Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

FATİH SULTAN MEHMET HAN SÖZLERİ

28 Mayıs 2021 Cuma / No Comments
fatih sultan mehmet han sözleri, hz fatih sultan mehmet han sözleri, osmanlı padişahları sözleri, istanbulun fethi, fetih 1453, fatih sultan mehmed han söz,
fatih sultan mehmed han söz, fatih sultan mehmet han sözleri, fetih 1453, hz fatih sultan mehmet han sözleri, istanbulun fethi, osmanlı padişahları sözleri, 
FATİH SULTAN MEHMET HAN

Savaş herkesle, barış sadece onurlu kişilerle yapılır.
*
İnsanda söz ile değişir kader. Ya yurda baş olur, ya da başından olur.
*
Yerinde söz söylemesini bilen özür dilemek zorunda kalmaz.
*
İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım.
*
Onlar korkularından denizi zincirleyecek kadar akıllı ise, biz gemileri karadan yürütebilecek kadar deliyiz.
*
Bir şehirde en önemli üç şey: kanalizasyon, hamam ve kütüphanelerdir. Kanalizasyon şehrin kirini, hamam bedenin kirini, kütüphaneler de ruhun kirini temizler.
*
Tarih yazmak korkaklara göre bir iş değildir.
*
Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim.
*
Benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz.
*
Biz toprakları değil gönülleri feth etmeye gidiyoruz.
*
Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.
*
Bir gece ansızın gelir krallığınızı imparatorluğuma katarım.
*
Ey Konstantiniye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım.
*
İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım.
*
Allah bu milleti elli yıldan fazla rahata koymasın, alıştırmasın.
*
Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir.
*
Düşmanı tanımak, tehlikeyi bertaraf etmek demektir.
*
İstanbul’u niçin fethettiklerini sorduklarında önce o benim gönlümü fethettiği için…
*
Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim!
*
Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.
*
Eğer kanım ile yükselecekse Hz.Muhammed’in dini; durmayın kılıçlar doğrayın beni.
*
Eğer padişah siz iseniz, devletimizin bu zor gününde ordumuzun başında olmamanız törelerimize uymaz. Yok, eğer padişah ben isem, işte size emrediyorum, geliniz ve derhal ordularımın başına geçiniz.
*
Allah beni bu şehrin halkının müttefiki olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarına galip geldik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Makedonyalılar Taselyalılar ve Moralılar almışlardı. Biz bunların bizlere karşı kötü davranışlarının intikamını yıllar geçmesine rağmen torunlarından aldık.
*
Fakirlerin ve yetimlerin kursağından kesilen nimeti ne askerimize, ne ameleme yediririm. Biz has müminleriz, kursağımıza netameli nevale girmez.
*
Hristiyan diyarı kılıç ve kalkanlarını kaybettiler.
*
Kartal yavrularını korumak için ne güzel bir yuva yapmış.
*
Din ile imanın akıl ve anlayışını sıkı tutmak gerekir. Yoksa ey Müslümanlar, o kiliseyi gören olabilir kâfir hemen!
*
Ana, biz İslamiyetin kılıcını elimizde tutarız. Ancak bunca zahmet karşılığında gazi unvanını elde edemeden ölürsem Allah ve Peygamber’in katında yüzlerine nasıl bakarım?
*
Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir.
*
Sizlere tutsakları ve hazineleri bıraktım, ama anıtlar yalnız bana aittir.
*
Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.
*
Dağ ne kadar yüksek olursa olsun, yol onun üzerinden geçer. Sen dağ olmaya heveslenme, asla gururlanma; yol ol ki herkes senin üzerinden geçerken, sen dağların bile üzerinden geçesin.
*

Bu yazı, fatih sultan mehmet han sözleri, hz fatih sultan mehmet han sözleri, osmanlı padişahları sözleri, istanbulun fethi, fetih 1453, fatih sultan mehmed han söz, ile ilgilidir.

MİLLET VE MİLLİYETÇİLİK

26 Mayıs 2021 Çarşamba / No Comments
nihal atsız sözleri, nihal atsız şiirleri, nihal atsız kimdir, felsefi sözler, altın sözler, facebook sözleri, kahramanlık şiirleri, millet nedir, milliyetçilik nedir
*
*
*
*
*


Bu yazı, millet nedir, milliyetçilik nedir, nihal atsız şiirleri, nihal atsız sözleri, milliyetçi sözler, Türk milliyetçiliği, Nihal Atsız kimdir, kahramanlık, kahramanlar, altın sözler, facebook sözleri, tweet sözleri ile ilgilidir. 

ADNAN MENDERES'İN HAYATI VE SÖZLERİ

/ No Comments
adnan menderes, adnan menderes hayatı kısa, adnan menderes kimdir, milletin adamları, yeter söz milletindir, demokrasi kahramanları, adnan menderes sözleri, başbakan adnan menderes
adnan menderes hayatı kısa,adnan menderes kimdir,demokrasi kahramanları,yeter söz milletindir,adnan menderes sözleri,başbakan adnan menderes,adnan menderes,darbe,idam
Adnan Menderes Kimdir?

Adnan Menderes (1899, Aydın - 17 Eylül 1961, Bursa) Tam adı, Ali Adnan Ertekin Menderes, 1950-60 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlığını yapmış, İstiklal Madalyası sahibi Türk siyasetçi, devlet adamı ve hukukçu.

1899 yılında Aydın'da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler'den Tevfika Hanım'dır. Menderes, anne ve babasını küçük yaşta kaybettiği için onları neredeyse hiç hatırlamamaktadır. Hacı Ali Paşa dedesinden miras yoluyla kalan Aydın'daki Çakırbeyli Çiftliği ile Menderes, daha dokuz yaşındayken küçük ama yalnız bir ağa olmuştur.

Eğitim Hayatı

Okul hayatına, İzmir İttihat ve Terakki Mektebi'nde başlayan Menderes, eğitimine İzmir Amerikan Koleji'nde devam etti. 1931 yılında CHP Aydın milletvekili seçildikten sonra Ankara Hukuk Fakültesi'ne girerek, 1935 yılında mezun oldu. Yedek subay eğitimi almasına karşı, Birinci Dünya Savaşı'na sıtma hastalığına yakalandığı için katılamayan Menderes, Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği başarılardan dolayı İstiklal Madalyası almaya değer görüldü. İzmir'in ünlü ailelerinden, Evliyazade Fatma Berin Hanım ile 1929 yılında evlendi ve Yüksel, Mutlu, Aydın olmak üzere üç oğlu oldu.

Siyasi Hayatı

Menderes'in ilk siyasal yaşam mücadelesi ilginçtir ki aile içinde başlamıştır. Adnan Menderes politikaya atılma konusunda, bir taraftan çiftlik işlerinden dolayı çekince duyarken, bir taraftan da eşi Berin Hanım, Menderes'in politikaya atılması hususuna isteksiz yaklaşmıştır.

1946'da Demokrat Parti Kuruldu

Adnan Menderes, 1930 yılında kısa süreli de olsa Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın bir kolunu organize etti. Partinin kendini feshetmesinden sonra ise Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçti ve 1931 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Aydın milletvekili olarak seçildi. 1945 senesine kadar, TBMM'de komisyon raportörlüğü yaptı. O yıl Saracoğlu Hükümeti'nin gündeme getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle tenkit ederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, 12 Haziran 1945'te, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte, CHP Disiplin Kurulu tarafından ihraç edildiler. Bu hareketler, Demokrat Parti'nin 7 Ocak 1946'da kurulmasına sebep oldu.

DP İktidarının Tek Başbakanı Oldu

1946 seçimlerinde, Demokrat Parti'den Kütahya milletvekili seçildi. Celal Bayar'dan sonra, partide ikinci adam durumuna geldi. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde, DP, oyların 53,5'ini alarak iktidar oldu. On senelik DP iktidarının, tek başbakanı (22 Mayıs 1950 - 27 Mayıs 1960) oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında, 5 hükümet kurdu. Bu on senelik zaman içinde, Türkiye'nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı. Köye makine girdi. Ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.

Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti'de siyaset yapan Menderes, 27 Mayıs askeri darbesinin ardından, 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1990 yılında çıkardığı yasayla, Menderes ve onunla beraber idam edilenlere itibarlarını iade etti.

Türkiye siyasetinde demokrasinin mimarı olan Merhum Başbakan Adnan Menderes'in adını gururla taşıyan Üniversitemiz, demokrasi ve kardeşliğin tesisi için her türlü bilimsel ve akademik çalışma yapmaya hazırdır. Demokrasi tarihimize damgasını vuran Menderes ve arkadaşları ülkemize ve milletimize yaptığı hizmetler dolayısıyla asla unutulmayacaktır.

SÖZLERİ

Yeter! Söz milletindir. 
*
Ben idamdan korkmuyorum. Tarihe hırsız başbakan olarak geçirmek istiyorlar, bunu önleyiniz. 
*
Allah düşmanımı bile böyle bir muhalefetle karşılaştırmasın. 
*
Siz bu rejimi devraldığınız zaman darağaçları kurdunuz, o (İnönü) zannınca bu memleketin sahibidir. Tek başına memlekete tesahüb ediyor (sahip çıkıyor) ve tek başına bu memleket hakkında konuşuyor. Bunu, bu hakkı nereden alıyor? Biz sizin gibi istila veya fetih hakkına dayanarak mı geldik bu iktidara? 
*
Türk milleti Müslüman'dır ve Müslüman kalacaktır. Bu memlekette din hürriyetine tecavüz etmek kimsenin haddi değildir. Hakiki mümin ve samimi Müslüman olanlar din hürriyetinden tamamen emin olabilirler. 
*
Kimseye kırgın değilim. (Adnan Menderes idam sehpasına giderken son söylediği söz) 
*
Siyasi mukadderatımı tamamen DP Grubu'na, yani ellerinize bırakıyorum. 
*
Atatürk demokratik inkılabı gerçekleştirmemiştir, yarıda bırakmıştır. 
*
Bize göre hususi mülkiyet ve şahsi hürriyete dayanan bir iktisat rejiminde, iktisadi sahanın asıl olarak ferde veya şirket halinde hususi teşebbüse ait olması lazımdır. 
*
Sizlere dargın değilim. Sizin ve diğer zevatın iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, Adnan Menderes hürriyet uğruna koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için sizlere müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyleyeyim ki, milletçe kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendinizi yine de 1950'de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölüsü ebediyete kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Ama buna rağmen duam [bu kelimenin üzeri çizilip merhametim yapılmıştır] sizlerle beraberdir. 
*
Bu memleketteki zulüm devri İsmet Paşa ile onun iktidardan düşmesiyle kapanmıştır. (İsmet Paşa) hırsı için bu memleketi bir baştan öte başa ateşe vermek isteyen adamdır. Paşa yeter artık! Bu memleketi bizim gibi memleketin içinden gelmiş olan insanlar idare etsin! 



adnan menderes, adnan menderes hayatı kısa, adnan menderes kimdir, milletin adamları, yeter söz milletindir, demokrasi kahramanları, adnan menderes sözleri, başbakan adnan menderes

ALTIN SÖZLER-23 (ÖZGÜVEN VE İNANÇ)

20 Mayıs 2021 Perşembe / No Comments
Bu yazı, anlamlı kısa sözler, anlamlı sözler yeni, en etkileyici sözler yeni, en güzel anlamlı sözler, etkileyici aşk sözler, felsefi özlü sözler, gece sözleri, hikmetli sözler, özlü sözler, sözler ile ilgilidir.


