Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

ELİF GİBİ OLMAK

22 Haziran 2018 Cuma / No Comments
altın öğütler, elif, elif gibi, elif gibi olmak hz muhammed, elif gibi olmak ne demek, elif gibi olmak siyeri nebi, elif nedir, elif olmak, elif şiiri, karacaoğlan elif şiri, resimli sözler,

ELİF GİBİ OLMAK

Elif gibi dimdik haysiyetli olmak...
Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemek...

*


ELİF

İncecikten bir kar yağar, 
Tozar Elif, Elif deyi... 
Deli gönül abdal olmuş, 
Gezer Elif, Elif deyi... 

Elif’in uğru nakışlı, 
Yavrı balaban bakışlı, 
Yayla çiçeği kokuşlu, 
Kokar Elif, Elif deyi... 

Elif kaşlarını çatar, 
Gamzesi sineme batar. 
Ak elleri kalem tutar, 
Yazar Elif, Elif deyi... 

Evlerinin önü çardak, 
Elif'in elinde bardak, 
Sanki yeşil başlı ördek 
Yüzer Elif, Elif deyi... 

Karac'oğlan eğmelerin, 
Gönül sevmez değmelerin, 
İliklemiş düğmelerin, 
Çözer Elif, Elif deyi... Karacaoğlan

*
*
Elif Gibi Olmak

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol, beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın, şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hûd 11/112) 

Elif’i görünce hep yüce dinimiz İslam’ın çok önem verdiği temel ahlaki prensiplerden dürüstlük gelir aklıma. Konu dürüstlük olunca elif

Elif gibi olmak; düzgün ve dürüst olmak, mümin için çok önemli ifadeler. Kur’an alfabesinin bu ilk harfinin bizim kültürümüzde farklı bir yeri vardır. Kimi zaman şiirlere konu olmuş kimi zaman çocuklarımıza isim olarak verilmiştir. Akla birçok şey gelebilir ama her şeyden önce dosdoğru olmak, güvenilir olmak, eğriliklerin karşısında düzgün ve dik durmaktır elif gibi olmak.geçer zihnimden. Hele usta hattatlarımızın kaleminden çıkmışsa, onun gönül dünyasındaki tevhid inancının ruhunu hisseder insan.

Müminin günde beş defa ilahi huzura çıkıp adeta inanç enerjisi depoladığı namazında Kur’an-ı Kerim’in özeti mesabesinde olan Fatiha Suresi’nde Rabbinden kendisini sırat-ı müstakime (dosdoğru yola) iletmesini istemesi dürüstlük ilkesinin önemini ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın, müminin hayatını öncelikle iman ve istikamet temeli üzerine kurmasını istediği görülmektedir.

Hiç şüphesiz bir toplumda huzur, güven ve istikrar ortamının sağlanmasında fertler arasında sevgi, saygı ve kardeşlik bağlarının oluşmasında dürüstlük ilkesinin yeri tartışılamaz.

Sevgili Peygamberimizin sahabilerinden biri; “Ya Rasûlallah! Bana İslam’ı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim.” diyor. Rasûlullah (s.a.s): “Allah’a inandım de, sonra dosdoğru ol.” buyuruyor.[1] Hz. Peygamber’in cevabında dürüstlük hayatın inşasında temel direklerden biri olarak ortaya konulmuştur.

Allah’ın son elçisi Sevgili Peygamberimizin, peygamberlik görevinden önce de sonra da yaşadığı toplumda Muhammed’ül-Emin (güvenilir Muhammed) olarak tanınması; O’na en şiddetli itiraz edenlerin bile O’nun doğruluğuna, dürüstlüğüne söz söyleyememesi, Müslüman’a O’nu örnek almada ve sevmede nereden başlaması gerektiği konusunda ipucu veren bir durumdur.

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd 11/112) buyuruyor. Sevgili Peygamberimiz “Hûd Sûresi beni ihtiyarlattı.” buyurmuştur.

Bu ayette Rasulullah’a “beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor gelen nokta, dosdoğru olma emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyade, ümmetiyle ilgili olan kısmıdır. Zira ayette “seninle beraber tevbe edenler de” (seninle beraber dosdoğru olsun) denilmek suretiyle aynı emre muhatap oldukları belirtilmektedir. Nitekim istikamet (doğruluk-dürüstlük) kadar yüksek bir makam olmadığı gibi onun kadar da zor hiçbir emir yoktur.[2]

Dürüstlük insanın ferdî, ailevî ve toplumsal bütün ilişkileri, meslekî ve ticarî faaliyetleri, kamu görevleri velhâsıl hayatın bütün alanlarını ilgilendiren ve mutlaka riayet edilmesi gereken bir erdemdir.

Gönül dünyamızı aydınlatan, kültür ve medeniyetimizin manevi mimarlarından Yunus Emre’nin dergâha yıllarca odun taşıdığı ama hiç eğri odun getirmediği anlatılır.

Zihin ve gönül dünyasını eğrilikten uzak tutanlar ve inançla besleyenler hep doğruluk üretecekler, göz ve gönül dünyasında eğriliğe yer vermeyeceklerdir. Hiç şüphesiz doğru olmayan söz, sağlam ve düzgün yapılmayan iş ve meslek, hâsılı dürüst olmayan hayat eğri odunu temsil eder.

Eğriliğin çok olduğu zaman ve zeminde düzgün durmak ve yürümek zor olsa da ve eğri gözlere batsa da neticede Allah’ın gözüne girmek (hoşnutluğunu kazanmak) mutluluğu her şeye bedeldir.

Dürüstlüğün mükâfatı da büyüktür. Cenab-ı Hakk şöyle haber veriyor dürüstlerin akıbeti için;

“Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.” (Ahkaf 46/13)

“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” (Fussilet 41/30)

            Ziya Paşa ne güzel söylemiş:

            İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah

            Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah. 

Kâinatın sahibi yüce Allah’ın hoşnutluğu, dostluğu ve onun vaad ettiklerinden daha önemli ve değerli bir şey olmadığına göre, dünyanın cazibesi, lezzetleri ve menfaatleri karşısında ne mutlu inanç ve ahlak çizgisinden ayrılmadan düzgün ve dürüst bir hayat yaşayanlara, ne mutlu elif gibi olanlara!





altın öğütler, elif, elif gibi, elif gibi olmak hz muhammed, elif gibi olmak ne demek, elif gibi olmak siyeri nebi, elif nedir, elif olmak, elif şiiri, karacaoğlan elif şiri, resimli sözler, 

UZAY NEDİR? ASTRONOT VE UZAY GEMİSİ...

20 Haziran 2018 Çarşamba / No Comments
uzay, uzay nedir, uzay gemisi hakkında bilgi, astronot ile ilgili bilgi kısa, uzay hakkında bilgi kısa, ders notları, ödev notları, proje ödevi, ilk astronot kimdir, aya giden ilk insan, kainat, dünya


UZAY NEDİR?

Uzay ya da fezâ, Dünya’nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç, evrenin geri kalan kısmındaki sonsuz olduğu düşünülen boşluğa verilen isimdir. Ortalama sıcaklığı -270 °C, mutlak sıfır noktası ise -273 santigrat derecedir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır, fakat Dünya’nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyarlarca galaksi bulunmaktadır. Bu tahmini galaksilerin içinde tahminen milyonlarca sistemler, gezegenler ve astroitler bulunmaktadır.

Albert Einstein’ın görelilik teorisine göre uzay elastike bir dokuya sahiptir. Cisimlerin bu elastike dokuyu bükmelerinden dolayı yerçekiminin olduğunu ileri süren kuramdır. Uzay’da zaman kavramı yoktur. Zaman, bizim algılarımızla yarattığımız bir kavramdır.

Uzay karanlığı, büyüklüğü, olayları ile ilgi çekici, karmaşık ve araştırmaya değer olmuştur. Bu yüzden insanlar her çağda uzayı merak etmiştir. Bu yüzden sürekli uzayı araştırmak için icatlar yapmıştır. Teleskop bu alanda çok önemli bir alettir. Çağlar geçtikçe insanlar daha güçlü teleskoplarla uzayı incelemiş, uzay hakkındaki bilgilerini artırmıştır. Böylece merakını gidermeye başlayan insanoğlu bununla yetinmeyip uçarak daha fazla bilgi toplamak istemiştir. İnsanlığın uçmayı keşfetmesiyle Dünya’yı çevreleyen yakın uzay hakkındaki bilgiler, daha da artmaya başladı. Nihayet, güçlü füzeler, yapma uydular, Ay ‘a insanlı ya da insansız araçlar gönderilmesi, yapay uydular geliştirilmesi, çok güçlü radyo teleskoplarla uzayın derinliklerinin araştırılması, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlığın uzay hakkındaki bilgilerini önemli ölçüde genişletti. Ayrıca insanlık uzayı araştırmak için “astronomi” bilimini doğurur.

