Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

GURUR NE DEMEKTİR?

30 Eylül 2019 Pazartesi / No Comments
gurur, gurur duymak, güç, güç zehirlenmesi, kibir, kibirlenmek, mutlu olmanın yolları, mutluluk, resimli mesajlar, resimli sözler, gurur ne demektir, islam dinine göre gurur, gurur ile ilgili ayet, kartal ve serçe hikayesi gurur

GURUR 

Gurur güçlü yapar,
ama asla mutlu etmez.
Gurur ölçülü olmalı.
Kibire dönüşmemeli.

*
gurur, gurur duymak, gurur ile ilgili ayet, gurur ne demektir, güç, islam dinine göre gurur, kartal ve serçe hikayesi gurur, kibir, kibirlenmek, mutlu olmanın yolları, resimli mesajlar, resimli sözler, 
Gurur ne demektir? İslamiyette gurur nasıl karşılanır? 

Gurur insanın kendini beğenmesi, nefsini başkalarından üstün görmesi, kibirlenmesi demektir.

Böyle bir duygu dinimizde çirkin görülmüş ve bunun şeytani olduğu açıklanmıştır.

İnsanlar genellikle kendi duygu, düşünce ve hareketlerini beğenir, üstün görürler. Ancak bunda aşırıya kaçmak, kişileri gurura ve yersiz bir kibre götürür.

Yüce Allah: “Dünya hayatı sizi aldatıp, gururlandırmasın. Allah’a güvenmek de sizi gurura sevketmesin.” buyurmuştur. Bu ayet-i kerime bizim soy-sop, mal-mülk, bilgi ve ibadet sebebiyle asla gururlanmamamızı, bunun çirkin bir hareket olacağını açıklamaktadır. Gurur ve kibirin zıddı tevazu göstermek, alçakgönüllü olmaktır. Mütevâzi insan hem Allah, hem insanlar tarafından sevilir.

Kartal İle Serçe Hikayesi

Kartal bütün kuşları etrafına toplamış öğünüp duruyordu:

– İçinizden kim benim gibi yüksek sesle ötebilir?

Kuşların hiçbiri cevap vermedi. Hepsi başlarını öne eğdiler. Kartal gurur içinde öğürmesine devam etti: •

-içinizden kim benimle kavgayı göze alabilir?

Kuşların hiçbiri cevap vermedi. Hepsi başlarını öne eğdiler. Kartal bu sefer de, çevresini küçümseyen bir bakışla süzerek:

– İçinizden kim benden daha yükseklere uçabilir? dedi.

Serçe kartalın böbürlenip durmasına çok kızmıştı. Yüksek sesle:

– Hey kartal! dedi. Ben senden daha yükseklere uçabilirim.

Orada bulunan diğer kuşlar ve kartal şaşkın şaşkın serçeye bakmışlar. Kartal:

– Sen mi benimle yarışacaksın? demiş.

– Tabii ben… Hadi bakalım göster kendini…

Kuvvetli, kocaman kartal serçenin yanı başına kurulup, geniş kanatlarını açınca serçe bir anda, kartala duyurmadan, kanadı arasına gizlenivermiş.

Kartal ok gibi, göz açıp kapayıncaya kadar göklere doğru yükselmiş. Bulutlara karışmış. Alaycı bir sesle sormuş:

– Ne oldun küçük serçe? Nerelerde kaldın? Kartalın daha üstünden serçe cevap vermiş:

– Burada… daha yukarıdayım senden… Kartal şaşmış bu işe… Kızmış da oldukça. Uzun kanatlarını çırpıp, göklere doğru yükselmiş yine… Beyaz bulutların da üstüne çıkmış:

– Ne oldun küçük serçe? Nerede kaldın?

Serçe kartalın kanatları arasında bir güzel saklanıvermiş ve:

– Burada, daha yukardayım senden… demiş.

Kartal müthiş bir öfkeye kapılmış. Kanatlarını gererek daha yükseklere uçmaya çalışmış. Ama başaramamış bunu. Birden gücü kuvveti kesilivermiş. Gökyüzünden bir taş gibi aşağıya, boşluğa düşmüş, ölmüş. Serçe de, kartalı yendiği için neşeli neşeli ötüp durmuş.


gurur, gurur duymak, güç, kibir, kibirlenmek, mutlu olmanın yolları, resimli mesajlar, resimli sözler, gurur ne demektir, islam dinine göre gurur, gurur ile ilgili ayet, kartal ve serçe hikayesi gurur

İNSANLARIN DEĞERİ

/ No Comments
değer, değerli insan, hz. ali, insanlar, insanların değerli, resimli mesajlar, yaşadıklarımız, insan değerleri, insan değeri, insan neden değerlidir, doğan cüceloğlu yazıları

İnsanların değeri;
düşüp kalktıkları ve beraber yaşadığı
insanlardan anlaşılır. 

Hz. Ali

*
değer, değerli insan, doğan cüceloğlu yazıları, hz. ali sözleri, insan değeri, değerli insanlar, insan neden değerlidir, insanlar, kişisel gelişim, resimli mesajlar, yaşadıklarımız, doğan cüceloğlu

İnsan Ve Değerleri


İnsan değerler bilinci olan bir yaratık. Bu konuyu çok önemsiyorum. İki birey arasında, iki aile arasında, iki okul ya da iki şirket arasında farklar varsa, genellikle o birey ya da kurumların değerlerindeki farklılıktan kaynaklandığını düşünürüm. Bu kanı bende gittikçe kuvvetleniyor. Toplumların sağlıklı ya da sağlıksız oluşunu, onların günlük hayatlarında yaşayan değerlerinde arayan biri olmaya başladım.
Bu ilgimin doğal sonucu olarak değeler konusunda yazılanları okumaya başladım. Elime İonna Kuçuradi’nin yazdığı İnsan ve Değerleri kitabı geçti. Kitap Türkiye Felsefe Kurumu tarafından yayınlanmış (ISBN 978-975-7748-19-9); ilk sayfada “Ankara, 2010” yazıyor. Bu sayfanın arkasında yer alan bilgilerden anladığım kadarıyla kitabın ilk baskısı 1971’de yapılmış, 1998 ve 2003’te ikinci ve üçüncü baskıları yapılmış; demek ki elimdeki kitabın dördüncü baskısı, diye düşünüyorum.
İonna Kuçuradi, şahsen tanıdığım, son derece çalışkan, bilgili, temiz ve titiz düşünen bir felsefe profesörüdür. Hacettepe Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nü kurmuş ve emekli oluncaya kadar bölüm başkanlığını yapmıştır.
Yukarıda sözünü ettiğim kitabı büyük bir ilgiyle okumaya başladım. Kitap şöyle bir girişle başlıyor:
Böyle bir problemi araştırmaya yönelmemin nedeni, her gün adım başında rastladığımız bir olgudur. Hayretle karşılarım hep bu olguyu. Ama bunun doğurduğu sonuçları göre göre, bende bu hayretin yerini bir başkaldırma isteği aldı. Ancak kalemle ne kadar başkaldırılabilir ki!
Sözünü ettiğim olgu, aynı insanların, aynı olayların, aynı durumların, aynı eylemlerin, aynı kararların, aynı eserlerin, hatta aynı fenomenlerin farklı kişiler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesi, farklı şekillerde yorumlanması, farklı şekillerde açıklanmasıdır.
Yanlış mı okuyorum diye tekrar okudum. Hayretler içinde kaldım. Bugün psikolojiye giriş dersini alan bir öğrenci yaşamın şu gerçeğini bilerek bu dersi bitirir: olayların anlamı yoktur; birey kendi anlam verme sistemi içinde olaylara anlam verir. Olaylara kendi anlam verişinden sorumluluk alan kişi yetişkin olgun bir insandır; bu olgun insan her bir kişini olaylara doğal olarak farklı anlamlar verebileceğini önceden bilir ve kabul eder. O nedenle olgun insanlar kişilerle ilişki kurarken iki şeye çok dikkat ederler: 1- karşıdakinin anlam verme sistemini kavramak; 2- kendi anlam verme sistemini açık seçik karşı tarafa belirtmek. Bu tür yargılamadan konuşmaya ben “sohbet” adını veriyorum.
İnsanların verdikleri anlamdan sorumluluk almaya başlamaları onların bireysel gelişim aşamalarından en önemli basamağı oluşturur. Böylece birey hem kendini hem de insanı anlamaya başlar. İnsanlar ilgili en temel gerçek şudur: İnsan anlam veren bir yaratıktır ve doğumundan altı saat sonra kendi anlam verme sistemini oluşturmaya başlar.
Bu olguyu hayretle karşılamak, insanın en temel doğasını hayretle karşılamak oluyor. Ve Kuçuradi bir adım daha atıyor, insanın bu doğasına başkaldırıyor. Bugün bilişsel psikoloji diye bir alan var ve son otuz yıldır psikolojinin en yoğun araştırma alanlarından birini oluşturuyor. Bu alanın gelişimi yapay zeka alanının, yani robot üreten endüstrinin temeli olmuştur. Bu alan sayesinde yazılı metin sese dönüşmekte ve konuşma yazılı metin haline dönüşebilmektedir – yani okuyan ve yazan bilgisayar programları. Yine bu alanın gelişmesiyle yeni terapi alanları geliştirilmiştir.
Sayın Kuçuradi devam ediyor:
Yapılan bununla da kalmıyor; aynı insanların, aynı olayların bu farklı değerlendirilmesi sözlerde kalmıyor; her farklı değerlendirme tek doğru değerlendirme olduğunu ileri sürerek ortaya çıkıyor; bu da kişilerin birbirleriyle çatışmasına, yan yana yaşamın çoğu zaman imkânsız hale gelmesine, kişilerin harcanmasına neden oluyor. Hem her şey sonunda gelip tek tek kişilere dayandığından, bu sorun, insanlığın “kader”iyle ilgili bir sorun oluyor. Böylece ideali demokrasi olan çağımız insanları için doğru değerlendirme problemi özel bir önem taşıyor.
Yeniden psikoloji giriş dersini alan öğrencilere dönelim; öğrencinin öğrenmesi gereken şey şudur: farklı anlam veren insanlar, doğal olarak, farklı davranacaklardır. Farklı anlam veren insanların aynı şekilde davranması ancak özgürlüğün ortadan kalktığı zorlayıcı korku ortamlarında ortaya çıkar. Korku ortamında kişi anlam verdiği şekilde değil, korktuğu için kendinden beklendiği şekilde davranır. Benim Mış Gibi Yaşamlar kitabımda incelediğim durum budur.
İonna Kuçuradi’nin sözünü ettiği “doğru değerlendirme problemi”nden iki şey anlaşılabilir:
1- Öyle bir anlam verme sistemi geliştirelim ve insanlara öğretelim ki, bu anlam verme sistemi hakikatin ta kendisini yansıtsın ve böylece insanlar doğal olarak aynı şeyi görsünler ve konuşsunlar; aralarında fark kalmasın. Böylece ailede, şirketlerde, toplumda ve uluslar arası ilişkilerde farklı algılamalardan gelen çatışmalar biter, ahenk ve barış oluşur. Tüm dinler ve ideolojiler bu savı, yani tek hakikati gösteren anlam verme sisteminin kendilerininki olduğu savını kullanarak insanları aynı görüşte toplamaya çalışıyorlar. Ve kendi dinlerinden veya ideolojilerinden olmayanları yanlış yolda görerek ötekileştiriyor ve aynı Kuçuradi gibi rahtsız oluyorlar. Korkarım Yukarıda verdiğim ilk iki paragrafından dolayı Kuçuradi’nin böyle anlaşılabilme tehlikesi var. Bu anlayışı müthiş sakıncalı ve yanlış görüyorum.
2- “Doğru değerlendirme problemi”ni insanların biz bilinci içinde açıklık, seçiklik ve özgürlük içinde sohbet etmesi olarak da görebiliriz. Bu yaklaşımda insanların farklı farklı görüşlerde olacağı zaten bir gerçek olarak kabul edilir, bilinir; yaşamın zenginliği olarak görünen bu gerçek kabul edilerek, hayret etmeden, kızmadan tam bir özgürlük ve güven ortamı içinde süregiden bir sohbet oluşturulur. “Doğruyu bilen” yerine, etkileşim ve sohbet içinde “sürekli keşfeden ve öğrenen” bir toplum oluşturulur.
Kitabı okumaya devam ediyorum. Değerler konusuyla ilgili düşüncelerim geliştikçe bu sayfalara taşımayı düşünüyorum.
Aydınlık bir gelecek için, sohbete devam.
Doğan Cüceloğlu (30.05.2011)