ÖZGÜVEN VE İNANÇ SÖZLERİ

Güç ve güveni hep dışımda aradım. Ama bunlar insanın içinden gelir. Ve her zaman oradadırlar. SİGMUND FREUD
*
Eğer bir örs isen sessiz dur, yok eğer çekiç isen sıkı dur. FRANKLİN
*
Bir insanın at olmasını gerektirmez ahırda doğması? BERNARD SHAW
*
Cadde olamazsan patika ol. Güneş olamazsan yıldız ol. Kazanmak, yahut kaybetmek ölçü değildir. Sen her neysen, onun en iyisi Olmalısın? DAUGLAS MALLOCH
*
Kendini blmeyi öğrenen hiç kimse önceden olduğu gibi kalmaz. THOMAS MANN
*
Bir çiçeğin kokusu ne ise bir insanının şahsiyeti de odur. C. W. SHWAB
*
Başkalarının yolunda yürüyenler ayak izi bırakamazlar. BRAUNON
*
Kendini fethedebilen kişiye karşı koyabilecek pek az şey vardır. XIV. LOUİS
*
Benim için gerçek inanç, gücümü en iyi kullandıran, değerlerimi en iyi eyleme geçiren inançtır. ANDRE GİDE
*
Güven, ruhun olabildiğinden daha ötesini görmedi için meydan okur. WİLLİAM JAMES
*
Yapacağım elimden ne gelirse, Bir nergiz kadar ufak olsa bile? E. DİCKİNSON
*
Parasını kaybeden adam çok şey kaybetmiştir. Bir dostunu kaybeden insan daha çok şey kaybetmiştir. İnancını kaybeden adam her şeyini kaybetmiştir.  E. ROOSEVELT
*
Kendi omzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin ki! NİETZCHE
*
İnsanoğlunun içinde uyuyan güçler vardır. Kendisi bile şaşırır. Çünkü bu güçlere sahip olduğu aklından bile geçmez.bu güçleri uyandırıp eyleme geçebilirse, o kişinin hayatında büyük bir devrim olur. SWETTE MARDEN
*
Büyük insanların hayat hikayelerini okurlarken ilk zaferlerini kendilerine karşı kazandıklarını görmüşümdür. Hepsinde de özdisiplin başta geliyordu. H. TRUMAN

Bu yazı, anlamlı kısa sözler, anlamlı sözler yeni, en etkileyici sözler yeni, en güzel anlamlı sözler, etkileyici aşk sözler, felsefi özlü sözler, gece sözleri, hikmetli sözler, özlü sözler, sözler ile ilgilidir.

ALTIN SÖZLER-19 (ARKADAŞLIK VE DOSTLUK)

/ No Comments

Bu yazı, anlamlı kısa sözler, anlamlı sözler yeni, en etkileyici sözler yeni, en güzel anlamlı sözler, etkileyici aşk sözler, felsefi özlü sözler, gece sözleri, hikmetli sözler, özlü sözler, sözler ile ilgilidir.
en güzel anlamlı sözler,etkileyici aşk sözler,hikmetli sözler,felsefi özlü sözler,anlamlı sözler yeni,en etkileyici sözler yeni,gece sözleri,özlü sözler,sözler,arkadaşlık sözleri,dostluk sözleri
ARKADAŞ VE DOST İLE İLGİLİ SÖZLER

Dost iki vücutta yaşayan bir ruh, iki ruhta yaşayan bir vücuttur.  ARİSTO
*
Bayrağında şu yazı bulunmayan hiçbir dostluk gerçek değildir: Karşılıklı sabır. A. WİLLBRANT
*
Bir dostun üzüntüsüne herkes katlanır, başarılarına ise ancak yüksek ruhlar sevinir. OSCAR WİLDE
*
Size hücum eden düşmanlarınızdan korkmayın. Dalkavuklukla size yaranmak isteyen dostlarınızdan sakının. GENERAL OBELGON
*
Mert düşman, kötü huylu bir dosttan daha iyidir. MUSEVİ ATASÖZÜ
*
Bir dost nedir?… Öteki ben? ZENO
*
Güvercin kargalarla arkadaşlık yaparsa tüyleri  beyaz kalır, fakat kalbi kararır. ALMAN ATASÖZÜ
*
Kendine verebileceğin en iyi hediye iyi bir dostdur. ROBERT LOUİS STEVENSON
*
Gerçek dostlar yıldızlar gibidir; karanlık çökünce hayatınızda ilk onlar parlak ve size ışık olurlar. ANONİM
*
Dostluk yolu üzerinde ot bitmesine müsaade etme. MM GEOFFRİN
*
Yanlış bir arkadaş ve bir gölge ancak güneş çıktığında sana katılır. ABD ATASÖZÜ
*
Kardeşlerimi Allah yarattı, fakat dostlarımı ben buldum. GEOTHE
*
Dost sanki insanın bir ikinci kendisidir. ÇİÇERO
*
Gerçek arkadaşlık sağlık gibidir; diğeri ancak o yok olduktan sonra anlaşılır. COLTİ
*
Kırılmasından korktuğun için asla kullanmadığın pahalı bir Çin vazosu gibi değil; gerçek dostluk sağlam bir eşya gibidir. Kaç kere kullanırsan kullan onu kıramazsın. NEALE DONALD WALSCH
*
Bırak bütün insanlar seni tanısın  ama hiç kimse seni tam olarak tanımasın: insanlar sığ yerini gördüklerinde dereyi rahatça geçerler. BENJAMİN FRANKLİN
*
Başka birinin sırrı onun parası gibidir. Siz her ikisinde de kendinizinkine gösterdiğiniz itinayı göstermelisiniz. E. W. HOWE
*
Arkadaş edinirken yavaş ol, değiştirirken daha da yavaş. BENJAMİN FRANKLİN
*
Dostunuzu sık sık ziyaret ediniz; çünkü üzerinizde yürünmeyen yollar diken ve çalılıklarla kapanır. ŞARK ATASÖZÜ
*
Dostlar öyle bir ailedir ki, insan ailenin fertlerini bizzat kendi seçer. ALPHONSE KARR
*
Herkesle dost olan kimsenin dostu olmaz. ALMAN ATASÖZÜ



Bu yazı, anlamlı kısa sözler, anlamlı sözler yeni, en etkileyici sözler yeni, en güzel anlamlı sözler, etkileyici aşk sözler, felsefi özlü sözler, gece sözleri, hikmetli sözler, özlü sözler, sözler ile ilgilidir.

ÇERKESLER

/ No Comments
allah, çerkez atasözleri, dikiş, türkiyede çerkesler, çerkezler ve atlar, çerkes gelenekleri, çerkes düğünleri, kaşen nedir, thamate nedir, resimli mesajlar, çerkes kadınları, çerkes kızları

Dikiş dikmesini bilmeyenin ipliği uzun olur.
*
Bilgisi az olanın hatası çok olur.
*
Suçu çok olanın sesi çok olur.
*
Boş tenekenin gürültüsü çok olur.
*
Günahı çok olanın isyanı çok olur.
*
Başarılı olanın düşmanı çok olur.
*
Meyvesi çok olan ağacın taşı atanı çok olur.
*
Ama Allah'a dayananın duası çok olur.
*
Şükrü çok olur, hamdı çok olur, kazancı çok olur...Acer

*
çerkes düğünleri,allah,çerkes gelenekleri,çerkes kızları,kaşen nedir,thamate nedir,çerkezler ve atlar,çerkez atasözleri,dikiş,çerkes kadınları,türkiyede çerkesler,çerkes sürgünü
Türkiye’de Çerkesler

Türkiye etnik çeşitliliğin oldukça yoğun olduğu bir ülke olarak pek çok Çerkes’e de ev sahipliği yapıyor. Ancak ülkemizde yaşayan Çerkesler’le ilgili yanlış bilinen bazı noktalar var. Çerkesler dışında Anadolu’da Kafkas göçmeni olarak Abaza, Oset, Çeçen, Karaçay, Dağıstanlı Avar-Lezgi halkları da yaşamakta. Bu halklar sıklıkla birbirleriyle karıştırılıyor ve genel olarak hepsine Çerkes denilebiliyor.

Yaşanan soykırım sonrasında, yaklaşık 150 yıl önce Osmanlı topraklarına gelen Kuzey Kafkasyalı göçmenlerin büyük çoğunluğunun Çerkes olması ve gelen halkların birbirlerine pek çok noktada (kıyafet, kültür, yemek ve fiziksel görünüş) benziyor olması nedeniyle bu karışıklık yaşanmaktadır. Ancak Cumhuriyet’in kurulmasının ardından bu karışıklık zamanla çözülmeye başlanmıştır.

Yerleşim

Çarlık Rusyası’nın 1800’lerin başından itibaren bölgeyi işgali ve uyguladığı zorunlu göç ve soykırım  sonrasında Çerkesya’nın etnik haritası da değişmiştir. 1864’te savaşın bitmesi ve Çerkeslerin Osmanlı topraklarına sürgün edilmesiyle ülkenin büyük bölümünde  Çerkes yerleşimlerinin varlığı sona ermiştir.

Çerkesler bugün Kafkasya’da, 1920’lerde Sovyetler Birliği’yle birlikte kurulan ve tarihi Çerkesya’nın küçük bir bölümünü kaplayan üç idari birimde (Adıgey, Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetleri) yaşıyorlar. Ayrıca Krasnodar Krayı’nda (Lazarevsk ve Tuapse) ve Kuzey Osetya sınırları içindeki Mozdok’ta az sayıda Çerkes bulunuyor.

Türkiye’de ise 600 civarında Çerkes yerleşimi bulunmaktadır. Trakya, Doğu ve Güneydoğu bölgeleri hariç bütün Anadolu’ya dağılan Çerkeslerin, en yoğun yaşadığı illerimiz arasında Sinop, Samsun, Çorum, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas, Kayseri, K.Maraş, Adana hattı ile orta batı Anadolu’da ve Eskişehir, Bilecik, Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Yalova, Sakarya ve Düzce bulunur.

