Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

FARKLILIKLARA SAYGI

29 Mayıs 2018 Salı / No Comments
 altın sözler, anlamlı sözler, fark yaratmak, farklı olmak, özlü sözler, resimli sözler, farklılıklara saygı ödev notu, hoşgörü nedir, değerler eğitimi, ödev notları ders notları, çocuk eğitimi,

FARKLILIKLARIMIZ ZENGİNLİKTİR

Her insan farklı olduğunu düşünür.
Ya da farklı olmak ister.
Farklı olduğunun farkedilmesini bekler.
Farklı olmak, farkına varmaktır.

*

SOSYAL GELİŞİM VE DEĞERLER EĞİTİMİ

“FARKLILIKLARA SAYGI”

Günümüzde ulaşım ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, Dünya giderek çeşitli kültürlerin, ırk ve etnik kökenden insanların, farklı diller konuşarak bir arada yaşadığı bir toplum haline gelmiştir. Ülkelerin ekonomik ve toplumsal birliklere doğru yönelmesi, farklı kökenlere ve kültürlere sahip insanların bir arada, birbirlerini anlayarak yaşamalarını gerektirmektedir. Bu da birbirinden çok farklı özelliklere sahip insan ve grupların bir arada, uyum içinde yaşayabilmesi için bir uzlaşma kültürünün yaratılmasını ve farklılıklara saygı göstermenin öğrenilmesini gerektirmektedir.

Farklı özelliklere sahip grupların bir arada sorunsuz yaşamalarını engelleyen en önemli etkenlerden biri önyargılar ve ayrımcılıktır. İnsanlar ırk, din, etnik köken, cinsiyet, dış görünüş vb özelliklere göre kişileri gruplara ayırmayı, kendilerine benzemeyeni sevmemeyi ve hatta nefret etmeyi çoğunlukla ebeveynlerinden, diğer yetişkinlerden ve akran gruplarından öğrenirler.

Büyükler bilinçli ya da bilinçsiz olarak çocuklara kendi kalıplaşmış tutumlarını aktarırlar. Bazen de farklı gruplara karşı gösterdikleri davranışlar çocuklar tarafından örnek alınır. Çocukların kalıplaşmış tutum kazanmalarına neden olan bir etmen de kitle iletişim araçlarıdır. Televizyon programlarında, filmlerde, belli ırkların ya da toplumların sürekli tembel, şiddet tarafları vb. gösterilmesi çocukların bu toplumlara karşı olumsuz tutum geliştirmelerine neden olur.

Çocuklar:

—     1 yaşında farklılıkları fark ederler.

—     2 yaşında farklılıklar hakkında konuşur ve bunlarla ilgili sorular sorarlar.

—     3 yaşında, ön-önyargılar oluşturur, insanların belli özelliklerinden rahatsızlık duyduklarını belli ederler (ten rengi, toplumsal cinsiyet, fiziksel engellilik, dil vb.)

—     4 yaşında insanların farklı özelliklerinin nedenlerine ilişkin kendi kuramlarını oluştururlar.

—     5 yaşında zihinleri sorularla doludur: Kendisine ait özelliklerin hangilerinin kalıcı hangilerinin değişebilir olduğunu merak ederler.

Erken çocukluk döneminde çocuklar, çatışma, kızgınlık gibi hislerle yaratıcı ve şiddetten arınmış yollarla başa çıkmak yerine farklılıklara hoşgörüsüzlük göstermenin kabul edilebilir bir tepki olduğunu öğrenmeye daha yatkındırlar. Çocuğun çevresindeki ayrımcı tutumlardan etkilenmemesi, farklı kültür, grup ve bireylere hoşgörüyle yaklaşması için bazı becerilere sahip olması gerekmektedir. Bu amaçla eğitim sürecinde, aile ile işbirliği içinde, farklılıklara saygı eğitimine planlı bir biçimde yer verilmelidir.

FARKLILIKLARA SAYGI EĞİTİMİ

Farklılıklara saygı eğitiminin temelini bireyin kendisini ve çevresindeki diğer kişileri tanıması oluşturur. Bireylerin özellikleri açısından birbirlerinden farklı olması doğal olmakla birlikte, bu farklılıkların kaynağı hakkında yeterli bilgiye sahip olunmadığı zaman önyargılar oluşabilir. Çocuğun kendini ve diğerlerini tanıma çalışmalarında mümkün olduğu kadar bireysel farklılıklara ve aile kültüründe gözlenen çeşitliliğe yer vermek önemlidir.

Değerler Eğitimi programında “Farklılıklara Saygı”yı işleyeceğimiz çalışmalarda hedeflerimiz:

—  “Farklılıklara Saygı” kavramıyla ilgili bilinç geliştirme,

—  Farklılıkların zenginliklerimiz olduğu bilincini geliştirme,

—  Her çocuğun çeşitli geçmişlerden gelen insanlarla rahatça ve empati göstererek etkileşime girmesini özendirme,

—  Ayrımcılık karşısında her çocuğun kendisini ya da başkasını koruma becerilerini güçlendirebilmektir.

FARKLILIKLARA SAYGI duyan bir birey yetiştirmek istiyorsanız…

Kendinizi, hem kendi kimliğinizle hem de kendi kültürünüzle ilgili bilinçlendirin. Şu soruları kendinize sormanız yararlı olacaktır:
-     Ait olduğum kültür, inançlarımı, amaçlarımı, çocuklarla kurmuş olduğum ilişkileri nasıl etkiledi?

-     Kendimi ve ait olduğum kültürdeki insanları nasıl buluyorum?

-     Ben hangi yanlış bilgileri, klişeleri ve önyargıları öğrendim?

Önyargı ve ayrımcılık problemini dile getiren tartışmaları açmak konusunda girişimci olun. Çocuğunuza seyirci kalmamak, diğerleriyle beraber değişiklikler yaratma cesaret ve özgüvenine sahip olma konusunda örnek olun.
Çocuklarınızla olan konuşmalarınızda genelleyen “biz” ya da “yapılır, edilir” vb. ile kurulan cümlelerden kaçının. “Biz böyle yapıyoruz” ya da “böyle yapılır” yerine “ben bunu böyle yapıyorum” ya da “biz bizim evde böyle yapıyoruz, siz belki farklı yapıyorsunuzdur, ikisi de geçerli” cümleleri daha uygun olur.
Her farklılıkta insanların benzerliklerini bulun. “Her insan güler, ağlar, yemek yer, çalışır, oynar, çünkü insanız. Ama bunları yapma ve uygulama biçimlerimiz farklıdır. Bu uygulamaların diğerinden daha iyi olan tek bir yolu yoktur. Hepsi insanların ihtiyaçlarını karşılar.” açıklaması yapılabilir.
Çocuklarınıza okuma kitabı seçerken, onların çeşitlilikler ve farklılıklar hakkında bilinçlendirilmesine dikkat etmeniz önemlidir. Farklı hayat şartlarını ve farklı grupların aynı olaylarda nasıl davrandıklarını sergileyen kitaplar seçmek yararlı olacaktır.

Kitaplar:

-    Toplumsal cinsiyet rollerindeki çokluğu, kültürel ve etnik arka planları, yaş kavramını, engelliliği ve çeşitli yetenekleri, meslekleri ve görevleri anlatmalı,

-    Doğru bilgi ve resimleri içermeli,

-    Günlük hayatta parçası oldukları toplumun farklı gruplarını yansıtmalı (nasıl çalıştıkları, aileleri ile nasıl yaşadıkları, çocuklara ve çocuk bakım ve eğitimine bakış açılarını, bayramlarını nasıl kutladıkları, boş zamanlarını nasıl değerlendirdikleri vs.)

-    Parçası olunan gruptaki çocuklar ve aileleri hakkında bol çeşit sergilemeli (yakın çevredeki kültürlere ait kitaplar olmalı),

-    Farklı yaşama şekilleri ve ailelerin gelir düzeyleri arasındaki ilişkileri çocuklara sunmalı (aileleri sadece iki çocuk ile gösteren –bunlardan biri kız diğeri de erkektir genellikle- resimlerden sakınmalı),

-    Farklı diller ve yazıları (körler alfabesinde hikâyeler, sağır ve dilsizlerin işaret dili, farklı diller ve alfabeler gibi) yansıtmalıdır.

Kaynaklar:

ERDEN, M., ÖMEROĞLU, E., KANDIR, A., YENİCE, B., AYHAN, N., UZUN, Ş., EREN, Z., DEMİRCAN, C., AKÇAR, Ş. (2006). Erken Çocuklukta Farklılıklara Saygı Eğitimi El Kitabı. İstanbul: Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı.

Sosyal Dışlanma ve Ayrımcılıkla Başetme Proje Notları. (2006). İstanbul: YÖRET Vakfı.






altın sözler, anlamlı sözler, fark yaratmak, farklı olmak, özlü sözler, resimli sözler, farklılıklara saygı ödev notu, hoşgörü nedir, değerler eğitimi, ödev notları ders notları, çocuk eğitimi, 

CESARET VE BAŞARI SÖZLERİ

28 Mayıs 2018 Pazartesi / No Comments
altın sözler, cesaret sözleri, başarı sözleri, cesur olmak için dua, cesur olmak nedir, cesur sahneler, cesur sözler, cesur ve güzel, cesur yürek, inanmak ile ilgili sözler,


CESARET VE İNANMA İLE İLGİLİ SÖZLER

“Cesurun bakışı korkağın kılıcından keskindir.” TÜRK ATASÖZÜ
*
“Gerçek başarı, başarısız olma korkusunu yenmektir.” PAUL SWENEEY
*
“Hayattan korkma. Onun iyi olduğuna inan. Bu inancın onu gerçekleştirecektir.” WİLLİAM JAMES
*
“Cesaret korkunun yokluğu değildir, başka bir şeyin korkudan daha önemli olduğu kanısıdır.” AMBROSE REDMOON
*
“Korktuğunuz biricik şey korkunun kendisidir.” F. D. ROOSEVELT
*
“Hayat ya cesur bir tecrübedir ya da hiçbir şey değildir.” HELEN KELLEN
*
“Cesur olmak için cesurmuş gibi hareket etmek, bütün irademizi  bu amaca göre kullanmak gerekir.”  WİLLİAM JAMES
*
“Dünyada sadece sevinç olsaydı cesur ve sabırlı olmayı asla öğrenemezdik.” HELLEN KELLER
*
“Cesaretli bir adam tek başına çoğunluktur.” ANDRE JACKSON
*
“Kahraman ve korkak. İkisi de tamamen aynı korkuyu duyarlarken, kahraman korkusuyla yüzleşip onu bir aleve çevirebilir.” CUS D´AMATO
*
“Cesaret korkuya direnmek ve korkuyu alt etmektir. Korkusuzluk değildir.” MARK TWAİN

altın sözler, cesaret sözleri, başarı sözleri, cesur olmak için dua, cesur olmak nedir, cesur sahneler, cesur sözler, cesur ve güzel, cesur yürek, inanmak ile ilgili sözler,

