Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

ANNE BABALAR DİKKAT!

28 Ocak 2021 Perşembe / No Comments
anne babalar ne yapmalı, karnesi zayıf öğrenciye nasıl davranmalı, başarısız öğrencilere nasıl davranmalı, karnesi kötü olan öğrencilere nasıl davranmalı, dikkat, ödül vermek, tatil nasıl yapılmalı,

anne babalar ne yapmalı, karnesi zayıf öğrenciye nasıl davranmalı, başarısız öğrencilere nasıl davranmalı, karnesi kötü olan öğrencilere nasıl davranmalı, dikkat, ödül vermek, tatil nasıl yapılmalı, 

KARNESİ KÖTÜ İSE YAPMAMANIZ GEREKEN 4 ŞEY

Karne dönemi yaklaşıyor, çocukların yanı sıra anne babalar da heyecan içinde... Hatta bazı aileler çocuklarının notlarına odaklandıkları için daha gergin bir bekleyiş içinde olabiliyor. Hemen her Aile çocuklarının karnesinin yüksek notlarla dolu olmasını ümit ediyor. Kimi zaman mutlu oluyor, kimi zamansa umdukları notlar gelmediği için üzülüyor.

Karne ister başarılı olsun, isterse zayıf, anne babalar her iki durumda da tepkilerinde aşırıya kaçabiliyor. Acıbadem International Hastanesi'nden Psikolog Ferahim Yeşilyurt, anne babaların karne günü abartılı davranışlar ve sözlerden kaçınmaları gerektiğine dikkat çekerek, "Başarılı karnede abartılı sevinç gösterileri ve hediyeler tıpkı kızgınlık tepkileri gibi öğrenci üzerinde olumsuz sonuçlara neden olabiliyor. Çünkü çocuk anne babası için başarının ne kadar önemli olduğunu fark ediyor. İleride başarısında düşüş olduğunda daha fazla tedirgin olabiliyor. Abartılı olumsuz tepkiler de benlik saygısındaki gelişimine zarar verebiliyor." diyor.

Karnesi zayıfsa bunları asla yapmayın!

Uyarma, tehdit etme: "Bu zayıflar düzelmezse seni mahvederim" Bu tür cümleler korku ve boyun eğmeye neden olabiliyor. Tam aksine isyankar davranışlara da yol açabiliyor.

Öğüt verme, çözüm önerileri getirme: "Senin yerinde olsam insan içine çıkmaz sürekli ders çalışırdım." Bu tür cümleler öğrencinin kendi sorununu kendisinin çözemeyeceğini iletiyor ve direnç yaratabiliyor.

Yargılama: "Sen zaten tembelsin." Kalıplayıcı bir cümledir. Öğrencinin sadece bugün değil, her zaman başarısız olduğunu ve olacağını ima ediyor.

Suçlama: "Bu başarısızlık senin eserin !" Bu cümleler öğrencide savunucu tutum yaratıyor ve başarısızlıktaki kendi rolünü görmesini engelleyebiliyor.
Cezalandırmak benlik saygısının gelişimine de zarar veriyor

Ödül ve ceza sistemi yıllardır çocuk yetiştirmede kullanılan metotlardan. Peki ama bu doğru mu? Psikolog Ferahim Yeşilyurt bu soruyu şöyle yanıtlıyor:

"Başarılı olamayan çocukları cezalandırmak özellikle de bedensel cezalar vermek çok büyük bir hata. Çünkü bu davranışlar öğrencinin benlik saygısının gelişimine zarar veriyor. Bunun yerine sevilen bir aktivitenin kısıtlanması daha uygun olacaktır. Örneğin play station bilgisayar, vb gibi oyun araçları sınırlanabilir."

Anne babanın hatalı davranışları riskli davranışlara yol açabiliyor

Karne sonrasının aile içinde sağlıklı biçimde değerlendirilememesi sonucu üzücü durumlar yaşanabiliyor. Evden kaçan, yaşamına son vermeyi düşünen çocuklar, öfkesine hakim olamayıp çocuğuna şiddet uygulayan ana babalar olabiliyor.

Psikolog Ferahim Yeşilyurt, insanların yaşamları boyunca birçok değerlendirme aşamalarından geçtiklerini, başarı ne kadar olası ise başarısızlığın da o kadar olağan bir durum olduğunu belirterek,

"Önemli olan başarısızlığın nasıl değerlendirildiğidir. Anne babaların hatalı tutumları öğrencilerde ailelerinin kendilerini anlamadıkları ve kabul etmedikleri duygusu yaşatıyor. Öğrenciler de yaşanan başarısızlık durumunu doğru biçimde Analiz edemiyor ve yapılması gerekenleri etkili biçimde uygulamaya koymakta zorlanabiliyor. Diğer taraftan özellikle ergenlerde bu tavırlar riskli davranışlara evden kaçmalara ve kendisine zarar verme gibi davranışlara da neden olabiliyor." dedi.

Gelecek için bir fırsata dönüştürebilirsiniz

Eğer notlar düşükse bu durumdan genellikle öğrenci sorumlu tutuluyor; eleştiriliyor, suçlanıyor.

Psikolog Ferahim Yeşilyurt, "Oysa yapılması gereken, karnedeki düşük notların nedenlerinin ana-baba-çocuk üçgeninde değerlendirilmesi. Çocukla bu sonuçların nedenleri üzerinde konuşulabilir. Eğer aile-çocuk iletişimi iyiyse, çocuk bu sonucun alınmasındaki kendi rolünü görüp, değerlendirmesini yaparak gerekli sorumluluklarını alacaktır." diyor. Sözlerine "Unutulmaması gereken bir nokta da, alınan karne notlarının telafisinin her zaman mümkün olduğu, gelecek dönemlerde yükseltebileceği olmalı." diyerek devam eden Psikolog Ferahim Yeşilyurt şu bilgileri veriyor: "Karnesinde sorunlar olsa da çocuğunuzun her durumda yanında olacağınızı hissettirmelisiniz. Çocuğunuzla ilişkinizi iyi tutarak karne sonrası oluşabilecek bir krizi ilişkinizi geliştirmek üzere bir fırsata çevirebilirsiniz." diye konuştu.

Karnesi zayıfsa tatil yapmalı mı?

Peki karnesi kötü olan çocuk tatil yapmalı mı? İşte hemen her ailenin zihnini kurcalayan bu soruya Psikolog Ferahim Yeşilyurt şöyle yanıt veriyor:

"Okullar tatil olduğuna göre çocuk öncelikle tatil yapmalı. Tatil yaparken ağırlığı yine dinlenme ve eğlenmeye vermek üzere günlük kısa bir ders çalışma programı hazırlanabilir. Çocuk tatilde bolca oyun oynanmalı. Çünkü oyun onun hem rahatlama hem de öğrenme yoludur. Bedensel oyunlar, spor ve müzik aktivitelerini tercih etmeli."

Karnesi iyi ise ödülde aşırıya kaçmayın

Başarı ölçüsü aileler arasında farklılık gösteriyor. Bazı ailelerin çocuğu başarılı oldu diye abartılı sevinç gösterileri içine girebildiğini, ancak bunun tıpkı abartılı kızgınlık tepkileri gibi öğrenci üzerinde Negatif etki yaratabildiği uyarısında bulunan Psikolog Ferahim Yeşilyurt şunları söylüyor:

"Abartılı sevinç gösterileri öğrencide, ailesi için başarının ne kadar önemli olduğu duygusunu yaşatıyor. Ve öğrencinin daha sonraları olası başarı düşmelerinden daha fazla tedirgin olmasına neden olabiliyor. Başarı gösteren öğrenci abartılı hediyelere boğulmamalı. Motive etmek istiyorsanız, elinizdeki ödülleri idareli kullanın. İlkokul 2. sınıfta karnesi hepsi 5 diye çocuğa ıpad, playstation, vb hediyeleri hemen almayın. Bu yıl bunları yaparsanız 3 sınıfın sonunda daha üst hediyeler almak zorunda kalırsınız. Daha çok sözel ödülleri tercih edin. Örneğin öğrencinin başını okşamak, aferin demek, sevdiği bir yemeği hazırlamak, ya da sevdiği bir filmi izlemek onun için daha anlamlı olabilir. Bazen anne babanın çocuğuna zaman ayırması bile yeterli olabilir."

En güzel karne sözleri için tıklayınız...

Bu yazı; karnesi kötü olan öğrencilere nasıl davranmalı, başarısız öğrencilere nasıl davranmalı, anne babalar için, dikkat, tatil nasıl yapılmalı, ödül vermek ile ilgilidir.

SABRIN SONU SELAMET - SABIR TAŞI

/ No Comments
resimli mesajlar, resimli sabır sözleri, resimli sözler, sabır nedir, sabır sözleri, sabrın sonu selamet, selam, selamet, sabır taşı nedir, sabır taşı öyküsü, sabır taşı, sabır ile ilgili sözler, altın sözler

SABIR

Beni soran olursa;
Sabrın sonundaki selameti bekliyor dersin.
Sabırla bekliyorum...