1947-1956 yılları arasında özellikle ABD, uzay çalışmalarına büyük hız verdi. Yapılan uzay uçuşu denemelerinin hiçbiri bir uzay aracını yörüngeye oturtmayı başaramadı. Bu arada SSCB, 1957 yılında üç kademeli Vostok roketleri ile “Sputnik” adındaki ilk yapma uyduyu Dünya çevresinde yörüngeye oturtarak uzay yarışında öne geçti. Uydulardan elde edilen uzay üzerine bilgiler, canlıların, özellikle insanların uzayda yaşayabilmeleri için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Böylece uzay tıbbı doğdu ve gelişti. Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB’nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada, insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak, uzayı uzaydan izlemek, Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu’nda Ay’ın ABD’li astronotlar tarafından fethedilmesi, uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir. Özellikle de ABD ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.

Uzay hakkındaki bir başka teorem ise 2009’da öne sürülmüştür. Buna göre uzay tahmin edilenden daha küçük olabilir. Galaksi sayısı ise tahmin edilenden çok daha azdır. Görünen uzayda görülen galaksilerin ve yıldızların pek çoğu aynı galaksilerin farklı zamanlardaki görüntüleridir. Işık uzayda doğrusal ilerlemez, evrensel çekim güçlerinin belirlediği yolu takip eder.

Kaynak: www.uzay.org
uzay, uzay nedir, uzay gemisi hakkında bilgi, astronot ile ilgili bilgi kısa, uzay hakkında bilgi kısa, ders notları, ödev notları, proje ödevi, ilk astronot kimdir, aya giden ilk insan, kainat, dünya

Astronot Nedir?

Astronot Türkçe anlamı uzay adamı demektir.  Uzay gemisini uzayda yöneten kimseye, Astronot yada kozmonot yada Uzay Adamı denir.
Astronot, Uzaya gönderilen araçları kullanmak ve gerektiğinde uzayda ve dünya dışı gökcisimlerinde yürümekle görevlendirilen insandır.
Astronot deyimi bilimsel literatüre 1959 yılında başlayan uzay çalışmalarıyla girmiştir. Ruslar ise astronot karşılığı olarak kozmonot kelimesini kullanırlar. Uzaya fırlatılan ilk araçlarda insan bulunmuyordu. Bu insansız uzay araçları yeryüzündeki üslerden idare ediliyor ve hareketleri tamamen Elektronik haberleşme sistemleriyle ayarlanıyordu. Dünyamızın etrafında yörüngeye oturtulan uydulardan Venüs ve Mars gibi uzak gök cisimlerine gönderilen araştırma sondalarına kadar bir çok uzay aracı bu sınıfa girer.
Altmışlı yılların başında insanlı uzay uçuşları başlatılınca, Yuri Gagarin ve alan Shepard uzaya giden tarihin ilk astronotları oldular. Yuri Gagarin “Vostok”, Alan Shepard Freedom-7 adı verilen ve günümüzde pek ilkel kabul edilen uzay araçlarıyla, yüzlerce kilometre yükseklikte dünya çevresinde dönmüşlerdi. Önceleri uzaya sadece bir astronot gönderilirken, “Gemini” projesiyle iki ve hatta üç uzay adamı birden uzaya fırlatıldı. Altmışlı yılların sonunda bütün bu çalışmalar Apollo programıyla zirveye çıktı ve dünya tarihinin en büyük olaylarından biri gerçekleşti. Ayˊa insan göndermeyi hedefleyen bu proğram, Apollo 11 projesiyle başarıya ulaşınca, Astronot Neil Armstrong, Ayˊa ilk defa Ayak basan insan ünvanını kazandı
uzay, uzay nedir, uzay gemisi hakkında bilgi, astronot ile ilgili bilgi kısa, uzay hakkında bilgi kısa, ders notları, ödev notları, proje ödevi, ilk astronot kimdir, aya giden ilk insan, kainat, dünya

Uzay gemisi

Uzay gemisi dünyanın yüzeyi ve atmosferi dışında, dış uzayda çalışmak üzere tasarlanmış bir araçtır. Uzay aracı insanlı ya da insansız olabilir. Bir uzay gemisi haberleşme, dünyanın gözlemlenmesi, meteoroloji, gezegen keşfi, uzay turizmi ya da uzay savaşımı gibi görevler için yapılmış olabilir. “Uzay gemisi” terimi aynı zamanda yapay uyduları tanımlamakta da kullanılır.

Bir uzay gemisi şu alt sistemleri içerebilir: yükseklik belirleme ve denetimi, yol gösterme, seyir denetimleri, haberleşme, kumanda ve veri idaresi, güç, ısı denetimi, itici güç, yapılar, ve yük. İnsanlı uzay gemileri buna ek olarak mürettabat için yaşam destek sistemlerine de ihtiyaç duyarlar. Küresel bir iniş modülü. Uzay adamı, göstergeler, kurtarma sistemi 2,25 m uzunluğunda, 2,43 m genişliğinde, 2,27 ton ağırlığındadır. Motorları ve yakıtı barındırır.Ayrıca uzay gemisi ısı almaz aliminyumdan yapılır. Uzay aracını Abraham Lincoln bulmuştur.

Kaynak: www.kisabilgi.org




uzay, uzay nedir, uzay gemisi hakkında bilgi, astronot ile ilgili bilgi kısa, uzay hakkında bilgi kısa, ders notları, ödev notları, proje ödevi, ilk astronot kimdir, aya giden ilk insan, kainat, dünya

ADAB-I MUAŞERET

19 Haziran 2018 Salı / No Comments
hz muhammedin sünnetleri, peygamberin sünnetleri, adabı muaşeret nedir, adabı muaşeret kuralları, islamda adabı muaşeret, yemek yeme adabı, yatma adabı, konuşma adabı, su içme adabı,

İSLAM DİNİNDE GÖRGÜ KURALLARI(HZ.MUHAMMED'İN DAVRANIŞ SÜNNETLERİ)

Peygamberimizin (asm) sünnetleri çok geniştir. Bu bakımdan hepsini burada anlatmamız mümkün değildir. Peygamberimizin sünnetlerini anlatan eserlere bakmanızı tavsiye ederiz.

İslâm; doğumdan ölüme kadar hayatın ne şekilde yaşanacağını, davranışların nasıl olacağını, iç ve dış dünyamızın ne şekilde bir yapıya kavuşturulacağını tespit etmiştir. Madden ve mânen sağlıklı bir fert, sağlıklı bir aile ve sağlıklı bir toplumun yolu İslâm'ın emrettiği hayat tarzını yaşamak ile mümkün olabilecektir.

HER HAYRIN BAŞI BESMELEDİR:

Her hayırlı işe "Bismillahirrahmanirrahim" ile başlanır. Sonunda da "elhamdülillah" denir. Sevgili Peygamberimiz (asm):

"Bir işe besmele ile başlanılmaz, sonunda da elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz."

buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:

- Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir...

- Tuvalet ihtiyacı giderirken besmele çekmek mekruhtur.

- Haram olan bir şeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır.

SELAM VERME ADABI:

Müslümanlar birbirleri ile karşılaşınca selamlaşır ve tokalaşır. Selam vermek sünnet, verilen selamı almak farzdır:

1. İslam'ın emrettiği selamı unutma.

2. Tanıdığın veya tanımadığın Müslümanlarla karşılaştığın zaman selam vermeyi ihmal etme.

3. Selam verme şekli şöyle:
     a) Binek üzerinde olan yürüyene,
     b) Yürüyen oturana,
     c) Az kişiler çok kişilere,
     d) Küçükler büyüklere selam verirler.

4. Verilen selama onun misliyle veya ondan daha güzel bir şekilde cevap ver.

5. Konuşmadan önce selam ver. Peygamberimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:

KONUŞMA ADABI:

Şahsımıza karşı vazifelerimizden biri de dilimizi terbiye ve islah etmektir. İnsan iyi ve kötü bir çok şeyi dilinden bulur. Birçok insan dili sebebiyle en büyük musibetlere uğramışlardır. İnsanları cehenneme sürükleyip götüren de dilleridir.

1. Söylediği sözün nereye varacağını, düşünmek.

2. Dünya ve ahiret için faydası olmayan sözleri söylememek.

3. Sözleriyle kimsenin gönlünü kırmamak.

4. Musibet ve felaket getireceğinden korktuğu şeyi söylememek.

5. Konuşurken başkasının sözünü kesmemek.

6. Bir insanı över veya yererken aşırı gitmemek.

7. Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşmamak.

8. Boşboğazlık, gevezelik etmemek.

9. Söylerken ağzını eğip büzmemek, avurt çatlatmamak, ustalık, bilgiçlik satmamak.

10. Konuşurken karşısındakini hiçe sayarak ukalalık yapmamak, onun sözlerinde ayıp ve kusur aramamak.

11. Dilini lanete, küfüre ve kaba konuşmaya alıştırmamak.

12. Kendisine verilmiş bir sırrı başkasına söylememek.

13. Yalan yere bir söz vermemek, yapamayacağı bir şeyi söylememek.

14. Yalan söylemekten, yeminden, gıybet etmekten, koğuculuktan sakınmak.

15. Başkalarıyla alay etmemek, kimseye kötü bir ad takmamak.

EVE GİRİŞ ÇIKIŞ ADABI

1. Kapının sağında veya solunda durmak.

2. Kapıya üç defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin verilmez ise geri dönmek.

3. Eve girince ve çıkarken "Esselamü Aleyküm" diyerek selam vermek.

4. Evden çıkınca "Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete illabillah" demek.

YEMEK YEME ADABI

1. Sofra hazırlanırken yardımcı olmak.

2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.

3. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak.

4. Besmele çekip, Allah'a vermiş olduğu nimetler için şükür etmek.

5. Yemeğe önce yaşça veya mevkice büyük olan kişinin başlaması uygundur

6. Sağ eliyle yemek.

7. Lokmayı ağza göre almak ve iyice çiğnedikten sonra yutmak.

8. Lokmayı yutmadıkça ikinci lokmaya el uzatmamak.

9. Önündeki yemeği soğutmak için, yemeğin içine üflememek.

10. Başkalarını tiksindirecek, iğrendirecek harekette bulunmamak ve söylememek.

11. Ağızda yemek varken konuşmamak, gülmemek.

12. Başkasının lokmasına ve yediğine bakmamak.

13. Elini yemek kabına silkmemek ve lokmayı ağzına götürürken başını tabağa doğru uzatmamak.

14. Yemek seçmemeye özen göstermek.

15. Yemeği aynı kaptan yeyip, tabağın ortasından değil, kendi önünden yemek.

16. Lokmasını ve aldığı yemeği bitirmek.

17. Tabaklarda artık, sofrada kırıntı bırakmamak.

18. Toplu yemek yenirken herkes yeyip bitirmedikçe sofradan kalkmamak.

19. Yemek bitince "Elhamdülillah" demek.

20. Yemeği yapana teşekkür etmek.

21. Sofra kaldırırken yardımcı olmak.

22. Yemek sonrası elleri yıkamak, dişleri fırçalamak.

23. Sokaklarda yemek yememek ve içmemek.

24. Gezinerek yemek yememek.

25. Helalinden, temiz yemek ve Allah'a şükretmek.

26. Acıkmadan yemek yememek. Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:

"Sizden biriniz yiyeceği zaman sağ eli ile yesin, içeceği zaman da sağ eli ile içsin. Zira şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer." (bk. Müslim, Eşribe, 104-106)

SUYU İÇME ADABI

1. Besmele çekmek.

2. Suyu bardaktan (veya tasdan) içmek.

3. Suyu oturarak içmek.

4. Bardağı sağ el ile ağıza götürmek.

5. Bardağın içine nefes vermemek.

6. Suyu üç yudumda içmek sonunda "Elhamdülillah" demek; su içmenin adaplarındandır.

TUVALET ADABI

1. Tuvalete girmeden önce "Eüzü Besmele" çekmek.

2. Sol ayak ile girmek.

3. İhtiyacı ayakta değil, oturarak gidermek.

4. Tuvalette konuşmamak, bir şeyler yememek, oyalanmamak.

5. Tuvaletten çıkmadan temizlik kontrolü yapmak (elleri yıkamak).

6. Sağ ayak ile çıkmak. Çıkınca "Gufraneke" demek, adaptandır.

YATMA ADABI

1. Yatmadan önce elleri yıkamak.

2. Dişleri fırçalamak.

3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek.

4. Giysilere sağdan giymeye başlamak.

5. Besmele çekip sağ tarafa doğru dönüp yatmak.

6. Yatmadan önce dua etmek, adaptandır.

GÖZ KULAK GİBİ AZALARIN TERBİYESİ

Müslüman'a başkalarının kanı, ırzı, namusu, malı haramdır. Kendisinin olmayan herhangi bir şeye kötü gözle bakmamak, kendi canı, namusu, malı nasıl mukaddes ise, başkalarınınkini de aynı şekilde kabul etmeli, kendini tamamen haramdan ve kendisine ait olmayan her şeyden çekmek İslâm'ın emridir.

TOPLANTILARDA ADAB

Kur'an-ı Kerim ve Hazret-i Peygamber Efendimiz (asm) bir mecliste nasıl davranılacağını bildirmiştir.

1. Bir toplantıya herkesi iğrendirecek elbise ile, fena kokularla gitmemek,

2. Mecliste daima güler yüzlü olup, ekşi suratlı ve geveze olmamak,

3. İleri geçip oturmamak, hakkı olmadıkça ileriye geçmemek,

4. Kendisinden yaşça ve bilgice yüksek olanlara hürmet etmek,

5. Anası, babası veya hocasına daha çok hürmetli olmak,

6. Oturanlara sıkıntı verecek hallerden sakınmak,

7. İki kişi arasına oturmak lazım gelirse, onların iznini istemek,

8. Sonradan gelene yer göstermek,

9. Kendisinden büyük olanların yanında ayak ayak üstüne koymamak,

10. Ev sahibinin, misafiri uğurlaması,

11. Kalabalık içinde iki kişi arasında gizli konuşulmaması,

12. Esnememek, mecbur olursa eli ile ağzını kapamak,

13. Öksürme veya geğirme ile çevreyi rahatsız etmemek, tiksindirmemek,

14. Meclis ve toplantılarda edebe riayet etmek.

KOMŞULARIMIZA KARŞI VAZİFELERİMİZ

Aile ve akrabamızdan sonra bize en yakın olan komşularımızdır. Komşularımıza olan vazifelerimizin başlıcaları şunlardır:

1. Komşulara el ve dil ile eziyet etmekten kaçınmalıdır. Evde gürültü yapmak, dökülen çöplerle komşuları zor durumda bırakmak, vb. Müslümanlıkla bağdaşmaz. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Allah'a ve ahiret gününe İman eden komşusuna eziyet etmesin." (Müslim, İman, 73, 75)

2. Komşusunu çaresizlik içinde gören kimse, onun yardımına koşmalıdır. Cenab-ı Hak bir ayet-i kerimede komşuya iyilik edilmesini tavsiye etmektedir. (Nisa, 4/36)

3. Komşunun evini, kendisinin bulunmadığı zamanlarda korumak,

4. Komşuları zaman zaman ziyaret etmek, hastalandıklarında kendileriyle yakından ilgilenmek, komşu hakkının önemini Peygamber Efendimiz (asm) şu hadisi şeriflerinden daha iyi anlamaktayız:

"Cebrail, bana durmadan komşuya iyilik yapmayı tavsiye etti. Bu sıkı tavsiyeden, komşuyu komşuya mirasçı yapacağını zannettim." (Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr ve Sıla, 140: 141)

Komşumuz Müslüman olmasa bile onlarla iyi geçinmek (örnek olmak), eziyet etmekten sakınmak, iyi davranışlar içinde bulunmalıyız.

MİSAFİRLERE KARŞI VAZİFELERİMİZ

Misafirleri güzel bir şekilde ağırlamak, Müslümanlığın emirlerindendir. Peygamber Efendimiz (asm), kendisini ziyarete gelenlere elinde bulunan yiyeceklerden bol bol yedirir, hatta ev halkıyla birlikte geceyi aç olarak geçirdiği zamanlar da olurdu. Bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurulmakta:

"Allah'a ve kıyamet gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin." (Buhârî, Edeb, 31, 85; Müslim, Îmân, 74, 75)

Atalarımız kahramanlığı ve dürüstlüğü yanında, misafirperverliği de, sahip olduğu eşsiz üstünlüklerindendir. Bugün yurdumuzun birçok Köylerinde, misafirler için ayrılmış özel yerler (köy odaları) vardır. Misafirlerimize karşı olan vazifelerimizden başlıcalar şunlardır:

1. Misafirleri güler yüz ve tatlı dille karşılamak,

2. Yediğimiz içtiğimiz şeylerin en iyisini onlara sunmak,

3. Misafirlerin üzerine fazla düşüp onları sıkmamak,

4. Misafirlerin yanında çocukları ve hizmetçileri azarlamamak,

5. Topluluklarda dikkat ettiğimiz önemli noktalara, misafirlerin yanında da dikkat etmek.

ZİYARETLERİN ADABI

Müslümanların birbirlerini ziyaret etmeleri, aradaki sevgi, saygı ve dayanışmayı kuvvetlendirir. Zaman zaman akraba, yaşlı ve hasta kimseler ziyaret edilmek suretiyle gönülleri alınmalıdır. Ancak ziyaretlerin, usulüne uygun olarak yapılması gerekir. Ziyaretlerle ilgili edepleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Ziyaretlerin vakti iyi seçilmelidir. Uyku, yemek ve iş zamanlarında ziyarete gidilmemelidir.

2. Ziyaretlere giderken, temiz ve düzgün elbiseler giyilmelidir.

3. Ziyaret edilen evin kapısı çalınmalı, ev sahibi izin verdikten sonra içeri girilmelidir.

4. Ziyaret sırasında güler yüz gösterilmelidir.

5. Ziyaretine gidilen evde bulunanların, sevinçleri ve kederleri paylaşılmalıdır.

6. Ev sahibinin işi varsa, ziyareti uzatmadan müsaade isteyerek ayrılmalıdır.

7. Ziyaret edilen kimsenin yaş, akrabalık veya hastalık gibi durumları göz önünde bulundurularak, konuşma şeklinde dikkat edilmelidir.


