Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

MERHAMET HADİSLERİ

24 Temmuz 2018 Salı / No Comments
altın sözler, dolar, güven, güven duymak, ılık, kalp kazanmak, merhamet ile ilgili hadisler, merhamet ne demek, merhamet nedir, merhametli olmak nedir, merhamet hadisleri, resimli sözler, sevgi,

MERHAMET ILIKTIR, ISITIR...

Merhamet ılıktır.
Gösterenin de, görenin de içini ısıtır.
Merhamet gösteren daima kazanır.
Kalbi huzur doludur. 
Kalp kazanır.
Merhamet görenin de kalbine sevgi ve güven dolar.
Merhamet sürekli kazançtır.

*

MERHAMET İLE İLGİLİ HADİSLERİ

• Allah mahlûkâtı yarattığı vakit, kendi nezdinde arşın üstünde bulunan kitabına "Rahmetim gazabıma üstün geldi" diye yazdı. (Buhârî, Tevhid 15, 22, 28 55; Müslim, Tevbe, 14-16)

*

• Rabbiniz gerçekten çok merhametlidir. Kim içinden bir iyilik yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır. Eğer onu yaparsa, on katından yedi yüz katına hatta kat kat fazlasına kadar iyilik sevabı yazılır. Kim de içinden bir kötülük yapmayı geçirir de onu yapmazsa, ona bir iyilik sevabı yazılır. Eğer onu yaparsa, bir kötülük günahı yazılır veya Allah onu siler. (Dârîmî, Rikâk, 70)

*

• Bu, Allah’ın kullarının kalplerine yerleştirdiği merhamettir ve Allah, ancak merhametli kullarına rahmet eder. (Müslim, Cenâiz, 11; Buhârî, Merdâ, 9)

*

• Allah Tealâ rahmetini yüz parçaya ayırdı. Doksan dokuzunu kendi yanında tuttu, bir parçasını ise yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün canlılar birbirine merhamet ederler. Hatta kısrak (emzirirken) yavrusuna basıp da zarar verir korkusuyla ayağını kaldırır. (Buhâri, Edeb, 19; Müslim, Tevbe 21)

• Allah Teâlâ yeri ve gökleri yarattığı gün, yüz rahmet yarattı. Her bir rahmet yerle gök arasını dolduracak kadardır. Bu yüz rahmetten yeryüzüne bir tek rahmet indirdi ki bu sayede anne yavrusuna, yabani hayvanlar ve kuşlar da birbirlerine merhamet ederler. Kıyamette ise O, bu rahmetin tamamı ile kullarına merhamet eder. (Müslim, Tevbe, 21)

*

• İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez. (Buhârî, Tevhîd, 2)

*

• Bir adam yanındaki çocukla Hz. Peygamber’e geldi. Adam çocuğu bağrına basıyordu. Hz. Peygamber “Ona karşı merhametlisin değil mi?” diye sorunca adam: “Evet” dedi. Bunun üzerine O, “Allah O’na karşı senden daha merhametlidir. O, merhametlilerin en merhametlisidir” buyurdu. (Buhârî, Edebü’l-Müfred, 137)

*

• Yüce Allah: “Ben mehametlilerin en merhametlisiyim. Bana hiçbir şeyi ortak koşmayanları cennetime koyun” buyurur ve bunun üzerine onlar cennete girerler. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 4)

*

• Çölde yaşayan Araplardan bazıları Rasûlullah (sav)’ın  yanına geldiler; (O'nun çocukları öpüp sevdiğini görünce):

*

-Siz çocuklarınızı öpüyor musunuz? dediler. Hz. Peygamber:

*

-Evet, cevabını verince onlar:

*

-Ama biz vallahi çocukları öpmeyiz, dediler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz:

*

-Allah sizin kalbinizden merhameti söktüyse ben ne yapabilirim, buyurdu. (Müslim, Fedâil, 64)

*

• Akra’ b. Hâbis Hz. Peygamber’i torunu Hasan’ı öperken görünce: “Benim on çocuğum var onlardan birini bile öpmedim” dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav): “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” buyurdu. (Müslim, Fedâil, 65)

*

• Allah Teâla bazı şeyleri farz kılmıştır onları koruyunuz! Bazı sınırlar (yasa/klar) koymuştur; onları aşmayınız! Bazı şeyleri haram kılmıştır, onlara da yaklaşmayınız. Bazı şeyleri de, unuttuğu için değil, size merhametinden dolayı onlardan söz etmemiştir, onları da soruşturmayın. (Hâkim, Müstedrek, IV, 115)

*

• Ben Muhammed’im, Ahmed’im, (peygamberlerin izinden giden) Mukaffî’yim, (insanları etrafına toplayan) Hâşir’im, tevbe peygamberiyim, rahmet peygamberiyim. (Müslim, Fedâil, 126)

*

• Ben lanetçi olarak gönderilmedim. Ben ancak rahmet olarak gönderildim. (Müslim, Birr, 87)

*

• Ben bazen uzatmak niyetiyle namaza başlarım. Fakat bir çocuğun ağlayışını duyar ve annesinin ona düşkünlüğünü bildiğim için namazı kısa tutarım. (Müslim, Salât, 192)

*

• Ey Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim, günahları ancak sen bağışlarsın. Mağfiretinle beni bağışla ve bana merhamet et. Şüphesiz sen çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. (Tirmizî, Daavât, 96)



altın sözler, dolar, güven, güven duymak, ılık, kalp kazanmak, merhamet ile ilgili hadisler, merhamet ne demek, merhamet nedir, merhametli olmak nedir, merhamet hadisleri, resimli sözler, sevgi, 

LOZAN ANTLAŞMASI

18 Temmuz 2018 Çarşamba / No Comments
 lozan barış antlaşması, lozan anlaşması, antlaşmalar lozan, türk tarihi lozan antlaşması, tarihi olaylar lozan, lozan antlaşmasında gizli maddeler, lozan antlaşması maddeleri, ödev notları, ders notları

Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

I. Dünya Savaşı’nın ardından yenilgiye uğrayan Osmanlı İmparatorluğu, Avrupalı devletlerin eline geçmiş ve  Osmanlı toprakları işgal altına alınmıştır. Lozan Barış Antlaşması yeni doğan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurtarıcısı olan bir antlaşma niteliğini taşımaktadır. Dış borçlar, Boğazlar sorunu, Türk-Yunan çatışmaları ve daha birçok konuda Türk devleti ülkenin sorunlarını çözmüş ve ülkeyi sömürgeci devletlerden kurtarmıştır.

Bilindiği üzere Sevr Antlaşması, Türk Milleti’nin tamamen Avrupalı devletlerin hakimiyeti altına girmesini gerektiren maddeler içeriyordu. Bu durumla birlikte Türk milletinin toprak bütünlüğü ve ulusal bağımsızlığı için verdiği mücadeleyi bütün dünyanın fark etmesi ve kabul etmesi zorunlu hale gelmiştir. Misak-ı Milli sınırları ve hedefleri bu antlaşmayla neredeyse tamamen gerçekleştirilmiştir. Zamanın şarlarında denge siyaseti izleyen Osmanlı Devleti bazı Avrupalı devletlere kapitülasyonlar vermiştir. Bu sebepledir ki bu devletler birçok ayrıcalıkla birlikte güçlenerek devletin iç işlerine karışma hakkına sahip olmuşlardır. Bu antlaşma Türklerin haklı ve şerefli mücadelesinin zaferi özelliğindedir. Lozan Antlaşması’nın yazılması için yapılacak olan konferans 8 ay kadar sürmüştür. Türk Devletini İsmet Paşa başkanlığındaki heyet temsil etmiştir. Avrupalı devletler devletin iç işlerine karışarak, Türkiye’yi kapitülasyonların kaldırılması ve Osmanlıdan kalan borçların yeni kurulan Türk Devleti’nin ödemesine karar verilmiştir.

 Lozan Barış Antlaşması İmzalanıyor

Barış Konferansı, 20 Kasım 1922’de İsviçre’nin Lozan şehrinde toplanmıştır. 2. olarak söz alan İsmet Paşa, istiklal ve hakimiyet konusunun özellikle altını çizerek “ Bütün medeni milletler gibi hürriyet ve istiklal istiyoruz” diyerek, Türk milletinin kararlılığını ve sesini duyurmuştur.