*

Sabır Taşı

Evvel zaman içinde ihtiyar bir kadının güzel ve iyi kalpli bir kızı varmış. Ana kız, türlü türlü nakışlar yapıp satarak geçinirlermiş. Bir gün kızcağız pencere karşısında nakış işlerken uyuyakalmış. Alacakaranlıkta gagasını cama vuran bir kuşun tıkırtısıyla uyanmış. Kızla göz göze gelen kuş, birden dile gelmiş: 

“Sultanım, küçük sultan 
Bir ölü başında duracaksın 
Kırk günü bekleyeceksin 
Muradına ereceksin.” diyerek uçup gitmiş. 

Kızcağız kuşun sözlerine bir anlam verememiş. Kuş ertesi gün aynı vakitte yine gelmiş. Aynı sözleri söyleyip kaybolmuş. İyice korkan kız, anasına anlatmış. Üçüncü gün anasıyla beklemiş akşamüstünü. Kuş yine cama vurup söylemiş sözlerini. Ana kızın içini korku yumağı sarmış. 

Anası: 
- Kızım, buralardan uzaklaşalım. Bu kuş bildiğimiz kuşlardan değil, demiş. 

Gerekli eşyalarıyla biraz yiyecek alarak yola çıkmışlar. Tepelerin yamacına, dağ yollarının dolamacına düşüp gitmişler. Bir ağacın altında gecelemişler. Gece yarısında kuş, incitmeden kızı kapıp karşıki sarayın bir odasına bırakıvermiş. Kız uyandığında kendisini, atlastan bir yatak içinde hareketsiz yatan birinin başında bulur. Önce çok korkar, sonra kuşun dedikleri aklına gelir. “Bu olanlar Allah’tandır. Alnıma yazılanlar elbette gelir başıma.” der, vaktini dualarla geçirir. 

Kızcağız, ölünün başında otuz dokuz günü ağlayarak, dualar ederek tamamlar. Odanın önündeki pencerenin önünden gemiler geçermiş. Yalnızlıktan bunalan kızcağız, gemilerin birine el sallar. Gemi yanaşınca kaptana, bir kese dolusu çil kuruş fırlatır. Can yoldaşı olacak bir cariye almak istediğini söyler. Pencereden bir ip sarkıtarak aldığı cariyeyi yanına çıkarır. Cariyeyi ölünün başında bırakarak biraz hava almak için dışarı çıkar. 

Bu sırada hareketsiz yatan genç yavaş yavaş kıpırdamaya başlar. Meğer ölü kılığında yatan delikanlı bu şehrin şehzadesiymiş. Kırk gün kırk gece ölü gibi yatarken kendisini sabırla bekleyecek kızla evlenmekmiş niyeti. Şehzade uyanır uyanmaz cariyeye “Beni sen mi bekledin kırk gün?” der. Cariye başını sallar. Kuşun getirdiği kızcağızı da yardımcı olarak tanıtır. Gezintiden dönünce gördüklerine inanamayan kızcağız çaresiz boyun eğer. Şehzade, kendisini bekleyenin cariye olduğunu sanarak onunla evlenir. 
Bir zaman böyle geçer. Kimine yıl gelir, kimine gün. Şehzade bir gün düzmece sultana Yemen’e sefere gideceğini söyler. Bir isteği olup olmadığını sorar. Sağlığını dilerim; ama bir elmas bir küpe getirirsen sevinirim, der düzmece sultan. Şehzade, istediğin elmas küpe olsun, deyip dışarı çıkar. Kapının önünde duran cariye kılığındaki zavallı kıza da “Yemen’den bir şey ister misin?” diye sorar. 

Zavallı kız: 
- Tez gidip sağlıcakla dönesiniz şehzadem, deyip bir sabır taşı istemiş. “Eğer unutursan geminin önünü kara dumanlar alsın, yolundan kalasın!” deyince şehzade gülüp geçmiş. 

Şehzade, Yemen’e varır. İşlerini halleder. Kızcağızın sabır taşını almayı unutarak dönüş yolculuğuna başlar. Günlük güneşlik bir havada geminin önünü kara dumanlar kaplar. Gemi gidemez. Kaptan gemidekilere teker teker sorar: 
- İçinizde beddua almış biri var mı? Varsa hemen ortaya gelsin. Yoksa bu gemi yürümez. Gemi yolculuğu başka yolculuklara benzemez. Vebal taşıyan, felaketi gemiye çeker. 

Şehzadenin aklına kızın söyledikleri gelir. Sabır taşını almadığını hatırlar. Gemiden inip sabır taşını alır. Geminin önü açılır. Memleketine döner. Hanımına küpeleri verir, kıza sabır taşını. 
Zavallı kızacağız, sabır taşına yaşadıklarını bir bir anlatır. 

Sabır taşı sabır taşı 
Şişti yüreğimin başı 
Sen olsan ne yapardın 
Söyle ey sabır taşı

Kızcağız anlattıkça sabır taşı şişer. Sonunda çat diye ortasından çatlar. Sabır timsali kızcağız: 
- Ey sabır taşı sen bile dayanamadın, benim yüreciğim nasıl dayansın, diye ağlamaya başlamış. 
Sabır taşının ne işe yaradığını merak eden şehzade de kulağı kapıda kızın anlattıklarını dinliyormuş. Şehzade duyduklarının şaşkınlığı içinde karısını çağırıp: 
- “Kırk katır mı istersin, kırk satır mı?” demiş. Düzmece sultan olanları anlamış. Kırk katır ver de bari memleketime döneyim, demiş. Düzmece sultanı kırk katırın kuyruğuna bağlayıp, katırlara kamçı vurmuşlar. Düzmece sultan cezasını bulurken şehzade, kuşun getirdiği kızla evlenmiş. Kızın yaşlı ve üzüntülü anacığını da saraya getirtmiş. Hep birlikte mutluluk içinde yaşayıp gitmişler. Onlar ermiş muradına, darısı bütün iyilerin başına.

Filiz Güner
Arkadaşım Dergisi


resimli mesajlar, resimli sabır sözleri, resimli sözler, sabır nedir, sabır sözleri, sabrın sonu selamet, selam, selamet, sabır taşı nedir, sabır taşı öyküsü, sabır taşı, sabır ile ilgili sözler, altın sözler

KADER / ALIN YAZISI (AYET, HADİS VE SÖZLER)

/ 1 Comment
alın yazısı nedir, kader değişir mi, kader nasıl yazılır, kader ne demektir, kader nedir, kader yazısı, kaderi kim yazar, kader ile ilgili sözler, kader ile ilgili ayetler, kader ile ilgili hadisler

kader yazısı,kader ile ilgili ayetler,kader değişir mi,kaderi kim yazar,alın yazısı nedir,kader nedir,kader ile ilgili hadisler,kader ile ilgili sözler,kader ne demektir,kader nasıl yazılır,
ALIN YAZISI NEDİR?

Alın yazısı ne demektir? İnsanların doğduklarında alınlarına doğacağı gün ve evleneceği kişi yazılıyormuş, bunun doğruluğu nedir?

Alın yazısı, daha doğmadan önce insanın başına gelecek şeylerin Cenâb-ı Allah tarafından takdir edilmesi, insanın başına gelecek şeylerdir. Buna kader de denir.

Dinî literatürde gerçekten anlına yazılmış yazı anlamında bir “alın yazısı”ndan söz edilemez. Ancak biz Türkçe’de bu ifadeyi kader manasında kullanıyoruz. Kader ise, Allah’ın ilminin bir nevidir. Allah’ın olmuş, olmakta olan ve olacak olan her şeyi önceden bilmesi “kader”dir.

Allah’ın her şeyi önceden bilmesi, İlahlığın olmazsa olmaz şartıdır. Aksi takdirde Allah’ın -haşa- bazı konularda cahil olması gerekir. Böyle bir düşünce küfrü gerektirir.

Her şey, Allah’ın ilmine, o kişi hakkındaki bilgisine uygun olarak kaydedilir. Allah’ın ilmi ise, o kişinin kendi özgür iradesiyle neler yapacağı, nasıl bir hayat çizgisini takip edeceği doğrultusunda oluşur. Çünkü ilim maluma tabidir. Bir şey nasıl bilinirse öyle olmaz, bilakis, nasıl olacaksa öyle bilinir.

Allah, her şeyi nasıl olacaksa ve kişi hür iradesiyle nasıl tercih edecekse öyle bilir. Bu bilgiye halk arasında alın yazısı denilmektedir.

