar sağlayabileceğini ortaya koymuştur.

Kanseri Önleyici
Hurmalarda yüksek oranda lif bulunur. (Yüzde 6,5-18). Büyük oranda hurmayla beslenen bedevi Araplarda kanser ve kalp hastalıkları riskinin düşük olduğu ortaya çıktı. Araştırmalar yüksek lifli yiyeceklerle beslenmenin kolon, göğüs ve rahim kanseri olasılığını düşürdüğünü gösterdi.

Hurma, betakaroten açısından da son derece zengindir. Betakarotenin hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak, kanseri önleyici özelliği vardır.

Antioksidan Kaynağı
Yüksek besin değerinin yanında hurmaların antioksidan özelliklere sahip olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya kondu. Antioksidanlar kanser, damar tıkanıklığı ve yaşlanmanın önlemesinde faydalı olduğu biliniyor. Depolanırken bozulmaya meyilli diğer meyvelerin aksine, hurmaların soğukta muhafazasında antioksidanların yoğunluğu artıyor.

Kalp İlacı
Sâd İbn-i Ebî Vakkas (r.a.) hasta olduğunda Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz hasta zi­yaretine giderler "Mübarek ellerini göğsüme koydu. Hatta ben mübarek elinin soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra -"Sen kalp hastalığına yakalanmışsın! Sakif'in kardeşi Haris İbn-i Kelede'ye git. Tedavi ol. O tabib birisidir. Medine'nin Acve hurmasından yedi tane al­sın, onları çekirdekleri ile beraber dövsün (öğütsün) sonra onu süt ile yağ ile sulandırarak sana yedirsin." Sâd (r.a.) böylece bu hastalıktan kurtulmuştur.

"Eğer Acve hurması bulunamazsa, Medine hurması çekirdekleriyle öğütülür, az badem içi ve hı­yar çekirdeği öğütülür. Süt, zeytinyağı ve bal ile pişirilip macun yapılıp soğuk olarak yedirilir." Bu macun birçok hastalığa şifadır.

Kolesterole ve Damar Sertliğine Faydalı

Çağın hastalığı damar sertliği ve kolesterolü yok eder. Kan damarlarını yumuşatıcı etkisi vardır. Özellikle Arap ülkelerinde yaşayanların hurmadan dolayı kolesterole, kalp damar hastalığına ve kanser hastalığına yakalanma oranları çok düşüktür.


Hamilelikte Hurmanın Faydaları
Doğumu kolaylaştırıcı etkisi, lohusa ve bebek beslenmesinde kullanılması yaş hurmanın faydaları arasında.

Doğumu Kolaylaştırıcı
Rahim adalesini kuvvetlendirir. Bu özellik doğumu kolaylaştırır. Hurma macununa 1/3'ü kadar defne tohumu öğütülüp karıştırılarak, doğuma 1 hafta kala yenmeye de­vam edilirse, doğum ağrısız ve çok kolay olur.

Hurmada bulunan oksitosin maddesi de, modern tıpta doğumu kolaylaştırıcı bir ilaç olarak kullanılmaktadır. Oksitosin, doğumu kolaylaştırıcı etkisi nedeniyle pek çok kaynakta "rapid birth" yani "hızlı doğum" ifadesiyle tanımlanmaktadır. Doğum sonrasında ise anne sütünü artırıcı etkisiyle bilinmektedir. Oksitosin esas olarak beyinde salgılanan, doğum sancılarını başlatan bir hormondur. Doğum öncesi vücudun tüm hazırlıkları bu hormon sayesinde başlar. Hormonun etkisi, ana rahmini oluşturan kaslarda ve anne sütünün salgılanmasını sağlayan kas yapısındaki hücrelerde görülür. Doğum esnasında ana rahminin etkili olarak kasılması doğumun gerçekleşebilmesi için son derece önemlidir. Oksitosin de, rahmi oluşturan kasların çok güçlü bir şekilde kasılmasını sağlar. Ayrıca oksitosin, yeni doğmuş olan bebeğin beslenmesi için anne sütünün salgılanmasını başlatır. Hurmanın tek başına bu özelliği -oksitosin içermesi- bile Kuran'ın Allah'ın vahyi olduğunun önemli bir delilidir. Tıbbi olarak hurmanın faydalarının tespit edilmesi ancak yakın tarihlerde mümkün olmuştur. Halbuki Kuran'da yaklaşık 1400 sene evvel Allah'ın Hz. Meryem'e hamilelik döneminde hurma ile beslenmesini vahyettiği bildirilmektedir.

Hamilelikte Hurma Tüketiminin Doğumu Kolaylaştırıcı Etkisi ile İlgili Bilimsel Bir Araştırma
Ürdün Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nde hamilelik sırasında hurma tüketiminin doğum sonuçlarına etkisi üzerine bir çalışma yapılmıştır. Araştırmada doğumdan önceki 4 haftada günde 6 adet hurma tüketen 69 kadına ve hurma tüketmeyen 45 kadına ait doğum sonuçları karşılaştırılmıştır. 2011 yılında yayınlanan çalışma sonuçlarına göre;


1- Hurma tüketen anne adaylarında rahim açıklığı belirgin şekilde (3,52 cm) tüketmeyenlere göre (2,02 cm) fazladır.

2- Hurma tüketen adayların % 96'sı herhangi bir tetikleyici olmadan doğuma başlarken, bu oran tüketmeyenlerde % 76'da kaldı.

3- Prostin/oksitosin kullanımı hurma tüketen adaylarda (% 28) tüketmeyenlere göre (% 47) belirgin olarak daha düşüktü.

4- Doğumun birinci evresi olan Latent Fazı hurma tüketmeyenlerde 906 dk = 15 saat sürerken hurma tüketenlerde bu süre 510 dk = 8,5 saate kadar düşmüştür.

Buna göre doğumdan önceki 4 haftada hurma tüketiminin doğum olayı için dışarıdan tetikleme ve takviye ihtiyacını belirgin şekilde azalttığı sonucuna varılmıştır.
http://www.tandfonline.com/doi/full/10.3109/01443615.2010.522267

Lohusa Gıdası - Bebek Maması
Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz - "Kadınlarınıza loğusa döne­minde hurma yediriniz. Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu AKILLI ve AĞIR­BAŞLI olur. Çünkü hurma Hz. Meryem'in loğusalığındaki yiyeceği idi. (Hz. Meryem vali­demize Allah (c.c.) kuru bir hurma ağacından onu vermişti). Şayet (loğusa için) hurmadan daha iyi bir yiyecek olsa idi Allah (c.c.) Onu Meryem'e ikram ederdi." buyurarak hurmanın önemini belirtmişlerdir.

Tabibler de yaptıktan araştırmalarda hurmanın antiseptik olduğunu, loğusalık yaralarını çabuk iyileştiren bir ilaç olduğunu, süt arttırdığını, bebeği beslediğini, içindeki potasyumun çocukların büyümesini sağlayan ideal besin olduğunu belirtmişlerdir.

Bebek ilk doğduğunda damağına dünya gıdası olarak hurma ezip ovuşturmak, hurma ezmesi tattırmak, sünnettir ve bebeğin zeki olmasını sağlayan ilaçtır.

Loğusa, hurmayı sade olarak yer, süte ıslayıp yer, bebeğe de hurma şıralı sütten yedirir. Polenli hurma macunu yapıp yer ve bebeğe de yedirir.

"250 gr. hurma, 100 gr. polen, 50 gr. badem içi, 50 gr. ceviz içi, 100 gr. zeytinyağı, 150 gr. halis bal, 50 gr. hıyar çekirdeği, 500 gr. süt kaynatılıp macun kıvamına getirilir." Soğutulup ömür bo­yu yenebilir.

Ayrıca doğum sırasında meydana gelen kan kaybı, vücut şekerinin düşmesine sebep olur. Hurma vücuda tekrar şeker girişinin sağlanması açısından önemlidir ve tansiyon düşmesini de engeller. Kalori değerinin çok yüksek olması sebebiyle hastalıktan güçsüz düşmüş ya da yorgun olan kimseler için özellikle çok faydalıdır. Bu bilgiler, Allah'ın Hz. Meryem'e, hem kendisine enerji ve canlılık verecek hem de bebeğin tek gıdası olan sütün meydana gelmesini sağlayacak "hurma"dan yemesini bildirmesindeki hikmetleri ortaya koymaktadır. Örneğin hurma, insan vücudunun sağlıklı ve zinde kalabilmesi için hayati önem taşıyan 10'dan fazla element içermektedir. Bu nedenle günümüzde bilim adamları, insanın sadece hurma ve suyla yıllarca yaşayabileceğini belirtmektedirler.1 Bu konuda tanınmış uzmanlardan biri olan V. H. W. Dowson ise, bir hurma ve bir bardak sütün bir insanın günlük besin ihtiyacını karşılamaya yeteceğini söylemektedir.

Bebeğin Büyümesini Sağlayıcı
Hurmada potasyum miktarı bol olduğu için bebeğin gelişmesi­ni, gürbüzleşmesini, hasta olmamasını sağlar. Hurmadaki potasyum oranı, bebeğim beslensin di­ye ilk akla gelen çikita muzundan 2.5 kat daha fazla. Hurmanın muz gibi hazmı da zor değildir.

İktidarsızlığa iyi geliyor
Klasik tıp uygulamalarında hurmalar afrodizyak olarak da kullanılır. Hurma palmiyesi poleni bazı ülkelerde iktidarsızlık için kullanılır. Deney hayvanlarında yapılan araştırmalara göre hurma özleri sperm sayısı ve hareketliliğini artıyor. İnsanlardaki faydalarını tespit edebilmek için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyuluyor.

Kısırlık İlacı
Hurma bol miktarda fosfor ihtiva ettiği için kısırlık tedavisinde ila­hi bir ilaçtır. Polenli hurma macunu yapılıp yenmeye devam edilir.

1- 8. âyette Zekeriya (a.s.)'in "Yarabbi zevcem kısır, ben ise ihtiyarım nasıl çocuk sahibi olabilirim" sualine.

2- 25. Âyet-i Kerîme'de doğum sancısı çeken Meryem validemize hurma ağacını silkele ve hurmaları dökülüversin (ye) mealindeki -hurmanın, kısırlık tedavi edici ve doğum kolaylaştırıcı etkisi.-

3- 24. Âyet-i Kerîme'de "Sakın mahzun olma muhakkak ki Rabbin senin alt yanında bir su deresi meydana getirdi."

Şeker Hastalığı ve Hurmanın Faydaları

Diyabete ve yüksek tansiyona faydalı

Yüksek öğretim enstitüleri etkinlikleri konusunda geleneksel ilaçların biyolojik değerlendirmesine yakın zamanlarda artan bir ilgi gösteriyorlar. Halk tıbbının sıklıkla uygulandığı Fas'ta geleneksel tıp bitkileri üzerine çeşitli araştırmalar ve çalışmalar yürütülüyor. Modern tıp olmasına rağmen, klasik ilaçlar (örneğin hurmaların diyabet ve yüksek tansiyon'da kullanılması) Fas'ın uzak toplumlarında yaygın olarak kullanılıyor.

Kandaki Şekeri Artırmıyor
2003'te yapılan bir çalışma hurmaların glisemi (kandaki şeker oranı) endeksinin düşük olduğunu ortaya koydu. Bunun anlamı kan şekeri ve ensülin seviyelerinde düşük oynamalara neden olmaları. Çalışmadaki bilim adamları hurmaların şekerli olmasına rağmen şeker hastaları için zararsız olduğunu söylüyorlar. Yine de şeker hastaları hangi meyvelerin onlar için uygun olduğunu öğrenmek için kesinlikle doktorlarına danışmalılar.

Şekeri Ayarlar
Vücuttaki şeker oranını ayarlayan (regüle eden) tek meyve hurmadır. Hurmada insan vücuduna bol miktarda hareket ve ısı enerjisi kazandıran, vücutta parçalanıp kullanılması kolay olan bir şeker türü bulunmaktadır. Üstelik bu şeker kan şekerini hızla yükselten glikoz değil, meyve şekeri fruktozdur. Özellikle şeker hastalarında kan şekerinin hızla yükselmesi, pek çok organı olumsuz olarak etkiler, ancak en çok hasar gören organ ve sistemler göz, böbrekler, kalp-damar sistemi ve sinir sistemidir. Gözde görme kaybına kadar varan rahatsızlıklar, kalp krizi, böbrek yetmezliği gibi pek çok ciddi hastalığın en önemli nedenlerinden biri, kan şekeri yüksekliğidir.


Hurmanın Muhtelif Faydaları 

Kan Yapıcıdır, Anemi Hastalığını Kaldırır
Hurmanın içerdiği demir, kırmızı kan hücrelerinde bulunan hemoglobin sentezini kontrol eder ve bu da hamilelikte kansızlığın engellenmesini ve bebeğin gelişimi için hayati önem taşıyan kandaki alyuvarlar dengesinin uygun hale gelmesini sağlar. Bilindiği gibi alyuvarlar kanda oksijen ve karbondioksiti taşıyarak hücrelerin canlılığını sürdürmesinde rol oynarlar. Çok fazla demir içermesi sebebiyle, bir insan günde 15 tane hurma yiyerek vücudunun demir ihtiyacını karşılayabilir ve demir eksikliğinden kaynaklanan rahatsızlıklardan korunmuş olur.

Gözleri Kuvvetlendirir
Hurma A vitamini ihtiva ettiğinden hurma yiyenlerde özellikle gece körlüğü ve diğer göz zaafiyetleri olmaz. İkinci Dünya Savaşında gece hücumu yapacak olan Amerikan pilotlarına hedeflerini daha net görebilmeleri için hurma yedirmişlerdir. Göz sinirlerini kuvvetlendirici özelliği vardır.

Kemik Erimesini Engeller
Hurmada bulunan kalsiyum ve fosfat, iskelet oluşumu ve vücudun kemik yapısının dengelenmesi için çok önemli elementlerdir. Hurma, içerdiği bol fosfor ve kalsiyum ile kemik zayıflığına karşı bünyeyi korur ve bu hastalıkların azaltılmasına yardım eder.

