Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

1 NİSAN ŞAKALARI

28 Mart 2022 Pazartesi / No Comments


1 Nisan şakaları 2022! Sevgiliye, arkadaşa, eşe en komik, en kolay 1 Nisan şaka günü önerileri!

Geçmişi 16’ıncı yüzyıla kadar dayanan 1 Nisan, bu yıl Perşembe gününe denk geliyor. Her yıl takvim tarihlerden 1 Nisan’ı gösterdiğinde günün özelliği nedeniyle şakalar yapılır ve eğlenilir. İşte sevgiliye, arkadaşa, anneye, komik, kolay 1 Nisan şakaları 2022..

1 NİSAN ŞAKALARI 2022

Kurban olarak seçtiğiniz iş arkadaşınızın oturduğu koltuğun altına hava korna bağlayın, ya da koltuğa Japon yapıştırıcısı da sürebilirsiniz. Tercih sizin!

Fare ya da yılan gibi hayvanlardan korkan tanıdıklarınız için, bu hayvanların oyuncağını bulup arkadaşlarınıza ufak çaplı bir kriz yaşatabilirsiniz.

Yine bir hayata küstürme şakası daha! Bulabileceğiniz herhangi bir iştah açan tatlının için bir şırınga yardımıyla mayonezle doldurun!

ÜNLÜ ŞAKASI

Sevdiği bir ünlü, eski bir arkadaş ya da bir çizgi film karakterinin ismini, yakınınızın telefonuna kendi numaranızla kaydedebilirsiniz. Böylece 1 Nisan günü sabah erken saatlerde onu arayıp ya da mesaj atıp aklını karıştırabilirsiniz.

SOYA SOSU ŞAKASI

Kola kutusunun içine gazoz doldurduktan sonra soya sosunu, kola rengini alana kadar doldurabilir, böylece annenizi yanıltabilirsiniz.

DİŞ MACUNU ŞAKASI

Kremalı bisküvilerin içindeki kremaların çıkartıp diş macunu koyun, kardeşinizin ağzının alacağı şekli keyifle izleyin.

GIDA BOYASI ŞAKASI

Ev arkadaşınızın, şampuanı ya da diş macununa gıda boyası koyarak sabah sabah unutamayacağı bir şaka yapabilirsiniz.

SOĞANDAN ELMA ŞEKERİ

Kuru soğana elma şekeri süsü verip kardeşinize ve aile üyelerine şaka yapabilirsiniz.

KAĞIT BÖCEK

Abajurun içine girmiş kağıttan böcek anneniz için oldukça korkutucu olacaktır.

KUSMA ŞAKASI

Melemen hazırlayıp soğuduktan sonra şeker poşetine koyarsınız. Bunu ceketin içine saklayıp kalabalık bir ortama gidersiniz. Etrafa midesi bulanıyor imajı verip çaktırmadan poşetin içine kusma numarası yaparsınız. Etrafınızdaki insanların ilgisi size yönelince poşetin içine elinizi sokup melemeni elinizle yemeye başlarsınız.

AYRILIK ŞAKASI

Arkadaşın sevgilisinin cep telefonu çaktırmadan alınır ve arkadaşa ayrılık mesajı çekilir. Akşam meyhaneye gidip şaka açıklanır.

PÖRTLEYEN MANDALİN

Mandalina altından para büyüklüğünde küçük bir kapak açılır. Kapak daha sonra yerine yerleştirileceği için dikkatli kesilmelidir. Bu delikten içerideki etli meyve kısmi çay kasığı yâda başka bir şey yardımıyla itinayla çıkarılır. İçerideki boşluğa mayonez, reçel ya da un gibi şeyler doldurulur. Kapak uygun bir şekilde yapıştırılır.(Belli olmayacak şekilde turuncu bir iplikle bir kaç yerden dikilebilir). Kurban mandalinayı soymak için eliyle bir basınç uygular bu basınç meyveyi pörtletip içini dışına çıkarır.

MİSAFİRLİKTEN CAYMA

Eşe dosta telefon edip akşam oturmaya geleceğinizi söyleyin. Hazırlık yaptırın ama son anda cayın.

FOTOMONTAJ

Tanıdığımız birini fotoğrafı varsa bundan iyi bir fotokopi alıp gazetenin orta sayfalarındaki haberlere fotomontaj yaparız. Sonra gazeteyi onun okumasını sağlarız bir yandan da kenarda durup ne yapacağına bakarız. İyi uygulandığı taktirde çok eğlendirici olur bu şaka.

AKŞAMA KUZU VAR

Eşe dosta telefon edip kuzu kestiğinizi akşam 6 da yemeğe beklediğinizi söyleyin, sonra işkembe çorbası içirin.

EN KOMİK 1 NİSAN ŞAKALARI 2021

Sandalyenin minderleriyle aynı renk giyinip, üzerinize oturan arkadaşınızın yüreğini hoplatabilirsiniz.

Sevdiği bir ünlü, eski bir arkadaş ya da bir çizgi film karakterinin ismini, yakınınızın telefonuna kendi numaranızla kaydedebilirsiniz. Böylece 1 Nisan günü sabah erken saatlerde onu arayıp ya da mesaj atıp aklını karıştırabilirsiniz.

İş arkadaşınızın klavyesiyle yapılabilecek kesinlikle en iyi şey. Biraz tohum serpiştirin ve yeşillenmesini bekleyin.

Kola kutusunun içine gazoz doldurduktan sonra soya sosunu, kola rengini alana kadar doldurabilir, böylece kurbanınızı yanıltabilirsiniz.

Kapı tokmağının denk geleceği yere korna koyarak oldukça gürültülü bir şaka yapabilirsiniz.

Şeffaf ojeyi sabuna sürmek de 1 Nisan için bir başka öneri...

Paketinden çıkardığınız bisküvileri dikkatli bir şekilde, kırmadan ortadan ikiye ayırın. Ortadaki kremayı bir bıçak yardımı ile sıyırın ve yerine diş macunu sıkın. Ardından birleştirin. Şakayı yapacağımız kurbanın yanına gidip bisküvi istemesini bekleyin.

Orta boy soğanları alıp, çikolata ile kaplayın, Karşınızdaki yerken yüzünün şekline bakın...

Plastik böcekleri buz kabına koyarak buz tutmasını bekleyin. Soğuk içecek isteyen kurbanınızın bardağına böcekli buzu koyun ve olanları izleyin.

Yumurtaları haşladıktan sonra sarılarını çıkarıp yerine tereyağı koyun.

Ofisin ortasına salıncak kurun!

Ofisinizde masalara, sandalyelere talaş dökebilirsiniz.

Ofis koltuklarını silikon köpükle kaplayın!

Kurbanınızın klavyesindeki harfleri söküp karıştırın!

Kurbanın koltuğunun altına korna monte edin.

Arkadaşınızın bisikletini en yakındaki heykelin üstüne çıkarabilirsiniz!

Cupcake'i ikiye bölüp arasına köfte ekleyip hamburgermiş gibi kurbanınıza yedirin!