Lozan Barış Antlaşması’nda ön söz olarak “devletlerin istiklal ve hakimiyetine saygı gösterilmesi” özellikle belirtilmiştir. İmzalanan barış anlaşması 16 sözleşme, protokol, beyanname, barış anlaşmasının esas nüshası ve nihai senetten oluşmuştur. Lozan Barış Antlaşması T.B.M.M Temsilcileri, Birleşik Krallık, İtalya, Fransa, S.S.C.B, Yugoslavya, Belçika, Portekiz, Romanya, Yunanistan, Japonya ve İtalya  arasında imzalanmıştır. Taraflar karşılıklı antlaşmalar ve sözler verdikleri için, Lozan Barış Antlaşması yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Savaşı bitiren bu antlaşma, Osmanlı devletinin ekonomik özgürlüğünü kazanmasını sağlamıştır. Antlaşmanın yürürlükte kalmasının sebebi olarak Türk Devleti’nin barışçıl ve iyi niyetli yaklaşımı olarak gösterilebilir. Atatürk">Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine sadık kalarak Lozan Barış Antlaşması’nın bütün madde ve hükümlerine uyması barışın sürekliliğini sağlamıştır. Konferansın ve antlaşmanın anlamı sadece Türk-Yunan Barışı değil; 1. Dünya Savaşı’nın kazananları ile yüzleşme, siyasi anlaşmazlıkları çözüme kavuşturma gibi daha bir çok konu da önemli mesafeler katedilmiştir.

 Lozan Barış Antlaşmasıyla Çözülen ve Çözülemeyen Meseleler

Batı sınırı: Meriç Nehri sınır olarak belirlenmiştir. Karaağaç ve çevresi Türkiye’ye bırakılmıştır. Ege denizinde Bozcaada ve İmroz Türkiye’ye bırakılmıştır. Adalarda ve Anadolu kıyısına yakın adalar askerlerden arındırılmıştır. Batı Trakya Yunanistan’a bırakılmış ve 12 ada Yunanistan’dan alınamamıştır. Lozan Barış Antlaşması ile birlikte Türkiye ve Yunanistan arasında nüfus mübadelesi yapılmıştır. 1924 yılında düzenlenen nüfus mübadelesiyle 1 milyon Rum Türkiye’den Yunanistan’a geçmiş ve 500.000 Türk vatandaşı ise Yunanistan’dan Türkiye’ye topraklarına geçmiştir.

Irak sınırı: Barış antlaşmasında çözülemeyen tek sorun Musul-Kerkük sorunu olmuştur. Irak sınırı bu antlaşmayla çözülememiştir. Irak sınırı 1926 yılında yapılan Ankara antlaşması ile çizilmiştir.

Azınlık sorunları: Lozan Barış Antlaşması’yla Türk topraklarında yaşayan Hıristiyan ve Musevi vatandaşlara mal ve ibadet özgürlüğü tanınmış ve can güvenlikleri güvence altına alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan ve vatandaşlık görevlerini yerine getiren herkes eşik hak ve özgürlüklere sahip olmuştur. Azınlıklar konusunda Londra Barış Konferansı’nda önemli öncelikler ve özgürlükler verilmesi istenmişse de; T.B.M.M azınlıklar konusunda kesinlikle taviz vermemiştir. Ardından patrikhanelerin azınlıkları kullanarak bu gayrimüslim gruplar üzerinden çevirdikleri oyunlara son verilmiştir.

Kapitülasyonlar: Bütün kapitülasyonların kaldırılmasıyla, Osmanlı hem ekonomik hem de siyasi açıdan özgürlüğüne kavuşmuştur.

Boğazlar Sorunu: Kapitülasyonlar ve 1. Dünya Savaşı’nın ağır yenilgisi ile Boğazlar yabancı devletlerin yönetimine girmişti. Lozan Barış Antlaşması ile birlikte Boğazlar Komisyonu kurulmuş ve Boğazların çevresi askerden arındırılmıştır. Ticaret gemilerinin boğazdan serbestçe geçmesi kararlaştırılmıştır. Boğazlardan herhangi bir saldırı olursa milletler cemiyetinin vereceği kararla önlemler alınacaktır. Boğazların askerden arındırılması türkiyenin güvenliğini tehdit etmiştir. Ardından 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile milli sınırlarımızı kısıtlayıcı maddeler kaldırılmış ve Boğazlarla ilgili olan maddeler Türk Devleti’nin lehine değiştirilmiştir.

Savaş Tanzimatları ve Dış Borçlar: Kapitülasyonların kaldırılması ile birlikte Osmanlı devletinden kalan borçları yeni Türk Devleti’nin ödemesine karar verilmiştir. Osmanlı devletinden kalan borç konusunun ödenme şeklide konferansta yer almıştır. Türk Devleti, bu borçları Türk parası ve Fransız Frangı ile ödemeyi teklif ederken; diğer devletler ödemenin altın veya sterlin ile yapılmasını istemişlerdir. Yapılan tartışma ve görüşmelerden sonra Türk devletinin ödeme teklifi kabul edilmiştir. Osmanlı devletinin Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’a olan borçları savaşı kazanan devletlere devredilmesine karar verilmiştir. Savaş Tanzimatlarından talep edilen rakamlar kabul edilmemiş ve gelecek nesillere borç bırakmamak için daha az bir meblağ ile borçlar ödemesi maddesi kabul edilmiştir. Aynı zamanda savaş sırasındaki maddi zararların karşılığı beklense de, Türkiye devleti bu konuda da ödeme yaparak zarara uğramaktan kurtulmuştur.

Yabancı okullar: Türkiye’de bulunan yabancı okulların eğitim şeklinin Türkiye hükümeti tarafından düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Amaç, yabancı kökenli öğrencilerin okul içerisinde din ve siyasi anlamda sorun çıkarmamalarıdır. Türk maarif teşkilatına bağlı olarak belirlenmiştir. Türkçe, tarih, coğrafya ve yurttaşlık bilgisi derslerinin Türk öğretmenler tarafından “Türkçe” dilinde verilmesine karar kılınmıştır. En az bir okul müdür yardımcısının Türk olması şartı sunulmuştur.                                                                                                                     

İstanbul: Lozan Antlaşmasında çözüme kavuşturulan bir diğer konuda İstanbul meselesidir. Türkiye, itilaf devletlerinin İstanbul’u boşaltmasını istemiştir. Onaylanan bu istekle beraber itilaf devletleri 6 Ekim 1923’te İstanbul’dan tamamen çekilmişlerdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün “geldikleri gibi giderler” sözü böylece tarihe altın harflerle yazılmıştır.

 Lozan Barış Antlaşması’nın Önemi ve Sonuçları

Yeni kurulan Türk Devleti, Lozan Barış Konferansı’nda eşit ve adil şekilde dinlenilmiş ve sorunları çözüme kavuşturulmuştur. Osmanlı Devleti hukuki anlamda sona ermiş ve yerini yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devlet’i almıştır. Avrupalıların Türkleri, Anadolu ve Avrupa’dan atma (Şark meselesi) amaçları tamamen sona ermiştir. Ermeni devletinin kurulması fikri tamamen reddedilmiştir. Türkiye dış politikalarda tavrını belirginleştirmiş ve antlaşmaya ait esaslar taraflarca belirlenmiştir. Türk milleti “misak-ı milli”yi kısmen gerçekleştirmiştir. Kapitülasyonlar tamamen kaldırılmış ve Türkiye cumhuriyeti ekonomik özgürlüğü kazanmıştır. Türk milletinin bağımsızlığını yok eden Mondros ve Sevr Antlaşmaları geçersiz sayılmıştır. 1. Dünya savaşını bitiren son bu barış antlaşması, aynı zamanda uzun yıllar yürürlükte kalan tek barış antlaşmasıdır. Antlaşma ile Türk devletinin bağımsızlığı resmen kabul edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti antlaşma koşullarına bağlı olarak devletlerin boyunduruğuna girmemiş ve hiçbir ülkeye savaş tazminatı ödememiştir.





lozan barış antlaşması, lozan anlaşması, antlaşmalar lozan, türk tarihi lozan antlaşması, tarihi olaylar lozan, lozan antlaşmasında gizli maddeler, lozan antlaşması maddeleri, ödev notları, ders notları



CANIM ÜLKEM

15 Temmuz 2018 Pazar / No Comments
abdurrahman acer şiirleri, acer şiirleri, acer sözleri, vatan şiirleri, vatan sözleri, şehit şiirleri, gözyaşı, resimli mesajlar, resimli sözler, aşk şiirleri, türkiyem, ülkem, yurt şiirleri, yetim,

Ülkemden başka nem var ki benim!
Neresi acırsa, acır her yanım,
Neresi yanarsa, kavrulur yüreğim,
Neresi kanarsa, kanar ellerim,
Neresi ağlarsa, ağlar gözlerim.
Dedim ya Gardaş!
Ülkemden başka nem var ki benim.
*
Ülkemden başka nem var ki benim!
Hüznü hüznümdür, yası benim yasım,
Sevinci sevincim, coşkusu coşkum.
Yetimi evladım, bacısı bacım,
Yiğidi yiğidim, şehidi benim şehidim.
Dedim ya Gardaş!
Ülkemden başka nem var ki benim...Acer

abdurrahman acer şiirleri, acer şiirleri, acer sözleri, vatan şiirleri, vatan sözleri, şehit şiirleri, gözyaşı, resimli mesajlar, resimli sözler, aşk şiirleri, türkiyem, ülkem, yurt şiirleri, yetim, 

CİMRİ İNSAN

10 Temmuz 2018 Salı / No Comments
cimri insana ahirette verilecek cezalar, cimri lügat anlamı, cimriliğin zararları, cimrilik ayetler, cimrilik hadisler, cimrilik nedir, hasis, meşakkat, para kazanmanın yolları, resimli sözler, yardım,

CİMRİ İNSAN

Meşakkatle para biriktirir.
Hasislikle saklar.
Hasretle bırakıp gider.
Halbuki yaptığı iyilik ve yardımlar kendisi ile gider.
*

Cimri nedir, Cimri kime denir?
Olduğu halde harcamayan veya ver­meyen, hasis, pinti, nekes.