Günümüzde Balkanlar’da Çerkes yerleşimi bulunmamaktadır. Kosova’da kalan son Çerkes topluluğu da 1998 yılında Kafkasya’ya dönmüştür. Türkiye dışında, eski Osmanlı toprakları olan Suriye, Ürdün ve İsrail’de de Çerkesler yaşamaktadır.

Nüfus

Merkezi devlet yapıları olmadığı için Çerkeslerin 1800’lerden önceki nüfuslarına dair veri yoktur. Tahmini verilere göre Çerkes nüfusu 500 bin ile 2 milyon arasında değişmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı topraklarına yerleşen Kafkasyalıların nüfusu, birçok araştırmacı tarafından 1.000.000 -1.500.000 olarak verilmektedir. 20. yüzyılın başında Anadolu’da nüfusları 500.000’e inmiştir. Bu bilgilere dayanarak bugün Türkiye’deki Çerkes nüfusunun 2 ile 3 milyon arasında olduğu tahmin edilebilir.

Ortadoğu’daki Çerkes nüfusu hakkındaki güvenilir veriler ise 1935’te Fransız ve İngiliz manda yönetimlerinin yaptığı sayımın sonuçlarıdır. Bu rakamlara göre o tarihte Çerkes nüfusu Suriye’de 25.000, Ürdün’de 9.000 ve bugün İsrail sınırları içinde kalan Filistin topraklarında ise 900 kişidir. Bugün Suriye’de 50-60 bin, Ürdün’de 30-40 bin nüfusları olduğu tahmin edilmektedir. İsrail’de de 3000 civarında Çerkes yaşamaktadır.


Çerkesler ve Sosyal Hayatları

Oldukça zengin bir kültüre sahip olan Çerkesler, kültürel zenginlikleri sayesinde tüm işgallere rağmen varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır.

Çerkes toplumunda gelenek ve göreneklerden oluşan, habze adı verilen yazılı olmayan sözlü örfi hukuk kuralları geçerlidir. Çerkesler soy toplulukları olarak yaşarlar. Ortak bir atadan geldiğine inanan ve aynı soyadını taşıyan aileler tlepk adı verilen soy topluluklarını yani sülaleleri oluşturur.Aynı tlepk’ten olan herkes birbirinin yakın akrabası sayılır. Tlepk içerisinde evlilik kesinlikle yasaktır.

Her tlepkin kendine ait bir damgası vardır. Bu damgalar ailelerin soy ağacını temsil eder. Ayrıca dünya tarihinde soyadı uygulamasına sahip olan en eski halklardan biri de bu halktır

Hem tlepk içinde, hem de tlepkler arasında saygı en önemli kavramdır. Hem insanlara karşı, hem de doğaya karşı saygılı olan bu halkın gelenekleri de bu değer etrafında şekillenmiştir.

1.Sosyal Adalet Kavramı

Habze adı verilen, yazılı olmayan kurallarla düzenlenen Çerkes kültüründe adalet kavramı oldukça güçlüdür. Sosyal hayatı etkileyen ve kurallara aykırı olarak davranılan kişilere verilen en sert ceza toplum hayatından dışlanmalarıdır. Suç işleyen kişi, suçuna bağlı olarak dereceli bir şekilde cezalandırılır. Bazı durumlarda suç işleyen kişinin ailesi de toplumdan dışlanabilir.

Hapishane kavramına sahip olmayan bu halk için bu cezalandırma biçimi oldukça sarsıcıdır. Suç işleyen kişi eğer bekar ise hayatı boyunca evlenemez, çocuk sahibi olamaz.

2.Çerkesler ve Aile Hayatı

Onların kültüründe katı bir ataerkil yapısından bahsetmek mümkün değil. Ancak kadınında söz sahibi olduğu aile içerisinde aile reisliğini baba üstlenmiştir. Üstelik erkeğin yaşı ilerledikçe, söz daha kıymetli olmaya başlar. Geçmişte bir arada yaşayan Çerkes aileler, günümüzde çekirdek aile formunda yaşamaktadır.

Çerkes ailelerinde görücü usulü, kız isteme gibi gelenekler bulunmamaktadır. Kız çocukları kendi eşlerini seçmekte özgürdürler. Ancak evlilikler öncesinde ailelerin rızası şarttır. Çünkü aile büyüklerine büyük bir saygı duyulur ve onların istekleri dışında hareket edilmemeye özen gösterilir.

3.Aile Büyükleri Çok Değerlidir

Çerkes kültüründe aile büyüklerinin sözü kanun yerine geçer.

4.Çerkes Kadınları

Çerkes kadınları diğer topluluklarla kıyaslandığında çok daha fazla değer görmektedir. Hem aile yaşamında, hem de sosyal hayatta söz sahibi olan kadınlar, erkeklerle eşit haklara sahiptirler. Bunun en net örneği günümüzde pek çok ülkede kadınların hukuki mücadele verdiği soyadı meselesinde görülebilir. Çerkes kadınları evlendikten sonra da kendi soyadlarını kullanmaya devam ederler.

Kadına şiddet Çerkes kültüründe oldukça sert bir şekilde cezalandırılır.

5.Evlilik Gelenekleri

Eğer bir Çerkes düğününe denk gelirseniz kaçırmamanızı tavsiye ederiz. Oldukça zengin bir kültürü olan Çerkeslerin hem evlilik öncesi, hem de evlilik sırasında gerçekleştirilen renkli gelenekleri vardır.

Kaşenlik

Kaşenlik, habze kuralları çerçevesinde, nişanlı olmayan bekar kız ve erkeklerin arasındaki arkadaşlık ilişkisine verilen isimdir. Bir nevi sevgililik olarak düşünülebilir bu ilişki. Bu ilişkinin kurulabilmesi için ilk şart iki tarafın kesinlikle aynı tlepkden olmamalarıdır. Eskiden genç kız ve erkeğin aynı köyden olması yasaktı. Günümüzde ise hoş karşılanmamakla beraber bu duruma  izin verilir.

Bu ilişkinin temelinde saygı vardır. Kaşenler topluluk dışarısında görüşemezler. Tanışma sırasında genç erkeğin ayağa kalkması ve “toplum müsaaade ederse ….. Hanıma kaşenlik teklif ediyorum” demesi geleneklerin bir parçasıdır. Genç kız bu teklife ayağa kalkarak cevap verir eğer ortamda akraba bir büyüğü varsa ona vekalet verir.

Ardından kaşen olan bu genç kadınlar ve erkekler çeşitli muhabbet ortamlarında, düğünlerde bir araya gelebilirler.Sorumluluğu “thamate” adı verilen bir kişide olan bu toplantılar en yaygın olarak köylerde görülür. Bu tür toplantılarda genellikle birkaç köyün gençleri bir araya gelir. Sabahlara kadar süren sohbetler, oyunlar ve eğlenceler yapılır.

Bu toplantılar aynı zamanda Çerkes kültürünün gençlere öğretildiği bir sosyalleşme alanı olarak da görülür. Her Çerkes gencinin belli bir yaştan sonra kaşeni olur, ancak bu o kişiyle evlenmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Çerkez kızlarının ve erkeklerinin evlenmeden önce birden fazla kaşenleri olabilir.

Kaşenlikte baş başa kalmak kesinlikle hoş karşılanmaz, kaşenler tüm görüşmelerini topluluk içersinde yapmak zorundadır.

Günümüzde değişen toplum yapısı ve dağılan Çerkes aileleri nedeniyle bu gelenek devam ettirilememektedir. Ancak küçük Çerkes köylerinde halen daha kaşenlik geleneğinin yaşatılmaya çalışıldığı bilinmektedir.

Evlilik Kararı

Eğer kaşenler evlenme kararı alırsa yeni bir süreç başlar. İlk olarak euç adı verilen bir hediye verilir. Bu bir çeşit söz niteliği taşır. Bu hediyeyi erkek kadından ister. Çoğunlukla euç boyun bağı, mendil, bilezik gibi sembolik hediyeler olur. Erkekte kadına bir yüzük vermekle yükümlüdür. Ardından aileler ve akrabalar birbirlerine hediyeler sunarlar. Evliliğe kadar kaşenler baş başa kalamazlar.

Boşanma

Çerkeslerde boşanma çok sık görülen bir durum değildir. Tarafların anlaşarak evlenmesi ve Çerkes toplumunda boşanmanın hoş karşılanmaması boşanma oranlarının düşük olmasında etkilidir.

Evlilik Yaşı

Çerkezler’de erken yaşta evlilik görülmemektedir. Hatta bu konuyla ilgili bir atasözü de bulunmaktadır.

“köpek niteliklerini üç yaşında, at dokuz yaşında, erkek otuz yaşında gösterir”

Evlenme yaşı erkek için 25 – 35 arasıdır; zira aile sorumluluğunun bilineceği yaş olarak o yaşlar görülür. Ailedeki evlilik sıralaması ise büyük kardeşten, küçük kardeşe doğrudur.

Kızlar evlenene kadar baba ya da erkek kardeşlerinin evinde yaşarlar. Baba evinde oldukça rahat yaşayan genç kızların, evlendikten sonra özgürlüklerinin bir miktarda olsa kısıtlandığı bilinir

“Çerkesin kızı Türkün gelini/Çerkese kız Türk’e gelin olacaksın”

Kız Kaçırma Geleneği

Çerkesler’de kız kaçırma yaygın bir gelenektir. Ancak kız kaçırma, genç kızın rızası alınarak yapılır. Kızı erkeğin arkadaşları kaçırır ve bir aileye teslim ederler ve o aile kız evi rolünü üstlenir.

Düğün Geleneği

Çerkes düğünleri hakkında daha detaylı bilgi sahibi olmak için TRT’nin çektiği belgesel izlenebilir.

6.Zehes Buluşması

Zehes, kaşenlerinde bir araya geldiği toplantılara verilen isimdir. Misafirlerin hoş vakit geçirmesi için düzenlenen bu geceler bir aile büyüğünün nezaretinde gerçekleşir. Zeheslerde gerçekleştirilen pek çok aktivite vardır. Bunlardan en yaygını el vurma oyunudur.

7.Thamate Kavramı

Zehesler thamate adı verilen bir büyüğün nezaretinde gerçekleşir. Çerkeslerde thamatelik erkeklerin yerine getirdiği bir görevdir. Toplantıda olan ve olacak olan bütün olayların sorumluluğu thamateye aittir.

Thamatelerin belli bir bilgiye sahip olması, Çerkes adetlerine hakim olması gerekmektedir.

8.Çerkesler ve Kıyafet Kültürü

Günümüzde Çerkesler bu kıyafetleri sadece özel günlerde ve törenlerde kullanmaktalar.