değer, değerli insan, hz. ali, insanlar, insanların değerli, resimli mesajlar, yaşadıklarımız, insan değerleri, insan değeri, insan neden değerlidir, doğan cüceloğlu yazıları

DEPREM

26 Eylül 2019 Perşembe / No Comments
deprem, deprem ayetleri, deprem hadisleri, deprem neden olur dini, deprem ayeti, deprem ayet ve hadisleri, deprem günah ilişkisi, deprem duası, kuranda deprem

deprem, deprem ayetleri, deprem hadisleri, deprem neden olur dini, deprem ayeti, deprem ayet ve hadisleri, deprem günah ilişkisi, deprem duası, kuranda deprem
Depremler ve Kıyamet
Depremler, Güneş ve Ayın çekim etkisiyle birleştirilmeye çalışılır. Bu konuda bilimsel araştırmalar da vardır; ama henüz bir kaideye bağlandığı söylenemez. Ay ve Güneş tutulmasıyla denizde 7-8 metreye kadar yükselme olabiliyor. Karalarda vuku bulan yükselme ise 35-40 cm kadardır. Bunun depremi tetikleyici bir unsur olduğu düşünülüyor. Karadelik çekim etkisi çok daha şiddetli bir depreme yol açabilir. Örneğin 12 veya 15 şiddetinde meydana gelebilecek depremleri düşünün.
Bugüne kadar dünyada tespit edilmiş en büyük deprem 9.2 şiddetindedir. Ve bu şiddette bir depremin gerçekleştiği bölgede, çok kısa bir süre içerisinde büyük bir felaket ortaya çıkar. 12 ya da 15 şiddetindeki depremlerle ise neler yaşanacağını anlatmak kolay olmayacaktır.
Kur’an, kıyamet günü yaşanacak olaylara dikkat çeker. Dünyada o güne kadar eşi benzeri asla gerçekleşmemiş şiddetteki sarsıntılar, dehşetli olaylar silsilesi halinde anlatılır. Birer kazık gibi yerleşerek yeryüzünü şiddetli depremlere karşı koruyan dağların elbette bu sarsıntıya karşı dayanamayacağı; yerlerinden oynayarak altındaki toprakla birlikte kaymaya başlayacağı açıktır. Kur’an’da o gün dağların hareketlenişini ayetler şöyle anlatır:
“Ve dağlar (yerlerinden oynatan) bir yürüyüşle yürür.” [1]
“Dağlar yürütülmüş, artık bir serap oluvermiştir.”[2]
“Dağları yürüteceğimiz gün, yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün; onları bir arada toplamışız da, içlerinden hiçbirini dışarıda bırakmamışızdır.”[3]
Kur’an’da dağların kıyamet gününde alacağı şekil şöyle anlatılır:
“(Öyle) Bir gün ki, yeryüzü ve dağlar titremeye tutulur ve dağlar, göçüveren bir kum yığını olur.”[4]
“Dağlar parçalanıp da toz duman haline geldiği zaman.” [5]
Yine Kur’an’ın haberine göre, dağların parçalanarak çökmesinden sonra yeryüzü hiçbir tümseği olmayan bir düzlüğe dönüşecektir: 
“Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: ‘Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak. Yerlerini bomboş, çırılçıplak bırakacaktır. Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek.” [6]
Yeryüzünün büyük bir bölümü dağlarla kaplıdır ve bunların yerlerinden sökülüp devam eden şiddetli ve sert çarpışmaları, kaya ve sert kütleleri un ufak toz haline getirebilir. Yerin altının üstüne gelmesi ile organik kısmı tamamen yanan ve kül olan yeryüzünde, sarsıla sarsıla ince elenmiş hale gelen toprak yeryüzüne yayılır.
Denizler Birleşecek
Bir ateş küre üzerine oturduğumuzu hatırlayalım. Atmosferi meydana getiren gazlar yer çekimiyle arza tutunmaktadır. Suları kaynatacak, dünyaya tutunmuş olan atmosfer gazlarını çekip götürecek etkilerden birisi de karadelik çekim kuvveti olabilir. Kıyamet sürecinde denizlerin birleşeceği ve buharlaşacağı da haber verilmektedir. Ayetlerde “O, sizi çalkalamasın diye yeryüzüne büyük dağlar koydu,” [7] Yer, bütünüyle sallanıp paramparça edildiği zaman,” [8] “Denizler birleştiği (birbiri içine girdiği, kaynaştığı) zaman”[9] buyrulur.
Yeryüzü tabakasını bir arada tutmak için direk ve çivi görevi gören dağların giderek artan sayı ve şiddetli depremlerle, zelzelelerle yerinden oynaması, hareket etmesi, çökmesi, parçalanması sonucunda dağlar bu koruyuculuk görevini yapamayınca dörtte üçü sularla kaplı dünya yüzeyindeki sular yer değiştirecek, denizler birbirine karışacaktır.
Hz. Peygamber (a.s.m.), “Denizin altında ateş, ateşin altında ise deniz vardır”[10] buyurmuştur. Hadiste, “ateş” ifadesiyle yerin altındaki sıcak tabakaya, “(ikinci) deniz” ifadesiyle de kıpkırmızı ateş sıvısı halinde akmakta olan magma tabakasında işaret edilmiş olabilir. Öteden beri sıvı (mayi) maddeler su ile temsil edilmiştir.
Böylece “Yer, şiddetli sarsıntı ile sallandığı, içindekileri dışarı attığı zaman”[11] ayetinin de işaret ettiği üzere, kıyamet sürecinde değişen kuvvet dengelerinin sonucunda olabilecekleri şu şekilde açıklayabiliriz:
Yerin her tarafının çatlama, çökme ve kırılmasının sonucunda denizleri aşmaktan koruyan dağlar yer değiştirecek ve dağılması sonucu tüm denizler birleşecektir. Yer altındaki sıcak magma tabakasının denizlerle birleşmesi sonucu denizler kaynamaya, fışkırmaya başlayacaktır. Denizlerin Yanması Karadeliğin çekim etkisi dağları uçurabilir ve dağların uçmasıyla yerin altındaki ateş ve lavlar ortaya çıkabilir. Büyük depremler meydana gelebilir. Kıyamet esnasında Kur’an’ın bildirdiği gibi yer, ağırlıklarını dışa atacak.
Belgesel programlarında yerin altındaki yaklaşık 4.500 derece sıcaklığındaki lavların denizin içindeki çıkışını seyretmiş olanlar, bu kızgın maddenin deniz suyunda oluşturduğu dehşetli manzaralara şahit olmuşlardır. Oysa kıyamet günü gerçekleşecek olan görüntünün, bu manzaradan çok daha farklı, tüm yeryüzünü içine alan dehşet verici bir manzara olacağını Kur’an’ın mesajından anlayabiliriz.
Yer altıyla deniz altında bulunan petrol ve doğalgazların da açığa çıkması ve magma ateşiyle birleşmesi sonucu her tarafta kendini gösteren alev alev yangınlar içinde ısınan su, fokur fokur kaynamaya vesile olabilir. Hawaii kıyalarında sığ deniz tabanında açığa çıkan lavların suyu nasıl ısıtıp kaynattığını belgesellerden izlemekteyiz. Ayetlerde haber verildiği gibi, “yerin altının üstüne çıkması,” kıyamet sürecinin belli bir zaman diliminde, deniz tabanlarındaki çok büyük alanlardan açığa çıkacak olan o müthiş sıcaklıktaki lavların, göllerin, denizlerin, okyanusların kaynamasını ve buharlaşmasını sağlayabilir:
“Denizler kaynayıp buharlaştığı zaman.” [12] Kıyametin gerçekte nasıl vuku bulacağı, elbette o fiillerin sahibi ve bu alemi dizgini elinde olan Rabbimizin ilmindedir. Biz sadece mevcut bilgilerimiz ışığında bazı yaklaşım ve tahminlerde bulunmaktayız.
Güneşin Batıdan Doğması ve Kıyamet
Başka bir gezegen veya bir kuyrukluyıldız, dünyaya çarparak kendi ekseni etrafındaki dönme yönünü değiştirebilir mi? Batıdan doğuya doğru olan Dünya’nın dönme yönü, bu defa doğudan batıya yön değiştirebilir mi?
Böyle bir çarpışma olayı, Dünya’da büyük bir yıkıma yol açabileceği gibi ayrıca dünyanın dönme yönünü de değiştirebilir. Nitekim geçtiğimiz yıllarda Jüpiter gezegenine böyle bir kuyrukluyıldızın çarpmasıyla gezegenin dönme hızında azalma meydana geldiği tespit edildi.
Venüs gezegeni ise diğerlerinin aksine, ters yönde dönmektedir. Venüs’te Güneş, batıdan doğmaktadır. Venüs’ün atmosferindeki yoğun kaya ve tozdan oluşan tabakanın muhtemel bir çarpışma sonucu oluştuğu tahmin edilmekte ve aynı sebepten tersine dönmeye başladığı ileri sürülmektedir. Venüs gezegeninin 1 günü, 1 yılından daha fazladır. Yani Venüs, Güneş çevresinde, kendi çevresinde dönüşüne göre daha hızlı döner. Venüs her açıdan sırrını koruyan bir gezegen olmaya devam ediyor.
Risale-i Nur eserlerinin müellifi Bediüzzaman Said Nursî, kıyamet esnasında Dünya’nın ters dönmeye başlamasını ve dolayısıyla Güneş’in batıdan doğuşunu böyle bir ihtimale bağlar: “Küre-i Arz kafasının aklı hükmünde olan Kur’an, onun başından çıkmasıyla zemin divane olup izn-i İlahî ile başını başka seyyareye çarpmasıyla hareketinden geri dönüp garbdan şarka olan seyahatini, irade-i Rabbanî ile şarktan garba
tebdil etmekle Güneş garbdan tulûa başlar. Evet, arzı şems ile, ferşi arş ile kuvvetli bağlayan hablullah-il metin olan Kur’an’ın kuvve-i cazibesi kopsa; küre-i arzın ipi çözülür, başıboş serseri olup aksiyle ve intizamsız hareketinden Güneş garbdan çıkar. Hem müsademe neticesinde emr-i İlahî ile kıyamet kopar diye bir te’vili vardır.”
“Kıyametin gerçekleşme şekli ne şekilde ve nasıl olursa olsun; Kur’an’ın sürekli vurgu yaptığı gibi; ‘Eğer Dünya’nın ecel-i fıtrîsinden evvel, ezelî iradenin izni ile haricî bir maraz veya muharrib bir hadise başına gelmezse ve onun Sâni’-i Hakîm’i dahi fıtrî ecelden evvel onu bozmazsa, herhalde hatta fennî bir hesap ile bir gün gelecek ki: ‘Güneş dürülüp toplandığında, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde’13 manaları ve sırları, Kadîr-i Ezelî’nin izni ile tezahür edip o Dünya olan büyük insan sekerata (ölüm dakikaları) başlayıp acib bir hırıltı ile ve müthiş bir ses ile fezâyı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek; sonra emr-i İlahî ile dirilecektir.”[14]. 
1Tur Suresi, 10.
2 Nebe Suresi, 20.
3 Kehf Suresi, 47.
4 Müzzemmil Suresi, 14.
5 Vâkıa Suresi, 3-4.
6 Ta Ha Suresi, 105-107.
7 Nahl Suresi, 15.
8 Fecr Suresi, 21.
9 İnfitar Suresi, 3.
10 Ebu Davud, c. 11, s. 3883.
11 Zilzal Suresi, 1-2.
12. Tekvir Suresi, 6.
13 Tekvir Suresi, 1-3.
14 Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, Söz Basım Yayın, İstanbul 2008, s. 717.

