Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

BİRUNİ'NİN HAYATI VE SÖZLERİ

17 Mart 2020 Salı / No Comments
biruni kimdir, biruni hayatı kısa, biruni sözleri, el biruni, biruni söylediği sözler, el biruniye ait sözler, el biruni biyoloji, el biruni öz kütle, el biruni dünyanın şekli, müslüman ilim adamları,
biruni hayatı kısa, biruni kimdir, biruni söylediği sözler, biruni sözleri, el biruni, el biruni biyoloji, el biruni dünya, el biruni öz kütle, el biruniye ait sözler, müslüman ilim adamları, 

BİRUNİ KİMDİR?

Ebu Reyhan Muhammad bin Ahmed el-Biruni, 973 yılında bugünün Özbekistan’ı sayılan Harezm’de doğdu. Bilim konuları ile ilgili ilk eğitimini bölgenin hükümdar ailesinden olan Ebu Nasr Mansur’dan edindi. Ebu Nasr Mansur, seçkin bir matematikçi ve gökbilimciydi. El-Biruni’ye Öklid geometrisi ve Batlamyus astronomisini öğretti. 11. yüzyılın önemli Müslüman hükümdarlarından Gazneli Mahmut Hindistan’a yaptığı seyahatlerde El-Biruni’yi yanında götürdü. El-Biruni, 1017-1030 yılları arasında Hindistan’da yaşadı ve bu dönemde meşhur kitabı Kitab’üt-Tahkik Ma li’l-Hind’i yazdı.

Yunan filozoflarından Aristo, Arşimet ve Demokritus’un çalışmalarından etkilenen El-Biruni, bilimsel çalışmalarına 17 yaşında başladı. Güneşin yüksekliği ve şehrin boylamını hesapladı. Güneşin hareketlerinden, mevsimlerin ne zaman başladığını belirledi. Dünyanın çapını, bugünkü değere çok yakın olarak buldu. Jeodezi biliminin kurucusu oldu. Hindistan’dayken öğrendiği trigonometrinin astronomiden ayrı bir bilim olarak görülmesi gerektiğini savundu. Trigonometrik fonksiyonlarda yarıçapın birim olarak kullanılmasını önerdi.

El-Biruni, astronomi ve coğrafya ölçümleri için birçok alet geliştirdi. Ne yazık ki geliştirdiği ölçme aletlerinin birçoğu zaman içerisinde kayboldu. Sadece piknometre, mekanik usturlap ve bazı harita projeksiyonları günümüze kadar ulaşan ölçme araçları oldu. El-Biruni, aynı zamanda çok iyi bir ansiklopedi yazarıydı. El-Asar’il-Bakiye an’il-Kuruni’I Haliye isimli kitabında Orta ve Yakın Doğu’da kullanılmakta olan takvim sistemlerini gösterdi. Hindistan’ın erken ortaçağ bilimlerini betimleyerek, matematik, astronomi ve astrolojinin temellerini anlattı. El-Kanunü’l-Mesudi kitabı ile ayrıntılı bir matematiksel coğrafya eseri yazdı. İstihrâc el-Evtâr fî Dâire isimli kitabında Orta Asya’nın topoğrafyasını belirledi. Kitabü’I Cemahir fi Ma’rifeti Cevahir’de 50’nin üzerinde mineral, maden, metal, alaşım, porselen gibi maddeler hakkında detaylı bilgi verdi. Kitabında, her bir maddenin, maddeleri birbirinden ayırt etmeye yarayan özgül ağırlıklarını gösterdi. Ömrü boyunca incelediği bitkileri Kitâbü’s-Saydele isimli kitabında listeledi ve doğal ilaçların hangi hastalıklara iyi geldiğini kapsamlı bir şekilde anlattı.

Newton’dan 700 sene önce, Netwon’un matematiksel olarak ispatladığı yer çekimi kuramı üzerine ilk fikirleri El-Biruni ileri sürdü. Geliştirdiği teleskoplar ile gözlemleri sonucunda, gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü doğrulayan Galileo’dan 600 sene önce, ‘dünyanın döndüğü’ fikrini El-Biruni savundu. Dünya dönüyorsa, ağaçlar ve taşların neden fırlamadığı sorusuna, merkezde bir çekicilik olduğu ve her şeyin dünyanın merkezine düştüğü cevabını verdi. Kuzey, Güney, Doğu ve Batı’nın farklı noktalarda buluştuğunu; denizlerin ardında bir karanın bulunduğunu (Bugünkü Amerika) öngördü.

El-Biruni, 75 yaşında vefat etti. Kendisinden çok sonra gelen Newton, Toricelli, Copernicus, Galileo gibi bilim adamlarına ilham kaynağı oldu. Türkçe dâhil 15 dilde yayımlanan The UNESCO Courier dergisi, 1974 yılında çıkardığı sayıyı El-Biruni’ye ayırdı. El-Biruni’yi “Bin yıl önce, Orta Asya’da yaşamış evrensel deha” olarak tanıttı.

Biruni'nin Eserleri

El Biruni'nin Eserleri halen Batı bilim dünyasındakaynak eser olarak kullanılmaktadır.Türk Tarih Kurumu 68. sayısını Bîrû-nî'ye Armağan adıyla bilginimize tah-sis etti.Dünyanın çeşitli ülkelerinde Bîrûnî'yianmak için sempozyumlar, kongrelerdüzenlendi, pullar bastırıldı. UNESCO'nun 25 dilde çıkardığı Conrier Dergisi 1974 Haziran sayısını Bîrûnî'ye ayırdı. Kapak fotoğrafının altına,"1000 yıl önce Orta Asya'da yaşayanevrensel dehâ Bîrûnî; Asrtonom, Tarih-çi, Botanikçi, Eczacılık uzmanı Jeolog,Şair, Mütefekkir, Matematikçi, Coğraf-yacı ve Hümanist" diye yazılarak tanı-tıldı.Eserleri;Biruni, toplam 180 kadar Eser kaleme aldı.

En meşhurları şunlardır:

-EI-Asâr'il-Bâkiye an'il-Kurûni'I-Hâli-ye: (Boş geçen asırlardan kalan eser-ler.)
-EI-Kanûn'ül-Mes'ûdî; En büyük ese-ridir. Astronomiden coğrafyaya kadarbirçok konuda yenilik, keşif ve buluşları içine alır.
-Kitab'üt-Tahkîk Mâ li'I-Hind: HindTarihi, dini, ilmi ve coğrafyası hakkın=da geniş bilgi verir.
-Tahdîd'ü Nihâyeti'l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet'il-Mesâkin: Meskenler ara-sındaki mesafeyi düzeltmek için mekân-ların sonunu sınırlama. Bu eseriyle Bîrû-nî, yepyeni bir ilim dalı olan -----Jeodezi'nintemelini atmış, ilk harcını koymuştu.
-Kitabü'I-Cemâhir fî Ma'rifet-i Cevâ-hir: Cevherlerin bilinmesine dair kitap.
-Kitabü't-Tefhim fî Evâili Sıbaâti't-Tencim: Yıldızlar İlmine Giriş.
-Kitâbü's-Saydele fî Tıp: Eczacılık Kitabı. (İlaçların, şifalı otların adlarını altı dildeki karşılıklarıyla yazmış.)

Biruni'nin Bilim Hakkındaki  Düşünceleri

Biruni'ye göre ilim hazzı yani hak ve hakikati araştırma zevki en yüksek zevkler arasındadır. Bu hususta kendisi şöyle demektedir: "ilim adamına yani ilim hizmetçisine lazım ve kaçınılamaz olan şey, ilmin bütün sahalarında yeterli bir seviyede olamasa bile , ilimler arasında bir ayrım yapmamak her birini hakkını vermektir. Çünkü ilim güzeldir lezzeti de kalıcıdır. Araştırma boyunca bu lezzet sürer gider. Araştırma bitince lezzette son bulur. İlim adamı kendinden önce gelen alimlere hor gözle bakmamalı ; tevazu ile eserlerine yaklaşıp , istifade etmelidir. Böylece en doğru ve sağlam bilgilere ulaşacak , kusurlu , hatalı bilgilerden uzak durmuş olacaktır.

İlmin ilerlemesi ve gelişmesi için şunlar lüzumludur:

İlmi düşünceye serbestlik tanınmalı yani ilimde söz sahibi olanlar fikir hürriyetine sahip olmalı.
İlmi çalışmalar açık ve sağlam metotlara dayanmalı.
İlim; batıl düşüncelerden ,sihir ve hurafelerden arındırılmış olmalı.
Gerçek ilim adamlarının çalışma zevk , şevk ve gayretlerini arttıran teşvik tedbirleri alınmalı.
İlmin ilerlemesi için gerekli her türlü maddi , sosyal ,teknik şartlar ve imkanlar hazırlanmalı.
İlme , ilmi eserlere ve ilim adamlarına hürmet edilmeli itibarları sağlanmalı.
İnsanların dikkat ve alakalarını ilmi konulara çekme çalışmaları yapılmalı.
Devletin ileri gelen adamları ilmin gelişmesi için gereken tedbirleri tespit edip hemen bunları tatbik etmeli.
Biruni beşeri manevi ilimler sahasındaki incelemelerinde bir takım prensipleri esas alıyordu. Bu hususları şöyle demektedir:"Bu ilimlerle meşgul olacaklar önce kalplerini bozuk itikat , kötü huy ve saplantılardan temizlemelidir. İnsanların çoğu manevi hastalıklara yakalanmıştır. Bu hastalıklar sahibini hak ve hakikati göremez hale getirir , kalbi kör kulağı sağır eder. Taassup , başkalarına üstün gelme , nefsin , kötü arzu ve heveslerin peşi sıra gitme ,makam, mevki sevdası peşinde ola , ve benzeri kötü huylar ilim adamına yakışmaz. Bu sebeple de herkes ilim adamı olamaz. İlim yolu çetin bir yoldur. Fakat ele geçmesi de imkansız değildir. Hak ve hakikati araştırırken mümkün olan en yakın , en sahih , en sağlam bilgilere tutunulmalıdır. Bu yapılırken de sahalarının otoritelerine ve ye eserlerine baş vurulur. Yani herkesi sözüne ve eserine değil de , otorite olan alimlerin söz ve eserlerine müracaat edilir. Tespiti mümkün olan hakikatler ortaya çıkarılır."


Biruni muhtelif ilimlere dair 1037 senesine kadar 113 eser yazmıştır. Daha sonra vefat edene kadar 12 sene zarfında ise , 83 eser telif etmiştir. Biruni'nin eserlerini incelediğimizde , onun esaslı bir din kültürü almış ve aldığı bu din ilimleri kültürünü tam anlamıyla hazmetmiş , bütün hayatına ve çalışmalarına sirayet ettirmiş olduğu görülmektedir. Biruni'nin dehasını ve ilmi başarılarının sırrını esasında onun bu yönünde aramak lazımdır.

BİRUNİ SÖZLERİ

İnsanların fikir ve yaklaşımları türlü türlüdür; ve dünyanın gelişmesi bu yaklaşımların çeşitliliği ile gerçekleşir.