Karaciğer Güçlendirici
B1 ve B2 vitaminleri ihtiva ettiği için karaciğeri güçlendirir. Karaciğer soğuk tatlıları sever. Onun için hurmayı kavun, acur, hıyar gibi (soğutucu) gıdalarla yemek daha uygun olur. Sünnettir. Tabipler tabibi Efendimiz (s.a.v.) hurmayı acurla yemişlerdir. Sarılık hastalığının iyileşmesine yardımcı olur.

Stres ve Gerginliği Gidericidir
Bilim adamları hurmanın stres ve gerginliği giderici etkisine de dikkat çekmektedirler. Berkeley Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalar, sinirleri güçlendiren B6 vitamininin ve kasların çalışmasında önemli rol oynayan magnezyum mineralinin hurmada yüksek miktarda bulunduğunu ortaya koymuştur. Hurma ayrıca içerdiği magnezyum ile böbrekler için de son derece önemlidir. Bir insan günde 2-3 tane hurma yiyerek vücudunun magnezyum ihtiyacını karşılayabilir.

Hurmada bulunan B6 'Sinir Vitamini' diye adlandırılır. Stresli ve gergin yaşantısı olanlara sabah, öğle ve akşam saatlerinde üçer adet hurma yemesi son zamanlarda tıp adamlarınca tavsiye edilmektedir.

Sinir Sistemini Dinlendiricidir
İçerdiği B1-B2 vitaminleri ile sinir sisteminin sağlıklı olmasını kolaylaştırır ve dinlendirici etki yapar. Vücuttaki karbonhidratların enerjiye çevrilmesine, protein ve yağların vücudun diğer ihtiyaçları için kullanılmasına yardımcı olur. B2 vitaminiyle de, vücudun enerji sağlaması ve hücrelerin yenilenmesi için protein, karbonhidrat ve yağların yakılmasına yardımcı olur.

Sindirim Sistemini Çalıştırır, Kabızlığa İyi Gelir
Hurmaların yüksek oranda lifli ve şekerli oluşu bilinen bir gerçektir.
Araştırmalar göstermiştir ki farelerin mide ve bağırsak sistemi hurma verildiğinde hızlanmıştır. Bilim adamları lifli yiyeceklerin müshil etkisi olduğunu düşünüyorlar. Hurmalardaki şeker ve melatonin içeriğinin bağırsak sisteminin hızlandırmasına da etki edebileceği düşünülüyor.

Zayıflamaya Yardımcı Olur
Sindirim sistemini hızlandırıcı etkisiyle ve tok tutma özelliği ile son yıllarda hurma diyet listelerinde önemli yer tutmaya başlamıştır.

Folik Asit (B9) İçerir
Hurmanın besleyici oranının gücü, içerdiği uygun mineral dengesinden kaynaklanmaktadır. Hurmada, hamilelikte kadınların alması gereken bir B vitamini olan folik asit de bulunmaktadır. Folik asit (B9), vücutta yeni kan hücresi yapımında, vücudun yapı taşı olan amino asitlerin yapımında ve hücrelerin yenilenmesinde önemli görevler üstlenen bir vitamindir. Bu yüzden hamilelikte folik asit ihtiyacı belirgin şekilde artar ve günlük ihtiyaç iki katına çıkar. Folik asit seviyesi yetersiz olduğunda yapısal olarak normalden büyük, ancak işlevleri düşük alyuvar hücreleri meydana gelir ve kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Özellikle hücre bölünmesinde ve hücrenin genetik yapısının oluşmasında önemli rol oynayan folik asit, hamilelik sırasında gereksinimi iki katına çıkan tek maddedir. Hurma da, folik asit açısından çok zengin bir besin türüdür.

Potasyum Zengini
Yüksek enerjili bir yiyecek olmasının yanında hurmalar mineral zenginidir. Etkin mineral potasyumdur(648mg). Aynı zamanda fosfor, magnezyum, sodyum ve demir de içerir. Araştırmalar potasyum zengin bir beslenmenin farelerde mide ülserlerini yavaşlatabildiği ve önleyebildiğini gösterdi. Ayrıca doğum sonrası meydana gelen potasyum ihtiyacı da hurma tüketerek karşılanabilir.

Kan Kesici
Hurma yemek iç kanamayı durdurur. Onun için lohusa yemeği olmuştur. Haricen kanayan yere konsa kanı durdurur.

Cild Bakımında Kullanılır
Hurma suyu ile cilt pansuman edilir­se cildi besler, hamilelik ve güneş lekelerini yok eder.

Zihni Açıcı ve Dinlendirici
Hurma yemek, polenli hurma macunu ye­mek, ya da hurma kahvesi içmek, fikir işçileri için ideal gıdadır.
Beynimizin temel ihtiyacı fosfor hurmada bol miktarda bulunmaktadır. Yoğun zihinsel aktivitede bulunanların hurma tüketmeleri dinlendirici etki yapacaktır.

Balgam, Öksürük ve Gribe İyi Gelir
Meyve arasında en iyi göğüs ilacı hurmadır. Hurma yemek ya da polenli hurma macunu yemek soğuktan mütevellid hastalıkları iyileştirir.

Yarayı Çabuk İyileştirir
Hurma özü sürülür. Hurmanın yaprağı yakılıp külü basılır. Hurma zeytinyağıyla krem yapılıp sürülür. Hurma özü hurma ağacının tepesinde bulunur (çam sakızı gi­bi), beyaz renkli, süt tadındadır.

Ülsere Bire Bir ve Mideyi Kuvvetlendirici
Bazı ülkelerde halk arasında mide ülserlerinin tedavisinde hurma kullanımı denenmiştir. 2005'te ilgili bir dergide yayınlanan araştırmaya göre, hurma farelerde mide ülseri şiddetini azaltmıştır. Mide astarında hurmanın koruyucu bir görev yaptığı ve insanlarda da uygun olabileceği sonucuna varılmıştır.

Mideye faydalı olabilmesi için hurma yenmeye de­vam edilir. Polenli hurma macunundan aç karına bir tat­lı kaşığı yenmesi faydalıdır.

İftar Sağlığı
Hurma iftarda çok yemenizi engelleyebilir. Kolay sindirilebilir şeker bakımından zengindir. Düşük kan şekeri oruçtan sonra hissettiğiniz açlığın nedenidir. Birkaç hurma yiyip ondan sonra Akşam namazını kılarsanız vücudunuz kan şekerini ayarlama fırsatı bulur. Böylece siz de açlık hissini bastırmak için tıka basa yemek zorunda kalmazsınız.

Böbrek Harabiyetine Engel Olur
2008'de yapılan bir çalışmada hurma meyvesinden ve çekirdeklerinden elde edilen özün, bir antibiyotik (gentamicin) etkisi göstererek böbrek hasarını azaltıp azaltmadığı araştırıldı.

Özün böbreklerin korunmasında etkili olduğu ortaya çıktı. Bilim adamları hurmalardaki antioksidan (E Vitamini, askorbik asit ve melatonin) bileşiklerin bu korumayı sağladığını öne sürdü.

Böbrek kumları iltihabında hurma yenmeye ve polenli hurma macunu yenmeye devam edilir. Hurma suyu böbrek taşlarının parçalanmasında etkilidir.

Yaşlandırmayı Geciktiriyor
2002'de bir araştırma hurma palmiyesi özünün kırışıklık giderici yani yaşlandırma etkilerini geciktirici etkileri olduğunu ortaya koydu. Bunun nedeniyse hurma palmiyesi özündeki bitki hormonları. Araştırmaya göre içeriğinde yüzde 5 hurma palmiyesi özü bulunan kremi kullanan kadınların göz çevrelerindeki kırışıklık yüzeyi ve derinliği azaldı.

Çekirdekleri Bile Faydalı
Hurma çekirdeği karın şişliklerine, bağırsak gazlarına ve toksinlere karşı faydalıdır.

Çekirdekler parçalanarak su ile iyice kaynatılıp içilirse böbrek ve safra taşları olanlara iyi gelir.

Hurma çekirdeği yakılarak sürme gibi göze çekilirse kirpikleri uzatır, göz çapaklarına iyi gelir.

Çevre Dostu
Ormanların azalması ve nüfusun artması, odun yerine kullanılabilecek bitki lifleri gibi alternatiflere yöneltiyor. 2008'de İranlı araştırmacılar preslenmiş hurma palmiyesinden yapılan ağaçların genel kullanım için uygun olacak kadar sağlam olduğunu ortaya koydu.

ÖNEMLİ NOT: Verilen bilgiler ürün tanıtım verisi içermez. Hurma meyvesi hakkında bazı araştırmalardan derlemelerdir. Ürün tanıtım bilgileri için ilgili ürünün detay sayfasını ziyaret ediniz. Rahatsızlıklarınız için doktor teşhis ve tedavisinin şart olduğunu unutmayınız.

İnsanı, hastalığı, hurmayı ve şifayı yaratan Cenab-ı Allah'tır. İnsanoğlu sebeplere riayet etmekle beraber şifa ve tesirin ancak Cenab-ı Allah'tan geldiğini bilmelidir.

Kaynaklar :
Biyolog Yaşar Yeni'nin özel izni ile Doğal ve Şifalı Bitkilerle Tamamlayıcı Tedaviler/Hurma Araştırması
Kuranmucizeleri.com






hurma, hurmanın faydaları, hurma çeşitleri, hurma ile ilgili hadisler, hurma hangi hastalıklara iyi gelir, hurma hangi hastalıklara faydalıdır, hurma diyeti, şeker hastaları hurma yiyebilir mi

HURMA İLE İLGİLİ AYETLER VE HADİSLER

/ No Comments
hurma, hurma ağacı, hurma nedir, hurma ayeti, hurma ne demek, hurma diyeti, hurma faydaları, hurma ayetleri, hurma hadisleri, hurma ile ilgili ayetler, hurma ile ilgili hadisler

Hurma ile İlgili Ayetler

Kur'an-ı Kerim'de geçen hurma ile ilgili / içinde hurma geçen ayetlerin mealleri

Bakara Sûresinin 266 . Ayetinde

Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.

En'âm Sûresinin 99 . Ayetinde

O gökten su indirendir. İşte biz onunla her türlü bitkiyi çıkarıp onlardan yeşillik meydana getirir ve o yeşil bitkilerden, üst üste binmiş taneler, - hurma ağacının tomurcuğunda da aşağıya sarkmış salkımlar- üzüm bahçeleri, zeytin ve nar çıkarırız: (Herbiri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı. Bunların meyvesine, bir meyve verdiği zaman, bir de olgunlaştığı zaman bakın. Şüphesiz bunda inanan bir topluluk için (Allah'ın varlığını gösteren) ibretler vardır.

En'âm Sûresinin 141 . Ayetinde

O, çardaklı, çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (herbiri) birbirine benzer ve (herbiri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

Ra'd Sûresinin 4 . Ayetinde

Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.

Nahl Sûresinin 11 . Ayetinde

Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.

Nahl Sûresinin 67 . Ayetinde

Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.

İsrâ Sûresinin 90,91,92,93 . Ayetinde

Dediler ki: "Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça, yahut senin hurmalardan, üzümlerden oluşan bir bahçen olup, aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça, yahut iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmedikçe, yahut Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe, yahut altından bir evin olmadıkça, ya da göğe çıkmadıkça sana asla inanmayacağız. Bize gökten okuyacağımız bir kitap indirmedikçe göğe çıktığına da inanacak değiliz." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Ben ancak resul olarak gönderilen bir beşerim."

Kehf Sûresinin 32 . Ayetinde

Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.

Meryem Sûresinin 23 . Ayetinde

Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. "Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!" dedi.

Meryem Sûresinin 25 . Ayetinde

" Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün."

Tâ-Hâ Sûresinin 71 . Ayetinde

Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ'ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz."

Mü'minûn Sûresinin 19 . Ayetinde

Onunla sizin için hurma bahçeleri ve üzüm bağları meydana getirdik. Bu bağ ve bahçelerde sizin için pek çok meyveler vardır ve siz onlardan yiyorsunuz.

Şu'arâ Sûresinin 146,147,148. Ayetinde

"Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Yâsîn Sûresinin 34,35 . Ayetinde

Meyvelerinden yesinler diye biz orada hurmalıklar, üzüm bağları var ettik ve içlerinde pınarlar fışkırttık. Bunları onların elleri yapmış değildir. Hâlâ şükretmeyecekler mi?2

Yâsîn Sûresinin 39 . Ayetinde

Ayın dolaşımı için de konak yerleri (evreler) belirledik. Nihayet o, eğrilmiş kuru hurma dalı gibi olur.

Kâf Sûresinin 9,10,11 . Ayetinde

Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

Kamer Sûresinin 20 . Ayetinde

İnsanları köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi kaldırıp atıyordu.

Rahmân Sûresinin 11 . Ayetinde

Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır.

Rahmân Sûresinin 68 . Ayetinde

İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.

Haşr Sûresinin 5 . Ayetinde

(Savaş gereği,) hurma ağaçlarından her neyi kestiniz, yahut (kesmeyip) kökleri üzerinde dikili bıraktınızsa hep Allah'ın izniyledir. Bu da fasıkları rezil etmesi içindir.

Hâkka Sûresinin 7 . Ayetinde

Allah onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.

Abese Sûresinin 27,28,29,30,31,32 . Ayetinde

Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

Tebbet Sûresinin 4,5 . Ayetinde

Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir).

*
hurma, hurma ağacı, hurma nedir, hurma ayeti, hurma ne demek, hurma diyeti, hurma faydaları, hurma ayetleri, hurma hadisleri, hurma ile ilgili ayetler, hurma ile ilgili hadisler

Hadis-i Şeriflerde Hurma

Hurmanın Önemi İle İlgili Hadis-i Şerifler

· Peygamber Efendimiz (asm) döneminde insanlar uzun zaman yiyecek bulamazlardı. Sadece hurma yerler, su içerlerdi. Ama hasta olmazlardı. Sahabi Hz. Aişe validemize "Efendimiz zamanında evinizde ne yer ne içerdiniz" diye sormuş. Hz. Aişe validemiz de şu ibretlik cevabı vermiş; "Evimizde bazen iki üç ay geçerdi de ateş yanmazdı, 'Esvedan(iki siyah)' yani hurma yiyip su içerdik."(Buhari, hibe 1; Müslim, Zühd 28) İşte Resul-u Ekrem (asm) Efendimizin hanesinde, aylarca sadece hurma yemekle hayatlarını devam ettiriyorlar.