Cimri kimdir?
Elindeki parayı harcamaya kıyamayan, bitli, eli sıkı, ekti, hasis, kısmık, kibritçi, mıhsıçtı, nekes, pinti, sıkı, varyemez.

Cimri kimselere ahirette verilecek cezalar nelerdir?

Kur’an-ı Kerim cimrilerden şöyle bahsediyor

“Onlar o kimseler ki, cimrilik ederler. İnsanlara da cimriliği emrederler ve Allah’ın kendilerine ihsanlarından verdiği şeyleri gizlerler. Kâfirler için (pek) aşağılayıcı bir azap hazırladık!” (Nisa, 37) 
“Ama kim cimrilik eder ve kendini (Allah’ın sevabına) muhtaç görmezse ve o en güzel olanı yalanlarsa, onu da en zor olana (cehenneme) muvaffak kılarız! Halbuki, aşağıya düştüğü (cehenneme yuvarlandığı) zaman, malı kendisine fayda vermez!” (Leyl, 8-11) 
“Ey iman edenler! Doğrusu hahamlardan ve rahiplerden bir çoğu, insanların mallarını, batıl, haksız sebeplerle yerler. (Onları) Allah yolundan men ederler. Ve o kimseler ki, altın ve gümüşü biriktirirler. Ve onları Allah yolunda sarf etmezler. İşte onları (pek) elemli bir azap ile müjdele! Cehennem ateşi bunların (bu biriktirilen malların) üzerlerinde kızdırılacağı gün, artık onların, yanları ve sırtları bunlarla dağlanacak! (Kendilerine o gün:) “(İşte) bu kendiniz için, toplayıp sakladıklarınız! Öyleyse biriktirmekte olduklarınız (sebebiyle hak ettiğiniz azabı) tadın!” (denilecek.)” (Tevbe, 34-35) 

Cimri kimseler cehennem ehlidir

“Size cehennem ehlini haber vereyim mi? Bunlar kaba, cimri ve kibirli kimselerdir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi) 
Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resul-i Ekrem (asm): 
“Haberiniz olsun ki; her cömerdin cennete gireceği Allah katında kesindir. Ve ben buna kefilim. Dikkat ediniz, her cimrinin cehenneme gireceği yine Allah katında kesindir ve ben buna da kefilim” buyurdu. Ashap: 
“Ya Resulullah! Cömert kimdir, cimri kimdir?” diye sordular. O da: 
“Cömert; mal ile Allah’ın hakkını ödeyen, cimri ise; Allah’ın hakkına mani olan ve Rabbine karşı cimrilik eden kimsedir. Cömert haram yoldan kazanıp, israfla infak eden kimse değildir.” buyurdu.(Esbehani) 
Ebu Hureyre’den (ra) rivayetle: 
“Cömertlik dalları dünyaya sarkmış Cennet ağaçlarından bir ağaçtır. Kim o dallardan birine yapışırsa o dal onu Cennete götürür. Cimrilik de dalları dünyaya sarkmış Cehennem ağaçlarından bir ağaçtır. Kim o dallardan birine yapışırsa, o dal onu Cehenneme götürür.” (Beyhaki, Ebu Nuaym) 
Ebu Bekr es Sıddık’tan rivayet edildiğine göre Resulullah (asm) şöyle buyurdu: 
“Cehennem, hilebaz, cimri ve yaptığı işi başa kakan her insana yakındır.” (Tirmizi) 

Cimri kimse Hutameye (Allah’ın tutuşturulmuş ateşi) atılacaktır

“Hümeze olan (insanları arkadan devamlı ayıplayıp çekiştiren), yüzlerine karşı (da onlarla) alay etmeyi adet edinen her kişinin vay haline! 
(Ki o,) bir mal toplayan ve onu sayıp durandır! 
(O,) malının gerçekten kendisini ebedi kılacağını (ölümsüzleştireceğini) sanır! 
Hayır! And olsun ki (o), Hutame’ye atılacaktır! 
(Ey Resulüm!) Hutame’nin ne olduğunu sana ne bildirdi? 
(O,) Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir!” (Hümeze, 1-6) 

Cimri olan kişi Allah’a ve cennete uzak, cehenneme yakındır

“Cömert kimse; Allah’a yakın, cennete yakın, insanlara yakın, (fakat)cehenneme uzaktır. Cimri kimse; Allah’tan uzak, cennetten uzak, insanlardan uzak, (fakat) cehenneme yakındır. Cömert cahil kimse; yüce Allah’a, cimri âlimden daha çok sevimlidir.” (Tirmizi-Emir ve yasak hadisler ) 
“Hiçbir cimri cennete giremez.” (Tirmizi) 

Cimriler Adn cennetinde Allah’a komşu olamayacaklardır

“İbn-i Abbas (ra), Resulullah’ın (asm) şöyle buyurduğunu rivayet etmiş: 
“Allah, Adn cennetini kudret eliyle yarattı. Orada meyvelerini hazırladı, nehirlerini yarattı. Sonra ona baktı ve: 
“Konuş” dedi. Adn cenneti: 
“Müminler kurtuldu.” dedi. Cenab-ı Hakk da: 
“İzzet ve celalim hakkı için, senin içinde hiçbir cimri bana komşu olmayacak!” buyurdu.” (Taberani)

Kişiye günah olarak cimri oluşu yeter

“Kimsenin kimseye dinden veya takvadan başka bir üstünlüğü yoktur. Kişiye –günah olarak- kötü sözlü, kötü huylu ve cimri oluşu yeter.” (Beyhaki) 
Allah’ın kendilerine vermiş olduğu şeyle cimrilik edenler kıyamet gününde de şiddetli azap göreceklerdir
“Kim, Allah’ın (cc) verdiği malın zekâtını vermezse, malı kıyamet gününde gözleri üstünde iki siyah benek olan ve zehirden başının tüyü dökülmüş ejderha şeklinde gösterilir. Kıyamet gününde onun boynuna dolanır sonra ağzının iki yanıyla ısırdıktan sonra: “Ben senin malınım, ben senin hazinenim” der. 
Sonra Resulullah (asm): 
“Allah’ın kendilerine ihsanından verdiği şeylere cimrilik edenler, onu kendileri için sakın bir hayır sanmasınlar! Bilakis o, onlar için bir şerdir. O cimrilik ettikleri şeyler, kıyamet günü boyunlarına tutunacaklar. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. (Mülk umumen onundur.) Hem Allah, yapmakta olduklarınızdan hakkıyla haberdardır. (Âl-i İmran, 180)” ayetini okudu.” (Buhari, Müslim, Nesai)

Malının zekâtını vermeyen ahirette şiddetli bir azaba maruz kalacaktır 

Ebu Zerr (ra) anlatıyor: 
Hz. Peygamber (asm) Kâbe’nin gölgesinde otururken yanına geldim. Beni görünce “Kâbe’nin Rabbine kasem olsun onlar zararda” buyurdu. Ben: 
“Ey Allah’ın Resulü anam babam sana feda olsun, onlar kimlerdir?” dedim. Buyurdu ki: 
“Onlar malca çok olanlardır. Ancak –eliyle ön, arka, sağ ve sol taraflarını göstererek- şöyle şöyle bol bol vermelerini emredenler müstesna” dedi ve hemen ilave etti: 
“Böyleleri ne kadar az! Şunu bilin ki, devesi, sığırı, davarı olup da zekâtını vermeyen her insan kıyamet günü, o malları, mümkün olan en iri ve en semiz şekilde karşısına çıkıp, sırayla boynuzlarıyla toslayacak, ayaklarıyla çiğneyecek. Sonuncusu da bu muameleyi yapınca birinci tekrar başlayacak. Bu hal, insanlar arasındaki hüküm bitinceye kadar devam edecek.” (Müslim, Buhari, Tirmizi, Nesai) 