8. Özellikle yaşlılar ile hastalar, sık sık ziyaret edilmelerini beklerler. Bu bakımdan bu kimselerin ziyaretleri diğerlerine göre daha fazla yapılmalıdır.

Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com




hz muhammedin sünnetleri, peygamberin sünnetleri, adabı muaşeret nedir, adabı muaşeret kuralları, islamda adabı muaşeret, yemek yeme adabı, yatma adabı, konuşma adabı, su içme adabı, 

MUHEMMED-ÜL EMİN - GÜVENİLİR OLMAK

18 Haziran 2018 Pazartesi / 1 Comment
güven ile ilgili sözler, güven nedir, hayatın gayesi, hayatın manası, hiç olmak, hz mevlana sözleri, muhammedül emim anlamı, muhammedül emin hikayesi, muhammedül emin ne demek,

Hiç bir şey göründüğü gibi değildir.
Bugün hayat veren su, yarın sizi boğabilir.
Hz. Mevlana

*
Muhammed-ül Emin ne demek?

Emin sözlükte “kendisine güvenilen, hıyanet etmeyen, sözünde duran, vefalı; başkalarından korkmayan kimse” anlamına gelir.

Kaynaklarda belirtildiğine göre Hz. Muhammed (asm), Cenab-ı Hakk’ın himayesi sebebiyle Cahiliye devrinin yaygın kötülüklerinden hiçbirine bulaşmadan tertemiz büyüdü. Çevresinde en mert, en iyi huylu, en asil, komşuluk haklarını en iyi gözeten, en uysal, en doğru sözlü ve en güvenilir kimse olarak tanındı.

Allah Teâlâ bütün bu iyi sıfatları onda bir arada topladığı için “Muhammedü’l-emîn” lakabı ile meşhur oldu.

Bunun bir delili, Hz. Muhammed (asm)’in gençlik yıllarına rastlayan Kâbe’nin tamiri ve Hacerülesved’in yerine konulması olayındaki rolü ve gördüğü kabuldür. Her kabilenin bu şerefli işte pay sahibi olmayı istemesi üzerine ihtilâf çıkmış, problemin çözümü ertesi gün Kâbe’nin önünde görülecek ilk şahsa bırakılmıştı. Yolu beklenen bu zatın Hz. Muhammed (asm) olduğu görülünce herkes, “el-Emîn geliyor” diye memnuniyetini belirtmişti. (Müsned, III, 425)

Bu olay onun eskiden beri emin sıfatıyla tanındığını göstermektedir.

Yine İslâmiyet’ten önce, haksızlığa uğrayanların hakkını korumak üzere Mekke’de kurutan "Hilfü’l-fudûl" cemiyetine aktif bir üye sıfatıyla katılmıştır.

İslâm’dan önce Kureyş’ten bazı kişilerin kıymetli eşyalarını Hz. Muhammed (asm)’e emanet ettikleri de bilinmektedir.

Resul-i Ekrem (asm) ilk vahyi müteakip evine geldiğinde Hz. Hatice kendisine,

“Korkma! Allah’a yemin ederim ki O hiçbir zaman seni utandırmaz. Çünkü sen akrabana bakarsın, işini görmekten âciz olanların işlerini görürsün; fakire yardım eder, misafiri ağırlarsın; hak yolunda ortaya çıkan meselelerde halka yardım edersin.”

diye teselli verirken onun emîn sıfatını dile getirmekteydi. (Buhârî, Bedü’l-vahy, 3)

Hz. Peygamber (asm)’in damadı Ebü’l-Âs, henüz Müslüman olmadan önce karısı Zeyneb hakkında söylediği bir şiirde ondan “el-emînin kızı” diye söz etmiştir. (Süyûtî, er-Riyâzü’l-enîka, Beyrut 1405/1985, s. 116)

Ayrıca, Resûlullah (asm)’ın şairi Kâ‘b b. Mâlik de onu methederken “el-emîn” ifadesini kullanmıştır. (Süyûtî , s. 115).

İlâhî vahyi aynen tebliğ etmesi, vazifesini gereği gibi yapması itibariyle Hz. Peygamber (asm) bu unvanını İslâmî dönemde de devam ettirmiştir.

Hayatı bütün yönleriyle incelendiği zaman Resûl-i Ekrem (asm)’in her bakımdan emîn olduğu; ayrıca onun iş hayatında, komşuluk ilişkilerinde ve diğer alanlarda müminlerin de bu vasfa sahip olmaları için büyük gayret sarfettiği görülür.

“Birine emniyet edip güvenen” anlamındaki emîn kelimesi Kuran-ı Kerîm’de Resûl-i Ekrem (asm) hakkında, “O Allah’a inanır, müminlere güvenir.” (Tevbe, 9/61) ifadesi içinde geçmektedir.

Güvenilir olma hasleti bütün peygamberlerin başta gelen vasıfları arasındadır. Kur'an-ı Kerîm’de Hz. Nûh, Hûd, Sâlih, Lût ve Şuayb kıssaları anlatılırken, her birinin “kavimlerine gönderilmiş emîn elçiler” olduğu belirtilmektedir. (Şuarâ 26/107, 125, 143, 162, 178)

Hz. Mûsâ da Firavun ve adamlarına hitaben, “Ey Allah’ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş emîn bir elçiyim.” (Duhân, 44/18) demiştir.

Diğer taraftan Mısır hükümdarı Hz. Yûsuf’u yüksek bir mevkiye getirmek isterken ona, “Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve emîn birisin.” (Yûsuf ,12/54) diye güvenini belirtmiştir.
*

GÜVEN İLE İLGİLİ SÖZLER

Güven kelimesinin bedelini çok ağır ödedim, Üstü kaldıysa sadakam olsun.
*
Güven bir ayna gibidir. Bir kez kırıldı mı hep çizik gösterir…
*
Pahalı parfümleri bir kenara bırakın, insan güven kokmalı!
*
Bazen sevmekten çok güvenmek ister insan.
*
Söz verdim kendime…
*
Bundan sonra güvenmek yok öyle herkese…
*
Güven gözyaşı gibidir… Gözden düştüm mü bir daha geri gelmez.
*
Önce insanlara güvenmeyi öğrendim, sonra bunu bir daha yapmamam gerektiğini.
*
Sana güvenen bir insana asla yalan söyleme. Sana yalan söyleyen bir insana asla güvenme.
*
Güven dedikleri şey kuş gibi, bir kere kaçtı mı dönmüyor geri.
*
Güvenmemeyi güvendiğin insanlar öğretiyor.
*
Seni affedecek kadar olgunum ama tekrar güvenecek kadar aptal değilim..
*
Bazı insanlara güvenemezsin, iyi niyetleri bile kötüdür.
*
Sen Allah’a güven. Hiç beklemediğin anda çiçek açar umutlar..
*
Ne kimseye başımızı eğdik, ne de bir başkasına haksızlık ettik… Biz sadece insanlara fazla güvendik… Bu yüzden kaybettik!
*
Güven duygusu bir kere kaybedilir ve sonrası hep …. Şüphedir.
*
En güvendiğimiz insanlar öğretiyor bize kimseye güvenmememiz gerektiğini…
*
Hiçbir zaman “tüm güveninizi” karşınızdakine vermeyin! Silah olarak kullanır. Mertse sizi korur, Namertse çevirir sizi vurur..
*
En güvendiğiniz insanın yaşattığı hayalkırıklığını affetseniz bile asla unutamazsınız.
*
Bir kadına vereceğin güven, “seni seviyorum” demenden daha değerlidir.
*
Kimsenin senin yanında görünmesine güvenme. Karşına geçmesi için bir adım, düşman olması için bir lafın yeter.
*
Gömleğinin düşmelerini yanlış iliklemek gibidir bazı insanlara güvenmek… En başından beri yanlış yaptığını sonuna gelmeden anlayamıyorsun..
*
Niye kimse kimseye güvenmiyor zannediyorsunuz? Çünkü herkesin geçmişinde, onu çok güvendiğine pişman ettirmiş biri var.
*
Kendi ışığına güvenen; başkasının parlamasından rahatsızlık duymaz.
*
Kaybetmek istemiyorsan, sana güvenen birine asla yalan söyleme.
*
Güven tek kullanımlıktır.
*
Bir insana tamamen güvendiğinizde, iki sonuçtan birini elde edeceğiniz kesindir. Ya yaşam boyu bir dost, ya hayat boyu bir ders.




hayatın gayesi, hayatın manası, hiç olmak, hz mevlana sözleri, muhammedül emin ne demek, muhammedül emim anlamı, muhammedül emin hikayesi, güven ile ilgili sözler, güven nedir



DÜŞMANLIK ve VEFASIZLIK!

/ No Comments
 akraba nedir, hz ali, dost kime denir, düşman nedir, düşmanlık kötülük, vefa nedir, vefasızlık, yılan, yılan zehri, zehir, zehirli yılan,  akraba evliliği, mirasçı, nafaka nedir, sılayı rahim, akraba hadis

AKRABA NEDİR?