· Bir hadis-i şeriflerinde de Peygamber Efendimiz (asm) hurmanın doyuruculuk ve kifayetini anlatmak için Hz. Aişe'ye "Ya Aişe evinde hurma olmayanlar açtırlar" (Müslim,et'ime 153; Darimi,et'ime 26) buyurmuştur. Bu sözü iki veya üç defa tekrarlamıştır. Bunu hurma tüketmeyince tüm zorunlu gıdaları almış olmak zordur şeklinde de anlayabiliriz. Hurma özellikle sütle tüketildiğinde daha etkili ve faydalıdır.

· Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm, hurma ile süte "atyabân" derdi yani "iki en güzel şey" demektir. (Hakim, el-Müstedrek 4/119)

· Resulullah (SAV), namaz kılmazdan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Eğer taze hurma yoksa kuru hurma ile açardı. Eğer kuru hurma da bulamazsa birkaç yudum su yudumlardı. (Ravi : Enes (R.A))

· Resulullah (SAV)`ı salatalıkla birlikte taze hurma yerken gördüm.(Abdullah İbnu Cafer (R.A.))

· Resulullah (SAV) kavunu taze hurma ile yer ve: "Bunun hararetini şunun serinliğiyle, şunun serinliğini de bunun hararetiyle kırıyoruz!" buyururdu. (Ravi : Aişe (R.A))

· Resulullah (SAV), bir miktar arpa (ekmeği) aldı. Üzerine bir hurma koydu ve: "Bu şuna katıkdır!" buyurdu. (Ravi : Yusuf İbnu Abdillah İbni Selam (R.A.))

· Resulullah (SAV), Ramazan bayramında, sayıca tek olan birkaç hurma yemedikçe namaza gitmezdi. (Ravi : Enes (R.A.))

· Resulullah (SAV) yanımıza girdi. Biz kendilerine tereyağı ve hurma ikram ettik. Aleyhissalatu vesselam yağla hurmayı severdi. (Ravi : Büsr es-Sülemi`nin iki oğlu (R.A.))

· "Bazı aylar olurdu, hiç ateş yakmazdık, yiyip içtiğimiz sadece hurma ve su olurdu. Ancak, bize bir parçacık et getirilirse o hariç." (Diğer bir rivayette: "Resulullah ölünceye kadar Muhammed ailesi buğday ekmeğini üst üste üç gün doyuncaya kadar yememiştir." denmiştir. Bir diğer rivayette: "Muhammed (as) bir günde iki sefer yedi ise, biri mutlaka hurma idi." denmiştir) (Ravi : Aişe (R.A))

· Aişe (R.A) : Annem, Resulullah (SAV)`la evleneceğim zaman beni şişmanlatmak istedi. Ancak bana hurma ile birlikte salatalık yedirinceye kadar arzu ettiği diğer şeylerden (ilaçlardan) hiçbirine icabet edemedim. O ikisinden (muntazaman yemeye devam edince) güzel bir şişmanlık kazandım.

Acve Hurması İle İlgili Hadis-i Şerifler

acve hurma · Ebu Hureyre'den rivayetle; "Acve denen hurma cennetdendir ve zehire karşı şifadır." (Tirmızi,tıb 22)

· Hz. Aişe (RA)'dan rivayetle ; "Resulullah (sav) buyurdular ki: "(Medine'nin necd cihetinde yer alan) Aliye acvesinde şifa vardır. O sabahın ilk vaktinde (yenirse) panzehirdir."

· Sa'd bin ebi Vakkas rivayet ediyor; Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: "Kim sabah aç karnına yedi tane acve hurması yerse o gün ona ne sihir ne de zehir tesir eder." Başka bir rivayette "zehir ve sihir zarar vermez".

· Yine başka bir rivayette "Aç karnına hurma yiyiniz zira aç karnına yenen hurma asalakları öldürür." (Buhari,et'ime43; Müslim,et'ime 154)

· Sâd İbn-i Ebî Vakkas (r.a.) hasta olduğunda Resûlûllah (s.a.v.) Efendimiz hasta zi­yaretine giderler. "Mübarek ellerini göğsüme koydu. Hatta ben mübarek elinin soğukluğunu kalbimde hissettim. Sonra -"Sen kalp hastalığına yakalanmışsın! Sakif'in kardeşi Haris İbn-i Kelede'ye git. Tedavi ol. O tabib birisidir. Medine'nin Acve hurmasından yedi tane alsın, onları çekirdekleri ile beraber dövsün (öğütsün) sonra onu süt ile yağ ile sulandırarak sana yedirsin." Sâd (r.a.) böylece bu hastalıktan kurtulmuştur.

Yaş-Taze Hurma ile İlgili Hadis-i Şerifler

· Resûlûllah (S.A.V) Efendimiz - "Kadınlarınıza loğusa döne­minde hurma yediriniz. Kim loğusalığında hurma yerse onun çocuğu AKILLI ve AĞIR­BAŞLI olur. Çünkü hurma Hz. Meryem'in loğusalığındaki yiyeceği idi. (Hz. Meryem vali­demize Allah (C.C.) kuru bir hurma ağacından onu vermişti). Şayet (loğusa için) hurmadan daha iyi bir yiyecek olsa idi Allah (C.C.) Onu Meryem'e ikram ederdi." buyurarak hurmanın önemini belirtmişlerdir.

· Resulullah (SAV), namaz kılmazdan önce birkaç taze hurma ile orucunu açardı. Eğer taze hurma yoksa kuru hurma ile açardı. Eğer kuru hurma da bulamazsa birkaç yudum su yudumlardı. (Ravi : Enes (R.A))

· Resûlûllah (S.A.V) Efendimiz "En hayırlı hurmanız 'berni' dir. Onda şifa vardır hastalığa (yol açacak bir şey) yoktur." (el-Hakim, el-müstedrek 4/226)

Yeni Doğan Çocuğa Tahnik (damağına tatlı bir şey sürme) Yapma

· Abdullah İbnu Ebi Talha`yı doğduğu zaman Resulullah (SAV)`a götürdüm. Bebek bir bez içerisinde idi. Vardığımızda Resulullah (SAV) devesine katran sürüyordu. "Beraberinde hurma da getirdin mi?" diye sordu, "Evet" dedim ve birkaç tane hurma verdim. Onları ağzında çiğnedi, sonra çocuğun ağzını açtı. Ağzına tükrüğü püskürttü. Bebek, yalamaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (SAV) "Ensar`ın hurma sevgisine bakın (doğar doğmaz başlıyor)" diye latife etti ve çocuğu Abdullah diye isimledi. (Ravi : Enes (R.A)) (Hadisin metni; Müslim`deki metindir.)

· Mekke`de Abdullah İbnu Zübeyr (ra)`e hamile kalmıştım. Doğum yaklaşmıştı ki, Mekke`yi terkettim ve Medine`ye geldim, Kuba`ya indim. Abdullah`ı orada dünyaya getirdim. Doğunca, bebeği alıp Resulullah (SAV)`a götürdüm, kucağına bıraktım. Resulullah (SAV) bir hurma istedi, ağzında çiğneyerek ezdikten sonra, tükrüğünden çocuğun ağzına bıraktı. Abdullah`ın midesine ilk inen şey Resulullah (SAV)`ın mübarek tükrükleri idi. Sonra (yumuşattığı o) hurma ile çocuğun damağım oğdu, hakkında bereketle dua etti ve Abdullah ismini verdi. Müslüman aileden ilk doğan çocuk bu idi. (Medine`de bütün Müslümanlar) onun doğumuna çok sevindiler. Çünkü "Yahudiler size sihir yaptılar, asla doğum yapamayacaksınız" diye bir şayia çıkarılmıştı." (Ravi : Esma Bintu Ebi Bekr (R.A.))

· Bir oğlum doğmuştu. Hemen Resulullah (SAV)`a getirdim, İbrahim ismini verip bir hurma ile tahnikde bulundu. Sonra da "Mübarek olsun" diye dua buyurdu ve çocuğu bana geri verdi. Bu çocuk, Ebu Musa`nın en büyük evladı idi. (Ravi : Ebu Musa (R.A.))

Hurma Ağacı ile İlgili Hadis-i Şerifler

· Hz. Peygamber (SAV) şöyle buyurmuştu: "Mü`min, yaprağını hiç dökmeyen yeşil bir ağaca benzer." Halk falanca ağaç, fişmekanca ağaç diye taliminde bulundular, (fakat isabet ettiremediler). Ben, "Bu, hurma ağacıdır" demek istedim, ancak (yaşım küçük olduğu için) utandım. Sonra Hz. Peygamber (SAV): Bu hurma ağacıdır" diye açıkladı. (Ravi : İbnu Ömer (R.A))

· Resulullah (SAV): "Allah`ın hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan -Rabbinin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?" (İbrahim, 24-25) ayetinde zikredilen ağaç hakkında: "O hurma ağacıdır" buyurdu. Ve müteakip ayette ifade edilen kötü ağacı da hanzale`ye (zakkum, Ebu Cehil karpuzu da denir, mercimek ağacıdır) benzetti. Ayet şöyle: "Çirkin bir söz de yerden koparılmış, hiç bir sebatı olmayan kötü bir ağaca benzer" (İbrahim, 26). (Ravi : Enes İbnu Malik (R.A.))

· Resulullah (SAV) bir hurma kütüğüne dayanarak hitapta bulun(ur)du. (Duyulan ihtiyaç üzerine) ona bir minber yaptılar, onun üzerinde hutbe vermeye başladı. Hurma kütüğü (Aleyhissalatu vesselam`ın kendisini terketmesi üzerine) bir deve inleyişi gibi inleyip ağlamaya başladı. Bunun üzerine Resulullah (SAV) minberden inip kütüğü meshedip okşadı. Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu. (Ravi : Enes (R.A.)

Kaynak: www.hurma.com






hurma, hurma ağacı, hurma nedir, hurma ayeti, hurma ne demek, hurma diyeti, hurma faydaları, hurma ayetleri, hurma hadisleri, hurma ile ilgili ayetler, hurma ile ilgili hadisler, hadisler, ayetler


HAYIRLI RAMAZANLAR

9 Mayıs 2018 Çarşamba / No Comments
hayırlı ramazanlar, ramazan nedir, ramazan hakkında bilgi, ramazan bayramı tarihi 2017, ramazan ne zaman, ramazan hakkında hadis ve ayetler, oruç hakkında ayet ve hadisler, orucun faydaları, oruç nasıl tutulur


Ramazan Ayı Hakkında Bilgi


Kameri aylardan dokuzuncusunun ismi. Müslümanların oruç tutmakla mükellef oldukları, dinimizce yüce ve kutsal kabul edilen ay.

Ramazan, arapça bir kelimedir. Bu mübarek ay'a Ramazan isminin verilmesindeki hikmet şöyle belirtilmiştir:

1- Yaz sonunda, güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına "ramdâ" kelimesinden alınmıştır. Bu yağmurun yeryüzünü temizlediği gibi, Ramazan ay'ı da müminleri günah kirlerinden temizler. Nitekim bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s); Kim inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır" (Buhârî, Savm, VI) buyurmuştur.

2- Güneşin şiddetli hararetinden taşların yanıp kızması anlamına olan "ramad" kelimesinden alınmıştır. Böyle kızgın yerde yürüyenin ayakları yanar, zahmet ve meşakkat çeker. Bunun gibi oruç tutan kimse de açlık ve susuzluğun hararetine katlanır, meşakkat çeker, içi yanar. Kızgın yer orada yürüyenlerin ayaklarını yaktığı gibi, Ramazan da müminlerin günahlarını yakar, yok eder.

3- Kılıcın namlusunu veya ok demirini inceltip keskinleştirmek için yalabık iki taşın arasına koyup döğmek anlamına olan "ramd" dan alınmıştır. Bu ay'a Ramazan isminin verilmesi de Arapların bu ayda silahlarını bileyip hazırladıklarından dolayıdır (bk. M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, (t.y), I, 643-4).

Ramazan ay'ına "on bir ayın sultanı" denilmiştir. Bu ayın özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:

1- Kur'an-ı Kerim'de ismi açık olarak geçen tek ay Ramazan ayıdır.

2- Kur'an-ı Kerim bu ay içerisinde indirilmiştir. Yüce Rabbimiz; Ramazan ay'ı öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hidayeti ve hakkı batıldan ayırmayı açıklayan Kur'an, bu ayda indirildi" (el-Bakara, 2/185) buyurmuştur.

3- Kur'an-ı Kerim'de, "bin aydan daha hayırlı" olduğu belirtilen Kadir gecesi bu ay içerisindedir.

4- Dinimizin beş temelinden biri olan oruç ibadeti bu ayda üzerimize farz kılınmıştır. Kur'an-ı Kerim'de; "Sizden kim bu aya yetirirse oruç tutsun" (el-Bakara, 2/185) buyurulur. Ramazan ay'ı girince şartlarını taşıyan kimselere oruç farz olur (bk. Oruç).

5- Fıtır sadakası vermek bu aya mahsus bir ibadettir (bk. Fıtır Sadakası).

6- Teravih namazı da bu ay'a mahsus ibadetlerimizdendir. Ebû Hüreyre (r.a)'dan şöyle rivayet edilmiştir:

"Resulullah (s.a.s)'in Ramazan hakkında şöyle buyurduğunu işittim: Kim inanarak ve sevabını umarak Allah rızası için teravih namazı kılarsa geçmiş günahları bağışlanır" (Buhârî, Teravih,I; ayrıca bk. Teravih).