9.Dans ve Çerkesler

Bilindiği üzere Kafkasya kültürleri zengin bir dans geleneğine sahiptirler. Çerkesler’de bu kültürün bir parçası olarak danslarıyla ön plana çıkmaktadırlar.Türkiye’de ki Çerkesler arasında en yaygın edilen danslar wuic, kafe, tleperıfe ve şeşendir.

Wuic oldukça yavaş bir danstır.

Kafe’nin pek çok çeşidi bulunur. Orta yavaşlıktadır

Tleprerife, parmak uçlarında yapılan hızlı bir danstır. Daha çok Abzah, Şapsığ ile Ubıh ve Abazalar arasında yaygındır.

Şeşen ise hızlı danslardan biridir.  Türkiye’de oldukça popüler olan bu dans bir kız ve erkek tarafından değişik melodiler eşliğinde gerçekleştirilir.. Esas olarak Çeçen ve Adığe danslarında görülen hareketlerin bir karışımıdır.

10.Çerkes Yemekleri

Çerkes mutfağı oldukça zengin bir mutfak. Çerkes yemekleri daha çok et ve süt ürünlerine dayanır, sebzeye çok fazla yer verilmez. Çerkeslerde yemeğe başlamadan, sofra büyüğünün bir konuşma (dua) yapması adettir.

Yemeklerinde hem Türk, hem de Rus etkisi görülen bu zengin mutfağın en çok dikkat yemeklerinden bazılarını sizin için bir araya getirdik.

*Çerkez Tavuğu

Hepimizin bildiği bu lezzetli yemekten bahsederek başlamak en doğrusu olacaktır. İnce ince didiklenen tavuk, acuka ve cevizin bir havanda uzun uzun dövülmesiyle yapılan Çerkes tavuğu, bu mutfaktan Anadolu mutfağına hızlıca giriş yapmış bir lezzet.

Üstelik bu yemek Çerkesler için oldukça özel bir yere sahip. Bu yemeğe o kadar önem veriliyordu ki Çerkesya’daki geleneklere göre tavuğun hangi kısmının kimin tarafından yeneceğine dair bir hiyerarşik düzen bile mevcut. Misafirler ve yaşlılar en lezzetli kısımları yerken, çocuklar genelde kanat etiyle baş başa bırakılıyordu.

*Şıpsi Pasta, Şıpsibaste…

Çerkez yemekleriyle ilgili bilmeniz gereken ilk şeylerden biri adlarının yöresine göre ufak değişiklikler gösteriyor olması.

Buna örnek olarak şıpsibasteyi göstermek mümkün. Tavuk veya etle yapılan bu yemek, mısır veya buğday unu kullanılarak yapılan bir çeşit lapadır.

Kimi yörelerde yapılan keşkekle oldukça benzerdir.

*Velibah

Gözlemeyle aynı tarife sahip olan velibah, saçta hazırlanır. Çerkes esintili bir kahvaltı için vazgeçilmezdir.

Evde hazırladığımız gözlemelerin sacta hazırlanmış halidir velibah. Üzerinde tereyağ eritebilir, dilediğiniz reçelle yiyebilirsiniz.

*Abista, Mamursa..

Hem ana yemek, hem de atıştırmalık olarak servis edilen abista Çerkes peyniriyle birlikte yenilir. Özellikle sıcak yaz günlerinde yoğurt, ayran gibi içeceklerle oldukça lezzetli bir seçenektir.

*Çerkes Mantısı: Haluj, Hıngel, Hınkal

Pek çok farklı ismi olan bu yemek tam olarak mantı formundadır. Patates, kıyma ya da peynirle hazırlanabilir.

*Minik Börekçikler: Metez

Buğday unundan hazırlanan hamurun içine yerleştirilen Çerkes peyniri, suda pişirilir ve ortaya metez çıkar. Mantıyı hatırlatan metez Çerkesler arasından çok sevilir.

*Şubate

Açmayı andıran bu lezzet üçgen şeklinde hazırlanır.Arasına tahin, üzerine pekmez sürülerek yenen şubate kaçırılmaması gereken bir lezzettir.

*Çerkes Lokması: Ape Yeşek

Ape yeseki bildiğimiz lokmadan farklı kılan şerbetine koyulan bal.:)

Kendisini lokma gibi düşünebilirsiniz. Kızartılan hamurların üzerine dökülen şerbetle çıkan sesi tarif edemiyoruz. Bunun yanı sıra şerbete eklenen bal da tatlıyı bal gibi yapıyor bal.

*Çerkes Peyniri

Eskiden ve hala daha nadirde olsa Çerkes köylerinde yapılan bu peynirin beyaz peynir ve lor peyniri arasında bir tadı ve görünümü vardır. Kaynamış inek sütünden üretilen peyniri taze taze tüketmenin tadının bir başka olduğu söylense de, peyniri bir iki ay kuru bir yerde bekleterek tüketmek de mümkündür. Çerkes peynirini nereden bulabilirim diyorsanız, maalesef size bir cevap veremeyiz.

*Ne İçerler?

Alkollü içecekler arasında şarap Çerkes kültüründe en çok tüketilen içeceklerin başında gelir. Düğün veya şenlik gibi eğlencelerde sofraya konan şarap konuklar tarafından tek kaseden sırayla içilir.

Darı, mısır ve baldan yapılan az alkollü baksime de Çerkes içecekleri arasında yer alır.

Çerkes çayı olarak bilinen ve Kafkasya’da geleneksel olarak Kafkas ormangülü adı verilen bir ormangülü türünden yapılan çay da bu halkın sıklıkla tükettiği içeceklerden biridir.

11.Atlar ve Çerkesler

Çerkesler oldukça güçlü bir atçılık kültürüne sahiptir. Geçmişte temel binek aracı olarak kullanılan atlar bir çeşit statü temsilcisiydi. Eskiden bey ailelerinin kendi adlarıyla anılan at ırkları vardı.

Yüz yıldan fazla süren yıkıcı Rus-Kafkas Savaşı ve sürgün, at cinslerinin çoğunun yok olmasına yol açmıştır. 20-30 Çerkes atı ırkından bugün sadece Şağdiy kalmış olup dünya atçılık literatüründe “Kabardin” olarak bilinir ve en iyi dağ atlarından biri kabul edilir.

Çerkeslerin sosyal hayatlarını şekillendiren habze kuralları, at kültüründe de etkilidir. Bu kültürde bir kadının veya yaşlının önünden atla geçmek, veya at üzerinden onlarla konuşmak büyük ayıptır.  Bir kadınla veya büyükle atın üzerinde oturarak konuşmak ayıptır.

allah, çerkez atasözleri, dikiş, türkiyede çerkesler, çerkezler ve atlar, çerkes gelenekleri, çerkes düğünleri, kaşen nedir, thamate nedir, resimli mesajlar, çerkes kadınları, çerkes kızları 

ÇERKEZ ÖRF VE ADETLERİ

/ No Comments
at, çerkez atasözü, kafkaslar, kafkasyalı, kendine güvenmek, kibir, resimli mesajlar, resimli sözler, çerkez adetleri, çerkez gelenekleri, çerkez düğünleri, çerkez örf ve adetleri, kaşen nedir
çerkez atasözü,çerkez düğünleri,çerkez gelenekleri,at,kaşen nedir,çerkes sürgünü,kibir,çerkez adetleri,çerkez örf ve adetleri,kafkaslar,kafkasyalı,çerkes soykırımı,
Atın söyleyeceğini eğeri söyler.
Dört ayağı varken, at bile tökezler. 

Çerkez Atasözü

*

Çerkes Gelenekleri 
Çerkes Kültürü (Adige) 
Çerkez Gelenek ve Görenekleri

Çerkeslerin günümüze kadar devamlılığını sürdüren geleneklerin birisi de "kaşenlik adetidir. Bu adet bekar genç kız ve erkekler arasında evlilik öncesi dönemde gerçekleşmektedir. Diğer geleneklerde olduğu gibi habze adı verilen kurallarla sınırlıdır. Kaşenlik birbirinden hoşlanan genç kız ve erkekler arasındaki arkadaşlık ilişkisine denmektedir. Çerkes kız ve erkekleri birbirleri ile düğünlerde, toplantılarda, muhabbet ortamlarında birlikte olurlar. Bu toplantılar en yaygın olarak köylerde görülür. Bu tür toplantılarda genellikle bir kaç köyün gençleri biraraya gelir. Sabahlara kadar süren sohbetler, oyunlar ve eğlenceler yapılır. Bu geceler gençlerin birbirlerini tanımalarına yardımcı olmaktadır. Muhabbet geceleri bir eğlence kaynağı olduğu kadar aynı zamanda eğitim yeri de sayılmaktadır. Kızlar ve erkekler belirli bir yaştan başlayarak bu tip toplantılarda çerkes adet ve görenekleri çerçevesinde eğitilirler. Bütün eğlence, düğün ve toplantılarda "thamate" adı verilen bir kişi bulunur.



Kim kimle kaşen olabilir? 


Aynı sülaleden olan kişiler kaşen olamazlar. Akrabalık derecesi ne kadar uzak olursa olsun yasaktır. Aynı köyden kişilerin kaşen olmaları hoş karşılanmaz. Bu kural günümüzde biraz yumuşamıştır. Artık aynı sülaleden olmamak kaydıyla kaşenliğe fazla tepki duyulmamaktadır. Muhabbet toplantılarında kızlar ve erkekler karşılıklı otururlar.

Birden fazla kaşen

Gençlerin her toplantıda farklı kaşeni olabildiği için bir Çerkez kızının ya da erkeğinin evleninceye kadar çok fazla kaşeni olabilmektedir. Toplantıda amaç tanışmak, eğlenmek ve kendine uygun bir eş seçmek olduğu için kaşenlik bazen ciddi bazen de şaka halinde ortaya çıkmaktadır. Sayısı fazla olan şaka kaşenliğinin çok fazla bir ciddiyeti yoktur. Kız ya da erkek birbirlerinin daha önceki kaşenlerine karşı herhangi bir olumsuz tavır takınmazlar. Eski kaşenlerle sosyal ilişkiler kesilmez. Çünkü daha önceki kaşenlerin şaka olduğunu her iki tarafta kabullenmiştir. Kadın ya da erkek eski kaşenleriyle bu benim eski kaşenim diye espri yapabilir. Dolayısıyla kızın ya da erkeğin birden fazla kaşeni olması yadırganmamaktadır.

