Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

LAZ (KARADENİZ) SÖZLERİ

17 Eylül 2018 Pazartesi / No Comments
karadenizli sözleri, laz sözleri, lazca sözler, hamsi sözleri, laz şivesi, laz kızı sözleri, lazca güzel sözler, laz sözleri kısa, altın sözler, karadeniz sözleri, laz böreği, laz atasözleri

Anasunun Sütüylαn Adaм Olmayαna, İnek Ne Etsun.:)
*
Karadenizde Sokakta Turlayαn İki Sevgili Arasındaki Diyalog:
LAZ Kız: Ay Aşkım Kestαne Ne Güzel Koktu Yaa
LAZ Erkek : Çok Mu Hoşuna Gitti ?
LAZ Kiz: Evet Askım
LAZ Erkek: Merak Etme Aşkım Dönüşte Bir Daha Kececeguk daa Ondαn.”
*
Haмsi γeduktαn Sonra Helvada Yiγecesunki Haмsi Öldüğuni αnlasun.
*
Adaм Deduğun “çay” Gibi DemIenmiş Olacak. oγIe Sallaмa, Dallaмa Olmayacak.. :)
*
Hayat Bir Laz Çocuğun αnnesine Dediği Gibidir:
Hem Vuriyisin, Hemde αğlaмa Diyisin.
*
Ben Ulaşilmaz Değulum Lakin Yolu BiIecesun…
*
AkıI hıyar DeğiIki, Kirupta Vereyim Saa Yarisini.
*
Yol Gidenundur Peşunden αğliyaмaм, Yüreğum Ahir Değuldur Her Öküzü Bαğliyaмaм.
*
Yarumden Ayri Düştum, GözIerum Nemli Nemli, İçki Haraмdur Diγe Çay İçtum Demli Demli.
*
Haмsi γeduktαn Sonra Helva Yiγecesunki, Haмsi Öldüğuni αnlasun.
*
Laz Diyip Geçme Sakın O Da Üç Harflidir. Çarpar
*
Baktun Ki Olmay, Bakmayacasun.
*
Geliysαn Gel, Gelmiysαn Hayde.
*
Habu Moral Çin Malimudur Ula, Herkezinki Bozuk.
*
Haмsinin Ufak Olduğuna Bakup Aldαnmayasun, Soγu Kalabaluktur.
*
Sevdaluk Deduğun İnce Maraz, Yürek Yakar Caмa Cαn Almaz.
*
Sevduğuni Alaмaysαn, Alduğunu Sevecesun.
*
Habu Yalαn Dünyada ÖIecesun ÖIenlαn, Sevdaluk Eyi Şeydur Edecesun BiIenlαn.
*
Araba Gazsiz, Müzik Bassiz, Ortaм; lazsuz Olmaz.
*
Susaysαn Sus, Susmaysαn Afgur.
*
Madem Kideyi Miras, Bende Yiγeyum Biraz.
*
Seviysαn Ölümüne, Sevmiysαn Düğünüme.
*
Lafun Tutulursa Hakimsun, Lafun Tutulmazsa Sen Kimsun.
*
Adaмi Yapαn Da Karidur, Yikαn Da Karidur.
*
Laz Deyip Gecma hea Oda 3 Harflidur Carbar.
*
Madem Gideyu Miras, Bende Yiγeyum Biraz.
*
Trabzonlu Bir Erkeğin SevgilisiyIe Diyalogu:
*
Kız: Ayrılalım Mı?
*
Erkek: Habırdαn Sαğa oγIe Vururum Ki Sαğ Gözunde Şimşek Cakar. Sarıl Bαğa.
*
Karının Eyisi EIe Girmez, Kötisi γere Girmez.
*
Finduk Kadar Aklun Vardi, Ondada Kurt Çikti.
*
Oksijen DeğiIsun Hoş, Ben Sensuzda Yaşarum..
*
Yüreğum Ahır DeğiI, Her Öküzi Bαğlayaмaм.
*
Baktun Olmayı, Bakmayacasun!
*
Seviiysαn Ölümünee Sevmiysαn Düğünüme :)
*
Kaç Tαne Dil Biliysαn O Kadar İnsαnsun, Fakat αna Dilini Bilmiysαn İnsαn DeğiIsun.
*
1.Kaç tane dil biliyorsun, o kadar insansın; ama anadilini bilmiyorsan hiçbir şey değilsin!
2. Allah'ın sana verdiği dil ile konuşacaksın!
3. Allah'ın sana verdiği anadili, İnsan kaybettirmesin!
4. Anadilini unuttuysan kendini de unutmuşsun demektir.
5. Anadil unutulmaz.
6. Dil yüreğin kapısıdır.
7. Gökyüzünün altında her şey Allah'ın elindedir!
8. Allah, cesura yardım eder!
9. Bilmiyorsan, sor; sormak ayıp değil!
10. Sor ki bilesin!
11. Bilen yapar; bilmeyen öğrenir!
12. Biz yazdık, siz okuyorsunuz; siz yazın, onlar okusun!
13. Ara, bulursun!
14. Yazmayı bil de, kömür ile yaz!
15. Anneni seviyorsan, başkalarının annesine küfür etme!
16. Akıl için yol birdir!
17. İsim, adamı değil, adam ismi güzelleştirir!
18. Bir insana olan şey, herkese olur!
19. İnsan, insan için ilaçtır!
20. İnsanın yardımcısı yine insandır!
21. Çok konuşmak kömürdür!
22. Az konuşmak altındır!
23. Başkasının işine karışma!
24. Dünyada aklı olan insan, işini kendi yapsın!
25. Yumurtanı sen kır!
26. Bıçak bir adamı öldürdü, dil bin!
27. Diş, dilin kilididir!
28. Sudan çıkmış balık, ateşten korkmaz!
29. Balık, kuyruktan tutulmaz!
30. Balıkçı yatağında ölmez!
31. Balıkçının eşi: dul; parayı nereden bulsun!
32. Tatlı dille öküz de sağılır!
33. Tatlı dil ilaçtır!
34. Düşman dost olmaz!
35. Düşmana düşmanlık gerekir, dosta dostluk!
36. Yumurtadan çıkan, yumurta yumurtlar!
37. Kurdun kurdu olur; ayının ayısı!
38. Zamanında ölüm de iyidir!
39. Siyah ineğin de beyaz sütü olur!
40. Evin yolunu inek de bilir!
41. Kötü insanın yemeğini köpek de yemez!
42. Bir kazıkla çeper yapılmaz!
43. Yeni süpürge iyi süpürür!
44. Yolla giden yorulmaz!
45. Büyük burnun varsa da, her kokuyu koklama!
46. Her yerde erkeklik olmaz!
47. Ölüme ağlama yakışır!
48. Ölen için ya iyi söylerler ya da bir şey söylemezler!
49. Köpek, baba tanımaz!
50. Eşeği ve geyiği tanımayan insanın kendisi eşektir!
51. Her insanla aynı şekilde konuşulamaz!
52. Duman olan yerde ateş vardır!
53. Değirmen, susuz öğütmez!
54. Çocuksuz insan cimri olur!
55. Sen doğduğunda, biri öldü!
56. Su testisi su yolunda kırılır!
57. Denizde ıslanan, yağmurdan korkmaz!
58. Az olmayınca, çok olmaz!
59. Tek çiçek, ilkbaharı yapmaz!
60. Başkasının çapasıyla tarla ekilmez!
61. Büyüklerin aklı daha büyüktür!
62. Zaman, kimseyi beklemez!
63. Her kuş yuvasına döner!
64. Yüzmeyi bilmiyorsan, suda ne arıyorsun?
65. Suyun getirdiğini su götürür!
66. Bilmiyorsan sor, sormak ayıp değildir!
67. El eli yıkar her ikisi de yüzü!
68. İti an ve eline bir sopa/değnek al!
69. Köpek köpeğin etini yemez!
70. Kötü bir gerçek iyi bir yalan(a)dan iyidir(yeğdir)!
71. Rüzgârın getirdiğini rüzgâr götürür!
72. Öğrenmeden çarık da dikemezsin!
73. Kadınsız erkek, çıngırağı olmayan inek gibidir
74. Parası çok olan termona (içinde birçok malzemenin bulunduğu bir laz yemeği) da katar.
75. Taş dibek taşıyan da zorlanır, elek taşıyan da zorlanır
76. Umut etmektense etmemek daha iyidir.
77. Lahanayı görüyor da çiti görmüyor
78. Bir sevda uğruna bekar kaldı
79. Yaşarken iyi yaşa ölüp gideceksin
80. Akıl salatalık değil ki kırıp da vereyim
81. Elden gelen ayran o da gider yan yan(haydan gelen huya gider)
82. Elin atına binen tez iner
83. Darıldıysan ekmeğin içini ye (darılan biriyle dalga geçmek amacıyla söylenir)
84. Darıldıysan şeftaliyi söküp kiraz dik (darılan biriyle dalga geçmek amacıyla söylenir)