7- İtikafa girmek: Ramazan ay'ının son on gününde itikafa girmek sünnettir. Hz. Peygamber (s.a.s) Ramazan'ın son on gününde daha çok ibadet ve taatta bulunurdu. Hz. Âişe validemizden şöyle rivayet edilmiştir:

"Resulullah (s.a.s) Ramazan ayının son on günü girince elini eteğini toplar, geceyi ihya eder ve ev halkını uyandırırdı" (Buhari, Kadr, V). Yine Hz. Âişe (r.a.) dan şöyle rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.s) Ramazan'ın son on gününde vefatına kadar itikafa girdi. İrtihalinden sonra da zevceleri itikafa devam ettiler" (Buhari, İtikaf I).

8- Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i okumak, hayır ve hasenatta bulunmak: İbn Abbas (r.a.) dan şöyle rivayet edilmiştir: "Resulullah (s.a.s) insanların en cömerdi idi. Onun bu cömertliği Ramazan ay'ı girip de kendisiyle Cebrail (a.s.) karşılaştığı zaman daha da artardı. Cebrail (a.s.) Ramazan ay'ı çıkıncaya kadar her gece Resulullah (s.a.s) ile buluşup, Resulullah (s.a.s) Kur'an'ı arzeder (okur) du. Resulullah (s.a.s) Cebrail (a.s) ile buluştuğunda insanlara rahmet getiren rüzgardan daha cömert, daha faydalı olurdu" (Buhari, Savm, 7).

Hadis-i şeriften Ramazan ayında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmenin sünnet olduğu anlaşıldığı gibi, gücü yetenlerin çokça sadaka vermeleri, hayır ve hasenatta bulunmalarının da sevap olduğu anlaşılmaktadır. Enes (r.a)'dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s)'e; "Hangi sadaka daha faziletlidir?" diye sorulunca, "Ramazan ayında verilen sadaka" buyurmuştur (Tirmizi, Zekat, 28).

Ramazan ay'ı dinimizce en faziletli ve mukaddes bir aydır. Bu konuda Peygamber Efendimiz (s.a.s)'den bir takım hadis-i şerifler rivayet edilmiştir:

Ebû Hureyre (r.a)'dan Resulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Ramazan ay'ı girince göklerin kapısı (başka bir rivayette Cennetin kapıları) açılır, Cehennemin kapıları kapanır, şeytanlar zincire vurulur" (Buhari, Savm, V).

Cabir b. Abdullah Resulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Ümmetime Ramazan ayında beş şey verilmiştir ki bunlar benden önceki hiç bir peygambere verilmemiştir":

1- Ramazan ayının ilk gecesi olunca Allah Teala ümmetime (rahmet bakışıyla) bakar. Allah her kime (rahmet bakışıyla) bakarsa ona ebedi olarak azab etmez.

2- Akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

3- Melekler her gün ve gece onlara istiğfar ederler,'Allah'tan bağışlanmalarını dilerler.

4- Allah Teala Cennetine emredip; "Kullarım için hazırlanıp süslen. Onların dünya meşakkatlerinden kurtulup, benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı" buyurur.

5- Gecenin sonu olunca, Allah hepsini bağışlar. Orada bulunanlardan biri; "O gece Kadir gecesi midir?" deyince: "Hayır, çalışanları görmüyor musun? Onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tam olarak ödenir" buyurdu (Beyhaki'den naklen et-Tergîb, II, 92).

Ubade b. es-Samit (r.a)'dan: Resulullah (s.a.s) Ramazan ay'ının yeni girdiği bir gün şöyle buyurdu:

"Size bereket ayı Ramazan geldi. Bu ayda Allah sizi kuşatıp rahmetini indirir. Günahları bağışlayıp, duaları kabul eder. Allah bu ayda sizin hayır hususunda yarışmanıza bakar ve sizinle meleklerine karşı iftihar eder. Allah'a hayır ameller takdim ediniz. Şaki, günahkar, bu ayda Allahın rahmetinden mahrum olan kimsedir" (Taberani'den naklen et-Tergîb, II, 99).

İbn Hüzeyme'nin naklettiğine göre Selman (r.a) şöyle anlatmıştır; Resulullah (s.a.s) bir Şaban ayının son gününde bize şöyle hitab etti:

"Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ay'ın gölgesi üzerinize bastı. O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır. Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı. Geceleyin ibadet yapmayı (teravih) kılmayı nafile kıldı. O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur. O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işleyen gibidir. O, sabır ay'ıdır, sabrın karşılığı ise Cennettir. O, yardımlaşma ay'ıdır. O ayda müminin rızkı bollaştırılır. O ayda kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden kurtulmasına sebep olur. Aynı zamanda oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun sevabından da birşey noksanlaşmaz. " Ashab; "Ya Resulullah! Hepimiz oruçluyu iftar ettirecek bir şey bulamıyoruz" deyince Resulullah (s.a.s):

Allah bu sevabı oruçluyu kuru bir hurma ile veya bir yudum su ile ya da bir yudum süt karışığı ile iftar ettirene de verir. O öyle bir aydır ki; evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da Cehennem ateşinden kurtuluştur. O ayda köle ve hizmetçilerinin yükünü hafifleten kimseyi Allah bağışlar ve Cehennem ateşinden kurtarır" (et-Tergîb, II, 94-95).

2018 yılı Ramazan Ayı 15 Mayıs Salı akşamı başlayacak ve 14 Haziran Perşembe günü sona erecektir. Ramazan Bayramı ise 15 Haziran Cuma günü başlayacaktır.



orucun faydaları, oruç hakkında ayet ve hadisler, oruç nasıl tutulur, ramazan ayı 2018, ramazan hakkında bilgi, ramazan hakkında hadis ve ayetler, ramazan ne zaman, ramazan nedir, 


ORUÇ VE RAMAZAN HAKKINDA HADİSLER

/ No Comments
oruç hakkında hadisler, riyazüs salihin, ramazan ayı hakkında hadisler, ramazan ayı, orucun faziletleri, orucun farzları, iftar, sahur, kadir gecesi, oruçlu iken cinsel yaşam, ramazan bayramı ne zaman


ORUCUN VE RAMAZAN AYININ FAZİLETİ HAKKINDA HADİSLER(Riyasüs Salihin)

3082 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ademoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenab-ı Hakk’ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yediyüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (bir hadis-i kudside) şöyle buyurmuştur: “Oruç bu kaideden hariçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terketti.”
“Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.”
3083 – Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur: “Oruç perdedir. Biriniz birgün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa “ben oruçluyum!” desin (ve ona bulaşmasın).”
Buhari, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebu Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizi, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyam 1, (1638), Edeb 58, (3823).
3084 – Yine Ebu Hüreyıe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.”
Tirmizi, Cihâd 3, (1624).
3085 – Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resülü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.”
“Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.”
Nesâi, Sıyam 43, (4, 165).
3086 – Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez.”
Buhari, Savm 4, Bed’ü’l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43, (4, 168); Tirmizi, Savm 55, (765).
Tirmizi’nin rivayetinde şu ziyâde var: “Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.”
3087 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.”
Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746).
3088 – Yine Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “ResuluIIah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.”
Buhari, Savm 5, Bed’ü’I-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4, 129).
3089 – Nesâi ‘nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Bir münâdi, her gece şöyle nida edip bağırır: “Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden tut!”
Nesâi, Savm 5, (4, 130).
3090 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Ramazandan sonra hangi oruç efdaldir?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi:
“Ramazanı ta’zim için Şa’bân!” Tekrar soruldu:
“Hangi sadaka efdaIdir?”
“Ramazanda verilen!” cevabını verdi.”
Tirmizi, Zekat 28, (663).

ORUCUN FARZLARI, SÜNNETLERİ VE AHKÂMI

3091 – İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ramazanı zikrederek buyurdular ki: “Hilâli görünceye kadar oruç tutmayın, yine (müteakip) hilâli görünceye kadar da yemeyin. Bulut araya girerse ayı takdir edin.”
Buhari, Savm 11, 5, 13, TaIâk 25; Müslim, Sıyâm 9, (1080); Muvatta, Sıyâm 1, (1, 286); Ebu Dâvud, Savm 4, (2320); Nesâi, Savm 10, 11, (4, 134).
Buhari’nin bir rivayetinde: “Bulut, görmenize mâni olursa sayıyı otuza tamamlayın” denmiştir. Müslim ve Nesâi’nin Ebu Hüreyre’den kaydettikleri bir rivayette: “Hava bulutlu ise otuz gün oruç tutun” denmiştir.
3092 – Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Ramazan ayını, hilâli görmedikçe veya sayıyı ikmal etmedikçe öne alıp başlatmayın. (Hilali görüp veya sayıyı tamamladıktan) sonra müteakip hilâli görünceye veya sayıyı tamalayıncaya kadar orucu tutun”
Ebu Davud, Savm 6, (2362); Nesâi, Savm 13, (4, 135, 136).
3093 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Şâban ayının günlerini hesapladığı kadar başka bir ayın günlerini hesaplamazdı. Sonra Ramazan hilâlini görünce oruca başlardı. Eğer bulut araya girer (hilâIi göremez) ise (şâbanı) otuz gün olarak hesaplar, sonra ramazan orucuna başlardı.”
Ebu Dâvud, Savm 6, (2325).
3094 – İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Bir Bedevi Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek:
“Ben hilâli -yani ramazan hilâlini- gördüm!” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet getirir misin?” dedi. Adam buna da, “evet!” diye cevap verince, Efendimiz:
“Ey Bilal! dedi, halka yarın oruç tutmalarını ilan et!”
Ebu Davud, Sıyam 14, (2340, 2341); Tirmizi, Savm 7, (691); Nesai, Savm 8, (4, 132); İbnu Mace, Sıyam 6, (1652).
3095 – İbnu Ömer (radıyallalıu anh) anlatıyor: “Halk hilâli görmek için gayret sarfetti. Ben, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gördüğümü (tek başıma) söyledim. Sözüm üzerıne oruç tuttu ve halka da oruç tutmalarını emretti.”
Ebu Dâvud, Savm 14, (2342).
3096 – Hüseyin İbnu’l-Haris el-Cedeli, Haris İbnu Hatib (radıyallahu anh)’den anlatıyor: “Haris dedi ki: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hiIali görünce oruç tutmamızı emretti, eğer biz göremez de iki âdil şâhid gördükleri hususunda şehâdet ederlerse, onların şehâdetlerine uyarak tutacaktık.”
Ebu Dâvud, Savm 13, (2338).
3097 – Ebu Umayr İbnu Enes, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabından olan amcalarından naklettiğine göre, bir grup kimse Resulullah (aleyhissalâtu vesselam)’a binekleriyle gelip: “Dün hilâli gördük” diye şehâdette bulundular. Bunun üzerine, Efendimiz onlara oruçlarını açmalarını, sabah olunca da musallaya (bayram namazına) gelmelerini emretti.”
Ebu Davud, Salât 255, (1157); Nesâi, Iydeyn 2, (3, 180).
3098 – Küreyb (rahimehullah) anlatıyor: “Ben Şam’da iken ramazan hilali beklenmişti. Hilali bir cum’a günü ben de gördüm. Sonra ayın sonunda Medine’ye geldim. lbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ):
“Hilali ne zaman görmüştünüz?” diye sordu. Ben
“Cum’a günü!” dedim. İbnu Abbâs tekrar:
“Sen de hilali gördün mü?” dedi. Ben:
“Evet, hem ben, hem de halk gördü ve herkes oruç tuttu. Hz. Muâviye (radıyallahu anh) de oruç tuttu!” dedim. İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ):
“Ama biz hilâli cumartesi gecesi gördük. Öyleyse otuza tamamlayıncaya veya hilali görünceye kadar tutmalıyız!” dedi. Ben:
“Hz. Muâviye’nin görmesiyle ve onun orucuyla iktifa etmiyor musun?” dedim. Cevaben:
“Hayır! Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bize böyle emretti” dedi.”
Müslim, Sıyâm 28, (1087); Ebu Dâvud, Savm 9, (2332); Tirmizi, Savm 9, (693); Nesâi, Savm 7, (4, 131).
3099 – Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“(Muteber) oruç, (hep beraber) tuttuğunuz gündekidir. (Muteber) iftar, hep beraber) ettiğiniz gündekidir. (Muteber) kurban (hep beraber) kurban kestiğiniz gündekidir.”
Tirmizi, Savm 11, (697); Ebu Dâvud, Savm 5, (2324).
3100 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Ramazan ayı şöyle, şöyle şöyledir -bu sırada iki elini bütün parmaklarıyla iki sefer çırptı, üçüncu çırpışta sağ veya sol başparmağını yumdu.-”
3101 – Müslim ve Nesai’de gelen bir rivayette: “Biz ümmi bir milletiz, ne yazı ne de hesap biliriz. Ay, şöyle şöyledir” dedi. Yani bir defasında yirmidokuz, bir defasında otuz gösterdi” denmiştir.”
Buhari, Savm 13, 5, 11, Talak 29; Müslim, Savm 13-15, (1080); Ebu Davud, Savm 4, (2319, 2320, 2321); Nesai, Savm 17, (4, 139, 140).
3102 – Ebu Bekre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki bayram ayı eksilmezler: Bunlar Ramazan ve Zü’l-Hicce aylarıdır.”
Buhari, Savm 12; Müslim, Sıyâm 31, (1089); Ebu Dâvud, Savm 4, (2323); Tirmizi, Savm 8, (692).

NİYET

3103 – Hz. Hafsa (radıyallabu anhâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Kim orucu fecirden önce niyetle (kesin kılmazsa) onun orucu yoktur.”
Ebu Dâvud, Savm 71, (2454); Tirmizi, Savm 33, (730); Nesâi, Savm 68, (4, 196, 197).
3104 – Hz. Aişe ve Hz. Hafsa (radıyallahu anhümâ) buyurdular ki: “Sadece şafaktan önce niyet edenlerin orucu muteberdir.”
Nesâi, Savm 68, (4, 197, 198); Muvatta, Sıyâm 5, (1, 288).