Malında cimrilik yapanların malı ahirette yılan suretinde olacak

Ebu Hureyre, Resulullah’tan (asm) şu sözünü bildirir: 
“Her kim yüce Allah’ın kendisine verdiği malın zekâtını vermezse, kıyamet günü o mal kendisine kel kafalı, gözlerinin üzerinde iki nokta bulunan bir yılan şeklinde görünür. Boynuna sarılır ve onu dudaklarından ısırarak şöyle der: “malın benim! O biriktirdiğin benim!” (Buhari- Cem’ul Fevaid ) 

Kendisinde cimrilik olan bir kimse şehit olamaz

“Rasulullah’ın (asm) sağlığında birisi öldürülür. Bir kadın; “Vay, şehidim!” diye ağlamaya başlar. Allah Resulü (asm); “Onun şehit olduğunu nerden biliyorsun? Belki de kendisiyle ilgili olmayan hususlarda konuşuyor veya malını eksiltmeyecek şeyi vermekte cimrilik yapıyordu.” buyurdu.” (Tirmizi) 

Cimrilik helak edicidir

Abdullah b. Ömer der ki: Resulullah (asm) bir hutbe verdi ve şöyle buyurdu: 
“Cimrilikten sakının! Zira sizden öncekiler cimriliklerinden dolayı helak oldular! Cimrilikleri onları vermemeye sevk etti; onlar da mallarından bir şey vermediler. Sonra yakınlarla ilişkiyi kesmelerine sevk etti ve bu bağı da kestiler. Onları günah işlemeye sevk etti; onlar da bu yüzden günaha girdiler.” (Ebu Davud) 
“Üç şey helak edicidir; insana egemen olan cimrilik, peşinden gidilen şehevî arzular, insanın kendisini beğenmesidir.” (Taberani) 
“Zulümden kaçının. Zira zulüm, kıyamet günü karanlıklar olacaktır. Cimrilikten de kaçının, zira cimrilik, sizden öncekileri helak etmiş, onları birbirlerinin kanlarını dökmeye, haramlarını helal addetmeye sevk etmiştir.” (Müslim)  



cimri lügat anlamı, cimrilik nedir, hasis, meşakkat, para kazanmanın yolları, resimli sözler, yardım, cimri insana ahirette verilecek cezalar, cimriliğin zararları, cimrilik ayetler, cimrilik hadisler

SABAH SÖZLERİ

5 Temmuz 2018 Perşembe / No Comments
 günaydın mesajı, hayırlı sabahlar mesajı, iyi dilek mesajları, resimli mesajlar, en güzel günaydın mesajları, sabah sözleri, sabah mesajları kısa, sevgiliye sabah sözleri, sevgiliye günaydın mesajları

GÜNAYDIN
*
HAYIRLI SABAHLAR
*
GOOD MORNİNG

*

EN GÜZEL SABAH SÖZLERİ

Allah bu sabah da hepinizi iyi insanlarla karşılaştırsın. Günaydın kadir kıymet bilen tüm dostlara.
*
Yüzünüzden gülümseme kalbinizden umut eksik olmasın, gününüz aydın mutluluğunuz daim olsun.
*
Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa, yeni doğan günün güneşi seni ona kavuştursun, günaydın.
*
Günaydın, dışları gülen kalpleri ağlayan arkadaşlarım.
*
Kalbimi aydınlatanlara, güneş ışığı kadar parlak kalplere günaydınlar.
*
Günaydın olur da görüşemezsek iyi günler ve hayırlı geceler.
*
Sabahınız hayırlı, gününüz aydın eviniz bereketli olsun. Günaydınlar efendim.
*
Günümü aydınlatan ve değer katan tüm dostlarıma günaydınlar.
*
Gözlerini, bugüne öyle bir aç ki her şey istediğin gibi gitsin bebeğim, günaydın.
*
Yine bir güneş gibi doğan arkadaşım. Günaydın.
*
Mutlulukların peşinizi hiç bırakmadığı, üzüntülerin sizlerden uzak olduğu bir gün dilerim. Günaydın.
*
Günaydın hayat arkadaşım ruh ikizim güzel bir gün bizimle olsun dualarım sevgim seninle.
*
Günaydın ay yüzlüm günaydın sabahımı aydınlatan güneşim günaydın hayatımın anlamı aşkım.
*
Her günün ayrı bir güzelliği olsun yanında güne gülerek başla sevgilim, bugünde seni kıskansın her şeyim günaydın.
*
Günaydın sevgilim, güneş ve mavi gökyüzü yoldaşın olsun bugün rüzgarla dost, denizle sevgili ol.
*
Dününün nasıl olduğunu ve ya bugününün nasıl geçeceğinden önce bugüne uyanabildiğine şükret. Yeni güne bismillah.
*
Elini verene gözünü değdirene sözünü diyene diyemeyene sevgimi görene göremeyene günaydın.
*
Bir uykunun daha sonuna geldik. Yayında ve yapımda emeği geçen yatak, yorgan, yastık üçlüsüne teşekkür ederiz. Günaydınlar.
*
Rabbim herkese huzur dolu günler vesile etsin, herkese mutluluk dolu sabahlar dilerim herkese günaydın arkadaşlar.
*
Her sabah yeni bir gün doğarken, bir gün de eksilir ömürden, her şafak bir hırsız gibidir elinde bir fenerle gelen. Günaydın arkadaşlar.
*
Dostlar hadi uyanın bakalım. Bugün güneş daha canlı doğdu sanki bu yüzden daha güzel bir gün geçirmeniz dileğiyle.
*
Günaydın gecenin karanlığında yolunu kaybetmişlere yol gösteren kutup yıldızım seher vakti yapılan ve kabul olunan duam günaydın.
*
Yüreğiniz umutlu, kalbiniz sevgi ve şefkat dolu, gününüz mutlu, sabahınız aydınlık ve güzel olsun. Herkese kocaman günaydın.
*
Günlerimin ışığı gecelerimin yıldızısın sabahlarımın güneşi gecelerimin aynısın sabahlarımın günaydını gecelerimin dumanısın bebeğim günaydın.
*
Güneş kadar aydınlık, gözlerin kadar güzel, sözlerin gibi kusursuz bir güne merhaba demek için tam zamanı günaydın sevgilim.
*
Sabahın kor güneşi vursun suratına öpsün güneş seni benim yerime usulca, gözlerini açtığında ben olayım gözlerinde ben olayım odanın her yerinde günaydın sevgilim.
*
Dünyanın en tatlı, en güzel insanına ve böyle güzel bir insan sahip olduğum için çok şanslıyım seni seviyorum. Biricik aşkım kocaman günaydın.
*
Bugünde gözlerimi seninle açtım hayata, senin adınla baktım evdeki her eşyaya, pekguzelsozler.com adını anıp dinlediğim şarkılarda hep sen varsın bebeğim yaşarcasına günaydın bir tanem.
*
Geceleri uzaklara çığlık olur sesim yosun kokusundan keskin sana olan özlemim bu sabah sırf senin için aralandı gözlerim günaydın her şeyim benim.
*
Günün aydın olsun bugün benden sana bir armağan olsun günaydınlar bebeğim.
*
Sevmekten, gülmekten ve dua etmekten asla vazgeçme. Günaydın.
*
De ki: Ben ağaran sabahın Rabbi’ne sığınırım. Herkese hayırlı sabahlar günaydınlar.
*
Günaydın candan dostlara, günaydın vatan aşkıyla yananlara.
*
Sevdikleriniz her zaman yanınızda olsun, gününüz güzel geçsin. Günaydın.
*
Yeni günün size huzur getirmesi dileğiyle hayırlı sabahlar.
*
Gözlerinizi bu sabah mucizelere açmanız dileğiyle, hayırlı günler dilerim.
*
Yeni güne işle başladık bizde başka ne olur ki günaydın.
*
Güzelliğin gibi gününde aydın olsun günaydın aşkım sana günaydın sadece sana.
*
Günaydın uykucu şirinim benim yeni bir güne beraber günaydın diyelim.
*
Kalbin hangi sevgi için çarpıyorsa, yeni doğan günün güneşi seni ona kavuştursun. Günaydın.
*
Bir rüyanın gerçeğe dönüştüğü en tatlı halisin sevgilim günaydın.
*
Günaydın hayat, günaydın bahar günaydın sevgililer, günaydın aşk, tebessüm eşlik etsin sevdalarınıza.





günaydın mesajı, hayırlı sabahlar mesajı, iyi dilek mesajları, resimli mesajlar, en güzel günaydın mesajları, sabah sözleri, sabah mesajları kısa, sevgiliye sabah sözleri, sevgiliye günaydın mesajları

ALTIN ÖĞÜTLER (Dalai Lama)

2 Temmuz 2018 Pazartesi / No Comments
altın öğütler, altın tavsiyeler, dalai lama kimdir, budizm nedir, dalai lama sözleri, dalai lama hayatı, dalai lamadan tavsiyeler, dalai lama felsefesi, ilham veren sözler, dalai lama öğretisi

Dalai Lama’dan Hayatınızı Değiştirecek 18 Muhteşem Söz

Dalai Lama denildiğinde aklımıza ilk olarak anlayış, bağışlayıcılık, merhamet, şefkat, hoşgörü ve birçok pozitif duygu geliyor. O, dünya barışını, mutluluğu, anlayış içinde bir arada yaşamayı yaşamın har anına yaymaya çalışan biriydi.