Yazar:Osman Çakmak (Prof.Dr.) / www.sorularlaislamiyet.com

*

SORULARLA İSLAMİYET

Deprem ve Günah İlişkisi

Sual: Depremlerin sebebi nedir? Ölenler şehid mi? Depremden kaçmayan intihar mı etmiş olur? Toplu olarak gömmek caiz midir?

CEVAP

Ekseriya depremler ilahi bir ikazdır. Âlimler, (İki Z olunca üçüncü Z gelir) demişlerdir. Yani Zulüm ve Zina çoğalınca Zelzele olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Zina yayılınca depremler çoğalır.) [Deylemi]

(Günahlar açıktan işlenmeye başlanınca, iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır.) [Taberani]

Depremler kıyamet alametlerindendir. Buhari’deki hadis-i şerifte, (Depremler çoğalmadıkça kıyamet kopmaz) buyurulmuştur. Kıyametin ne zaman kopacağı bildirilmedi.

Fakat, Peygamber Efendimiz birçok alametlerini haber verdi:
Mehdi gelecek, İsa gökten inecek, Deccal çıkacak. Yecüc Mecüc her yeri karıştıracak. Güneş batıdan doğacak. Büyük depremler olacak. Din bilgileri unutulacak. Kötülük çoğalacak. Dinsiz, ahlaksız, kimseler Emir olacak, Allahü teâlânın emirleri yaptırılmayacak. Haramlar her yerde işlenecek, Yemen’den bir ateş çıkacak. Gökler ve dağlar parçalanacak. Güneş ve Ay kararacak. Denizler birbirine karışacak ve kaynayıp kuruyacaktır.

İlahi ikazdır

İnsanların isyandan vazgeçmesi için ilahi bir ikaz olan depremden ibret alınmalıdır. Sel, deprem, kuraklık gibi, ilahi musibetlerin ara sıra zuhur edişi, Allahü teâlânın sonsuz nimetlerine, lütuf ve ihsanına karşı isyanda olanları ikaz mahiyetindedir. Hiçbir nimet ve felaket sebepsiz değildir. Düşünebilenler için nice hikmetleri vardır. Günahların affına sebep olduğu gibi başka hikmetleri de vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Ümmetim için depremler günahlarına kefaret olur.) [Hakim]

(Allahü teâlâ, depremleri iyilere öğüt, müminlere rahmet, kâfirlere ise azap kılar.) [İ.Asakir]

Âlimler, (Tehlikelerden, gücünüz yettiği kadar sakınınız. Çünkü, güç yetmeyen, dayanılamayan şeylerden uzaklaşmak, Peygamberlerin âdetidir) buyurmaktadır.

Kapalı yerde iken deprem olursa, oradan açık bir yere kaçmak müstehaptır. (Bezzâziyye)

Deprem olunca evden çıkıp açık yere gitmelidir. Resulullah efendimiz, yolda eğri duvarın önünden koşarak geçti. (Hindiyye)

Bu fetvalardan anlaşıldığına göre, depremden kaçmayan intihar etmiş sayılmaz. Müstehabı terk etmiş olur. Depremden kaçmayan mutlaka ölür diye bir şey yoktur. Depremde ölenin imanı varsa mutlaka şehiddir.

Hadis-i şerifte, (Suda boğulan, yangında ölen, duvar ve enkaz altında kalarak ölen, şehiddir) buyuruldu. (İbni Asakir)

Zaruret olmadıkça, bir kabre, iki kişi bile gömülmez. Ancak zaruretler haramları mubah kılar. Zaruret olunca toplu halde gömülebilir.

Sual: Depremde veya buna benzer ölümlerde kelime-i şehadet getiremeden ölen şehid olur mu?
CEVAP
Evet şehid olur. Ani ölüm, müminler için rahmettir.

Sual: Deprem gibi sebeple medeniyetler yıkılıp sıfırdan mı başladı?

CEVAP

Evet. Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez

Sual: Depremde çeşitli yaşta insanlar ölebiliyor, sakat kalabiliyor. İçlerinde suçu veya kusuru olmayanlar da olabilir. Bu adaletli midir?

CEVAP

Adalet nedir? Adalet, kelime olarak bir şeyi yerli yerine koymak demektir. Adalet, bir âmirin, ülkeyi idare için koyduğu kanunlar içinde hareket etmesidir. Zulüm ise, bu kanunun dışına çıkmaktır. Her şeyi yoktan yaratan Allahü teâlâ, hakimler hakimi, her şeyin asıl sahibi ve tek yaratıcısıdır. Üstünde bir âmiri, sahibi yoktur ki, Onu bir kanun altında bulundursun? Bundan dolayı, (Allah’ın yaptığı şu iş, adalete uymuyor) denilemez.