1 nisan,1 nisan şakaları,1 nisan şakaları 2022,en güzel 1 nisan şakaları,en komik şakaları,en komik 1 nisan şakaları,1 nisan nedir,şaka,şakalar,1 nisan 2022,2022 nisan1,nisan1

1 NİSAN NEDİR?

/ No Comments

 

1 Nisan Şaka Günü nasıl ortaya çıktı? 
1 Nisan’da neden şaka yapılır?

Dünyanın hemen her ülkesinde gelenekselleşmiş olarak 1 Nisan şakaları yapılmaya devam ediyor. Şakanın dozunu abartanlar istenmedik sonuçlar ortaya çıkarsa da masum şakalar eğlenceli anların yaşanmasını sağlıyor. Peki, bu günün tarihinde neler yer alıyor?

Farklı kültür, inanç ve dillerde efsaneler içeren 1 Nisan Şaka Günü, Hollanda, Belçika, Kanada, ABD, İsviçre, Japonya dahil dünyanın pek çok yerinde tanınmaktadır. Antik Roma'da Hilarya adıyla benzer bir bayram da kutlanmaktadır. Hindistan'da ise bu bayram 31 Mart'ta Holi adıyla kutlanmaktadır. İnsanların birbirine şaka yapması gelenek haline gelmiştir.

1 NİSAN ŞAKA GÜNÜ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

1564 yılında Fransa kralı IX. Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının 1. gününe aldı. Daha önce Avrupa'da yaygın olan yıl başlangıcı 25 Mart'tı. O zamandaki iletişim şartlarıyla Charles'in bu kararı fazla yayılmadı. Duyanlar ise protesto amaçlı eski adetlerine devam ettiler. 1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirdiler. 1 Nisan'a "aptallar günü" adını verdiler. Bu günde herkese sürpriz hediyeler verdiler, gerçek olmayan haberler ürettiler.

 Nisan 1’in tarihi hakkında her kültürde farklı bir efsane bulunur. Bunlar içerisinde en yaygın olanı ise Fransa’ya ait olanıdır. Fransızlar bu güne Poisson d’avril derler, yani Nisan Balığı. 1564 yılında Fransa Kralı IX. Charles, yılbaşını 1 Nisan’dan 1 Ocak’a aldırır. Bu arada 1 Nisan’ı yılın ilk günü olarak kabul etmeye devam edenlerle alay etmek amacı ile yapılan şakalar, bir süre sonra gelenek haline gelir. 1 Nisan’ı yılbaşı kabul edenlere ise Nisan Balığı denmeye başlanır.


1 nisan,nisan,nisan1,1 nisan şakaları,nisan 1 şakaları,1 nisan günü nasıl ortaya çıktı,1 nisanda yapılan şakalar,1 nisan dünya şaka günü,1 nisan neden şaka günü,1 nisa ne günü,nisan balığı,aptallar günü

KÖPEKLER

23 Mart 2022 Çarşamba / No Comments

 

KÖPEK SAĞLIĞI VE BAKIM

Her canlı varlık gibi köpekler de, yaşamlarını sağlıklı sürdürebilmek için, belirli ortam ve koşullara gereksinme duyar.

Barındıkları yerin sağlıklı yaşamalarına elverişli olup olmadığından tutun, gereksindikleri besin türü ve oranının karşılanıp karşılanmaması, temizlik ve bakımlarının yapılıp yapılmaması, hareket etme ve dolaşma olanağı bulup bulmamalarına değin pek çok etken, sağlıkları üstünde tesirler yaratır. her ne kadar dış koşullardan etkilenmeyen kişiler için it gibidir, ona bir şey olmaz! Derlerse de, köpekler, itinalı bakım isteyen nazik varlıklardır. barındırılmaları, beslenmeleri, bakım ve temizlikleriyle diğer gereksinimlerinin karşılanmasında titiz davranılmalıdır. ufak ihmaller, önemsiz gibi görünen savsaklamalar, bilgisizlikten doğan yanlış uygulamalar, köpek sahibinin büyük çaba ve emekle bile gideremeyeceği sakıncaların kaynağı olabilir. dolayısıyla, köpek bakımında ve onların sağlıkla yaşamalarında büyük önem taşıyan esas konulardan "barınma ve beslenme" üstünde ayrıntılarıyla durmaya çalıştık. şimdi de, büyük önem taşıyan diğer bir hususa, köpeğin bakımına değineceğiz.

Köpeğin bakımı:

Köpek barınağının bakım ve temizliği

Köpeğin vücut bakımı, temizliği ve egzersizleri olmak üzere iki ana bölümde ele alınabilir.

Köpek barınağının bakım ve temizliği

Köpek barınağının sadece sağlık koşullarına ideal oluşu yeterli değildir. kullanılan her konut gibi köpek kulübesi de vakit içerisinde kirlenir, aşınır. bakım ve temizlik gerektirir. daha önce de değindik, kullanma ve bakım açısından köpek kulübelerinin yeri büyük önem taşır. kulübe, köpeğin döküntü ve artıklarının ev halkını, eve gidip geleni rahatsız etmeyeceği kadar eve uzak, bakımının kolaylıkla yapılabileceği kadar yakın olmalıdır.  

Köpeğin kulübesi her gün temizlenmelidir.

Köpeğin minderi her gün dışarı alınmalı, silkelenmeli ve havalandırmalıdır.  

Kulübenin içi, tüy artıklarından, döküntülerden süpürülerek temizlenmeli, parazit bulunup bulunmadığı denetlenmelidir.  

On-on beş günde bir parazitlere karşı ilaçlama yapmak yerinde bir önlemdir.

Kirlenen, ıslanan minderlerin temizliğine, kuru ve rutubetsiz olmasına itina gösterilmelidir. Minderler gerektikçe değiştirilmelidir.

Kulübe çevresinin temizliğine en az barınağın temizliği kadar itina gösterilmeli, yiyecek, döküntü, tüy gibi artıklar itinayla toplanılarak bahçenin uzak bir köşesinde açılan çukura gömülmelidir. Böylece, insan sağlığına da zarar verebilecek olan parazitlerin neden olabileceği tehlikelerden korununmuş olur.

Kulübede vakit geçtikçe oluşabilecek çürüme, kırılma, çatlama, boyaların dökülmesi gibi arızalar savsaklanmadan giderilmelidir. akan bir dam, rutubet, su geçiren bir taban, yağmurların süzüldüğü, asalakların barındığı çatlak duvarlar büyük sorunlara yol açar.