Evlenmeye vesile olan kaşenlik


Pseluk ile başlayıp daha sonra da devam eden kaşenlik iki kısma ayrılmaktadır. Bunlardan birisi şaka diğeri ise ciddi kaşenliktir.
Şaka kaşenliğine semerko denmektedir. Bu durumda kişiler ciddi olmasalar dahi sırf o geceye ya da bir kaç geceye mahsus olarak kaşen olabilirler. Burada amaç eğlenmek, birbirlerini tanımak bunu yaparken de hoş vakit geçirmektir. Şaka kaşenliğinde kız ve erkek birbirlerine sanki evleneceklermiş gibi meth edici ve övücü sözler söyler. Kaşenliğin bir de ciddi boyutu vardır. Bu durumda birbirlerini beğenen kız ya da erkek evlenmek için arkadaşlık kurmak isterler.
Eğer karşı taraf kabul etmişse diğer toplantılarda da görüşerek bu ilişkiyi devam ettirirler. Fakat ciddi kaşenlikte daha ziyade pisehluk ile başlamaktadır. Erkek bir kaç arkadaşını alarak kızın veya onun herhangi bir akrabasının evine gider. Kızın da mutlaka yanında bir ya da bir kaç arkadaşı bulunmak durumundadır. Burada kıza kaşenlik teklifini sunar. Bu durumda kız ve erkek arkadaşlarının yanında teklifi değerlendirirler. Birbirlerinden beklentilerini ve isteklerini söylerler. Kaşenliğin her iki boyutunun da kendine has kuralları vardır. Kaşenlik eğer ciddi ise ve sonuçta evlilik düşüncesi ile kişiler birbirlerini tanımaya çalışıyorsa bu durumda meclislerde şaka kaşenliği gibi ulu orta gündeme getirilmez. Bu durumda bir çok muhabbette bir araya gelebilirler, bir çok konudan konuşarak birbirlerini daha iyi tanımaya çalışırlar. Fakat ilişkileri diğer kaşenliğe nazaran resmiyet kazanır. Diğeri kadar serbest değildir. Her ne kadar bu kişiler evlilik kararıyla birbirlerini tanımaya çalışsalar da mutlaka evlenecekler diye bir şart yoktur. Eğer bir engel söz konusu ise her iki taraf bu durumdan vazgeçebilir.

Aile hayatı

Çerkes aile hayatının şekli, diğer milletlere biraz garip gelelebilir. Çerkes aile hayatının esası resmiyettir. Çerkesler, gerek evlerinde gerek dışarda laubalilik, teklifsizlik ve nezaketsizliği büyüğe karşı saygısızlık addederler.
Nezaketsizlik ve saygısızlığa tölerans gösterileceğine kimse inanmaz.
Fakat saygı ve nezakete dayalı bu resmiyet ailede ne soğuk bir hayat ne de bir esaret meydana getirir. Yabancılar bu insani ve kibar hayatın inceliklerini takdir edemedikleri için zor ve gayri tabi olarak yorumlayabilirler ancak bu hayat tarzı Çerkesleri asla sıkmaz.
Bilakis aileler laubaliliğin meydana getirdiği olumsuz etkenlerden bu şekilde uzak tutulmuş olur.
Çocuklar aile içinde büyük bir intizam, saygı ve bağlılık içinde doğup büyürler. Bu nednele de aile hayatı bir fazilet mektebi sayılır.

Baba

Aile reisi olan baba, aile efradına karşı vakur, şefkatli bir amir ve terbiyeci gibi özelliklerini daima muhafaza eder. Bütün aile efradı da kendisine karşı hürmetkâr ve tam bir bağlılık gösterir. Onun her emri itirazsız yapılır. Kocanın karısı karşısındaki konumu da eşitliğe saygı ilkesi çerçevesindedir.
Çünkü kadın ile erkek arasındaki eşitlik birbirine benzememek şeklinde bir eşitliktir. Yoksa karı ile kocanın faaliyetlerinin çeşitli almasını men etmeye kimse muktedir değildir.
Daima kendi hakkını savunmak şeklindeki aşırı merak kadar teessüfe değer haller ailede görülmediğinden karı koca arasındaki gerçek eşitliğin sevişerek, birbirine saygı duyarak, sevinç ve kederlerini, ümitlerini müşterek bir hale getirmek olduğunu, yoksa herkesin kendi dünyasında serbest yaşamak olmadığını pek iyi bilirler.
Çerkeslerde çok kadınla evlenme adeti yoktur. Çerkeslerle kadına ziyadesiyle saygı duyulur. Hattâ evlendikten sonra da kadın soyadını muhafaza eder. Koca zevcesini adıyle çağırmaz. Kendi soyunun ismiyle çağırır. Çünkü kadına soyunun ismiyle hitap etmek Çerkeslerce saygı belirtisidir. Asıl adıyle çağırmak daha çok teklifsizlik sayıldığından kadının akrabasından olmayanlar da soyadıyla hitap ederler. Evlenen kadınlar soyadı istiklaliyetlerini muhafaza ederler.
Babanın huzurunda karısı ile kızından başka aile efradından kimse oturamaz. Diğerleri saygı ile ayakta beklerler. Karısı bile çocuk sahibi oluncaya kadar oturamaz. Ailenin hiçbir ferdi baba ile yemek yiyemez.
Baba küçük çoçuklarını öpüp okşamaz, kucağına almaz. Sevginin sözle değil, kalple olduğunu bildiği için Çerkes aile efradına karşı olan sevgisini yılışık bir surette açığa vurmayı kibarlığa aykırı görür.
Fakat narin vücudu, ince kalbi hasebiyle daha çok şefkat, sevgi ve himayeye ihtiyacı olduğundan kız çocuklarına anlayış gösterir.
Erkek çocuklanna karşı muamelesi ise bir öğretmenin öğrencilerine karşı yaptığı muameledir. Onunla yüz göz olmaz, senli benli olmaya asla meydan vermez. Bütün , çocuklarına isimleriyle seslenir. Yavrum, ciğerim, canım gibi deyimler kullanmaz. Babanın eli erkek çocuk üzerinde titremez. Bilakis onu, istiklal ve şahsiyet sahibi etmek için serbest büyütür.

Anne

Çerkes ailelerinde anne, pek değerli ve şerefli bir mevkidedir, ikinci aile reisidir. Bilhassa evin iç işlerindeki hak ve istiklâline saygı ve riayet olunur.
Aile reisi olan babanın buna karışmasını saygısızlık, kadına tahakkümü mertliğe aykırı telâkki ederler. Kadının bu hakkına ima olarak "TIBISIM" yani "ev sahibemiz, mihmandarımız" diye hitap ederler. Böylece kadını asıl ev sahibi ve kendisini onun misafiri sayarak ev işlerinde kadının riyasetine hürmet gösterdiğini belirtir.
Kocasının son derece saygısına mazhar olan anneye, gelinleri "GUAŞE" yani prenses diye hitap ederek saygı duyarlar. Anne ile çocuklar arasındaki ilişkiler baba ile çocuklarınkinden oldukça farklıdır. Anneler şefkat kucağını açar ve çocukları sevgiye boğarlar.
Kadın kocasına aslâ adı ile hitap etmez.
Anne çocuklarını isimleriyle çağırır. Bazen de şefkatine ve teklifsizliğine delâlet eden takma isimler kullanır.
Ev işlerinde tam yetki sahibi olan kadının sorumluluğu çok geniştir. Kocasının bulunmadığı bir zamanda gelen misafirleri kabul ve ağırlamak, misafirin sınıf ve mevkine göre hürmeten kuzu, koç hatta öküz kesmek, kocasının misafire adet üzere vermesı gereken hediyeyi vermek kadının yetkisi dahilindedir.

Çocukların eğitimi

Çerkesler hamile kadının sağlığına çok dikkat ederler. Çocuk dünyaya gelince bütün akraba ve komşular tebrik için gelirler. Hediye olarak Haluj, börek, koç ve kuzu gibi şeyler getirirler. Çocuğun ninesi de kız evlâda sırma işlemeli beşik takımı ve güzel elbise gönderir.

Beşik göndermek uğursuzluk olarak kabul edilir. Çocuğun doğuşu şerefine ekseriyetle kurban kesilir. Kamşulara zifayet verilir.

Çocuk beşikleri ağaçtan yapılmış olup belli şekildedir. Sırma işlemeli süslü örtülerden başka asıl beşiğin süsü yoktur.

Çocuğu sabah akşam yaz ise soğuk, kış ise az ılık su ile iki defa banyo yaptırırlar. Bazıları yaz ve kış soğuk su ile yıkanır. Kadınların bazısı da çocukları sabah, öğle, gece yatırılırken olmak üzere üç defa banyo ederler. Soğuk su ile banyo edilen çoculkarın daha sağlam ve çevik olacağına inanılır.
Sabah, öğle, ikindi ve yatarken çocuğu dört defa muntazaman kaldırırlar ve süt verirler.

Çocuğa annesi süt verir. Kâfi gelmedigi takdirde komşu kadınlar arasında ufak çocuklu varsa ondan istifade ederler. Yoksa eksiklik keçi, inek sütü ile tamamlanır. Diş çıkarıncaya kadar çocuğa başka yemek vermezler, yalnız sütle beslerler. Diş çıktıktan sonra ŞEKURİP adı verilen sütten ve baldan pişirilmiş bir çeşit muhallebiden azar azar vermeye başlarlar. Çocuğa babası ya da annesi ad takmaz. Dedesi, ninesi yahut yakın akrabadan bazan de dostlarından biri ad takar.
Anne çocuğun yaşına göre Ahlâki terbiyesine dikkat eder ve karakterinin teşekkülüne yön verir. Çocuğa karşı ciddiyet gösterirse de ruhunu öldürecek şiddet ve onu alçaltacak halleri reva görmez. "FEMİF" yani beceriksiz, "KARABĞ" yani korkak kelimeleri çocuğun terbiyesi için kullandığı yegâne değnektir. Bu kelimeler çocuğa vazifeperverlik, mertlik, cesaret hissini aşılar. Aile hayatındaki resmiyet ve misafir odası (Haceş) çocuğa sosyal terbiyeyi verecek mekteptir. Çerkesler çocuklara kalın pamuklu şeyler giydirmezler. Vücudu sıcak ve soğuğa dayanıklı olması içiz elbisenin hafif fakat zarif olmasına dikkat ederler. Çocuk elbiseleri erkek ve kadın elbiselerinin küçültülmüş şeklidir. Ancak pek ufak çocuklara kalpak giydirmezler.

Çerkeslerde kız ve erkek çocukları bir arada ders görür.​



at, çerkez atasözü, kafkaslar, kafkasyalı, kendine güvenmek, kibir, resimli mesajlar, resimli sözler, çerkez adetleri, çerkez gelenekleri, çerkez düğünleri, çerkez örf ve adetleri, kaşen nedir

19 MAYIS 1919

18 Mayıs 2021 Salı / No Comments

 

19 MAYIS 1919 TARİHİNİN ANLAMI VE ÖNEMİ
UZM. NEŞE ÇETİNOĞLU (*)

19 Mayıs 1919 tarihi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki dönüm noktalarından biridir. Atatürk’ün Samsun’a ayak bastığı tarih olan 19 Mayıs aynı zamanda “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Atatürk Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştü. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır:“Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.” (1)


Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir.


Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. TürkMilleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken büyük bir lider Mustafa Kemal Atatürk ortaya çıktı ve Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır ki şimdi bu yolculuğu kısaca anlatmaya çalışalım.


Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı. Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması (2)dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikayetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal Atatürk’tü ve Atatürk uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu bu umutsuz duruma üzülüyor ve birşeyler yapmak içinAnadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz fırsattır. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Atatürk’le Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır:(3)


“-Paşa, Paşa!... Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin!Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir (bu bir tarih kitabıdır)! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir...Paşa, Paşa...Devleti kurtarabilirsin!...


Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?...O Vahdettin ki... bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur?Aldatıldığını mı anlamıştı?Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim:


-Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim...Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz...”


Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama, O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir“Türk Milleti” vardı.


Atatürk ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik edecekti. Bu 18 kişinin adları şöyleydi:(4) III. Kolordu Komutanı Kurmay Albay Refet Bey (General Bele), Müfettişlik Kurmay Başkanı Kurmay Albay Manastırlı Kâzım Bey (General DIRIK), Müfettişlik Sağlık Bakanı Doktor Albay İbrahim Talî Bey (ÖNGÖREN), Kurmay Başkan Yardımcısı Kurbay Yarbay Mehmet Ârif Bey(AYICI), Karargâh Erkân-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyâsiyât Şubesi Müdürü Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey(GEREDE), Müfettişlik Topçu Komutanı Topçu Binbaşı Refik Bey(SAYDAM), Müfettişlik Başyaveri Yüzbaşı Cevad Abbas(GÜRER), Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY),Kurmay Mülhakı Yüzbaşı İsmail Hakkı (EDE), Müfettişlik Emir Subayı Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV), Karargâh Komutanı Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY), Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kâlem Âmiri Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇI), İaşe Subayı Üsteğmen Abdullah(KUNT), Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (KILIÇ), Şifre Kâtibi, Birinci Sınıf Kâtip Fâik (AYBARS), Şifre Kâtibi Yardımcısı, Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV).


Atatürk beraberindeki kişilerle beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya varır. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Yolcular Kalyon Burnu denilen yerden sandallarla Merkez iskelesine çıkarılırlar. Bu sandallardan birinin sahibi olan İsmail Yurtsever, o zaman için Atatürk’ü tanımadığını söyler,Atatürk’ü sandalda ve Samsun’da iken geniş yakalı lejyon kaputu ve başında kalpakla gördüğünü anlatır. (5)


Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti.


Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama, O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi.


Kısaca vermeye çalıştığımız bu yolculuk Türk Milleti için bir dönüm noktası oldu ve kurtuluşun başlangıcıydı. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi gençlik kavramı genel anlamda fikirlerdeki yeniliği anlatmaktadır.


Atatürk“Gençler!Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum”(6)derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.


Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir”(7)demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız. 


 

(*)Atatürk Kültür,Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi uzmanı.

(1)Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Hazırlayan:Utkan Kocatürk, 3. Basım, Ankara 1984, s.76.

(2)Sabahattin Selek,Anadolu İhtilâli, İstanbul, 1981, s.206.

(3)Falih Rıfkı Atay ve Mahmut Soydan, Atatürk’ün Anıları, İstanbul, 1982, s.153.

(4)Fethi Tevetoğlu, Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar, Ankara 1987, s.16; Sadi Borak, Atatürk, İstanbul 1973, s.242; Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam 1919-1922, 2.Cilt,İstanbul, 1983, s.19; Sabahattin Selek, Anadolu İhtilâli, İstanbul 1981, s.213.

(5)Hürriyet, 19 Mayıs 1973, s.4.

(6)Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Hazırlayan:Utkan Kocatürk, 3.Basım 1984, s.164-165.

(7)A.g.e., s.342.


19,19 mayıs,19 mayıs 1919,gençlik ve spor bayramı,atatürk,mustafa kemal atatürk,atatürkün samsuna çıkışı,kurtuluş savaşı,meb,atatürkün hayatı,cumhuriyet,cumhuriyetin kuruluşu

KUDÜS TARİHİ

/ No Comments
kudüs tarihi, kudüs nerede, kudüsün fethi, kudüsün önemi, kudüs hangi devletin başkenti, osmanlı döneminde kudüs, kudüs fermanı
kudüs nerede,osmanlı döneminde kudüs,kudüs tarihi,kudüsün fethi,kudüs hangi devletin başkenti,kudüs fermanı,kudüsün önemi,israil,yahudiler,siyonizm,gazze
Kudüs Tarihi

Kudüs şehri ilk olarak Ofil Tepesinin Silvan Köyüne bakan kısmında kuruldu, tepede bir su pınarı vardı ve insanlar su ihtiyaçlarını oradan karşılıyorlardı. Daha sonra bu tepeden Bizita Dağına ve Moriya tümseğine yerleştiler.
Kudüs tarihteki en eski şehirlerdendir. Tarihçiler Kudüs’ün inşa ediliş tarihi için kesin bir şey söylememektedirler. Mescid-i Haram’dan 40 yıl sonra kurulmuştur. Tarihi kaynaklara göre Kudüs şehri kurulduğunda çölden ibaretti, ne vadi ne de dağlara rastlanıyordu. Milattan 3000 yıl önce, Şehre ilk hicreti Arap Kenâniler yaptı. Bu göçler Arap yarımadasının kuzeyine gerçekleşmiştir. Daha sonra Ürdün nehrinin batısına yerleşmişlerdir. Kudüs şehri göçler sonucunda genişledi ve Akdeniz’e kadar uzandı. Bölgenin adını Kenan yeri (Nehirden Denize kadar olan bölgede) koydular. Kenan bölgesin de Kenâniler bir şehir kurup adını Urşelim koydular, şehir merkezi haline getirdiler, vatan ve toprak sahibi oldular, bundan dolayı şehrin adı Yebus oldu. Bu bölgeye saldırılarda bulunan Mısırlıların ve Sina çölündeki kaybolan İbrani kabilelerin saldırılarına karşı çıktılar ve o bölgeye sahip oldular. Kenâniler yıllar boyunca bu bölgeye olan saldırılara da karşı çıktılar.
                                                     
Hz. Ömer'in Kudüs'ü Fethi

 Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in İsrâ hadisesi gerçekleştiğinde, İslam fetihleri devri başladı. Bu hadisede Kâbe ve Mescid-i Aksa’nın aralarında manevi olarak bağlantı kuruldu. İslam Ordusu Ubeyde Bin Cerrah önderliğinde şehri kuşattılar. Patrik Safronyus şehrin anahtarını Hz.Ömer’in kendisine vermek istedi ve Hz.Ömer şehre geldi. Maddi olarak bağlantı Hz.Ömer (r.a)'ın şehre gelmesiyle gerçekleşti (636). Şehri aldıktan sonra bir emaname (güven fermanı) yazıldı ve Hz Ömer (r.a) şehrin ismini İlya'dan Kudüs’e çevirdi.

Fetih Öncesi Kudüs

M.Ö.16.asırda Kudüs şehri Mısırlı firavunlar tarafından ele geçirildi. Bedevi kabileleri (habiru) Mısırlılara, kralı Ahnatun döneminde saldırıda bulundular ve Mısır kralı Abdihiba onlara karşı çıkamadı ve şehir bedevilerin hâkimiyetinde kaldı. Mısır kontrolüne 1.Sitiy döneminde girdi. (M.Ö 1301-1317) Büyük İskender Filistin’i ele geçirdiğinde Kudüs şehrine sahip oldu. Büyük İskender öldükten sonra yerine gelen halifeleri hâkimiyeti devam ettirdiler. Aynı yıllarda Batilamas Filistin’i ele geçirdi ve Mısır topraklarındaki hâkimiyetine kattı. (M.Ö 323). M.Ö 198 Tarihinde Kudüs Şehrini Suriye’de bulunan Sikolos Nikatur önderliğindeki Sulukilere tabi oldu. Şehir halkı Yunan medeniyetinden etkilendi. M.Ö.63 yılında Roma imparatorluğu kumandanı Bumuci Kudüs’ü ele geçirerek Kudüs’ü Roma imparatorluğu sınırlarına kattı. Kudüs sonra Doğu Roma (Bizans) ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere 2 kısma ayrıldı. Filistin de doğu tarafın da (Bizans'ta) kaldı. Şehir iktisadi ve ticari olarak 200 yıl boyunca refaha içinde kaldı. Kutsal mekânlara hac mevsimlerinde gelen ziyaretçilerden maddi anlamda çok faydalanıldı. Bu istikrar Kudüs şehrinde fazla devam etmedi. 2. Farisi kral Suriye'yi işgal etti ve bu işgal Kudüs'e kadar uzadı. Kiliseleri, mabetleri ve mukaddes yerleri yerle bir ettiler. Bölgede kalan Yahudiler Hristiyanlardan intikam almak için Farisilere katıldılar ve böylece Bizanslılar şehri kaybetmiş oldular. Bu durum uzun sürmedi ve Bizans imparatoru Filistin’i miladi 628 yılında işgal edip Farisileri şehirden kovdu. Ve Bizans şehre tekrar haç koydu. Genel olarak tarihe baktığımızda Filistin bölgesinde ve özellikle Kudüs şehrinde Yahudilerin bölgede bulunduğu zaman çok kısadır.

Fetih Sonrası Kudüs

Hz.Ömer (r.a) devrinden sonra Emeviler şehri kontrol altına aldılar ve çok önem verdiler. 661 ile 750 yılları arasında hüküm sürdüler. Abbasiler 750 ile 878 yılları arasında Kudüs şehrine hâkim oldular. Abbasiler, Fatimiler ve Karmatiler arasında olan askeri darbelerden dolayı şehirde istikrarsızlık yaşandı. 1071 tarihinde Selçuklular şehre hâkim oldu. Daha sonra Fatimilerle yaptıkları çatışmalardan dolayı haçlılar 88 yıl Kudüs’ü işgal ettiler. Toloni, İhsidi ve Fatimiler (Mısırlılar) zamanında Kudüs ve Filistin Mısıra tabi oldu.