Adaletin bir başka tarifi ise kendi mülkünde olanı kullanmak demektir. Zulüm ise, başkasının mülküne tecavüzdür. Kâinat ve içinde bulunan her şeyin yaratıcısı Allahü teâlâ olduğuna, Ondan başka yaratıcı bulunmadığına ve hiçbir kimse, hiçbir şeye sahip olmadığına göre, Rabbimizin yaptığı işler, hiç kimsenin malına, mülküne tecavüz değildir. Onun yaptığı işler için (Adalete uymuyor) denilemez. Mülk Onundur, dilediği gibi kullanır. Kimsenin bir şey sormaya hakkı yoktur.
Korkusundan Ona kim ağız açabilir?
Teslim olmaktan başka ne yapılabilir?

Deprem dolayısıyla kimi ölmüş, kimi sakat kalmış, kimi fakirleşmiş olabilir. Mümin Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı olur. Razı olmazsa, fakir olunca az diye itiraz eder. Zengin olursa, doymaz, daha ister. Kazandığını haramlara sarf eder. Böyle kimsenin zenginliği de, fakirliği de, dünyada ve ahirette felaketine sebep olur.

Körlük, topallık ve diğer sakatlıkların faydalı veya zararlı olması insandan insana değişir. Kimi, Allahü teâlânın takdirine razı olduğu için, sonsuz olan Cennet nimetlerine kavuşur, kimi de razı olmadığı için, sonsuz olan Cehennemde cezaya müstahak olabilir. Bir kimse kendisi için sakatlığın faydalı veya zararlı olduğunu bilemez. Bazısı illa son model bir arabasının olmasını ister. Arabayı alıp çoluk çocuğuyla bir dereye uçabilir. Lüks bir ev ister. Alır depremde çoluk çocuk beraber ölebilir. Onun için, illa bir şeyin olmasını değil, hayırlı olmasını istemelidir!

Çocuğun sakat olarak doğmasında kendi günahı yoktur. Eğer bunda ana babasının kusuru varsa, günahı onlara aittir. Görmeyen bir kimse, eğer kör olmasaydı kötü işler peşinde gezip, dünya ve ahiretini mahvedebilirdi. Kimi de kör olduğu için isyan edip, Yaratıcının takdirine razı olmaz ve ebedi felaketine sebep olur. Kör olan bir Müslüman, Cennete gider. Bir hadis-i şerif meali:
(Gözsüz kimse, sabrederse, Allahü teâlâ ona Cenneti verir.) [Buhari]

Yalnız gözü olmayan değil, diğer sakatlıkları olan da sabrederse, ölürken, kabirde ve mahşer yerinde sıkıntı çekmeden Cennete girer. Cennette ise sakatlık yoktur. İmansız olan, sağlam da, sakat da olsa, yeri sonsuz olarak Cehennemdir.

Gerek depremle gelen felaketleri, gerekse başka acılarda suçu kendimizde aramalıyız. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30]

(Sana gelen her iyilik, Allahü teâlânın [bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her kötülük de [işlediğin günahlara karşılık olarak] kendinden gelmektedir. [Hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâdır.]) [Nisa 79]

(Allahü teâlâ, kullarına zulmetmez, haksızlık etmez, onları azaba, acılara sürükleyen bozuk düşünceleri, çirkin işleridir. Böylece kendilerine zulüm ve işkence ediyorlar.) [Nahl 33]

Derecelerin yükselmesi gibi sebepler hariç, suçsuz kimseye bela gelmiyor. Herkes kendi cezasını çekiyor.
Hâşâ zulmetmez kuluna Hüdası,
Herkesin çektiği kendi cezası.

Belanın suçlu suçsuz herkese gelmesinin de sebepleri vardır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Bir kötülük, [gücü yetenlerce] önlenmezse, Allahü teâlâ, azabını hepsine umumi kılar.) [Hakim]
(Günahlar açıktan işlenmeye başlanınca, iyi kötü herkes genel bir azaba maruz kalır.) [Taberani]

Günah-deprem ilişkisi

Sual: İçki ile, faiz ile, zina ile deprem arasında doğrudan bir sebep sonuç ilişkisi kurmaya kalkışmak doğru mudur?

CEVAP

Hayır. Günah işlenmese de zelzele olan bölge olur. Ekseriya depremler ilahi bir ikazdır.

Deprem jeolojik bir olaydır. Ancak her olayın yaratıcısı Allahü teâlâdır. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Zina yayılınca depremler ve fitneler çoğalır.) [Deylemi]

(Zina ve faiz yaygınlaşan toplum, Allahü teâlânın azabını hak etmiş olur.) [Hakim]

(Zekat verilmezse yağmurlar yağmaz olur.) [Beyheki]

Haksızlık ve zulüm yaygınlaşınca da aynı şeylerin olacağı hadis-i şerif ile bildirilmiştir. Aşağıdaki âyet-i kerimede bildirilen depremin kıyamete yakın olduğunu bildiren âlimler vardır:
(O günün depremi çok büyük şeydir. O gün kadınlar memedeki çocuklarını unuturlar. Hâmile kadınlar çocuklarını düşürürler. İnsanlar sarhoş olmuşlar sanılır. Onlar sarhoş değildir. Fakat, Allahü teâlânın azabı çok şiddetlidir.) [Hac 1-2]

Depremi yapan Allahü teâlâ olduğu gibi bir çocuğu yaratan da Allahü teâlâdır. Fakat ana baba olmadan çocuk vermiyor. Çocuk için ana babayı sebep kılıyor. Ana babasız da yaratabilirdi. Fakat Onun âdeti, her şeyi sebeplerle yaratmaktır. Anasız babasız yaratmak âdet dışıdır. Hazret-i Âdem’i âdet dışı yaratmıştır. Onu bile topraktan yaratmıştır. Belayı gönderen de Allahü teâlâdır.

Bela genelde umumi olarak gelir. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Eski milletlerden bir kısmına deprem ile azap yapıldı. İyiler de helak oldu. Çünkü günah işlenirken susmuşlar, önlememişlerdi.) [Taberani]

(Allahü teâlâ, bir meleğe, bir beldeyi yıkmasını emreder. O melek, bu beldede hiç günah işlemeyen bir zatın da olduğunu bildirince, Cenab-ı Hak, "Belde halkı ile onu da alt üst et! Çünkü o zat, günah işleyenlere yüzünü ekşitmemiştir" buyurdu.) [Beyheki]

Peygamber efendimize, (İçinde iyilerin de bulunduğu bir ülke helak olur mu?) dendi. Cevabında, (Evet günah işlenirken, iyiler sükut ederse, hepsi helak olur) buyurdu. (Bezzar)

Derecelerin yükselmesi gibi sebepler hariç, suçsuz kimseye bela gelmiyor. Kul azınca belayı hak eder. Fakat Allahü teâlâ onu takdir etmezse yine bela gelmez.

Atalarımız demiş ki:

Bela gelmez kul azmayınca,
Kaza gelmez Hak yazmayınca.

Kaynak: www.ehlisunnetbuyukleri.com

deprem, deprem ayetleri, deprem hadisleri, deprem neden olur dini, deprem ayeti, deprem ayet ve hadisleri, deprem günah ilişkisi, deprem duası, kuranda deprem

CUMA'NIZ HAYROLSUN

/ No Comments

Nasıl yaşarsan öyle ölürsün.
Öyle bir yaşa ki; 
Rabbim 'Kulum senden razıyım' desin.

Hayırlı Cumalar
cuma duaları, cuma mesajları, hayırlı cumalar, nasıl yaşarsan öyle ölürsün, resimli cuma mesajları, resimli mesajlar, cuma günü ile ilgili hadisler, cuma günü duaları, dualar,
*

En güzel Cuma mesajları

---Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cum'a, 62/9) Cumanız mübarek olsun.

---Allah'ım! Bana kendi sevgisini ve senin yanında sevgisi bana fayda verecek kimsenin sevgisini ver. (Tirmizî, Deavât,73.) Cumanız mübarek olsun.

---Ey Rabbim! Evimizden bereketi, dilimizden duayı, kalbimizden senin ve Resulünün sevgisini eksik etme. Dualarımızı kabul, ömrümüzü nurlu kıl. Amin. Hayırlı cumalar.

---Allah'ım! Sen affedicisin, Kerim'sin, affı seversin, beni affet. (Tirmizî, Deavât, 84.) Cumanız mübarek olsun. Hayırlı cumalar.

---Güzellikler içinizi aydınlatsın, yüzünüzden ve yüreğinizden tebessüm eksilmesin. Rabbim, sevdiği kullarından eylesin. Hayırlı cumalar dilerim.

---Allah'ım! Akşama ulaştığımız gibi sabaha, sabah ulaştığımız gibi de akşama ulaşmayı nasip eyle. Sağlımızı koru ve hastalara şifa ver. Hayırlı bereketli cumalar dilerim.

---Üzerine güneş doğan en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem o gün yaratıldı, o gün cennete konuldu ve yine o gün cennetten çıkarıldı. (Müslim, Cum'a 17, 18) Cumanız mübarek olsun.

---Ya Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Amin! Hayırlı cumalar.

---Allah'ım! Senden dünya ve ahirette afiyet dilerim. Allah'ım! Senden dinim, dünyam, aile fertlerim ve malım hakkında af ve afiyet dilerim. Allah'ım! Ayıplarımı ört, korkularımdan emin kıl... Hayırlı cumalar.

---Allah'ım! Cehenneme götüren fitneden, cehennemin azabından, zenginliğin ve fakirliğin şerrinden sana sığınırım. (Ebu Dâvûd, Vitr, 32.) Cumanız mübarek olsun.