Köpeğin Vücut Bakımı, Temizliği Ve Egzersizleri

Bakım, köpeğin sağlığını ve iş verimini olduğu kadar, görünümünü ve güzelliğini de tesirler. bakımı gereğince yapılan köpek, kendini daha ilk bakışta belli eder. tüylerinin parlaklığı ve düzeninden, hareketlerinin canlılığına, bakışlarındaki dikkat ve zekadan, davranışlarındaki güven ve uyuma değin her şey bunu yansıtır. hepsinden önemlisi, bakılan köpek sevilen köpek demektir, değer verilen köpek demektir. bu ise, bir köpeğin yetiştirilmesinde besin kadar önemli bir öğedir. köpek bakımı belirli başlıklar altında toplanabilir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Tüylerin Ve Derinin Bakımı: Köpek postlu bir hayvandır. Bu post, onun dış etkilere karşı korunmasını sağladığı gibi görünümünü güzelleştiren bir değer de taşır. Köpeklerin bir bölümünün tüyleri kısa, bir bölümünün orta uzunlukta, bir bölümünün ise olabildiğince uzundur. Doğal olarak uzun tüylü türler, daha büyük ve itinalı bir bakım gerektirir. Bilhassa tüy değiştirme vakti olan ilkbahar, ve sonbahar süresince, bu iş daha büyük bir önem kazanır. Lazım bakım yapılmadığı takdirde, köpeğin yaşadığı bütün çevre tüy döküntüleriyle dolar. Bu ise insanların sağlığı açısından büyük sakıncalar içerir. Köpek için ise başka açıdan önem taşır. Fırçalanmayan ve bakılmayan tüyler, köpeği rahatsız eder, kaşındırır. Onları kendi çabasıyla düşürmeye çalışır. Bu ise yaralanmasına, cildinin çizilmesine ve mikrop kapmasına yol açabilir. Bazı deri hastalıkları ortaya çıkabilir. Tüm bu sakıncaları önlemek, köpeğin sağlıklı bir cilde ve tüylere sahip olmasını sağlamak için, normal zamanlarda günaşırı, tüy dökümü süresince günde bir kez fırçalamak yararlı ve lazımdır. Ancak, derinin bu devre içerisinde son derece hassaslaştığı unutulmamalı, sert kıllı fırçalar kullanmaktan uzak durulmalıdır. Köpeğin özel bakım gerektiren bir tür olmadığı durumlarda, genel olarak şu şekilde bir yol takip edilebilir. Tüylerin fırçalanmasına baş üzerinden başlanılır ve orta sertlikteki kıl fırça ile hayvanın gerisine doğru sıkıca sıvazlanarak taranır. Sırt bölgesinin taranması bitince, göğüs yöresi ve köpeğin yanları aşağıya doğru ayaklara varıncaya değin tertipli sıralar durumunda fırçalanır. Bundan sonra kıllar çıkış yönünün tersine, bir kez daha fırçalanır. Bu tarayış, kıl diplerini güçlendirdiği, deriye masaj yerine geçtiği gibi, kıl diplerine yerleşmiş bulunmakta olan toz ve zararlı maddeleri de kabartır. Bundan sonra, tekrardan düzgün yönde bir fırçalama ile tüy bakımının birinci aşaması bitirilir. Islatıldıktan sonra sıkılarak suyu iyice alınan pamuklu bir bez parçası, eski bir fanila ile köpeğin tüyleri çıkış yönünde bastırılarak silinir. Göğüs, karın, bacak ve bacak araları iyice temizlenir. Bu arada deri iyice araştırılarak, kene, pire gibi zararlıların bulunup bulunmadığına bakılır. Şayet görülürse tedbirleri alınır.

Kısa Tüylü Köpeklerin Taranması: Kısa tüylü köpeklerin taranmasında kısa ve yumuşak kıllı fırçalardan yararlanılır. Sert ve uzun kıllı fırçalar kullanım bakımından elverişsiz olduğu gibi, köpeğin derisini de çizebilir. Bundan sonra tüylerin çıkış yönüne doğru yapılan fırçalanmayla tüm toz ve pislikler atılır. Köpeğin tüyleri tertipli, parlak ve sağlıklı bir görünüm kazanır.

Uzun Tüylü Köpeklerin Taranması: Uzun tüylü köpeklerin taranmasında, uzun ve sert kıllı fırçalardan yararlanılır. Böylece sık ve uzun tüylerin arasına girip onları temizlemek ve havalandırmak, düzenlemek olası olur. Bu hedefle, dişleri aralıklı taraklardan, tel fırçalardan da yararlanılabilir. Bilhassa kaniş gibi tüyleri kıvırcık ve sert olan çeşitlerin tüy bakımında böyle taraklar ve tel fırçalar lazımdır.

2. Dişlerin Bakımı: Genç ve sağlıklı köpeklerin dişleri beyaz, parlak ve diş taşlarından temizlenmiştir. Diş sağlığının, yaşla olduğu kadar beslenme ve bakımla da büyük ilişkisi vardır. Gelişme çağlarında kalsiyum ihtiyacı yeterince karşılanan köpeklerin dişleri kuvvetli ve sağlam olur. Erişkin olduğunda, gevrek, iri sığır kemiği verilen köpeklerin dişlerinde diş taşları oluşamaz ve dişler aşınmalara karşı direnç kazanır. Dişlerdeki renk sararması, kötü ağız kokuları her zaman diş taşlarından ileri gelmez. Kimi kere bunların sebebi sindirim bozukluklarıdır. Dişlerde görülen önemli arızalar ve diş taşları için kesinlikle bir veteriner hekime gitmek gerekmektedir. Ancak, kirli ve sararmış dişler, sertçe bir bezi limon suyuna batırarak silmek veya hidrojen perokside batırılmış bezle oymak suretiyle temizlenip beyazlatılabilir. Dişleri temizlemek amacıyla, kullandığımız türde diş fırçalarından da yararlanmak mümkündür.

3. Göz ve Kulak Temizliği: Sağlıklı bir köpeğin gözü temiz, parlak ve canlıdır. Çapaklı, donuk ve kanlı gözler sağlıksızlık belirtisidir. Köpeklerde göz temizliğine itina göstermek, çapaklanma ve kanlanma olduğunda, asit borikli suya batırılmış bir pamukla gözleri silip temizlemek gerekmektedir. Çoğunlukla üşütmeden ileri gelen çapaklanmalarda camomile ve borasit solüsyonlarının kullanılması yarar temin eder. Aşırı ve inatçı olaylarda veteriner hekime başvurulmalıdır. Kulaklar, köpeklerin önemli olduğu kadar hassas ve hastalıklara açık bir organıdır. Köpeğin tüylerinin fırçalanması sırasında kulaklar özellikle incelenmeli kulağın içerisine doğru giden kıllar dışa doğru taranmalıdır. Köpeklerin kulaklarında, havadaki tozların kulak içlerine girmesini önleyen bir nemlilik vardır. Bunu, kulakta bulunmakta olan salgı bezleri temin eder. Böylece kulak kepçesinde tutulan kirler, hassas bölgelere girme olanağı bulamazlar. Ancak bunların kulak kepçesinde de fazla miktarda birikmesi hastalıklara yol açar, sakıncalar doğurur. Bunların, asit borikli suyla hafifçe ıslatılmış veya zeytinyağı ile nemlendirilmiş bir pamuk parçasıyla gerektikçe temizlenmesi zorunludur. Ancak bu temizleme sırasında büyük itina gösterilmeli kulak iç kulak kepçelerinde biriken kirlerin temizlenmesi, kulak sağlığı konusunda ilerde doğabilecek sorunların önüne geçer. Kulakta görülebilecek akıntılarda dikkatli olunmalı, böyle durumla karşılaşıldığında vakit yitirilmeksizin veterinere başvurulmalıdır. Çünkü bu belirti, önemli bazı hastalıkların habercisi olarak görülebilmektedir.