Alın Yazısı İle İlgili Sözler

— Alın yazımı değiştiremem ama istediğim kadere de boyun eğmem. William Shakespeare

— Kader beyaz kağıda sütle yazılmış yazı. Elindeyse beyazdan gel de sıyır beyazı. Necip Fazıl Kısakürek

— Anladım gereksizmiş fazlaca tedbir eylemek Kimsenin karı değildir kaderi değiştirmek. Kanuni Sultan Süleyman

— Şartlar ne kadar ağır olursa olsun ürkmeyiniz. İnsanın alınyazısı ağırlığıyla şartların ötesindedir. Sezai Karakoç

— Erkek olmak doğuştan gelen bir alınyazısı olsa da adam olmak her erkeğe nasip olmuyor. Küçük İskender

— Ve kıyametler koparken alnından bu kentin seni bir tufan gibi sevdim bedenim alabora. Yılmaz Odabaşı

— Hep arar dururdum, dünyaya geleli, Alın yazısını, cenneti, cehennemi. Hocam kesti attı, sağlam bilgisiyle: “Alın yazısı, cennet, cehennem sende, dedi.” Ömer Hayyam

— Kuşkusuz seviyorum, ama karnımın acıkması gibi. Ne tuhaf bir alın yazısı benimki! Stendhal

— Hiç kimse, kaderini değiştiremez ve kaderinden kaçamaz. Goethe

— Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, ürkmeyiniz. İnsanın alınyazısı, ağırlığıyla, şartların ötesindedir. Sezai Karakoç

— Yaşamdan ölüme gitmek, insanın alın yazısıdır. Yüan Wei

— Bir tiyatroda insanın kendisine düşen rolü anlaması gerek; kader, kişiliğimize iğrenç ve düşük bir rol oynatmaya kalkışsa, ona karşı koymasını bilmeli. Alfred de Vigny

— Alın yazımı değiştiremem ama istediğim kadere de boyun eğmem. William Shakespeare

— İnsanın alın yazısı, nasibini aldıktan sonra göçüp gitmekten başka nedir ki? Johann Wolfgang Von Goethe

— İnsanlar akılsızlıkları yüzünden ‘alınlarında yazılı olandan’ daha çok acı çekerler Platon

— Alın yazımı değiştiremem ama istediğim kadere de boyun eğmem. Shakespeare

— Secde görmemiş bir alnın, alın yazısı olmak istemem… Necip Fazıl Kısakürek

Kader İle İlgili Ayetler

Al-i İmran Suresi, 145. ayet: Allah'ın izni olmaksızın hiçbir nefis için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır. Kim dünyanın yararını (sevabını) isterse ona ondan veririz, kim ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri pek yakında ödüllendireceğiz.

Al-i İmran Suresi, 154. ayet: Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.

En'am Suresi, 2. ayet: Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun Katındadır. Sonra siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.

En'am Suresi, 35. ayet: Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, onlara bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven dayamaya gücün yetiyorsa (yap). Eğer Allah dileseydi, onların tümünü hidayet üzere toplardı. Öyleyse sakın cahillerden olma.

Araf Suresi, 34. ayet: Her ümmet için bir ecel vardır. Onların ecelleri gelince, ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında çökerler.)

Enfal Suresi, 68. ayet: Eğer Allah'ın geçmişte bir yazması (söz vermesi) olmasaydı, aldıklarınıza karşılık size gerçekten büyük bir azap dokunurdu.

Tevbe Suresi, 51. ayet: De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler."

Yunus Suresi, 19. ayet: İnsanlar, tek bir ümmetten başka değildi; sonra anlaşmazlığa düştüler. Eğer Rabbinden geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu.

Yunus Suresi, 49. ayet: De ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.

Hud Suresi, 6. ayet: Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır.

Hud Suresi, 8. ayet: Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan nedir?" derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini çepeçevre kuşatacaktır.

Hud Suresi, 37. ayet: "Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda Bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır."

Hud Suresi, 56. ayet: "Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)"

Hud Suresi, 107. ayet: Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır.

Hud Suresi, 108. ayet: Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır.

Hud Suresi, 110. ayet: Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

Ra'd Suresi, 11. ayet: O'nun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar, bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur; onlar için O'ndan başka bir veli yoktur.

Ra'd Suresi, 31. ayet: Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah'ındır. İman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkar edenler, Allah'ın va'di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. (Veya miadını şaşırmaz.)

Ra'd Suresi, 32. ayet: Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, bunun üzerine Ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma?

Ra'd Suresi, 38. ayet: Andolsun, senden önce de elçiler gönderdik, onlara eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmaksızın (hiç)bir elçiye herhangi bir ayeti (mucizeyi) getirmek olacak iş değildi. Her ecel (tespit edilmiş süre) için bir kitap (yazı, hüküm, son) vardır.

Ra'd Suresi, 39. ayet: Allah, dilediğini ortadan kaldırır ve bırakır. Kitabın anası O'nun Katındadır.

Hicr Suresi, 4. ayet: Biz, kendisi için bilinen (takdir edilmiş) bir kitap olmaksızın hiçbir ülkeyi yıkıma uğratmadık.

Nahl Suresi, 61. ayet: Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler.

İsra Suresi, 58. ayet: Hiçbir ülke (veya şehir) olmasın ki, kıyamet gününden önce Biz onu (ya) bir yıkıma uğratacağız veya onu şiddetli bir azapla azaplandıracağız; bu (muhakkak) o kitapta yazılıdır.

Taha Suresi, 40. ayet: "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."

Taha Suresi, 129. ayet: Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu.

Mü'minun Suresi, 43. ayet: Ümmetlerden hiçbiri, kendisine tespit edilmiş eceli ne öne alabilir, ne erteleyebilir.

Nur Suresi, 43. ayet: Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.

Neml Suresi, 74. ayet: Ve şüphesiz, senin Rabbin, sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilmektedir.

Neml Suresi, 75. ayet: Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın.

Ankebut Suresi, 53. ayet: Azap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı, herhalde onlara azap gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda olmadan, onlara kuşkusuz apansız geliverecektir.

Lokman Suresi, 34. ayet: Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın Katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır.

Secde Suresi, 5. ayet: Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir.

Ahzab Suresi, 38. ayet: Allah'ın kendisine farz kıldığı bir şey(i yerine getirme)de peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah'ın bir sünnetidir. Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir.

Sebe Suresi, 3. ayet: İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."

Sebe Suresi, 30. ayet: De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz.

Fatır Suresi, 11. ayet: Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi olmaksızın, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre kolaydır.

Fatır Suresi, 45. ayet: Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.

Fussilet Suresi, 45. ayet: Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, fakat onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden (daha önce) bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Gerçekten onlar, bundan yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

Fussilet Suresi, 47. ayet: Kıyamet-saatinin ilmi O'na döndürülür. O'nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Onlara: "Benim ortaklarım nerede" diye sesleneceği gün, dediler ki: "Sana arzettik ki, bizden hiçbir şahid yok."

Şura Suresi, 14. ayet: Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından kitaba mirasçı olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

Muhammed Suresi, 19. ayet: Şu halde bil; gerçekten, Allah'tan başka İlah yoktur. Hem kendi günahın, hem mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için mağfiret dile. Allah, sizin dönüp-dolaşacağınız yeri bilir, konaklama yerinizi de.

Kamer Suresi, 49. ayet: Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık.

Kamer Suresi, 51. ayet: Andolsun Biz sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?

Kamer Suresi, 52. ayet: Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.

Kamer Suresi, 53. ayet: Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır.

Hadid Suresi, 22. ayet: Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır.

Haşr Suresi, 3. ayet: Eğer Allah, onlara sürgünü yazmamış olsaydı, muhakkak onları (yine) dünyada azaplandırırdı. Ahirette ise onlar için ateş azabı vardır.

Tegabün Suresi, 11. ayet: Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir.

Talak Suresi, 3. ayet: Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır.

Nuh Suresi, 4. ayet: "Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız."

Cin Suresi, 25. ayet: De ki: "Bilmiyorum, size vadedilen (kıyamet ve azap) yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koymuştur?"

Cin Suresi, 28. ayet: Öyle ki onların, Rablerinden gelen risaleti (insanlara gönderilenleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah,) onların nezdinde olanları sarıp-kuşatmış ve herşeyi sayı olarak da sayıp-tespit etmiştir.

Kader İle İlgili Hadisler

-“Bir kimse kadere, hayrı ve şerri ile Allah’tan geldiğine iman etmedikçe, kendisine gelip isabet eden bir şeyin gelip çatmamasının imkânsız olduğunu ve kendisini gelip bulmayan bir şeyin kendisine isabet etmesinin de imkânsız olduğunu kesinlikle bilmedikçe hiç bir kul iman etmiş olamaz.” Sahihu Sünen’i-Tirmizi

-“Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: “Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!” Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizî, Kader 17, (2156).

-“Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir.” Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizî, Kader 17, (2156)

-“Her ümmetin Mecusileri vardır. Bu ümmetin Mecusileri “kader yoktur!” diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal’e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır.” Ebu Davud, Sünnet 17, (4692).

alın yazısı nedir, kader değişir mi, kader nasıl yazılır, kader ne demektir, kader nedir, kader yazısı, kaderi kim yazar, kader ile ilgili sözler, kader ile ilgili ayetler, kader ile ilgili hadisler

SAĞLIK SÖZLERİ

27 Ocak 2021 Çarşamba / No Comments
Sağlık Mesajları, Sağlık Sözleri, Sağlık ile ilgili Mesajlar, Kısa Sağlık Mesajları


SAĞLIK

Corona ölümcül bir salgındır.
*
Corona virüsle mücadelede en önde savaşan sağlık çalışanlarına minnettarız.
*
Alkışlar ve duaları sağlık çalışanları için...
*
Maske, mesafe ve temizlik
*
Sağlığımız için maske+mesafe+temizlik kuralına mutlaka uymalıyız.
*
Gerçek doktor, her hasta ile yaşayıp ölendir.
*
Neşe sağlığın en büyük destekçisi ve beyinle beraber vücudun ortağıdır. Umut, iyileşmenin yarısıdır. 
*
Sağlıklı olmak istiyorsan sağlığı bozacak kötü şeylerden kaçacaksın. Sağlıklı yaşam bulaşıcıdır.
*
Zaman meselesi olan sağlık bazen de fırsat meselesidir.
*

Vücut, zihnin söylediği her şeyi duymaktadır.
*
İki şeyin elden gitmeden değerini takdir etmek zordur; sağlık ve gençlik.
*