NAFİLE ORUCUN NİYYETİ

3105 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) bir gün bana:
” Yanında (yiyecek) bir şey var mı?” diye sordu.
“Hayır!” demem üzerine: “Ben oruç tutacağım!” buyurdu. Yanımdan çıkınca bize bir hediye geldi -veya bize bir grup misafir geldi.- Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) eve geri dönünce:
“Ey Allah’ın Resulü bize bir hediye geldi -veya bize ziyaretçiler geldi- sana yiyecek bir şey hazırladım!” dedim.
“Nedir o?” diye sordu. Ben:
“Hays! (un, yağ, hurmadan yapılan bir yemek)” dedim.
“Getir onu!” buyurdu. Ben de getirdim. Aleyhissalâtu vesselam onu yedi, sonra:
“Oruçlu olarak sabahlamıştım” buyurdu.”
Mücâhid (rahimehullah) der ki: “Bu, malından sadaka çıkaran adam gibidir, o, dilerse çıkardığı sadakayı verir (yani kararını icra eder), isterse vermekten vazgeçer.”
Müslim, Sıyâm 169, (1154); Nesâi, Savm 67, (4, 193-195); Tirmizi, Savm 35, (733, 734); Ebu Dâvud, Savm 72, (2455).
3106 – Ümmü’d-Derdâ anlatıyor: “Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) gündüzleyin gelir: “Yanınızda yiyecek var mı?” diye sorardı. Şâyet biz: “Hayır, yok!” diyecek olsak: “Öyleyse bugün ben oruçluyum!” derdi. Ebu Talha, Ebu Hüreyre, İbnu Abbâs, Huzeyfe (radıyallahu anhüm) hep böyle yaptılar.”
Buhari, Savm 21, (Tercümede, yani bir bab başlığında zükretmiştir).

ORUCU BOZAN ŞEYLERDEN KAÇINMAK

3107 – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim kendiliğinden kusacak olursa, üzerine kaza gerekmez. Kim de isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin.”
Ebu Dâvud, Savm 32, (2380); Tirmizi, Savm 25, (720); İbnu Mâce, Savm 16, (1676).
3108 – Ebu Sa’id (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Üç şey vardır orucu bozmaz: Hacamat olmak (kan aldırmak), kusmak, ihtilam olmak.”
Tirmizi, Savm 24, (719).
3109 – Ma’dân İbnu Talha, kendisine Ebu’d-Derdâ (radıyallahu anh)’nın şunu anlattığını söylemiştir: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) kustu ve orucunu açtı. Sevbân (radıyallahu anhâ) bu meseleyi sordu. Sevbân:
“Doğru söylemiş, o zaman abdest suyunu ben döktüm” dedi.”
Ebu Dâvud, Savm 32, (2381); Tirmizi, Tahâret 64, (87).
3110 – İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ihramlı olduğu halde hacamat oldu. Keza oruçlu iken de hacamat oldu.”
Buhari, Savm 32, Tıbb 11; Müslim, Hacc 87, (1202); Ebu Dâvud, Savm 29, (2372, 2373); Tirmizi, Savm 61, (775, 776, 777).
3111 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz oruçlunun hacamat olmasını, sâdece bitap düşmesinden korkup terkettik.”
Ebu Dâvud, Savm 29, (2375); Buhari, Savm 32.
3112 – İbnu Ebi Leylâ, Sahâbi bir zâttan naklediyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) hacamat olmaktan, muvâsaladan (üst üste bir kaç gün oruç açmamaktan) yasakladı. Ancak bunları Ashâbına haram kılmadı. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü, sen sahura kadar orucu devam ettiriyorsun” denildi de şu cevabı verdi:
“Ben sahura kadar uzatıyorum, zira Rabbim bana yedirip içirmektedir.”
Ebu Dâvud, Savm 29, (2374).
3113 – Rafi’ İbnu Hadic (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Şöyle buyurdulaı: “Hacamat ettiren de, hacamat eden de orucunu açmıştır.”
Tirmizi, Savm 60, (774); Ebu Dâvud, Savm 28, (2367); İbnu Mâce, Savm 18, (1679, 1680, 1681).
3114 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam gelerek: “Ey Allah’ın Resulü, gözüm ağrıyor, oruçlu olduğum halde sürme çekiyorum (bu, orucumu bozar mı?)” diye sordu. Resulullah: “Hayır (bozmaz)” dedi.”
Tirmizi, Savm 30, (726).
3115 – Abdurrahman İbnu Nu’man İbni Ma’bed İbni Hevze an ebihi an ceddihi anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) uyku sırasında gözlere miskle karıştırılmış ismid (sürmesi) çekilmesini emir buyurdu ve:
“Oruçlu bundan sakınsın!” dedi.”
Ebu Dâvud, Savm 31, (2377).

ÖPME VE MÜBAŞERET

3116 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) oruçlu olduğu halde hanımlarından birini öperdi” (Hz. Aişe bunu söyleyip sonra güldü.)
3117 – Bir başka rivayette şöyle der: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), oruçlu iken mübaşerette bulunurdu. O, nefsine hepinizden çok hâkim idi.”
Buhari, Savm 24, 23; Müslim, Sıyâm 62-65, (1106); Muvatta, Sıyâm 14, (1, 292); Ebu Dâvud, Savm 33, (2382-2386); Tirmizi, Savm 31, (727-729).
3118 – Hz. Câbir anlatıyor: “Hz. Ömer İbnu’I-Hattâb (radıyallahu anhümâ) (bir gün telâşla gelerek):
“Ey Allah’ın Resulü! Bugün ben büyük bir hatada bulundum, oruçlu iken (hanımımı) öptüm!” dedi. Resulullah da şöyle cevapladı:
“Sen oruçlu iken mazmaza yapmaz mısın? (Bu orucunu bozar mı?)”
(Ravilerden İsa İbnu Hammâd rivayetinde) der ki: “Dedim ki: “Bunda bir beis yok!” Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Öyleyse niye (öpmeden telaşa düşüyorsun?)”
Ebu Dâvud, Savm 33, (2385).
3119 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir adam Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a oçuçlunun hanımıyla mübaşeretinden sordu. Aleyhissalatu vessalam ruhsat verdi.
Arkadan bir başkası geldi, o da aynı şeyi sordu. Buna mübâşereti yasakladı.
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ruhsat tanıdığı kimse yaşlı birisiydi, yasakladığı kimse de gençti.”
Ebu Dâvud, Savm 35, (2387).
3120 – Nâfi merhum anlatıyor: “Abdullah İbnu Ömer (radıyallahü anhümâ) oruçluyu öpme ve mübaşeretten men ederdi.”
Muvatta, Sıyâm 20, (1, 293).

UNUTARAK ORUCU BOZMA

3121 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir.”
Buhari, Savm 26, Eyman 15; Müslim, Sıyâm 171, (1155); Tirmizi, Savm 26, (721); Ebu Dâvud, Savm 39, (2398).

ORUCUN ZAMANI

3122 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam), bazan olurdu bir ay boyu oruç tutmazdı ve o aydan hiç oruç tutmayacağını zannederdik. Bazan da (öylesine ara vermeden) tutardı ki, o aydan hiç bir günü oruçsuz geçirmeyecek zannederdik. Sen onu, geceleyin namaz kılarken görmek istesen mutlaka görürdün. Geceleyin uyur görmek istesen mutlaka görürdün.”
Buhari, Savm 53, Teheccüd 11; Müslim, Sıyâm 180, (1158); Tirmizi, Savm 57, (769).
3123 – İbnu Abbâs (radıyallabu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissâlatu vesselâm), ramazan dışında hiçbir ayı tam olarak oruçlu geçirmedi.”
Buhari, Savm 53; Müslim, Savm 178, (1157); Nesâi, Savm 70, (4, 199)

AŞÛRE ORUCU

3124 – Katâde (rahimehullah) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Aşura orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını Allah(ın rahmetin)den umarım.”
Tirmizi, Savm 48, (752).
3125 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ramazan (farz olmazdan) önce Aşura orucu tutuluyordu. Ramazanın farziyeti indikten sonra onu dileyen tuttu, dileyen de tutmadı.”
Buhari, Savm 69, Hacc 1, 47, Menâkıbu’l-Ensâr 26, Tefsir, Bakara 24; Müslim, Sıyâm 115; Muvatta, 33, Ebu Dâvud, Savm 64, (2442, 2443); Tirmizi, Savm 49, (753).
3126 – İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’ye gelince, yahudileri Aşüra günü oruç tutar gördü. Onlara:
“Bu da ne, (niçin oruç tutuyorsunuz)?” diye sordu.
“Bu, sâlih (hayırlı) bir gündür. Allah, o günde Beni İsrâil’i düşmanlarından kurtardı. (Şükür olarak) Hz. Musa o gün oruç tuttu ” dediler. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
“Ben Musa’ya sizden daha layığım” buyurup o gün oruç tuttu ve müslümanlarada tutmalarını emretti.
Buhari, Savm 69, Enbiya 22, Fedailul-Ashab 52, Tefsir, Yünus 1, Tâ-hâ 1, M üslim, Sıyâm 127, (1130); Ebu Dâvud, Savm 64, (2444).
3127 – Kays İbnu Sa’d İbnu Ubâde (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Biz Aşura günü oruç tutuyor ve sadaka-ı fıtrı ödüyorduk. Ramazan orucunun farziyyeti ve zekat emri inince artık onunla emredilmedik, ondan yasaklanmadık da, biz onu yapıyorduk.”
Nesai, Zekat 35, (5, 49).

RECEB ORUCU

3128 – Abbâd İbnu Hanif anlatıyor: “Sa’id İbnu Cübeyr (rahimehullah)’e Receb ayındaki oruçtan sordum. Bana şu cevabı verdi:
“İbnu Âbbâs (radıyallahu anhümâ)’ı dinledim, şöyle demişti: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Receb ayında bazı yıllarda öyle oçuç tutardı ki biz, “(Gâliba). hiç yemeyecek (ayın her gününde tutacak)” derdik. (Bazı yıllarda da öyle) yerdi ki biz; “(Galiba) hiç tutmayacak” derdik.”
Buhari, Savm 53; Müslim, Sıyâm 179, (1157); Ebu Davud, Savm 55, (2430).

ŞABAN ORUCU

3129 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (bazan) oruca öyle devam ederdi ki, “(Bu ay) hiç yemiyecek” derdik. Bazan da öyle devamlı yerdi ki, “(Bu ay) hiç tutmayacak” derdik. Ben, onun ramazan dışında bir ayı tam olarak tuttuğunu görmedim. Herhangi bir ayda, şâban ayında tuttuğundan daha fazla tuttuğunu da görmedim.”
Buhari, Savm 52; Müslim, Sıyâm 175, (1156); Muvatta, Sıyâm 56, (1, 309); Ebu Dâvud, Savm 56, 59, (2431, 2434); Tirmizi, Savm 37, (736); Nesâi, Savm 70, (4, 199, 200).
3130 – Ümmü Seleme (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Ben, Resulullah (aleyhissalâtu vesselam)’ın Şâban ve Ramazan dışında iki ayı peş peşe tam olarak oruçla geçirdiğini göımedim.”
Tirmizi, Savm 37, (736); Ebu Dâvud, Savm 11, (2335); Nesâi, Savm 70, (4, 200).
3131 – Hz. Üsâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü dedim, Şâban ayında tuttuğun kadar başka aylarda oruç tuttuğunu göremiyorum (sebebi nedir?)” diye sordum. Şu cevabı verdi:
“Bu, Receb’le Ramazan arasında insanların gaflet ettikleri bir aydır. Halbuki O, amellerin Rabbülâlemin’e yükseltildiği bir aydır. Ben, oruçlu olduğum halde amelimin yükseltilmesini istiyorum.”
Nesâi, Savm 70, (4, 201).

ŞEVVAL’DEN ALTI GÜN

3132 – Eyub (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim Ramazan orucunu tutar ve ona Şevval ayından altı gün ilave ederse, sanki yıl orucu tutmuş olur.”
Müslim, Sıyâm 204, (1164); Tirmizi, Savm 53, (759); Ebu Dâvud, Savm 58, (2432).

ZİLHİCCE’DEN ON GÜN

3133 – Hüneyde İbnu Hâlid hanımından, o da Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın zevcelerinden birinden anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) Zilhicce’den dokuz günle Aşura günü oruç tututardı. Bir de her aydan üç gün, ayın ilk pazartesi ile perşembe günü oruç tutardı.”
Ebu Dâvud, Savm 61, (2437); Nesâi, Savm 83, (4, 220).
3134 – Kâsım İbnu Muhammed (rahimehullah) anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) Arefe günü oruç tutardı. Ben Arefe akşamı imamın (hacc emirinin, Müzdelife’ye gitmek üzere) hareket ettiği sırada Hz. Aişe’nin yerinde kalarak, halkla kendi arasında bir boşluk açılana kadar bekleyip sonra içecek birşeyler isteyerek iftar yaptığını gördüm.”
Muvatta, Hacc 133, (1, 375).
3135 – Ebu Katâde (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulüllah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Arafat günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefaret olacağına Allah’ın rahmetinden ümidim var.”
Tirmizi, Savm 46, (749); İbnu Mâce, Sıyâm 40, (1730); Müslim, Sıyâm 196, (1162).

HAFTANIN GÜNLERİ

3136 – Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam pazartesi ve perşembe günlerinde oruç(la sevap) arardı.”
Tirmizi, Savm 44, (745); Nesai, Savm 70, (4, 202, 203); İbnu Mace, Sıyam 42, (1739).
3137 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ameller Allah Teala hazretlerine pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Ben, amelimin oruçlu olduğum halde arzedilmesini severim.”
Tirmizi, Savm 44, (747).