*

Biruni, bir eserinde kaleme alma amacını şöyle ifade eder: Evvela kendi nefsim için ki insanın kendisine en yakın olan da odur - ikinci derecede; erdem seven ve erdem yoluna gitmekte olan bizim gibiler için...

*

İlim, paspas üzerine kuşlar için bırakılan et parçası gibiydi...

*

Büyük Bilgin, ışık hızının ses hızından çok daha yüksek olduğu kanaatindeydi. O, ışınların Güneş'ten ısıyı taşıdığını ve bunların havadan ve sudan geçtiğini düşünüyordu.

*

"Ben her kişinin kendi çalışmasında yapması gerekeni​ yaptım. Öncekilerin başarılarını minnettarlıkla karşılamak, onların yanlışlarını ürkmeden doğrultmak, kendisine gerçek olarak görüneni gelecek kuşağa ve sonrakilere​emanet etmek."

*

“Benim bilimle uğraşma sebebim Ali İmran Suresi 191. ayettir”

*

Biruni, insanların üç şey yüzünden mutsuz olacağını söylüyordu;
- Kıskançlık yaparak başkalarının elinde olana göz dikmek.
- Kendini her konuda insanlardan üstün görmek.
- Fal ve uğursuzluk gibi boş inançlara kapılmak.


Bu yazı, biruni kimdir, biruni hayatı kısa, biruni sözleri, el biruni, biruni söylediği sözler, el biruniye ait sözler, el biruni biyoloji, el biruni öz kütle, el biruni dünyanın şekli, müslüman ilim adamları, ile ilgilidir.

HZ. NUH'UN HAYATI VE SÖZLERİ

/ 2 Comments
aşure hz nuh, hz nuh hayatı, hz nuh ilahi sözleri, hz nuh kaç yıl yaşadı, hz nuh kimdir, hz nuhun duası, hz nuhun özellikleri, nuh suresi, nuh tufanı nasıl oldu, nuhun gemisi, 

HZ. NUH KİMDİR?

Hz. Nuh (a.s.) Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadislerde diğer peygamberlere oranla geniş bir şekilde tanıtılan ve “ülü’l-azm” olarak isimlendirilen beş büyük peygamberden biridir. Kur’an’da yirmi sekiz sûrede hakkında bilgi verilmiş ve kırk üç yerde ismen zikredilmiştir.

NUH NE DEMEK?

Kur’an’ın yetmiş birinci sûresi onun adını taşır ve baştan sona onun tevhid mücadelesini anlatır. Ancak Kur’an, Hz. Nuh’un (a.s.) hayatının sadece peygamber olarak görevlendirildikten sonraki safhasından bahsetmektedir. Kendisine inanmayan kavmi tufanla cezalandırıldığından Tufan Hadisesi de ona nisbetle Nuh Tufanı diye anılmaktadır. Nuh kelimesinin Arapça asıllı olup nevh (ağlamak, dövünmek) kökünden geldiğini, bizzat kendi nefsini kötülediğinden veya tövbe etmeden boğulup gitmeleri sebebiyle kavmi için üzüldüğünden ona bu adın verildiğini söyleyenler olmakla birlikte (Fîrûzâbâdî, VI, 26) kelimenin Arapça olmadığı kabul edilmektedir. (Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 330; Jeffery, s. 282)

İLK PUTPERESTLİK NE ZAMAN VE NASIL BAŞLADI?

Rivayete göre insanlar Hz. Nuh’a (a.s.) kadar tevhid inancıyla yaşamış, putperestlik ilk defa Nuh’un kavmiyle ortaya çıkmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de, “Dediler ki: Tanrılarınızı bırakmayın, ilâhlarınız Ved, Süvâ‘, Yegūs, Yeûk ve Nesr’den vazgeçmeyin” meâlindeki âyette (Nuh 71/23) Nuh kavminin taptığı putlardan bahsedilmektedir.

Hz. Nuh (a.s.) kavmini putperestlikten uzaklaştırıp tevhid inancına döndürmek için gönderilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’de Nuh’un (a.s.) Allah tarafından seçildiği (Âl-i İmrân 3/33), kendisine vahyedildiği (en-Nisâ 4/163), kavmine peygamber olarak gönderildiği (Nuh 71/1), 950 yıl kavminin arasında kaldığı (el-Ankebût 29/14) ve kavmini Allah’a kulluğa davet ettiği (Yûnus 10/71; Hûd 11/25-26; eş-Şuarâ 26/106-110) belirtilmektedir.

HZ. NUH’UN (A.S.) DUASI

Nuh kavmini Allah’tan başkasına ibadet etmemeleri hususunda uyarmış, aksi takdirde başlarına gelecek azabı kendilerine haber vermiştir. (Nuh 71/1-4) Yoldan çıkmış, çok zalim ve azgın olan kavmi (ez-Zâriyât 51/46; en-Necm 53/52) Nuh’a inanmadığı gibi ona mecnun demiş, taşlamakla tehdit edip (eş-Şuarâ 26/116) yalancılıkla itham etmiş, ondan kendisine uyan alt tabakadan insanları yanından uzaklaştırmasını (el-A‘râf 7/59-63; Hûd 11/ 27; el-Kamer 54/9) veya başlarına geleceğini bildirdiği azabı bir an önce getirmesini (Hûd 11/32) istemiştir.

NUH TUFANI NASIL OLDU?

Kendi yaptıkları karşılığında hiçbir talebinin olmadığını söyleyen Nuh gaybı bilmediğini, melek de olmadığını, sadece Allah’ın emirlerini bildirdiğini ifade edip davetini sürdürmüş (Hûd 11/28-31; eş-Şuarâ 26/105-115), uzun mücadeleler sonunda kavminin putperestlikten vazgeçmediğini görünce inanmayanları cezalandırması için Allah’a dua etmiş (eş-Şuarâ 26/118-119; Nuh 71/1-28), Allah Nuh’un duasını kabul etmiş ve inkârcı kavminin tufanla helâk edileceğini, kendisinin ve inananların kurtulacağını bildirerek bir gemi yapmasını istemiştir (Hûd 11/36-39). Gemi inşa edilirken Nuh’un kavmi kendisiyle alay etmiştir (Hûd 11/38). Rivayete göre gemi yapması istenince Hz. Nuh tahtayı nereden bulacağını sorar, ona ağaç dikmesi emredilir ve Hint meşesi denilen ağaçları diker. Kırk yıl geçtikten sonra bu ağaçları keserek gemiyi yapar (Fîrûzâbâdî, VI, 29). Geminin inşası bitince her hayvan türünden birer çift, ayrıca boğulmasına hükmedilenler dışındaki aile fertleri ve iman eden diğer kimseler gemiye bindirilir. Hz. Nuh ve ona inananlar kurtulurken eşi ve oğlu inanmayanlarla birlikte boğulur (Hûd 11/40-47; el-Mü’minûn 23/26-29; el-Furkān 25/37; el-Kamer 54/10-17).

Kur’ân-ı Kerîm’de ayrıca Nuh’un oğlu için dua ettiği, ancak bunun kabul edilmediği belirtilmektedir. (Hûd 11/42-43, 45-46; et-Tahrîm 66/10) Tufan sona erince, “Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlara bizden selâm ve bereketle gemiden in …” denilir. (Hûd 11/48) Allah’ın adını zikrettiği peygamberler Âdem’in ve Nuh ile beraber gemide taşınanların soyundan, İbrâhim ile İsmâil’in neslindendir (Meryem 19/58); İsrâiloğulları da Nuh ile beraber gemide taşınanların soyundan gelmiştir. (el-İsrâ 17/3) Ayrıca diğer peygamberler gibi Nuh’tan da söz alındığı (el-Ahzâb 33/7), onun hidayete erdirildiği (el-En‘âm 6/84), ona verilen emirlerin Müslümanlar için de geçerli ve yürürlükte olduğu (eş-Şûrâ 42/13) bildirilmektedir.

HZ. NUH (A.S.) KAÇ YIL YAŞADI?

Kur’an’da Hz. Nuh’un (a.s.) yaşıyla ilgili olarak şu bilgi yer almaktadır: “Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o 950 yıl onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi. Fakat biz onu ve gemidekileri kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık” (el-Ankebût 29/14-15). Bu âyetten anlaşıldığına göre Hz. Nuh’un (a.s.) 950 yıl kavmiyle birlikte yaşamış ancak bu sürenin onun bütün ömrünü veya peygamberlik süresinin tamamını mı yoksa tufana kadar olan safhasını mı içine aldığına işaret edilmemiştir. Kur’an’da verilen bu rakamı Hz. Nuh’un (a.s.) bütün ömrü olarak kabul edenlere göre kırk yaşında peygamber olmuş, 890 yaşında iken tufan gerçekleşmiş, tufandan sonra altmış yıl daha yaşamıştır. Bu süreyi sadece tufan öncesi peygamberlik müddeti olarak düşünenlere göre ise Hz. Nuh’un (a.s.) yaşı bundan çok daha fazladır. Bir rivayete göre peygamberler içinde en uzun ömürlüsü Hz. Nuh’tur; kendisine 350 yaşında vahiy gelmiş, 950 yıl kavmini davetle geçirmiş, dolayısıyla 1300 yıl yaşamıştır (a.g.e., VI, 30). Hz. Nuh’un kabrinin nerede olduğu bilinmemekte, çeşitli yerlerde ona nisbet edilen makam ve kabirler bulunmaktadır. Bir rivayete göre kabri Mekke’de Mescid-i Harâm’da, Mültezem ile Makām-ı İbrâhim arasında, diğer rivayetlere göre ise Kerek, Cizre veya Necef’tedir.

HZ. NUH’UN (A.S.) ÖZELLİKLERİ

Kur’ân-ı Kerîm’e göre Nuh, çok şükreden bir kuldu (el-İsrâ 17/3); güçlükler karşısında gösterdiği sabır insanlara örnek olarak gösterilmiştir (Hûd 11/49). Onun bir başka özelliği de kâfirlere karşı çok sert davranmasıdır.

Ayrıca kavimlerine gönderilmiş emin elçilerden olduğu belirtilen Nuh’un (eş-Şuarâ 26/107) “ashâbü’n-nevâmis”ten (şeriat sahibi) sayıldığı ifade edilmiştir. Rivayete göre tufan esnasında Hz. Nuh, Ebûkubeys dağında bulunan Hz. Âdem’in naaşını alarak bir tabut içine koymuş, tufandan sonra tekrar yerine defnetmiştir. Hz. Nuh’un, Hz. İdrîs’ten sonra gelen ilk peygamber olup marangozluk yaptığı da nakledilmektedir (İbn Kuteybe, s. 19-24). Hz. Nuh’a ayrıca İslâm ve bilhassa Şiî geleneğinde “Neciyyullah” (Allah’ın kurtardığı kişi) sıfatı verilmiştir. Hz. Nuh’un ve kavminin Tufan Hadisesi’nden kurtarılmasına atıf yapan bu sıfat, Allah’ın inâyetiyle Firavun’un zulmünden kurtarılan Hz. Mûsâ için de kullanılmaktadır (Sa‘lebî, s. 166)

HZ. NUH'UN SÖZLERİ

Oğlum! Kalbinde zerre miktar kibir bulunduğu halde de kabre girme! Çünkü Kibriya ve büyüklük Yüce Allah’ın ridasıdır Ridası hakkında çekişen kimseye Allah gazap eder.