Sağlık bütün iyiliklerin anasıdır önce sağlık.
*
Açlıktan daha etkili ve daha zararsız, masrafsız tedavi şekli yoktur.
*

Güneş giren eve doktor girmez.
*
Hiç kimseye, imandan sonra, sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir.
*

Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
*
Sağlıklı olmak istiyorsan; az ye, saygın olmak istiyorsan, az konuş.
*

Hastalık dediğin şey, atla gelir, yaya gider.
*
Öyle tedaviler vardır ki hastalığın, kendisinden daha kötüdür.
*

Hastalık hissedilir de, sağlık hissedilmez.
*
Eğer insan kendi biyolojisine dikkat etmezse, biyolojisi onun hakkından gelecektir.
*

Kendini sağlam bilen hastanın tedavisi yoktur.
*
Dört şey vardır ki, en azını dahi hor görmemek gerekir: Yangın, hastalık, düşman, borç.
*

 Sağlığın başlangıcı hastalığı tanımaktır.
*
Boşuna şifa arama, hastalığımızın zor sırrı; acelecilikle ihmalcilik arasında, sallanıp duruyor.
*

Sağlık bir beden değil, bir kafa meselesidir.
*
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda, bir nefes sıhhat gibi.
*

Sağlıktan büyük zenginlik yoktur.
*
Vücudu sağlıklı tutmak bir görevdir. Aksi taktirde zihinde güçlü ve berrak olmayacaktır.
*

 Bir memleket halkının sağlığı, hakikatte bir devletin dayandığı bütün mutluluk ve gücün temelidir.
*
Hastalık, ölümün hizmetçisidir.
*

Çok fazla yiyip içerek, kendi kalbinize yüklenmeyin.
*
Sevebilen ve çalışabilen insan sağlıklıdır.
*

Sağlığımıza dikkat etmek için yediğimiz besinleri de seçmemiz gerekir örneğin meyveler ve sebzeler gibi.
*
Hastalıklar, kötü zevklerin ücretidirler.
*

Hastalanmaya karşı geliniz Kimseye hasta olduğunuzu söylemeyiniz. Onu istemezseniz o da sizi istemez.
*
İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını, sonra da sağlıklarını korumak için paralarını harcarlar. 
*
Bedenimizi hasta eden, ruhumuzun baskısıdır.
*
Araştırmalar duygusal gözyaşlarının stresle yükselen bazı kimyasalları dışarı atmamıza yardımcı olduğunu gösteriyor.
*
Gücün ve mutluluğun temeli, sağlıktır.
*

Sağlığınızı tükeninceye kadar kullanın, sağlık bunun içindir, neyiniz varsa bitirin ölmeden önce ve sakın aşmaya kalkmayın yaşam sürenizi.
*
Hastalığa tutulmamak, hasta olup da iyileşmekten daha iyidir.
*

Hastalıkları eritmek hususunda en kuvvetli tabip, neşeli düşüncelerdir.
*
Kederlere ve ıstıraplara galebe çalacak, en büyük teselli de güzel niyetlerdir.
*

Dünyanın en iyi doktorları: Perhiz, sükut ve neşedir.
*
Huzur içinde yaşayan, mesut olan, bir felakete uğramadıkça, o huzur ve saadetin kıymetin bilmez.
*

İnsan hasta olmadıkça, sağlığı takdir etmez.
*
Hastalık dediğin şey, atla gelir, yaya gider.
*

Sağlık ile ilgili Mesajlar,Sağlık Sözleri,Sağlık Mesajları,corona,corona virüsü,virüs,covid19,pandemi,corona aşısı,aşı çalışmaları,sinovac,aşı,çin aşısı,biontec,sağlık çalışanları

AİLE HUZURU İÇİN DUA (SEKİNE DUASI)

22 Ocak 2021 Cuma / No Comments
dualar, huzur duası, huzur duası türkçe, eve huzur getiren dua, eve huzur mutluluk getiren dua, aile huzuru için okunacak dua, evlilikte mutluluk duası, sekine duası,

HUZUR VE MUTLULUK DUASI (SEKİNE DUASI)

İnsanlara huzur ve mutluluğu sunacak olan Sekine duasının 19 kez, hiç terk etmeden okunması tavsiye edilmektedir. Sekine kelime anlamı ile, ağırbaşlılık, kalp huzuru, güven, sükûnet, dinginlik anlamları da taşımaktadır.

"Bismillâhirrahmânirrahîm

Yâ Hayy Yâ Allah,Yâ Ferd Yâ Allah,Yâ Kayyum Yâ Allah,Yâ Hakem Yâ Allah,Yâ Adl  Yâ Allah, Yâ Kuddus Yâ Allah"

zikri ve duası besmele ile başlanarak 19 kez hiç terk etmeden her günün başlangıcında okunmalıdır.

İnsanlara huzur ve mutluluğu sunacak olan Sekine duası 19 kez, hiç terk etmeden okunur ve Allah'a istimdat edilerek, Ona sığınılır ve yardım istenir. Huzur duası, insanların sıkıntılı günlerinde rahatlamaları, huzuru bulmaları amacıyla okuyacakları duadır. Bunu sağlamak için alimler tarafından önerilmiş pek çok dua vardır. Bunlar arasında yer alan, Kuran'da geçen Allah'ın isimlerini taşıyan ve 19 kez okunması gereken Sekine duası oldukça önemlidir.

Sekine kelime anlamı ile, ağırbaşlılık, kalp huzuru, güven, sükûnet, dinginlik anlamları da taşımaktadır. Hz. Ali'ye tebliği edilmiş olan bu duada Allah'ın altı isminin yer aldığını, esrarlı, feyizli ve kuvvetli bir dua olduğunu belirtelim.

SEKİNE DUASI

Hz. Ali bu olayı;

Ben Cebrail'i gökkuşağı gibi semayı kuşatmış olarak gördüm, sesini duydum. Sayfayı aldım. Sayfada Allah'ın Hayy, Ferd, Kayyum, Hakem, Adl ve Kuddus isimlerini buldum.''  şeklinde anlatmıştır. Bu isimler İsmi Azam olarak kabul edilir.

Sekine'de bulunan Allah'ın isimlerinin anlamları;

Ferd: Allah birdir, yeganedir, tekdir, istiklal ve infirat sahibi olandır.
Hayy: Allah sonsuz, ezeli, ölümsüz olandır.
Kayyum: Allah daima olandır, her şeye hakim ve ayaktadır. Her şey onunla birlikte vardır.
Hakem: Allah hüküm sahibi olandır.
Adl: Allah adalet sahibi olarak, herkese hakkı olanı verir. Kimseye haksızlık yapmaz. Kendi adaletli olduğu için, kullarına da adaletli olmayı emreder.
Kuddus: Allah temiz ve pak olandır. Her türlü eksik sıfattan münezzehtir.

dualar, huzur duası, huzur duası türkçe, eve huzur getiren dua, hz ali duası, allahın isimleri, aile huzuru için okunacak dua, evlilikte mutluluk duası, sekine duası,

SÖZ VE EDEP

/ No Comments
altın sözler, edep nedir, en güzel sözler, resimli sözler, söz edep ilişkisi, söz harmanı, sözün erdemi, sus, sözün edebi, konuşmada edep, edepli sözler, sadi şirazi sözleri, yunus emre sözleri,

SÖZÜN EDEBİ

Ya söyleyecek sözü olmalı insanın,
ya da susacak edebi!

Ya hayır konuş ya da sus!

Söz gümüşse sukut altındır.

Söz yerinde ve zamanında söylenirse değerlidir.
Yerinde ve zamanında söylenmeyen söz ise zararlıdır.

Söz gücünü haklılığından alır.

Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı...

*

"Sözün âfeti yalandır. Bela insanın sözü üzerine gelir. O halde hayır konuşuyorsan söyle yoksa sus!" Müslim
*
"Ya hayır konuşup da sevap kazanan yahut susup da selamet bulan kişiye Allah rahmet etsin." Nesei
*
"Senden soruluncaya kadar susmak, susturuluncaya kadar söylemekten hayırlıdır." Hz. Ali
*
Şeyh Sadi Şirazi diyor ki: "Şam tarafına sefer yaptığımda orada adamın biri eşeğinin karşısına geçmiş ona bir takım işaretler yapıyor gördüm. Ona "Sen bu eşeğe ne diye bu işaretleri yapıyorsun" diye sordum. Adam: "Ben ona konuşmayı öğretiyorum" dedi. Bunun üzerine ona: "Sen ona konuşmayı bırak da ona bakarak kendine düşünmeyi öğren" dedim.
*
"İnsan, hayvandan konuşmakla üstündür. Ama doğru konuşmazsan hayvanlar senden üstün olurlar. İnsan dilini tutup konuşmadıkça, ayıbı da hüneri de gizli kalır." Şeyh Sadi Şirazi
*
"İki şey insanı çileden çıkarır; söylenecek yerde ağız açmamak, susacak yerde lâkırdı etmek. Şeyh Sadi Şirazi
*
"Para ile köle satın alamadığına üzülme; insanları tatlı dille de kendine esir edebilirsin." Hz. Ali
*
"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı. Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz." Yunus Emre
*
"Eğer hor eğer hürmet, Kişiye sözden gelir." Yunus Emre
*
"Bir insana söz anlatmak için yakasını, paçasını tutmanız yersizdir. Sizi dinlemek istemiyorsa, dilinizi tutun daha iyi olur."
*
"Ya susun yahut susmaktan iyi şeyler söyleyin. Kişinin konuşması onu hayvanlardan, söylediği şeyler de meleklerden ayırır."
*
"Çok kez söylediklerimiz yüzünden kazandığımız düşmanlar, yaptıklarımız yüzünden kazandığımız dostlardan daha çoktur."
*