Birbirinden önemli, insanlara ilham veren ve hayatlarını değiştiren sözleriyle tüm dünyada milyonlarca insanı etkiledi. İşte Dalai Lama’nın ilham veren o değerli sözlerinden bazıları:

1. En sevdiklerinize bile bir gün gidebilme özgürlüğünü verin ki geri dönmek ve kalmak için bir sebepleri olsun.

2. Zamanın önünde durmak mümkün değil. Bir hata yaptığımızda, zamanı geri alıp yeniden baştan başlayamayız. Yapabileceğimiz tek şey, şimdiki zamanı iyi kullanmak.

3. Asıl hedef diğerlerinden daha iyi olmak değil, eski halinizden daha iyi olmaktır. Diğerleriyle yarışmayın kendinizi geliştirin.

4. ‘Acılar, onlardan güç almak için kullanılmalıdır’ denilir. Hangi zorluk olursa olsun ve ne kadar acı verici olursa olsun, asıl felaket umudunu kaybetmektir.

5. Her sabah uyandığında kendine şunları söylemeyi unutma: Bugün de uyandığım için şanslıyım, kıymetli bir hayatım var ve bunu boşa harcamayacağım, tüm enerjimi kendimi geliştirmek, herkesin iyiliğini sağlayacak şekilde aydınlanmak için kullanacağım. Başkalarına karşı iyi niyetli olacağım, başkalarına sinirlenmeyeceğim veya onlar hakkında kötü düşünmeyeceğim.

6. Sevgi ve merhamet lüks değil ihtiyaçtır. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.

7. Bu hayattaki birinci amacımız, insanlık için faydalı olmak. Eğer yardım edemiyorsanız, en azından insanlara zarar vermeyin.

8. Eğer bir problemin çözümü varsa, yapılabilecek şeyler hala bitmediyse, o zaman endişelenmeye gerek yok. Eğer çözüm yoksa, endişelenmenin de bir faydası yok. Yani, endişenin hiçbir koşulda hiçbir faydası yok.

9. Başarılarınızı size ne kazandırdığı ile değil, onları kazanmak için nelerden vazgeçtiğinizle ölçün.

10. Doğru davranışları sergileyebilirsen, düşmanların senin en büyük manevi öğretmenlerin olur çünkü onların varlığı senin hoşgörü, sabır ve bilgeliğini geliştirmeni sağlar.

11. İnsanlar, hayatta tatmin ve mutlu olmak için farklı yollar seçer. Onların sizinle aynı yolda olmamaları, yollarını kaybettikleri anlamına gelmez. Onları yargılamayın anlamaya çalışın.

12. Biz farkında olsak da olmasak da her şeyin altında tek bir soru yatar: Hayatın amacı ne? Her insan doğduğu andan itibaren mutluluğu ister, acı çekmekten kaçar. Bunu ne sosyal şartlar, ne eğitim seviyesi ne de ideolojik şartlar değiştirebilir. Varlığımızın en temelinde hepimiz sadece mutlu olmak istiyoruz. Asıl önemli olan, mutluluğu neyin getireceğini keşfetmek.

13. Aradığımız sükunet ve mutluluğu sağlayacak tek şey, merhamet ve anlayıştır.

14. Büyük başarıların hiçbir zaman kolay yollardan elde edilemeyeceğini, büyük uğraşlar ve büyük riskler sayesinde elde edilebildiğini hesaba katmayı unutmayın.

15. Çocuklara bakın. Tabii ki hepsi kavga ediyordur ancak genellikle yetişkin olana kadar kötü düşüncelerini içlerinde beslemek yerine konuşarak dışarı atarlar. Birçok yetişkin, çocuklara göre daha eğitimli olma avantajına sahiptir. Ancak gülümseyen bir yüzün arkasında derin negatif duygular barındırırken eğitimin ne önemi var ki? Çocuklar böyle yapmaz. Onlar birine kızdıklarında, bunu ifade ederler ve geçip gider. Ertesi gün aynı kişiyle yeniden oyun oynayabilir.

16. Tüm acılar bilgisizlikten kaynaklanır. İnsanlar kendi kişisel tatminleri veya mutluluklarının peşinden giderken, başkalarına acı verirler.

17. Toplumumuzun en önemli sorunlarından biri de eğtimin bizleri daha zeki, daha becerikli yapacağını sanmamız. Günümüzde toplumumuz bunun altını çizmese de eğitim ve bilginin en önemli yönü, bizleri daha faziletli şeylere ve zihinsel disipline yönlendirmesidir. Zekamızı ve bilgimizi en iyi şekilde kullanmak için iyi kalpli olmayı öğretmeliyiz. İyi kalpli olmayan birinin aldığı eğitimin insanlığa hiç bir faydası yoktur.

18. İnsan potansiyeli herkes için aynıdır. Eğer “Ben çok değersizim” diye düşünüyorsanız, bu yanlıştır. Kendinizi kandırıyorsunuz demektir. Hepimizin belli bir düşünce gücü var, peki o zaman sizde eksik olan ne? Eğer irade gücüne sahipseniz, değiştiremeyeceğiniz hiçbir şey yok. Kendi kendinizin efendisi sizsiniz.

Kaynak: www.müthişpsikoloji.com

*
altın öğütler, altın tavsiyeler, dalai lama kimdir, budizm nedir, dalai lama sözleri, dalai lama hayatı, dalai lamadan tavsiyeler, dalai lama felsefesi, ilham veren sözler, dalai lama öğretisi

Dalai Lama kimdir?

Tenzin Gyatso, 6 Temmuz 1935 tarihinde Tibet‘de doğmuştur. Tibet’in Amdo ilinde çiftçilikle geçinen bir ailenin 16 çocuğundan 5.si olarak doğmuştur.

1950‘den beri görevde bulunan 14. Dalai Lama‘dır. Tibet‘in ruhanî lideri Dalai Lama’dır. Dalai Lama, Budizm‘in kurucusu olan Shakyamuni’nin reenkarnasyon sürecini tamamlayan kişilere verilen isimdir. Dalai-engin deniz, Lama-bilge anlamına gelmektedir. Yetkili rahipler reenkarnasyon sürecinin tamamlandığı düşünülen 66 gün boyunca beklemektedirler. Sonraki zaman zarfında ise Dalai Lama’nın mucizelerini aramak ve takip etmektedirler. İlk Dalai Lama, 1474‘te ortaya çıkmıştır. budist inanışına göre zamanımıza kadar makayana tanrısının ruhu 14 Dalai Lama’nın vücudunda yaşamıştır. Tibet’in son Dalai Lama’sı Tenzin Gyatso‘dur.

Bedensel ve manevi acıların aydınlanma sürecinden Budizm felsefesi ve öğretileri, her türlü taciz ve saldırılara karşı pasif direnişin uygulanmasını salık verir.

14. Dalai Lama, Tenzin Gyatso, 2 yaşında iken rahipler tarafından bulunarak, Tibet‘in başkenti Lhasa‘ya getirilip yetiştirilmiştir. 15 yaşında ise ruhani liderlik görevini yerine getirmeye başlamıştır.
Tibet, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuşatması altındayken, Tenzin Gyatso 17 Kasım 1950’de, 15 yaşında, Tibet’in devlet başkanı ve en önemli politik yöneticisi olarak atandı.

1949’da yeni kurulan Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti Tibet’i işgal etmeye başlayınca genç yaşına rağmen ulusal kabine başkanlığı görevini de üstlenmek durumunda kaldı. Kutsal Dalai Lama dokuz yıl boyunca Çinli işgalcilere karşı barışçıl, şiddet karşıtı bir politika izlemesine rağmen Çin hükümeti giderek artan bir şiddetle kendilerine direnen savunmasız onbinlerce Tibet’liyi katletti.