Nûh Aleyhisselam oğluna şöyle vasiyet etti:

Unutmaman için sana kısa bir vasiyette bulunacağım.
İki şey vardır ki Allâhü Teâlâ ve sâlih kulları kişiyi onlarla müjdeler.
İki şey de vardır ki onlarla kişi, Allâhü Teâlâ’ya ve onun sâlih kullarına karşı mahcup kalır.

Nûh Aleyhisselam müjdelediği iki şeyden birincisi “Lâ ilâhe illallah”dır. Çünkü gökler ve yer ve arasındakiler zırh olsa, kelime-i tevhîd onları yarar, eğer onlar bir terâzi kefesinde olsa, kelime-i tevhîd bütün hepsinden ağır gelir.

Nûh Aleyhisselam'ın müjdelediği şeylerin ikincisi ise “Sübhânellâhi ve bihamdihî” tesbîhidir. Muhakkak yaratılmışlar bu zikirler ile rızıklandırılırlar.

Nuh Aleyhisselam Allah’a şöyle dua etmiş tir: “Ey Rabbim! Bilmediğim şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer Sen, beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen ben hüsrana düşenlerden olurum!"

Hz Nuh Aleyhisselamın Son Nefesin’de Oğluna tavsiyesi 'Emrim, Lâilâhe illallah ile Sübhanallahi ve bihamdihi' kelimeleridir.


Bu yazı, hz nuh hayatı, hz nuh kimdir, hz nuh hayatı, hz nuh ilahi sözleri, nuh tufanı nasıl oldu, nuhun gemisi, hz nuh kaç yıl yaşadı, aşure hz nuh, hz nuhun özellikleri, nuh suresi, hz nuhun duası, ile ilgilidir.

HASTALIKLARDAN KORUNMAK İÇİN DUALAR

12 Mart 2020 Perşembe / No Comments
hastalıklardan korunmak için dualar, dualar, şifa duaları, şifa bulmak için dualar, kabul olunan dualar, peygamber duaları, hz muhammedin duaları,

Hastalıklardan Korunmak İçin Yapılacak Dualar

Peygamber Efendimiz (sas) hastalıklardan korunmak için dua ederdi. Sağlığın büyük bir nimet olduğunu hatırlamak gerekirse aldığımız her sağlıklı nefes için ne kadar şükretsek az gelir. Bu açıdan bakıldığında da Efendimiz (sas) en güzel örnekleriyle bize bunu göstermiştir.

Efendimiz’in hayatını en yakından bilenlerden biri olan validemiz, Hz. Aişe (ra) şunu anlatmıştır: “Rasulullah (sas), her gece yatacağı zaman avuçlarını bir araya getirir, sonra üç kez “Kulhuvallahu âhad”i, (İhlas Suresi)  üç kez “Kul euzü birabbi’l-felak”ı (Felak Suresi)  ve üç kez de “Kul euzü birabbi’n-nâs”ı (Nas suresi) okuyup avuçlarına üflerdi. Sonra da ellerini vücudunun uzanabildiği yerlerine sürerdi. Bunu yaparken de ellerini önce başına sonra yüzüne ve daha sonra da vücudunun ön kısmına sürerdi. Bunu üç kez tekrar ederdi.” 

Hz. Aişe (ra) aynı zamanda Efendimiz’in bunu kendisine de tavsiye buyurduğunu söylemiştir: “Hastalandığı zaman da aynı şeyi benim kendisine yapmamı söylerdi.” (Buhari)

BU DUAYI 3 KEZ OKUYANA ZARAR GELMEZ

Dua etmekle ilgili bir başka yaşanmış hadise Hz. Osman’ın (ra) oğlu Eban’ın başından geçmiştir… Hz. Osman’ın oğlu başından geçen olayı şöyle anlatmıştır: 

“Ben babamdan, Rasulullah’ın (sas) şöyle dediğini duymuştum: “Kim sabah ve akşam üç kere “Allah’ın adıyla… O’nun adı anıldığında ne yerde ne de gökte hiçbir şey zarar veremez… O işiten ve bilendir.” duasını akşamları üç kere okuyana sabaha  kadar hiçbir şey zarar veremez. Sabah üç kez okuyana da akşama kadar hiçbir şey zarar veremez.” 

Ancak bu hadisi rivayet eden Eban bu sırada felçliydi. Ve dinleyen kişi de kendisine kuşkulu bir ifadeyle baktı. Eban bunu görünce açıkladı: “Hadisin gerçekten sana rivayet ettiğim gibi olduğundan kuşku duyma. Fakat ben bir sabah bu duayı okumayı unutmuştum. Ve gördüğün gibi İlahi takdir yerini buldu.” dedi. (Nesai)

NAMAZ ŞİFA VERİR Mİ?

Efendimiz hasta olduğunda dahi namazlarını asla kaçırmamıştır… Bu konuyla ilgili de Ebu Hureyre (ra) şunu aktarmıştır: “Bir gün, Rasulullah (sas) namaza erken kalktı. Ben de erken kalktım ve biraz namaz kıldıktan sonra oturdum. Rasulullah (sas) bana dönüp baktı ve: “Karnın mı ağrıyor?” buyurdu. Ben: “Evet! Ey Allah’ın Rasulü” dedim. O da: “Öyleyse kalk namaz kıl, çünkü namazda şifa vardır!” buyurdu. (İbn-iMace)

DİNİMİZDE HASTALIKLARDAN KORUNMA YOLLARI

Resulullah Aleyhisselâm hastalıklardan Allah’a sığınmıştır. Hastalığa yakalanmamak için dua etmiştir. İşte Efendimiz’in (sas) o duası:

“Allahümme inni eûzü bike minel-cüzâmi ve-barası vel-cünûni ve min seyyiil-esgâmi.” Bu duanın meali ise şu anlama gelmektedir:  “Ey Allah’ım! Cüzzamdan, tembellikten, delilikten ve hastalıkların kötüsünden sana sığınırım.” Ebû Dâvud aktarmıştır.

CEBRAİL’İN ŞİFA İÇİN OKUDUĞU DUA

Bunların yanında, Cebrail (a.s.), Peygamberimiz (s.a.s.) hasta olduğunda O’na şu duâyı okumuştu:

Bu dua şu anlama gelmektedir: “Allah’ın adıyla. Sana ezâ veren bütün hastalıklara karşı, bütün kötü nefis ve hasedçilere karşı sana okuyorum. Allah sana şifa versin. Ben Allah’ın adı ile sana duâ ediyorum. “Bismillâhi erkîke min külli dâin yü’zîke ve min şerri külli nefsin ev ayni hâsidin Allahü yeşfike bismillâhi erkîke.”

hastalıklardan korunmak için dualar, dualar, şifa duaları, şifa bulmak için dualar, kabul olunan dualar, peygamber duaları, hz muhammedin duaları, esmaül hüsna

ESMA'ÜL HÜSNA (YA SETTAR)

/ No Comments
esmaül hüsna, allahın isimleri, el settar anlamı, ya settar anlamı, ya settar faziletleri, ya settar zikir sayısı, ebced hesabı ya settar, ya settar zikri, zikir yapmak el settar, ya settar zikri neden yapılır
El-Settar

Settar : Kullarının günah ve ayıplarını, hatalarını örten, gizleyen ve bağışlayan, açığa çıkarmayan.

Ya Settar İsminin Anlamı : Kainattaki çirkinlikleri, ayıp ve günahları ve utandıracak halleri devamlı örten ve varlıklara utanma duygusu veren, ayıpları çokça örten demektir.

Ya Settar esması ebced değeri ve zikir sayısı: 1061

Ya Settar Arapça Yazılışı: سَتَّارَ

İsimlerinden biri de "Settâr" olan Allah Teâlâ, kullarının kusur ve hatalarını, günahlarını örterek gizler ve diğer kulların bilmesine engel olur. Bu itibarla Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatı da "Settârel-Uyûb" (ayıpları örten, gizleyen)'dur.

esmaül hüsna, allahın isimleri, el settar anlamı, ya settar anlamı, ya settar faziletleri, ya settar zikir sayısı, ebced hesabı ya settar, ya settar zikri, zikir yapmak el settar, ya settar zikri neden yapılır

İSTİKLAL MARŞI

/ No Comments
bayrağımız, hakka tapan, hürriyet, istiklal marşı, istiklal marşı 10 kıta, istiklal marşı on kıta, kurtuluş savaşı, mehmet akif ersoy şiirleri, türk bayrağı, milli marş, milli marş sözleri

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül… ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma’ bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır  rûh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
                                                            Mehmet Akif Ersoy


bayrağımız, hakka tapan, hürriyet, istiklal marşı, istiklal marşı 10 kıta, istiklal marşı on kıta, kurtuluş savaşı, mehmet akif ersoy şiirleri, türk bayrağı, milli marş, milli marş sözleri

ayrağımız, hakka tapan, hürriyet, istiklal marşı, kurtuluş savaşı, türk bayrağı, mehmet akif ersoy şiirleri, istiklal marşı on kıta, istiklal marşı 10 kıta

MEHMET AKİF ERSOY'UN HAYATI VE ESERLERİ

/ No Comments
çanakkale şehitlerine şiiri, istiklal marşı, mehmet akif ersoy eserleri, mehmet akif ersoy hayatı, nasihatım şiiri, mehmet akif ersoy kimdir, istiklal şairi, safahat, ödev notları, ders notları

MEHMET AKİF ERSOY

Mehmet Akif Ersoy’un Hayatı ve Eserleri

Mehmet Akif Ersoy, 1873 yılının Aralık ayında, İstanbul’un (Fatih) Sarıgüzel semtinde doğdu. Babası, Mehmet Tahir Efendi, oğluna ebced hesabıyla doğum tarihini belirten “Ragif” adını verdi (hicri 1290) ve vefatına kadar onu bu adla çağırdı. Ancak bu isim, yaygın olmadığı ve güç söylendiği için annesi ve yakın çevresi, daha bilinen bir ad olan  “Akif”i kullandılar.

Mehmet Akif, dört yaşlarındayken, Fatih’te Emir Buhârî Mahalle Mektebi’nde başladığı ilköğrenimini Fatih’teki iptidâî Mektepte (ilkokul) tamamladı. Ortaöğrenimine Fatih Merkez Rüştiyesi’nde devam etti (1882-1887). Dil derslerine büyük ilgi duyan Mehmet Akif, rüştiyedeki (ortaokul) eğitimi sırasında, özel öğretmenlerden Arapça, Farsça ve Fransızca dersleri aldı.

Rüştiye’yi(ortaokul) bitirdikten sonra dönemin gözde okullarından Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fakültesi)’nin âli kısmında bir müddet okudu ancak babasını kaybedince Halkalı’daki Baytar Mekteb-i Âli (Veterinerlik Fakültesi)’ne parasız yatılı olarak girdi ve bu okulu birincilikle bitirdi.

1893 yılında “Ziraat Nezâreti Umur-u Baytâriye Şubesi”nde (Ziraat Bakanlığı Veterinerlik İşleri) göreve başladı. “Umur-u Baytâriye Müdür Muavini”(Veterinerlik İşleri Müdür Yardımcısı) olarak sürdürdüğü görevinden 1913 yılında istifa etti.