EYYÂMU’L-Bİ’Z

3138 – Abdullah İbnu Katâde İbni Milhân el-Kaysi, babası (radıyallahu anh)’ndan anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), bize eyyam-ı bi’z’de yani ayın onüç, ondört ve onbeşinci günlerinde oruç tutmamızı emrederdi ve “Bunlar yıl orucu vaziyetindedir” derdi.”
Ebu Dâvud, Savm 68, (2449); Nesâi, Savm 83, (4, 220, 221).
3139 – İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) eyyâmu’l-bi’z’de oruç tutmayı hazerde de seferde de bırakmazdı.”
Nesâi, Savm 70, (4, 198).
3140 – Muâzetu’l Adeviyye anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’den sorduın: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) her ay üç gün oruç tutar mıydı?”
“Evet!” diye cevap verdi. Ben tekrar:
“Ayın hangi günlerinde tutardı?” dedim.
“Hangi günde oruç tuttuğuna ehemmiyet vermezdi” diye cevap verdi.”
Müslim, Sıyâm 194, (1160); Ebu Dâvud, Savm 70, (2453); Tirmizi, Savm 54; (763).
3141 – Hz. Ebu Zerr (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Kim ber ayda üç gün oruç tutarsa işte bu, yıl orucu olur. Allah Teâlâ hazretleri bu hususu te’yiden kitabında şu ayeti indirdi: “Kim bir hayır işlerse o kendisinden on misliyle kabul edilir” (En’am 160). Bir gün on misliyle kabul ediliyor.”
Tirmizi, Savm 54, (761); Nesâi, Savm 82, (4, 219).
3142 – Âmir İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Zahmetsiz ganimet kışta tutulan oruçtur.”
Tirmizi; Savm 74, (797).
3143 – İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’ye: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) herhangi bir güne ayrı bir ehemmiyet verir miydi?” diye sordum.
“Hayır!” dedi ve ilave etti: “O’nun ameli hafif ve devamlı yağan yağmur gibiydi. Hanginiz Resulullah (aleyhissalâtu vesselam)’ın tahammül ettiği şeye dayanabilir?”
Buhari, Savm 64; Rikâk 18; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirin 217, (783); Ebu Dâvud, Salât 317, (1370).

ORUCUN HARAM OLDUĞU GÜNLER

3144 – Ebu Sa’id (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İki günde oruç câiz olmaz: Fıtır günü (Ramazan bayramının birinci günü) ve Nahr günü.”
Buhari, Savm 67, Fadlu’s-Salât 6, Cezâu’s-Sayd 26; Müslim, Sıyâm 288, (827); Ebu Dâvud, Savm 48, (2417); Tirmizi, Savm 58, (772).
3145 – Ukbe İbnu Amir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Arefe günü, kurban günü ve teşrik günleri, biz müslümanların bayramıdır. Bu günler yeme-içme günleridir.”
Ebu Dâvud, Savm 49, (2419); Tirmizi; Savm 59, (773); Nesâi, Menâsik 195; (5, 252); Tirmizi, hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
3146 – Nübeyşe el-Hüzeli (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Teşrik günleri, yeme-içme ve Allah’ı zikretme günleridir.”
Müslim, Siyâm 144, (1141).
3147 – Sıla İbnu Züfer anlatıyor: “Biz, Şabandan mı, Ramazandan mı olduğu şüphe edilen günde Ammâr (radıyallahu anh)’ın yanında idik. Bize kızartılmış bir koyun getirildi. Cemaatten biri: “Ben oruçluyum” diyerek geri çekildi. Ammâr: “Kim bugün oruç tutarsa, muhakkak olarak Ebu’I Kâsım aleyhissalâtu vesselâm’a isyan etmiştir” dedi”.
Ebu Dâvud, Savm, 10, (2334); Tirmizi, Savm 3, (686); Nesâi, Savm 37, (4, 153); İbnu Mâce, Sıyâm 3, (1645).
3148 – İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) buyurdular ki: “Kim ebed orucu tutarsa, ne oruç tutmuş, ne iftar etmiştir.”
Nesâi, Savm 71, (4, 205, 206).
3149 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şaban ayı yarılandı mı artık oruç tutmayın.”
Ebu Dâvud, Savm 12, (2337); Tirmizi, Savm 38, (738).
3150 – Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Sizden kimse, ramazanı bir veya iki gün önceden oruç tutarak karşılamasın. Eğer bir kimse, önceden oruç tutmakta idiyse, orucunu tutsun.”
Buhari, Savm 14; Müslim, Savm 21, (1082); Ebu Dâvud, Savm 11, (2335); Tirmizi, Savm 2, (684); Nesâi, Savm 31, 32 (4, 149).
3151 – Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Arefe günü Arafât’da oruç tutmayı yasakladı.”
Ebu Dâvud, Savm 63, (2440).
3152 – Yine Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sizden hiç kimse, cum’agünü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutuyorsa bu takdirde cum’a günü de oruç tutabilir.”
3153 – Müslim’in bir rivayetinde şöyle gelmiştir: “Cum’a gecesini, diğer geceler arasında gece namazına tahsis etmeyin, cum’a gününü de diğer günler arasında oruç günü olarak tayin etmeyin, ancak birinizin tutmakta olduğu oruç arasına denk gelirse o hariç.”
Buhari, Savm 63; Müslim, Sıyâm 147, 148; Ebu Dâvud, Savm 50, (2420); Tirmizi, Savm 42, (743).
3154 – Abdullah İbnu Büsr es-Sülemi, kızkardeşi es-Sammâ (radıyallahu anh)’dan naklediyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Cumartesi günü oruç tutmayın, ancak Allah’ın size farzettiği şeyde o gün oruç tutarsınız. Biriniz yiyecek nev’inden bir şey bulamaz da sadece üzüm (asması) kabuğu veya bir ağaç çöpü bulacak olsa onu ağzında çiğnesin (ve yine de cumartesi günü oruçlu olmasın).”
Ebu Dâvud, Savm 51, (2421); Tirmizi, Savm 43, (744); İbnu Mâce, Sıyâm 38, (1726); Ebu Dâvud hadisin mensuh olduğunu söylemiştir. Tirmizi de hasen demiştir.

ORUCUN SÜNNETLERİ

3155 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Sahur yemeği yiyin, zira sahurda bereket var.”
Buhari, Savm 20, Müslim, Sıyâm 45, (1095); Tirmizi, Savm 17, (708); Nesâi, Savm 18, (4, 141).
3156 – Amr İbnu’I-As (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bizim orucumuzla Ehl-i Kitab’ın orucunu ayıran fark sahur yemeğidir.”
Müslim, Sıyâm 46, (1096); Ebu Dâvud, Savm 15, (2343); Tirmizi, Savm 17, (709); Nesâi, Savm 27, (4, 146).
3157 – Zeyd İbnu Sâbit (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’Ia birlikte sahur yemeği yedik, sonra namaza kalktık.” Kendisine: “(Yemekle sahur) arasında ne kadar zaman geçti?” diye sorulmuştu, şu cevabı verdi: “Elli âyet (okuyacak) kadar!”
Buhari, Savm 19, Mevâkitu’s-Salât 27, Teheccüd 8; Müslim, Sıyâm 47, (1097); Tirmizi, Savm 14, (703); Nesâi, Savm 21, 22, (4, 143).
3158 – Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben ailem içerisinde sahuryemeği yiyordum. Sonra ben, sabah namazını Resulullah (aleyhissalâtu vesselam)’Ia birlikte kılmak için sür’atli yiyordum.”
Buhari, Savm 19, Mevâkit, 27.
3159 – Zirr İbnu Hubeyş anlatıyor: “Huzeyfe (radıyallahu anh)’ye: “Sen Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte hangi vakitte sahur yedin?” diye sorduk. Şu cevabı verdi: “Gündüzdü, ancak güneş doğmamıştı.”
Nesai, Savm 20, (4, 142).
3160 – Talk İbnu Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Fecr-i kâzib size mâni olmasın, fecr-i sadık karşınıza çıkıncaya kadar yiyin için.”
Ebu Dâvud, Savm 17, (2348); Tirmizi, Savm 15, (705).
3161 – Buhari ve Müslim’in İbnu Mes’ud (radıyallahu anh)’dan rivayetlerine göre, ResuluIlah, fecr-i sâdık’ı tarif ederken: “0, enlemesine görülen aydınlıktır, uzunlamasına görülen değil” buyurdu.”
Buhari, Ezân 13, Talâk 24, Haberu’I-Vâhid 1; Müslim, Sıyâm 40, (1093); Ebu Dâvud; Savm 17, (2347); Nesai, Savm 30, (4, 148).
3162 – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Biriniz ezanı işitince (yiyip-içtiği) kap elinde ise, ihtiyacını görünceye kadar onu bırakmasın.”
Ebu Dâvud, Savm 18, (2350).

İFTAR VAKTİ

3163 – Hz. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Gece şu taraftan (doğudan) gelince, gündüz de şu taraftan (batıdan) gidince, güneş de batınca oruçlu orucunu açmıştır.”
Buhari, Savm 43; Müslim, Sıyâm 51, (1100); Ebu Dâvud, Savm 19, (2351); Tirmizi, Savm 12, (698).
3164 – Humeyd İbnu Abdirrahman anlatıyor: “Hz. Ömer ve Hz. Osman (radıyallahu anhüma), akşam namazını, gecenin karanlığını (ufukta) görür görmez daha iftarı açmadan kılarlar, namazdan sonra da oruçlarını açarlardı. Bunu ramazanda yaparlardı.”
Muvatta, Sıyâm 8, (1, 289).

İFTARDA TA’CİL

3165 – Sehl İbnu Sa’d (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İnsanlar iftarda ta’cile yer verdikleri müddetçe hayır üzere devam ederler.”
Buhari, Savm 45; Müslim, Sıyam 48, (1098); Muvatta, Sıyâm 6, (1, 288); Tirmizi, Savm 13, (699).
3166 – İmam Mâlik’ten anlatıldığına göre, Abdulkerim İbnu Ebi’I-Muharik’in şöyle söylediğini işitmiştir: “Nübüvvet (peygamberlik) amellerinden biri de iftarın ta’cili (öne alınması), sahurun da te’hir edilmesidir.”
Muvatta, Kasru’s-Salât 46, (1, 158).
3167 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) namaz kılmazdan önce biçkaç taze hurma ile orucunu açardı. Eger taze hurma yoksa kuru hurma ile açardı. Eğer kuru hurma da bulamazsa birkaç yudum su yudumlardı.”
Ebu Dâvud, Savm 22, (2556); Tirmizi, Savm 10, (694).
3168 – Mu’az İbnu Zühre anlatıyor: “Bana ulaştı ki, Resulullah aleyhissalatu vesselam, iftar ettiği zaman şu duayı okurdu: “Allahümme leke sumtü ve ala rızkıke eftartü. (Ey Allahım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum.)”
Ebu Davud, Savm 22, (2358).
3169 – Mervan İbnu Salim, Hz. İbnu Ömer radıyallahu anhüma’den naklediyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam orucunu açınca şöyle derdi: “Susuzluk gitti, damarlar ıslandı, inşaallah Teâlâ sevap kesinleşti.”
Ebu Dâvud, Savm 22, (2357).
“Rezin, duanın baş kısmına “Elhamdülillah” kelimesini ziyade etti.”
3170 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ramazan ayının sonunda oruçları vasletti (yani hiç bozmadan birkaç gün ard arda devam ettirdi). Onunla birlikte halk da vasletti. Durum ResululIah’a ulaşınca:
Eğer Ramazan ayı bizim için uzatılsaydı biz onu öyle bir vaslederdik ki derine dalanlar (aşırılar) bundan (aşırılıklarından) vazgeçmek zorunda kalırlardı. Ben sizin gibi değilim. Ben gölgelenirim. Rabbim bana hem yedirir hem de içirir.”
Buhari, Savm 48; Tenmenni 9; Müslim, Savm 57-60 (1103-1105); Tirmizi; Savm 62, (778).
3171 – Ebu Bekr İbnu Abdirrahman’ın anlattığına göre, babası, Mervan’a Hz. Aişe ve Ümmü Seleme (radıyallahu anhümâ)’nin kendisine şunu haber verdiklerini söylemiştir: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) Ramazan ayında, rüya sebebiyle olmaksızın cünüb olarak fecir vaktine ulaştığı olurdu da, kalkıp yıkanır ve orucunu tutardı.”
Buhari, Savm 22, 25; Müslim, Sıyâm 76, (1109); Muvatta, Sıyâm 12, (1, 291); Ebu Dâvud, Savm 36, (2388, 2389); Tirmizi, Savm 63, (779); Nesâi, Tahâret 123, (1, 108).
3172 – Âmir. İbnu Rebi’a (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ben Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı, oruçlu iken misvaklandığını sayamayacağım kadar çok gördüm.”
Buhari, Savm 27; Ebu Dâvud, Savm 26, (2364); Tirmizi, Savm 29, (725); (Buhari’nin rivayeti muallaktır).
3173 – İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) şöyle demiştir: “Oruçlu, günün başında ve sonunda misvak kullanır.”
Buhari, Savm 25 (bab başlığında (tercüme) kaydetmiştir).
3174 – Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah. (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur.”
Buhari, Savm 8, Edeb 51; Ebu Dâvud, Savm 25, (2326); Tirmizi, Savm 16, (707).
3175 – Yine Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Biriniz yemeğe davet: edilince, oruçlu ise: “Ben oruçluyum” desin.”
Müslim, Sıyâm 159, (1150); Ebu Davud, Savm 76, (2461); Tirmizi, Savm 64, (780; 781); İbnu Mâce, Sıyâm 47, (1750).
3176 – Hz. Aişe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim bir kavme misafir olursa, onlar müsaade etmedikçe (nafile) oruç tutmasın.”
Tirmizi Savm, 70, (789); Tirmizi, hadis için: “Münkerdir, Hişam İbnu Urve dışında sâ biri tarafından rivayet edildiğini görmedik” der.
3177 – Ümmü Ammâre Bintu Ka’b (radıyallahu anhâ)’ın anlattığına göre: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanına girmiştir. Ammare yemek ikram edince, Aleyhissalâtu vesselâm:
“Sen de ye!” demiş, kadın: “Ben oruç tutuyorum” deyince Resulullah şöyle buyurmuştur:
“Oruçlu kimse, başkasına ikramda bulunur ve yemeğinden başkaları yerse, onlar yedikleri müddetçe melaike aleyhimüsselam oruçluya rahmet duasında bulunurlar.”
Bir başka rivayette şöyle denmiştir: “Oruçlunun yanında oruçsuzlar yemek yiyecek olursa, melekler oruçluya rahmet okurlar.”
Tirmizi, Savm 67, (784, 785, 786).
3178 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Kadın, kocası varken izin almadan (nafile) oruç tutmasın.”
Buhari, Nikâh 84; 86; Müslim, Zekât 84, (1026);. Ebu Davud, Savm 74, (2485); Tirmizi, Savm 65, (782);
Ebu Dâvud’un rivayetinde, “Ramazan dışmda” ziyadesi vardır.