"Ne kadar çok söylersen karşındaki o kadar az hatırlar. O halde az söyle de kazancın çok olsun."
*
"Konuşma sanatını bilen adam, düşündüklerinin hepsini söylemez; fakat söylediklerini düşünür de söyler. Sözün en güzeli, söyleyenin doğru olarak söylediği, işitenin de yararlandığı sözdür." 


altın sözler, edep nedir, en güzel sözler, resimli sözler, söz edep ilişkisi, söz harmanı, sözün erdemi, sus, sözün edebi, konuşmada edep, edepli sözler, sadi şirazi sözleri, yunus emre sözleri, 

TÜRKİYE ŞİİRLERİ

20 Ocak 2021 Çarşamba / No Comments
anadolu şiirleri, vatan şiirleri, Türkiye şiirleri, türkiyem şarkı sözü, bedri rahmi eyüpoğlu şiirleri, ozan arif, mahzuni şerif, yavuz bülent bakiler türkiyem şiiri, abdurrahim karakoç

ANADOLU

Baş koymuşum Türkiye'min yoluna,
İnişine yokuşuna ölürüm.

*

TÜRKİYEM

Baş koymuşum Türkiyemin yoluna 
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm 
Asırlardır kır atımı suladım 
Irmağının akışına ölürüm 

Sevdalıyım yangın yeri bu sinem 
Doksan yıldır çile çekmiş hep ninem 
Pınarlardan su doldurur Eminem 
Mavi boncuk takışına olurum 

Düğünüm, derneğim, halayım, barım, 
Toprağım, ekmeğim, namusum, arım 
Kilimlerde çizgi çizgi efkarım, 
Heybelerin nakışına ölürüm...

*

YÜRKİYEM, ANAYURDUM, SEBEBİM, ÇAREM

Ben, kağnılarla yaylılarla büyüdüm geldim
Çocuk yüreğimi yakan türküler dinleye dinleye.
Mahzun kağnılarla, nazlı yaylılarınla
Ve tozlu yollarınla sevdim seni Türkiye!

O tezek topladığım kırlar, yaylalar...
Başına oturduğum, yemek yediğim atandır.
Türkiye'm, anayurdum, sebebim, çarem...
Taşına toprağına vurgunluğum bundandır...

Akşam karanlığıyla başlardı kurbağalar
Susar gökyüzü kadar, dinlerdim biteviye.
Gecemi besteleyen cırcır böceklerinle.
Kurbağa seslerinle sevdim seni Türkiye!

Bir Peygamber sofrasıydı soframız: 
Biraz tandır ekmeği, biraz çökelik...
Yoksulluğunla da bağlandım kaldım sana
Mecnunlar gibi üstelik.

Yağmurlar başlayınca, odalarımız damlardı
Dizlerini döve döve ağlardı anam.
Şimdi kırkikindiler boyunca sırılsıklam
Küçük kerpiç evlerin çıkmaz aklımdan!

Türkiye'm! Hasretim! Kınalı türküm! ..
İçiçe güzellik, uç uca kahır
Yüreğimi bin parçaya bölseler
Her parçası yine seni çağrışır.

Yavuz Bülent Bakiler

*

UYAN TÜRKİYEM

Bu bir cinnet krizi, gerçekler yolunuyor
Gönül parkımızdaki çiçekler yolunuyor
Kuzular yolunuyor, ördekler yolunuyor
Kazlar tüyünü döktü, uyan artık Türkiye! .
Iğdır’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Üç siyasi tecavüz üç ortağın niyeti
Yapılan her yanlışta millet öder diyeti
Koru hukukumuzu, koru cumhuriyeti
Şerefimiz diz çöktü, uyan artık Türkiye! .
Rize’de şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Namuslu can derdinde, soyguncu mavi turda
Sosyete pazarında bütün eller uçkurda
Yabancı müfettişler ne halt ediyor burda? .
Yeter, uyanma vakti, uyan artık Türkiye! .
Ağrı’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Kimse senin adına borç alıp ruh satmasın
İşsiz, bunalmış gençler aklını oynatmasın
Çifte pasaportlular memleketi satmasın
Her zillet seni yaktı, uyan artık Türkiye! .
Sinop’ta şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Aldanma yalancının yalanına bir daha
Sarılma denenmişin yılanına bir daha
Yol verme haydutların talanına bir daha
Bayrağın boyun büktü, uyan artık Türkiye! .
İzmit’te şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Dünümüz yağmalandı, yarınlar ipotekli
Sevip büyüttüğümüz torunlar ipotekli
Elif’ler, Alparslan’lar, Harun’lar ipotekli
Kokla bak tuzlar koktu, uyan artık Türkiye! .
Muğla’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Avrupa sevdalısı âşıktan hayır gelmez
Ayının elindeki kaşıktan hayır gelmez
Teslim tünelindeki ışıktan hayır gelmez
Uyurken yılan soktu, uyan artık Türkiye! .
Mersin’de şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Kartel medya narkozu uyuşturmasın sizi
Hoyrat örselemesin, buruşturmasın sizi
Sistem birbirinizle vuruşturmasın sizi
Gök gürler-şimşek çaktı, uyan artık Türkiye! .
Hatay’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Sütü bozuk olmayan çok sever milletini
Hiç emdirmez kanını ve yedirmez etini
Kaybetmez inancını, çiğnetmez iffetini
Uykun pek fazla çekti, uyan artık Türkiye! .
Urfa’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Utansın paramızı pul yapan büyükbaşlar
Kesmesin yolumuzu küp başlar, kayık başlar
Bu sözlerim sizedir hür başlar, ayık başlar
Ahlar semaya çıktı, uyan artık Türkiye! .
Sivas’ta şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Doktor bizden olmalı, ilaç bizden olmalı
Başımıza giyecek her taç bizden olmalı
Ufuk bizden olmalı, miraç bizden olmalı
Dağlara sisler çöktü, uyan artık Türkiye! .
Konya’da şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

Gel ki görkemli birlik birlikte gerçekleşsin
Gel ki Anadolu’da huzur rüzgârı essin
Gel ki leş kargaları korksun, sesini kessin
Mazlum canından bıktı, uyan artık Türkiye! .
Her yerde şafak söktü, uyan artık Türkiye! .

01/06/2002 - (Parmak İzi)

Abdurrahim Karakoç

*

DÜZELMEZ

Kör olan vicdanlar bakın da görün
Bakmayınca bu memleket düzelmez!
Şu çıban yarılıp içinden irin;
Akmayınca bu memleket düzelmez!

Kapanmalı bu milletin yarası
Ne kavganın,ne döğüşün sırası,
Evde huzur,yurtta dirlik çırası,
Yakmayınca bu memleket düzelmez!

Olmamalı Türk'ün Türk'ten şüphesi
Yol olmalı aşk dağının tepesi
Her kulağa birer sevgi küpesi
Takmayınca bu memleket düzelmez!

Beşeriyet kanununun çatlağı
Yurdu yaptı vurguncunun otlağı
Yetimin hakkını yiyen gırtlağı
Sıkmayınça bu memleket düzelmez!

Vallahi susamış arıyor vatan,
Yeni bur kumandan,yepyeni bir han;
Ben diyeyim Fatih,sen de Alparslan,
Çıkyanıca bu memleket düzelmez!

Koy desinler falan fikrin ozanı
Ozan Arif sen bırakma ezanı
Bismillah deyip de köhne düzeni
Yıkmayınca bu memleket düzelmez!

Ozan Arif

*

İTİRAF DİLEKÇESİ

Şimdi yalan çıkmanın utancını terliyorum 
Ortalık olabildiğince bir kör-duman. 
Ben kendi dumanımda boğulurken 
Beyaz ve siyah atlarını koşturmuş zaman; 
Ihlamurlar çiçek açmış 
Rüzgâr ıhlamurların türküsünü söylüyor 
Çıkıp bir yelkende oturmam mümkün değil 
Utancımın terleri kurumadan 
Zamanın dışına sarkamıyorum.

Ihlamurlar çiçek açmış, bense hâlâ burdayım 
Kavlimize göre böyle olmayacaktı, 
Muhakkak sana gelecektim bir çiçek vakti 
Yüreklerinde hasret, seslerinde hasret 
Turnalar geçiyor memleket memleket 
Bense çaresizlikten bir hurdayım 
Akbabaların döndüğü son çukurdayım 
Yaşanmamış bir gün, gün değil, 
suçu takvimlere bırakamıyorum.

Sebep bir değil, beş değil 
Ben birincisini söyleyeyim, ötesi kalsın 
Kaderin hükmü bu, temyizi olmaz 
Yaşanmış bir süreçtir sana rehin bıraktığım yaz, 
Yakamaz, yakıştıramazsın, bugün dün değil, 
vefasızlıkla ilgisi yok bunun efendim, 
Tek başıma çare üretmekten tükendim 
İş karışık, içinden çıkamıyorum.