“Yüzünüzü güneşe döndüğünüz zaman gölgeler hep arkanızda kalır.” HELEN KELLEN
*
“Korkularımızın bizi umutlarımızın ardına düşmekten alıkoymasına izin vermemeliyiz.” J. F. KENNEDY
*
“Üzüntü, korkunun insan kafasında meydana getirdiği ince bir akıntıdır.  Onun büyümesine müsaade edilirse, o küçük akıntıdan, bütün öteki düşünceleri içine alıp akıtan bir kanal olur.” ARTHUR SOMMERS ROCHE
*
“Yapabildiğiniz veya düşünebildiğiniz here neyse başlayın. Cesaretin dehası, kudreti ve büyüsü vardır.” GEOTHE
*
“Hayatınızın sona ereceğinden korkacağınıza hiç başlamayacağınızı düşünün.” J. C. NEWMAN
*
“Pek çok kimse kaçmaktan korktuğu için cesur zannedilmiştir.” ABD ATASÖZÜ
*
“İnsan tehlikeyle karşılaşmadan cesur olup olmadığını anlayamaz.” LA ROCHEFOUCAULD
*
“Cesaret hiç korkmamak değil, korkuya rağmen bir şeyler yapabilmektir.” NAPOLYON HİLL
*
“Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir, ama itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı? ELİE WİESEL
*
“Başınıza sadece harika şeyler gelmişse cesur olamazsınız.” MARY TLER MOORE





altın sözler, cesaret sözleri, başarı sözleri, cesur olmak için dua, cesur olmak nedir, cesur sahneler, cesur sözler, cesur ve güzel, cesur yürek, inanmak ile ilgili sözler,





ÖLÜM ANINDA NELER OLUR?

9 Mayıs 2018 Çarşamba / No Comments
dünyalık zevkler, fani, gözyaşı, kader, ölüm nedir, resimli mesajlar, resimli sözler, ölüm anı neler olur, ölüm nasıl olur, hz muhammedin ölüm anı, ölüm ile ilgili ayetler, ölüm ile ilgili hadisler

ÖLÜM GELDİĞİNDE...

Ve ölüm geldiğinde, çok gereksiz şeyler için üzüldüğümüzü anlayacağız.
Herkes gibi, her yaşayan gibi.
Çevremizde her an birileri eksiliyor.
Dönülmez bir yolculuk ve geride kalan acı, gözyaşı, hatıra.
Bir o kadar da pişmanlıklar...
Artık ne yapılsa boş ve anlamsızdır.
Kader tüm gereksiz üzüntülerimizi, lüzumsuz kavgalarımızı,
manasız kin ve nefretimizi, peşine düştüğümüz dünyalıklarımızı...
Vurur yüzümüze, deler geçer kalbimizi.
Anlarız herkes gibi; fani, yokluk, boşluk...

*

ÖLÜM ANI VE SON NEFESLE İLGİLİ AYETLER

“…Rabbim! Beni(m ölümümü) yakın bir süreye kadar geciktirsen de, sadaka verip sâlihlerden olsam!” (el-Münâfikûn, 10)

“Hele can boğaza dayandığı zaman, o vakit siz bakar durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.” (el-Vâkıa, 83-85)

“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir, denir.” (Kâf, 19)

“Melekler, onların yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alırken halleri nasıl olacak?” (Muhammed, 27)

“Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir…” (er-Rahmân, 26)

“Her can, ölümü tadacaktır…” (el-Enbiyâ, 35)

“O gün ne mal fayda verir, ne evlâd! Ancak kalb-i selîm ile gelenler müstesnâ!..” (eş-Şuarâ, 88-89)

“Ey îmân edenler! Allâh’tan O’na yaraşır şekilde korkun ve Müslüman olarak can verin.” (Âl-i İmrân, 102)

“Kime uzun ömür verirsek, biz onun yaratılışını (gençliğini ve güzelliğini) bozar, onu beli bükük hâle getiririz. O kimseler bunu idrâk etmez mi? (Yolculuk ne tarafa?)” (Yâsîn, 68)

“…(Yâ Rabbî!) Benim canımı Müslüman olarak al ve beni sâlihler zümresine ilhâk eyle.” (Yûsuf, 101)

“…Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver ve müslüman olarak canımızı al!” (el-A’raf, 126)

“Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et!” (el-Hicr, 99)

“Her canlı ölümü tadar. Bir imtihân olarak sizi hayırla da şerle de deniyoruz. Ve siz ancak bize döِndürüleceksiniz…” (el-Enbiyâ, 35)

“O ki, hanginizin daha güzel davranacağını denemek için ölümü ve hayâtı yaratmıştır…” (el-Mülk, 2)

ÖLÜM ANI VE SON NEFESLE İLGİLİ HADİSLER

Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyuruyor:

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!..” (Münâvî, Feyzü’l-Kadir, V, 663)

“Kimin (hayâtta söylediği) en son sözü لا اله الا لله (Lâ ilâhe illallah ) olursa, cennete gider.” (Ebu Dâvud, Cenâiz, 15-16/3116)

“Bir kimse son nefeste (hâlis bir kalb ile) kelime-i tevhîd getirirse, cennete girer…” (Hâkim, Müstedrek, I, 503)

“Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur.” (Münâvî, Feyzü’l-Kadîr Şerhu’l-Câmii’s-Sağîr, V, 663)

“Bir kimse son nefeste (hâlis bir kalb ile) kelime-i tevhîd getirirse, cennete girer…” (Hâkim, Müstedrek, I, 503)

“Ölmek üzere olanlarınıza Lâ ilâhe illallah demeyi telkin ediniz!” (Müslim, Cenâiz 1, 2.Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 16; Tirmizî, Cenâiz 7; Nesâî, Cenâiz 4; İbni Mâce, Cenâiz 3)

“Dünyada sanki bir garip veya bir yolcu gibi ol!..” (Buhârî, Rikak, 3)

“Allâh’ım! Gerçek hayat sadece âhiret hayâtıdır.” (Buhârî, Rikak, 1)

“Kabir, (amellere göre) ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, Kıyâmet, 26/2460)

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, biz ümmetini îkaz sadedinde:

“–Ölüp de pişmanlık duymayacak hiçbir kimse yoktur.” buyurmuştu.

“–O pişmanlık nedir yâ Rasûlallâh?” diye soruldu. Efendimiz:

“–(Ölen), muhsin (ihsan sâhibi, sâlih) bir kişi ise, bu hâlini daha fazla artıramamış olduğuna; şâyet kötü bir kişi ise, kötülükten vazgeçerek hâlini ıslah etmediğine pişman olacaktır.” cevâbını verdiler. (Tirmizî, Zühd, 59/2403)

Hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulur:

“Bir kimse uzun zaman cennetliklerin amelini işler, sonra ameli cehennemliklerin ameliyle sona erdirilir. Bir kimse de uzun zaman cehennemliklerin amelini işler, sonra ameli cennetliklerin ameliyle hitâma erdirilir.” (Müslim, Kader, 11)

“Zevkleri bıçak gibi keseni -ölümü- çok hatırlayın!” (Tirmizî, Zühd, 4)

“Hiçbiriniz ölmeyi istemesin. Ölüm kendiliğinden gelmeden önce de öleyim diye dua etmesin. İnsan ölünce hiçbir iyilik yapamaz. Mü’minin hayatta kalması iyiliklerini çoğaltır.” (Müslim, Zikir 13. Ayrıca bk. Nesâî, Cenâiz 1)

PEYGAMBER -sallâllâhu aleyhi ve sellem- EFENDİMİZİN ÖLÜM ANI

Hazret-i Âişe ve Hazret-i Ali -radıyallâhu anhümâ-’dan rivâyet edildiğine göre, Peygamber Efendimiz’in vefâtına üç gün kala Cenâb-ı Hak her gün Cebrâil -aleyhisselâm-’ı göndererek Rasûlü’nün hatırını sormuştu. Son gün olunca Cebrâil -aleyhisselâm- bu sefer yanında ölüm meleği Azrâil de bulunduğu hâlde geldi.

Cebrâil -aleyhisselâm-:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Ölüm meleği senin yanına girmek için izin istiyor! Hâlbuki o, Sen’den önce hiçbir Âdemoğlunun yanına girmek için izin istememiştir! Sen’den sonra da hiçbir Âdemoğlunun yanına girmek için izin istemeyecektir! Kendisine izin veriniz!” dedi.

Ölüm meleği içeri girip Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın önünde durdu ve:

“–Yâ Rasûlallâh! Yüce Allâh beni Sana gönderdi ve Sen’in her emrine itaat etmemi bana emretti! Sen istersen rûhunu alacağım! İstersen, rûhunu sana bırakacağım!” dedi.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Ey ölüm meleği! Sen (gerçekten) böyle yapacak mısın?” diye sordu.

Azrâil -aleyhisselâm-:

“–Ben, emredeceğin her hususta sana itaatla emrolundum!” dedi.

Cebrâil -aleyhisselâm-:

“–Ey Ahmed! Yüce Allâh seni özlüyor!” dedi.

Peygamber Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-:

“–Allâh katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır. Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir! Rûhumu, canımı al!” buyurdu.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yanındaki su kabına iki elini batırıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:

“–Lâ ilâhe illallâh! Ölümün, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!” buyurduktan sonra, elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:

“–Ey Allâh’ım! Refik-ı A’lâ, Refîk-ı A’lâ (yâni yüce dost, yüce dost)!..” diye diye Rabb’ine duyduğu aşk ve iştiyâkın tezâhürü olan nice ulvî hâtıralarla dolu bir ömrü ardında bırakarak bu fânî âlemden hakîkî âleme hicret etti. (Bkz. İbn-i Sa‘d, II, 229, 259; Belâzûrî, Ensâbu’l-Eşrâf, I, 565; Ahmed, VI, 89.)

ÖLECEĞİNİ ANLAYAN KİMSENİN YAPACAĞI DUA

Âişe  radıyallahu anhâ şöyle demiştir:

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in bana yaslanarak:

-“Allahım, beni bağışla, bana merhamet et ve beni refîk-i a‘laya ilet!” diye dua ettiğini duydum. (Buhârî, Merdâ 19, Fezâilüs-sahâbe 5, Megâzî 83,84, Rikâk 42, Daavât 28;  Müslim, Selâm 46, Fezâilu’s-sahâbe 85, 87. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 76; İbni Mâce, Cenâiz 64.)

Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i, ölüm döşeğinde, yanıbaşındaki su kabına elini daldırıp yüzüne sürerken gördüm. O, böyle yapıyor sonra da “Allah’ım ölümün şiddet ve sıkıntılarına karşı bana yardım et” diye dua ediyordu. (Tirmizî, Cenâiz 7. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cenâiz 64)

PEYGAMBERİMİZ’İN VEFATI ÖNCESİNDE YAPTIĞI DUA

Hz. Âişe vâlidemizin rivayet ettiği bu iki hadiste, sevgili Peygamberimiz’in vefatı öncesinde ne yaptığını, nasıl dua ettiğini görmekteyiz. Hayatından ümit kesen, artık ölmek üzere olduğunu anlayan müslümanların o anda nasıl dua etmesi gerektiğini, yegâne örnek ve önderimiz Peygamber Efendimiz’den görüp öğrenmekteyiz.

Birinci hadise göre Efendimiz, Hz. Âişe’ye yaslanmış oluğu halde, Allah Teâlâ’dan mağfiret ve rahmet dilemiştir. Gecmişi ve geleceği kendisine bağışlanmış olan Efendimiz’in bu duası, herhalde herşeyden önce ümmetini eğitmek içindir. Bu nâzik ve krıtik anda, gaflete düşmeyip Allah’tan mağfiret ve rahmet dilemek gerektiğine işaret etmektedir. Çünkü bu durum gerçekten göç hâli ve ölüm anıdır. O anda bile Allah’ın kulu olduğunu idrak edip O’na müracaatta bulunmak, herhalde yapılabilecek işlerin en isabetlisidir.

Efendimiz bu duasında “Allah’ım beni refîk-i a‘lâya ilet” niyâzında bulunmuştur. Refîk kelimesi hem tekil hem çoğul olarak kullanılmakta, böylece hem dost, arkadaş, hem de dostlar, arkadaşlar anlamına gelmektedir. Kelimeyi çoğul anlamında alırsak Resül-i Ekrem Efendimiz, bu duasıyla kendisinden önceki peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlere katılmasını istemiş olur. Nitekim bu sayılan kimseler hakkında Allah Teâlâ “Onlar ne güzel refiktirler” [Nisâ sûresi (4), 69] buyurmuştur. Bu takdirde mâna “beni güzel dostlara ilet” demek olur. Yine bir peygamber olan Hz. Yûsuf da “beni sâlihlere ilhak et!” [Yusuf sûresi (12), 101] diye dua etmiştir. Şayet refîk kelimesi tekil olarak değerlendirilir ve “er-Refîk”in Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden olduğu da dikkate alınırsa, Hz. Peygamber’in, kadri yüce mevlâya kavuşmak istediği anlaşılır. Bu takdirde mâna “ Beni Yüce Dost’a kavuştur” demek olur.

İkinci hadiste, Peygamber Efendimiz’in, çektiği ıstırabı hafifletmek için mübarek elini suya değdirip o güzel yüzüne sürdüğünü ve bu arada “Bana ölüm anının şiddet ve sıkıntılarına karşı yardım et” diye Allah Teâlâ’ya dua ettiğini görüyoruz. “Sekerât-ı mevt”, ölümün sıkıntıları, şiddeti demektir. Efendimiz’in bu duasından örnek alınarak genellikle dualarımızda hep “sekerât-ı mevt”i kolay kılması için Rabbimiz’e dua etmeliyiz. Bu dua, her zaman olduğu gibi, ölmek üzere iken de yapılmalıdır.

HADİSTEN ÖĞRENDİKLERİMİZ

Ölmek üzere olanların yapacakları dualar vardır.
Hz. Peygamber, bir insan ve peygamber olarak, ölüm anında yapılacak duaların ve söylenecek sözlerin örneğini vermiştir.
 Ölüm herkesin başındadır. Ölüm hâlinin sıkıntıları herkes için geçerli olduğuna göre, o sıkıntılardan Allah’a sığınmak gerekir 

GÖNÜL EHLİNİN ÖLÜM ANI İLE İLGİLİ SÖZLERİ

Hasan-ı Basrî Hazretleri şöyle buyurmuştur:

“İki gün ve iki gece vardır ki mahlûkat, onlar gibisini asla duymamış ve görmemiştir:

Gecelerin birincisi, kabir ehliyle kaldığın ilk gecedir. Daha önce onlarla hiç kalmamıştın.

İkincisi, sabahı kıyâmet olan gecedir ki artık gecesi olmayan bir gün başlayacaktır.

En dehşetli iki güne gelince, birincisi, Allah Teâlâ’dan bir habercinin gelip O’nun senden râzı olup olmadığını, senin cennete veya cehenneme gideceğini bildirdiği gündür.

İkinci gün de, amel defterinin sağ veya sol tarafından verilerek Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna çıkarılacağın gündür.” (Bkz. Ebu’l-Ferec Abdurrahmân, Ehvâlü’l–Kubûr, s. 156; İbnü’l-Cezerî, ez-Zehrü’l-Fâih, s. 77)

İnsan için en büyük imtihan ve en dehşetli belâ, ölümdür. Ama ondan daha kötü olanı, ölümden habersiz yaşamak, onu hatırdan uzak tutmak ve Hakk’a lâyık ameller işleyememektir. Akıllı insana gereken, ölüm gelmeden evvel ona hazırlanmak ve nefsini kötü ahlâktan temizlemektir.

Şeyh Sâdî şöyle der:

“Ey kardeş, sonunda toprak olacaksın! Toprak olmadan toprak gibi mütevâzı olmaya bak!”

Hazret-i Ömer (r.a) da şöyle buyurmuştur:

“Hesâba çekilmeden evvel kendinizi hesâba çekiniz. En büyük arz (Allah Teâlâ’nın huzûruna çıkarılıp O’na arz edileceğiniz gün) için (sâlih ve güzel amellerle) süsleniniz! Şüphesiz dünyadayken nefsini hesâba çeken kimse için kıyâmet günündeki hesap hafif olacaktır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 25/2459)

Fânî vücûdumuz kabre defnedilirken evlâdımız ve malımız geride kalacak. Biz ancak amellerimizle toprağın sînesine gömüleceğiz. Orada kefenlerimizle birlikte bedenlerimiz de toprak olacak. Geriye bizimle birlikte sadece amel-i sâlihlerimiz kalacak.

 İmâm Gazâlî Hazretleri şöyle buyurur:

“Ölüm anında kişiyle birlikte ancak üç husûsiyeti kalır:

1) Kalp temizliği, yani kalbin dünya kirlerinden arınmış olması. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“(Nefsini kötülüklerden) arındıran kurtuluşa ermiştir.” (eş-Şems, 9)

2) Allâh’ın zikriyle ünsiyeti. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“…Bilesiniz ki, kalpler ancak Allâh’ın zikriyle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28)

3) Allah için muhabbet beslemesi. Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“(Rasûlüm!) De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.” (Âl-i İmrân, 31)

Kalp temizliği, ancak mârifetle yani Allah Teâlâ’yı kalpte tanımakla mümkündür. Mârifet de devamlı zikir ve tefekkürle meşgul olma neticesinde elde edilebilir. İşte bu üç sıfat, kurtarıcı vasıflardır.” (Rûhu’l–Beyân, XI, 274) Eğer insan, “yarın” için gerekli hazırlığı yapabilirse, ölümü güzelleşmeye başlar. Artık o kişi ölümden korkmaz.

Nitekim Bişr bin Hâris Hazretleri şöyle der:

“Allâh’a itaat eden bir kişi için kabir ne güzel bir menzildir.”

Hazret-i Mevlânâ da ne güzel söyler:

“Oğul, herkesin ölümü kendi rengindedir, insanı Allâh’a kavuşturduğunu düşünmeden ölümden nefret edenlere ve ölüme düşman olanlara, ölüm korkunç bir düşman gibi görünür. Ölüme dost olanların karşısına da dost gibi çıkar.

Ey ölümden korkup kaçan can! İşin aslını, sözün doğrusunu istersen, sen aslında ölümden korkmuyorsun, sen kendinden korkuyorsun.

Çünkü ölüm aynasında görüp ürktüğün, ölümün çehresi değil, senin kendi çirkin yüzündür. Senin rûhun bir ağaca benzer. Ölüm ise, o ağacın yaprağıdır. Her yaprak, ağacın cinsine göredir…”




dünyalık zevkler, fani, gözyaşı, kader, ölüm nedir, resimli mesajlar, resimli sözler, ölüm anı neler olur, ölüm nasıl olur, hz muhammedin ölüm anı, ölüm ile ilgili ayetler, ölüm ile ilgili hadisler

EBABİLDEN UMUT KESİLMEZ!

8 Mayıs 2018 Salı / 2 Comments
abdurrahim karakoç sözleri, abdurrahim karakoç şiirleri, azrail, büyük melekler, ebabil kuşları, fil suresi, firavun, Nil nehri, resimli sözler, sabır, yeis, zalimler, ebabilden umut kesilmez şiiri

Fil çoğalsın, Ebabilden umut kesilmez
Firavun azsa da, Nil'den umut kesilmez
Zalimler ölmüyor diye yese kapılma
Sabret hele, Azrail'den umut kesilmez.
                                
                                                        Abdürrahim Karakoç





abdurrahim karakoç sözleri, abdurrahim karakoç şiirleri, azrail, büyük melekler, ebabil kuşları, fil suresi, firavun, Nil nehri, resimli sözler, sabır, yeis, zalimler, ebabilden umut kesilmez şiiri

GÜL

7 Mayıs 2018 Pazartesi / No Comments
diken, gül, gül bülbül, gül kokusu, gül neyin sembolü, gül sembolü, gülün dikeni, güzel koku, güzel sözler, resimli mesaj, gül çeşitleri, türkiyede gül yetiştiriciliği, ısparta gülü özellikleri, gül isimlerinin anlamı, altın sözler

GÜL VE DİKEN

Gülü seven dikenine katlanır.
Gül dikenine katlandığı için güzel kokar.

*

Gül Çeşitleri

Güller yıllarca hayatta kalmayı başarabilen ve genel olarak kışın yaprak döken ağaççıklardır. Yüzyıllardır aşkın sembolü haline gelmişler, bu yönüyle, şarkılara, şiirlere konu olmuşlardır. Pek çok renkte çiçek açabilirler. Sarılar, pembeler, beyazlar ve kırmızılar en yaygın olanlardır. Humuslu toprağı, aşırı olmamak şartıyla, güneşi ve gölgeyi severler. Ancak rüzgârdan hiç hoşlanmazlar. Tohum kullanılarak ya da genç ve sağlam gül dallarından çelikleme biçiminde yetiştirilirler. Dikenleri ve taç yaprakları bütün çeşitlerinin genel özelliğidir. Güllerin dönemsel olarak budanması çok önemlidir. Tomurcuk vermeden budanarak yaz için hazırlanmaları gerekir. 