Birbirine yakın kimseler, aralarında, nesep, süt veya evlilikten doğan bir yakınlık bulunanlar.

Birbirinin soyundan gelmek veya evlilik sebebiyle eşlerden birinin kan hısımları ile diğer eş arasında meydana gelen yakınlığa akrabalık; bu durumda olan her bir kimseye de akraba denir. Akraba, hısım manasına gelen "karîb" kelimesinin çoğulu olup, aslı "akribâ"dır. Fakat bu kelime Türkçemizde akraba şeklinde yaygınlaşmıştır. İslâm'da akrabalar; 1. Aynı sülbden gelenler (kan akrabaları), 2. Evlilikle kurulan (sıhrî akrabalar), 3. (Diğer hukuk sistemlerinden ayrı olarak) Süt akrabaları olmak üzere üç kısımdır. Süt akrabalığı, bir kimsenin süt çağındayken (iki yaşına kadar) sütünü emdiği kadın ve akrabalarıyla kendisi arasında meydana gelen akrabalık bağıdır. Meselâ: Sütünü emdiği kadın onun süt annesi kocası süt babası çocukları da süt kardeşleri olur. İki yaşa kadar emilen süt çocuğun vücut yapısını tamamladığı için, emzirenin bir parçası: emziren de emenin-tıpkı öz annesi gibi- bir annesi durumundadır. Bir de, hukukî işlemler sonucu oluşan, "evlât edinme tebennî-" şeklinde bir akrabalık bağı vardır. Cahiliye devri Arapları arasında yaygın olan bu tür bir akrabalığı, İslâm, bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırmıştır.

Dînimiz, akrabalar arasındaki ilişkilerin sağlam, sıcak ve devamlı olmasına, akrabaların birbirine maddeten ve mânen destek olmalarına çok önem vermektedir. Hısımlık hakkını gözetmek, Allah ve Resulü'nün ısrarla emrettiği şeylerdendir. Kur'an-ı Kerim' de Cenâb-ı Allah şöyle buyurur:

"Allah'a kulluk edin, O'na hiç bu şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabalara, yetimlere, düşkünlere, yakın ve uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve size hizmet eden kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez. " (en-Nisâ, 4/36).

"Akrabalarına, düşküne ve yolcuya hakkını ver, elindekileri de hepten savurma." (el-İsrâ, 17/26).

Toplumun çekirdeğini oluşturan aile* ve onun etrafını sıkıca saran akrabalık bağları ne kadar sağlam olursa, toplum da o kadar sağlam ve güçlü olur. ilâhî kanun gereği insanoğlu, dünyaya bazı kişilerle arasında hısımlık bağları ile birlikte gelir, bu bağın sağlam olması, insana yüksek bir moral gücü kazandırır. İşte bu güç kişiye, hayatın zorluklarını göğüsleme ve ondan zevk alma şansını sağlar. Hz. Peygamber (s.a.s.); mutluluğun kaynağı olan sevginin, verâset yoluyla (yani yakın ve uzak akrabalar kanalıyla) kazanılacağını belirtmiştir. (Buhârî, el-Edebu'l-Müfred, 22). Birbiriyle sıkı ve sıcak ilişkiler içinde olan akrabalardan meydana gelen cemiyet*ler de güçlü olur. Hatta, devlet de bundan güç alır. İslâm'ın hedeflerinden biri de, sağlam bir müslüman toplum oluşturmaktır. İşte bunda, sılayı rahmin (akrabalık ilişkilerini devamlı ve canlı tutmanın) büyük bir yeri vardır.

İslâm, akrabalık bağlarının sağlamlığına ne kadar gayret ediyorsa, münâfıklar ve bugün onların görevini yerine getiren yıkıcı cereyan müntesipleri de, aile ve akrabalık bağlarını koparmak için o kadar gayret ediyorlar. Ayet-i Kerime'de buna şöyle işaret edilmektedir: "(Ey münâfıklar) demek idareyi ele alırsanız, yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız öyle mi?" (Muhammed, 47/22)

Müslümanlar, bugün çeşitli cereyanların zaafa uğratmak istediği bu bağları sağlamlaştırmak mecburiyetindedir. İslâm sadece sılayı rahimle yetinmeyip, akrabaların birbirine maddeten ve manen iyilik yapmasını da emir ve tavsiye etmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.), "Kime iyilik edeyim ya Resulallah!" diye soran bir sahâbîye, "Annene, babana, kız kardeşine, erkek kardeşine ve bunları takip eden akrabalarına iyilik etmek senin görevindir" şeklinde cevap vermiştir. (Buhârî, el-Edeb, 25).

Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'dan şöyle rivayet edilir: Hz. Peygamber (s.a.s.)'e "Amellerin hangisi Allah'a daha çok sevimlidir?" diye sordum. " Vaktinde kılınan namazdır " diye buyurdular. "Sonra hangisidir" dedim. "Anne ve babaya iyilik etmektir" buyurdu. "Sonra hangisidir?" dedim. "Allah yolunda cihaddır " buyurdu. (Tecrîd-i Sarîh tercümesi, II, 318).

Başka bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: "Allah'a ve ahiret gününe iman eden misâfirine ikram etsin. Allah'a ve ahiret gününe iman eden akrabasını görüp gözetsin..." (Riyâzu's-Sâlihîn, Birru'lValideyn, 312)

Akrabaya İslâmî akîde gereği yakınlık duymak, onların yardımlarına her zaman koşmak, sık sık ziyaret etmek, uzakta bulunanları arayıp sormak, onlarla haberleşmek şarttır. Toplumun önemli bir kurumu olan ailenin sağlam bir yapıya kavuşturulması, ancak bu görevlerin tam anlamıyla yerine getirilmesiyle mümkündür. Sağlam bir aile sağlam bir topluma götürür. Akrabalar arasındaki ilişkiler, hukûkî ve ahlâkı olmak üzere ikiye ayrılır:

Akrabalığın Hukukî Neticeleri

1. Evlenme yasağı; kan, süt ve evlenmeden meydana gelen her üç akrabalıkta, belli bir sınıra kadar, evliliğe manîdir. Evlenilmesi haram olan akrabaları, Kur'an şöyle sıralamaktadır:

"Sizlere; analarınız, kızlarınız kızkardeşleriniz, halalarınız teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanınızda kalan üvey kızlarınız -ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bir engel yoktur-, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi bir arada almak suretiyle evlenmek, -geçmişte olanlar artık geçmiştir- size haram kılındı. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder. Kocalı kadınlar ile evlenme de haram kılınmıştır..."'(en-Nisâ, 4/93)

2. Mirasçı olmak; Yakınlık derecelerine göre akrabalar birbirine mirasçı olur. Kimin kime hangi oranda mirasçı* olacağı Kur'an ve Sünnetle tesbit edilmiştir.

3. Nafaka temini: Bir kimse, usûl (sulbünden geldiği kimseler) ve fürûunun (kendi sulbünden gelenlerin) nafakasını, muhtaç duruma dilerlerse yakın akrabalarının nafakalarım, teminle yükümlü olur.

Akrabalığın Ahlâkî Neticeleri

1. Sılayı rahim: Akrabaların birbirleri ile ilişkilerini kesmeyip devam ettirmeleri, ahlâkî ve dînî bir görevdir. Peygamberimiz (s.a.s.) buyurur ki:

"Rahim (akrabalık), Allah'ın rahmetinin eserlerindendir. Kim bu bağı korursa, Allah ona merhamet eder. Kim onu koparırsa, Allah da ondan ihsan ve rahmetini keser." (Buhârî Edeb, 13)

"Akrabalarıyla ilişkiyi kesen Cennet'e giremez" (Buhârî, Edeb, 11 )

2. Akrabalara ikram ve ihsanda bulunmak: Yukarıda geçen hadislerden de anlaşılacağı gibi akrabalara maddî ve manevi ikramlarda bulunmak Peygamberimizin bize tavsiye ettiği hususlardandır. Malını, Allah yolunda harcanması için hibe etmek isteyen Ebu Talha'ya Peygamberimiz, onu akrabalarına harcamasını tavsiye etmiştir.

Dinimizin emir ve tavsiye ettiği bu akrabalık görevlerini yerine getiren kimseyi de Peygamberimiz(s.a.s.) şöyle müjdelemektedir:

"Kim rızkının bol olmasını ve ömrünün uzamasını isterse sılayı rahim yapsın." (Buhârî, Edeb, 12)





akraba nedir, hz ali, dost kime denir, düşman nedir, düşmanlık kötülük, vefa nedir, vefasızlık, yılan, yılan zehri, zehir, zehirli yılan,  akraba evliliği, mirasçı, nafaka nedir, sılayı rahim, akraba hadis

CİNSEL SALDIRI (TECAVÜZ) İNSANLIK SUÇUDUR!