Çerkes Sözleri için tıklayınız...

Bu yazı, karadenizli sözleri, laz sözleri, lazca sözler, hamsi sözleri, laz şivesi, laz kızı sözleri, lazca güzel sözler, laz sözleri kısa, altın sözler, karadeniz sözleri, laz böreği, laz atasözleri ile ilgilidir.

ÖZGÜN SÖZLER

16 Eylül 2018 Pazar / No Comments
iğneli sözler, iğneleyici sözler, ağır sözler, dokundurucu sözler, altın sözler, okkalı sözler, bomba sözler, ağır abi sözleri, özgün sözler kısa, özlü sözler kısa, adam sözler,

Dalından düşen yaprak, rüzgarın oyuncağı olur!
*
Her sabah uyandığında, ilk vicdanınla konuş. Bakalım rahat uyumuş mu?
*
Ağırlık adam olmaya yetseydi, tüm taşlar adam olurdu.
*
Bazı insanlar yağmurda ters dönen şemsiye gibidir; En ihtiyacın olduğu zamanda çeker, giderler.
*
Şimdiki aşklar narkotik baskını gibi: Yat yere! Yat yat yat…
*
Aşk, kovalamaktan ibaret olsaydı kediyle köpek ilk sırayı alırdı!
*
İnsanlar ikiye ayrılırlar; Yanında olmak için uğraşanlar, yerinde olmak için uğraşanlar.
*
Sana koskoca bir dünya bırakıyorum, beraber dönersiniz artık.
*
Buğulu camlar gibisin; nefesim olmadan bir hiçsin.
*
Allah size bir yüz vermiş; bir tane de siz eklemeyin.
*
Beni bırakırsan ben düşerim, ben seni bırakırsam başkasına tutunursun. Aramızdaki fark buydu işte!
*
Duydum ki böbreğinde taş varmış sevgili, kesin kalbinden düşmüştür.
*
Hislerimle oynayanın, duygularıyla dans ederim!
*
Aklımdasın diyen balıklar, ömrümsün diyen kelebekler gördüm.
*
Başkalarının ne düşündüğü, ben onlara ‘Başkaları’ dediğim sürece bir anlamı yoktur!
*
Aşk bir oyunsa aldatmak ne oluyor? Oyuncu değişikliği mi!
*
Silin hayatınızdan tüm gereksizleri, öncekilere kapak, sonrakilere ders olsun.
*
Sayın kendilerini vazgeçilmez sananlar, vazgeçtiklerim referansımdır saygılar. :)
*
Mutlu etmeyeceksen, meşgul de etmeyeceksin!
*
Şimdiki aşklar okyanusa açılmış gemiler gibi bir sağa bir sola gidiyorlar!
*
Toprak gibi sessiz olduğum an bil ki, şimşek gibi gökte gürlüyor feryadım!
*
Gözlerdeki acıyı göremeyen, yürekteki sevgiyi nasıl görsün!
*
Sana kızmıyorum aslında… Biliyorum, kalbin olsaydı sen de severdin.
*
Dün seviyorum diyenler bugün ayrılalım diyor. Soruyorum şimdi, dün mü şerefsizdin, bugün mü?
*
Aşk’ın diyetindeyim, artık abur cubur sevgileri de yiyemiyorum.
*
Yazmadan önce, sevmeyi öğrendik. Sevmeyi bilmeyenler yüzünden yazmayı öğrendik!
*
Esmeyi bilmedikten sonra, rüzgar değil fırtına olsan kaç yazar!
*
Selamete varmayabilir her sabır. Bazı davalar mahşere kalır!
*
Affettiğimden değil, boşverdiğimden üzerinde durmuyorum çoğu şeyin. Ve mutlu olduğum için değil, güçlü olduğum için gülüyorum.
*
Erkek gönül almasını, kız alttan almasını bilmediği müddetçe mutlu bir ilişki söz konusu bile olamaz!
*
Yaz kızım; Gereğinden fazla düşünüldü… Ve değmeyeceğine karar verildi.
*
Bazen öyle hayaller kuruyorum ki kendi kendime ‘nah’ çekesim geliyor.
*
Küfür etmiyor olmam, haketmediğin anlamına gelmiyor!
*
Benimle yarına gelecek olsaydın, seni dünde bırakmazdım!
*
İnceldiğim yerden koparmam ben, en sağlam yerinden koparırım ki karşımdakinin içine otursun!
*
Bana mutluluğu anlatma, çok biliyorsan gel ve yaşat!
*
Ve bazıları; yokken bile vardır, fazlasıyla!
*
Çok insan tanırım bir beyni olmadığı için, kafaları hiçbir şeye bozulmayan!
*
Bazen; fırtınalar iyi gelir insana, tekneni biraz yıpratır ama, güvertende hiç pislik kalmaz!
*
Boşuna umutlanma! Kalbim artık hayvan barınağı değil.
*
Artislik yapmaya gerek yok! Seni öyle bir görmezlikten gelirim ki; sen bile varlığından şüphe edersin!