4. Ayak ve Tırnakların Bakımı : Özellikle ev dışında yaşayan, av gibi yürüyüş gerektiren görevler yüklenmiş bulunmakta olan köpeklerin ayaklarında aşınmalar, yaralanmalar, çizilmeler, tırnak kırılmaları görülebilmektedir. Dolayısıyla, yapılan bakım sırasında ayaklar da gözden geçinilmeli, hayvana rahatsızlık veren bir durum olup olmadığı araştırılmalıdır. Ayak ve tırnaklar bu iş için kullanıma elverişli bir fırça ile fırçalanmalı, şayet varsa, tırnak arasına sıkışmış olan kurumuş çamur parçaları, toz ve kinler temizlenmelidir. Dolaşılan yerlerde bulunmakta olan keskin kenarlı kayalar veya kırık cam parçaları, köpeğin taban yastıklarında derin kesiklere neden tırnaklarda kırılmalar olabilir, taban yastıklarına kıymık, diken batabilir. Bu gibi durumların bakım ve tedavisi esnasında yapılmalı, kesik, çizik ve tırnak yaralarının ihmal edildiğinde zaman zaman büyük problemler çıkartabileceği unutulmamalıdır. Kırılan tırnaklar gibi aşırı uzayan tırnaklar da bakım gerektirir. Normalden fazla uzayan tırnaklar kimi kere kıvrılarak köpeğin etme batar ve iltihaplanmalara yol açar. Kimi kere ise, sağa sola takılarak köpeği rahatsız eder ve sonunda kötü bir şekilde kırılır. Tüm bu nedenlerle zaman zaman köpeğin tırnağını kesmek gerekmektedir. Köpeğin tırnağı, ya bu iş için özel olarak yapılmış bulunmakta olan papağan gagası adıyla anılan özel bir makasla, ya da manikür takımlarında bulunmakta olan gelişi hoş bir tırnak pensi ile kesilebilir. Tırnak kesilmesi,düşünüldüğü kadar basit bir iş değildir. Yanlış ve hatalı kesim büyük problemler yaratabilir. Tırnağın kesim sırasında fazla derin alınması kanamalara ve iltihaplanmalara yol açar. Resimdeki kesime dikkat ediniz. Tırnak, fazla derine gitmeden ve tırnak ucu kütleştirilmeden kesilmektedir. Pürüzlü ve kırık tırnakları törpülemek gerekmektedir. Bu hedefle bildiğimiz tırnak törpüleri kullanılır. Törpülemenin, tırnağın çıkış yönünde olması gerekmektedir. Ters yöne doğru yapılan törpüleme tırnak köklerini zedeler ve iltihaplandırır. Bakımlı ve sağlıklı bir köpeğin ayaklarında, tırnaklar arasında yabancı gelişi hoş bir madde bulunmaz. Tırnaklar bakımlı ve düzgündür. Uzamış, çatlamış, kırılmış tırnak yoktur. Taban yastıkları bakımlıdır, kesikler, yaralar ve kabuklanmalar görülmez.

5. Yıkama ve Temizleme : Köpeklerin cilt dokusu, insanlarınkine oranla çok değişiktir. Köpeklerin ter bezleri yoktur. Yani terlemezler. Köpeğin derisi insanınki gibi hava almaya elverişli yapıda da değildir. Buna rağmen köpek zengin sayılabilecek yağ dokusuna sahiptir. Bu yağ bezleri deriyi yumuşak ve dirençli kılan. Köpekleri, koktukları gerekçesiyle sık ve aşırı yıkayanlar, onların sağlığıyla oynar. Köpek, zorunluluk olmadıkça yıkanmamalıdır. Yıkanması gerektiğinde, bu sıcak yaz aylarına rastlatılmalıdır ya da çok iyi kurulanmasına itina gösterilmelidir. Aşırı yıkama derideki yağların yitirilmesine, derinin kuruyarak çatlamasına, tüylerin canlılığını kaybetmesine yol açar. Soğuk havalarda, bilhassa ev dışında barındırılan köpeklerin yıkanması şiddetli soğuk algınlıklarına neden olabilmektedir. Köpek, sağlığı açısından lazım olduğunda veya sıcak yaz aylarında sı olmamak koşuluyla yıkanabilir. Köpeğin yıkanmasında bazı noktalara dikkat edilmelidir. Köpeğin yıkama suyu veya soğuk olmamalı, 35 c0 dolaylarında bulun malıdır. Köpeğin yıkanmasında kullanılacak şampuan, içerisinde yağ ihtiva etmelidir. Kulaklara su kaçmaması için, birer parça pamukla kulakların kapatılması yerinde bir önlemdir. Çünkü, kulağa kaçan su büyük sakıncalar doğurur. Yıkanacak köpek, bir banyo küvetine, genişçe bir lavaboya veya leğene yerleştirilir. Baş kısmı hariç bütün gövde hoşça ıslatıldıktan sonra şampuan dökülerek köpürtülür ve bu köpükler, başın dışında tüm vücuda yayılır. Parmaklarla köpeğin vücuduna masaj yapılarak kirler kabartılır. Daha sonra, bu köpükler tümüyle temizleninceye, tüyler arasında sabun zerrelerinin kalmadığına emin olununcaya değin, ideal sıcaklıktaki suyla yıkanır. Bu arada, bir sünger ıslatılıp iyice sıkıldıktan sonra, köpeğin başı, yüzü, ağzının çevresi, gözlerin etrafı iyice silinip temizlenir. Bundan sonra köpek, yıkanılan yerden bir havluyla alınır. Ilık, rüzgarsız, hava cereyanı olmayan bir yerde, şayet varsa elektrikli kurutma makinesi ile, yoksa havlu ile olası olduğunca kurulanır. Tüyler çıkış yönünde taranıp fırçalanır. Şayet hava soğuksa, vücuttaki rutubet tamamıyla gidinceye kadar ev içerisinde tutulur. Hava güneşli ve sıcaksa, serbest bırakılarak, hareket hainde iken tüylenin kuruması ve güneşlenmesi için olanak tanınır. Ağız etrafında uzun tüylere sahip olan köpekler, yemek sırasında bunları kirletir. Böyle özellik taşıyan köpeklerin ağız yöresindeki tüyler, suyu sıkılmış ıslak bez veya süngerle temizlenebilir. Köpeklerin sıkça yıkanması, yukarda belirttiğimiz gibi, türlü sakıncalar doğurur. Dolayısıyla, köpeğin temizliğinde başka yöntemler de uygulanır. Bu hedefle testere talaşı denilen çok ince tahta talaşından yararlanılır. Toz durumundaki bu talaş, köpeğin kıllarının arasına avuç avuç dökülerek tüylerle birlikte iyice ovuşturulur. Daha sonra, bunları dökmek için köpeğin tüyleri fırçalanır. Ufak yapılı, uzun ve seyrek tüylü, beyaz renkli bazı köpekler, beyaz tebeşir pudrası ile temizlenmekte iseler de, bu işlem tebeşir tozlarının çevreye dağılması nedeniyle pek pratik değildir.