Baytarlığa başladığı ilk yıllarda bile, mesleğinden çok, şairliği ile tanınan Mehmet Akif, öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitâbet-i resmîye” (resmî yazışma usulü) dersi hocalığı ile başladı. 1908’den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Dârülhilâfe Medresesi’nde “Osmanlı Edebiyatı” hocalığında bulundu.

Mehmet Akif, 1920’de Burdur milletvekili seçildi. 1921 yılında açılan milli marş yarışmasına, “para ödülü almamak” koşuluyla katılmayı kabul etti ve orduya ithaf ettiği şiiri, 12 Mart 1921 günü milli marş olarak kabul edildi. Ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer (Kızılay) bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Darü’l-Mesâi Vakfına (İş Evi) bağışladı.

1923 yılında Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gitti. 1929 - 1936 yılları arasında Kahire’deki “Câmiü’l-Mısriyye” Üniversitesi’nde, Türkçe öğretmenliği yaptı. 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmeye karar verdi. 27 Aralık 1936 tarihinde hayatını kaybetti ve Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

Eserleri

Safahat (1911): 44 şiir, 3084 mısra.

Süleymaniye Kürsüsünde (1912): Bir şiir, 1002 mısra.

Hakkın Sesleri (1913): 10 şiir, 482 mısra.

Fatih Kürsüsünde (1914): Bir şiir, 1692 mısra.

Hatıralar (1917): 10 şiir, 1314 mısra.

Asım (1924): Bir şiir, 2292 mısra.

Gölgeler (1933): 41 şiir, 1374 mısra.

 İstiklal Marşı Anıtı

2011 yılının “Mehmet Akif  Ersoy Yılı” ilan edilmesiyle birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Bakanlıkça genç kuşakları Kurtuluş Mücadelesi tarihiyle yakınlaştırmak ve İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy’un anısını yaşatmak için “İstiklal Marşı Anıtı” yaptırılmıştır. İstiklal Marşı Anıtı, İstiklal Marşı’nın yazıldığı Tacettin Dergâhı’nın da bulunduğu Altındağ Mehmet Akif Ersoy Parkı içerisine yapılmıştır. 5 adet masif traverten kitabeden oluşan, 200 cm yüksekliğinde 150 cm genişliğinde olan anıtın her bir bloğunun üzerinde İstiklal Marşı’nın ikişer kıtası kabartma tekniğinde büyük harflerle yazılmıştır. Şair Ahmed Arif’in oğlu heykeltıraş Filinta Önal tarafından yapılan anıtın resmi açılışı ise Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay tarafından İstiklal Marşı’nın kabulünün 90. yıldönümü olan 12 Mart 2011 tarihinde gerçekleştirilmiştir.

Mehmet Âkif Ersoy Edebiyat Müze Kütüphanesi

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü tarafından Ankara’da Edebiyat Müze Kütüphanesi açılmıştır. Türkiye’nin ilk edebiyat müze kütüphanesi, Mehmet Akif Ersoy Yılı’nda Mehmet Akif Ersoy adına, İstiklal Marşı’nın kabul edildiği gün olan 12 Mart’ta açılmıştır. Mehmet Akif Ersoy, vefatının 75., İstiklal Marşı’nın kabulünün 90. yılına denk gelen 2011 Mehmet Akif Ersoy Yılı’nda, diğer etkinliklerin yanı sıra, adına kurulan Edebiyat Müze Kütüphanesi’yle de anılmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy Edebiyat Müze Kütüphanesi de diğer kütüphaneler gibi, kütüphane hizmeti yanında edebi faaliyetlerin de yapılabileceği bir mekân olarak tasarlanmıştır. Altındağ Belediyesiyle işbirliği yapılarak oluşturulan Müze Kütüphanede elyazması eserlerin tıpkıbasımları ve Mehmet Akif Ersoy’a ait fotoğraflar ile çeşitli objeler bulunmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy Fotoğraf, Anı ve İstiklâl Marşı Temalı Sergi

Mehmet Akif Ersoy’un bugüne kadar yayınlanmış fotoğraflarından, belgelerden ve tarihi vesikalardan oluşan bir fotoğraf sergisi tasarlanmış ve çeşitli illerimizde halkın ziyaretine açılmıştır.  Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan sergide Akif'e ait 71 fotoğraf bulunmaktadır. Koleksiyonda “Akif’in hatırası, Akif ve ailesi, Akif’ten kalanlar, İstiklal Marşı'na ait afiş ve kartpostallar, diğer eserler ve Şair Vesikalar” konu başlıklarıyla sınıflandırılan toplam 71 tablo yer almaktadır.

çanakkale şehitlerine şiiri, istiklal marşı, mehmet akif ersoy eserleri, mehmet akif ersoy hayatı, nasihatım şiiri, mehmet akif ersoy kimdir, istiklal şairi, safahat, ödev notları, ders notları

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

*

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "bu: bir Avrupalı! "
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer. (1)
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da, (2)
Ostralya'yla berâber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asîl,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise, hakkıyle sefîl,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermîler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat îman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metîn istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkîf edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedî'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, (3)
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istîâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan, (4)
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvîzenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvîzeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.

Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

çanakkale şehitlerine şiiri, istiklal marşı, mehmet akif ersoy eserleri, mehmet akif ersoy hayatı, nasihatım şiiri, mehmet akif ersoy kimdir, istiklal şairi, safahat, ödev notları, ders notları

UMUDUNU ASLA KAYBETME!

10 Mart 2020 Salı / No Comments
umut fakirin ekmeği, hayat iksiri, inanç sistemi, resimli sözler, umut ile ilgili atasözleri, ümit ile ilgili atasözleri, umut ile ilgili atasözleri ve manaları, umutlu sözler, ümit sözleri, ümitli sözler,

UMUT

Umut; fakirin ekmeği.
Umut; hayat iksiri.
Umut; geleceğe olan inanç.
Umutla başlayan her şey,
yeterince büyüktür.
Umudunu asla kaybetme...Acer
inanç sistemi, resimli sözler, umut fakirin ekmeği, umut ile ilgili atasözleri, umut ile ilgili atasözleri ve manaları, umutlu sözler, ümit ile ilgili atasözleri, ümit sözleri, ümitli sözler, 
*

Umut ile ilgili atasözleri ve anlamları


Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar.
*
İşi bozulan kişi umutsuzluğa düşmemeli, Tanrı’nın onu daha iyi bir işe kavuşturacağına inanmalıdır.
*
Almadığın hayvanın kuyruğunu tutma.
*
Almayacağın bir şeye alacakmışsın gibi yakın ilgi gösterme, işinde çalıştırmayacağın kimseye çalıştıracakmışsın gibi umut verme.
*
Çiftçinin karnını yarmışlar, kırk tane “gelecek yıl” çıkmış.
*
Çiftçinin ürünü her yıl bir afete uğrar, o da hep gelecek yıla umut bağlar.
*
Evimiz bezden, ne umarsın bizden.
*
Kendisi yardıma muhtaç olandan yardım beklemek boşuna umutlanmaktır.
*
Gün doğmadan neler doğar.
*
Beklenmedik bir sırada umut verici durumlarla da karşılaşma imkânı vardır.
*
Ölme eşeğim, ölme (yaza yonca bitecek)
*
Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için söylenen bir söz.
*
Çıkmadık canda umut var.
*
Elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz.
*
Çıkmadık candan umut kesilmez.
*
Elden gitti sandığımız bir şeyle ilgimiz büsbütün kesilmemişse gereken çabayı harcayarak onun elimizde kalmasını sağlayabileceğimizi umabiliriz.
*
Umut, fakirin (garibin) ekmeğidir.
*
Yoksul kişi, hep yakında bolluğa, rahata kavuşma umudu içinde yaşar.


umut fakirin ekmeği, hayat iksiri, inanç sistemi, resimli sözler, umut ile ilgili atasözleri, ümit ile ilgili atasözleri, umut ile ilgili atasözleri ve manaları, umutlu sözler, ümit sözleri, ümitli sözler, 

GAFLET

4 Mart 2020 Çarşamba / No Comments
altın sözler, Gaflet Hakkında Sözler, Gaflet İle İlgili Sözler, gaflet ne demektir, gaflet sözlük anlamı, Gaflete Düşmekle İlgili Sözler, Gafletle Alakalı Sözler,

*
altın sözler, Gaflet Hakkında Sözler, Gaflet İle İlgili Cümleler, Gaflet İle İlgili Söylenmiş Sözler, Gaflet İle İlgili Sözler, Gaflete Düşmekle İlgili Sözler, Gafletle Alakalı Sözler, 
GAFLET NE DEMEKTİR?

Sözlükte “terketmek, önemsememek” anlamında masdar ve “dalgınlık, dikkatsizlik, yanılma, ihmal” mânasında isim olan gaflet kelimesi, “bir şeyin gerekliliği ortada iken bunun idrak edilememesi”, “nefsin kendi arzusuna uyması, zamanın boş geçirilmesi”, “yeterince uyanık ve dikkatli davranılmadığı için insana ârız olan yanılgı hali” şeklinde de tarif edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’de maddî ve mânevî menfaatlerini bilen insanlara “zâkir” ve “ehl-i zikir”, bundan habersiz olanlara da “gāfil” denilmiştir. 

Gaflet “unutma ve yanılma” manasını da taşımakla birlikte aslında bu iki kavramdan farklıdır. Bir şeyi bile bile terk etmek gaflet, bilmeden terk etmek unutmaktır. 

Kur’an, hayvanlardan daha aşağı seviyede bulunan ve kalpleri mühürlü olanları gafil diye niteler (el-A‘râf 7/179) ve müminlerden gafil olmamalarını isteyerek (el-A‘râf 7/205), Allah’ın âyetlerinden gafil olanların cehennemlik olduklarını bildirir (el-A‘râf 7/146; Yûnus 10/7-8). Gaflet içinde bulunanlar âhirette pişmanlık duyacaklardır (el-Enbiyâ 21/97). Gaflet kelimesi Kur’an’da “habersiz olma” mânasında da kullanılmıştır (Yûsuf 12/3; Kāf 50/22) ve Allah’ın gafil (olup bitenlerden habersiz) olmadığı hususuna sık sık dikkat çekilmiştir (meselâ el-Bakara 2/74, 85, 140, 144, 149). Hadislerde de insanların Allah’tan, onun zikrinden ve âyetlerinden gafil olmamaları istenmiş, gafil kalple yapılan duanın kabul edilmeyeceği belirtilmiştir (Müsned, II, 177; el-Muvaṭṭaʾ, “Ṣalât”, 8; Tirmizî, “Daʿavât”, 65).