Hindistan başbakanı Nehru‘nun daveti üzerine Kutsal Dalai Lama barışçıl mücadeleyi sürdürmek üzere Himalaya dağlarını aşarak 31 Mart 1959’da Hindistan‘a geçiş yaptı. O dönem Hindistan Devlet Başkanı olan, Nehru tarafından Dharamsala’ya yerleştirildi. Coğrafi ve iklimsel anlamda Tibet’e benzeyen bu topraklar; sürgündeki Tibet halkı tarafından, ikinci vatan olarak kabul edildi. Orada “Sürgündeki Tibet Hükümeti” adıyla Tibet’i idare eden yönetim birimini kurdu ve kendisine eşlik eden binlerce Tibetli mülteci ile birlikte Tibet kültürünü ve eğitimini korumaya çalıştı.

Kutsal Dalai Lama, barışçıl politikaları ve Tibet’in özgürlüğü için şiddet karşıtı mücadelesi nedeniyle 10 Aralık 1989‘da Nobel Barış Ödülü aldı. 1987’de Albert Schweitzer hayırseverlik ödülü aldı. Budizmi anlatan kitaplar yazdı.

Kitapları :

Yürekten Gelen Öğütler
Bilgelik Okyanusu Yaşam Rehberi
Dört Yüce Gerçek
Şefkatin Gücü
Yeni Bin yılın Değerleri




altın öğütler, altın tavsiyeler, dalai lama kimdir, budizm nedir, dalai lama sözleri, dalai lama hayatı, dalai lamadan tavsiyeler, dalai lama felsefesi, ilham veren sözler, dalai lama öğretisi

BABALAR VE KIZLAR

/ No Comments
baba kız ilişkileri nasıl olmalı, babaların kız çocuklarına davranışı, hz muhammed çocuklara nasıl davranırdı, kız çocuklarına nasıl davranmalıyız, kızlara nasıl davranılmalı, altın öğütler


Baba Kız İlişkilerinde Babaların Mutlaka Dikkat Etmesi Gereken 11 Şey

Baba-kız ilişkilerinin ne kadar özel olduğunu anlatmaya bile gerek yok. Fakat her zaman aynı hassaslıkta devam etmeyebiliyor bu ilişki. Aradaki ilişkinin hassasiyetini koruması elbette baba ve kızlarının elinde. İşte babaların kızları ile ilişkilerinde dikkat etmesi gereken ve kesinlikle faydalı olacağını düşündüğümüz 11 şey:

1. Elbette o sizin prensesiniz fakat kız çocukları beşikle, bebekle oyunlar oynar düşüncesini terk edin, onlara sadece yol gösterici bir rehber olmaya çalışın, ilgi alanlarını çizmeye, duvarlar oluşturmaya kalkmayın.

2. Onlara duyarlı yönlerinizi göstermekten korkmayın, duygusal yönlerini keşfettiklerinde, kendilerini zayıf hissedebileceklerini düşünmeyin.

3. Sadece kızınızla size özel şakalarınız ve takılmalarınız olsun, bunu ömür boyu unutmayacaklarına emin olabilirsiniz.

4. İş yaparken bu erkek işi deyip sürekli onu yanınızdan uzaklaştırmayın. Onun da hayatı deneyimlemesine istediklerini yapmasına izin ve imkan verin.

5. Erkek çocuklarınıza söylemeyi aklınızdan bile geçirmediğiniz şeyleri kızınıza da söylemeyi aklınızdan geçirmeyin.

6. Kızınıza verdiğiniz sözler konusunda çok hassas olun asla aldatmayın, kızlar kalp kırıklıklarını ömür boyu unutmazlar.

7. Size şey anlatmak istediğinde bir sorununu anlatmaya çalıştığında, annene sor deyip başınızdan göndermeyin. Tabi bir daha gelmesini istiyorsanız.

8. Sevgisiz büyümesini istemiyorsanız ona ve annesine sık sık iltifat etmeyi sakın unutmayın.

9. Kızlar böyle şeyler yapmaz, böyle şeyler kızlara yakışmaz vs. demeden sevdiği ve istediği şeyleri anlamaya çalışın. Her insan asla aynı değildir.

10. Her zaman yanında olmayacaksınız, o zamana kadar korkularının üzerine gitmeyi, korkularından kaçmamayı öğretin ve her zaman arkasında olduğunuzu hissetmesini sağlayın.

11. Ve son olarak onu sevdiğinizi her fırsatta söylemekten çekinmeyin.

Kaynak:www.müthişpsikoloji.com
*

PEYGAMBERİMİZ ÇOCUKLARA NASIL DAVRANIRDI?

“KIZLARI ÜSTÜN TUTARDIM”

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Hazret-i Fâtıma’nın evinde kaldığı bir gün, torunları olan Hasan ve Hüseyin efendilerimiz su istediler. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, önce Hazret-i Hasan’a su verdi. Hazret-i Fâtıma -radıyallâhu anhâ-, Efendimiz’in Hasan’ı daha çok sevdiği hükmüne vardı. Efendimiz de buyurdu:

“–Hayır! İlk defa Hasan istedi.” buyurdular ve sonra da şöyle ilâve ettiler:

“–Bağış ve ihsanlarınızla çocuklarınıza müsâvî (eşit) muâmelede bulunun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım.” (İbn-i Hanbel, I, 101; İbn-i Hacer, el-Metalibu’l-Âliye, IV, 69; Heysemî, IV, 153)

Peygamber Efendimiz çocukların terbiyesine çok ehemmiyet vermiş, ashâbını da bu hususta pek çok hadîs-i şerîfi ile eğitmiştir:

“Çocuklarınıza ikrâm edin ve terbiyelerini güzel yapın.” (İbn-i Mâce, Edeb, 3)

“Bir baba, evlâdına güzel edepten daha efdal bir şey hediye etmez.” (Tirmizî, Birr, 33/1952)

“Kişinin, çocuğunu (bir kerecik) te’dip etmesi (edeplendirmesi ve uslandırması), kendi hakkında, bir sâ’ miktarında (yiyecek) tasadduk etmesinden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Birr, 33)

 “Kişinin öldükten sonra geride bıraktığı şeylerin en hayırlısı, kendisine duâ eden sâlih bir evlât, sevabı kendisine ulaşan sadaka-i câriye, kendisinden sonra halkın amel ettiği bir ilimdir.” (Müslim, Vasiyyet, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36)

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, çocuklara dâima derin bir muhabbet gösterir; onları öper, okşar; mübârek parmaklarını tarak yaparak onların saçlarını düzeltirdi. Çocuklara muhabbet göstermeyenlerden hoşlanmaz; onları kabalık ve katılıkla nitelerdi.

ÇOCUKLARI ÖPÜP OKŞAMAK

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’nın rivâyet ettiğine göre bir defasında Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, torunlarını severken ziyâretine İslâm’ın merhamet, şefkat, nezâket ve inceliğinden uzak bir bedevî geldi. Rasûlullah -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in çocukları ziyâde sevmesine hayret ederek:

“–Yâ Rasûlallah! Siz çocuklarınızı öper (sever) misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız.” dedi.

(Allah’ın evlât nîmetine karşı bedevînin duygusuz ve duyarsızlığı, Allah Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’i müteessir etti.) Bedevîye:

“–Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim!..” (Buhârî, Edeb, 22) buyurdu.

Hadîs-i şerîfin gereğince bir Müslüman gönlü, Allah’ın emânetleri karşısında muhabbet, şefkat ve merhametle dolu olarak şefkat ve muhabbeti nasıl ve nereye yönelteceğinin idrâki içinde olmalı ve öyle yaşamalıdır.

ÇOCUKLARIN HEVESLERİNE VERDİĞİ CEVABI

Bir defasında da Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, üzerine küçük abdestini yapan torununu:

“–Sen nasıl Rasûlullah’ın üzerine küçük abdest yaparsın?” diye pataklamaya kalkan Ümmü Fadl’a:

“−Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet etsin!” buyurarak çocukların bu tür sıkıntılı hâllerine tahammül etmek gerektiğini göstermiştir. (İbn-i Mâce, Tabir, 10)

O, mübârek kucağında torunları olduğu hâlde namaza durur, secdede iken torununun mübârek sırtına çıkması üzerine secdesini uzatırdı. Çocuğa müdahale etmek isteyenlere:

“–Bırakın, çocuk hevesini almış olsun!” buyururdu.

Yine o Varlık Nûru, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, bir çocuk ağlaması duyduğunda namazı kısa keserdi. Bir defasında evinde namaz esnâsındayken çocuk ağlaması üzerine namazını kısa tutmuş ve ev halkına:

“–Onların ağlamalarının beni üzdüğünü bilmiyor musunuz?” buyurmuştu.