6. Köpeğin Gezdirilmesi ve Egzersizleri : Tüm köpekler, türden türe müddeti ve meziyeti değişmekle birlikte, hareket etme ve egzersiz yapma ihtiyacı duyar. Devamlı olarak evde yaşayan, narin yapılı bir süs köpeği, bile, bu ihtiyacı yeterince sağlanmazsa, normal halini, hareketliliğini, neşesini ve zaman zaman de sağlığını yitirir. Bu tür köpeklerin zaman zaman bahçeye çıkartılarak gezdirilmesi gerekmektedir. Onların sağı solu dolaşmaları, öteyi beriyi koklamaları içgüdülerini canlı tutmaya, çeşitlerine özgü koklama ve işitme duyularını doğal ortam içerisinde sınayarak özgüvenlerini kazanmalarına yarar. Bununla birlikte, böyle narin çeşitlerin, fazla alışmış olmadıkları dış ortamda uzun müddet bırakılmaları, elverişsiz havalarda çıkartılmaları sağlıkları üstünde iyi etki bırakmaz. İri yapılı köpeklerin, özellikle özel amaçlarla eğitilip çalıştırılan görev köpeklerinin bu ihtiyacı çok daha fazladır. Bunlar, açık havada koşma, serbest kalma, eğitildikleri alanda egzersiz yapma ihtiyacı duyarlar. Yarış köpekleri, av köpekleri, koruma ve bekçi köpekleri, çoban köpekleri uzun müddet etkinlikten uzak ve sabit bırakılmamalıdır. İçgüdüsel tepkilerini doyurmak, eğitildikleri alandaki beceri ve kabiliyetlerini körleştirmemek için, sıkça ideal yörelere götürülerek serbest bırakılmalı. Egzersiz ve antrenman yaptırılmalıdır.

Kaynak: http://bilgiara.com/kopek-bakimi/mimm-kopek-bakimi.html

YAVRU KÖPEK BAKIM VE BESLENMESİ

Yavru köpeğinizi sütten kesilir kesilmez ve doğduğu yere çok alışmadan almanız en doğrusudur. Yavru köpeğinizi evinize getirmenin en ideal zamanı 6-7 haftalık olduğundadır. 6 haftalık bir köpek, kuru mama yiyebilecek kadar büyük, sizinle dostluk kurabilecek kadar da küçüktür.

Yavru köpeğinize isim vermekte gecikmemelisiniz. Onu ismiyle çağırmaya başlayın. İsmini öğrenmesi ve çağırdığınızda yanınıza gelmesi kolaylaşacaktır.

Yavru köpeğinizin ihtiyaç duyacağı malzemeler

Mama ve Su Kabı: Temizlenmesi kolay ve ters dönmeyecek kadar ağır olmalıdır. İri ırk köpeklerde yerden yükseğe konabilecek yemek kapları seçilmelidir.

Tarama Araçları ve Banyo: Köpekler yılda 2 kez tüy değiştirler. Tarama ve fırçalama köpeğinizin deri ve tüy sağlığı için büyük öneme sahiptir. Uzun tüylü köpekler için tel fırçalar, kısa tüylü köpekler için eldiven fırçalar yararlı olabilir.

Köpeğinizi yıkamak için kullanacağınız şampuanın önemi büyüktür. Yanlış seçim ile birlikte  köpeğinizin tüy ve deri sağlığı bozulabilir. Köpekler için özel üretilmiş köpek şampuanı kullanmalısınız. Yıkama sıklığınız en fazla 3-4 haftada bir olmalıdır. Köpeğiniz sık yıkandığında deri PH’sı bozulur, aslında koruyucu olan yağ tabakası kaybolur. Köpeğiniz  mantar , uyuz gibi hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelebilir.

Boyun Tasması ve Gezdirme Kayışları: Yavru köpeğinizin ilk aşı programı bittikten sonra düzenli egzersiz ve yürüyüşler yapmanız gerekecektir. Köpeğinizin büyüklüğüne ve kilosuna uygun olarak tasma ve gezdirme kayışı seçimi yapılmalıdır.

Oyuncak: Yavru köpekler günlük egzersiz ve düzenli oyun zamanlarına ihtiyaç duyarlar. Oyun  siz ve yavru köpeğiniz arasındaki önemli bir etkileşimdir. Oyuncak seçiminde  dikkat edeceğiniz nokta; oyuncak köpeğiniz tarafından ısırılıp kemirilebilir ancak parçalayıp yutamayacağı nitelikte olmalıdır. Git-getir, kovalamaca, saklanma-bulma, takip etme gibi oyunlar yavru köpeğiniz için eğlencelidir.

Diş bakımı ve diş değişim dönemi:

Yavru köpeğiniz 4-6 aylığa kadar süt dişlerini döker. Yerine hayat boyu kalıcı olan ana dişler çıkar. Bu dönemde diş kaşıntısı çok fazla olacağından her şeyi kemirecektir. Kalın halat şeklinde düğümlenmiş, uçları püsküllü olan diş ve oyun ipleri, doğal malzemelerin işlemden geçirilmesiyle elde edilmiş yapma kemikler kullanılabilirsiniz. Kalıcı dişler çıktıktan sonra mutlaka diş bakımına daha fazla önem gösterilmelidir. Normalde tartar oluşumu 1,5 yaşında başlar ancak diş fırçalamaya yavruyken alıştırılmalıdır. Köpekler için özel olarak üretilmiş diş  fırça ve macunları kullanılmalıdır.

Sosyalleşme:  Köpekler sosyal canlılardır. Her zaman yeni dostluklar kurmaya heveslidirler. Köpeğinizin 2-4 aylık dönemi ana sosyalleşme dönemidir ve köpeğin psikolojisinde  çok büyük önem taşır. Bu kritik  dönemde karşılaştıkları  ya da kötü tecrübe ettikleri her şey onlar için erişkin yaşamlarında korkuyla tepki verdikleri davranışlara dönüşebilir. Bu nedenle köpekler, her türlü insanla (kadın, erkek, çocuk, bebek), diğer evcil hayvanlarla (kedi, köpek, kuş), her çeşit taşıtla (otobüs, motor, bisiklet)  bu aylarda tanıştırılmalıdır ve çağrışımlarının daima pozitif olmasına dikkat edilmelidir.

Beslenme: Yavru köpeklerin gelişim ve büyüme döneminde  ekstra besin ve kaloriye  ihtiyaç  duydukları saptanmıştır.

Köpeğinizin maması, bu dönemde ihtiyaç duyacakları proteinleri oluşturan aminoasitleri, kalsiyum ve fosfor gibi gerekli olan besin maddelerini doğru ve dengeli miktarda içermelidir.

Köpeğinizin yemesi gereken  mama, köpeğinizin yaşına ,ırkına ve kilosuna göre belirlenir. Beslenme ile ilgili mutlaka veteriner hekimlerimizden destek almalısınız.