Zâhid ve sûfîler gaflet konusu üzerinde önemle durmuşlardır. İbn Ebü’l-Havârî gafleti “en büyük musibet ve kasvet” olarak tanımlar. Ona göre en derin uyku gaflet uykusudur. Gaflet olmasaydı insan nefsinin arzularına kul olmazdı. Cüneyd-i Bağdâdî, Allah’tan gafil olmanın ateşe girmekten daha zor olduğunu söyler. Ebû Ca‘fer Sinân’a göre, bir insanın işlediği günahtan tövbe etmesi gerektiğinden gafil olması o günahı işlemesinden daha kötüdür. Kalbin gaflet içinde bulunmamasını isteyen Dârânî’ye göre gafleti kalpten kovmanın tek yolu Allah korkusudur. İbn Mesrûk ise gafletle cehalet arasında bir ilgi kurarak cehaletin gaflete yol açtığını söyler. Ebû Bekir eş-Şiblî’nin gaflete düşmemek için zaman zaman vücudunu kırbaçladığı rivayet edilir. Kaynaklarda, Ebû Hafs el-Haddâd’ın Allah’ı gaflet üzere iken zikretmediği, Bâyezîd-i Bistâmî’nin ise ölürken Allah’ı hep gafletle zikrettiğini söylediği kaydedilmiştir.

Sûfîler gafleti ikiye ayırır ve bazı hallerde gafletin gerekli olduğuna inanırlar. İbn Ebü’l-Verd’e göre gafletin biri rahmet, diğeri felâket olan şekli vardır. Rahmet olan gaflet kulluğun gereğini yerine getirmeye engel olmaz. İkincisi ise günaha giren kişiyi kulluk yapmaktan alıkoyar. Sürekli olarak celâl ve cemâl tecellilerini temaşa etmeye güç yetiremeyen âşık ve sıddîkların bazan gaflete ihtiyaç duydukları da olur. Nitekim Ebû Hafs el-Haddâd âşıkların ancak gaflette sükûn bulacaklarını söylemiş, Ebû Hamza el-Bağdâdî de, “Gaflet olmasaydı Allah’ın zikrinin verdiği hazdan sıddîklar ölürlerdi” diyerek Haddâd’ı teyit etmiştir. Mutarrif b. Abdullah’a göre Allah’ın sıddîkların kalbine gaflet vermesi rahmetinin eseridir. Eğer kendisini tanıdıkları kadar onlara korku verseydi hayatlarını sürdürmeleri güç olurdu. Rebî‘ b. Abdurrahman, Allah gaflete düşürerek ölümü unutturduğu için insanların dünyayı imar edebildikleri görüşündeydi.

Zaman zaman insanların şarkı ve türkü söylemelerine, oynayıp eğlenmelerine ve dinlenmelerine imkân veren geçici gaflet halleri zâhir ulemâsınca genellikle günah sayılmamıştır. Sûfîlerin tehlikeli buldukları ibadet dışındaki gaflet değil insana ibadeti ve kulluğu unutturan veya kalp huzuruyla dinî görevleri yerine getirmesine engel olan gaflettir. Ebû Tâlib el-Mekkî ve Gazzâlî gibi mutasavvıflar gafletle Kur’an okumanın sakıncalarını geniş olarak açıklamışlardır.

Gafilleri uyarmak için Tenbîhü’l-ġāfil, Tenbîhü’l-ġāfilîn ve Îḳāẓü’l-ġāfilîn gibi adlarla çeşitli eserler kaleme alınmıştır (Keşfü’ẓ-ẓunûn, I, 487; Îżâḥu’l-meknûn, I, 159, 326). Bunların en meşhuru Ebü’l-Leys es-Semerkandî’nin Tenbîhü’l-ġāfilîn adlı eseridir.

 Kaynak : TDV İslam Ansiklopedisi

altın sözler, Gaflet Hakkında Sözler, gaflet ne demektir, gaflet sözlük anlamı, Gaflet İle İlgili Sözler, Gaflete Düşmekle İlgili Sözler, Gafletle Alakalı Sözler, 
GAFLET İLE İLGİLİ ÖZLÜ SÖZLER

altın sözler, Gaflet Hakkında Sözler, Gaflet İle İlgili Sözler, gaflet ne demektir, gaflet sözlük anlamı, Gaflete Düşmekle İlgili Sözler, Gafletle Alakalı Sözler,

Eden kendine eder.
Yapan bulur ve çeker.
Unutma ki; kazanmak koca bir ömür ister,
kaybetmek içinse bir anlık gaflet yeter.

                                      Hz. Mevlana

*

Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalâlettir. Atatürk
*
İslâmiyeti ele alıp Türklüğü inkâr etmek ihanettir. Bunun tersi de aynı derecede gaflet ve ihanettir. Alparslan Türkeş
*
Çareyi tedbirde sanmak ne gaflet! Deveni hem bağla, hem tevekkül et. Necip Fazıl Kısakürek
*
İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar.Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar.Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar. Mevlâna
*
Eden kendisine eder.. Yapan bulur ve çeker.. Unutma..Kazanmak koca bir ömür ister, kaybetmeye ise anlık gaflet yeter. Mevlana
*
Kötü huy kılavuzun oldukça mutlu olacağım sanma! Sen sabaha kadar gaflet uykusundasın, ömür ise kısadır. Korkarım ki,sen bu uykudan uyanınca gündüz olur. Mevlâna
*
Bir işi incelemekte aşırı hassasiyet göstermek ayrılığa; eleştiri, düşmanlığa; sabırsızlık, rezilliğe; sırrı ifşa etmek, alçalmaya sebep olur. Cömertlik zekanın cimrilik ise gafletin alametidir. Cafer-i Sadık
*
Öleceksin nasılsa, ne diye bunca gaflet. Ömer Hayyam
*
Gaflet uykusuna yatanlar için, sabah yoktur. Necdet Evrimer
*
Seni hakikatla doldurmayan her ortamdan uzak dur, yaklaşma.! Boş sözler seni yakacak gaflet ateşidir! Son nefeste pişmanlık fayda verir mi? Epiktetos
*
Devletleri yıkan tüm hatanın altında nice gururun gafleti yatar. Yavuz Sultan Selim
*
Dini siyasi ve maddi bir güç kaynağı olarak gördüğümüzde aslında bunu yaratıcı için değil dünyevi menfaatler için yapıyor oluyoruz ki bu da gaflettir. Grace Tugend
*
Gafil olmayın, çünkü sizden gaflet olunmaz. Hz. Osman (r.a) 
*
Kişi eğlenmeye ve gaflet göstermeye başlar, fayda vermeyen şeylerle meşgul olur. Allahu Teâla’dan dileğimiz bizi bu gafletten uyandırmasıdır. İmam Gazali
*
Şimdi sen muktedirsin, aman dostum dikkat et. Tenden aziz canların, azabını hafiflet. Zira bu güzellikler hiç kalıcı değildir; Öleceksin nasılsa, ne diye bunca gaflet. Ömer Hayyam
*
İdrak kulağından gaflet pamuğunu çıkarmalısın ki, ölülerin nasihatini duyabilesin. Şeyh Sadi Şirazi
*
Şimdi sen muktedirsin, aman dostum dikkat et.
*
Tenden aziz canların, azabını hafiflet.
*
Zira bu güzellikler hiç kalıcı değildir;
*
Gaflet, daha keskin bir düzelme için hazırlıktır.

Gaflet İle İlgili Sözler, Gaflet Hakkında Sözler, Gaflet İle İlgili Söylenmiş Sözler, Gaflete Düşmekle İlgili Sözler, Gafletle Alakalı Sözler, Gaflet İle İlgili Cümleler, altın sözler, 

OĞUZ KAĞAN'IN HAYATI VE SÖZLERİ

/ No Comments
Bilge Kağan’ın Ey Türk Sözleri, Bilge Kağan’ın Öğütleri Nasihatleri, Bilge Kağan’ın Özlü Anlamlı Sözleri, Bilge Kağan’ın Yazıtından Sözler, oğuz kağan kimdir,

Bilge Kağan’ın Ey Türk Sözleri, Bilge Kağan’ın Öğütleri Nasihatleri, Bilge Kağan’ın Özlü Anlamlı Sözleri, Bilge Kağan’ın Yazıtından Sözler, oğuz kağan kimdir, 

OĞUZ KAĞAN KİMDİR?


Büyük Hun İmparatorluğu’nun kurucusudur.

Oğuz Kağan, M.Ö. 234 yıllarında doğmuştur.

Büyük Türk Hakanı Oğuz Kağan’ın babası Kara Kağan’ denilen Teoman’dır. Oğuz Kağan ile Mete Han‘ın aynı kişidir. Oğuz adı, babası Teoman tarafından verilen addır. Mete ise, Çin kaynaklarında Oğuz Kağan’ı belirtmek için kullanılan addır. Oğuz’un annesi Ay Kağan’dır.

Oğuz Destanı‘nda anlatıldığı üzere, yaşamı mucizelerle dolu olan bir Türk yiğididir. Doğduğu gün onun Tanrı’nın kutuna sahip olduğu anlaşılmış ve mucizeleri görülmeye başlamıştır. Yalnızca doğduğu gün annesinden süt emmiş, daha sonra bir daha süt emmemiştir. Çok kısa sürede büyümüş ve bir yaşına girmeden konuşmaya başlamıştır. Yaşını doldurmadan okunu ve yayını alıp ava gittiği ve tüm Türk elinde ününün hızla yayıldığı, yine mitolojik ögeleri de barındıran Türk destanlarında belirtilmektedir.

Kara Kağanın bir oğlu dünyaya geldi. Bu çok güzel bir çocuktu. Doğduğunda annesinin sütünü emmedi, daha sonra annesi rüyasında, çocuğun kendisine “Tanrıya iman etme” söylediğini gördü. Annesi bu rüyayı üç gece üst üste görünce, Tanrıya imam etti ve çocuk annesinden birkere süt emdi ve bir daha emmedi. Bir yıl sonra büyük bir adam gibi konuşmaya başladı. “Ben bir çadırda doğduğum için adımı Oğuz koymak gerekir” dedi. Adını Oğuz koydular. Harikulade halleri görülen Oğuz, çocukluğundan ergenlik çağına kadar, her fırsatta Tanrıyı anardı. Ona Tanrının nurlu feyzi erişti. Her türlü bilim ve hünerde, ok atmada, kargı kullanmada, kılıç çalmada ve bilgi hususunda, aleme ün salacak gelişme gösterdi. Babası onu amca kızıyla everdi. Fakat evlendiği kız iman etmediği için ona yanaşmadı. En sonunda kendine iman eden bir kızla evlendi.

İlk Hun hükümdarı Teoman’ ın başka bir karısından ve Oğuz Han’dan yaşça küçük bir oğlunun annesi, kendi oğlunu tahta geçirmek için çareler aradı ve sonunda Teoman’ı kandırarak Oğuz Han’ı güney-batı komşuları olan Kuşan’lara rehin yollattı. O dönemdeki hukuk anlayışına göre, rehin, barış teminatı demekti. Oğuz Han’ın üvey annesi, oğlunun tahta geçmesini garantilemek için, Teoman’ı bir kere daha kandırarak Kuşan’lara savaş açtırdı. Anlaşma bozulduğundan, Oğuz Han’ın Kuşanlar tarafından öldürülmesi gerekiyordu. Fakat Oğuz Han, süratle ülkesine kaçtı. Babası buna sevindi ve ödül olarak ona 10 bin askerlik bir vilayet verdi. Oğuz Han, yakaladığı bu imkanı iyi kullandı. Kahramanlık ve teşkilatçılık gibi özelliklerini kullanarak, kin duyduğu babasına karşı askeri hazırlığa başladı. Elindeki orduyu bir savaş makinesi haline getiren Oğuz Han, alışılagelmiş bir silah olan oku da geliştirerek menzilini uzattı. Oğuz’un bir tek Tanrıya inandığını duyan babası, onu bir av dönüşü öldürmeyi planladı. Bu haberi alan Oğuz, putperes babasıyla savaşmak için hazırlıklarını tamamladıktan sonra, babasının üzerine yürüdü ve onu yenerek M.Ö. 209 yılında Hun tahtına çıktı. Kağan oldu ve puta tapanlara hiç bir merhamet göstermedi.