Kudüs'te Selahaddin Eyyubi Dönemi

1187 yılında Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Hittin Savaşında haçlıların elinden geri almayı başardı. Kudüs halkına en iyi şekilde muamele yaptı. Kübbetü's Sahra’nın üstündeki haç işaretini kaldırttı. Şehrin restore, mimari ve yenilenmesine çok önem verdi. Mübarek Mescid-i Aksa’ya Nureddin Zenki'nin hazırlamış olduğu minberi hediye etti. Bu minberin işlemesi İslam şaheserlerindendir. Selahattin Eyyübi’nin vefatından sonra Fransızlar kral Federik zamanında Kudüs’ü tekrar ele geçirdiler. İngilizlerin elinde 11 yıl boyunca kaldı. 1244 yılında Salih Kral Necmettin Eyyüp tarafından tekrar Müslümanlar tarafından geri alındı. 1243 ile 1244 yılları arasında Moğollar saldırıda bulundular ve şehri aldılar. Fakat Memluküler 1259 yılında Ayn Calut savaşında Seyfettin Kutz ve Zahir Bibars önderliğinde Moğolları yendiler. Ve 1517 yılına kadar Filistin Kudüs dâhil Mısır ve Şam’a hâkim olan Memluklerin hâkimiyetinde kaldı.

Osmanlı Kudüs'te

Osmanlılar 28 Aralık 1516’da Sinan Paşa önderliğinde, Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferinde Kudüs’e girdiler. Kudüs’ün Fethinden sonra Yavuz Sultan Selim Mukaddes Kudüs şehrini 31 Aralık 1516 tarihinde ziyaret etti ve şehrin ismini Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdi. Osmanlı Devleti Kudüs'e 400 yıl hâkim olmuştur. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımıştır. Kanuni Sultan Süleyman, Sultan 4.Murad, Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz ve 2.Abdülhamid han Kudüs Şehri için pek çok hizmette bulunmuştur.

OSMANLI'NIN GİRİŞİ  (Kudüs'ün Fethi)

XVI. yüzyıla girildiğinde Osmanlı Devleti en güçlü dönemlerini yaşıyordu ve kendisine hedef olarak da batıyı seçmişti. Ancak II. Bayezid döneminde Safevi Şahı İsmail tarafından körüklenen şiî propagandası Anadolu da fitne uyandırmıştı. Bu nedenle Yavuz Sultan Selim öncelikle Anadolu birliğini yeniden sağlamak amacıyla İran’daki Safevileri bertaraf etmeye karar verdi.

Çaldıran zaferiyle bertaraf edilen Safeviler den sonra Yavuz yüzünü güneye çevirdi çünkü Mısır, Filistin ve Suriye ye hâkim olan Memluk’ler, Safevî Sultan şah İsmail ile iş birliği yapmışlardı. Bu iki devletin iş birliği, Osmanlı Devleti ve Anadolu birliği için büyük bir tehlike idi. Diğer yandan Memlûklar, Yavuz’un Suriye’yi istila etmesinden de endişe ediyorlardı. Memluk’ler için Suriye, Mısırın anahtar durumundaydı.

Bu saydığımız sebeplerden dolayı, Memlûk Sultan Kansuh Gûrî, Ehl-i Sünnet ulemasının muhalefetine rağmen şah İsmail ile ittifak yapmaktan çekinmedi. Bu ittifak Yavuz’un planlarını değiştirmesine sebep oldu. İran üzerine yürüse, arkadan bir Memlûk tehlikesiyle karşılaşabilirdi. Zirâ Kansuh Gûrî, bu sırada güçlü bir orduyla Halep’e gelmiş, yanında bulunan şehzade Ahmed in oğlu Kâsım Çelebi yi Osmanlı tahtının yegâne varisi olarak ilan etmişti.

Kansuh Gûrî nin bu ittifak Yavuz un işine yaradı. Sünni ve Şafiî olan Suriye halkı Yavuz'un yanında yer aldı. Yavuz, Zenbilli Ali Efendi başta olmak üzere ulemâdan Mülhidlere yardım eden mülhiddir ve üzerine gidilmesi caizdir mealinde fetvalar aldı. Osmanlı Memlûk ilişkilerinin bozulmasının en önemli sebeplerinden birisi de Dulkadiroğullarının izlediği dış politikaydı.

Mumluklara yakın olan Dulkadiroğlu Alaaddin Bey, kendi beyliğinin devamını Osmanlı Devleti ile Memluk’ler arasındaki denge politikasına dayandırmıştı. Nihayet Çaldıran seferine katılmayı reddedişi bardağı taşıran son damla olmuştu. Bunun üzerine Yavuz, Dulkadiroğulları beyliğine son verdi. Alaüddevle’nin başını da Mısır’a gönderdi. Osmanlılar artık Suriye kapılarına dayanmışlardı.
Nihayet Osmanlı ordusu Kuzey Suriye ye girdiği sırada Kansuh Gûrî yanında Halife III. Mütevekkil Alâllah olduğu halde, Halep ten hareketle Merc-i Dâbık a gelmişti. 24 Ağustos 1516'da burada yapılan savaşta, Memlûklar büyük bir bozguna uğradılar. Bu zafer sonrası Yavuz Sultan Selim, Halep te büyük bir coşkuyla karşılandı. Burada başta Halife III. Mütevekkil ile üç mezhebin başkaldılarını kabul eden Sultan, onlara iyi davrandı. Ulu Cami'de okunan hutbede hatip Osmanlı Sultanın Hadimûl Haremeyn ünvanı ile vasıflandırdı.

Yavuz, Halep'ten sonra Şam üzerine yürüdü ve burayı da kolaylıkla zaptetti. Yavuz’un hedefi şimdi Mısır’dı. Ancak başta Kudüs olmak üzere Filistin in önemli şehirleri hâlâ Mumluklu idarecilerin hâkimiyetindeydi. Mısır yolunu emniyete almak için öncelikle buraların ele geçirilmesi gerekiyordu. Bunun için de Yavuz, Vezir-i âzam Sinan Paşa'yı görevlendirdi. Sinan Paşa kısa zamanda Safed, Nablus, Aclun, Gazze ve Kudüs ü fethetti. Yavuz ise bu sırada Şam’dan Kudüs’e gelmişti. Kudüs'ün Osmanlıların eline geçtiği tarihi gün olarak kesin belli değildir. Ancak Tarihçiler 28 Aralık 1516 tarihinde ittifak etmişlerdir. Yavuz Sultan Selim, 31 Aralık 1516'da şehre gelmiştir. Şehrin Osmanlı yönetimine geçişi hakkında kaynaklarda farklı rivayetler yer almaktadır. Bu kaynaklar, şehrin kendi isteğiyle Osmanlı yönetimine geçtiğini yazmaktadır. Ancak, o sıradaki Kudüs Memlûklu valisi İli Bey, Memlûk ordusunda yer almştı ki, Kudüs'ün kendiliğinden Osmanlı yönetimine geçmesi biraz kuşkuludur. Olayların gidişatından anlaşıldığına göre Kudüs'ün fetih tarihi Ekim 1516 (Ramazan-922) olmalıdır. Kışı Şam'da geçiren Yavuz, Aralık ayının sonlarına doğru buradan ayrılarak, 3 Aralık'ta devlet ileri gelenleriyle beraber Kudüs'e geldi.

Yavuz'un şehre gelişi sırasında Kudüs'ün tüm ruhanîleri padişahı şehrin dışında büyük bir tâzimle karşıladılar. Yavuz, ruhanîlere gerekli ilgiyi gösterdikten sonra, şehrin tam karşısında otağını kurdurttu. Bu sıralar ikindi vaktiydi. Padişah akşam namazını Mescid-i Aksa'da kılacağını söyledi. Bunun üzerine görevlilere haber gönderildi. Kur'an'ın sitayişle bahsettiği bu kutsal mabed 12.000 kandille aydınlatılır. Padişah bu kutsal kente namaz vaktinden önce girer. Önce Kubbetü's Sahra'da Rummân Davud (a.s.) ile Nahl-i Hamza (r.a.) ziyaret eder. Sonra Hacer-i Sahra'y tavaf eder. Daha sonra Kubbe-i Sahra'nın altına iner ve burada iki rekât hacet namaz kılar. Buradan akşam namazının edası için Mescid-i Aksa'ya geçer. Görevliler, padişahı kokulu mumlarla karşılarlar. Sultan burada akşam namazını edâ ettikten sonra, biraz dinlenir. Daha sonra burada iki rekât hacet namazı kılar, dualar eder. Yatsıyı da eda ettikten sonra otağna döner. Sultan, ertesi sabah binlerce koyun ve deve kurban ettirir. Kubbe-i Sahra'yı ziyaret eder ve Mescid-i Aksa'da iki rekât hâcet namaz kılar. Daha sonra şehri gezer, Kudüs halkına ihsanlarda bulunur. 1 Ocak 1517'de Kudüs Şehrinden ayrılır.

Osmanlı'nın Kudüs’teki Varlığı

Kudüs’te Osmanlı Dönemi Osmanlı Devleti Kudüs'e 400 yıl hâkim olmuştur. Osmanlı için Kudüs her zaman büyük önem taşımıştır. Yavuz Sultan Selim Yavuz Sultan Selim Mercidabık savaşında Memluk’leri yendikten sonra tüm Şam bölgesini Osmanlı topraklarına kattı ve daha sonra Kudüs Şehrine gelerek Mescid-i Aksa ve Mukaddesatı ziyaret etti. Osmanlının Kudüs Fethi Kudüs halkını çok sevindirdi Sultanın ziyaretinde onu büyük bir yemeğe davet ettiler. Yavuz sultan selim han Kudüs halkına ekonomik reformlar ve düzenlemelere kadar birçok konuda söz verdi. Fakat düzenlemeleri sağlayamadan kısa süre sonra vefat etti. Osmanlının Kudüs Fethin den sonra ispanya kralı Hristiyanların Kudüs’ü ziyaret edebilmesi için Yavuz Sultan Selimden harç karşılığında izin aldı.

Kanuni Sultan Süleyman Kudüs Şehri için birçok hizmette bulundu, bunlardan bazıları; Kudüs Şehrinin surlarını yenilettirdi. Kudüs kalesinin restoresini yaptırdı. Birçok sayıda çeşme Kubbetü’s Sahra’nın yer döşemesi Mescid-i Aksanın Surlarını ve Kapılarını Restore edip yenilettirdi. Meryem validemizin kapısını açtırdı Silsile kubbesinin fayanslarını yenilettirdi. Bab-ı Zehebi kapısını kapattırdı. Kanuninin Eşi Hürrem Sultan Tekkesini inşa ettirdi. Bu tekkeden çok sayıda Fakirin yemek ve ihtiyaçları karşılanıyordu. Kanuni Sultan Süleyman Kudüs şehrinin istikrarı ve güveni için Kudüs-yafa şehri arasındaki yolun kontrolünü El-Ebigavş kabilesine verdi (Onlara Turistlerden gelen aidatlar karşılığında vermişti) Kanuni Döneminde de Hristiyan hacılardan harç alınıyordu.