*
Seni severek suç içliyorsam, sen de beni sevmeyerek ayıp ediyorsun!
*
Çok vefalı dostlarım var benim! Allah şahit, iyi günümde kendimi hiç yalnız hissettirmediler!
*
İnsaninda, çay gibi ‘demlenmişi’ makbuldür! Öyle; sallama-dan, dallama-dan olmayacak!
*
Ah be hayat! Aynı annem gibisin hem vuruyorsun hem de ağlama diyorsun!
*
Keske bizim aşkımızda kuşlar kadar büyük olsaydı sevdiğim!
*
İstediğin kadar hayatımın kıyısında, köşesinde bulunabilirsin. Üzgünüm ama bir daha asla ‘merkezinde’ olmayacaksın!
*
Kıymetimi bilmeyen vefasızlara da dua yolluyorum: Allah, yollarını açık etsin! diye. Açık etsin ki; uzak olsunlar benden.
*
Övünecek bi tipim yok ama çoğu kızda olmayan tertemiz bir kalbim var.
*
Cesaretin yoksa adam gibi sevmeye, bende mecbur değilim çocuk büyütmeye.
*
Büyük ikramiyenin sana cıkmamasına çok şaşırdım.. Bütün numaralar sendeydi…


Bu yazı, iğneli sözler, iğneleyici sözler, ağır sözler, dokunaklı sözler, dokundurucu sözler, altın sözler, okkalı sözler, bomba sözler, ağır abi sözleri, özgün sözler kısa, özlü sözler kısa, adam gibi sözler, ile ilgilidir.

ABDURRAHİM KARAKOÇ'UN HAYATI VE ŞİİRLERİ

7 Eylül 2018 Cuma / No Comments

BİRLİK

Kalacak adımız kaldığı gibi
Aleme velvele saldığı gibi
Tıpkı Sakarya'da olduğu gibi
Kardeşiz, tek vücut tek milletiz...A.Karakoç

*

ABDURRAHİM KARAKOÇ'UN HAYATI:

Abdürrahim Karakoç, 7 Nisan 1932 tarihinde Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinin Ekinözü (Cela) köyünde (1991'de ilçe oldu) doğdu. Babası, halk şairi çiftçi Ümmet Efendi; annesi ise Fadime Hanım'dır. Ünlü şair ve yazar Bahaettin Karakoç'un kardeşi, şair ve eğitimci Ertuğrul Karakoç'un da ağabeyiydi.

Ekinözü Köyü İlkokulunu bitirdi (1944). Ortaokula gidemedi. Marangozluk öğrendi. Bir süre köyünde çiftçilik, marangozluk yaptı. 1958 yılında Ekinözü'nde belediye teşkilatı kurulunca, muhasebeci olarak belediyede memuriyete başladı. 1981 yılının Mart ayında emekliye ayrılıncaya kadar bu görevini sürdürdü. Emekli olunca ailesiyle Ankara'ya yerleşip Sincan'da sanat çalışmaları yaptı. Gazetecilik, köşe yazarlığı, şairlikle geçimini sağladı.

20. ve 21. yüzyıl Türk edebiyatının önde gelen şairlerinden Abdürrahim Karakoç, akciğer enfeksiyonu tedavisi gördüğü Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 7 Haziran 2012 Perşembe günü solunum yetmezliği sonucu son nefesini verdi. Cenazesi, 8 Haziran 2012 Cuma günü Ankara Kocatepe Camisi'nde kılınan Cuma ve cenaze namazlarının ardından Bağlum Mezarlığı'nda Şeyh Abdülhakim Arvâsi (1865-1943) Türbesi'nin yanında toprağa verildi. Cenaze namazını, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez kıldırdı.

ABDURRAHİM KARAKOÇ'UN EDEBÎ KİŞİLİĞİ:

Abdurrahim Karakoç'un dedesi ve babası da şairdi. Ayrıca, Elbistan'da çok sayıda halk şairi yaşamaktadıydı. Bu sebeple, halk şiiri ikliminde doğup büyüdü. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazmaya başladı. İlk şiirleri Elbistan'da yayımlanan Engizek gazetesinde basıldı (1955). !958 yılına kadar yazdığı şiirleri beğenmeyerek yok etti. 1958'den sonra yazdıklarını Hasan'a Mektuplar adıyla 1964'te yayımlayınca ünü yayıldı. Âşık tarzı şiir tekniğini benimsedi. Hece ölçüsüyle mahallî söz dağarcığı ve ağız özelliklerini ustalıkla kullanmayı bildi. Ancak bağlama çalmayı öğrenememişti. Mahlas almayı da düşünmemişti. Çok az şiirinde Karakoç mahlasına yer verdiği görülmüştür. Az sayıda serbest vezinli şiiri de vardır.