Hun Devleti‘nin başına geçen Oğuz Han’ın ilk işi, doğudaki Tunguz’ları ortadan kaldırark boylarını da hakimiyeti altında toplamak oldu.

Türk boylarını birleştirerek ilk defa Türk birliğini kuran Oğuz Han’ın devletinde, boylar iç işlerinde serbestti. Bu gelenek Osmanlılara kadar geldi. Boylar, merkezî devlete sadece vergi ya da haraç vermek ve asker hazırlamakla yükümlüydü.

Oğuz Han, M.Ö. 209-174 yılları arasında geçen otuz beş yıllık kağanlığı sırasında, devamlı savaş halinde oldu. Ülkesinin sınırları Hazar Denizi’nden Hint Okyanusu‘na, Himalayalar’dan Sibirya ya kadar genişledi. Hun saldırılarına karşı inşa edilen Çin Seddi bile Oğuz Han ordularını durdurmaya yetmedi.

Nitekim Oğuz Han, bir seferde 320 bin kişilik bir orduyla Çin’in içlerine kadar girerek Çin Hükümdarı Kao-Ti yi, ülkesinin kuzey bölgelerini Hunlara terk ederek, Hun devletine vergi ödemeye mecbur bıraktı. Çinliler, 58 yıl müddetle bu vergiyi ödedi.

Oğuz Han M.Ö. 174 yılında ölmüştür. Oğuz Han ın Türkçe deki başka bir adının Alp Er Tunga olduğu, aynı ismin Çin kaynaklarında Mete olarak geçtiği rivayet olunur.

Oğuz Kağan destanında anlatılan Oğuz Han, aynı zamanda Büyük Hun Türk İmparatorluğunun kurucusudur. Türk devlet geleneğinin temel taşlarını koyan, Türk Hakanının vazettiği kanunlar, Oğuz (Türk) Töresi olarak ün yapmış ve 16 Büyük Türk İmparatorluğunun da güç kaynağı olmuştur. 24 Oğuz Boyunun atası olan Oğuz Han, Türk Töresini; Disiplin , Adalet, Ahlak ve Millete hizmet esası üzerine inşa etmiştir.

İlk teşkilatı orduyu kuran Oğuz Han, Onlar-Yüzler-Binler-Onbinler diye tasnif yapıp, kumandanlarına da, Onbaşı, Yüzbaşı, Binbaşı, Tümenbaşı diye de ünvanlar vermiştir, Orduda itaatı esas kılmış, itaat etmeyenlerin boynunu vurdurmuştur.

Daha sonra Oğuz Kağanın üç oğlu olmuş. Onlara Gün, Ay, Yıldız adını vermiştir. Bir daha evlenir ve ondan da üç oğlu olur. Bu oğullarına da Gök, Dağ, Deniz adlarını verir. Gün gelir büyük bir toy (şölen) verir. Halkı uyruk verir.

“Ben sizlere oldum Kağan
Alalım yay ile kalkan
Nişan olsun bize buyan
Bozkurt olsun bize uran
Av yerinde yürüsün kulan
Dana deniz, daha müren
Güneş bayrak gök kurıkan”


Dedi ve Dünyanın dört bir yanına yarlığı yazdı, Elçilere verip gönderdi. Bu fermanlarda şöyle yazıyordu: “Ben Türklerin Kağan’ıyım Dünyanın dört bucağına hakim olmam gerekir. Sizlerden itaatinizi istiyorum. Kim benim buyruğuma baş eğerse, hediyelerini kabul eder dost sayarım. Her kimde baş eğmez ise, ona gazab eder, üzerine Ordu çekip, baskın yapar yok ederim. “Çin Kağan’ı itaatini ve dostluğunu bildirdi. Urum Kağan’ı itaatini bildirmedi. Bunun üzerine Oğuz Kağan ordusuyla onun üzerine yürüdü ve onların yenip kendine bağladı. Daha sonra Oğuz Kağan devletin sınırlarını güneyde Hindistan, kuzeyde Sibirya’ya, doğuda Çin denizi, batıda Akdeniz ve Mısır’a kadar genişletti. Buralarda yaşayan Milletleri ve Devletleri kendine bağladı. Daha sonra büyük ganimetlerle ülkesine döndü.

Büyük bir toy verir Oğuz Kağan ve Devleti oğulları arasında pay eder. Boz Oklar denen, Ayhan Yıldızhan ve Gökhan arasında devleti payeder. Üç Oklar denen Denizhan, Dağhan ve Günhan oğullarına da “Sizlerde Boz Oklar altında Beylik yapın” der. 75 yılı savaşlarla geçiren Oğuz Kağan 116 yıllık hükümdarlığının sonunda hayata gözlerini yumar.

Oğuz Kağan Milletine hizmeti daima ön planda tutardı. Eşsiz bir devlet adamı ve bilge kişiydi. Türk Milletinin ona atfettiği kutsallıktan ötürü onun bir Veli veya Nebi olabileceği tarihe geçmiştir. Onun buyruk ve vazettikleri Töre olmuştur. Oğuz Kağanın hayatı boyunca iki öğe çok önemli bir şekilde göze çarpar. Birincisi; Tanrıyı bir bilip ve daima ibadet etmesi. İkincisi; Millete hizmeti. Milletini daima ön planda tuttuğunu şu olay en iyi şekilde bize örnektir: Devletin zayıf olduğu bir zamanda, düşmanları ondan en sevdiği atını isterler, verir. Sonra eşini isterler onu da verir. Daha sonra çorak bir toprak parçası isterler, Oğuz Kağan “Atım ve eşim kendi malımdı verdim, fakat toprak çorakta olsa milletimindir veremem” der ve birliklerini toplar, kendinden emin olan düşmana ani baskın yaparak onları mağlup eder. Bu olayda Devlet malının Millete ait olduğunu ve Devlet malının üzerinde tasarruf edilemeyeceğini göstermiştir. Yani önce Devlet ve Millet menfaati gelir daha sonra diğer menfaatler gelir. “Önce Devletim ve Milletim” bir Oğuz Türk Töresidir.

Oğuz Han, Oğuz Destanı’nda şöyle tasvir edilir:

Samur omuzlu, kurt belli bir yiğitti. Gözlerinin içi nur, avuçlarının içi kandı. Kırk gün anasının sütünü emdi, bir daha emmedi. İki üç yaşında iken ata binmeye başladı. Yetişip aklı erer yaşa gelince Oğuz’a haber verdiler ki yakın ormanda bir canavar türemiş, bir iki şehrin sürülerine ve insanlarına aman vermiyor. Ormana gitti, bir geyik buldu ve ortalıkta bir ağaca bağladı gitti. Ertesi gün gelince geyiği yenmiş buldu. Bu sefer bir ayı buldu, yine o ağaca bağladı ve gitti. Daha sonra geldiğinde onun da kemiklerine rastladı. Bu defa kendisi o ağaca dayanıp gecelemeye başladı. Hazır ava alışan canavar geldiğinde, başıyla Oğuz’un kalkanına dokundu, dövüştüler; o, canavarı yendi, başını getirdi; komşu şehirler halkı düğün bayram ettiler. Büyükler bir araya gelip kendilerini bayrağı altında birleştirecek olanın bu Oğuz olduğunu anladılar. Hepsi onun çevresine toplandılar.
Göktürk Devleti’nin kağanlığı yapan Bilge Kağan, Göktürk Devleti’nin yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından biridir.

Orhun Yazıtları ya da diğer adı ile Göktürk Yazıtları; Türklerin bilinen ilk alfabesi olan Orhun alfabesi ile Göktürkler döneminde Bilge Kağan tarafından yazdırılan yazıtlardır.

OĞUZ KAĞAN SÖZLERİ

-Ben, Göğe benzer Tanrı tarafından mevcut olmuş/ yaratılmış Türk Bilge Kağan. Bu zamanda Taht’a oturdum. Sözümü baştan sona işit!

-Önce küçük erkek kardeş, yeğenlerim, oğullarım, bütün soyum. Milletim; Sağdaki/Güney Şadapıt Beyler, soldaki/ Kuzey/Tarkanlar, Buyruk Beyleri, Otuz Tatar, Dokuz Oğuz Beyleri, Birleşik Türk Milleti! Bu sözümü iyice işit, sağlamca dinle: İleri/Doğu gün doğusuna, beri/Güney gün ortasına, geri/ Batı gün batısına, yukarı/Kuzey gece ortasına kadar, bunun içindeki Millet bana tâbidir. Bunca milleti hep düzene koydum. Onlar şimdi hiç de kötü durumda değiller. Türk Kağan’ı Ötüken’de oturursa İl’de sıkıntı olmaz. Doğuda Şantung Ovası’na kadar ordu sevk ettim. Deniz’e ulaşmamıza az kaldı. Güney’de Dokuz Ersin’e kadar ordu sevk ettim. Tibet’e ulaşmama az kaldı. Batı’da İnci nehrini geçerek Demir Kapı’ya kadar ordu sevk ettim. Kuzey’de Yir Bayurku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yerlere kadar Türk Milleti’ni yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken imiş. Bu yerde oturup Çin Milleti ile ilişkileri düzelttim. Şimdi onlar bize altını, gümüşü, ipeği, ipekli kumaşı bolca veriyorlar. Çin Milleti’nin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp, uzak milleti öylece kendilerine yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi ve bilgili kişileri, iyi ve cesur kişileri ilerletmezmiş.

-Bir insan yanılsa, kabilesine, milletine, akrabasına kadar barındırmaz imiş. Çinlilerin tatlı sözüne, ipek kumaşına aldanıp Ey Türk Milleti, öldün; Türk Milleti öleceksin! Güneyde Çogay Ormanı’na, Tögültün Ovası’na konayım dersen, Türk Milleti, öleceksin! Orada kötü niyetli kişi şöyle öğretiyormuş: “Uzak ise kötü hediyeler verir, yakın ise iyi hediyeler verir” dey ip öyle akıl verirler imiş. Akılsız kişi o sözü alıp, yakına varıp çok sayıda öldün! O yere doğru gidersen Türk Milleti, öleceksin! Ötüken ülkesine oturup/buradan kervan, kafile gönderirsen hiçbir sıkıntın olmaz. Ötüken’de oturursan sonsuza kadar devlet sahibi olup hükmedersin.

-Türk Milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin, acıksan doyacağını düşünmezsin. Bir de doysan acıkacağını düşünmezsin. Öyle olduğun için seni besleyip doyurmuş olan Kağan’ının sözünü almadan her yere gittin. Oralarda hep mahvoldun ve yok edildin. Oralarda geri kalanınla, her yere zayıflayarak, ölerek yürüyordun.

-Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum için Kağan olarak Taht’a oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep derleyip topladım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok yaptım. Yoksa bu sözlerimde yalan var mı?

-Türk Beyleri, Milleti, bunu işitin!

Türk Milleti’ni diriltip nasıl devlet sahibi olacağını buraya hâkkettim/vurdum. Yanılıp nasıl öleceğini yine buraya hâkkettim/vurdum-yazdım. Her ne sözüm var ise bu ebedi taşa vurdum. Ona bakarak bu sözleri öğrenin.

Ey şimdiki Türk Milleti, Beyleri, bu zamanda bana itaat eden beyler olarak mı yanılacaksınız? Babam Kağan, amcam Kağan tahta oturduklarında dört taraftaki milleti defalarca tanzim etmiş, düzene sokmuşlar. Tanrı lütfettiği için tahta oturduğumda dört taraftaki milleti düzene soktum ve tanzim ettim. Başlılara baş eğdirdim, dizlilere diz çöktürdüm. Üstte Gök Tanrı, altta yeryüzüne bahşettiği için, gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen milletimi ileride gün doğusuna, güneyde gün ortasına, geride gün batısına, kuzeyde de gece ortasına kadar uzanan geniş topraklarım üzerinde yerleştirdim. Sarı altınlarını, beyaz gümüşlerini, kenarlı ipek kumaşlarını, kokulu ipeklilerini, has atlarını, aygırlarını, kara samurlarını, gök sincaplarını Türklerime ve milletime kazanıverdim. Kedersiz kıldım.

-Türk Beylerim, Türk Milletim!

Kağanından, Beylerinden, Vatanından, suyundan ayrılmaz-san, Türk Milleti iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın… Taş yontturdum, gönüldeki sözümü bu taşa vurdurdum.

-Ben, Göğe benzer, Tanrının yarattığı Türk Bilge Kağan!

İşte benim sözüm: Kağan oturduğumda ölecekmiş gibi düşünceli olan Türk Beyleri, Milleti sevinip, yere eğilmiş gözleri yukarı baktı. Bu zamanda kendim oturup, bunca değerli töreyi/yasayı dört taraftaki kavme vazettim. Üste Mavi Gök, Alta Yağız Yer Yaratıldığında, ikisi arasında insan oğulları yaratılmış. İnsan oğullarının üzerine de atalarım dedelerim Bumin Kağan, İstemi Kağan tahta oturmuş. Tahta oturarak Türk Milletinin ilini, töresini yönetivermiş, düzenleyivermiş.

-Dört taraf hep düşman imiş. Ordular sevk ederek dört taraftaki milleti alıp, hep tâbi kılmış. Başlılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş. Doğuda Kingan/ Kadırkan ormanına/ dağlarına kadar. Batıda Demir Kapı’ya kadar milleti yerleştirmiş. İkisi arasına da pek örgütsüz ve düzensiz yaşayan Gök Türkleri düzene sokarak öylece hükmederler imiş. Onlar bilgili Kağanlar imiş, yiğit Kağanlar imiş, cesur Kağanlar imiş. Buyrukları altındaki kumandanları da bilgili imişlertabii. Beyleri de Milleti de doğru imiş. Onun için Devleti öylece yönetmişler tabii. İli tutup töreyi düzenlemişler. Sonra kendileri vefat etmişler. Cenaze törenlerine yascı, ağlayıcı olarak, doğuda gün doğusundan Böklü Çöllü halk, Çinliler, Tibetliler, Avarlar, Bizanslılar, Kırgızlar, Üç Kurıkanlar, Otuz Tatarlar, Kıtaylar, Tatabılar…

-Bunca millet gelerek ağlamışlar, yas tutmuşlar. Onlar öyle ünlü Kağanlar imiş. Ondan sonra kardeşleri Kağan olmuşlar şüphesiz. Ondan sonra oğulları Kağan olmuşlar tabii. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi yaratılmamış şüphesiz. Oğulları babaları gibi yaratılmamış tabii. Bilgisiz/akılsız Kağan Taht’a oturmuştur şüphesiz. Onların buyrukçu kumandanları da bilgisizmiş tabii, kötü imişler tabii. Beyleri, milleti itaatkâr/ uyumlu olmadığı için, Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için Beylerle milleti karşılıklı kışkırttığı için, Türk Milleti kurduğu Devleti elden çıkarı vermiş. Taht’a oturttuğu Kağanını kaybedivermiş.

-Bu yüzden Türk Milleti, Çin milletine Beylik erkek evladını kul yaptı. Hanım olmaya layık kız evladını cariye yaptı. Türk Beyleri Türk adını bıraktı. Çinlilerin hizmetindeki Türk beyleri Çin unvanları alarak Çin Kağanına tabii olmuşlar, elli yıl hizmet etmişler.

-Türk Milleti şöyle demiş: “İlli/devletli bir millet idim, ilim/ devletim şimdi hani? Kime il kazandırıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, Kağanım hani? Hangi Kağana hizmet ediyorum” der imiş.

-Türk Milleti yok olmak üzereymiş. Üstte Yüce Tanrı, Türk Milleti yok olmasın diye. Millet olsun diye, babam İlteriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu yükseltip kaldırmıştır. Babam Kağan on yedi erle baş kaldırıp dışarı çıkmış. İlteriş Kutluk “Baş kaldırıyor” diye haber alıp şehirdekiler dağa çıkmış.

-Dağdakiler şehre inmiş. Derlenip toplanıp yetmiş kişi/er olmuşlar. Tanrı kuvvet verdiği için, babam Kağan’ın askeri kurt gibi imiş, düşmanları koyun gibi imiş. Doğuya ve batıya sefer edip/adam toplamış, yığmış. Hepsi yedi yüz kişi/er olmuşlar. Yedi yüz er olup ilsiz/devletsiz, Kağansız kalmış Milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk Töresini bırakmış Türk milletini ecdadımın töresince yeniden var etmiş, eğitmiş. Tölis, Tarduş halklarını orda tanzim etmiş. Güneyde Çin milleti düşman imiş, kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz halkı, düşman imiş, Kırgızlar, Kurıkanlar, Otuz Tatarlar, Kıtaylar ve Tatabılar hep bize düşman imiş. Babam Kağan yedi kez ordu sevk etmiş. Yirmi kez savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, Kağanlıyı kağansız bırakmış. Düşmanları bağımlı kılmış, dizlilere diz çöktürmüş, başlılara baş eğdirmiş. Babam Kağan öylece İli/devleti kurup, töreyi koyup vefat etmiş. Babam Kağan vefat ettiğinde ben sekiz yaşımda kaldım. O zaman ki töreye göre amcam Kağan olarak Taht’a oturdu. Taht’a oturup Türk Milletini yeniden düzenledi, yeniden besleyip doyurdu. Yoksulu zengin kıldı. Azı çok kıldı.

-Amcam Kağan Taht’a oturduğunda ben prens gücünde idim. Tanrı öyle buyurduğu için on dört yaşımda Tarduş halkı üzerine Şad oturdum. Amcam Kağan ile doğuda Yeşil Nehre/Sarı Irmak ve Şantung ovasına kadar sefer ettik. Batıda Demir Kapıya kadar sefer ettik. Köğmen dağlarının ötesinde Kırgız ülkesine kadar sefer ettik. Toplam yirmi beş defa sefer ettik. On üç kez savaştık. İlliyi İlsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizlilere diz çöktürdük. Başlıya baş eğdirdik. Türgiş Kağanı Türküm, Milletim idi.

-Bilgisizliği yüzünden, bize karşı yanlış hareket ettiğinden, kağanları öldü, kumandanları ve beyleri de öldü. On-Ok kavmi ıstırap gördü.

-Atalarımızın, dedelerimizin zapt etmiş olduğu topraklar ve sular sahipsiz kalmasın diye Az milletini tanzim ve tertip edip Bars Bey’e Kağan unvanını burada ona biz verdik. Eş olarak da kız kardeşim konçuyu/prensesi verdik. Buna rağmen kendisi ihanet etti. Sonuç olarak Az’ların Kağanları öldü.

-Halkı da cariye, kul oldu. Köğmenin yeri, suyu sahipsiz kalmasın diye Az ve Kırgız halkını nizama ve düzene sokup geldik. Savaştık… ilini yeniden geri verdik. Doğuda Kingan/Kadırkan ormanını/dağlarını aşarak milleti öylece kondurduk/ yerleştirdik.

-Batıda Kengü Tarbana kadarTürk Milletini öylece yerleştirdik, öylece düzene koyduk. O zaman da kul kullu, cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşi bilmezdi, Oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, öyle gelişmiş, düzene konulmuş ilimiz/devletimiz, töremiz vardı.

-Ey Türk, Oğuz Beyleri, Milleti işitin! Üstte Gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe Ey Türk Milleti, İlini/ devletini, töreni kim yıkıp bozabilirdi?

-Türk Milleti, bu huyundan vazgeç, pişman ol! İtaatsizliğin yüzünden seni besleyip doyurmuş olan Kağnına, hür ve bağımsız devletine karşı kendin ihanet ettin ve nifak soktun. Silahlı düşman nereden gelip seni bozguna uğrattı, sürüp dağıttı? Mızraklı düşman nereden gelerek seni yerinden yurdundan sürüp kaçırttı?

-Kutsal Ötüken Milleti!

Sen kendin, yerini yurdunu bırakıp gittin! Doğuya giden¬leriniz gittiniz! Gittiğiniz yerlerde kazancınız şu oldu: kanınız ırmaklar gibi aktı, kemikleriniz dağlar gibi yığıldı; Bey olacak erkek evladını köle yaptın. O bilgisizliğin yüzünden, kötülüğün yüzünden, amcam Kağan vefat etti.

-Türk Milletinin adı sanı yok olmasın diye Babam Kağanı, Annem Hatunu yücelten Tanrı, onlara il/devlet veren Tanrı Türk Milletinin adı sanı yok olmasın diye beni O Tanrı, Kağan olarak Taht’a oturttu. Ben zengin ve varlıklı bir Millet üzerine hükümdar olmadım. Karnı aç, sırtı çıplak; yoksul ve perişan bir millet üzerine hükümdar oldum. Tigin iki şad ve küçük kardeşim Kül Tigin ile konuşup anlaştık. Babamızın ve amcamızın kazanmış oldukları milletin adı sana yok olmasın diye Türk Milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım; kardeşim Kül Tigin ile iki şad ile ölesiye yitesiye çalıştım.