---Allah'ım! Geçmiş ve gelecek, gizli ve açık bütün günahlarımı bağışla! Benim ilâhım Sensin. Senden başka ilâh yoktur. (Buhârî, Tevhîd, 35) Hayırlı cumalar.

---Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerimize olsun! Cumamız mübarek olsun.

---Ömrümüzün hikayesini yazan en büyük ve en güzel yazıcı olan Rabbim, gönlünüzden geçen güzellikleri alnımıza kader diye yazsın! Amin. Hayırlı cumalar dilerim.

---Allah'ım! Dillere destan, yüreklere ferahlık olan merhametin ile günahlarımızı affeyle. Amin! Tüm müslümanların cuması mübarek olsun. Hayırlı, bereketli, huzurlu ve sağlık dolu günler dilerim.

cuma mesajları, hayırlı cumalar, resimli mesajlar, resimli cuma mesajları, cuma duaları, nasıl yaşarsan öyle ölürsün

HER GÜN YAPILACAK DUALAR - 1

24 Eylül 2019 Salı / No Comments
belalara karşı dua, düşmana karşı dua, düşmana karşı okunacak dualar, her gün yapılacak dualar, kabul olunacak dualar, tesirli dualar, cehdül bela duası, belalardan kurtulma duası

DUALAR

en güzel dualar, her gün yapılacak dualar, düşmana karşı okunacak dualar, düşmana karşı dua, belalara karşı dua, tesirli dualar, kabul olunacak dualar,

*
belalara karşı dua, düşmana karşı dua, düşmana karşı okunacak dualar, her gün yapılacak dualar, kabul olunacak dualar, tesirli dualar, cehdül bela duası, belalardan kurtulma duası
belalara karşı dua, düşmana karşı dua, düşmana karşı okunacak dualar, her gün yapılacak dualar, kabul olunacak dualar, tesirli dualar, cehdül bela duası, belalardan kurtulma duası

Bu yazı, her gün yapılacak dualar, en güzel dualar, düşmandan korunma duası, tesirli dualar, kabul olunacak dualar, düşmana karşı dua, belalara karşı dua, ile ilgilidir. 

ONUR VE ŞEREF İLE İLGİLİ SÖZLER

/ No Comments

dik durmak, insanlık onuru,  onurlu olmak, onurun için yaşa, onurunu kaybetme, onur sözleri,onur ile ilgili sözler, şeref sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler,

ONURUN İÇİN YAŞA

Kısacık bir ömür için,
onurunu kaybetme.
Çünkü onurunu kaybeden,
her şeyini kaybeder...

*

                        ŞEREF ONUR ile İLGİLİ EN GÜZEL SÖZLER
dik durmak, insanlık onuru, onur ile ilgili sözler, onur sözleri, onurlu olmak, onur nedir, şeref nedir, altın sözler, resimli mesajlar, resimli sözler, şeref sözleri, 
dik durmak, insanlık onuru,  onurlu olmak, onurun için yaşa, onurunu kaybetme, onur sözleri,onur ile ilgili sözler, şeref sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler,

”Şerefini kaybedenlerin, kaybedecek başka bir şeyi yoktur.” (P.Syrus)

”Önce şeref, sonra hayat.” (Friedrich Schiller)

”Erdemin armağanı, onurdur.” (M. T. Cicero)

”Şeref ve fayda, daima beraber gelmez.” (Eflatun)

”Candan önce onur gelir.” (Çerkes Özdeyişi)

”Şeref, faziletin kazandığı bir mükâfattır.” (Çicero)

”Şeref, erdemin parmağına taktığı bir pırlanta yüzüktür.” (Voltaire)

”Şeref, fazilet ve edepledir; asalet ve neseple değildir.” (Hz.Ali)

”Şerefim zedeleneceğine, binlerce defa ölürüm daha iyi.” (Addison)

”Silahla kazanılan şeref, şerefsizliğin en büyüğüdür.” (Anonim)

”Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev, hayattır.” (Alexis de Tocqueville)

”Değerli adam için şeref, hayattan çok daha ağır basar.” (William Shakespeare)

”Ölüm hiçbir şeydir, asıl şerefsiz yaşamak her gün ölmektir.” (Napoleon Bonaparte)

”Hiçkimse yanlış olanı yaparak onura ulaşamaz.” (Thomas Jefferson)

”Şeref ve büyük felaketler, insanın kendi benliğinden doğar.” (Lao Tzu)

”Görevi ve onuru, her şeyin üzerinde tutunuz.” (La Cordaire)

”Milli şeref, milli servetin en yüksek değeridir.” (James Monroe)

”İnanç kaybolup, şeref öldü mü insan da yok olur.” (Anonim)

”İnsanın onuruyla arasında, çok ince bir tel vardır; O da sözdür.” (Thedore Simon)

”Şerefe hak kazanmak, ona sahip olmaktan daha değerlidir.” (Thomas Fuller)

”Sevgiyle başlayıp onurla biten yaşam mutlu yaşamdır.” (Blaise Pascal)

”Dünya için haysiyetini, ahret için saadetini heder etme.” (Schiller)

”İnsanların onuruyla oynayanlar, cesareti olmayanlardır.” (Hint Özdeyişi)

”Şerefle mağlup olmayı, sahtekârlıkla elde edilen başarıya tercih ederim.” (Sofokles)

”İnsanın; düşmanlarını sevindirecek şekilde yaşamasındansa, şerefiyle ölmesi daha hayırlıdır.” (Firdevsî)

”Büyük işler başarıp şeref kazandıktan sonra, bir kenara çekilmesini bilmelisin.” (Lao Tzu)

”İnsanın onuruyla arasında, çok ince bir tel vardır; O da sözdür.” (Thedore Simon)

”Şerefini kaybedenlerin, kaybedecekleri başka bir şeyi yoktur.” (Arthur Schopenhauer)

”Şerefli bir kişi düştüğü zaman, ona ilk darbeyi ayak takımı indiriyor.” (Cervantes)

”Şerefini kaybettikten sonra, yaşamaktan daha feci bir ölüm olur mu?” (Jean J. Rousseau)

”Her şerefli insan; vicdanını yitirmektense, şerefini yitirmeyi uygun görür.” (Montaigne)

”İnsanlığın sadece ekmeğe değil, şerefe de ihtiyacı vardır.” (Roger Garaudy)

”Şeref ve erdem, ruhun süsüdür; bunlar olmasa, beden asla güzel gözükmez.” (Cervantes)

”İnsanlar iyi ve onurlu olabilirler ama sonuçta cenazesine gelen kişi sayısı hava durumuna bağlıdır.” (Nothing But the Truth)

”Onurun kurallarını bizim yıldızları incelediğimiz gibi inceleyenler var: Uzak bir mesafeden.” (Victor Hugo)

”Şeref, sarp kayalıklı kumsalsız bir adaya benzer, dışına çıktıktan sonra bir daha içeri girilmez.” (Nicolas Boileau)

”Şerefsizlikten daha sert yatak, daha keskin soğuk, daha acı sefalet olur mu?” (Joseph von Eichendorff)

”Şan ve şerefe en yakın yol, diğerlerinin sizi nasıl düşündüklerini istediğiniz gibi olmaya çalışmaktır.” (Socrates)

”Haksızlık önünde eğilmeyiniz, o zaman hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz.” (Hz.Ali)

”Hayatınıza rehber olarak halkın efkarını değil, kendi ruhunuzu dinleyerek şeref sahibi olabilirsiniz.” (Plutarchus)

”Hak edipte onurlandırılmamak, hak etmeden onurlandırılmaktan iyidir.” (Mark Twain)

”Onur, engebeli, kıyısı olmayan ada gibidir; bir kere terk ettiniz mi bir daha dönemezsiniz.” (Nicholas Boileau)

”Hiç kimse kazandıkları için ödüllendirilmemiştir. Onur o kişinin kazandırdıklarının ödülüdür.” (Calvin Coolidge)

”İnsan ne kadar daha fazla şeyden utanırsa o kadar şeref ve onur sahibi olur.” (Bernard Shaw)

”İktidar dalkavukluktan hazzetmeye başladığı zaman, şeref daima ayaklar altında ezilmiştir.” (William Shakespeare)

”Bana çağ dışı diyorlarmış. Ne büyük bir onur! Ben bu çağın dışında kalmayayım da içinde mi boğulayım?” (Necip Fazıl Kısakürek)

”Onurum yaşamımdır, beraber büyümüşlerdir; onurumu benden alın, yaşamım da bitmiş demektir.” (William Shakespeare)

”Onur verilebilen bir şey değildir, birdenbire ortaya çıkmaz, yavaş yavaş, çok karışık bir biçimde büyüyen bir duygudur.” (Indra Gandhi)

”Şöhret, kazanmak zorunda olduğumuz bir şeydir; şeref, kaybetmemek zorunda olduğumuz bir şey.” (Arthur Schopenhauer)

”Şan ve şeref, ateş böcekleri gibidir, uzaktan pırıl pırıl yanar fakat yakınından bakılınca ne sıcaklığı vardır, ne de ışığı.” (John Webster)

”Karakter ağaç ise, şan ve şeref de o ağacın gölgesi gibidir. Biz hep gölgeyi düşünürüz. Oysa karakter ağacın kendisidir.” (Anonim)

”Şerefli bir insan demek, saygıya değer bir insan, daha açıkçası yolda raslandıkça dönüp de bakılmaya değer bir insan demektir.” (Samuel Smiles)

”Kahraman için asıl şeref yabancıları aç koyup sefalete düşürmek değil, devleti uğrunda açlığa da sefalete de katlanmaktır. Çevresine ölüm yaymaz, meydan okur.” (Vauvenargue)