Türkiye’de Gül Yetiştiriciliği

Türkiye’de 25 farklı gülün varlığı bilinmekte olsa da yaygın olan gül çeşitleri şunlardır:


Isparta Gülü, Orijinal Adıyla “Rosa Damascena”: Yetiştirilen güllerin büyük bir bölümü Isparta’da bulunur. yalnızca Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılamakta kalmaz, aynı zamanda, dış ülkelere de satılır.

Yabani Gül, Orijinal Adıyla “Rosa Canina”: Genellikle 2-3 metre uzunlukta olup, pembe ve beyaz çeşitleriyle, ülkemizde oldukça yaygındır. Kuşburnu adında meyveleri bulunur. Bol miktarda C vitamini içerdiğinden, çayını ve marmelatını çok fazla kullanırız.

Güller o güzel kokuları ve muhteşem dolarıyla losyonlarımız, sabunlarımıza, parfümlerimize ve kremlerimize dönüşürler. Bu kadarla da kalmaz, tatlarına bayıldığımız şuruplara, sirkelere, reçellere dönüşürler. Güller kullanılarak, parklar, bahçeler, balkonlar ve teraslar süslenir. Hediye edilen çiçek türlerinin başta gelenidir.

Gül Çeşitleri

Güller farklı açılardan pek çok şekilde çeşitlendirilirler.

Yapıları açısından gül çeşitleri: Bodurlar, sarmaşıklar ve uzun boylular olmak üzere üç çeşittirler. Bodur olanlar genellikle saksılarda yetiştirilirler. Sarmaşık gülleri reçellerimizin yapımında ve yağ üretiminde kullanırız. Uzun boylu olanlar, hediyelik buketler için idealdirler. En çok kırmızı renk tercih edilir. Yaklaşık 40-50 metreye kadar uzadıkları görülmektedir.

Kokuları açısından gül çeşitleri: Kokulular, kokusuzlar olmak üzere iki çeşittirler. Kokulular genellikle kozmetik ve temizlik sektöründe kullanılanlar, kokulu olanlardır. Bunlar taç yapraklarının üstünde yer alan “yağ noktaları” sayesinde, bir tür özel koku saçarlar.

Çiçekleri açısından gül çeşitleri: Yalınkatlar, yarım katmerliler, katmerliler.

Yetişme zamanları açısından gül çeşitleri: Yılda bir açanlar, yılda pek çok kez açan yediverenler olmak üzere iki çeşittirler.





diken, gül, gül bülbül, gül kokusu, gül neyin sembolü, gül sembolü, güzel sözler, resimli mesaj, gül çeşitleri, türkiyede gül yetiştiriciliği, ısparta gülü özellikleri, gül isimlerinin anlamı, altın sözler

KUDÜS SÖZLERİ

/ No Comments
kudüs sözleri, kudüs ayetler, kudüs şiirleri, kudüs erbakan sözleri, kudüs recep tayyip erdoğan sözleri, nuri pakdil kudüs, mehmet akif inan kudüs, necip fazıl kısakürek kudüs, cahit zarifoğlu kudüs

Kudüs Sözleri 

Allah’ın mescidlerinde, O’nun adının zikredilmesini engelleyip, onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır? (Bakara 114)
*
Allah’ın evi esaret altındayken, Selahaddin nasıl kendi evinde yatar? (Selahaddin Eyyûbî)
*
Biz müslümanlar için, mübarek beldelerimizi korumak imkan değil, iman meselesidir. (Recep Tayyip ERDOĞAN)
*
Bir gün gelecek İsrail’e öyle bir tokat atacağız ki,bütün hayatı gözlerinin önünden GAZZE ŞERİDİ gibi geçecek (Necmettin ERBAKAN)
*
Mekke iddiamız, Medine davamız, Kudüs bitmeyen duamız, İstanbul son durağımız, son sığınağımız, koruyucu kalkanımızdır. İstanbul Kudüs’ündür, Kudüs İstanbul’un. Şam ve Bosna, Üsküp ve Kudüs emanettir bize. Emanetine sahip çık ey Türkiye! Ey Müslümanlar! Kudüslü bacılarım kadar dik durun. Dik durun ki, dünya Müslüman’ın ne olduğunu öğrensin artık. Kudüs’ü savunmak, gerçek bağımsızlığı savunmaktır. (Nuri Pakdil)
*
Peygamberlerin en kutsal sırlara eriştiği Kutsal Kudüs, İslam âleminin kanayan yarası, insanlığın utanç tablosu oldu. Yıkılasın İsrail! Enkazını göreyim! Sana ülke diyenin, yüzüne tüküreyim! (Necip Fazıl Kısakürek)
*
Kudüs’te kadın olmak; davanı, kâfirin gözünün içine bakarak savunabilmek ve dünyaya haykırabilmektir.
*
Yakındır sonsuz özgürlüğün… Yakındır ey Mirac’ın anahtarı… Kalbimin yarısı Mekke’dir, yarısı Medine. Üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır.
*
Ah, Filistin’im! Ne zaman özgür kalacaksın? Ne zaman zalimin zulmünden kurtulacaksın? Ne zaman çocuklar oynayacak?
*
O lanetli kavimden intikam alınacağı gün, bu ümmetin kalbinden merhameti al Allah’ım! Belki de bir Selahaddin gerekti, bir de şanlı ordusu.
*
Biz Kudüs’ü kurtarmayacağız, Kudüs bizi kurtaracak!
*
İnşaallah üzerimizdeki ölü toprağını Kudüs davası ve sevdası kaldıracak! Ya uyandırın Bedr’in aslanlarını, ya da çağırın Kafkas kartallarını, söyleyin Selahaddin Eyyûbî’ye, MESCİD-İ AKSÂ ayaklar altında!
*
Ey mahşere inanan dünya Müslümanları, Kıyamet’e kadar mı, sürecek bu uykunuz? Kudüs işgal altında! Ey Kudüs! Ey Peygamberler kokusu! Ey yerin göklere en yakın avlusu!
*
Mescid-i Aksâ’yı gördüm düşümde, Götür Müslüman’a selam diyordu, Dayanamıyorum bu ayrılığa, Kucaklasın beni İslam diyordu.
*
Yahudileri kimse suçlamasın. Eğer Kudüs işgal atındaysa, Filistin’e pranga vurulmuşsa, Müslümanlar katlediliyorsa, SUÇ BİZİMDİR!
*
Madem çiçekleri görmek için baharı beklemek zarureti vardır; biz de ona şiddetle ve sabırsızlıkla intizar etmekteyiz. Müslüman yürekler bilirim daha, Kızdı mı Cehennem kesilir, Sevdi mi Cennet. (Erdem Bayazıt)
*
Kesseler de ayaklarımızı Bil ki ey Kudüs Senin için ellerimi ayak yaparım! Kudüs Sözleri yazımız hoşunuza gittiyse aşağıdaki yazımızın da ilginizi çekeceğini düşünüyoruz.
*
Kudüs olacak bir gün pencerende manzaran; Biz yüzünü, sen Kudüs’ü göreceksin ey Müslüman!
*
Kudüs; Filistin davası değil, kıble davasıdır. Bu ümmetin cihad kalbi kıyamete kadar Kudüs’ün eteklerinde atacaktır.
*
Ey ilk kıblem! Sana rahat yoksa bizlere de yok! Muhammed’in aleyhisselam ordusu gelecek diye bekleyen gözü yaşlı bacımın ümidi olmak zamanı!
*
Ey Müslüman! Kudüs özgürleşmeden, özgürüm deme! Öyleyse, onurunu çiğnetme!
*
Kudüs, Mekke’dir. Kudüs, Medine’dir. Seven Kudüs’ü sevsin. Doğmak isteyen Kudüs için doğsun.
*
Ya Rabbî! Miraca şahitlik ettirdiğin Kudüs’ün, özgürlüğüne de bizleri şahit kıl! İmanımdan vazgeçmedikçe, Kudüs’ten vazgeçemem! (Nuri Pakdil)
*
Mescid-i Aksâ artık elimizde diyen Yahudilere bakın ve unutmayın: Bir ümmet cihad arzusunu kaybederse, namusunu da kaybeder.
*
Rabbim! Mahsun ve mazlum Mescid-i Aksâ’mızı içinde bulunduğu esaretten en kısa zamanda kurtar. Mescid-i Aksâ izzet, namus ve şeref!
*
Mescid-i Aksâ iman, hayat ve can! Bunlar giderse ne kalır geriye? Yaşamak anlam taşır mı? Ya Kudüs’te yaşarız ya da şehit oluruz!
*
Filistin, her mü’min kulun önünde bir sınav kağıdıdır.
*
Ey toprağın altındaki diriler geri dönün, çünkü toprağın üstündekiler çoktan öldüler. Mazlumlar ayağa kalkmadıkça, zalimler diz çökmez!
*
Kudüs ve ümmet yalnız değildir. Biriz, iriyiz, diriyiz! Aksâ’nın hürmeti çiğneniyor! Uyuma!
*
İlk kıble, Peygamberler otağı, Namaz ülkesi, Miraç şahidi, Aşıklar evi, Ey Kudüs! Sen ki mânâ ile maddenin buluştuğu şehirsin.
*
Kudüs’süz ve İstanbul’suz aşk yoktur. Kudüsteki zulme susan dil, imanlı bir kalbe tercüman olmaz! Ya dil yalandadır ya da kalpte iman yoktur!
*
Gülerek şehadete yürüyenleri,görmek mi istiyorsun? Dili lâl, kulağı sağır, gözleri kör Dünya!
*
Şahidim MESCİD-İ AKSA! Mescid-i Aksa sadece Filistinlilerin değil,bütün müslümanlarındır.
*
Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.
*
Dedi ki; sen şairsin elindeki bu taş ne? Dedim ki; şair aşka boyun eğer, zulme değil. Peygamberin göğe yükseldiği yere sahip çıkamıyorsak yerin dibine girelim!
kudüs sözleri, kudüs ayetler, kudüs şiirleri, kudüs erbakan sözleri, kudüs recep tayyip erdoğan sözleri, nuri pakdil kudüs, mehmet akif inan kudüs, necip fazıl kısakürek kudüs, cahit zarifoğlu kudüs

İNSAN VE KAİNAT

4 Mayıs 2018 Cuma / No Comments

allah, cassini uzay aracı, dünya kainat, fotoğraf, gezegenler, insan ve kainat, insan ve kainat ilişkisi, altın sözler, altın tavsiyeler, nokta, resimli sözler, satürn, uzay, yaratıcı,

İNSAN VE KAİNAT

Dünya, Kainat'ta bir noktadır.
Ya İnsan!