-Öylece çalışıp bütün milleti ateş ile su gibi birbirine düşman kılmadım. Ben kendim Kağan olarak Taht’a oturduğumda her yere gitmiş olan millet, yaya olarak, çıplak olarak, öle yite dönüp geldi. Milleti, beşleyim, doyurayım diye kuzeyde Oğuz halkına doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru; güneyde Çin’e doğru on iki defa ordu sevk ettim, savaştım. Ondan sonra Tanrı öyle buyurduğu için, bahtım ve talihim olduğu için, ölecek milleti diriltip doyurdum.bilge kagan sozleri

-Çıplak halkı giyimli kıldım, fakir milleti zengin kıldım, az milleti çok kıldım. Güçlü devleti olandan, güçlü hakanı olandan daha iyi kıldım. Dört bucaktaki milleti hep kendime tâbi kıldım. Türk Milletini düşmansız kıldım. Hepsi bana tâbi oldu. Karluk Milleti sıkıntısız, hür ve serbest iken, düşman oldu. Dokuz Oğuz benim milletim İdi. Gök ile yer bulandığı için, ödüne kıskançlık değdiği için bize düşman oldular. Bir yılda dört defa savaştım. Tanrı bahşettiği için, ben çalışıp kazandığım için Türk Milleti kazanmıştır. Ben erkek kardeşimle beraber böyle önderlik edip çalışmasam ve kazanmasam Türk Milleti ölecekti, yok olacaktı.

-Türk Beyleri, Milleti, böyle düşünün, böyle bilin!

Bu yazı, Bilge Kağan’ın Öğütleri Nasihatleri, Bilge Kağan’ın Özlü Anlamlı Sözleri, Bilge Kağan’ın Yazıtından Sözler, Bilge Kağan’ın Ey Türk Sözleri, oğuz kağan kimdir ile ilgilidir.

MÜSLÜM GÜRSES / MÜSLÜM BABA

3 Mart 2020 Salı / No Comments
Müslüm Gürses şarkı alıntıları,  Müslüm Gürses damar sözleri, Müslüm Gürses facebook, Müslüm Gürses twitter, Müslüm Gürses instagram, Müslüm Gürses kimdir, müslüm gürses hayatı

Müslüm Gürses Hayatı ve Sözleri

Doğum adı Müslüm Akbaş olan ünlü sanatçı, 5 Temmuz 1953 yılında dünyaya gözlerini Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesinde gözlerini açmıştır. Annesinin adı Emine'dir. Babası Mehmet Akbaş rençberlik yapar, türkü söylemeyi sever, bağlama çalardı. Akbaş çiftinin Müslüm'den sonra Ahmet ve Zeyno adında bir erkek, bir de kız çocukları oldu.

Müslüm Gürses'in çocukluğunun ilk yılları Şanlıurfa'da geçti. Gürses üç yaşındayken ekonomik nedenlerden dolayı ailecek Adana'ya göç ettiler.
Müslüm Gürses, şarkıcılığa 1965 yılında, küçük yaşta Adana'da bir çay bahçesinde şarkılar söyleyerek başladı, aynı zamanda Halkevine de gitti. Terzi çıraklığı ve kunduracılık yaptı, o yıllarda bir gazinoda sahneye çıktı. Ayrıca ilkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken, 1967 yılında Adana Aile Çay Bahçesi'nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu.

Soyadını da orada çalışırken "Gürses" olarak değiştirirler.

1967 yılından itibaren TRT-Adana-Çukurova Radyosunda da her hafta Cumartesi günü canlı olarak türküler söyledi. 1968 yılından itibaren piyasaya ilk 45'likleri çıkarmaya başladı. İlk plağı 1968 tarihli "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" plağıdır ve Ömür Plak , Adana basımıdır. Ömür Plak ile toplam 4 adet 45'lik yaptı.

İstanbul'a gelen Gürses, Selahattin Sarıkaya'nın sahibi olduğu Sarıkaya Plak ile 2 adet 45'lik plak doldurdu: "Giyin Kusan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin" ile "Gitme Gel Gel/Haram Aşk".

Daha sonra 1969 yılında yine İstanbul'da Palandöken firması ile çıkış parçası olan "Sevda Yüklü Kervanlar"ı içeren "Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma" isimli 45'lik Plağı çıktı. Bu plak tam 300.000 adet satarak rekor kırmıştır.

Gürses, bu plaktan sonra askerliğini yaptı, tekrar İstanbul'a gelerek aynı firmada plaklarını çıkarmaya devam etti. Palandöken firması ile tam 13, sonra Bestefon firması ile tam 4, daha sonra Hülya Plak ile 15 ve nihayet Çın Çın Plak ile 2 adet 45'lik plak doldurdu.

1999 yılında Müslüm Gürses'in o dönemde 15 yıl boyunca albümlerini çıkardığı Elenor plak firmasıyla yolları ayrıldı.

Ocak 2006'da Gönül Teknem adlı albümü Seyhan Müzik etiketiyle raflardaki yerini almıştır. Gürses'in, 2006'da yazar Murathan Mungan'la ortak projesi "Aşk Tesadüfleri Sever" Pasaj Müzik etiketiyle müzik marketlerdeki yerini aldı. Mungan'ın sözlerini yazdığı, David Bowie'den Garbage'a, Leonard Cohen'den Jane Birkin'e birçok yabancı müzisyenin bestesini yaptığı şarkıları seslendirdi. Sonra 2009 yılında yine ayni firmadan çarpıcı bir albüm "Sandık" ile Müslüm Gürses sahnelere geri döndü.

2010 yılında Kasım ayında yeniden Pasaj Müzik ile "Yalan Dünya" isimli bir albüme imza atmıştır.

Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012 Perşembe günü Memorial Hastanesi'nde geçirdiği by-pass ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Kendisine solunum cihazı bağlandı. Gürses, 3 Mart 2013'te, yaklaşık dört aydır tedavi görmekte olduğu İstanbul Memorial Hastanesinde hayatını kaybetti. 4 Mart 2013 günü Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

Kaynak : https://www.sabah.com.tr/muslum-gurses-kimdir

Müslüm Gürses şarkı alıntıları,  Müslüm Gürses damar sözleri, Müslüm Gürses facebook, Müslüm Gürses twitter, Müslüm Gürses instagram, Müslüm Gürses kimdir, müslüm gürses hayatı

Müslüm Gürses Sözleri
Müslüm Gürses şarkı alıntıları,  Müslüm Gürses damar sözleri, Müslüm Gürses facebook, Müslüm Gürses twitter, Müslüm Gürses instagram, Müslüm Gürses kimdir, müslüm gürses hayatı
  • İnsanın hayatında neşenin yeri olduğu kadar hüznünde yeri olacaktır.

  • Ağla, doyasıya ağla! Aynı denizde çoğalır yüreğin özsuyu.

  • Adam öldürmeye hazırım ama cinayet işleyemem.

  • Acıyı bilmeyen tatlı iş yapamaz.

  • Değişmedik. Özümüzde aynıyız. Müsterih olsunlar.

  • Ne demişiz biz, bugün batarsa güneş yarın yeniden doğar.

  • Hayat bana zordu ama güzeldi. Hakkınızı helal edin! Son Sözleri

  • Kırşehir deyince durmak lazım çünkü oradan Neşet Baba çıkmıştır.

  • Niye jilet atıyorsun kardeşim, çiçeğin varsa ver.

  • Ormanlarımız yanıyor, ciğerimiz yanıyor.

  • İstiyorum ki herkes; doğruluğun, iyiliğin, kardeşliğin, barışın efendisi olsun.

  • Sevenlerine; Allah beni sizin sevginizden korusun.

  • Almayın, korsan kaset almayın kardeşim.

  • Ataya itaat, Tanrıya itaattir.

  • Bu şarkıdan biz bıktık sizler bıkmadınız.

  • Çiçeklere gerek yok aslında, sizler birer çiçeksiniz.

  • Yumurtaya can veren Allah’ım yeşilbiberi nasıl yarattın?

  • Öz evladım yok ama dünyada binlerce insan bana Baba diyor.

  • İnançsız insan yaşayamaz. İnanç olmazsa insan hiç bir şeyden zevk almaz, tat alamaz.

  • Sevginin girmediği yere şeytan girer.

  • Benim gibiler, sevmeyi sevenler, her derdi çekerler; ihanete gelemezler.

  • Sürat yapmak iyi bir şey değil. Sürat felakettir!

  • İnsanın hayatında neşenin yeri olduğu kadar hüznünde yeri olacaktır.

  • Yarım kalan sevgiye, şu emanet gülmeye, yaşamadan ölmeye itirazım var!

  • Sen çölüme yağmur oldun

  • Kamyonları seviyoruz, onlar bizim canımız.

  • Biz haramzade değil, asilzadeyiz.

  • İçki içmem su içerim.

  • Rakı içen öldü de su içen ölmedi mi? Ben de bu gece su içeceğim.

  • Dikkatli yaşayacaksın hayatı, insandan çok şeytan var. sozadresi.com

  • Kimse bizim karizmamızın çizilmesine sebep olamaz.

  • Yakarsa dünyayı garipler yakar.

  • Nikâhsız evlilik, ehliyetsiz araba kullanmaya benzer.

  • Biz babadan böyle gördük.

  • Hamam tası gümüşten, ben anlamam bu işten.

  • Dert olmasın bende söylemeyeyim.
Müslüm Gürses şarkı alıntıları,  Müslüm Gürses damar sözleri, Müslüm Gürses facebook, Müslüm Gürses twitter, Müslüm Gürses instagram, Müslüm Gürses kimdir, müslüm gürses hayatı


 Müslüm Gürses Şarkılarından Güzel Alıntılar


  • Aldanma çocuksu mahsun yüzüne,mutlaka terk edip gidecek bir gün. Kanma sever gibi göründüğüne, seni sevmiyorum diyecek bir gün.

  • İsyan ede ede olduk günahkar, mutluluk bizlere uzaktan bakar.

  • Düşüren kim bu aşkı dillerden dile, isyan eder oldum şansa kadere. Aynalar yaşlanmış gösterse bile, yaşanmadan geçen yıllar utansın

  • Hayat bir köşe kapmaca, köşeni bir kaptır da gör. Düşene dost olur sanma, yolunu bir şaşır da gör

  • Kaç kadeh kırıldı sarhoş gönlümde, bir türlü kendimi avutamadım. Kaç gece ağladım böyle gizlice, ne yaptımsa seni unutamadım

  • Her şeyi al, bana beni geri ver. Bir şansım olsun. Başka yer, başka zaman. Sensiz ömrüm olsun

  • Kul kaderini yaşar, bahtında ne çıkarsa düşmez kalkmaz bir Allah, unutma sakın evlat.

  • Bir ömür yetmez ki, sana doymaya ah be sevgili.

  • Cehennem dertleri var cennetimde, ben yaşarken ruhum öldü içimde.

  • Dinleyin geceler, duyun sesimi. Benden daha yalnız değilsiniz ki. Nedir bu karanlık, nedir bu sessizlik? Benden dertli değilsiniz ki.

  • Hayalle yaşarken gerçek dünyada zamanı içmişiz haberimiz yok

  • Güzelmiş çirkinmiş ne fark eder ki. Deli gibi sevmek ruhumuzda var.

  • Allah’ın gücüne gider mi bilmem, verdiği bu candan ben bıktım usta

  • Vazgeçmek; ayrılmak, kopmak demektir. Vazgeçmek; sözünden dönmek demektir.


Müslüm Gürses şarkı alıntıları,  Müslüm Gürses damar sözleri, Müslüm Gürses facebook, Müslüm Gürses twitter, Müslüm Gürses instagram, Müslüm Gürses kimdir, müslüm gürses hayatı