10 Haziran 2018 Pazar / No Comments

TECAVÜZ İNSANLIK SUÇUDUR!
*

CİNSEL SALDIRI(TECAVÜZ) SUÇU

Cinsel saldırı suçu, Türk Ceza Kanunu’nda “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar” başlığı altında, madde 102’de yer alan bir suç tipidir. Bu maddeye göre bir kişinin vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlal edilmesi halinde fail ya da failler hapis cezasına hükmedilecektir. Cinsel saldırı suçu ile korunmak istenen hukuka yarar, kişinin cinsel yaşamını özgürce ve serbestçe belirlemesi ile kişinin cinsel bir davranışa girme konusunda irade özerkliğidir.

Cinsel saldırı suçunun faili kadın ya da erkek herkes olabilirken, mağdur yalnızca yaşayan bir kadın ya da erkek olabilir. bu sebeple ölülere yönelik olarak gösterilen cinsel davranışlar bu suçu değil; ölülere saygı duygusuna aykırılık suçunu oluşturabilir. Aynı zamanda cinsel saldırı suçunda mağdurun yaşı da önemli olduğundan dolayı eğer mağdur 18 yaşından küçükse bu durumda çocukların cinsel istismarı suçu gündeme gelecektir. Suçun maddi unsurlarına baktığımız zaman, bu suçun işlenmesinde kullanılan araçların önemli olduğunu görmekteyiz. Cinsel saldırı suçu mağdurun rızası dışında gerçekleşen bir suç olmasından dolayı, bu suçun işlenmesi esnasında farklı yöntemlere başvurulmaktadır. Mağdura karşı cebir kullanılabileceği gibi tehdide başvurulması da söz konusu olabilir.

Cebir denilince anlaşılması gereken, mağdurun direncini kıran ve failin arzu ve isteklerine göre hareket edebilmesini sağlayan her türlü fiziki güçtür. Cebre, mağdurun direncini kırmak amacıyla başvurulmuş olması gerekmektedir. Tehdit durumunda ise mağdurun rıza göstermemesi halinde kendisinin ya da bir yakınının zarara uğratılacağına dair beyan söz konusudur. Fakat bu durumda uğranılacak olan zararın cinsel ilişki sonrasında meydana gelecek olan zarardan daha ağır olması gerekmektedir. Aksi takdirde tehdidin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. Bunlar dışında hileye başvurulması ya da başka nedenlerle mağdurun direnememesi halinde de cinsel saldırı suçu oluşacaktır. Örneğin, mağdur akıl hastasıysa ya da mağdur çaresizlik içerisindeyse bu takdirde gerçekleştirilen cinsel davranış, cinsel saldırı suçunu oluşturacaktır.

Cinsel saldırı suçunun temel biçimi bakımından cinsel davranışla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi söz konusudur. Fakat burada değinmemiz gereken nokta, cinsel davranış deyiminden ne anlaşılması gerektiğidir. Cinsel davranış denilince ne anlaşılması gerektiği TCK’da belirtilmemiştir. Fakat buna karşılık gerekçede, suçun maddi unsuru kişinin vücudu üzerinde gerçekleştirilmiş olan ve cinsel arzuları tatmin amacına yönelik  ve cinsel ilişkiye varmayan cinsel davranışlar olarak bir açıklama yapılmıştır. Aynı zamanda cinsel saldırı suçunun oluştuğunu söyleyebilmek için bulunması gereken bir diğer maddi unsur da vücut dokunulmazlığının ihlalidir. Tek başına cinsel davranışı bu suçun oluşması açısından yeterli değildir. Bunun için, failin mağdurla bedensel teması şarttır; fakat bu temasın çıplak olarak gerçekleştirilmesi ya da cinsel organlarla ilgili olması aranmaz. Mağdur ile fiziksel teması içermeyen cinsel davranışlar ancak cinsel taciz suçunu (TCK m.105) oluşturacaktır.

Cinsel saldırı suçu kasten işlenebilen bir suç olmakla beraber olası kastla da işlenmesi mümkündür. Fakat failin yanılmış olması kastı ortadan kaldıracağından dolayı cinsel saldırı suçunun oluştuğunu söylemek mümkün olmayacaktır.Aynı zamanda bu suçta hukuka aykırılığı ortadan kaldıran tek unsur mağdurun göstermiş olduğu rızadır.

Cinsel saldırı (tecavüz) suçunun cezası

Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki cinsel saldırı suçuna teşebbüs mümkündür. Teşebbüs sebebiyle faile verilecek olan cezada yapılacak indirim açısından, failin o ana kadar gerçekleştirmiş olduğu hareketlerin cinsel özgürlük bakımından yarattığı tehlike göz önünde bulundurulacaktır. Aynı zamanda fail icra hareketlerine başlamış olmakla beraber kendi isteğiyle suçu tamamlamaktan vazgeçiyorsa teşebbüsten söz edilemez; gönüllü vazgeçme hali mevcuttur. Bu durumda failin o ana kadar gerçekleştirdiği hareketler bir suç teşkil ediyorsa bu yönde cezalandırma yapılacaktır. Yargıtaya göre, bu durumda failin o ana kadar yaptığı hareketlerin vücut dokunulmazlığının ihlali niteliği taşıyıp taşımamasına göre cinsel taciz veya cinsel saldırının temel halinden dolayı cezalandırma yapılmalıdır. Cebir ve tehdit bu suçun bir unsuru olduğundan dolayı bileşik suç söz konusudur; faile bunlardan dolayı ayrıca ceza verilmeyecektir.

TCK m.102/1’e göre, cinsel saldırı suçunun temel halinin işlenmesi durumunda faile 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. Bu suçun vücuda sair cisim ya da organ sokulması suretiyle işlenmesi halinde ise 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmedileceği aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Cinsel saldırı suçunun m.102/3’te belirtilen nitelikli hallere sahip olması durumunda ise belirtmiş olduğumuz cezalar yarı oranında arttırılarak fail hapis cezasına çarptırılır. Aynı zamanda cinsel saldırı suçunda mağdur bitkisel hayata girmiş ise ya da ölüm gerçekleşmişse fail hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Cinsel saldırı (tecavüz) suçunun sarkıntılık düzeyinde kalması

Cinsel saldırı suçunun sarkıntılık düzeyinde kalması halinde faile verilecek olan cezada indirim yapılmaktadır. Yani sarkıntılık düzeyinde cinsel saldırı suçu, TCK bakımından, ceza indirimi gerektiren nitelikli hal olarak karşımıza çıkmaktadır. TCK m.102/1’in ikinci bendine göre cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması durumunda faile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmektedir. Aynı zamanda bu madde de belirtilmemesi rağmen şunu da eklemeliyiz ki, cinsel saldırı suçunun sarkıntılık düzeyinde kalması durumunda, bu suç şikayete tabi bir suç olacaktır. Dolayısıyla suçun mağduru şikayette bulunmadığı sürece savcılık re’sen soruşturma başlatmayacaktır; mağdurun şikayeti ile beraber hukuki süreç başlayacak ve fail ya da failler cezalandırılma yoluna gidilecektir.

Cinsel Saldırı Suçunun Eşe Karşı İşlenmesi

Cinsel saldırı suçunda değinmemiz gereken bir diğer konu ise bu suçun eşe karşı işlenmesi halinde ceza verilip verilmeyeceğidir. TCK’ya göre cinsel saldırı suçunun temel halinin işlenmesi durumunda eşe herhangi bir ceza verilmesi söz konusu değildir. Fakat TCK m.102/2’ye göre cinsel saldırı suçunun sair cisim ya da organ sokma suretiyle eşe karşı işlenmesi halinde fail eşe ceza öngörülmektedir. Buradan şunu anlıyoruz ki suçun temel halinde eş bir ceza almayacakken, suçun nitelikli halinde eşi cezalandırma yoluna gidilecektir. Bu fıkraya göre, cinsel saldırı suçunun nitelikli halini işlemiş olan eş hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdur eşin şikayetine bağlıdır. Dolayısıyla bu konuda da savcılığın kendiliğinden suçu soruşturması beklenemez.

Tecavüz Suçu / TCK M.102/2

Ailenin özel bir müessese olmasından dolayı bu suçun soruşturma ve kovuşturması şikayete tabi tutulmuştur. Aksi takdirde şikayet olmadan suçun soruşturulması hem mağdur eşe hem de aile müessesesine zarar verebilmektedir. Fakat bu durum cinsel saldırıya uğramış olan eşlerin korunmayacağına anlamına kesinlikle gelmez. Dolayısıyla eşi tarafından cinsel saldırıya uğrayan mağdur şikayette bulunmaktan çekinmemelidir. 

Cinsel Saldırı Suçu Şikayete Tabi Midir?

Cinsel saldırı suçunun temel biçiminin işlenmesi halinde kovuşturmanın yapılması şikayete bağlı olmaktadır. Şüphesiz ki bunu belirten m.102/1’in ikinci cümlesinde yer alan cinsel saldırının sarkıntılık düzeyinde kalması hali de şikayete tabi bir suç olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna karşılık m.102/2’de yer alan sair cisim ya da organ sokulması sureti ile cinsel saldırının işlenmesi halinde şikayet şartı aranmamış olup savcılık tarafından re’sen soruşturma ve kovuşturma başlatılacaktır. Fakat daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi bu suçun eşe karşı işlenmesi halinde suç şikayete tabi olacaktır. TCK m.102/3 ve m.102/5’te yer alan cezanın arttırılmasını gerektiren nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda ise suçun şikayete bağlı olup olmadığına TCK’da değinilmemiştir. Böyle bir durum öngörülmemiş olduğundan dolayı bu şekilde cinsel saldırı suçu işlenmesi durumunda soruşturma ve kovuşturmanın re’sen yapılacağı kanısında olmaktayız. Yargıtay uygulaması da bu yönde gerçekleşmektedir. Şikayet etmek için uzman bir ceza avukatıyla irtibata geçmenizi tavsiye ederiz.