’Gel' diyorsun sürgülüyken kapılar 
Mayın tarlasına düşmüş gibiyim 
Kasları, kanatları yanmış bir kuş gibiyim 
Geç geldi ve uzaktan geçti bu bahar 
Kaderin hükmü bu, nasıl geleyim 
Ne başım ayıktır, ne kılavuzum var 
Özüm dert evidir, düğün değil 
Senin havuzuna akamıyorum.

İki tarla arasında takım belirleyen 
Bir taş gibi oturup durdum bütün yıl 
Gelen şiir yağmurlarını da kapıdan çevirdim ben 
Bir gönül öne geçti, bir akıl 
Gel gör ki her zaman kaderin dediği oldu 
Bu işi bitirmem mümkün değil 
Şair dilim lâl şimdi 
Derdimi kolayca dökemiyorum.

Yüzüme tokat gibi yapışıyor bakışların 
Gözlerimi kapatsam da karşımda duruyorsun 
Ihlamurlar çiçek açmış salkım saçak 
Sen beni hep kendi sözümle vuruyorsun 
Ağlasam ıhlamurların dallarına kar yağacak 
Uzatsan da pasaportumun süresini 
Köprü su altında kaldı, bugün dün değil 
Kaçağım, yüzüne bakamıyorum.

Bahattin Karakoç

*

KAYBOLDULAR

Bir zamanlar at koşturan ağalar
Dizginiyle nalıyla kayboldu
Viskiyle sulanan al yeşil bağlar
Yaprağıyla dalıyla kayboldu

Çiftliğinde çift dönerdi kahyalar
Burnumuza gelmez oldu reyhanlar
Suntalar kralı telli Yahyalar
Servetiyle malıyla kayboldu

Bir hoca vardı tespih çekerdi
Yalan koymaz yeryüzüne dökerdi
Gizli şarap içer haramdır derdi
Yalanıyla falıyla kayboldu

Bölmek için gürler dururdu sesi
Vatan neyi, nedir; memleket nesi
Kurt beslerdi bizim köyün fitnesi
Aslanıyla yalıyla kayboldu

Mahzuni Şerif`im sonun bu muydu
Tarih Baba neler yıkadı yudu
Nice olanaksız günlerin umudu
Bir acayip diliyle kayboldu

Mahzuni Şerif

*

TÜRKÜLER DOLUSU

Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe daya
..........
..........

Bedri Rahmi Eyüboğlu

*

AZERBAYCAN-TÜRKİYE

Bir ananın iki oğlu, 
Bir amalın iki qolu. 
O da ulu, bu da ulu 
Azə rbaycan - Türkiyə .

Dinimiz bir, dilimiz bir, 
Ayımız bir, ilimiz bir, 
Eşqimiz bir, yolumuz bir 
Azə rbaycan - Türkiyə .

Bir millə tik, iki dövlə t 
Eyni arzu, eyni niyyə t. 
Hə r ikisi cümhuriyyə t 
Azə rbaycan-Türkiyə .

Birdir bizim hə r halımız— 
Sevincimiz - mə lalımız. 
Bayraqlarda hilalımız 
Azə rbaycan - Türkiyə .

Ana yurdda - yuva qurdum, 
Ata yurda könül verdim. 
Ana yurdum, ata yurdum 
Azə rbaycan - Türkiyə .

Bahtiyar Vahapzade

*

ŞÜHEDA KANIYLA YOĞRULAN BU YURT

Şüheda kanıyla yoğrulan bu yurt
Sana yan bakanlar çekmez mi bela
Sende yaşayan Türk o mert oğlu mert
Biri yüz bin olup cihana dola

Cihana dolasın buluban izzet
Senin sahibindir sâhib-nübüvvet
Bunu fehm edemez her ehl-i gaflet
Zanneder ki gelip geçen beyhuda

Türk oğlu mertlikte yektâ cihandan
Vatanıyçün geçer ser ile candan
Kahreder düşmanı çekinmez andan
Çünkü nusret veren Hazret-i Mevlâ

Dinimiz İslamdır almışız himmet
Himmet alan kılmaz kimseye minnet
Hep âlem İslamda bulur hürriyet
Kırım, Bahçesaray, Hîve, Buhara

Irak, İran, Afganistan, Suriye
Mısır diyarı, Fas gele beriye
Bu birliğe karşı düşman eriye
O zaman dünyada bak ki ne ola

Endozin, Pakistan gele yetişe 
Bütün dindaş hep el ele tutuşa
O vakit ülkemiz döner ateşe 
Kimse parmak uzatamaz alava

Alava düşenler yanar çıkamaz 
Yüz bin kedi bir arslanı yıkamaz
Ordumuza kimse hain bakamaz 
Sâdıktır hep sâdık emîr ümerâ

Celal Bayar bu milletin sultanı 
Adnan Menderes de vekiller hanı,
Refik Koraltan’ı ordu tekmanı
Umaram yaşasın dünya durdukça

Çakmak ataşlansa cihanı dağlar
Doğuya, batıya yıldırım yağar
Dostları şad olur, hep düşman ağlar
Salar cümlesini hay ile vaya

Gene bu gönlüme geldi bir efkâr
Bari saklamayam kılam âşikâr
Bizim gavsü’l-a‘zam kutb-ı zaman var
Dar günde imdada gelir evliya

Umaram bu yurda gelmesin keder
Hain bakanları ola derbeder
Cümle âşk-ı sâdık hep dua eder
Sen de niyâz eyle ey Cemâl Gedâ

Kağızmanlı Cemal Hoca



anadolu şiirleri, vatan şiirleri, Türkiye şiirleri, türkiyem şarkı sözü, bedri rahmi eyüpoğlu şiirleri, ozan arif, mahzuni şerif, yavuz bülent bakiler türkiyem şiiri, abdurrahim karakoç


EFLATUN (PLATON) FELSEFESİ

18 Ocak 2021 Pazartesi / No Comments
balıklar, eflatun felsefesi, eflatun hayatı, eflatun kimdir, eflatun sözleri, güç nedir, karıncalar, platon kimdir, resimli mesajlar, suyun akış kuvveti, felsefeciler, ödev notları, pluton felsefesi, pluton hayatı
eflatun felsefesi, eflatun hayatı, eflatun kimdir, eflatun sözleri, felsefeciler eflatun, ödev notları, platon kimdir, pluton felsefesi, pluton hayatı, suyun akış kuvveti, 

                                Sular yükselince, balıklar karıncaları yer.
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer.
Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmesin.
Çünkü kimin kimi yiyeceğine 'suyun akışı' karar verir... Eflatun

*

 EFLATUN'UN HAYATI VE FELSEFESİ

Yirmi yaşından itibaren ölümüne kadar yanından ayrılmadığı Sokrates'in öğrencisi ve Aristoteles'in hocası olmuştur. Atina'da Akademi'nin kurucusudur. Eflatun'un felsefi görüşlerinin üzerinde hala tartışılmaktadır. Eflatun, batı felsefesinin başlangıç noktası ve ilk önemli filozofudur. Antik çağ yunan felsefesinde, Sokrates öncesi filozoflar (ilk filozoflar veya doğa filozofları) daha ziyade materyalist (özdekçi) görüşler üretmişlerdir. Antik felsefenin maddeci öğretisi, atomcu Demokritos ile en yüksek seviyeye erişmiş, buna mukabil düşünceci (idealist) felsefe, Eflatun ile en doruk noktasına ulaşmıştır. Eflatun bir sanatçı ve özellikle edebiyatçı olarak yetiştirilmiş olmasından büyük ölçüde istifade etmiş, kurguladığı düşünsel ürünleri, çok ustaca, ve şiirsel bir anlatımla süsleyerek, asırlar boyu insanları etkilemeyi başarmıştır.

Modern filozoflardan Alfred North Whitehead'e göre Eflatun'dan sonraki bütün batı felsefesi onun eserine düşülmüş dipnotlardan başka bir şey değildir. Görüşleri İslam ve Hiristiyan felsefesine derin etkide bulunmuştur.

Eflatun, eserlerini diyaloglar biçiminde yazmıştır. Diyaloglardaki baş aktör çoğunlukla Sokrates'tir. Sokrates insanlarla görüşlerini tartışır ve onların görüşlerindeki tutarsızlıkları ortaya koyar. Eflatun çoğunlukla görüşlerini Sokrates'in ağzından açıklamıştır.

Eflatun, algıladığımız dış dünyanın esas gerçek olan idealar ya da formlar dünyasının kusurlu kopyaları olduğunu, gerçeğe ancak düşünce ve tahayyül yoluyla ulaşılabileceğini savunmuş, insan ruhunun ölümden sonra beden dışında kalıcı olan idealar dünyasına ulaşacağını söylemiştir. Görüşleri orta çağda İslam filozofları tarafından korunmuş ve İslam düşünce dünyasındaki Yeni Eflatunculuk akımına neden olmuştur. Rönesans sonrasında Batı Avrupa'da Antik Yunancadan çevirileri yapılmıştır.