HZ. MUHAMMED’İN (S.A.V.) ÇOCUKLARA VERDİĞİ DEĞER

On yaşından itibaren on yılını Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in hizmetinde geçiren Enes -radıyallâhu anh- anlatır:

“Rasûlullah’a tam on sene hizmet ettim. Bana bir defa bile: «Öf!» demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı: «Niye böyle yaptın?» diye azarlamadığı gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle: «Şöyle yapsan olmaz mıydı?» da demedi.” (Buhârî, Savm 53, Menâkıb 23; Müslim, Fezâil 82)

Bu itibarla Rasûlullah -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in yüce huzurunda yetişen çocuklar bambaşka güzellik ve firâset ile donanmışlardır. Buna bir misâl kabîlinden Sehl bin Sa’d -radıyallâhu anh-’ın şu rivâyeti pek ibretlidir:

Rasûlullah -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz’e bir içe­cek ge­ti­ril­miş­ti. On­dan bir mik­tar iç­ti­ler. Bu es­nâ­da sağ ta­ra­fın­da bir ço­cuk, sol ta­ra­fın­da ise as­hâ­bın bü­yük­le­rin­den yaş­lı kim­se­ler otu­ru­yor­lar­dı. Efen­di­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- sa­ğın­da­ki ço­cu­ğa kâ­bı­na varılmaz bir in­ce­lik ve ne­zâ­ket­le:

“–Mü­sâ­ade eder mi­sin, bu içe­ce­ği ev­ve­lâ şu bü­yük­le­ri­ne ve­re­yim?” bu­yur­du­lar. O akıl­lı ço­cuk da her­ke­si şa­şır­tan ve âle­me ib­ret ol­ma­ya lâyık şu bü­yük ce­vâ­bı ver­di:

“–Yâ Rasûlallah! Sen­den ba­na ik­râm olu­nan na­sî­bi­mi hiç kim­se­ye vermem!”

Bu­nun üze­ri­ne Sev­gi­li Pey­gam­be­ri­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- mübârek el­le­rin­de­ki içe­ce­ği o ço­cu­ğa ver­di­ler. (Bu­hâ­rî, Eş­ri­be, 19)

Bu hâdise, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in çocuklara verdiği değeri göstermesi ve karşılıklı muhabbet akışları bakımından pek mühimdir.

ÇOCUĞUN HAKKI: GÜZEL BİR İSİM VE EDEP

“Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri, rûhâniyetli bir isim koyması ve güzel bir edep vermesidir.” (Beyhakî, Şuabu’l-îmân, VI, 401-402)

“Her kim üç kız çocuğunu himâye edip, büyütüp evlendirir ise, sonra da onlara lütuf ve iyilikte devâm ederse o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 121; İbn-i Hanbel, III, 97)

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına yetiştirip himâye ederse kıyâmet günü o kimseyle yan yana olacağız.” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi. (Müslim, Birr 149; Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr 13)

“Her kim kız çocuklarını yetiştirme yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa bu çocuklar, onu cehennem ateşinden koruyan bir siper olur.” (Buhârî, Zekât 10, Edeb 18; Müslim, Birr 147; Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr 13)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Huzurlu Aile Yuvası, Erkam Yayınları, 2013





baba kız ilişkileri nasıl olmalı, babaların kız çocuklarına davranışı, hz muhammed çocuklara nasıl davranırdı, kız çocuklarına nasıl davranmalıyız, kızlara nasıl davranılmalı, altın öğütler

ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK - TEVAZU

/ No Comments
alçak, alçakgönüllülük nedir, tevazu nedir, islamda tevazu, islamda alçakgönüllülük, değer, gönüllü, kalite, kaliteden ödün vermemek, küçük görmek, resimli mesajlar, resimli sözler, seviye,

ALÇAKGÖNÜLLÜ 

İnsan hiç bir zaman kendini yüksekte görmemelidir.
İnsanlara tepeden bakmamalıdır.
İnsanları küçük görmemelidir.
Alçakgönüllü olmalıdır.
Ancak kalitesinden de ödün vermemelidir.
Seviyesini ve değerini düşürmemelidir.
Çünkü alçakgönüllü insanlar olduğu gibi,
Alçak olmaya gönüllü insanlar da vardır.
İkisini birbirinden ayırmalıdır.

*

Alçak Gönüllülük / Tevâzu

Tevâzu; yüzü yerde olma ve alçakgönüllülük manâlarına gelir ki, tekebbürün zıddıdır. Onu, insanın Hakk karşısında gerçek yerinin şuurunda olup, ona göre davranması ve halk arasındaki durumunu da bu anlayış zâviyesinden değerlendirip, kendini insanlardan bir insan veya varlığın herhangi bir parçası kabul etmesi şeklinde de yorumlayabiliriz. Kibir ise kişinin kendini başkalarından büyük sanmasıdır, bunun açığa vurulmasına da tekebbür denmiştir. Yani kibir bir büyüklük zannıdır; insanın kendisini, olmak isteyip de olamadığı şey sanmasıdır.

Bazıları tevâzuu, kendinde zâtî hiçbir kıymet görmeme; bazıları, insanları, insana yakışır saygıyla karşılayıp onlarla muamelesinde mahviyet içinde bulunma; bazıları İlâhî inayetle fevkalâde bir muameleye tâbi tutulmazsa, kendini halkın en hakiri görme; bazıları da benlik hesabına içinde beliren büyük-küçük her çeşit dahilî kıpırdanışa karşı hemen harekete geçip onu olduğu yerde boğma cehdi ve gayreti şeklinde tarif etmişlerdir ki, her birinin kendine göre hem bir mahmili, hem de tarzı telâkkisi vardır.

Hz. Ömer’i (r.a.) omzunda kırba, su taşırken gören bir sahabe sorar: “Bu ne hal ey Allah Rasulü’nün halifesi!”O: “Dış ülkelerden bir kısım elçiler gelmişti, içimde şöyle böyle bir şeyler hissettim, o hissi kırmak istedim.”der. Onun sırtında un taşıması, minberde kendini levmetmesi, levmedenlere ses çıkarmaması hep bu kabil hazm-ı nefisle alâkalı hususlardan olduğu gibi; valiliği döneminde Ebû Hureyre’nin, şuna-buna sırtında odun taşıması; Zeyd b. Sâbit’in, kadı olduğu bir dönemde İbn Abbas’ın elini öpmesi; buna mukâbil Tercümânü’l-Kurân’ın da onun atının üzengisini tutması; Hz. Hasan’ın, ekmek kırıklarıyla oynayan çocuklarla oturup, onların yediğinden yemesi hep birer mahviyet ve tevâzu örneğidir.

Allah, Kur’ân-ı Kerim’de, Resûlullah da sünnetinde tevâzu etrafında o kadar tahşidat yaparlar ki, onları duyup-işitenin, gerçek kulluğun tevâzu ve mahviyet olduğunda şüphesi kalmaz. Kurân’ın: “Rahmân’ın has kulları, yeryüzünde alçakgönüllü olmanın örneğidirler ve ağırbaşlı, yüzleri yerde hareket ederler. Cahiller kendilerine sataşınca da “selâm”der geçerler”(Furkan 25/63) beyanı onlardan sımsıcak bir ses; “Onlar mü’minlere karşı şefkatli ve mahviyet içindedirler”(Fetih, 48/29) beyanı da onların gönüllerinden kopup gelen ve davranışlarına akseden yumuşak bir nefestir. Hele: “Onlar, birbirlerine karşı şefkat ve merhamet timsalidirler.. her zaman onları rükûda iki büklüm ve secdede kıvrım kıvrım bulursun!”(Fetih, 48/29) fermanı ise onlara tasavvurları aşan bir iltifatın unvanı olmuştur.

Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) de şöyle buyuruyor: “Allah bana, tevâzu ve mahviyet içinde bulunmanızı.. ve kimsenin kimseye karşı övünmemesini emretti.””Size ateşin kendine ilişmeyeceği insanı haber vereyim mi? Ateş; Allah ve insanlara yakın, yumuşak huylu, herkesle geçimli ve rahat insanlara dokunmaz.””Allah için yüzü yerde olanı, Allah yükseltir de yükseltir; aslında o kendini küçük görmektedir ama, halkın gözünde asıl büyük odur.””Allah’ım, beni benim gözümde küçük göster!”

Zaten O, hayatını hep bu çizgide geçirmişti:

* Çocuklara uğrar, onlara selâm verir;

* Herhangi biri elinden tutup bir yere götürmek isteyince, tereddüt etmeden kalkıp gider;

* Ev işlerinde hanımlarına yardım eder;

* Herkes bir iş görürken, O da iştirak ederek, onlarla beraber olmaya çalışır;

* Ayakkabılarını tamir eder, elbisesini yamar, koyun sağar, hayvanlara yem verir;

* Sofraya hizmetçisiyle beraber oturur;

* Meclisini her zaman fakirlere açık tutar;

* Dul ve yetimleri görür-gözetir;

* Hastaları ziyaret eder, cenazelerde hazır bulunur ve kölelerin davetine icabet ederdi.