Cinsel Saldırı Suçunun Nitelikli Halleri

Cinsel saldırı suçunun nitelikli hallerinden ilkine TCK m.102/2 ‘de yer verilmiştir. Buna göre, suçun vücuda organ veya satir cisim sokulmak suretiyle işlenmesi halinde faile verilecek olan ceza arttırılacaktır. Diğer nitelikli haller ise TCK m.102/3’te yer almaktadır. Burada öngörülen nitelikli haller seçimlik olduğundan dolayı bunlardan bir kaçının bir arada bulunması halinde cezada arttırım bir kere yapılacaktır.

Bu nitelikli haller ise; suçun beden ya da ruh bakımından kendisini savunamayacak olan kişiye karşı işlenmesi; suçun kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlenmesi; suçun üçüncü derece dahil olmak üzere kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içerisinde bulunan kişiye karşı ya da üvey baba üvey anne, üvey kardeş, evlat edinen ya da evlatlık tarafından işlenmesi hali ve suçun silahla ya da birden fazla kişi tarafından birlikte olarak işlenmesidir. Aynı zamanda cinsel saldırı suçunun insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunun bulunduğu ortamların sağlamış olduğu kolaylıklardan faydalanmak suretiyle işlenmesi de nitelikli haller arasında yer almaktadır. Bu durumların gerçekleşmesi halinde faile verilecek olan ceza ilk iki fıkradan belirtilmiş olan cezaların yarın oranında arttırılmış hali olarak karşımıza çıkar.

Cinsel saldırı suçu sebebiyle kasten yaralama suçu ağır neticeleri meydana gelirse, ayrıca bu suçtan dolayı da cezaya hükmedilecektir. Cinsel saldırı suçunun cezasının netice yüzünden ağırlaştırılması gereken haller de mevcuttur. Eğer bu suç sonucunda mağdur bitkisel hayata girmişse ya da ölüm neticesi meydana gelmişse, fail ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilecektir.





cinsel saldırı suçu, cinsel saldırı suçunun cezası, cinsel saldırı suçunun eşe karşı yapılması, cinsel taciz suçu, tecavüz suçu, tecavüz suçunun cezası, tecavüz suçunun eşe karşı yapılma


EN GÜZEL CAHİT ZARİFOĞLU SÖZLERİ

7 Haziran 2018 Perşembe / No Comments
altın sözler, aşk sözleri, bahar sözleri, cahit zarifoğlu sözleri, en güzel cahit zarifoğlu sözleri, insan ile ilgili sözler, sosyoloji sözleri, felsefi sözler, yedi güzel adam sözleri, resimli sözler

SOĞUK

Eskiden sadece kışlar soğuktu.
Şimdi ise; insanlar soğuk, yürekler soğuk...Cahit Zarifoğlu

*

CAHİT ZARİFOĞLU SÖZLERİ

Kalbinizi yumuşatın, ama iradeniz sert olsun. Kelimelerinizi yumuşatın ama nüfuzunuz kuvvetli ve derin olsun.
*
Merhamet capcanlı bir kuştu insan kalplerinde…
*
Ayrılıkla başım belada, gözlerini çevir gözlerime, yoksa ben sensiz bu sessizlikle.Deli gibiyim sensiz bu sensizlikle.
*
Gökyüzüne bakmayanların kalbi, daha çabuk kirlenir.
*
Umudumuz, acımızdan daha büyük olmalı.
*
Bize, sözlerimizden çok, yüreğimizden anlayan gerek.
*
Eğer hayvanlar aralarında konuşuyorlarsa, kim bilir neler söylüyorlar insanoğlu için.
*
Pencereden bakınca toprak ve ağaç görünmeli. Hava tertemizdir, yakınlarda sağlıklı bir dere akmaktadır. İnsan; tabiattaki insan ve eşya dengesine bakarak ve inanç içinde yastığa başını emniyetle koyar. Orada kader rahatsızlık vermez. Tabiata yakın olmakta kabusu dağıtıcı bir güç bulunuyor.
*
Sanki daha yakın, en yakın olabilme imkanı için vücudumuzun alacağı hiçbir şekil, sanki alnımızı koyacağımız bir alınlık temiz bir yeryüzü kalmamış.
*
Düşününce gördüm ki tabanından yere mıhlanmış gibi toprağa bağlılıktan oluyor bütün bunlar. Yeryüzünü yırta yırta adım atıyoruz.
*
Anladım ki kalbimi kendi gövdemde taşımıyorum, tersine onu ağır ağır ürperen suları üzerinde, dışardan düşmüş, nerdeyse bir felaketten arta kalmış, bir çöp parçası gibiyim. Dizlerim o yüzden titriyor ki, ben de su olmalıyım. Her şeyin bu sudan ibaret olduğu bir alemde neden çöp olarak kalayım. Ve anladım ki çaba gösterip ıslanmak gerek. Bize içinde o çöp eriyip görünmez olan su gerek.
*
İnsan gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi? On yedi yaşlarındaki delikanlıların bile iki kat yaşlıların ki kadar yürekleri dolu.
*
Ağustos böceklerinin de bir görevi var. Evet durmadan şarkılar söylüyorlar, ama azıksız kaldıkları yok. Yiyip içiyorlar ve hiç de karıncalarla çatışmıyorlar…
*
Her az konuşan öz konuşmuş olmayabilir, yanılmayın. Az konuşanları bir şey sanmayın sırf az konuştuğuna bakarak. Ya! Keramet bunlarda değil sizde olmalı. Bunu anlayacak olan sizsiniz. Hele konuşan sizseniz bilirsiniz az mı konuştuğunuzu çok mu konuştuğunuzu. Bazıları vardır ki az konuşurlar ama o bile çoktur.
*
Düşüncelerini bırakmadan kendini uçmak adlı bir hayatın üzerine yayarak uçuyor…
*
altın sözler, aşk sözleri, bahar sözleri, cahit zarifoğlu sözleri, en güzel cahit zarifoğlu sözleri, insan ile ilgili sözler, sosyoloji sözleri, felsefi sözler, yedi güzel adam sözleri, resimli sözler