”Bence, bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklâline sahip olmasıyla kaimdir.” (Anonim)

”Bedeni zengin kılan, kafasının içidir insanın. En kara bulutlar arasından bile güneş nasıl ışırsa, en sade giysilerden bile dışarı vurur insanın onuru.” (William Shakespeare)

”Bir kimse dünyada izzetli ve ahirette şerefli olmak isterse şu üç şeye dikkat etsin: İhtiyacının görülmesini kimseden istemesin; kimseyi kötü bir şekilde anmasın; kimsenin aşını-yemeğini arzulamasın.” (Bişr Hafi)

”Şerefle bitirilmesi gereken, en asil görev hayattır. Bir lokma ekmek için, şerefini çiğnetmeye, bir anlık eğlence için, servetini tüketmeye. Bir zamanlık mevkii.” (Atakan Korkmaz)

”Şerefle bitirilmesi gereken en ağır vazife, hayattır.” (Toequeville)

”Bir güvercini yemek, bir kartal için şeref değildir.” (Boccaccio)

”Şerefini her şeyden üstün tutmayan millet, zelildir.” (Schiller)

dik durmak, insanlık onuru,  onurlu olmak, onurun için yaşa, onurunu kaybetme, onur sözleri,onur ile ilgili sözler, şeref sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler, 

EFLATUN (PLATON) FELSEFESİ

/ No Comments
balıklar, eflatun felsefesi, eflatun hayatı, eflatun kimdir, eflatun sözleri, güç nedir, karıncalar, platon kimdir, resimli mesajlar, suyun akış kuvveti, felsefeciler, ödev notları, pluton felsefesi, pluton hayatı
eflatun felsefesi, eflatun hayatı, eflatun kimdir, eflatun sözleri, felsefeciler eflatun, ödev notları, platon kimdir, pluton felsefesi, pluton hayatı, suyun akış kuvveti, 

                                Sular yükselince, balıklar karıncaları yer.
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer.
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.
Çünkü kimin kimi yiyeceğine 'suyun akışı' karar verir... Eflatun

*

 EFLATUN'UN HAYATI VE FELSEFESİ

Yirmi yaşından itibaren ölümüne kadar yanından ayrılmadığı Sokrates'in öğrencisi ve Aristoteles'in hocası olmuştur. Atina'da Akademi'nin kurucusudur. Eflatun'un felsefi görüşlerinin üzerinde hala tartışılmaktadır. Eflatun, batı felsefesinin başlangıç noktası ve ilk önemli filozofudur. Antik çağ yunan felsefesinde, Sokrates öncesi filozoflar (ilk filozoflar veya doğa filozofları) daha ziyade materyalist (özdekçi) görüşler üretmişlerdir. Antik felsefenin maddeci öğretisi, atomcu Demokritos ile en yüksek seviyeye erişmiş, buna mukabil düşünceci (idealist) felsefe, Eflatun ile en doruk noktasına ulaşmıştır. Eflatun bir sanatçı ve özellikle edebiyatçı olarak yetiştirilmiş olmasından büyük ölçüde istifade etmiş, kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca, ve şiirsel bir anlatımla süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır.

Modern filozoflardan Alfred North Whitehead'e göre Eflatun'dan sonraki bütün batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şey değildir. Görüşleri İslam ve Hıristiyan felsefesine derin etkide bulunmuştur.

Eflatun, eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör çoğunlukla Sokrates'tir. Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar. Eflatun çoğunlukla görüşlerini Sokrates'in ağzından açıklamıştır.

Eflatun, algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan idealar ya da formlar dünyasının kusurlu kopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini savunmuş, insan ruhunun ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealar dünyasına ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri ortaçağda İslam filozofları tarafından korunmuş ve İslam düşünce dünyasındaki Yeni Eflatunculuk akımına neden olmuştur. Rönesans sonrasında Batı Avrupa'da Antik Yunancadan çevirileri yapılmıştır.

Platon'un (Eflatun) Felsefesi


Eflatun'un felsefesini, beş önemli kuram içersinde toplamak mümkündür. Bunlar, "bilgi", "idealar", "ruhun ölümsüzlüğü", "evrendoğum" (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'in oluşumunu inceleyen bilim dalı) ve "devlet" ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanmasıdır. Yetkin bir yaşam, ancak erdemli bir hayat sürmekle elde edilebilir. Erdemin temeli "bilgi", özü "idealar kavramı", gerekçesi "evrendoğum", güvencesi "ölümsüzlük", yaşamsal sığınağı "devlet"tir.

Eflatun, elli yıllık uzun bir süre boyunca bu kuramsal yapıyı düşünmüş, ilintili felsefi meselelerle didişmiş ve bu arada görüşlerini düzeltip olgunlaştırmıştır. Bu yüzden Eflatun felsefesinin incelenmesi açısından en akılcı yol, bu değişim ve gelişmeyi takip ederek, öğretinin geçirdiği evreleri anlamaya çalışmaktır.

Platon'un (Eflatun) Felsefesinin Dönemleri

Sokratesçi Dönem

"Gençlik dialogların" veya "Sokratik dialoglar"ın kaleme alındığı dönemdir. Bu çalışmalarda Eflatun, hocasının öğretisini, gerçeğe en uygun şekilde vermeye çalışan, katıksız bir Sokrates'çidir. Bilgi ve erdem sorunlarının irdelendiği etik içerikli bu konuşmalarda Eflatun, henüz felsefeyi ileriye götürme çabalarına girişmemiştir.

Geçiş Dönemi

Eflatun felsefesi ile ilgili olarak mümkün olan en kısa tarifi vermek istersek, onun tıpkı Sokrates öncesi "Doğa Filozofları" gibi, mutlak ve değişmez olan ile değişen arasındaki ilintilerle ilgilendiğini söyleyebiliriz. İlk filozoflar, doğada mutlak ve değişmez olanı aramışlar, Eflatun ise hem doğada, hem de ahlak ve toplum yaşamında mutlak ve değişmez olanın peşinden koşmuştur.

Geçiş dönemi çalışmalarında, hareket noktasının sofist öğreti olduğunu görüyoruz. Sofist tezleri, bazen küçümseyici, çok kere de alaycı bir dille tenkit ettiğini bildiğimiz Eflatun'un bu seçimi, öyle pek gelişi güzel değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi, Thales'den Demokritos'a kadar tüm doğa filozoflarının felsefeye materyalist yaklaşımlarından sonra, insanı odaklayan ilk öğretiler, sofistler tarafından ortaya atılmış ve bu görüşler Eflatun'un ahlakçı ve toplumsal analizleri için müsait bir temel oluşturmuştur.

Bu aşamada Eflatun, sofistlerin hazza dayanan yaşam görüşlerini detaylı bir tartışmaya açarak, Sokrates öğretisini aşmaya karar vermiş görünmektedir. Yine de sofist disiplinin karşısına, ustasının "iyi" kavramı ile çıkar;

"İyi, doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır."

Eflatun, bu tezin sağlam temellere oturtulabilmesinin, içerdiği "doğru" kavramının tarif edilebilir, hiç değilse araştırılabilir bir şey olması ile mümkün olduğunu kavramıştır.

Bu zorlu meseleyi çözmeye çalışırken; "Aradığımız şey bilinen bir şeyse, bunu aramaya gerek yoktur. Bilinmeyen bir şeyse, bulduğumuz şeyin aranan şey olduğunu nereden bileceğiz ?" sorusu ile sofistler, Eflatun'u zor duruma sokmuşlardır. Filozof bu meseleyi, Orpheus ve Pythagoras'çı öğretilerden edindiği "ruhun ölmezliği" kavramı ile çözmeyi deneyerek, Sokrates disiplinini aşma yolunda ilk adımı atmıştır.

Ruh ölümsüz olduğuna göre, aranan doğru ile daha önceki yaşam dönemlerinde muhakkak karşılaşmış olmalıdır. Ölümsüz bir ruh taşıyan insanoğlu için "öğrenmek", eskiden bilinen bir şeyi hatırlamaktan (anamnesis) başka bir şey değildir. Ancak ölümsüz ruhunu eski yaşamında gördüklerinden anımsadıkları son derece muğlak bilgilerdir. Üstüne üstlük, bir de bu dünyadaki doğrudan algılamaların getirdiği zihni karmaşa, bu bilgileri daha sallantılı tasavvurlar haline dönüştürmektedir.

Eflatun bir diyalogda, Sokrates'in ağzından şunları söylemektedir; "Ben bir ebeyim. Şu farkla ki, kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum. Benimle konuşmaya başlayan, önce bilmezmiş gibi görünür. Ama konuşma ilerledikçe açılır ve anımsamaya başlar. Bununla beraber, benden bir şey öğrenmediği bellidir. En güzel bilgileri, sadece kendi içersinde bulur ve ortaya koyar."

Böylelikle Eflatun öğretisinin, "doğru sanı" (orthe doxa) ve "bilgi" (episteme) arasındaki karşıtlık ile ruhta bilinçsiz bir halde mevcut, "doğuştan tasavvurlar" şeklinde özetlenebilecek iki ana görüşüne varılmış olmaktadır. Doğru sanı, muğlak ve süreksizdir. Bilgi ise bir temele, bir nedene (logos'a - Herakleitos öğretisinde Evren'e egemen olan yasa, düzen ve tanrısal aklı betimlemek için kullanılan sözcük) bağlanmakla, dayatılmakla sağlam ve sürekli olur.