Platon'un (Eflatun) Felsefesi


Eflatun'un felsefesini, beş önemli kuram içerisinde toplamak mümkündür. Bunlar, "bilgi", "idealar", "ruhun ölümsüzlüğü", "evren doğum" (Cosmogonie, Cosmogony - Evren'in oluşumunu inceleyen bilim dalı) ve "devlet" ile ilgili kuramlarıdır. Eflatun, bütün yaşamı boyunca hocası Sokrates'den edindiği ilham ile gerçek bir ahlakçı olarak kalmış, tüm bu kuramları, etik ağırlıklı görüşlerle irdeleyerek geliştirmiştir. Sokrates ve Eflatun'a göre felsefenin ana ereği, insanın mutluluğu ve yetkin yaşamının sağlanmasıdır. Yetkin bir yaşam, ancak erdemli bir hayat sürmekle elde edilebilir. Erdemin temeli "bilgi", özü "idealar kavramı", gerekçesi "evren doğum", güvencesi "ölümsüzlük", yaşamsal sığınağı "devlet"tir.

Eflatun, elli yıllık uzun bir süre boyunca bu kuramsal yapıyı düşünmüş, ilintili felsefi meselelerle didişmiş ve bu arada görüşlerini düzeltip olgunlaştırmıştır. Bu yüzden Eflatun felsefesinin incelenmesi açısından en akılcı yol, bu değişim ve gelişmeyi takip ederek, öğretinin geçirdiği evreleri anlamaya çalışmaktır.

Platon'un (Eflatun) Felsefesinin Dönemleri

Sokratesçi Dönem

"Gençlik diyalogların" veya "Sokratik diyaloglar"ın kaleme alındığı dönemdir. Bu çalışmalarda Eflatun, hocasının öğretisini, gerçeğe en uygun şekilde vermeye çalışan, katıksız bir Sokrates'çidir. Bilgi ve erdem sorunlarının irdelendiği etik içerikli bu konuşmalarda Eflatun, henüz felsefeyi ileriye götürme çabalarına girişmemiştir.

Geçiş Dönemi

Eflatun felsefesi ile ilgili olarak mümkün olan en kısa tarifi vermek istersek, onun tıpkı Sokrates öncesi "Doğa Filozofları" gibi, mutlak ve değişmez olan ile değişen arasındaki ilintilerle ilgilendiğini söyleyebiliriz. İlk filozoflar, doğada mutlak ve değişmez olanı aramışlar, Eflatun ise hem doğada, hem de ahlak ve toplum yaşamında mutlak ve değişmez olanın peşinden koşmuştur.

Geçiş dönemi çalışmalarında, hareket noktasının sofist öğreti olduğunu görüyoruz. Sofist tezleri, bazen küçümseyici, çok kere de alaycı bir dille tenkit ettiğini bildiğimiz Eflatun'un bu seçimi, öyle pek gelişi güzel değildir. Yukarıda gördüğümüz gibi, Thales'den Demokritos'a kadar tüm doğa filozoflarının felsefeye materyalist yaklaşımlarından sonra, insanı odaklayan ilk öğretiler, sofistler tarafından ortaya atılmış ve bu görüşler Eflatun'un ahlakçı ve toplumsal analizleri için müsait bir temel oluşturmuştur.

Bu aşamada Eflatun, sofistlerin hazza dayanan yaşam görüşlerini detaylı bir tartışmaya açarak, Sokrates öğretisini aşmaya karar vermiş görünmektedir. Yine de sofist disiplinin karşısına, ustasının "iyi" kavramı ile çıkar;

"İyi, doğru bir yaşamın kesin ölçütü ve amacıdır."

Eflatun, bu tezin sağlam temellere oturtulabilmesinin, içerdiği "doğru" kavramının tarif edilebilir, hiç değilse araştırılabilir bir şey olması ile mümkün olduğunu kavramıştır.

Bu zorlu meseleyi çözmeye çalışırken; "Aradığımız şey bilinen bir şeyse, bunu aramaya gerek yoktur. Bilinmeyen bir şeyse, bulduğumuz şeyin aranan şey olduğunu nereden bileceğiz ?" sorusu ile sofistler, Eflatun'u zor duruma sokmuşlardır. Filozof bu meseleyi, Orpheus ve Pythagoras'çı öğretilerden edindiği "ruhun ölmezliği" kavramı ile çözmeyi deneyerek, Sokrates disiplinini aşma yolunda ilk adımı atmıştır.

Ruh ölümsüz olduğuna göre, aranan doğru ile daha önceki yaşam dönemlerinde muhakkak karşılaşmış olmalıdır. Ölümsüz bir ruh taşıyan insanoğlu için "öğrenmek", eskiden bilinen bir şeyi hatırlamaktan (anamnesis) başka bir şey değildir. Ancak ölümsüz ruhunu eski yaşamında gördüklerinden anımsadıkları son derece muğlak bilgilerdir. Üstüne üstlük, bir de bu dünyadaki doğrudan algılamaların getirdiği zihni karmaşa, bu bilgileri daha sallantılı tasavvurlar haline dönüştürmektedir.

Eflatun bir diyalogda, Sokrates'in ağzından şunları söylemektedir; "Ben bir ebeyim. Şu farkla ki, kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum. Benimle konuşmaya başlayan, önce bilmezmiş gibi görünür. Ama konuşma ilerledikçe açılır ve anımsamaya başlar. Bununla beraber, benden bir şey öğrenmediği bellidir. En güzel bilgileri, sadece kendi içerisinde bulur ve ortaya koyar."

Böylelikle Eflatun öğretisinin, "doğru sanı" (orthe doxa) ve "bilgi" (episteme) arasındaki karşıtlık ile ruhta bilinçsiz bir halde mevcut, "doğuştan tasavvurlar" şeklinde özetlenebilecek iki ana görüşüne varılmış olmaktadır. Doğru sanı, muğlak ve süreksizdir. Bilgi ise bir temele, bir nedene (logos'a - Herakleitos öğretisinde Evren'e egemen olan yasa, düzen ve tanrısal aklı betimlemek için kullanılan sözcük) bağlanmakla, dayatılmakla sağlam ve sürekli olur.

Olgunluk Dönemi

Sokrates'in "bilgi erdemdir" tezini daha bir derinlemesine irdeledikten sonra, iki tür bilmenin söz konusu olabileceği görüşünü öne sürer Eflatun. Doğru sanı (doğru algılama) ile bilgi, iki ayrı dünya yaratmıştır. Bir yanda meydana gelen ve yok olan, doğru sanının, rölatif gerçekliklerin dünyası, diğer yanda, sağlam ve sürekli, asıl gerçekliğin, "idealar"ın dünyası. (Le monde sensible et le monde intelligible)

Eflatun'un bilgi kuramının çıkış noktası Protogoras'çıdır. Bir şeyi bilen kişi, onu algılayan kişidir. Bu yüzden "insan her şeyin ölçüsüdür". "Algı, daima var olan bir şeydir. Bilgi olduğu için de şaşmaz" diyor Protogoras. Eflatun bu görüşe, Herakleitos'un, "var dediğimiz her şey, gerçekte oluş sürecinde olan bir nesnedir" şeklindeki "akış kuramı"nı katar. Eflatun,

- Bilgi bir algıdır; (hatta aslında bilgi, bir algılama yargısıdır.)
- İnsan her şeyin ölçüsüdür;
- Her şey akış halindedir;
- şeklinde özetlenebilecek kuramın, algılanan nesneler için doğru, gerçek bilgi açısından yanlış olduğu sonucuna varmıştır.

Ünlü idealar kuramı, işte bu bilgi (episteme) anlayışından doğmuştur. Bu kuram, hem mantık hem de metafizik içeriklidir;

İdealar dünyasından gelerek, insani beden ile birleşen ölümsüz ruhun amacı, asıl yurduna tekrar kavuşmaktır. Beden, bu isteğin gerçekleşmesine yardımcı olarak işlevini yerine getirmelidir. Bu kavuşmanın gerçekleşmesi, idealara ulaşmaya, ideaları bilmeye bağlıdır. Bu bilgi de yine bir anımsamadır. Ancak bu anımsama işleminin frekansı, ruh ve bedenlere göre değişkenlik gösterir. Eflatun'a göre ruhlardan çok büyük bir çoğunluğunun anımsadığı bulanık görüntülerdir. Ruhlardan küçük bir azınlıkta "algılama yetisi", daha az bir oranında "anlama yetisi" ve nihayet pek azında, ideaları tamamıyla hatırlayabilme, "akıl yetisi" vardır. Bu sonuncular, rölatif gerçeklerden algıladıklarına dayanarak, hangi ideaların hayalleri ile karşı karşıya olduklarını tanımlayabilirler. (Eflatun kendisini, bu kategori bireylerden saymaktadır.) Yeryüzü, idealar dünyasına benzer. Yeryüzündeki her nen, idealar dünyasından pay almıştır. Bu anımsama vetiresinin irdelenmesi Eflatun'u, "sevgi" (eros) kavramına götürmüştür. Yaşadığımız ve idealardan pay almış bu dünyayı, objektif kriterler çerçevesinde algılayabildiğimizde, gerçeklere varabilmemiz mümkündür diyor ünlü düşünür. Eflatun'a göre bunun en çarpıcı örneğini, "güzel" kavramının değerlendirilmesinde görmekteyiz. Sevgi, güzele yönelmektedir. Zira güzel kavramı, idealar dünyasındaki gerçekliğin anımsanması sonucu verilen bir hükmü içermekte ve dolayısıyla sevgiyi yaratmaktadır. Eflatun sevgiyi, (eros) bütün ölümlülerde rastlanan bir ölümsüzlük çabası olarak tanımlar. En basit hali ile eros, tüm insanlarda, kendilerini yaşatacağına inandıkları bir nesil yetiştirme iç güdüsü olarak görülmektedir. Ancak bazı insanlarda "eros" kavramı, daha üstün bir niteliğe bürünmüştür. Bu seçkin kişilerde, yani ideaları tamamıyla hatırlama yetisine (aklına) sahip bireylerde eros, bu güzelliklere ulaşmak ihtirası şeklinde tezahür eder. Bu arzuyu gerçekleştirebilecek bilgilerin eksikliğini hisseden seçkinler, bilgisizlikten kurtulmak çabası içerisinde bulurlar kendilerini. Bu kişiler eros'u, dünyaya çocuk getirmekten öte bir işlev, idealara ulaşarak erdemli işler yapmak ve yeryüzünde sürekli bir isim, sonsuz bir şeref bırakmak çabası ve aşkı olarak görürler.