İnsana imtihan olarak özlemek yeter!...Bir şehri...Bir sesi...Bir nefesi...
*
Demek ki dedi gerçek olmasa bile cesaret ölümü korkulacak olmaktan çıkarabiliyor…
*
Küçük bir serçe hiç bir zaman bir fil gibi ölemez. Zaten arzuları da hayalleri de vazgeçilmez şekilde irileşip içine çöreklenmemiştir…
*
Düşünün bakalım televizyon karşısında muhallebi gibi gevşemiş bir müslümanda değil cihat etmek, acaba kalkıp bir farzı ifa edecek kuvvet ve istek kalmış mıdır?
*
Televizyon bir şamardır. Hem de kendi hanemizde kendi elimizle sırtımıza inen büyük bir şamar.
*
Bazılarına on parmak daktilo yazmayı öğrenin diyorum da burun kıvırıyorlar. Onlara araba sürmesini öğrenin dediğim zaman ise bir bisikletlerinin bile olmadığını ve fakirliklerini, ekmek helva parası bile bulamadıklarını düşünerek kahkahalarla gülüyorlar.
*
Oysa bir delikanlı vardı, dolmuşlarda gidip gelirken hayal kuracağına, şoförün el ve ayaklarını izleyerek ve bir iki kitap karıştırarak daha elini direksiyona sürmediği halde teorik olarak araba kullanmasını biliyordu ve zamanı gelince bir saat ders alarak ehliyet ve sonra da araba sahibi oldu. Çünkü istiyordu. Bu, anlatmak istediğimin basit, adi bir örneği.
*
Rahmi hoca kürsüsünden bir defasında şöyle haykırıyordu: ‘Hocam çok ileri gidiyorsun, dikkat et, seni oradan oraya sürerler diyorlar bana. Söylesinler bakalım nereye sürecekler? Söyleyin nereye sürecekler? Allah’ın rahmetinin erişemeyeceği yer mi biliyorlar?’
*
Küçücük oluşlarda, hemen yakınımızdaki selametlere koşacağımıza amansız gururumuza boyun eğip hazımsızlıklar içinde birdolu ufak sıkıntının altında ufalandık durduk.- ve umutsuzluğun kapımızdan ayrılmaması için az mı çabaladık.
*
İnsan da dahil eşyaya duyulan kelime sevgi kelimeyledir. Onunla başlar, “birden sevdim” deriz, ya da “çok seviyor” deriz, bakın kelimesiz anlayamıyoruz bu sevgiyi. Ve bu sevgi, kelimeleri hangi tertip içinde kullanırsak kullanalım, yüksekliği kelimenin yüksekliği kadardır. Ve “ sevgi öldü”, “ artık sevmiyor” dediğimizde, sevgi kelimeyle çeker gider.
*
Bense anahtarı yalnız bende bulunan bir odaya girer gibi okurum şiirimi. Onun hatıraları bendedir.
*
Şiir kendisi var. Bir raslantıyla değil, tersine bir özel irade ile çıkıyor yeryüzüne. Barajdaki su, kendine bırakılmış kanallardan akar. İnsan bütününün arkasında bekleyen şiirin aktığı kanallar değil mi şair? Şairler olmasaydı, şiir üzerimizden aşar, hayatı besliyemez, seliyle öldürürdü.
*
… hiçbirini tanımadığım ve birbirlerini tanımayan insanların bakışlarındaki esrarı kendi inançlarım içindeki yerini ve yorumunu bulmaya çalışıyorum.
*
Gelin bir zaman kollayalım. Kalbimizle halleşelim. Görelim nasıl çıkarlar peşinde.
*
O yaz otuz iki yaş olmanın değil, daha erken bir yaşın, bir yaşamak’ı dengesindeyim.
*
Faaliyet içinde geçen gece ve gündüzlerimizin bizi bıraktığı anlarda kalbimizi eline geçiren ve henüz mahiyetini anlamadığımız melal mi?
*
Ve o zaman daha önce hiç bu kadar büyüğünü görmediğimi düşündüm: yanlızlığın. 
*
Takdir-i ilahi deyip teselli bulmuşlar.elbet demişler gerekse bize bir yük taşıyan,ALLAH bir tane daha kısmet eder…
*
Vicdanen rahat olmamız yetmiyor. Başkalarının hakkımızda yanlış kanaatler edindiğini görmek üzüyor bizi.
*
Bir incelik gösterin,incinmesin yüreğim.
*
İnsan gittikçe daralan dünyasında neden mutsuz. Herkes artık gereğinden fazla büyüyor da onun için mi?
*
Filistin bir sınav kağıdı her mü’min kulun önünde de gerçeği yaz: hakikat şehitliğe koşmaktır de isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine.
*
Bu dünya soğuk. Rüzgar genelde ters yönden eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. güzel günler çabuk geçer.
*
O sabah ezan sesi gelmedi camimizden. Korktum bütün insanlar, bütün insanlık adına.
*
Nereye kadar kendinden kendinden kaçabilirsin? Ya bir daha geriye dönemezsem.
*
Buluşturularak atılmış bir kağıt parçası gibiyim. İçimde kalkıp gidenlerden doğan boşlukların ağırlığı. Ve sevmek, Ve korkmak; ve nasıl, uzaydaymışım gibi yalnızım.
*
Şimdi yoksun üstelik uzaktasın ellerin yapayalnız biliyorum gözlerin dalıyor yine hep benim için olmalı.
*
Ve önemli olan ‘an’ dır. Onu; ibadet, sabır, anlayış, tevazu ve merhamet ile anlamlı hale getirmek mutluluğun ta kendisidir.




altın sözler, aşk sözleri, bahar sözleri, cahit zarifoğlu sözleri, en güzel cahit zarifoğlu sözleri, insan ile ilgili sözler, sosyoloji sözleri, felsefi sözler, yedi güzel adam sözleri, resimli sözler

AMAÇ ve HEDEF SÖZLERİ

4 Haziran 2018 Pazartesi / No Comments
altın sözler, amaç, amaç sözleri, sonuç, amaç ve hedef ile ilgili sözler, gaye sözleri, hedef sözleri, hedef filo, hedef neden önemlidir, hedef nedir, ünlülerden sözler, watsapp sözleri,


AMAÇ VE HEDEF İLE İLGİLİ SÖZLER

“Kader bir şans oyunu değil, seçim sorunudur. Beklenecek değil, elde edilecek bir şeydir.” WİLLİAM JENNİNGS BRYAN
*
“Esas işimiz uzakta bulanık duranı değil, yakında berrak duranı görmektir.” THOMAS CARLYLE
*
“Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılamaz.” MONTAİGNE
*
“Nereye gideceğinizi bilmiyorsanız her hangi bir yol sizi oraya götürecektir.” ANONİM
*
“Bir insan hiçbir zaman, nereye gittiğini bilmediği zamanki kadar uzun yol gidemez.” OLİVER CROMWELL
*
“En büyük zaman hırsızı kararsızlıktır.” C. FLORY
*
“Yarının bu günden daha iyi olacağı ümidiyle yetinmek yerine hemen  bugün, yarın uyandığımızda kendimizi önceki günden biraz olsun daha iyi hissetmemizi sağlayacak bir şeyler yapabiliriz.” EDWARD DE BONO
*
“İnsanı ihtiyarlatan geride bıraktığı yılların çokluğu değil, ideal yokluğudur. Yıllar cildi buruşturur, fakat idealsizlik ruhu öldürür.” G. CENERAL MACARTHUR
*
“Hayatı işe yarar bir şekilde kullanmak, onu kendisinden daha uzun ömürlü bir şey için harcamaktır.” WİLLİAM JAMES
*
“Kişi bir şeye kendini tamamen adadığına Tanrı da harekete geçer.” C. ALTA
*
“Dün öldü, bugün can veriyor, yarın ise henüz doğmadı. Zamanınızı bu açıdan görün ve faydalı iş yapın.” BİŞR-İ HAFİ
*
“Eğer bir hedefiniz yoksa o hedefe nasıl varabilirsiniz ki?” MARTİN KONE
*
“Hayatımız, yaptığımız tercihlerin toplamıdır.” DR. W. DWYER
*
“Yapamayacağın şeylerin, yapabileceklerini engellemesine izin verme.” JONH WOODEN
*
“Hayatın amacı, amaçlı bir hayattır.” DEEPAK CHOPRA
*
“Şuurlu bir şekilde kararı geciktirmek, yani karar vermeye karar vermek, karasızlık demek değildir.” NÜVİT OSMAY
*
“Zihinlerimizi onlara hakim olan ve baskı yapan belirli bir konuyla meşgul etmezsek, hayal gücünün tam tanımlanmamış alanında çılgınca bir oraya bir buraya koştururlar.” MONTAİGNE
*
“Büyük adamlar olmasa hiçbir bir büyük şey başarılamaz; insanlar da ancak karar verirlerse büyük olabilirler.” CHARLES DE GAULLE
*
“Okçu nedir ki, hedef olmadan?” DENK MİNG-DAO
*
“Alice: “Hangi yoldan gideyim?” Tavşan: “Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok.” LEWİS CARROL
*
“Yapacağım diye vakit geçirme, yaptım de!..” PLAUTUS
*
“Ya bir işe önceden başlama, Yahut da başladığın işi bitir, yarıda bırakma!..” ZİYA PAŞA
*
“Yönümüzü değiştirmezsek hedeflediğimiz yere varabiliriz.” ÇİN ATASÖZÜ
*
“Bazı insanlar hayatta hiçbir gayeye sahip olmadan yaşarlar. Böyle insanlar bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler. Onlar gitmezler; ancak suyun akışına kapılarak akarlar.” SENECA
*
“Hayattaki gerçek mutluluk budur: yüce olduğunu kabul ettiğiniz bir amaç için var olmak, doğanın bir gücü olmak?” BERNARD SHAW
*
“Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız başlayamazsınız.” GENERAL S. PATTON
*
“Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız vardığınız yerin önemi yoktur.” PETER F. DRUCKER
*
“Kaderiniz karar anlarınızda biçimlenir.” ANTHONY ROBBİNS
*
“Başarı için plan yapmıyorsanız, o zaman hükmen başarısızlığı planlıyorsunuz demektir.” TOWNSEND
*
“Eğer bile bile gücünüz yettiğinden daha azını olmayı planlıyorsanız; sizi uyarırım, hayatınızın geri kalan kısmında mutsuz olacaksınız. Kendi yeteneklerinizden ve olanaklarınızdan kaçıyor olacaksınız.” ABRAHAM MASLOW
*
“İnsan bir şeyi ciddi olarak istemeye görsün, hiçbir şey erişilemeyecek kadar yükseklerde değildir.” ANDERSON
*
“İnsan kendisi için karar verir! Bu yüzden eğitimin amacı karar verme yeteneğini geliştirmek olmalıdır.” VİCTOR E. FRANKL
*
“Eğer gelecek hakkında düşünmezseniz, asla bir geleceğiniz olmaz.” HENRY FORD
*
“Erişmek isteği hedefi olmayanlar çalışmaktan zevk almazlar.” EMİLE RAUX
*
“Her şeyden önce plan! Nuh  Peygamber, gemisini yapmaya başladığı zaman daha yağmur başlamamıştı.” GENERAL FEATURES CORP




altın sözler, amaç, amaç sözleri, sonuç, amaç ve hedef ile ilgili sözler, gaye sözleri, hedef sözleri, hedef filo, hedef neden önemlidir, hedef nedir, ünlülerden sözler, watsapp sözleri,