Şiirlerinde aşk ve vatan sevgisinin yanı sıra toplumsal bozuklukları da ele aldı. Mizah yüklü yergi, taşlama şiirleri gençler arasında ezberlendi. Siyasal ve toplumsal bozuklukları eleştirdiği şiirleri dolayısıyla hakkında otuza yakın dava açıldıysa da tamamından aklandı. Şiirleri Fedai, Devlet, Töre, Bizim Ocak dergileriyle; kendisinin çıkardığı Yeni Ufuk ile Yeni Düşünce, Yeni Hafta ve Yeni Akit gazetelerinden yayımlandı. Gündüz ve Yeni Akit gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı.

Yüze yakın şiiri, türkü ve şarkı biçiminde bestelendi ve ününe ün kattı. Musa Eroğlu ve Zekeriya Bozdağ'ın bestelediği Mihriban, Mahzunî Şerif'in bestelediği Tohdur Beğ, Hâkim Beğ, Esat Kabaklı'nın bestelediği Gel Gayrı, Bayram Bilge Tokel'in bestelediği Dağ ile Sohbet, İncinmesin Uğur Işılak'ın bestelediği Suları Isıtamadım ve Ekrem Çelebi'nin bestelediği Sultanım gibi. Dava şiirlerinden bir bölümü marş hâline getirildi. Hak Yol İslâm Yazacağız şiiri gibi.

Bir grup şiiri Mehriban/Goşgular adıyla Aşkabat'ta Türkmen lehçesiyle basıldı (1996).

Doğuş Edebiyat (S. 20, 1983) ve Genç Kardelen (S. 9, 1998) dergileri "Abdurrahim Karakoç Özel Sayısı) yayımladı. Hakkında Gazi Üniversitesinde 2001 yılında Gülsüm Saldere tarafından "Abdurrahim Karakoç'un Lirik Şiirlerinde Kelime Dünyası) konulu yüksek lisans tezi hazırlandı.

Kendi deyişiyle, "Dağda bayırda, ay ışığında şiirler yazdı. Her şiirinin özü mutlak gerçeğe dayanmaktadır. Gününü ve insanlarımızı yorumlamıştır." Toplumsal bozuklukları eleştirdiği yergi, taşlama şiirlerinde mizahî bir üslûp kullandığı görüldü. Kahramanmaraş halk kültüründen seçtiği yerel kelime ve deyimler, kullandığı ağız özellikleri şiirlerine türkü lezzeti verdi denilebilir.

ABDURRAHİM KARAKOÇ'UN ESERLERİ:

Şiir:

Hasan'a Mektuplar (1964)
Hatay Bülteni (Hasan'a Mektuplar'la, 1967)
El Kulakta (1969)
Haberler Bülteni (1969)
Vur Emri (1972)
Bütün Şiirleri (1973)
Kan Yazısı (1977)
Suları Isıtamadım (1980)
Şiirler (1981)
Kar Sesi (1983)
Dosta Doğru (1984)
Beşinci Mevsim (1986)
Gök Çekimi (1991)
Akıl Kazraya Vurdu (1994)
Gerdanlık I (2000)
Yasaklı Rüyalar (2000)
Parmak İzi (2002)
Gerdanlık II (2002)
Yağmur Yerden Yağar (2002)
Gerdanlık III (2005)
Barış Çağrısı (2009)

Deneme:

Düşünce Yazıları (1990)
Sohbet, Söyleşi, Mektup: Çobandan Mektuplar (1996)
ŞİİRLERİ

ANADOLU SEVGİSİ

Sen bizim dağları bilmezsin gülüm, 
Hele boz dumanlar çekilsin de gör.
Her haftası bayram, her günü düğün, 
Hele yaylalara çıkılsın da gör.

Bilmezsin ovalar nasıldır bizde; 
Kağnılar yollarda, yoncalar dizde...
Saydıklarım damla değil denizde, 
Hele bir ekinler ekilsin de gör.

Görmedin sen bizim mavi suları, 
Karlar eriyince kırar yuları...
Köpük olur beyaz, sel olur sarı; 
Hele taştan taşa dökülsün de gör.

Sen bizim köyleri görmedin ki hiç, 
Yolları toz, çamur, evleri kerpiç.
O kirli kabukta, o en temiz iç; 
Hele bir yakından bakılsın da gör.

Anlamaz, bilmezsin sen bizim halkı, 
Sevgiyi bulasın, yakına gel ki...
Kalıplar gerçeği göstermez belki
Gönül perdeleri sökülsün de gör.

(Dosta Doğru)

Abdurrahim Karakoç

*

İSYANLI SÜKUT

Gitmişti makama arz-ı hâl için
'Bey' dedi, yutkundu, eğdi başını.
Bir azar yedi ki oldu o biçim..
'Şey' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Kapıdan dört büklüm çıktı dışarı
Gözler çakmak çakmak, benzi sapsarı...
Bir baktı konağa alttan yukarı 
'Vay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Çekti ayakları kahveye vardı
Açtı tabakasın, sigara sardı
Daldı.. neden sonra garsonu gördü
'Çay' dedi, yutkundu, eğdi başını.

İçmedi, masada unuttu çayı 
Kalktı ki garsona vere parayı 
Uzattı çakmağı ve sigarayı
'Say' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Döndü, gözlerinde bulgur bulgur yaş 
Sandım can evime döktüler ateş
Sordum: 'memleketin neresi gardaş? '
'Köy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

Yürüdü, kör-topal çıktı şehirden
Ağzına küfürler doldu zehirden
Salladı dilini.. vazgeçti birden, 
'Oyyy' dedi, yutkundu, eğdi başını.

(Vur Emri)

Abdurrahim Karakoç

*

MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban! 
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban!

Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban!

Önce naz sonra söz ve sonra hile
Sevilen seveni düşürür dile
Seneler asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban!