ORUCU AÇMANIN MÜBAH OLMA ŞARTLARI

3179 – Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) fetih yılında Mekke’ye müteveccihen Ramazan ayında yola çıkmıştı. Kürâ’u’l-Gamim nam mevkiye gelinceye kadar kendisi de, beraberindekiler de oruç tuttular. Sonra orada bir bardak su istedi ve bardağı kaldırdı. Herkes bardağa baktı. Sonra sudan içti. Bundan sonra bazıları kendisine: “Halkın bir kısmı oruç tuttu” diye haber verdi. Aleyhissalâtu vesselam:
“Onlar âsilerdir! Onlar âsilerdir!” buyurdular.”
Müslim, Sıyâm 90, (1114); Tirmizi, Savm 18, (710); Nesâi, Savm 49, (4, 177).
3180 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz bir seferde Resulullah (aleyhissalatu vesselâm) ile beraberdik. Aramızda bir kısmı oruç tutuyor, bir kısmı da tutmuyordu: Sıcak bir günde bir yerde konakladık. Gölgelenenlerin çoğu elbisesi olanlardı. Bir kısmımız güneşe karşı eliyle korunuyordu. Derken oruçlular yığılıp kaldılar, oruçsuzlar kalkıp çadırları kurdular, hayvanları suladılar. Bunun üzerine, Resül-i Ekrem aleyhissalâtu vessalâm:
“Bugün sevabı oruçsuzlar kazandı!” buyurdular.”
Buhari, Cihâd 71; Müslim, Sıyâm 100; (1119); Nesâi, Savm 52, (4, 182).
3181 – Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir seferdeydi. Etrafına insanların toplandığı bir adam gördü, ona gölge yapıyorlardı.
“Nesi var?” diye sordu.
“Oruçlu biri!” dediler. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):
“Seferde oruç birr (Allah’ı memnun edecek dindarlık) değildir!” buyurdular.”
Bir rivayette: “Seferde oruç birr’den değildir” denmiştir.”
Buhari, Savm 36, Müslim, Sıyam 92, (1115); Ebu Dâvud, Savm 43, (2407); Nesâi, Savm 48 (4, 176).
3182 – Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: “Hamza İbnu Amr el Eslemi (radıyallahu anh), Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’dan yolculuk sırasında tutulan orucu sordu. Kendisi çok oruç tutan birisi idi. Resulullah şöyle cevap verdiler:
“Dilersen tut, dilersen tutma.”
Buhari, Savm 33; Müslim, Sıyâm 103, (1, 121); Muvatta, Siyâm 24, (1, 295); Tirmizi, Savm 19, (711); Ebu Dâvud, Savm 42, (2402); Nesâi, Savm 56, (4, 185).
3183 – Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile beraber (seferde) idik. Bir kısmımız oruçlu bir kısmımız oruçsuz idi. Ne oruçlu oruçsuzu ayıplıyor, ne de oruçsuz, oruçluyu kınıyordu.”
Buhari, Savm 37, Müslim, Sıyâm 98, (1118); Muvatta, 23, (1, 295); Ebu Dâvud, Savm 42, (2405).
3184 – Ebu’d-Derdâ (radıyallahu anh) anlatıyor: “Biz çok şiddetli sıcak bir mevsimde, Ramazan ayında Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) ile birlikte sefere çıktık. Hararetin şiddetinden herkes elini başına koyuyordu. Aramızda oıuçlu olarak sadece Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile İbnu Ravâha vardı.”
Buhari, Savm 35; Müslim, Savm 108, (1122); Ebu Dâvud, Savm 44, (2409).
3185 – Amr İbnu Ümeyye ed-Damri (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir sefer dönüşü Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a uğradım. Bana: “Ey Ebu Umeyye, sabah yemeğini bekle (beraber yiyelim)” buyurdular. Ben: “Oruçluyum” dedim:
“Öyleyse gel yaklaş, sana yolcudan haber vereyim (de dinle!” dedi ve devamla:) “Allah Teâla Hazretleri yolcudan orucu ve namazın yarısını kaldırdı” buyurdu.”
Nesâi, Savm 50, (4, 178).
3186 – Abudullah İbnu Ka’b İbni Mâlikoğullarından ismi Enes İbnu Mâlik olan bir adamdan anlatıldığına göre, demiştir ki: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâla Hazretleri, yolcudan namazın yarısını kaldırdı, oruca da yeme hususunda ruhsat tanıdı. Ayrıca çocuk emziren ve hamile kadınlara, çocukları hususunda endişe ettikleri takdirde, orucu yeme ruhsatı tanıdı.”
Ebu Dâvud, Savm 43, (2408); Tirmizi, Savm 21, (715); Nesâi, Savm 51, (4, 180-182), 62, (4,190); İbnu Mace, Sıyam 12, (1668).
3187 – Muhammed İbnu Ka’b anlatıyor: “Ramazanda Enes İbnu Malik (radıyallahu anh)in yanına geldim. Sefer hazırlığı yapıyordu. Devesi hazırlandı, yolculuk elbisesini giydi. Yemek getirtip yedi. Ben kendisine:
“(Yola çıkarken orucu bozmak) sünnet midir?” diye sordum.
“Evet!” dedi ve bineğine atlayıp yola çıktı.”
Tirmizi, Savm 76, (799, 800).
3188 – İmam Malik’e ulaştığına göre, Hz. Ömer (radıyallahu anh) Ramazan ayında yolcu ise ve Medine’ye günün başında gireceğini tahmin etmişse, oruçlu olarak şehre girerdi.”
Muvatta, Sıyam 27, (1, 296).
3189 – Mansür el Kelbi anlatıyor: “Dıhye İbnu Halife (radıyallahu anh), Ramazan’da Dımeşk’e bağlı köylerden (Mizze adındaki) birinden çıkıp Fustat’tan Akabe köyüne olan mesafe kadar bir yol aldı. Bu mesafe üç millik bir uzakİıktı. Dıhye ve beraberindekilerden bir kısmı (o gün) orucu yediler. Bir kısmı ise orucu yemeyi uygun görmediler. Dıhye, köyüne dönünce;
“Vallahi bugün, vuküa geleceği lıiç aklımdan geçmeyen bir hadise ile karşılaştım: Bir kısım kimseler Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ve ashâbı’nın sünnetini beğenmediler” dedi. Bunu, o gün orucu açmayanlar için söylemişti. Dıhye (radıyallahu anh) bu hayıflanmasını şöyle noktaladı:
“Allahım beni yanına al!”
Ebu Dâvud, Savm 46, (2413).
3190 – Ubeyd İbnu Cübeyr rahimehullah anlatıyor: “Ben, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabından olan Ebu Basra el-Gıfari (radıyallahu anh) ile Fustât’tan yola çıkan bir gemide Ramazan’da beraberdik. (İskenderiye’ye gitmek istiyordu. Ebu Basra ve beraberindekiler) gemiye çıkarıldı. (Daha evleri tamamen geçmemişti ki sofra emretti.) Sabah yemeği getirildi. Bana da: “Yaklaş (beraber yiyelim!)” dedi. Ben:
“Evleri hâlâ görmüyor musun?” dedim. Bana:
“Yoksa sen Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sünnetinden hoşlanmıyor musun?” dedi. Bunun üzerine o yedi, ben de yedim.”
Ebu Dâvud, Savm 45, (2412).
3191 – Seleme İbnu’l- Muhabbak (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim sefer sırasında Ramazan’a erer ve beraberinde kendisini karnını doyuracak yere götürecek bir bineği varsa nerede olursa olsun orucunu tutsun.”
Ebu Davud, Savm 44, (2410, 2411).

ORUCU YEMEYİ GEREKTİREN ŞEYLER

3192 – Nafi anlatıyor: “İbnu Ömer radıyallahu anhüm diyor ki: “Ramazanı, hastalık ve sefer sebebiyle yiyenler, onu peş peşe tutarlar.”
Muvatta, Sıyâm 45, (1, 304)
3193 – İbnu Şihâb anlatıyor: “Ebu Hüreyre ve İbnu Abbâs (radıyallahu anhüm) Ramazan orucunun kazası hususunda ihtilaf ettiler. Biri: “Araları açılabilir” dedi. Diğeri, “açılamaz!” dedi. Ben hangisinin “açılabilir ” dediğini, hangisinin de “açılamaz!” dediğini bilmiyorum.”
Muvatta; Savm 46, (1, 304).
3194 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Üzerimde Ramazan orucu bulunurdu da ben onları ancak Şaban ayında kaza edebilirdim. Bu, Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın mevkii sebebiyle idi.”
Buhari, Savm 40; Müslim, sıyam 151, (1146); Muvatta, Sıyam 54, (1, 308); Ebu Davud, Savm 40, (2399); Tirmizi, Savm 66, (783); Nesai, Savm 64, (4, 191).
3195 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, velisi ona bedel tutar.”
Buhari, Savm 42; Müslim, Sıyam 153, (1174); Ebu Davud, Savm 41, (2400).
3196 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Bir kadın Resulullah aleyhissalatu vesselam’a gelerek: “Annem vefat etti, üzerinde de nezir orucu borcu var, kendisine bedel oruç tutabilir miyim?” dedi. Resulullah:
“Annen üzerinde borç olsaydı da sen ödeyiverseydin, bu borç onun yerine ödenmiş olur muydu?” diye sordu. Kadın:
“Evet!” deyince, Aleyhissalatu vesselam:
“Öyleyse annene bedel oruç tut!” buyurdu.”
Buhari, Savm 42; Müslim, Savm 156, (1148); Ebu Davud, Eyman 25, (3307, 3308); Tirmizi, Savm 22, (716).
3197 – İmam Malik’e ulaştığına göre İbnu Ömer radıyallahu anh, bir kimsenin diğer bir kimse yerine oruç tutmasını veya bir kimsenin başka bir kimse yerine namaz kılmasını münker addederdi.”
Muvatta, sıyam 43, (1, 303).
3198 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Ben ve Hafsa oruçlu idik. Bize yiyecek hediye edildi. Ondan yedik. Resulullah aleyhissalatu vesselam yanımıza girdi. Hafsa (cür’ette) babası gibiydi, sözde benden evvel davranıp:
“Ey Allah’ın Resulü, biz, Aişe ve ben nafile oruca niyet etmiş, bu niyetle sabaha kavuşmuştuk. Bize bir yemek hediye edildi. Biz de ondan yedik” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
“Bunun yerine bir başka gün kaza orucu tutun!” buyurdu.”
Muvatta, Sıyam 50, (1, 306); Ebu Davud, Savm 73, (2457); Tirmizi, Savm 36, (735).
3199 – Esma Bintu Ebi Bekr radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah zamanında bulutlu bir günde orucumuzu açtık. Sonra güneş doğdu. Hişam’a: “Kaza emredildi mi?” diye soruldu. “Kazasız olur mu?” diye cevap verdi.”
Buhari, Savm 46; Ebu Dâvud, Savm 23, (2359).
3200 – Eslem rahimehullah anlatıyor: “Ömer bunu, yani kazayı yerine getirdi ve dedi ki: “Bu iş basittir, içtihadda bulunduk.”
Muvatta, Sıyâm 44, (1, 303).
3201 – Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez.”
Buhari, Savm 29; Tirmizi, Savm 27, (723); Ebu Davud, Savm 38, (2396).

KEFARET

3202 – Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’a bir adam geldi ve: “Ey Allah’ın Resulü, helak oldum” dedi. Aleyhissalatu vesselam:
“Seni helak eden şey nedir?” diye sorunca:
“Oruçlu iken hanımıma temas ettim” dedi. Bunun üzerine Resulullah’la aralarında şu konuşma geçti:
“Azad edecek bir köle bulabilir misin?”
“Hayır!”
“Üst üste iki ay oruç tutabilir misin?”
“Hayır!”
“Altmış fakiri doyurabilir misin?”
“Hayır!”
“Öyleyse otur!” Biz bu minval üzere beklerken, Aleyhissalatu vesselam’a içerisinde hurma bulunan bir büyük sepet getirildi.
“Soru sahibi nerede?” diyerek adamı aradı. Adam:
“Benim! Buradayım!” deyince, Aleyhissalatu vesselam:
“Şu sepeti al, tasadduk et!” dedi. Adam:
“Benden fakirine mi? Allah’a yemin ediyorum, Medine’nin şu iki kayalığı arasında benden fakiri yok!” cevabını verdi. Bunun üzerine Resulullah güldüler ve:
“Öyleyse bunu ehline yedir!” buyurdular.”
Buhari, Savm 29, 31, Hibe 20, Nafahat 13, Edeb 68, 95, Kefaretu’l- Eymân 3, 4, Hudud 26; Müslim, Sıyâm 81, (1111); Muvatta, Sıyâm 28, (1, 296, 297); Ebu Davud, Savm 37, (2390, 2391, 2392, 2393); Tirmizi, Savm 28, (724).
3203 – İmam Malik’e ulaştığına göre, Enes İbnu Malik (radıyallahu anh) yaşlanınca oruç tutamaz oldu. O zaman orucu yedi ve oruca bedel fidye ödedi.”
Muvatta, Sıyâm 51, (1, 307).
3204 – Yine İmam Mâlik’e ulaştığına göre; Abdullah İbnu Ömer (radıyallahu anhhüma)’e “Hamile kadın, karnındaki çocuk için endişeye düşecek olur ve oruç da kendisine ağır gelmeye başlarsa ne yapmalı?” diye sorulmuştu. Şu cevabı verdi:
“Orucu yer, her gün için bir fakire, Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın müddü ile bir müdd buğday verir.”
Muvatta, Sıyam 52, (1, 308).
3205 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
“Kim, üzerinde Ramazan ayının orucu olduğu halde ölecek olursa, (ölünün velisi) her bir gün yerine, bir fakire yiyecek versin.”
Tirmizi, Savm 23, (718).
3206 – Kâsım İbnu Muhammed rahimehullah’dan anlatıldığına göre şöyle diyordu: “Üzerinde Ramazan borcu olan kimse, kaza edecek güç ve kuvvette olduğu halde, müteakip Ramazan gelinceye kadaı bunu tutmamış ise, her bir gün yerine bir fakire bir müdd buğday vermeli ve orucu kaza etmelidir.”
Muvatta, Sıyâm 53, ( 1, 308).