*

İnsan ve Kainat; Küçük Kainat ve Büyük İnsan

Bir tarafta atomlarla yazılan hücreler, hücrelerden dokunan organlar, bunların birlikte çalışmalarıyla ortaya çıkan insan bedeni.

Öte yanda bakterilerle kaynaşan toprak, oksijen ve hidrojenin birlikteliğiyle meydana gelen su mucizesi, denizler, nehirler.

Tâ uzaklarda yıldızlarla bezenmiş gök yüzü, güneş ve ay…

Atomundan güneşine kadar her şey aynı hedefe yönelmiş durumda. Bütün çalışmalar, bütün ittifaklar kâinatın meyvesi olan insan için; insan ruhu için…

O ruh, bedende misafir kaldığı gibi, kâinatta da misafir; biri evi, diğeri şehri gibi. Bedenle kâinat arasında böylesine sıkı bir irtibat var… İkisi de insanın hizmetinde. İkisinin de bütün özellikleri ona göre ayarlanmış.. Şekilleri, büyüklükleri, mesafeleri hep o misafiri en güzel şekilde barındırmak için.

İnsan ve kâinat… Biri ağaca diğeri meyveye benzetiliyor...

İnsan için küçük âlem, âlem için de büyük insan tabiri kullanılmış.

Kâinat-insan ilişkisinin en önemli göstergesi bütün varlık âleminin nur-u Muhammedîden yaratılmış olması.

O nurdan safha safha yaratılan bu muhteşem kâinat, ihtiva ettiği bütün âlemleriyle insan mahiyetinde temsil edilmiş bulunuyor. İnsanın hafızası levh-i mahfuzdan haber verdiği gibi, insandaki demir elementi de âlemdeki demir madenini temsil ediyor. Ruh ve bedenden verdiğimiz bu iki örneğe yenileri eklenebilir.

“İnsan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır. Meselâ, kâinatta Levh-i Mahfuzun gayet kat’î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hafızadır. Ve âlem-i misalin vücuduna kat’î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir.” (Lem’alar)

Gözle güneş, gıdalarla mide, hava ile akciğer arasındaki yakın ilgiye dikkat ettiğimizde, meyvenin dala takılı olması gibi insanın da kâinat ağacına adeta bitişik olduğunu hisseder gibi oluruz. Yer çekimiyle arza bağlı olmamız da bunun ayrı bir göstergesi…

İnsan-kâinat ilişkisini unutmak insana hem fikir hem de şükür kapısını kapatan büyük bir engeldir. Böyle bir insan, kendini bu muhteşem âlemden adeta tecrit eder de, onun yerine makama, paraya, alkışlara, şöhrete, desinler sevdasına bağlanır, , demesinler endişesine kapılır. Bunlar çok küçük şeyler olduğu için, onlara bağlanan insan da manen çok küçülür, bücür kalır, gelişme göstermez.

Halbuki, kendisini kâinat ağacının başında durmuş, yüzü ebedî âleme dönük ve ebedî saadete aday olarak gören insan, kâinatı çok gerilerde bırakan ulvî hedefleriyle çok yüce bir makama çıkar.

Nur Külliyatında, “iyyake na’büdü…” “ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” ayetleri tefsir edilirken önemli bir noktaya dikkat çekilir:

İnsan tek başına da namaz kılsa, yine “ben” değil de “biz” diye hitap ediyor. “Kimler namına ‘biz’ demektedir?” sorusuna cevap olarak üç ayrı cemaat nazara sunulur:

Birisi, o müminle birlikte namaz kılan yer yüzü mescidindeki büyük cemaat.

Diğeri, insanın her organı, her hücresi kendisine verilen görevleri yerine getirmekle rabbine ibadet halindedir. İnsan “yalnız sana ibadet ederiz” derken kendisinde mevcut bu cemaati de kast etmektedir.

Ve üçüncü cemaat: İnsan meyvesi veren şu kâinat ağacının tümü de görevinin başındadır ve bir ibadet üzeredir. O halde insan, kâinatı ve içindeki her şeyi niyet ederek de “iyyake na’büdü” diyebilir.

Demek oluyor ki, insan kâinat ağacının bir meyvesi olarak ağacının tüm ibadetlerini rabbine takdim edebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır.

Bu görevi yerine getirenler büyük insanlardır. Böyle muhteşem bir cemaatin önüne geçmek, onlarla birlikte küllî bir ibadet yapmak büyük bir makam, ulvî bir mazhariyettir.

Bunların hiçbirini dikkate almadan yaşayan ve yüzünün herhangi bir köşesindeki küçük bir makam, yahut cüz’i bir servetle oyalanan insan, ömür sermayesini zayi etmiş bir zavallıdan başkası değildir.

İnsanın kâinattan çok daha büyük bir varlık olduğunu ders veren bir ayet-i kerime:

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi; (onun hakkını yerine getirmedi.) Çünkü insan çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzap, 33/72)

İman, marifet ve muhabbet vadisinde kâinatta hiçbir varlığa nasip olmayan istidat insan ruhuna takılmıştır. Ayette geçen emaneti yüklenmekten diğer varlıkların çekinmelerinin mahiyeti ne olursa olsan, bizim ayetten alacağımız en önemli bir ders şudur:

İnsan, göklerin, yerin, dağların yüklenmekten çekindiği bir yükü yüklenen değerli ve şerefli bir varlık. Bu büyük insan, küçük sularda boğulmamalı, küçük hesaplarda yok olmamalı ve kendini küçültmemeli. Aksi halde, “çok zalim” ve “çok cahil” olur. Ve bu ulvî mahiyet, bir başka ayette haber verildiği gibi, hayvandan çok daha aşağılara düşer.

İnsan- kâinat ilişkisinin bazı yönlerine kısaca değinelim:

Kâinat bir kitaba benzetiliyor. Bu âlem, İlâhî kudret ve irade ile varlık sahasına çıkmış, ilim ve hikmet dolu muhteşem bir kitap gibi. En mükemmel okuyucusu ise “insan”.

Bu güzel teşbih bize şu dersi veriyor:

“Kâinat insan içindir, insan kâinat için değil.”

Bir başka teşbih:

“Kâinat bir saray insan ise misafir.”

Misafirhanenin her şeyi misafir içindir ve ona göre ayarlanmıştır. Güneş göz için yaratılmıştır, göz güneş için değil. Bütün yiyecekler mide içindir, mide onlar için değil. Bütün tatlar dile hitap etmektedir, dil onlara değil. Sesler de kulağın rızkı gibidir, insan seslere muhtaçtır, sesler insana değil.

Bedenden geçip ruh âlemimize şöyle bir nazar edelim:

Kâinat kitabının mana ile kaynaşan varlıkları insan aklına hitap etmekte ve onu düşünmeye sevk etmekteler. O halde o manalar aklın rızkı gibidirler.

Bütün güzellikler kalbimizi muhabbetle coşturur. Onlardaki bu cemaller kalbe hitap etmektedir. Onlar da ruhun birer rızkı hükmündedirler.

Kâinat bir tarla, insan ise onda ahireti namına ekip biçen bir çiftçi gibi.

“Dünya ahiretin mezrasıdır.” (Hadis için bk. Aclûnî, Ebu’l-Fida İsmail b. Muhammed, Keşfu’l-Hafa, Beyrut, 1351, I/412.)

Bu hadis-i şerifte olduğu gibi birçok ayet-i kerimede de “dünya” kelimesi, arz küresi manasına değil, ahiretten bu tarafa olan her şey, yani topyekûn kâinat manasına kullanılmaktadır.

Dünya hayatının tümü bir tarla gibidir. İnsan her duyu organıyla, aklıyla, hayaliyle, her bir hissiyle bu tarlaya farklı şeyler ekmekte ve bunların her birinden ayrı neticeler, farklı meyveler almaktadır.

Gözünü varlıkların yüzlerinde ibretle gezdiren bir kişi cennet namına mahsuller almaktadır. Bir başkası da gözlerini haramlar üzerinde dolaştırmakta, her haram nazardan ayrı bir azap devşirmektedir.

Diğer organları da aynı şekilde düşünebiliriz. Her birisi yaratılış gayesine uygun sahalarda dolaştığında sahibine ebedî saadet mahsulleri aldırmakta, aksi halde onu ebedî felaketlere sürüklemektedir.

Bu ekim ve mahsul alma işlemi, belki daha ileri seviyesiyle ruh âlemimiz için de söz konusudur. “Doğru veya yanlış düşünme, Allah namına yahut nefis hesabına sevme, faydalı yahut zararlı şeyleri hayal etme, hafızasına müspet yahut menfi bilgiler doldurma” gibi nice yönleriyle insanın ruhu, kalp âlemi ve his dünyası da ya cennet yahut cehennem mahsulleri vermektedir.

İnsan bütün bu mahsulleri kâinat içinde ve ondan yardım alarak verir.

- Güneş olmasa, helal yahut haram neye bakabileceğiz?

- Hava olmasa, doğru veya yanlış neyi konuşabileceğiz?

İnsan ve onu kuşatan şu muhteşem kâinat arasındaki bir başka ilgiden de kısaca söz edelim.

Tilki gibi kurnaz, serçe kadar ürkek, pars gibi parçalayıcı, bülbül gibi şakıyan, arı gibi bal veren, yılan gibi zehirleyen insanlar bulunduğu gibi, şu kâinattaki çok farklı özellikleri kendi ruh âlemlerinde yansıtan kişiler de mevcuttur.

Bazılarını görürsünüz, huyu pamuk gibi yumuşaktır, kalbi merhametle doludur; bazıları ise başkalarına karşı taş gibi sert ve hissizdir.

Bazıları insanların içi âlemini karartırken, bazıları insanlık âlemini güneş gibi aydınlatırlar.

Kış gibi soğuk ve donuk tiplere de rastlarsınız, bahar gibi gülen, yaz gibi sıcak kişilere de.

Necip Fazıl’ın şu mısraları bu gerçeği güzel ifade eder:

"Boşuna gezmişim yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış."

Kâinatta seyrettiğimiz, yüksek-alçak, büyük-küçük, âli- adi, parlak-sönük, uzak-yakın gibi nispetler âleminin küçük bir örneğini de insanların toplum hayatında görmemiz mümkün.

Kısacası, kâinat her şeyiyle insana göre ayarlanmış, ona hitap eden, onun ihtiyaçlarına cevap veren “büyük insan”…

İnsan ise, kâinat sarayında yaşayan, her yönüyle onunla temas halinde bulunan ve ondaki çoğu özelliklerin küçük bir örneğini benliğinde taşıyan “küçük kâinat”…

Bunlardan birini diğerinden koparamaz, ayrı düşünemezsiniz.

Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com




allah, cassini uzay aracı, dünya kainat, fotoğraf, gezegenler, insan ve kainat, insan ve kainat ilişkisi, altın sözler, altın öğütler, nokta, resimli sözler, satürn, uzay, yaratıcı, 

HASRET SÖZLERİ

/ No Comments
 beklemek güzeldir, sevgiliye hasret sözleri, sevgiliye özlem sözleri, aşk sözleri,  kız, oğul, pencereler, resimli mesajlar, resimli sözler, torun, umut, yaren, hasret sözleri, özlem sözleri

PENCERE ve BEKLEYENLER

Pencere kenarına en çok bekleyenler yakışır.
Gideni bekler sevdikleri.
Kimi babasını, kimi annesini, kimi oğlunu, kimi kızını, 
kimi torununu, kimi yarenini, aslında sevdiğini bekler...
Giden gelecekse, beklemek de güzeldir.
Beklemek özünde umudu taşır.

*

Sevgiliye Hasret Sözleri

Sevgilim, sanadır hasretim ve her şey eksik şimdi; öğrendim artık beni ve her şeyi tamamlayan sendin.
*
Hasretim bir saniye sürüyor. Seviniyorum. Bir de bakıyorum her bir saniye diğerini doğuruyor. Ve sürüyor bu sonsuza.
*
Senin hasretin yalnızlığımla buluştuğu an ben şarkıları değil, şarkılar beni dinliyor sevgilim.
*
Bırakıp gittiğinden bu yana hakkında ettiğim tek beddua: Sarıldığın her insanda sadece beni anımsa!
*
Seni böyle sever ve özlerken seni sensiz ve senden uzakta yaşamak ne zor ve ne açıtıymış, bir bilsen!
*
Yoksun; bunun asıl etkisi gözlerimdeki kızıl güllerdir. Ara ara ben de su veriyorum onlara.
*
Geceler insanların uyumaları içindir ama benimkiler seni daha çok özlemem için bana bağışlanmış.
*
İnsan bazen mutlu olmayı değil, sadece onunla olmayı ister.
*
Özlersin. Ama gel diyemezsin. Beklersin. Ama bekliyorum diyemezsin. Aşk bazen sessiz kalmaktır.
*
Yalnızlık belki çekilir. Ancak sensizlik olmasa!.. Hasretin, sanki canımı almaya kararlı.
*
Özlemin ne süresi belli ne şiddeti; başladı mı bitmiyor ve canımı almadan gitmiyor.
*
Sol yanın yanında değilse yarımsın, kalabalıklarda bile yalnızsın.
*
Saate bak sevgilim; vakit, sana özlem geçiyor.
*
Hasret dayanılması zor olandır; bunu ona söyleyememekse en zor olandır.
*
Şair çok haklıdır mektubunda: ‘Herkese selam sana hasret…’
*
Seni beklemenin anıtını yapsalar şehrin en tenha noktasına beni dikerler.
*
Hiç aklımdan çıkmıyorsun, hasretini çekiyorum, anlamsız bu hayatı yaşıyorum; bari bana bir selamını gönder ve mesajınla kendini anlat; böylece sözlerinle taşı kendini seni özlemek ülkesine.
*
Sen yoksun diye düşman oluyorum her yeni doğan güne!
*
Sen benim ruhumda açılmış en derin yaramsın, hasretimi tartabilsen yokluğundan sen de pişman olursun.
*
Hasretin kol geziyor bu kara gecelerde ve kalbim sıkışıyor bu yoğun ve sürekli kederde.
*
Şairler gibi hissediyorum konu sen olunca. Geçen ibadetlerin kazası var ama sensiz geçen anların telafisi yok işte!
*
Gitmek her zaman unutmak demek olmuyor, bilirsin; aklımda gözlerin ve hafızamda sözlerin… Sen buna ayrılık mı diyorsun?
*
Ruhuma cemre olup düştüğün günden beri bahar da sensin sevinç de… Şimdi sana hasret kaldım. Kış da sensizlik demektir bana, keder de!
*
Kanlı gözyaşları kişiden hasretten dökülürmüş. Ve her damlada bilenen kirpikler bağrı delermiş.
*
Anladım ki hayat nefes almak değilmiş, seni çılgınca severken sensiz yaşamak ölmek demekmiş.
*
Şimdi sen çok uzaklardasın, bende değil; bense yalnızlıktayım, sende değil; ama her şeyinle aklımda ve ruhumdasın, elimde değil!






beklemek güzeldir, sevgiliye hasret sözleri, sevgiliye özlem sözleri, aşk sözleri,  kız, oğul, pencereler, resimli mesajlar, resimli sözler, torun, umut, yaren, hasret sözleri, özlem sözleri

DÜNYANIN İHTİYACI: KALİTELİ İNSAN

2 Mayıs 2018 Çarşamba / No Comments
breathnach, çalışmak, dünyanın ihtiyacı, düşlemek, düşlerimiz, hayallerimiz, hikmetli sözler, maşallah, resimli mesajlar, sözler, yapmak, kaliteli insan nasıl olunur, kaliteli insanın özellikleri

DÜNYANIN NEYE İHTİYACI VAR?

Dünyanın düşleyenlere de ihtiyacı var, yapanlara da.
Ama düşlediğini yapanlara daha çok ihtiyacı var...S.Breathnach

*

Kaliteli İnsanın 10 Özelliği

Kaliteli insan kime denir? Bu soruya toplumdaki herkes farklı cevaplar verebilir. Ama genel olarak bazı insanlar vardır ki, tüm toplum onu kaliteli bulur. 

Kaliteli insan olmak ve kaliteli insan olarak yaşamak bir insanın dünyaya geliş gayesidir. Kaliteli insan iyi insandır. Merhametli insandır.

Hayatta başarılı olmak, yaşam boyu mutlu olmak için kaliteli insan olmak yeterlidir.

Peki kaliteli insan nasıl olunur. İşte cevaplarımız:

Yaşantılara açık olma: yaşantılara açık olan kişiler, gerçekleri daha doğru ve daha çabuk algılayabilirler. Olanı olduğu gibi görür olmasını istediği gibi değil. Bu özellikle güçlenen insan, karşısındaki insanları, olayları, hayatı, kendini daha doğru olarak değerlendirir.

Anı yaşama: Anı yaşamak, duyguları anında hissetmek, keşfetmektir.

Kendini, başkalarını ve tabiatı kabullenme: İnsanın kendini kabullenmesi, kendini gerçekleştirmesi için güç sağlar. Kendini kabullenme, hatalardan ötürü yüksek oranda suçluluk duymamak, gereksiz korkulara kapılmamak, kendinden utanmamak demektir. Başkalarını, durumları, olayları kabullenebilmek de kendini kabullenme ile ilgilidir.

Sadelik, doğallık ve içten geldiği gibi davranma: Ruhsal açıdan sağlıklı olan insanlar, tabi, sade ve içten davranırlar. Yapmacıklıktan, riyakârlıktan, egoistlikten hoşlanmazlar

Problemlerden kaçmaz: Geniş ve evrensel bir bakış açısıyla problemlere yaklaşırlar. Sadece kendi problemleriyle değil kendi dışındaki problemlerle, özellikle de kendini etkileyebilecek problemlerle de ilgilenir.

Takdir edebilme: kendini gerçekleştirmiş olan insan, hayattaki iyilikleri, güzellikleri, bilinçle, hayranlıkla, ibretle, şükür ve coşkuyla değerlendirme gücüne sahiptir.

İletişim ve ilişkileri güçlü ve sağlamdır: Kendini gerçekleştirmiş insan, diğer insanlarla ilişkilerinde yoğun ve derindir. Çok geniş bir çevre yerine daha güçlü, derin ve yoğun bir çevreleri vardır ve bu onların tercihidir.

Dostluklarında insanları sınıflara ayırmaz: Kendini gerçekleştiren insan, ilişkilerinde sosyal sınıf, ırki dil ayrımı yapmadan karakterine uygun olan herkesle arkadaşlık ve dostluk kurabilir.

Nüktedan ve mizahçıdır: Kendini gerçekleştirmiş insanların kendine has ancak alaycılığa kaçmayan bir mizah anlayışları vardır. Bu insanlar nüktedanlığı ve mizahçılığı, düşünce yolunu açmak için kullanırlar. İncitici nükteden ve hicivden kaçınırlar.

Sıradan davranmazlar: Kendini gerçekleştiren insan, bağımsız, farklı ve bu farklılığı ortaya cesaretle koyabilen bir yapıdadır.

Ayrıca;

Yenilikçidir: Kendini gerçekleştiren insan, olumlu yenilikleri düşüncesizce reddetmez ve yeniliğin her yönden faydasını düşünür.







breathnach, çalışmak, dünyanın ihtiyacı, düşlemek, düşlerimiz, hayallerimiz, hikmetli sözler, maşallah, resimli mesajlar, sözler, yapmak, kaliteli insan nasıl olunur, kaliteli insanın özellikleri







breathnach, çalışmak, dünyanın ihtiyacı, düşlemek, düşlerimiz, hayallerimiz, hikmetli sözler, maşallah, resimli mesajlar, sözler, yapmak, 

ROMANLAR VE ROMAN YAZARLARI

/ No Comments
tanzimat dönemi romanları, serveti fünun romanları, cumhuriyet dönemi romanları, türk edebiyatının en iyi 100 romanı, türk edebiyatının en önemlim roman yazarları, ödev notları, ders notu


A) Tanzimat Dönemi Romanları

Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat: Şemsettin Sami'nin eseridir. İlk yerli romandır. Romantik bir romandır. Konusu bir evlilik dramıdır.

İntibah: Namık Kemal'in eseridir. İlk edebî roman olarak kabul edilir. Ali Bey, Mahpeyker'e aşık olur. Bu kötü kadından Dilaşup ismindeki cariye sayesinde uzaklaşır. Bunun üzerine Mahpeyker Ali Bey'i öldürtmek ister. Dilaşup, Ali Bey'i ölümden kurtarsa da kendisi ölür. Daha sonra Ali Bey, Mahpeyker'i öldürür, hapse girer ve orada hastalanarak ölür.

Cezmi: Namık Kemal'in romanıdır. İlk tarihi romandır. Cezmi, 16. yüzyılda İstanbul'da yaşamış bir Türk sipahisidir. İranlılara esir düşen Adil Giray'a yardım etmek için İran'a gider. Romanın ikinci cildi yazılmamıştır.

Felatun Bey ile Rakım Efendi: Ahmet Mithat Efendi'nin yanlış batılılaşma temasını işlediği romanıdır. Romantizm etkisindedir. Felatun Bey alafranga hayata özenen mirasyedi bir züppedir. Buna karşın Rakım Bey, ağırbaşlı ve dengeli bir tiptir.