Sultan Murat Döneminde Kudüs şehrinde istikrar biraz tehlikeye girdi. Bu sebepten dolayı Sultan Murat Kudüs El-Halil yolu üzerinde Şehrin güvenliği için kale inşa ettirdi. Bu kalenin içinde mescit ve kışla bulunmaktaydı. Kalenin içinde Dizdar ve 40 asker görev yapmaktaydı.

Kanuni’nin Kudüs'te kutsal mekânlarda temizliğe ve edebe uyulması hakkındaki Fermanı

Kudüs-i Şerîf beyine ve kadısına hüküm ki: Molla Siyami gelip haber verdi ki; Kudüs-i Şerif'te bulunan Mescid-i Aksa, Sahratullah-ı Müşerref (Kubbetü's-Sahra) ve Hz. İsa'nın Kabri gibi kutsal mekânlara ibadet ve ziyaret için gelen bazı kadınlar o mekânları kirletip, edebe aykırı davranıyorlarmış. Bu haber üzerine buyurdum ki; Emrim oraya vardıktan sonra bu gibi davranışlara kesinlikle izin vermeyin. Şayet bunun aksini duyarsam bilesiniz ki görevden alınmakla kalmazsınız. Sen ki kadısın bu emrimi sicile kaydet ki senden sonra gelen kadılar da bu emrime uysunlar.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Kudüs’e 40 milyon akçe, bugünkü bedelle yaklaşık 1 trilyon 500 milyar lira vakfederek burayı bayındır kılmıştır. Yaptırdığı eserlerden sadece çeşmelerin sayısı 18. Sebil el-Silsile... Elvaad Kanuni Çeşmesi... Babel Nezir Çeşmesi... Kudüs Köprüsü üzerinde Sebil bil-Kadissultan… Kudüs Kalesi ve kalenin girişinde Kanuni Namazgâhı... Kale içinde bulunan Lala Mustafa Paşa Camii bulunmaktadır. Caminin minaresinin 19. yüzyıldan bu yana Davut kulesi adıyla anılmaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.av.)’in Miraca yükseldiği kutsal kayayı çevreleyen kutsal yapı. 7. yüzyılda Halife Abdul melik tarafından yaptırılmış. Bugünkü görünümünü Kanuni döneminde almış. Kanuni bu kutsal mabedin dış yüzünü mermer ve çinilerle bezemiş. Mavi yeşil ve sarıyla karışık bu çiniler binaya bugünkü özelliğini veriyor. Yapıya ayrı bir güzellik kazandıran ve Kanuni tarafından yaptırılan mermer kaplamalar göz dolduruyor. Binanın üst kısmını saran bir kitabe görüyoruz. Kitabe kuşağı renkli sır tekniğiyle yapılmış. Kuşak Kanuni’nin ismini taşıyor. 1551 yılında yazılmış.

1327 yılında Memlukler tarafından yenilenmiş. Avlunun dört bir tarafına serpiştirilen çoğu Osmanlı eseri olan namazgâhlarsa her dönemin izlerini taşıyor. Avluda bir köşe daha var ki Osmanlı su medeniyetinin en güzel örneklerinden biri sayılmalı. 1525 yılından kalma bu şadırvan Kudüs valisi Kasım Paşa tarafından yaptırılmış. Suyu yine bir Osmanlı eseri olan sultan havuzundan sağlanıyor. Sultan havuzu, Kanuni’nin Kudüs’e kazandırdığı en önemli armağanlardan bir tanesidir. Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman Kudüs şehrini çevreleyen surları 1542 yılında inşa ettirdi.

Kudüs Şehri Sulta Murad döneminde Sayda ve Akka eyaletine bağlı bir sancak bölgesiydi. Napolyon Gazze, Yafa ve Ramla şehirlerini işgal ettikten sonra Kudüs halkına yazı yazarak emirlerine uymalarını istedi ama Kudüs halkı cevap olarak Akka eyaletine bağlı olduklarını ve akadan bir emir gelirse size uyarız dediler. Napolyon bunun üzerine Akka şehrine saldırdı fakat Ahmet paşa şehri surlarla çevirmişti ve Napolyon başarısız oldu. Kudüs 1820 yılında Şam eyaletine bağlandı. 1831 de mısır prensi İbrahim paşa Kudüs ve Şam bölgesini işgal etti ve o dönemde bölgede çok sayıda çatışma oldu çünkü Osmanlı 1841 tarihinde bölgeye tekrar hâkim oldu.

Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı Kudüs’e tekrar hâkim oldu. Sultan Abdülmecid Sultan Abdülmecid Mescidi Aksanın restoresini yaptırmıştır ve 20000 altın harcamıştır. Bu dönemde Kudüs şehrinin nüfusu artmıştır ve 1858 de insanlar Kudüs surları dışına yerleşmeye başlamıştır.

Sultan Abdülaziz döneminde 1867 tarihinde, Kudüs çok gelişmeye başladı ve birçok yol ve çarşı inşa edildi.(Kudüs-yafa ve Kudüs-Nablüs şehri arasındaki yol) Kudüs’ün yolları mermerlerle döşendi, bu döşemeler günümüze kadar bölgede mevcuttur. Sultan Abdülaziz mescidi aksanın süslemesi ve restoresine 30000 Osmanlı akçesi harcadı ve Umeri camisini inşa ettirdi. 1892’de Kudüs-Yafa şehri arasında tren yolu inşa edildi 1909 yılında El-Halil kapısının yanına büyük kale inşa edildi ve yanına çeşme yaptırıldı. Kudüs şehri Osmanlı Döneminde 400 yıl boyunca barış ve huzur içinde yönetildi. 1.Dünya Savaşı’ndan sonra ise Kudüs’ün yönetimi Osmanlı idaresinden çıkarak İngiliz mandasına geçti ve 1948 tarihinde İsrail Devleti Batı Kudüs’te kuruldu. 1967 tarihinde İsrail Kudüs’ün tamamı işgal etti.

Osmanlı Sonrası (İsrail ve İngiliz İşgali)

09 Aralık 1917 tarihinde Kudüs Şehri İngilizlerin eline geçti ve İngiliz mandası haline gelerek Filistin’in başkenti oldu.14 Mayıs 1948 tarihinde İngilizler Kudüs şehrinden çıkarak, bölgede İsrail işgalci devleti kurdular ve o tarihte Arap İsrail çatışmaları başladı. Filistin’in 5’te 4’ünü işgal ettiler. Kudüs şehri o tarihte ikiye ayrıldı, Batı Kudüs İsrail işgali altında kaldı, doğu Kudüs Ürdün kontrolünde Müslüman Arapların elinde kaldı. 1967 savaşının 7.Gününde İsrail Kudüs Eski şehrinin tamamını işgal etti. Bu işgal hala devam etmektedir. Bu süreç içinde şehir halkı işgale karşı direnişe devam ettiler. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa İsrail tarafından yönetilmektedir. İsrail’in Kudüs’ü Yahudileştirmeye yönelik çalışmaları devam etmektedir. Arap Müslümanları şehirden çıkarmak için planlar kuruyorlar. Siyasi ve Demografiyi değiştirmeye çalışıyorlar. Kudüs Şehri Adaletin ve Hukukun var olduğu bir ortamı aramaktadır ve bu ortama kavuşmak için gelecek günü özlemle beklemektedir.

Kudüs Fermanı

Ermeni Patriği Serkiz, diğer papazlarla birlikte Sultan'a gelerek kendilerine in'amda bulunmasını arzu ederler. Eskiden beri tasarruflarında bulunan kilise ve ma'bedleri yine kendilerinin tasarruf etmesi, Hz. Ömer ve Selâhaddin Eyyubi'nin kendilerine verdiği ahidnâmeyi Yavuz'un da yenilemesini arzu etmişlerdir. Bunun üzerine; 'eskiden beri tasarruf yetkisine sahip Ermeni râhiplerin, Kamame, Hz. İsa'nın doğduğu Beytüllahım mağarası, kuzeydeki kapının anahtarı, içerde kamame kapısındaki iki şamdan ve kandilleri, Büyük Kiliseleri, Mar Yakub, Deyr'üz-Zeytun, Habs'ül-Mesih kiliseleri, bunlara ait vakıflar, bağlar, bahçeler, aynı dine mensup Habeş, Kıptî ve Süryâni milletleri, bunların terekeleri ve benzeri hususlarda yine tasarrufa yetkili olduklarına karar verilmiştir. Bunlara kimse müdâhale edemeyecektir. Evlâdlarım, vezirler, sâlihler, kadılar, beylerbeyleri, sancakbeyleri, voyvodalar, subaşılar vesaireler bununla amel etsinler'diye emir vermiştir.
Kışı Şam'da geçiren Yavuz, Aralık ayının sonlarına doğru buradan ayrılarak, 3 Aralık'ta devlet ileri gelenleriyle beraber Kudüs'e geldi. Yavuz'un şehre gelişi sırasında Kudüs'ün tüm ruhanîleri padişahı şehrin dışında büyük bir tâzimle karşıladılar. Yavuz, ruhanîlere gerekli ilgiyi gösterdikten sonra, şehrin tam karşısında otağını kurdurttu. Bu sıralar ikindi vaktiydi. Padişah akşam namazını Mescid-i Aksa'da kılacağını söyledi. Bunun üzerine görevlilere haber gönderildi. Kur'an'ın sitayişle bahsettiği bu kutsal mabed 12.000 kandille aydınlatılır. Padişah bu kutsal kente namaz vaktinden önce girer. Önce Kubbetü's-Sahra'da Rummân- Davud (a.s.) ile Nahl-i Hamza (r.a.)ziyaret eder. Sonra Hacer-i Sahra'y tavaf eder. Daha sonra Kubbe-i Sahra'nın altına iner ve burada iki rekât hacet namaz kılar. Buradan akşam namazının edası için Mescid-i Aksa'ya geçer. Görevliler, padişahı kokulu mumlarla karşılarlar. Sultan burada akşam namazını edâ ettikten sonra, biraz dinlenir. Daha sonra burada iki rekât hacet namazı kılar, dualar eder. Yatsıyı da eda ettikten sonra otağına döner. Sultan, ertesi sabah binlerce koyun ve deve kurban ettirir. Kubbe-i Sahra'yı ziyaret eder ve Mescid-i Aksa'da iki rekât hâcet namaz kılar. Daha sonra şehri gezer, Kudüs halkına ihsanlarda bulunur. 1 Ocak 1517'de Kudüs Şehrinden ayrılır.



kudüs tarihi, kudüs nerede, kudüsün fethi, kudüsün önemi, kudüs hangi devletin başkenti, osmanlı döneminde kudüs, kudüs fermanı