Olgunluk Dönemi

Sokrates'in "bilgi erdemdir" tezini daha bir derinlemesine irdeledikten sonra, iki tür bilmenin söz konusu olabileceği görüşünü öne sürer Eflatun. Doğru sanı (doğru algılama) ile bilgi, iki ayrı dünya yaratmıştır. Bir yanda meydana gelen ve yok olan, doğru sanının, rölatif gerçekliklerin dünyası, diğer yanda, sağlam ve sürekli, asıl gerçekliğin, "idealar"ın dünyası. (Le monde sensible et le monde intelligible)

Eflatun'un bilgi kuramının çıkış noktası Protogoras'çıdır. Bir şeyi bilen kişi, onu algılayan kişidir. Bu yüzden "insan her şeyin ölçüsüdür". "Algı, daima var olan bir şeydir. Bilgi olduğu için de şaşmaz" diyor Protogoras. Eflatun bu görüşe, Herakleitos'un, "var dediğimiz her şey, gerçekte oluş sürecinde olan bir nesnedir" şeklindeki "akış kuramı"nı katar. Eflatun,

- Bilgi bir algıdır; (hatta aslında bilgi, bir algılama yargısıdır.)
- İnsan her şeyin ölçüsüdür;
- Her şey akış halindedir;
- şeklinde özetlenebilecek kuramın, algılanan nesneler için doğru, gerçek bilgi açısından yanlış olduğu sonucuna varmıştır.

Ünlü idealar kuramı, işte bu bilgi (episteme) anlayışından doğmuştur. Bu kuram, hem mantık hem de metafizik içeriklidir;

İdealar dünyasından gelerek, insani beden ile birleşen ölümsüz ruhun amacı, asıl yurduna tekrar kavuşmaktır. Beden, bu isteğin gerçekleşmesine yardımcı olarak işlevini yerine getirmelidir. Bu kavuşmanın gerçekleşmesi, idealara ulaşmaya, ideaları bilmeye bağlıdır. Bu bilgi de yine bir anımsamadır. Ancak bu anımsama işleminin frekansı, ruh ve bedenlere göre değişkenlik gösterir. Eflatun'a göre ruhlardan çok büyük bir çoğunluğunun anımsadığı bulanık görüntülerdir. Ruhlardan küçük bir azınlıkta "algılama yetisi", daha az bir oranında "anlama yetisi" ve nihayet pek azında, ideaları tamamıyla hatırlayabilme, "akıl yetisi" vardır. Bu sonuncular, rölatif gerçeklerden algıladıklarına dayanarak, hangi ideaların hayalleri ile karşı karşıya olduklarını tanımlayabilirler. (Eflatun kendisini, bu kategori bireylerden saymaktadır.) Yeryüzü, idealar dünyasına benzer. Yeryüzündeki her nen, idealar dünyasından pay almıştır. Bu anımsama vetiresinin irdelenmesi Eflatun'u, "sevgi" (eros) kavramına götürmüştür. Yaşadığımız ve idealardan pay almış bu dünya'yı, objektif kriterler çerçevesinde algılayabildiğimizde, gerçeklere varabilmemiz mümkündür diyor ünlü düşünür. Eflatun'a göre bunun en çarpıcı örneğini, "güzel" kavramının değerlendirilmesinde görmekteyiz. Sevgi, güzele yönelmektedir. Zira güzel kavramı, idealar dünyasındaki gerçekliğin anımsanması sonucu verilen bir hükmü içermekte ve dolayısıyla sevgiyi yaratmaktadır. Eflatun sevgi'yi, (eros) bütün ölümlülerde rastlanan bir ölümsüzlük çabası olarak tanımlar. En basit hali ile eros, tüm insanlarda, kendilerini yaşatacağına inandıkları bir nesil yetiştirme iç güdüsü olarak görülmektedir. Ancak bazı insanlarda "eros" kavramı, daha üstün bir niteliğe bürünmüştür. Bu seçkin kişilerde, yani ideaları tamamıyla hatırlama yetisine (aklına) sahip bireylerde eros, bu güzelliklere ulaşmak ihtirası şeklinde tezahür eder. Bu arzuyu gerçekleştirebilecek bilgilerin eksikliğini hisseden seçkinler, bilgisizlikten kurtulmak çabası içersinde bulurlar kendilerini. Bu kişiler eros'u, dünyaya çocuk getirmekten öte bir işlev, idealara ulaşarak erdemli işler yapmak ve yeryüzünde sürekli bir isim, sonsuz bir şeref bırakmak çabası ve aşkı olarak görürler.

Felsefi meseleleri inceleyen birçok düşünür tarafından yazılan incelemelerde, "iyi, doğru ve güzel kavramları, insanoğlunun doğuştan sahip olduğu özelliklerdir" şeklinde dile getirilen Eflatun öğretisinin altında yatan düşünsel zincir budur.

Yaşlılık Dönemi

Eflatun bu aşamada, önceleri ele aldığı birçok konuyu tekrar gündeme getirerek, bir kez daha incelemiştir. İlgisi daha çok ahlaki (etik) sorunlar ile insanoğlunun mutluluğuna yöneliktir. Yetkin (kamil) insan yerine, yetkin toplumu tarif etme çabası içersindedir. Yetkin topluma ve dolayısıyla toplumsal mutluluğa erişmenin yolu, ideal devlet düzeni içerisinde yaşamaktır. Devlet yönetimi ile ilgili olarak en çok üzerinde durduğu konular, dostluk, hitabet ve siyaset san'atlarıdır. Eflatun'a göre sorunlar, ancak felsefe ile çözülebilir. Gerçek dostluk, hikmet sevgisi (eros) ile ruhları tutuşmuş insanların beraberliğinden başka bir şey değildir. Hitabet san'atı ise ruhun, bildiklerini sözlerle anımsatmaya çalışmasıdır. İnsanların doğal amaçları olan toplumsal mutluluğu sağlamakla görevli devlet yönetimi san'atı da felsefe olmadan yapılamaz. Nelerin toplumsal mutluluğu yaratabileceğini, felsefeden başka hiç bir şey tarif edemez.

Bu noktada önemli bir zorlukla karşılaşmaktadır filozof. "Siyaset sanatı ve ideal devlet düzeninin gerektirdiği çözümleri sadece felsefe üretebilir." Ancak Eflatun, kendisinden çok sonraları stoacı düşünür Kıbrıslı Zenon'un (İ.Ö. 336 - 264) tasarladığı gibi, sadece bilge ve erdemli kişilerden kurulu bir akıllı insanlar toplumuna ulaşmanın imkansızlığını, hemen kavramıştır. Bu görüşünü de, "yığınlar hiç bir zaman filozof olmayacaktır" özdeyişi ile vurgulamaktadır. Dolayısıyla toplumları mutluluğa ulaştırmak, yönetimin bilge kişilere teslim edilmesi ile mümkün olur. Eflatun'a göre, "başa filozoflar geçmez, ya da baştakiler felsefe yapmazlarsa, insanlığın acıları asla sona ermeyecektir."

Devleti teşkil eden bireyleri bilgiyi sevenler. Bu ayırım bir başka şekilde şöyle ifade edilebilir; halk, askerler ve koruyucular. (Siyasette söz sahibi olanlar, koruyuculardır.) Toplumu meydana getiren fertlerin tamamı, bu üç özellikten birini, diğerlerinden daha fazla arzu edecekler ve isteklerine, ideal devlet düzeni içersinde ulaşacaklardır.

İdeal devlet kavramı içersinde, genç nesillerin eğitimi için şiir ve musikiye verilen önem, "güzel sevgisi"ni öne çıkartan bir anlayıştır. Eflatun, idealara estetik yolu ile erişme metodu (estetik yolu ile anımsama) olarak tarif edilebilecek bu görüşten zamanla vazgeçmiş, daha objektif sayılabilecek bir yönteme, matematiğe doğru yola çıkmıştır. Matematiği kullanarak idealara ulaşılabileceğini düşünen filozof için bu çaba, bir bakıma ruhun idealar dünyası özlemi ile bu gayeye yönelik bitmez tükenmez bir gayret anlamını da taşımaktadır. Ruh, beden içersinde bir hapishanededir. (Sima Sema) Buradan ruh, kendisini ancak bilgi ve erdem ile kurtarabilir. O halde bilge kişi, idealar dünyasına özlem duyan bir ruh taşıdığının şuurunda olarak, kendini ölüme hazırlamış olmalıdır. (Nasıl ki Sokrates kendini ölüme hazırlamış ve yaşam karşılığı hiç bir ödün vermemişse...) Yukarda değinilmiş bulunan anımsama (anamnesis) süreci, ruhun daha evvel de var olduğunun kanıtıdır. Bu aşamadaki ölüm özlemi ise, ruhun ilerde de var olmaya devam edeceğinin göstergesidir. Ruh ölümsüz olmasa idi, böyle bir istek duymazdı. Ruh bu yüzden, öncesiz ve sonrasız diye tarif edilen idealardan biridir ve dolayısıyla kökü, idealar dünyasındadır.

Yaşlılık diyaloglarında Eflatun, doğa meselelerini de ele alarak, yeni bir dünya görüşüne varmayı denemiştir. Bu analiz hemen tamamı itibariyle Anaksagoras'ın teolojik görüşünün didik, didik edilmesi şeklindedir. Doğa'da bütün olup bitenler bir amaca (telos) yöneliktir. Her şeyin gerçek nedeni "Nous"dur. Tanrısal akıl ya da doğrudan Tanrı olarak tarif edilen "Nous" işe karışmadan önce Evren, Demokritos'un materyalist (özdekçi) öğretisi ile betimlediği mekanik bir tözdür. Eflatun'a göre, Nous tarafından biçimlendirilerek "Kaos'dan düzene" geçirilmiş, ruhu ve zekası olan bir canlıdır Evren. Büyük düzenleyici, kendisi gibi önsüz ve sonsuz bir töz bulmuş ve ona biçim vermiştir. Evren, Tanrı tarafından bilinen "dünya ideası"na uygun olarak ve benzetilerek biçimlendirilmiş bir görüntüdür.