Gerçek tevâzu; Hakk’ın büyüklük ve sonsuzluğu karşısında, sıfır-sonsuz nisbetlerine göre insanın kendi yerini belirleyip, bu düşünce, bu tespiti benliğine mal etmesidir. Bu anlayış tabiatına işlemiş ve bu işleyişle ikinci fıtrata ulaşmış olgun insanlar, halkla münasebetlerinde mütevazı, mahviyet içinde ve olabildiğince dengelidirler. Zira, Allah’a karşı yer ve konumunu belirlemiş olanlar, dinî hayatlarında da, halkla münasebetlerinde de, kendi iç dünyalarında ve gözlemlerinde de hep muvazene içindedirler.

Hâsılı, tevâzu hulûkullah (Allah ahlâkı) sarayının cümle kapısı olduğu gibi, Hakk’a ve halka yakın olmanın da birinci vesilesidir. Gül toprakta biter.. insan semâlarda değil, yerde yaratılmıştır. Mümin, secde unvanıyla başı ile ayakları aynı noktada birleşince Allah’a en yakın olur.

Hemen her toplum içinde zenginlik, makam, ilim, güzellik soy vb. şeyler büyüklük vesilesi olarak kabul edilen şeylerdendir. Tevazu ise bunlara rağmen insan hayatına hâkim olması gereken bir ahlâk-ı âliyedir. Yani yukarıda saydığımız şeylerle tevazu, birbirine rağmen işleyen, biri diğerine engel olan iki unsurdur. Fakat Müslümanlık açısından önemli olan, insanın iradesi ile bunu aşmasıdır. Tıpkı Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) gibi. O, terk etmek zorunda kaldığı Mekke’ye seneler sonra muzaffer bir komutan olarak girerken, tevazuundan mübarek başları, binitinin eğerinin kaşına değecek kadar aşağılardaydı. Hatta denilebilir ki O, 23 yıllık, insanı gurura, kibre, büyüklenmeye sevk edebilecek hâdiselerle dopdolu hayatında tevazu ve mahviyete ters bir davranışta bulunmadığı gibi, bunlar O’nun tevazu ve mahviyetinin artmasına sebep teşkil etmiştir.

Zaten önemli olan da bu değil midir? Eğer insan, yaşadığı seneleri Allah için dolu dolu yaşamamışsa, zengin olması ne ifade eder? Davul gibi bomboş, tın tın öten bir hayat ile O’nun huzuruna gitmek kime ne kazandırır? Unutmayalım, tevazu, mahviyet, hacalet mümine yakışan ve yaraşan; tekebbür, inhiraf, kendini âlemden üstün görme ise Karun gibi insanı baş aşağı getiren şeylerdir.

İnsanın, muttasıf olmadığı hâlde “azamet”ve “kibir”gibi vasıflara sahip çıkıp, diğer insanlara karşı üstünlük taslaması, onun ruh dünyası adına ciddî bir hastalık emaresidir; aklının noksanlığına ve ruhunun hamlığına delâlet eder. Akıllı ve ruhen olgunluğa ermiş bir insan, mazhar olduğu her şeyi Yüce Yaratıcı’dan bilir ve şükran hissiyle her zaman O’nun karşısında iki büklüm olur.

Mütevazı olma, Yaratıcı’nın takdirine, halkın tahkir ve tekdirine karşı insanın gönlüne hoşnutluk hissi kazandırır. Evet, baştan haddini bilip tevazu kanatlarını yerlere kadar indiren birisi, insanlardan gelecek her türlü hor görmelere karşı en emin bir zırh içine girmiş ve en sağlam emniyet tedbirini de almış demektir.

Alçak gönüllülük, ferdin olgun ve faziletli olmasının; kibirlenip büyüklük taslamak ise, onun seviyesiz ve nâkıs olmasının alâmetidir. En kâmil kimseler, insanlarla en fazla beraber bulunup, onlarla hem dem olanlardır. En nâkıs kimseler ise, insanlarla beraber bulunmayı, onlarla düşüp kalkmayı gururlarına yediremeyen bednâm talihsizlerdir. Peygamber Efendimiz (aleyhissalatu vesselâm) bu noktaya şöyle işaret ediyor: “İnsanlar içine katılıp onların eza ve cefasına katlanan mümin, kenara çekilip sıkıntı çekmeyen mü’minden üstündür.”Yüce Allah, Son Peygamber’e şöyle ferman ediyor: “Mü’minlerden sana tâbi olanlara tevazu kanadını indir. Buna rağmen sana isyan ederlerse ‘Ben sizin yapageldiklerinizden hakikaten uzağım.’ de.”(Şuara, 26/215-216) “Sakın bazılarına verdiğimiz geçici dünya nimetlerine gözlerini dikip uzatma. Onların karşısında tasalanma. Mü’minler için şefkat kanatlarını indir.”(Hicr, 15/88) Denebilir ki bu ayet-i kerimelerde hizmet ahlâkının temel özellikleri toplanmıştır: Karşılık beklemeden hizmet etmek, dünya nimetlerine göz dikerek şaşırmamak, hizmet götürülenlerin nankörlüğü halinde kızıp çekilmemek ve mükâfatı yalnız Allah’tan beklemek…

Kibri ifade etmek için Kur’ân-ı Kerim fahr (övünmek), ferah ve marah (taşkınlık) tabirlerini kullanır: “Yeryüzünde kibir ve böbürlenerek (marahan) yürüme. Çünkü yeri delemezsin, boyca da dağlara yetişemezsin.”(İsra,17/37) “Kibirlenerek insanlardan yüzünü çevirme. Yeryüzünde şımarık yürüme. Çünkü Allah, kibir taslayan, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez. Yürüyüşünde mutedil ol. Sesini alçalt. Seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”(Lokman, 18-19)

Bir insanın insanlığa yükselmesi onun tevazuu ile; tevâzuu da, makam, mansıp, servet ve ilim gibi halkın itibar ettiği şeylerin onu değiştirmemesiyle belli olur. Zikredilen hususlardan biriyle düşünce ve davranışlarında değişikliğe uğrayan kimsenin ne tevazuundan, ne de insanlığa yükselmesinden bahsedilebilir.

Alçak gönüllülük, hemen bütün güzel huyların anahtarı mesâbesindedir. Onu elde eden, diğer güzel huylara da sahip olabilir. Ona malik olamayan ise, çoğunlukla diğer huylardan da mahrum kalır. Âdem Nebi (a.s.), sürçüp düştüğü zaman, gökler ötesine ait yitirdiği her şeyi tevazuu ile yeniden elde ederken, aynı bâdirede yuvarlanıp giden Şeytan, kibir ve gururunun kurbanı oldu.

Kibir ve ululuk “Zât-ı Ulûhiyet”in sıfatları olduğundan, büyüklük taslayıp şımarıklık yapanlar, hemen her zaman O’nun “Kahhâr”eliyle kıskıvrak yakalanmış ve helâk edilmişlerdir. Haddini bilip mütevazı olanlar ise, yükselip O’nun huzuruna ermişlerdir.

Hasan-ı Basrî, aldanmaması için bir öğrencisini şu sözlerle ikaz eder: “Yavrum! Şu kâğıt parçasında yazılı olan nasihatleri al, senin için binlerce ilim kitabından daha değerlidir. Kâğıt parçasında şunlar yazılıydı:

1. İçinde bulunduğun ortamın, kötülüklerden uzak, salih ve iyiliklerle dolu bir ortam olmasına aldanma. Cennetten daha emniyetli ve kötülüklerden uzak bir yer düşünülebilir mi? Oysa babamız Âdem’in başına gelenler orada geldi.

2. İbadetinin çokluğuna da aldanma. Şeytan gibi kendini ibadete adamış kim vardı ve başına neler geldi?

3. Mütekebbir ilim sahipleriyle ne görüş, ne de sohbetlerine katıl. Bunlar sana hayır getirmez. Nitekim Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) sohbetlerine katılan mütekebbir ve münafık ilim adamları vardı. Hiçbirisi ne imana geldi ve ne de o sohbetlerden istifade etti.

4. İlminin çokluğuyla övünüp-aldanma. Nice ilim sahipleri vardı ki övünçleriyle helak olup gittiler.






alçakgönüllülük nedir, tevazu nedir, islamda tevazu, islamda alçakgönüllülük, değer, gönüllü, kalite, kaliteden ödün vermemek, küçük görmek, resimli mesajlar, resimli sözler, seviye, altın sözler