Tabiplerde ilaç yoktur yarama
Aşk değince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban!

Boşa bağlanmamış bülbül gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban!

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı
Çözemedim çözülmüyor Mihriban!

Abdurrahim Karakoç

*

AÇIK DİLEKÇE

Görmediğim bir bambaşka durum var 
Sizin şehrin kızlarında savcı bey! 
Yaklaşanı tâ yürekten vururlar 
Kan kokuyor gözlerinde savcı bey!

Gayeleri gönül kırmak dal gibi 
Bakışları çifte faul bal gibi 
Ülkeler fethetmiş bir kral gibi 
Gurur dolu pozlarında savcı bey!

Kaş yaparken, göz çıkarır elleri
Çok silâhtan tesirlidir dilleri 
Hayret ettim, bir tuhaf ki hâlleri, 
Poyraz eser yüzlerinde savcı bey!

Derviş olup çıktım tığsız, tebersiz 
İlk görüşte avladılar habersiz 
Pişirdiler beni tuzsuz, bibersiz 
Kebap oldum közlerinde savcı bey!

Bölüştüler gönlüm ile aklımı 
Davacıyım, ara benim hakkımı... 
Bir yol göster, haksız mıyım, haklı mı? 
Yorulmayım izlerinde savcı bey.

Abdurrahim Karakoç

*

İNCİTME

Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara
Toprak senden incinmesin.

Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince
Yat kurban ol İsmail’ce
Bıçak senden incinmesin.

Burdayım de ararlarsa
Doğru söyle sorarlarsa
Tabutuna sararlarsa
Bayrak senden incinmesin.

İl göçsün göçtüğün vakit
Yol yansın geçtiğin vakit
Suyundan içtiğin vakit
Kaynak senden incinmesin.

Toz konmasın sakın sana
Hakkı geçer halkın sana
Gücenmesin yakın sana
Uzak senden incinmesin.

(Yasaklı Rüyalar)

Abdurrahim Karakoç

*

UNUTURSUN MİHRİBANIM

“Unutmak kolay mı? ” deme
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.

Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep 
Unutursun Mihriban’ım.

Yıllar sinene yaslanır
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır...
Unutursun Mihriban’ım.

Süt emerdin gündüz-gece 
Unuttun ya, büyüyünce...
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban’ım.

Gün geçer, azalır sevgi 
Değişir her şeyin rengi.
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban’ım.

Düzen böyle bu gemide
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban’ım.

(Dosta Doğru)

Abdurrahim Karakoç

*

AYIP

Kara gözlüm bu ayrılık yetişir, 
İki gözüm pınar oldu gel gayrı.
Elim değse akan sular tutuşur
İçim dışım yanar oldu gel gayrı.

Ayların sırtında yıllar taşındı, 
Sanma ki garibi eller düşündü.
Bebekler evlendi, yollar aşındı
Kozalaklar çınar oldu gel gayrı.

Hesap et, gideli sen gurbet ile
Otuz ay tutuldu kolay mı dile? 
Hapisler, sürgünler, esirler bile
Sılasına döner oldu gel gayrı.

Gönlüm sende, gözüm yollarda durdu, 
Saat isyan etti, takvim kudurdu.
Hasret hançerini bağrıma vurdu
Yüreciğim kanar oldu gel gayrı.

Emeği boşadır yuvasız kuşun...
Nerdeyse toprağa değecek başın.
Beni düşünmezsen kendini düşün
Herkes seni kınar oldu gel gayrı.

Vur Emri

Abdurrahim Karakoç

*

TUT ELLERİMDEN

Sırat’tan incedir sevda köprüsü 
Beraber geçelim tut ellerimden. 
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü 
Beraber uçalım tut ellerimden.

Gönüldeki birlik kalkandır dışa 
Aldırma ayaza, yele, yağışa 
Giden ilkbahara, gelecek kışa 
Beraber göçelim tut ellerimden.

Birleşmek üzredir şafakla gurûp 
Korku beklenilmez kapıda durup 
İster zehir olsun, isterse şurup
Beraber içelim tut ellerimden.

Çağır hayallerin en ötesini 
Yakından duyarsın aşkın sesini 
Sonsuz mutluluğun penceresini 
Beraber açalım tut ellerimden.

Hatırla kaybolan hatıraları 
Elmastan ışıklı, altundan sarı 
Zaman tortusundan işte onları 
Beraber seçelim tut ellerimden.

Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
Zamanı zamana etme şikayet 
Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet 
Beraber kaçalım tut ellerimden.

(Akıl Karaya Vurdu) 

Abdurrahim Karakoç

*

VUR EMRİ

Bir haber dolaşır semada pulpul; 
Kılınçlar bilensin akın var Çin’e.
Yiğitler at sürer düşman içine; 
Tarihe hükmeden bir ses duyulur:
- Vur! TÜRKLÜK aşkına vur!

Yüklenir bir ülke oymak ve avul, 
Sel olur ordular, batıya akar.
Uçar elden-ele bozkurtlu bayraklar.
Emreder bir başbuğ, sade ve vakur:
- Vur! BAYRAK aşkına vur!

Karışır top sesi, nal sesi, davul..
Çağdan çağa çığır açar gemiler.
Bir hâkan atını denize sürer
Ve der ki: “Yıkılsın Bizans’ı koruyan sur, ”
- Vur! FETİH aşkına vur!

Parçalanmak istenir bir ülke, Anadolu’dur:
Şahlanır bir anda bin yıllık hınçlar; 
Eser poyraz poyraz eğri kılınçlar, 
Kütahya düzünde kelle savrulur...
- Vur! TOPRAK aşkına vur!

Ya... işte tarihin böyledir oğul! 
Geçmişten hız alsın geleceğin de..
Göster Türklüğünü tunç bileğinle! 
Bu dine, bu ırka ve bu toprağa
Sataşmak isterse herhangi gavur:
- Vur! ALLAH aşkına vur!

(Vur Emri)

Abdurrahim Karakoç

*

HAK YOL İSLAM YAZACAĞIZ

Kör dünyanın göbeğine 
Hak yol İslâm yazacağız. 
Kuşların göz bebeğine 
Hak yol İslâm yazacağız.