Sergüzeşt: Samipşazade Sezai'nin romanıdır. Romantizmden realizme geçişte köprü rolü oynayan bu eser, Dilber adındaki esir bir kızın, satıldığı zengin konaklardaki acıklı yaşamını anlatır. Dilber, bu konaklardan birinde geç ressam Celal Bey'e aşık olur; romanın sonunda, götürüldüğü Mısır'da kendini Nil nehrine atarak intihar eder.

Araba Sevdası: Recaizade Mahmut Ekrem'in realist bir anlayışla yazdığı romandır. Romanda, yanlış batılılaşma teması işlenir. Bihruz Bey adındaki alafranga züppe tipin gülünçlükleri ve hayali aşkları anlatılır.

Zehra: Nabizade Nazım'ın natüralizmin etkisinde yazdığı romanıdır. Ana çizgileri Ahmet Mithat'ın Müşahedat adlı romanına benzeyen eserde kahramanların ruh durumları fizyolojik ve toplumsal etkilerle açıklanmıştır.

B) Servet-i Fünun Dönemi Romanları

Mai ve Siyah: Halit Ziya'nın realizmi başarıyla uyguladığı romanıdır. Eserin kahramanı Ahmet Cemil, romantik bir gençtir. Ünlü bir edebiyatçı olmayı, yazdığı eserden büyük bir servet kazanınca da sevdiği genç kızla evlenmeyi hayal etmektedir. Ancak, eseri eleştirilere uğrar, kız kardeşi ölür, sevdiği kız başkasıyla nişanlanır. Bunun üzerine hayallerini İstanbu'a gömüp bu şehirden ayrılır.

Aşk- Memnu: Halit Ziya Uşaklıgil'in en başarılı romanıdır. Realist bir eserdir. Firdevs Hanım adındaki eğlence düşkünü dul bir kadının büyük kızı Bihter, kendisinden yaşça çok büyük olan Adnan Bey ile evlenir. Adnan Bey'in küçük kızı Nihal bu evliliği kabullenemez. Adnan Bey'in zenginliğine kapılan Bihter yanlış bir evlilik yaptığını anlar. Kocasının yeğeni Behlül adındaki genç ile Bihter arasında yasak bir aşk başlar. Ancak Behlül, Bihter'den bıkarak Nihal ile nişanlanınca yasak aşk açığa çıkar. Bihter intihar eder, Behlül de kaçar.

Eylül: Mehmet Rauf'un edebiyatımızın ilk psikolojik romanı sayılan romanıdır. Olay basit, kişiler azdır. Suat (bayan) ve Süreyya (erkek) evlidirler. Süreyya'nın arkadaşı Necip, bu mutlu çiftin evinde sık sık misafir kalır. Necip, arkadaşının karısı Suat'a derin bir saygı duyar. Ancak bu saygı zamanla aşka dönüşür. Suat da onu sever. Ancak aşklarını birbirlerine itiraf edemezler. Derken, bir yangın çıkar; Necip, yanan evde Suat'ı kurtarmaya çalışır. Ancak Suat'la birlikte aynı ateşte yanar.

C) Servet-i Fünun Dışında Kalan Romanlar

Mürebbiye: Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın natüralist bir eseridir. Memleket çocuklarının eğitiminin, ne olduğu belirsiz yabancı mürebbiyeler eline bırakılmasının doğuracağı kötü sonuçlar gösterilmek istenmiştir.

Şıpsevdi: Hüseyin rahmi Gürpınar'ın romanıdır. Yazarın "Şık" romanındaki Şöhret'e benzeyen bir tip olan Meftun, körü körüne Batı'ya bağlıdır. Aynı şekilde Edibe de doğuya bağlıdır. Eserde bu iki tip karşılaştırılmış, her ikisinin de gülünç yanları gösterilmiştir.

D) Milli Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Romanları 

Handan: Halide Edip Adıvar'ın ilk romanıdır. Mektup biçiminde yazılan roman, kadın psikolojisini inceler. Eylül'den sonra psikolojik roman türünün en başarılı örneklerindendir.

Ateşten Gömlek: Halide Edip Adıvar'ın romanıdır. Edebiyatımızda Kurtuluş Savaşı üzerine yazılan ilk romandır.

Vurun Kahpeye:  Genç ve idealist bir öğretmen olan Aliye'nin Kurtuluş Savaşı sırasındaki mücadelesini ve aşkını, sahte bir din adamı tarafından linç ettirilişini anlatan bu romanı Halide Edip Adıvar yazmıştır.

Sinekli Bakkal: Halide Edip Adıvar'ın töre romanıdır. İstanbul'da Sinekli Bakkal semti ve o semtin çevresinde II. Abdülhamit döneminin toplumsal sorunlarını ele almıştır. Eserin kahramanı Rabia, tiyatrocu ve Karagözcü Kız Tevfik'in kızıdır.  Dinî bir eğitim almış ve ünlü bir mevlithan olmuştur. Sürgündeki babasının bakkal dükkânını da işletmekte ve bu arada gittiği konaklardan birinde Mevlevi şeyhi Vehbi Dede'den alaturka musiki dersleri almaktadır. Aynı konakta piyano dersleri veren İtalyan müzisyen Pregrini, Rabia'nın sesine hayran olmuştur. Daha sonra Rabia, kendisini seven ve Müslüman olan Pregrini ile evlenir. Böylece yazar, Doğu ile Batıyı birleştirmiş olur.  Bu roman Cumhuriyet döneminde yazılmıştır.

Kiralık Konak: Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun ilk romanıdır. Eserde, üç ayrı kuşak arasındaki çatışmalar üzerinde durularak bir ailenin çözülüşü gösterilmiştir. Aşırı Batı hayranı züppe tipinin de başarıyla çizildiği eser, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu'nun Tanzimat'tan I. Dünya Savaşı'na kadar olan yıllarını toplumsal değişmeye ışık tutarak anlatır.

Nur Baba: Yakup Kadri'nin bu romanında olaylar, bir Bektaşi tekkesi çevresinde geçer. Yazar bu eseriyle Bektaşî tekkelerindeki yozlaşmayı gözler önüne sermiştir.

Yaban: Yakup Kadri'nin bu romanında, köylü ile aydın arasındaki uçurum gösterilmek istenmiştir. Köylülere göre şehirli ve aydın "yaban"dır. Anı biçiminde yazılan romanda I. Dünya Savaşı'nda bir kolunu kaybetmiş olarak İstanbul'a dönen Ahmet Celal'in daha sonra emir eri Mehmet Ali'nin köyüne yerleşip orada yaşaması anlatılır. Ahmet Celal, köylü kızı Emine'yi sever. Emine başkasıyla evlenir. Derken, köye Yunan ordusu girer. Ahmet Celal ve Emine düşmanın elinden kaçarlar. Ancak Emine ağır yaralanmıştır. Ahmet Celal, bilinmeyen bir yöne doğru gider. Roman böylece İstiklal Savaşı'ndan da kesit sunmuş olur. Eser 1930 yılında yazılmıştır.

Sodom ve Gomore: Yakup kadri'nin Cumhuriyet döneminde yazdığı bu roman, mütareke döneminde düşman işgalindeki İstanbul'u anlatır. Düşmanla işbirliği yapan soysuzlaşmış çevrelerin ahlak düşüklüğü yüzünden, yazar İstanbul'u Sodom ve Gomore kentlerine (Filistin'de ahlak sapkınlığı nedeniyle Allah'ın gazabına uğradığı rivayet edilen kentler) benzetir.

İstanbul'un İçyüzü: Refik Halit Karay'ın romanıdır. İttihat ve Terraki Fırkası adamlarını ve I. Dünya Savaşı sırasında bunların zengin ettikleri savaş zenginlerini eleştiren bir romandır.

Çalıkuşu: Reşat Nuri Güntekin'in en ünlü romanıdır. Bir aşk kırgını olan Feride'nin İstanbul'dan Anadolu'ya kaçışı; Anadolu'nun kasaba ve şehirlerinde idealist bir öğretmen olarak çalışması; Anadolu'nun geri kalmışlığıyla mücadele etmesi romanın konusunu oluşturur.

Yeşil Gece: Reşat Nuri Güntekin'in tezli romanıdır. Eserde medrese çevreleri ile mücadele eden Şahin Bey anlatılır.  Şahin Bey, medresede yetiştiği halde daha sonra Atatürk'ün devrimlerine inanmış, aydınlanmış bir gençtir.

Yaprak Dökümü: Reşat Nuri Güntekin'in yanlış batılılaşma temasını işlediği romanıdır. Batı özentisi hayatla gelir arasındaki dengesizlik yüzünden bir ailenin çöküşü anlatılmıştır.

Sözde Kızlar: Peyami Safa'nın ilk romanıdır.  Anadolu'da başlayan Kurtuluş Savaşı esere, fon olarak alınmış; Mütareke döneminde İstanbul'daki yüksek tabakanın ahlak bozukluğu bu fonun önünde işlenerek karşıt bir durum oluşturulmuştur.

Dokuzunca Hariciye Koğuşu: Peyami Safa'nın ruh çözümlemesi romanıdır. Diğer psikolojik romanlar gibi basit bir olay üzerine kurulmuştur. Bacağındaki kemik hastalığı yüzünden iyi bir bakım görmesi gereken on beş yaşındaki çocuğun anıları biçimde düzenlenen roman, otobiyografik roman özelliği de taşır.

Ayaşlı ve Kiracıları: Memduh Şevket Esendal'ın romanıdır. Cumhuriyet'in ilk yıllarının Ankara'sını anlatan romanda Türkiye'nin çeşitli tabakalarından gelmiş insanların hayatları anlatılır.

Huzur: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanıdır. Olay ve karakter romanı olmaktan çok, karışık ruh hallerini tasvir eden bir yaşantı romanı olan eser, yer yer yazarının özel yaşamını yansıtır.  Türk toplumunun girdiği uygarlık krizinin Doğu-Batı sorunsalı içinde ele alındığı eserde İstanbul'un tabiat, tarih ve kültür güzelliklerine önemli yer verilir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü: Ahmet Hamdi Tanpınar'ın romanıdır. Saat düşkünü iki arkadaşın, kurdukları Saatleri Ayarlama Enstitüsü çevresindeki gerçek-hayal arasındaki yaşamlarını anlatan romanda yazarın asıl amacı, iki uygarlık arasında bocalayan toplumumuzun yanlış tutumlarını alaycı bir tarzda eleştirmektir.

Devlet Ana: Kemal Tahir'in Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş yıllarını romanlaştırdığı eseridir.

Yorgun Savaşçı: Kemal Tahir'in Kurtuluş Savaşı'nı konu alan romanıdır.  İşgal altındaki İstanbul'da başlayan hareketli olaylar, bunalımdan kurtulmak isteyen yorgun savaşçıların Anadolu'ya geçmeleriyle gelişir. Mustafa kemal saflarına katılmalarıyla Kurtuluş Savaşı'nı müjdeleyen milli bir güven duygusu içinde sona erer.