Aşılar : Yavru köpeğinizin rutin olarak mutlaka veteriner hekim kontrolünden geçmelidir. Hekimlerimiz , yavru köpeğinizin yaşına , ırkına ve yaşam alanına uygun bir aşı programı belirleyecektir. Yavru köpeğinizin aşı programı, 45 günlük olduğunda başlamalıdır.

İlk aşıları bittikten sonra üç  ayda bir iç paraziter  uygulamaları ve senede bir defa kuduz, karma ve boğmaca aşılarının tekrarları uygulanmalıdır.

Köpeğinizin yavru aşı programı bittikten   sonra  düzenli yürüyüşlere  çıkacağından dış parazit mücadelesi de önem kazanmaktadır. Bunun  için  düzenli kene ve pire damlaları uygulanmalıdır.


köpek,köpekler,yavru köpekler,köpek sağlığı,köpek bakımı,köpek türleri,köpek mamaları,köpek beslenmesi,köpek malzemeleri, petshopp,köpek aşıları

KEDİLER

/ No Comments

 

KEDİ SAĞLIĞI VE BAKIMI

Yavru bakımı doğumla birlikte başlar. Bu bakımın ilk 1 ayı  çoğunlukla  annenin kontrolündedir.

Yavru kedi annesinden ayrıldığında 2 aylık olmalıdır. İlk evinize aldığınızda annesinden ve kardeşlerinden ayrıldığı, yeni bir ortama geldiği için korkmuş ve ürkmüş  olabilir. 1 hafta içerisinde size ve yeni çevresine alışacaktır.

Yavru bir kedinin ihtiyaç duyacağı malzemeler:

Mama ve Su Kabı: Temizlenmesi kolay ve ters dönmeyecek kadar ağır olmalıdır.

Kedi Tuvaleti ve Kumu: Kediler içgüdüsel olarak idrar ve dışkılarını kuma yapacaklardır. Düzenli olarak kum temizlenmelidir.

Yatak: Kediler, yaşamlarının %60’ını (günün 16 saatini)uyuyarak ya da uyuklayarak geçirirler. Bu sebeple rahat ve sıcak bir uyku köşesi dostunuzun gerekliliklerinin başında gelir. Kediler yattıkları yerin temiz olmasına dikkat ederler o yüzden yıkanabilir, yumuşak yapıdaki materyallerden yapılmasında fayda vardır.

Tırmalama Platformu: Kedinizin egzersiz ihtiyacını karşılamak (gerinme, tırmalama, tırmalama vb.), tırnaklarındaki ölü deriyi temizlemek hem de kaşınmak için kullanacağı bir malzemedir.

Boyun Tasması: Kediniz için çok gerekli değildir. Fakat üzerinde zil taşıyan tasmalar  yavrunuzun hareketlerini takipte fayda sağlar.

Tarama Araçları: Kediler yılda 2 kez tüy değiştirirler. Kendilerini yalayarak tüylerin tamamını toplayamazlar. Bu yüzden uygun bir fırça ile yardımcı olmak gereklidir. Çoğu zaman uzun tüylü kediler için tel fırça, kısa tüylü kediler için eldiven fırça yararlı olabilir. Fırçalamanın sabah akşam yapılması tüylerin  ve derinin daha sağlıklı ve canlı olmasını sağlar. Her gün kedinizi fırçalarken aynı zamanda rutin kontrollerini yapmayı ihmal etmeyin. Kulak içi, derisinin değişiklikleri, gözlerinin ve ağız içini devamlı kontrol ediniz. Aksi bir durumda mutlaka bizlere  danışmalısınız.

Beslenme: Ömür boyu sürecek bir sağlık için kedinizin ilk yılı oldukça kritiktir. Bilinçli ve dengeli besleme yaşamın temel şartlarından biridir. Bu konuda yapılacak yanlışlar yaşam üzerine ciddi olumsuz etkiler(kas ve iskelet gelişim eksikliği, bağışıklık sistem eksikliği, bozuk tüy ve deri yapısı vb.) doğuracak ve birçok soruna yol açabilecektir.

Kediler, köpeklere göre gıda konusunda oldukça seçicidir. Yavru kedinizin beslenmesi için mutlaka veteriner hekimlerimize danışmalısınız. Veteriner hekimlerimiz kedinizin yaşına, ırkına ve yaşam şekline uygun yeterli ve dengeli bir beslenme programı belirleyeceklerdir.

Aşılar: Yavru kediniz mutlaka rutin olarak veteriner hekim kontrolünden geçmelidir. Hekimlerimiz, yavru kedinizin yaşına, ırkına ve yaşam alanına uygun bir aşı programı belirleyecektir. Yavru kedinizin aşı programı 8 haftalık olduğunda başlamalıdır. İlk aşıları bittikten sonra üç  ayda bir iç ve dış paraziter uygulamaları ve senede bir defa kuduz, karma ve lösemi aşılarının tekrarları uygulanmalıdır.

İlk Defa Kedi Sahiplenecek Kişiler İçin Evde Kedi Bakımı

1. İlk Gece

Kedinizi aldınız, hangi yaşta olursa olsun ilk dikkat etmeniz gereken konu; evinizin kediniz için yabancı bir alan olduğudur. Dolayısıyla evdeki diğer ü yelerle, varsa başka hayvanlarınızla kedinizi tanıştırmak için acele etmeyin. Bırakın kendisi tanısın, sınırlarını belirlesin. Mama kabının, yatağının ve kum kabının yerini göstermeniz yeterlidir. Kediniz yavru ise ilk gece yanına sıcak su dolu bir pet şişe veya polar battaniye koyabilirsiniz.

İLK GÜN TEHLİKELERİ

İlk gün dikkat etmeniz gereken konuların başında kapı ve pencerelerin kapalı tutulması geliyor. Kediniz daha yeni evine alışmadığından bu tehlikelerin sonuçlarını bilemeyecektir. Ayrıca elektrik, telefon kabloları, topraklı saksılar ve kemirilecek çiçekler de büyük tehlikedir. Bitkiler çiğnendiğinde bu küçük bedende meydana getireceği zararları bilemeyiz. Bunların mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Özellikle zambak bitkisi kediler için zararlı bir bitki olarak bilinir. Evde bulunmaması gerekir.

2. Mama Seçimi

Kediniz eğer genç yetişkin bir kediyse, aldığınız yerden daha önce kullandıkları mamayı öğrenip ona devam edebilirsiniz. Eğer yavru kediyse, gelişime en çok ihtiyaç duyduğu dönemde demektir. Önceden kullanılan mama yetersiz olabilir. 

Vitamin ve mineral açısından kuvvetli özel yavru kedi mamaları kullanılmalıdır.

8-12 haftalık yavru kediler günde 4 kez, 3-6 aylık kediler günde 3 kez, 6 aylık olduktan sonra günde 2 kez mamaya ihtiyaç duyarlar. Yavru kediler için satılan konserve mamalar kuru mamayla karıştırıp verilmemelidir. Yiyemediği konserve mama mutlaka atılmalıdır. Ayrıca mama kabının yanında ayrı bir kapta her zaman temiz su bulunmalıdır.