Yola, ağaca, pınara 
Esen yele, yağan kara 
Yağmur yüklü bulutlara 
Hak yol İslâm yazacağız.

Koç burcuna, yay burcuna 
Bebeklerin avucuna 
Minarelerin ucuna 
Hak yol İslâm yazacağız.

Bucak bucak, köşe köşe 
Kara taşa, kor-ateşe 
Yıldıza, aya, güneşe 
Hak yol İslâm yazacağız.

Askerlerin miğferine 
Kağnıların tekerine 
Buda´nın tunç heykeline 
Hak yol İslâm yazacağız.

Her kapının eşiğine 
Her sofranın kaşığına 
Balaların beşiğine 
Hak yol İslâm yazacağız.

Herkes duyacak, bilecek 
Saklanmaz gayrı bu gerçek 
Yaprak yaprak, çiçek çiçek 
Hak yol İslâm yazacağız.

(Vur Emri)

Abdurrahim Karakoç

*

HEKİM BEĞ

Gene tehir etme üç ay öteye 
Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ. 
Otuz yıl da babam düştü ardına 
Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.

Kırk yıl önce; yani babam ölünce
Kadılıklar hâkimliğe dönünce
Mirasçılar tarla, takım bölünce
İrezillik beni buldu hâkim beğ.

Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git
Bini buldu burda yediğim zılgıt 
Eğer diyeceksen: bana ne, öl git! 
Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.

Sekiz evlek tarla, bir geverlik su
Yüz yılda höküme bağlanmaz mı bu? 
Kazanmasam da hu, kazansam da hu! 
Canım ta burnuma geldi hâkim beğ.

Keşife-meşife, damgaya, harca 
Kanımız kurudu harca da, harca.. 
Sayenizde avukatlar yıllarca, 
Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.

Mübaşir itekler, kâtip zavırlar 
Değişti bizde de göya devirler 
Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar 
Tapucuyu aya saldı hâkim beğ.

Kabahat sizde mi, kanunlarda mı? 
Şaşırdım billâhi yolu yordamı.. 
Kızma sözlerime alam kadanı 
Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.

Mülkün temeliydi adalet hani? ... 
Bizim hak temelde saklı mı yani? 
Çıkartıp ta versen kim olur mâni? 
Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ? !

Hem davacı pişman, hem de davalı.. 
Bu yolda tükettik çulu, çuvalı. 
Sabret makamından çalma kavalı, 
Sürüler ekine daldı hâkim beğ.

Vur Emri

Abdurrahim Karakoç

*

BEŞİNCİ MEVSİM

Düştü can evime dördüncü cemre 
Dünyayı üçüncü gözümle gördüm. 
Dört yüz seksen beş gün çekti bir sene 
On altıncı aya takvimsiz girdim.

Aynalara baktım korku gösterdi 
Saatler her sabah kırkı gösterdi 
Namlular, nişanlar Türkü gösterdi 
Hayatım boyunca hedefte durdum.

Gül sundum yediler, koklamadılar 
Armağan can verdim saklamadılar 
Gittim... gelir diye beklemediler 
Kaybolan gölgemi yollara sordum.

Getirdim yanıma ayı bir karış 
Ölçtüm ki dağların boyu bir karış 
Şehiri bir adım, köyü bir karış 
Damlada denizdir en küçük derdim.

Savurdum, eledim, seçtim zamanı 
Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı 
Haftada üç asır geçtim zamanı 
Nereye gittimse zamansız vardım.

Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim 
Yazık, kulaklara sığmadı sesim 
Yaşadığım şimdi beşinci mevsim 
Çağın çilesini sırtıma sardım.

(Beşinci Mevsim)

Abdurrahim Karakoç

*

YEMİN

Canım sağ oldukça rahmetli babam
Susarsam, hakkını helâl etmesin!
Ak sütün emziren ihtiyar anam,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Yerindedir daha aklım, iradem
Ve işte yeminim, işte ifadem! 
İlk insan, ilk nebi Hazreti Âdem,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Meylim ne şöhrete, ne saltanata; 
Hak için sarıldım ben bu sanata; 
Kür-Şad, Bilge Kağan, Oğuzhan Ata,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Önümde dururken Türklüğün hâli,
Susup da boynuma almam vebali; 
Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali(r.a) 
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Esir iken Kırım, Kerkük, Türkistan,
Bana zindan olur Maraş, Elbistan
İbni Sîna, Dedem Korkut, Alparslan
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

İmanda bu fire, zillete bu zam! 
Doymuyor yüreğim ne kadar yazsam.
Farabi, Gazali, İmamı Azam,
Susarsam, hakkını helal etmesin!

Nusret versin yeri, göğü yaratan
Çekip çıkartalım akı karadan
Ertuğrul Bey, Osman Gazi, Murat Han,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Ülküm aşk çölünde Veysel Karani
Ulubatlı Hasan eyler göreni
Fatih, Ak Şemsettin, Molla Gürani
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Bu yol bahadırlar, ermişler yolu; 
Kendini davaya vermişler yolu! 
Şeyh Mevlana, Derviş Yunus, Köroğlu,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Türkçe sevdalanan, İslâmca yanan
Adar milletine bir değil bin can
Yavuz Sultan Selim, Barbaros, Sinan
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Uyutulmuş köy, nahiye, ilçe, il
Yüreğimi yetmiş yerden yara bil; 
Mehmet Âkif, Osman Batur, Şeyh Şâmil
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Usta savaşçılar, genç mücahitler
İmkanıma hizmetime şahitler
Basbuğ, ülküdaşlar, aziz şehitler,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

İçimde İslâmın ince mânâsı
Önümde Türklüğün soylu davası
Oflu Kör Şakirin Elif anası,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Sevdim, milletime gönlümü verdim
Zalimin zulmüne göğsümü gerdim
Kırıkhanlı Kâzım, Niksarlı Nedim,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Kemalimiz, Turanımız, Hacımız
Beraberdir sevincimiz, acımız
Mutta davar güden Zeynep bacımız,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Mühim değil güceneni, küseni
Allah sevmez haksızlığa susanı
Yozgatın Yerköylü Yetim Hasanı,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Komünist, siyonist, pusudan çıktı
Dinime saldırdı, töremi yıktı
Gönenli Gülizar, Bünyanlı Sıtkı,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Yurdum bir kağıttır ışık beyazı
Üstünde insanlar mukaddes yazı
Genci, ihtiyarı gelini kızı,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Mazlumlar hakkını almayıp ele,
Günü gün edersem zalimler ile
Evdeşim, öz kızım, öz oğlum bile,
Susarsam, hakkını helâl etmesin!