Fahim Bey ve Biz: Abdülhak Şinasi Hisar'ın romanıdır. Eserde, kendi hayal dünyasında mutlu bir yaşam süren; fakat çevresindeki insanların kaçık güzüyle baktıkları Fahim Bey'in büyük bir iş hanında yazıhane tutması; dosyalar, defterlere gömülerek hayali yazışmalar düzenlemesi anlatılır.

Üç İstanbul: Mithat Cemal Kuntay, bu romanında Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinin İstanbul'unu anlatır.

Küçük Ağa: Tarık Buğra'nın kurtuluş savaşını konu alan eseridir. Padişah'a bağlılığı güçlendirmek için Akşehir'e gönderilen İstanbullu Hoca, Kuva-yi Milliyecilerin kendisini öldürmek istemesi üzerine çetecilere karışı ve Küçük Ağa adıyla anılır. Çolak Salih'le tanıştıktan sonra padişah yanlısı tutumunu bırakarak Kuva-yi Milliye hareketini destekler.

Türk Edebiyatının Gelmiş Geçmiş En İyi 100 Romanı’ 

100 kişilik jürinin yaptığı puanlama sonucu ilk 10 sıra şu şekilde oluştu:

1. İnce Memed, Yaşar Kemal

 2. Tutunamayanlar, Oğuz Atay

 3. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar

 4. Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar

 5. Kara Kitap, Orhan Pamuk

 6. Bereketli Topraklar Üzerinde, Orhan Kemal

 7. Aylak Adam, Yusuf Atılgan

 8. Aşk-ı Memnu, Halit Ziya Uşaklıgil

 9. Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk

 10. Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar

Listenin devamı ise şöyle:(Puanlamalı)

11- PUSLU KITALAR ATLASI (İHSAN OKTAY ANAR - Aldığı puan: 125)

12- SEVGİLİ ARSIZ ÖLÜM (LATİFE TEKİN 1983 - Aldığı puan: 124)

13- YABAN (YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU 1932 - Aldığı puan: 109)

14- BİR DÜĞÜN GECESİ (ADALET AĞAOĞLU - 1979 Aldığı puan: 95)

15- TEHLİKELİ OYUNLAR (OĞUZ ATAY - 1973 Aldığı puan: 91)

16- ÖLMEYE YATMAK (ADALET AĞAOĞLU-1973 Aldığı puan: 87)

17- KÜRK MANTOLU MADONNA (SABAHATTİN ALİ-1943 Aldığı puan: 83)

18- ÜÇ İSTANBUL (MİTHAT CEMAL KUNTAY- 1938 Aldığı puan: 82)

19- ÇALIKUŞU (REŞAT NURİ GÜNTEKİN- 1923 Aldığı puan: 66)

20- DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU (PEYAMİ SAFA- 1930 ALDIĞI PUAN: 61)

21- DEVLET ANA (KEMAL TAHİR- 1967 ALDIĞI PUAN: 59)

22- BİR GÜN TEK BAŞINA (VEDAT TÜRKALİ- 1974 ALDIĞI PUAN: 58)

23- HAKKÂRİ’DE BİR MEVSİM (FERİT EDGÜ- 1977 ALDIĞI PUAN: 55)

24- KUYUCAKLI YUSUF (SABAHATTİN ALİ-1937 ALDIĞI PUAN: 54)

25- YENİŞEHİR’DE BİR ÖĞLE VAKTİ (SEVGİ SOYSAL-1973 ALDIĞI PUAN: 50)

26- MAİ VE SİYAH (HALİD ZİYA UŞAKLIGİL - 1897 ALDIĞI PUAN: 46)

27- KISKANMAK (NAHİD SIRRI ÖRİK - 1946 ALDIĞI PUAN: 44)

28- CEVDET BEY VE OĞULLARI (ORHAN PAMUK - 1982 ALDIĞI PUAN: 43)

29- EYLÜL (MEHMET RAUF - 1901 ALDIĞI PUAN: 41)

30- GECE (BİLGE KARASU - 1985 ALDIĞI PUAN: 41)

31- FAHİM BEY VE BİZ (ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR - 1941 ALDIĞI PUAN: 39)

32- 47’LİLER (FÜRUZAN - 1974 ALDIĞI PUAN: 37)

33- GÖLGESİZLER (HASAN ALİ TOPTAŞ - 1993 ALDIĞI PUAN: 34)

34- DEMİRCİLER ÇARŞISI CİNAYETİ (YAŞAR KEMAL - 1973 ALDIĞI PUAN: 33)

35- YORGUN SAVAŞÇI (KEMAL TAHİR - 1969 ALDIĞI PUAN: 33)

36- MURTAZA (ORHAN KEMAL - 1952 ALDIĞI PUAN: 32)

37- YER DEMİR GÖK BAKIR (YAŞAR KEMAL - 1963 ALDIĞI PUAN: 29)

38- TUHAF BİR KADIN (LEYLÂ ERBİL - 1971 ALDIĞI PUAN: 28)

39- AĞIR ROMAN (METİN KAÇAN - 1990 ALDIĞI PUAN: 26)

VE LİSTENİN SONRASI...

Orta Direk - Yaşar Kemal, 1960 / Aldığı puan: 24

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana - Yaşar Kemal, 1997 / Aldığı puan: 23

İçimizdeki Şeytan - Sabahattin Ali, 1940 / Aldığı puan: 23

Yalnızız - Peyami Safa, 1951 / Aldığı puan: 23

Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş, 1998 / Aldığı puan: 22

Son Adım - Ayhan Geçgin, 2011 / Aldığı puan: 22

Yılanların Öcü - Fakir Baykurt, 1954 / Aldığı puan: 22

Her Gece Bodrum - Selim İleri, 1976 / Aldığı puan: 21

Sinekli Bakkal - Halide Edib Adıvar, 1935 / Aldığı puan: 21

Sultan Hamid Düşerken - Nahid Sırrı Örik, 1957 / Aldığı puan: 21

Serenad - Zülfü Livaneli, 2011 / Aldığı puan: 20

Tol - Murat Uyurkulak, 2002 / Aldığı puan: 20

Ayaşlı ve Kiracıları - Memduh Şevket Esendal, 1934 / Aldığı puan: 19

Müşâhedat - Ahmet Midhat Efendi, 1891 / Aldığı puan: 19

Kinyas ile Kayra - Hakan Günday, 2000 / Aldığı puan: 18

Berci Kristin Çöp Masalları - Latife Tekin, 1984 / Aldığı puan: 17

Denizin Çağırışı - Kemal Bilbaşar, 1943 / Aldığı puan: 17

Kırık Hayatlar - Halit Ziya Uşaklıgil, 1924 / Aldığı puan: 17

Kurt Kanunu - Kemal Tahir, 1969 / Aldığı puan: 17

Medarı Maişet Motoru - Sait Faik Abasıyanık, 1944 / Aldığı puan: 17

Odalarda - Erdal Öz, 1960 / Aldığı puan: 17

Yeşil Gece - Reşat Nuri Güntekin, 1928 / Aldığı puan: 17

Bir Solgun Adam - Selçuk Baran, 1975 / Aldığı puan: 16

Kurtlar Sofrası - Attilâ İlhan, 1975 / Aldığı puan: 16

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi - Ayfer Tunç, 2009 Aldığı puan: 15

Buzul Çağının Virüsü - Vüs’at O. Bener, 1984 / Aldığı puan: 15

Esir Şehrin İnsanları - Kemal Tahir, 1952 / Aldığı puan: 15

Gurbet Kuşları - Orhan Kemal, 1962 / Aldığı puan: 15

İstanbul Hatırası - Ahmet Ümit, 2010 / Aldığı puan: 15

69- Mel’un - Selim İleri, 2013 / Aldığı puan: 15

70- Rahmet Yolları Kesti - Kemal Tahir, 1957 / Aldığı puan: 15

Bir Kadının Penceresinden - Oktay Rifat, 1976 / Aldığı puan: 15

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı - Bilge Karasu, 1970/Aldığı puan: 14

Heba - Hasan Ali Toptaş, 2013 / Aldığı puan: 13

Masumiyet Müzesi - Orhan Pamuk, 2008 / Aldığı puan: 13

Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim - Nâzım Hikmet, 1966/Aldığı puan: 13

Çamlıca’daki Eniştemiz - Abdülhak Şinasi Hisar, 1944 / Aldığı puan: 12

Çocukluğun Soğuk Geceleri - Tezer Özlü, 1980 / Aldığı puan: 12

Kayıp Aranıyor - Sait Faik Abasıyanık, 1953 / Aldığı puan: 12

Kiralık Konak - Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1922 / Aldığı puan: 12

Eski Hastalık - Reşat Nuri Güntekin, 1938 / Aldığı puan: 11

Mutluluk - Zülfü Livaneli, 2002 / Aldığı puan: 11

Şimdiki Çocuklar Harika - Aziz Nesin, 1967 / Aldığı puan: 10

Boğazkesen - Nedim Gürsel, 1995 / Aldığı puan: 10

Karartma Geceleri - Rıfat Ilgaz, 1974 / Aldığı puan: 10

Matmazel Noraliya’nın Koltuğu - Peyami Safa, 1949 / Aldığı puan: 10

Sahnenin Dışındakiler - Ahmet Hamdi Tanpınar, 1973 / Aldığı puan: 10

Yaralısın - Erdal Öz, 1974 / Aldığı puan: 10

Yeşilçam Dedikleri Türkiye - Vedat Türkali, 1986 / Aldığı puan: 10

Ankara - Yakup Kadri Karaosmanoğlu, 1934 / Aldığı puan: 9

Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem, 1898 / Aldığı puan: 9

Ateş Gecesi - Reşat Nuri Güntekin, 1942 / Aldığı puan: 9

Çılgın Gibi - Suat Derviş, 1944 / Aldığı puan: 9

Göçmüş Kediler Bahçesi - Bilge Karasu, 1979 / Aldığı puan: 9

Handan - Halide Edib Adıvar, 1912 / Aldığı puan: 9

Mahur Beste - Ahmet Hamdi Tanpınar, 1975 / Aldığı puan: 9

Şu Çılgın Türkler - Turgut Özakman, 2005 / Aldığı puan: 9

Tütün Zamanı - Necati Cumalı, 1959 / Aldığı puan: 9

Veda - Ayşe Kulin, 2007 / Aldığı puan: 9

Viski - Çetin Altan, 1975 / Aldığı puan: 9

Yalan - Tahsin Yücel, 2002 / Aldığı puan: 9







tanzimat dönemi romanları, serveti fünun romanları, cumhuriyet dönemi romanları, türk edebiyatının en iyi 100 romanı, türk edebiyatının en önemlim roman yazarları, ödev notları, ders notu