Felsefi meseleleri inceleyen birçok düşünür tarafından yazılan incelemelerde, "iyi, doğru ve güzel kavramları, insanoğlunun doğuştan sahip olduğu özelliklerdir" şeklinde dile getirilen Eflatun öğretisinin altında yatan düşünsel zincir budur.

Yaşlılık Dönemi

Eflatun bu aşamada, önceleri ele aldığı birçok konuyu tekrar gündeme getirerek, bir kez daha incelemiştir. İlgisi daha çok ahlaki (etik) sorunlar ile insanoğlunun mutluluğuna yöneliktir. Yetkin (kamil) insan yerine, yetkin toplumu tarif etme çabası içerisindedir. Yetkin topluma ve dolayısıyla toplumsal mutluluğa erişmenin yolu, ideal devlet düzeni içerisinde yaşamaktır. Devlet yönetimi ile ilgili olarak en çok üzerinde durduğu konular, dostluk, hitabet ve siyaset sanatlarıdır. Eflatun'a göre sorunlar, ancak felsefe ile çözülebilir. Gerçek dostluk, hikmet sevgisi (eros) ile ruhları tutuşmuş insanların beraberliğinden başka bir şey değildir. Hitabet san'atı ise ruhun, bildiklerini sözlerle anımsatmaya çalışmasıdır. İnsanların doğal amaçları olan toplumsal mutluluğu sağlamakla görevli devlet yönetimi san'atı da felsefe olmadan yapılamaz. Nelerin toplumsal mutluluğu yaratabileceğini, felsefeden başka hiç bir şey tarif edemez.

Bu noktada önemli bir zorlukla karşılaşmaktadır filozof. "Siyaset sanatı ve ideal devlet düzeninin gerektirdiği çözümleri sadece felsefe üretebilir." Ancak Eflatun, kendisinden çok sonraları stoacı düşünür Kıbrıslı Zenon'un (İ.Ö. 336 - 264) tasarladığı gibi, sadece bilge ve erdemli kişilerden kurulu bir akıllı insanlar toplumuna ulaşmanın imkansızlığını, hemen kavramıştır. Bu görüşünü de, "yığınlar hiç bir zaman filozof olmayacaktır" özdeyişi ile vurgulamaktadır. Dolayısıyla toplumları mutluluğa ulaştırmak, yönetimin bilge kişilere teslim edilmesi ile mümkün olur. Eflatun'a göre, "başa filozoflar geçmez, ya da baştakiler felsefe yapmazlarsa, insanlığın acıları asla sona ermeyecektir."

Devleti teşkil eden bireyleri bilgiyi sevenler. Bu ayırım bir başka şekilde şöyle ifade edilebilir; halk, askerler ve koruyucular. (Siyasette söz sahibi olanlar, koruyuculardır.) Toplumu meydana getiren fertlerin tamamı, bu üç özellikten birini, diğerlerinden daha fazla arzu edecekler ve isteklerine, ideal devlet düzeni içerisinde ulaşacaklardır.

İdeal devlet kavramı içerisinde, genç nesillerin eğitimi için şiir ve musikiye verilen önem, 'güzel sevgisi'ni öne çıkartan bir anlayıştır. Eflatun, idealara estetik yolu ile erişme metodu (estetik yolu ile anımsama) olarak tarif edilebilecek bu görüşten zamanla vazgeçmiş, daha objektif sayılabilecek bir yönteme, matematiğe doğru yola çıkmıştır. Matematiği kullanarak idealara ulaşılabileceğini düşünen filozof için bu çaba, bir bakıma ruhun idealar dünyası özlemi ile bu gayeye yönelik bitmez tükenmez bir gayret anlamını da taşımaktadır. Ruh, beden içerisinde bir hapishanededir. (Sima Sema) Buradan ruh, kendisini ancak bilgi ve erdem ile kurtarabilir. O halde bilge kişi, idealar dünyasına özlem duyan bir ruh taşıdığının şuurunda olarak, kendini ölüme hazırlamış olmalıdır. (Nasıl ki Sokrates kendini ölüme hazırlamış ve yaşam karşılığı hiç bir ödün vermemişse...) Yukarda değinilmiş bulunan anımsama (anamnesis) süreci, ruhun daha evvel de var olduğunun kanıtıdır. Bu aşamadaki ölüm özlemi ise, ruhun ilerde de var olmaya devam edeceğinin göstergesidir. Ruh ölümsüz olmasa idi, böyle bir istek duymazdı. Ruh bu yüzden, öncesiz ve sonrasız diye tarif edilen idealardan biridir ve dolayısıyla kökü, idealar dünyasındadır.

Yaşlılık diyaloglarında Eflatun, doğa meselelerini de ele alarak, yeni bir dünya görüşüne varmayı denemiştir. Bu analiz hemen tamamı itibariyle Anaksagoras'ın teolojik görüşünün didik, didik edilmesi şeklindedir. Doğa'da bütün olup bitenler bir amaca (telos) yöneliktir. Her şeyin gerçek nedeni "Nous"dur. Tanrısal akıl ya da doğrudan Tanrı olarak tarif edilen "Nous" işe karışmadan önce Evren, Demokritos'un materyalist (özdekçi) öğretisi ile betimlediği mekanik bir tözdür. Eflatun'a göre, Nous tarafından biçimlendirilerek "Kaos'dan düzene" geçirilmiş, ruhu ve zekası olan bir canlıdır Evren. Büyük düzenleyici, kendisi gibi önsüz ve sonsuz bir töz bulmuş ve ona biçim vermiştir. Evren, Tanrı tarafından bilinen "dünya ideası"na uygun olarak ve benzetilerek biçimlendirilmiş bir görüntüdür.

- Küre biçimindedir. Zira, her noktası benzer olan tek şekil küredir.
- Döner. Zira, eli ayağı olmayan, küre biçimindeki bir töz için tek yetkin devinim dönmedir.
- Tektir. Zira, yetkin bir kopya olarak yapıldığından, birden çok olamaz.
- İlksiz ve sonsuzdur. Zira, aslı, ideası, ilksiz ve sonsuzdur.
- "Nous" her şeyi, her şey için iyi olana göre düzenler. En büyük ve en doğru düzenleyicidir.

Bir evrim daha geçiren Eflatunik düşüncede "güzel" kavramı, artık yerini "iyi"ye, ama "herkes ve her şey için iyi olana" bırakmıştır. Değerler skalasının en üstüne yerleşmiştir "İYİ" Böylelikle iki kavram özdeşleşmiş olmaktadır. Nous veya Tanrı, "iyi"nin ta kendisidir. Yarattığı ve biçimlendirdiği dünya da, eksiksiz ve yetkin olmalıdır. Bu eksiksiz ve yetkin dünya, idealar dünyasıdır. Duyumlar dünyası ise, tanrısal bir takım sınırlamalar nedeniyle, idealar dünyasına, ancak olabildiğince uygun olacaktır.

Değerler skalasında "iyi" kavramının altında sıralanacak çeşitli erdemlerin yerlerinin belirlenmesinde matematik, bir ayıraç olarak kullanılmalıdır. Ancak bu yolla aşağı doğru bir sıralama yapılabilir. Yukarı doğru yapılması gerekli bir sıralamada ise, dialektik kullanılacaktır. (Eflatun, tümdengelim veya tümevarımı ifade eden hiç bir sözcük kullanmamıştır eserlerinde. Buna rağmen, bu tür tariflerden adı geçen metotları en azından bir kavram olarak disipline etmiş olduğu anlaşılmaktadır.) Yukarıya doğru yapılacak analizlerde çıkış noktası olarak kullanılacak varsayımlardan (hypothesis) hareketle hedeflenen sonuç, "temel töz"e (arkhe) ulaşmak olmalıdır. Arkhe'ye bu aşamada yüklenen tanrısal nitelik, metafizik açıdan dikkate değer bir özellik meydana getirmektedir.

Eflatun felsefesindeki bu değişim çok enteresandır. İlk filozoflar veya doğa filozoflarına ait materyalist felsefenin, temel töz'e (arkhe'ye) ulaşmak yönündeki idealine, metafizik yolu ile bir dönüşümü içeren, çok geniş çaplı bir daire böylece tamamlanmaktadır.

balıklar, eflatun felsefesi, eflatun hayatı, eflatun kimdir, eflatun sözleri, güç nedir, karıncalar, platon kimdir, resimli mesajlar, suyun akış kuvveti, felsefeciler, ödev notları, pluton felsefesi, pluton hayatı