Allah rızasıdır arzum, emelim! 
Bu necip milleti ondan severim
Hazreti Muhammed(S.A.V) gerçek rehberim,
Susarsam, hakkını helal etmesin!

(Kan Yazısı)

Abdurrahim Karakoç

*

ASKERE MEKTUP

Aziz dostum,sen bu ilden gideli, 
Sekiz mevsim geldi-geçti duydun mu? 
Gine kar koymadı baharın yeli, 
Şeftaliler çiçek açtı duydun mu?

Memiklerin Iraz için Kel Durdu, 
Sinan oğlu Muharrem’i öldürdü 
Keş Ahmet bayram da namaz kıldırdı; 
Kerim Ağa köyden göçtü duydun mu?

Çavuşların yumuk gözlü Tahir’i 
Kahve yaptı kırk senelik ahırı, 
Erkek Fatma, Dişi çürük Mahir’i 
Güpegündüz aldı kaçtı duydun mu?

Ala-kardır Binboğa’nın yücesi.. 
Asker oldu Halime’nin kocası.. 
Sazlıköy’ün ilerici hocası 
Minarede şarap içti duydun mu?

Dikkat eyle; anlam çıkar sözüm den; 
Bir hızarcı geldi Mercanözü’nden 
İpsiz Mustafa’nın tek boynuzundan 
On altı çift tahta biçti duydun mu?

Kenan’ların sarı saçlı Reşad’ı 
On çocuğun anasını boşadı, 
Sultan serbest kaldı, sarhoş yaşadı, 
Hürriyeti yeni seçti duydun mu?

On iki gün önce yaptık bir seçim, 
Tekgöz murdar öldü partisi için. 
Nasreddin Hoca’nın dediği biçim; 
”Dünyayı yanlışsız ölçtü(!) ” duydun mu?

Daha bunlar bildiğimin yarısı, 
Gelecek mektuba kalsın gerisi. 
Bu yıl KARAKOÇ’un gönül arısı 
Çiçekten çiçeğe uçtu duydun mu?

(Vur Emri)

Abdurrahim Karakoç

*

SULARI ISLATAMADIM

Savaştayım elli yıldır 
Ömrüm geçti boşalt, doldur 
Anlamadım bu ne hâldir 
Bir gün silah çatamadım

Suları ıslatamadım.

Ekin ektim başak yılan 
Kuşandığım kuşak yılan 
Yorgan akrep, döşek yılan 
Bir gün rahat yatamadım

Suları ıslatamadım.

Ne payem oldu, ne sayem 
En doğruya varmak gayem 
Düşüncemdir tek sermayem 
Alan yoktur satamadım

Suları ıslatamadım.

Yolum yokuş, izim ayrı 
Dilim yağsız, sözüm ayrı 
Bedenimden özüm ayrı 
Biri bire katamadım

Suları ıslatamadım.

Talipli yoktur sevgiye 
Anlamadım, neden? Niye? 
Canlar gücenmesin diye 
Can attım, gül atamadım

Suları ıslatamadım.

(Suları Islatamadım)

Abdurrahim Karakoç

*

ÇARPIK ÇAĞ

Doğru mu, yanlış mı karar sizlerin
Biz aklın durduğu çağda yaşadık
'Ben dinsizim! ' diyen beyinsizlerin
Din dersi verdiği çağda yaşadık.

Çabuk pişsin diye zorbanın aşı
Ayıran olmadı kurudan yaşı
Keçinin kaplana her adım başı
Kırk tuzak kurduğu çağda yaşadık.

Baylar çalım sattı, bayanlar etin 
Ar duvarı çürük, darbeler çetin.
Modern putçuluğun, şirkin, zilletin
Kemale erdiği çağda yaşadık.

Bazen kör kilitler vuruldu dile
Bazen armağanlar kazandı hile
Homo'nun,komo'nun, deyyusun bile
İtibar gördüğü çağda yaşadık.

Yabancısı olduk ilin, obanın
Müdür ekmeğini çaldı çobanın
Resmi dairede devlet babanın
İpe un serdiği çağda yaşadık.

Önümüz çileydi, arkamız cefa
Bir gün semtimize basmadı sefa
Mürşidin, müridin günde beş defa
Günaha girdiği çağda yaşadık.

Kimi hak adalet gördü düşünde
Kimi devlet kuşu buldu başında
Vatanseverlerin vatan dışında
Hasretlik sürdüğü çağda yaşadık.

Göz yumup izine düştük batı'nın
Tuttuk kuyruğundan haçlı atının
Pamuk yumağının, tüyün, tütünün
Nice baş yardığı çağda yaşadık.

Neler yıkmadık ki son olsun diye
Harcadık günleri gün olsun diye
Asker kaçağının şan olsun diye
Askeri vurduğu çağda yaşadık.

Dilendik, savurduk Doları, Markı
Döndükçe aşındı düzenin çarkı
Şalvarı, kasketi, gömleği, börkü 
İhtiras sardığı çağda yaşadık.

Kimi vurgun vurdu döndü köşeyi
Kimi yalamakla doydu şişeyi
Kiminin ateşi, külü, maşayı
Ekmeğe dürdüğü çağda yaşadık.

Kılavuzluk yaptı körü beylerin
Seçimde sağılan sürü, beylerin
Morgtaki ölüden diri beylerin
Hâl-hatır sorduğu çağda yaşadık.

Atladık bir çağdan bir diğerine
Çıktık zirvelere, daldık derine
'Çağdaş bayanlar'ın cins beylerine
Çuvallar ördüğü çağda yaşadık.