ORUCUN FAZİLETİ

6472 – Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Her iftar vaktinde Allah tarafından (cehennemden) azad edilen kimseler bulunur. Bu, (Ramazanın) her gecesinde olur.”

RAMAZAN AYININ FAZİLETİ

6473 – Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anhuma anlatıyor: “Ramazan ayı girmişti. Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Bu mübarek aya girmiş bulunuyorsunuz. Bu ayda bir gece vardır ki bin aydan hayırlıdır. Bu gecenin hayır ve bereketinden mahrum kalan bir kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış gibidir. Onun hayrı ise sadece (uhrevi saadetten) mahrum kimseye haramdır.”

YEVM-İ ŞEKK ORUCU

6474 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, Ramazan orucunu hilali görmezden bir gün önce başlatmayı yasakladı.”
6475 – Hz. Muaviye İbnu Ebi Süfyan radıyallahu anhüma minber üstünde şunu anlatmıştır:
“Resulullah aleyhissalatu vesselam Ramazan ayından önce minberde buyurdular ki: “Ramazan falan gün başlayacak. Biz daha önceden oruç tutarız. Dileyen önceden başlasın, dileyen de (o güne kadar tutmayı) tehir etsin.”

RAMAZAN AYI KAÇ GÜN?

6476 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam (bir gün): “Ramazan ayında kaç gün geçti?” buyurdular. Biz: `Yirmiiki, geriye de sekiz gün kaldı!” dedik. Resulullah bu cevabımız üzerine: “Ramazan ayı şu kadardır, Ramazan ayı şu kadardır, Ramazan ayı şu kadardır!” diyerek (ellerinin parmaklarıyla) üç kere gösterdi ve sonuncu sefer bir parmağını büktü (yani yirmidokuz isareti yaptı).”
6477 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın sağlığında ramazan ayını yirmidokuz gün olarak tutmamız otuz tutmamızdan daha fazladır.”

YOLCULUKTA ORUÇ TUTULUR MU?

6478 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Yolculuk (sefer) sırasında oruç tutmak birr (denen makbul ve mahbub amelden) değildir.”
6479 – Abdurrahman İbnu Avf radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Seferde Ramazan orucu tutan hazerde oruç tutmayan gibidir.”

RAMAZANDA BİR GÜN YEMENİN KEFARETİ

6480 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Bir adam Resulullah aleyhissalatu vesselam’a gelerek: “Helak oldum!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Seni helak eden şey nedir?” diye sordu. Adam: “Ramazan içinde hanımıma temasta bulundum!” dedi. Resulullah: “Öyleyse bir köle azad et!” buyurdu. Adam: “Kölem yok ki!” dedi. Aleyhissalatu vesselam: “Üst üste iki ay oruç tut!” emretti. Adam: “Tahammül edemem” dedi. Resulullah: “öyleyse altmış fakir doyur!” buyurdu. Adam: “(Bu kadar yiyeceği) bulamam!” dedi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam adama: “Otur!” dedi. Adam oturdu. Adam bu şekilde beklerken arak denen bir sepet hurrma getirildi. Aleyhissalatu vesselam: “Haydi bunu götür ve tasadduk et!” buyurdular. Adam: “Ey Allah’ın Resulü! Seni Hak ile gönderen Zat-ı Zülcelal’e yemin olsun şu iki kayalık (Uhud ve Air dağları) arasında (yani Medine’de) yaşayan aileler içerisinde buna bizden daha muhtacı yoktur!” dedi. Resulullah aleyhissalatu vesselam: “Öyleyse haydi götür, horantana yedir!” buyurdular.”
Hadisin yine Ebu Hureyre’den yapılan bir başka rivayetinde şu ziyade mevcuttur: “Resulullah aleyhissalatu vesselam adama: “Ramazandan bozduğun gün yerine bir gün oruç tut!” buyurur.”

ORUÇLU KUSARSA

6481 – Fezale İbnu Ubeyd el-Ensari radıyallahu anh’ın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam, oruçlu olduğu bir günde yanlarına gelmiş, içmek üzere su istemiş ve içmiştir. “Ey Allah’ın Resulü! Bugün siz oruçlu idiniz!” denince: “Evet öyleydim, lakin (az önce) kustum (orucum bozuldu)” buyurmuştur.”

ORUÇLU MİSVAK VE SÜRME KULLANIR MI?

6482 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Oruçlunun hayırlı hasletlerinden biri misvak kullanmasıdır.”
6483 – Yine Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam oruç iken gözüne sürme çekti.”

ORUÇLU HACAMAT OLUR MU?

6484 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Hacamat yapan da yaptıran da orucunu bozmuş olur.”

ORUÇLUYKEN ÖPME

6485 – Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın azadlılarından Meymune radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’a oruçlu iken, oruçlu hanımını öpen adam hakkında sorulmuştu: “İkisinin orucu da bozulur!” buyurdular.”

ORUÇLUYKEN MÜBAŞERET

6486 – İbnu Abbas radıyallahu anh anlatıyor: “Yaşlı oruçlulara mübaşeret (öpme vs.) hususunda ruhsat tanındı ise de gençlere mekruh kılındı.”

ORUÇLUYKEN GIYBET

6487 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Nice oruçlular vardır ki, tuttuğu oruçtan yanına sadece çektiği açlık kâr kalır. Nice gece namazı kılanlar vardır ki, onların da kârı gece uykusuz kalmaktan ibarettir.”

SAHUR

6488 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Gündüz orucuna sahur yemeği ile yardımcı olun, kaylüle (öğle uykusu) ile de gece namazına yardımcı olun!”

İFTARDA ACELE

6489 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “İnsanlar iftarı ta’cil edip (geciktirmedikleri) müddetçe hayır üzere devam ederler. Öyleyse iftarı tacil edin (ilk vaktinde orucunuzu açın). Çünkü yahudiler,
iftarlarını te’hir ederler.”

ORUÇLU CÜNUB SABAHLARSA

6490 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh demiştir ki: “Hayır! Kâbenin Rabbine yemin olsun!
“Cünub olarak sabahlayan kimse orucunu bozsun!” sözünü ben söylemedim. Bunu söyleyen, Muhammed aleyhissalatu vesselam’dır.”

HZ. NUH’UN ORUCU

6491 – Abdullah İbnu Amr radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın: “Nuh aleyhisselam Ramazan ve Kurban bayramları hariç, yıl orucu tutmuştur” dediğini işittim.”

ŞEVVALDEN ALTI GÜN

6492 – Sevbân Mevla Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın: “Ramazan bayramından sonra altı gün oruç tutan, yıl orucu tutmuş gibi olur. Zira (ayet-i kerime’de) “Kim bir hayır amelde bulunursa ona yaptığının on misli ecir verilir” (buyrulmuştur)” dediğini işitmiştir.

TEŞRİK GÜNLERİ ORUÇ TUTULMAZ

6493 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “(Hacc sırasında) Mina’da geçirilen günler yeme içme günleridir.”
6494 – Bişr İbnu Suhaym radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam teşrik günlerinde hutbe okudu ve dedi ki: “Cennete sadece müslüman kimse girecektir ve şurası da muhakkak ki bu günler yeme içme günleridir.”

CUMARTESİ ORUCU
6495 – Abdullah İbnu Büsr radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Cumartesi günleri, farz oruçlar dışında oruç tutmayın. Sizden biri, o gün, üzüm çöpünden veya bir ağaç kabuğundan başka (yiyecek) bir şey bulamasa bile, onları emip oruç tutmasın.”

AREFE GÜNÜ ORUCU

6496 – Katâde İbnu’n-Numan radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın: “Arafe günü oruç tutan kimsenin önündeki bir yıl ile geçmişteki bir yıllık (küçük) günahları mağfiret olunur” dediğini işittim.”

AŞURA ORUCU

6497 – Muhammed İbnu Sayfi radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Aşure günü bize sordu: “Bugün sizden bir şey yiyen var mı?” Biz de: “Yiyen de var yemeyen de” dedik. Bunun üzerine: “Bu günün geri kalanını bir şey yiyen de, yemeyen de (oruçla) tamamlasın. Arûz halkına da haber salın, onlar da günün geri kalan kısmını (oruçla) tamamlasınlar” buyurdu.” Ravi der ki: “Arûz ile, Medine civarındaki Arûz nam mevkiin ahalisini kastetti.”

PAZARTESİ-PERŞEMBE ORUCU

6498 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutardı. Kendisine: “Ey Allah’ın Resulü! Siz Pazartesi ve Perşembeleri oruç tutuyorsunuz (bunun hikmeti nedir?)” diye sorulmuştu. Şu açıklamada bulundu: “Allah Teâla hazretleri pazartesi ve perşembe günleri birbirlerine küsenler hariç bütün müslümanlara mağfiret buyurur ve (amelleri arzeden meleğe): “Küs olan bu iki kişi barışıncaya kadar onları bırak!” emreder.”

HARAM AYLARINDA ORUÇ

6499 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Receb ayı orucunu yasaklamıştır.”
6500 – Muhammed İbnu İbrahim anlatıyor: “Üsame İbnu Zeyd radıyallahu anhüma Haram aylarda oruç tutardı. Resulullah aleyhissalatu vesselam kendisine: “Şevval’de oruç tut!” buyurdular. O da, bundan sonra haram aylarda orucu terketti ve vefat edinceye kadar Şevval ayında oruç tuttu.”

ORUÇ BEDENİN ZEKATIDIR

6501 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah  aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Herşeyin bir zekatı (temizlenme vasıtası) vardır, cesedin zekatı oruçtur.”
Muhrız rivayetinde şu ziyadede bulundu: “Resulullah aleyhissalatu vesselam şunu ilave etti: “Oruç, sabrın yarısıdır.”
6502 – Abdullah İbnu’z-Zübeyr radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Sa’d İbnu Muaz’ın yanında iftar açmıştı. Şöyle buyurdular: “Yanınızda oruçlular iftar etti. Yemeklerinizden ebrâr olanlar yedi, size de melaikeler rahmet duasında bulundular.”

ORUÇLUNUN YANINDA YENİRSE?

6503 – Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Bilal radıyallahu anh’a: “Yemek ye, ey Bilal!” demişti. “Ben oruçluyum!” diye karşılık verdi. Bunun üzerine Aleyhissalatu vesselam: “Biz rızıklarımızı yiyoruz. Bilal’in rızkının fazlı cennettedir. Ey Bilal yanında yemek yenen oruçlunun kemiklerinin tesbih ettiğini ve meleklerin de onun için istiğfarda bulunduğunu hissettin mi?” buyurdular.”

ORUÇLUNUN DUASI MAKBUL

6504 – Abdullah İbnu Amr İbni’l As radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şurası muhakkak ki, oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır.”

BAYRAM NAMAZINA BİR ŞEYLER YİYEREK GİDİLİR

6505 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam ashabına fıtır sadakasından yedirmedikçe Ramazan bayramı günü bayram namazına çıkmazdı.”

RAMAZANDA MÜSLÜMAN OLAN

6506 – Atiyye İbnu Süfyan radıyallahu anh anlatıyor: “Sakif kabilesinin müslüman olmasını müzakere etmek üzere Resulullah aleyhissalatu vesselam’a gönderilen heyetimizin bize anlattığına göre, heyet Ramazan ayında O’na varmıştır. Aleyhissalatu vesselam, onları, mescidin içinde kurduğu çadırda ağırlamıştır. Heyet müslüman olunca ayın geri kalan günlerinin orucunu tutmuşlardır.”

KADIN KOCANIN İZNİYLE ORUÇ TUTAR

6507 – Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam kadınların kocalarından izin almaksızın (nafile) oruç tutmalarını yasakladı.”

MİSAFİR, NAFİLE ORUCUNU EV SAHİBİNİN İZNiYLE TUTAR

6508 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın: “Bir kimse başkasının yanında misafir olunca, ev sahibinden izin almadan oruç tutmasın” dediğini rivayet etmiştir.”

ŞÜKÜRLE YİYEN ORUÇLU GİBİDİR

6509 – Sinan İbnu Senne el-Eslemi radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Şükreden oruçsuz kimseye, sabreden oruçlunun sevabının misli verilir.”

MU’TEKİF MESCİDE YERLEŞİR

6510 – İbnu Ömer radıyallahu anhüma’nın anlattığına göre: “Resulullah aleyhissalatu vesselam itikafa girince, yatağı veya karyolası onun için, tevbe sütununun gerisine konulurdu.”

MU’TEKİF HASTA ZİYARET EDER, CENAZEYE KATILIR MI?

6511 – Hz. Enes İbnu Malik radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Mutekif (itikafta olan), cenazeye katılır, hastayı ziyaret eder.”

İTİKAFIN SEVABI

6512 – İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam mütekif hakkında: “O, günahları hapseder ve bütün hayırları işlemiş gibi ona hayırlar kazandırır” buyurdular.”

BAYRAM GECELERİNİ İHYA

6513 – Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kim her iki bayramın da gecesini, Allah’tan sevap umarak ibadetle geçirirse kalplerin öldüğü günde kalbi ölmez.”





iftar, kadir gecesi, orucun farzları, orucun faziletleri, oruç hakkında hadisler, oruçlu iken cinsel yaşam, ramazan ayı, ramazan ayı hakkında hadisler, ramazan bayramı, riyazüs salihin, sahur, hadisler