- Küre biçimindedir. Zira, her noktası benzer olan tek şekil küredir.
- Döner. Zira, eli ayağı olmayan, küre biçimindeki bir töz için tek yetkin devinim dönmedir.
- Tektir. Zira, yetkin bir kopye olarak yapıldığından, birden çok olamaz.
- İlksiz ve sonsuzdur. Zira, aslı, ideası, ilksiz ve sonsuzdur.
- "Nous" her şeyi, her şey için iyi olana göre düzenler. En büyük ve en doğru düzenleyicidir.

Bir evrim daha geçiren Eflatunik düşüncede "güzel" kavramı, artık yerini "iyi"ye, ama "herkes ve her şey için iyi olana" bırakmıştır. Değerler skalasının en üstüne yerleşmiştir "İYİ" Böylelikle iki kavram özdeşleşmiş olmaktadır. Nous veya Tanrı, "iyi"nin ta kendisidir. Yarattığı ve biçimlendirdiği dünya da, eksiksiz ve yetkin olmalıdır. Bu eksiksiz ve yetkin dünya, idealar dünyasıdır. Duyumlar dünyası ise, tanrısal bir takım sınırlamalar nedeniyle, idealar dünyasına, ancak olabildiğince uygun olacaktır.

Değerler skalasında "iyi" kavramının altında sıralanacak çeşitli erdemlerin yerlerinin belirlenmesinde matematik, bir ayıraç olarak kullanılmalıdır. Ancak bu yolla aşağı doğru bir sıralama yapılabilir. Yukarı doğru yapılması gerekli bir sıralamada ise, dialektik kullanılacaktır. (Eflatun, tümdengelim veya tümevarımı ifade eden hiç bir sözcük kullanmamıştır eserlerinde. Buna rağmen, bu tür tariflerden adı geçen metotları en azından bir kavram olarak disipline etmiş olduğu anlaşılmaktadır.) Yukarıya doğru yapılacak analizlerde çıkış noktası olarak kullanılacak varsayımlardan (hypothesis) hareketle hedeflenen sonuç, "temel töz"e (arkhe) ulaşmak olmalıdır. Arkhe'ye bu aşamada yüklenen tanrısal nitelik, metafizik açıdan dikkate değer bir özellik meydana getirmektedir.

Eflatun felsefesindeki bu değişim çok enteresandır. İlk filozoflar veya doğa filozoflarına ait materyalist felsefenin, temel töz'e (arkhe'ye) ulaşmak yönündeki idealine, metafizik yolu ile bir dönüşümü içeren, çok geniş çaplı bir daire böylece tamamlanmaktadır.



balıklar, eflatun felsefesi, eflatun hayatı, eflatun kimdir, eflatun sözleri, güç nedir, karıncalar, platon kimdir, resimli mesajlar, suyun akış kuvveti, felsefeciler, ödev notları, pluton felsefesi, pluton hayatı

BİR ÖLÜM VEFALI BİR DE SONBAHAR!

/ No Comments
ahiret, arkadaş, cahit zarifoğlu, dost, ekmek, evlatlarımız, göç etmek, gökten zenbille inmek, gönül, istanbul, kahve, kahvenin kırk yıl hatırı var, soframız, sonbahar, su, tuz, vefa, vefalı olmak,

VEFALI OLMAK

Bir ölüm vefalı, bir de sonbahar...Cahit Zarifoğlu

*

Vefa'yı hala İstanbul'da bir ilçenin adı olarak kabul edenler var.
Hiç yaşanmamış, hiç birlikte olunmamış, hiç aynı sofrada bir ekmek paylaşılmamış gibi davrananlar var...

Büyüklerimiz 'Evladım tuz ekmek olsun. Hiç olmazsa bir suyumuzu iç' derdi.
'Birlikte içilen kahvenin kırk yıl hatırı var' dı.
'Hatır gönül bilmek gerekir' denirdi.

Kalkın tüm ahirete göçenlerimiz, bakın evlatlarınız ne halde.
Sizi bile hatırlamaz oldular, sanki hiç yaşamamışsınız!
Ne hatır kalmış ne de gönül!
'Allah'ın evi' gönüller kırgın, mahsun ve tarumar!
Sözünüz tutulmaz olmuş bu diyarlarda...

Sizler sanki hiç yaşamamış ya da sizler de vefasızmışsınız!
Ya da gökten zenbille inmişizsiniz, vefa diyarına.
İndikten sonra da hiç dost ve arkadaş edinmemişiz sanki!

Dost vefalı gerek, vefasız dosta ne gerek!

ahiret, arkadaş, cahit zarifoğlu, dost, ekmek, evlatlarımız, göç etmek, gökten zenbille inmek, gönül, istanbul, kahve, kahvenin kırk yıl hatırı var, soframız, sonbahar, su, tuz, vefa, vefalı olmak, 

ŞÖHRET İLE İLGİLİ SÖZLER

23 Eylül 2019 Pazartesi / No Comments
ağırlık kaldırmak, asıl mesele, balzac, dağ,güneş gibi parlak, güzellik, hasar, parla, sıcaklık, soğuk, şöhret ne demektir, şöhretli, şöhret ile ilgili sözler, şöhret sözleri,

ŞÖHRET

Şöhret, uzaktan güneş gibi parlak ve ısıtıcıdır.
Yaklaştığınızda bir dağ tepesi kadar soğuktur...Balzac
Şöhretli olmak, tanınmak güzel ve tatlıdır.
Her yerde tanınır, her yerde güneş gibi parlak ve sıcak görünürsün.
Şöhretin ağırlığını kaldırmak ve taşıyabilmektir asıl mesele.
Zirveler soğuktur, zirvede kalmak zordur, düştüğünde hasarı büyük olur.  

*
ünlü olmak, altın sözler, asıl mesele, balzac, şöhretin bedeli, güzellik sözler, şöhret ile ilgili sözler, şöhret ne demektir, şöhret sözleri, şöhretli, şöhretli sözler, 

ŞÖHRET İLE İLGİLİ SÖZLER

Şöhret bir nehire benzer, hafif ve şişirilmiş şeyleri üstünde taşır, ağır ve katı olanları batırır. 
Francis Bacon
*
Şöhret öyle bir şeydir ki, kendi kendine gelir. İnsanın isteyip istememesinin ehemmiyeti yoktur.
Ömer Seyfettin
*
Şöhret kazandıktan sonra durup dinlenemezsiniz, çünkü daima arkanızdan gelen bir rakip vardır.
Bill Gates
*
Şöhret ölümün maskesidir. Kimseye miras kalmaz. Carlos Fuentes
*
Çağımızda bazı kişilerin şöhreti, onlara hayranlık duyanların aptallığı ile doğru orantılıdır.
Heiner Geisseler
*
Şöhret, kazanmak zorunda olduğumuz bir şeydir. Şeref, kaybetmemek zorunda olduğumuz bir şeydir.
Arthur Schopenhauer
*
Şöhret insanlar tarafından, insandan daha değersiz olan hareketlere verilen onaydan başka bir şey değildir.
Montaigne
*
Şöhretin peşinde koşmaya tenezzül etmeyenleri, şöhret kendisi takip eder.
P.B.Shelley
*
Şöhret bir adın etrafında toplanmış yanlış anlaşılmalardır. Murathan Mungan
*
Şöhret, kabiliyetin gölgesidir. İngiliz Atasözü
*
Şan ve şöhret; bu iki ihtiras, ihtiyarlık bilmez. Plutarchus
*
Şöhret, her şeyi olduğundan büyük gösterir. Thomas Fuller
*
Ün; güneş gibi, uzaktan parlak ve ısıtıcı; yaklaştınız mı bir dağ tepesi gibi soğuktur. Balzac
*
Şan şöhret tanrılaştırılmış bencilliktir. Balzac
*
Şöhret pazara benzer; orada çok kalırsanız, fiyatlar düşer. Francis Bacon
*
İyi bir ün sahibi olmanız, sizin için bir pasaporttur. Balzac
*
Bir adamın şöhreti gölgesine benzer; yükseldikçe büyür, düştükçe küçülür. Allegrand
*
Erken meşhur olmuş bir isim kadar ağır yük olamaz. Voltaire
*
Bazıları büyük doğar, bazıları büyüklüğü kazanır, bazılarına da büyüklük yakıştırılır. William Shakespeare
*
Parayı, zevk ve eğlenceyi seven veya şöhret peşinde koşan biri, aynı zamanda insanları da seven biri olamaz. Epictetos
*
Hayatta zor olan iki şey vardır: Biri, insanın kendine iyi bir ad sağlaması, ikincisi de bu adı sürdürmesidir. Robert Schumann
*
Dünya malına tapıyorsun; şehvet ve şöhret peşinde koşuyorsun; istediğini alamayınca da üzülüyorsun, içine düştüğün acıklı hali anla da aslının aslına doğru gel! Mevlana
*
Şöhret, bir büyüteçtir. Thomas Fuller
*
Başkalarının şöhretinin enkazı üzerine şöhret kuran adamdan nefret ederim. John Gray

ağırlık kaldırmak, asıl mesele, balzac, dağ,güneş gibi parlak, güzellik sözleri, sıcaklık, soğuk, şöhret ne demektir, şöhretli, şöhret ile ilgili sözler, şöhret sözleri, şöhretli sözler, altın sözler