Unutulmaması gereken bir konu da yavru kedilere  asla süt verilmemelidir. Anne sütü dışındaki bütün sütler yavru kedilerde ishale ve ölümcül sonuçlara neden olabilir. Eğer evinizdeki kedi annesinden ayrılmak zorunda kalmış çok küçük bir kediyse veterinerle satılan özel anne sütü karışımlarından bir şırınga yardımıyla yararlanılabilir.

3. Tuvalet Eğitimi

Kediler son derece temiz hayvanlardır, hiç korkunuz olmasın. Genç yetişkin kediler kum kabını gördükleri anda yapması gerekeni bilirler. Yavru kedilere ise tuvalet eğitimi (annesi ile yeterli süre birlikte kalabilmişse) anneleri tarafından verilmiştir. Eğer evinize aldığınız sokakta bulduğunuz annesiz bir kediyse, onu kum kabının başına götürün ve parmaklarınızla bir kaç kez kumu karıştırın. Sonra kediyi kum kabına bırakın. İçgüdüsel olarak ne yapması gerektiğini bir kaç seferde kolayca anlayacaktır.

Burada en önemli ve zor konu tuvaletini kendi yapamayacak kadar küçük kedi bakımıdır. Bu kedilere aynı annesinin yalayarak yaptığı gibi, kendisi tuvaletini yapacak kadar büyüyene dek, 3-4 saatte bir ıslak pamukla tuvaletini yaptırmaya çalışmak gerekir. Aksi takdirde yavru kedi tuvaletini yapamayacak ve istenmeyen sonuçlar doğacaktır.

 4. Kedi Tüyü

Doğru bir mama, zamanında yapılmış aşılar ve rahat yaşam koşulları kedinizin tüylerinin ve derisinin sağlıklı olmasını sağlayacaktır. Normal bir kedi yılda iki kez tüy değiştirir. Ancak ev kedilerinde bu süre daha sık olabilir. Dolayısıyla düzenli olarak fırçalanması ve ölü tür ve derilerinin toplanması, hem kedinizin sağlıklı ve parlak tüylere sahip olmasını sağlayacak hem de gereksiz kıl yutmaları ve bağırsak tıkanmaları gibi problemleri engelleyecektir. Kedinizi eğer küçükken fırçalamaya alıştırırsanız ileride itiraz etmesini de engellemiş olursunuz. Çünkü sanıldığının aksine çoğu kedi fırçalanmaktan pek hoşlanmaz.

Burada önemli olan kedinizin tüy yapısına uygun bir fırça seçmek ve fırçalamaya baş bölgesinden başlayıp kuyruğa kadar kesintisiz devam etmektir.

 5. Göz Bakımı

Özellikle yavru kedilerde annesinden erken ayrılmış olması sebebiyle göz kapanması, çapaklanması gibi problemler görülebilir. Normal şartlarda annesinin yalayarak temizlemesi ile iyileşen bu enfeksiyonu artık siz tedavi etmek zorundasınız. Serum fizyolojik çözeltisi kullanarak bir pamuk yardımıyla gözlerini günde bir kaç kez temizleyin. Eğer geçmiyorsa veteriner hekime göstermekte yarar vardır. Aksi takdirde kapalı kalan yavru kedilerin gözleri körlükle sonuçlanabilir.

Kaynak : https://www.evdekedivar.com , http://www.pegasos.com.tr


kedi,kediler,kedi sağlığı,kedi bakımı,kedi yavruları,yavru kediler,kedi mamaları,kedi aşıları,kedi malzemeleri,petshopp,mamalar,kedilerin beslenmesi,kedi eğitimi,

GÜL YANGINLARI

/ No Comments

 


GÜL YANGINI

Gözlerinde,

Sonbahar ormanlarını görürdüm...

Titrerdi yaprakları bana bakarken

Ne zaman?

Nasıl?

Ve nerde?

Hiç bir zaman,

Bilemedik!

Ansızın geldi aşk!

Sağanak bir yağmur gibi...

Nisan'dır, geçer dedik önceleri,

Geçti! ..

Ne kadar set,köprü varsa kalbimizde,

Yıkıp geçti...

Elleri,

Sarı papatyalar gibi açılır;

Okşardı yüzümü kadife parmakları...

Ağlardım...

Bu mutluluğun,beni öldüreceğinden

Korkardım...

O güldüğünde,

Savaşlar durur,kardeş olurdu kedilerle kuşlar...

Kara bahtı değişirdi kara Afrika'nın

Açlıktan ölmezdi çocuklar...

Bir uçtan diğer uca,

Gül bahçesi olurdu dünya!

Kan kırmızı yediverenler...

Ve bir fırtına kuşu konardı mavi kanatlarıyla...

Çalıntı zamanlarda yaşadık sevgimizi

Kaçak düşler peşinde...

Ve bir Ekim yağmuruna yakalandık...

Günlerden ayrılıktı...

Lodos vurmuş denizdi artık yüreklerimiz...

Bir vınlama sesiyle geldi acı;

Kırıp geçti aynaları,yüzlerimiz,

Bine bölündü...

Biz bile

Tanıyamadık bizi...

Böyle yaşandı ve bitti...

İki yürek,

İki dağ,

İki dünya,

Defolup gider gibi,

Yok olup gitti...

Sonunda;

bir fırtınakuşu geldi yine, mavi kanatlarıyla

Tutuşan gül bahçesine döktü gözyaşlarını...

Yetmedi;

Sessizce,ateşe attı kendini...

Akın Tekin

*

GÜL YANGINI

Elimde bir gülü var her yangının

Lütfuna sığınır yağmurların

Vakit önemli değil ha bugün ha yarın

Ardına düşmeliyim bu hayatın

Filizlenip açsalar da sevda üstüne

Gözyaşı döktüğüm güller yanıyor

Sönmeye yüz tutmuş her gül üstünde

Dumanlar yeşeriyor küller kanıyor

Ruhumu incitipte sevdiğim güller

Gözlerimin önünde kül oldu bir bir

Yaşasalar da lakin bende öldüler

Yüreğim onlara olunca kabir

Gözümde yaşaran birşeyler olacak

Saçımda ağaran yıldızlar gibi

Ve herşey bitecek güller solacak

Her aşkta yaşanan ilk hazlar gibi

Bir yangın başladı enderin yerde

Bir külleri kaldı yanan kalplerde

Düşünce anlarmış her kim bu derde

Yazısıymış güllerin yanmak kaderde

Bahar gelince açan her gülün

Kızaran rengiyle yanarmış insan

Geceler boyunca hep onu düşün

Birde ölmek var kahrolarakdan

Alevinde sönüyor her gül yangını

Hüznüdür ayrılıklar sevdanın

Özledinse boşver uzak yakını

Hasretiyle yanındadır aradığın

Güller istiyorum dört mevsim açan

Güller istiyorum yaz kış solmadan

Yarin gözünde bir çöl gibiyim

Gül bağı değilim ki geçsin buradan

Emrah Kurt

*

GÜL YANGINLARI

Baharlar açtı yedi rengin sesinde

Sevda türküsü ovayı dolaştı neyle

Tutuştaki yürek aşka çatladı

Gül tomurcuklarının hevesiyle

Bir diken kanadı, bülbülün nefesinde.