Biri yola çıkmaz dayı bulmadan
Biri balık avlar suyu bulmadan
Birinin haftayı, ay'ı bulmadan
Milyarlar derdiği çağda yaşadık.

Baş örtüsü yasak,Türk olmak günah 
Sabır ver, sabır ver ey gadir Allah! 
Bulaşık basının her gün, her sabah
İslâm'ı Yerdiği çağda yaşadık.

Zorbaya rüşvettir 'nurol-çok yaşa'
Mâbutlar, kıbleler değişti hâşâ
İnsanın kâğıda, demire, taşa
Secdeye vardığı çağda yaşadık.

Görün hâlimizi biz insanların
Tutsağı olmuşuz suizanların
Her zaman her yerde müslümanların
Müslüman kırdığı çağda yaşadık.

Abdurrahim Karakoç

*

DOSTA DOĞRU

İçimde uzayan her yol 
Çıkar gider dosta doğru 
Nergis, ıtır, menekşe, gül 
Kokar gider dosta doğru

Zamanım yoğrulur gamla 
Birleşir sabah akşamla 
Ilık kanım damla damla 
Akar gider dosta doğru

Gel bende gör, sen gel beni 
Durduramaz engel beni 
Görmediğim bir el beni 
Çeker gider dosta doğru

Beynim fırın, bağrım tandır 
Yanarım hayli zamandır 
Sevgim bir yavru ceylandır 
Seker gider dosta doğru

Ne saklarım, ne gizlerim 
Yalnızca Onu özlerim 
Tabutta bile gözlerim 
Bakar gider dosta doğru.

(Dosta Doğru)

Abdurrahim Karakoç

*

BİRLİK

Bilmeyen öğrensin, duymayan duysun! 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz. 
Bölücü sapıklar aklına koysun 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok! 
Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok... 
Çerkezi yok, Kürdü yoktur, Türkü yok... 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Allah bir, vatan bir, bayrak bir beden 
Yanlış yola sapmayalım bilmeden! 
Doğu, batı diye ayirmak neden? 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Yırtılıp atılmaz tarih sepete! 
Birlik olduk camide ve cephede; 
Kore'de, Kıbrıs'ta, Kocatepe'de 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Nineler, dedeler, masum bebekler, 
Bizlerden Huzurlu Türkiye bekler; 
Tutuşsun el-ele kızlar erkekler: 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Kalacak adımız, kaldığı gibi, 
Âleme velvele saldığı gibi 
Tıpkı Sakarya'da olduğu gibi 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Ne zulmü severiz, ne kinimiz var! 
Hayrı emreyleyen hak dinimiz var; 
Dağlar, çağlar boyu yeminimiz var: 
Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

(Suları Islatamadım)

Abdurrahim Karakoç

*

YAKARIŞ

Ya Rab bu hasrete can dayanmıyor; 
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.
Her adımda bir engel var, salmıyor,
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Mümkün mü bu yolda maksuda ermek? 
Mümkün mü sılada dost yüzü görmek? 
Âşıka ar gelir geriye dönmek; 
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Çekilmez bir şelek vurdun arkama; 
Şaşırdım yollarda kaldım, akşama.
Umudum her zaman bakidir amma,
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Sevip sevilmemek varsa kaderde,
Hangi doktor ilaç verir bu derde? 
Hastayım, susuzum gurbet illerde; 
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

Ey hanlar hanını halk eden Hancı! 
Bir yudum aşkınla doğdu bu sancı.
Ey fakir ekmeği, Mümin inancı! 
Zaman kısa, ben yorgunum, yol uzun.

(Dosta Doğru)

Abdurrahim Karakoç

*

SOYLU BİR DESTAN 12 ŞUBAT

Bir güvercin uçar akça kanatlı 
Barıştan savaşa selâm götürür. 
Yollardan yel gibi geçer bir atlı 
Afyon'dan Maraş'a selâm götürür.

Bir On iki Şubat, bir yıldan büyük 
Kalmadı çok şükür ne zincir, ne yük 
Berit'ten Ilgaz'a bir alageyik 
Seker taştan taşa,selâm götürür.

Bir bulut kabarır iki dağ boyu 
Yüklenir yağmuru, karı doluyu 
Gezer yayla yayla Anadolu'yu
Bir baştan, bir başa selâm götürür.

Uyanır Yörüğü, Lazı, Afşarı 
Bir eyler zeybeği, horonu, barı 
Aydın ovasının ılık rüzgârı 
Efeden dadaşa selâm götürür.

Kırım'da şimşektir çakar bir yıldız 
Kars'tan Fergana'ya bakar bir yıldız 
Kerkük'ten Tebriz'e akar bir yıldız 
Gardaştan gardaşa selâm, götürür.

Bir şehir... köy, oba mahalle, çarşı
Çarpışır düzenli orduya karşı 
Ve soylu bir destan kurtuluş marşı 
Güneş, kurda kuşa selâm götürür.

(Suları Islatamadım)

Abdurrahim Karakoç

*

BULDUKTAN SONRA ARAMA

Omuzumda sevda yükü 
Yollarda Seni aradım. 
Beste beste, türkü türkü 
Tellerde Seni aradım.

Girdim yeşilden sarıya 
Sordum ölüye, diriye 
Çiçeği verdim arıya 
Ballarda Seni aradım.

Aşk yalımı girdi cana 
Gönlüm döndü gülistana 
Gece-gündüz yana yana 
Küllerde Seni aradım.

Yorulup demedim, yeter 
Hasretin gözümde tüter 
Kerem'den, Mecnun'dan beter 
Çöllerde Seni aradım.

Bahçem çiçek, bağım gazel 
Birleşir ebetle, ezel 
Ayırmadım çirkin, güzel 
Kullarda Seni aradım.

Ulaşmak için rahmete 
Katlandım bin bir zahmete 
Karışıp söze, sohbete 
Dillerde Seni aradım.

(Suları Islatamadım)

Abdurrahim Karakoç







abdurrahim karakoç şiirleri, aşk şiirleri, beşinci mevsim, mihriban şarkı sözleri, suları ıslatamadım şiiri, şairler ve yazarlar, yakarış şiiri, abdurrahim karakoç hayatı, abdurrahim karakoç kimdir