Buzlar çözülürken sular eklendi derelere

Nehir kıvrılışı usumu bitirdi kavisiyle

Keklik ötüşleri, yarin cilvesiyle yarıştı

Sevmek sevilmek güneşten de sıcaktı

Aşka çoğalan biz, gül yangınlarına karıştı...

Gülşen Şenderin

*

Gül Yangını Ömrümüz

güneşin suretidir ezgilerimiz

kör karanlığın tan yerinde yırtılışı

ateş boylarında sınanmış sözlerimiz

özlem rüzgarı umut eser ufkumuzda

çağ yanığı tarih kokar genç alnımız

bu şiirler bu türküler gül yangını ömrümüz

işitmez mi bizi yürek

sözüm tarih kıpırtısı

ey sesin güzel şarkısı

ey dağların çam kokusu

kozalara filizlere

anlatın bu öykümüzü

gül tadında sözler yazdık

mavi tuvaline gökyüzünün

genç ömrümüzü ateş boylarınca

şafak rüzgarlarına katarak

ve direnişi öptük ağzından

dudaklarımızı sokaklarda kanatarak 

işitmez mi bizi yaşam

kırım geçti üstümüzden

ey kaşımdan seken kurşun

ey yarası meri kuşun

ufuklara denizlere

anlatın bu öykümüzü

gül tadında sürme çektik

mavi kirpiklerine gökyüzünün

çıplak ömrümüzü ateş boylarınca

kurşun vadilerine atarak

ve yaşamı öptük ağzından

dudaklarımızı sırılsıklam kanatarak

işitmez mi bizi toprak

dalımızdan düştü yaprak

tenimizden esmez bahar

ey özlem yüklü sabahlar

gelinlere genç kızlara

anlatın bu öykümüzü

gül tadında düşler koyduk

 mavi sofrasına gökyüzünün

dudaklarımızı ateş boylarınca

tarih rüzgarlarına katarak

ve güneşi öptük ağzından

genç ömrümüzü toprağa akıtarak

işitmez mi bizi ülke

güneş serdik umutlara

ey dirence döktüğüm ter

ey yarım kalmış türküler

tarihlere yıldızlara

anlatın bu öykümüzü

gül tadında öpüşler kondurduk

mavi alnına gökyüzünün

gül yangını ömrümüzle çırılçıplak

yıldız vadilerine akarak

ve tarihi öptük ağzından

dudaklarımızı ateş boylarında yakarak

Ersin Ergün

*

Gül

Bitir bu işkenceyi , sende artık bana gül

Dokundurma elini pıhtılaşan kana gül

Bahçe boş ;çeşme kuru ; nerde bostancıbaşı

Gelde feryad'ü figân etme bu hüsrana gül

Yıllarca yatağında uyudum semenderin

Çakallar yuvalandı bizim olan hana gül

Unuttum gökkuşağı altındaki resmini

Nice bühtan ettiler eski bir sultana gül

Kâinat oluk oluk boşalırken içimden

Yağmur damlası bile olamadım sana gül

Uzandığım her hayal tutuşturdu ömrümü

Her yangınla yeni bir yangın düştü cana gül

Ya öldür , yarasalar okşasın cesedimi

Ya da terkedip gitme beni bu isyâna gül

Dinle ki , en ölümcül şarkımı söylüyorum

Darağacı kurdular döndüğüm her yana gül

Nasıl sevişiyorsun kırkayakla , çıyanla

Hani boyun bükmüştün ebedî fermana gül

Meğer bir yanılgının zinciriymiş umudum

Güvenimi yitirdim şimdi her dermana gül.

Nurullah Genç


aşk şiirleri,gül sözleri,nurullah genç,güllerin efendisi,en güzel aşk şiirleri,aşka dair,aşk şairleri,şiirler,gül,yanan gül,güller,altın sözler,yangın,gül şiirleri,

 

HAYATI NASIL YAŞAMALI?

22 Mart 2022 Salı / No Comments
ait olmak, harca, harcamayın, hayat, hayatımız, kısa, net, resimli mesajlar, harcamak, kısa ve net, hayatın anlamı, hayat şarkısı, hayat güzeldir, hayat sevince güzel

KISA VE NET

Kendinize ait olan hayatı,
başkalarını memnun etmek için harcamayın.

*


ait olmak, hayatı nasıl yaşamalı, cüneyt ülsever makaleler, hayatın önemi, hayat güzeldir, hayat sevince güzel, hayat şarkısı, hayatımız, hayatın anlamı, resimli mesajlar, 
Şu hayatı nasıl yaşamalı?

Ben hayatı bir at yarışına benzetiyorum. Ancak, insanın bu yarışta ikili rol alması gerekiyor.Hem diğer atın nefesini ensende hissedip, yarışı kazanma hırsı ile dolu bir at olacaksın, hem de o atın neden böyle koştuğunu sorgulayan, hatta “bu enayiyi de iyi kazıklamışlar” diyen at yarışı seyircisi! 

“Hayata dair” yazmaya önce “hayatta ıskaladıklarımı” yazarak başladım.

İstediğim eğitimi almadığımı, ilk aşkı tadamadığımı, nörotik yapım, endişe dolu zihnimle kendimi koyverip hemen hiç “an”ı yaşayamadığımı önceki yazılarımda dile getirdim.

Bu yazılar bir anlamda negatif yazılardı. Yaşanmayanları anlatıyordu.

Bu günden itibaren pozitif yazılar yazmaya çalışacağım.

Hayat nasıl yaşanmalı?

Bu konudaki görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum, zira sadece benim değil, çoğunluğun “kaliteli yaşam” kavramını bilmediğini düşünüyorum.
Hayat elde edilenler ile elde edilmek istenenler arasında yaşanıyor.
İnsanın daha fazlasını istememesi mümkün değil.
İnsana arzularından, ihtiraslarından, beklentilerinden kopmasını teklif etmek onu insanlığından vazgeçmeye davet etmektir. Kimsenin kimseye derviş olmayı teklif etme hakkı yoktur.
Ancak, hayatı sadece arzulara, ihtiraslara, beklentilere indirgemek de çok tehlikeli.
Zira, işte o zaman insan kendini koyverip, “an”ı yaşamaktan bizzat kendi kendisini men ediyor.

Ben hayatı bir at yarışına benzetiyorum. Ancak, insanın bu yarışta ikili rol alması gerekiyor.
Hem diğer atın nefesini ensende hissedip, yarışı kazanma hırsı ile dolu bir at olacaksın, hem de o atın neden böyle koştuğunu sorgulayan, hatta “bu enayiyi de iyi kazıklamışlar” diyen at yarışı seyircisi!
Hem koşacaksın, hem kendi koşunu seyredeceksin.
Hayatta hem hırs ve arzu dolu yarış atı, hem de onu takip eden, onunla dalgasını geçen, yarışı seyrederken keyiflenen ama yarışı içlemeyen seyirci olabilmenın hayatın lezzetine varabilmenin en doğru yöntemi olduğunu düşünüyorum.
Hayat, hem ufacık, küçücük lezzetlerden oluşuyor, hem de hayatı hedeflere ulaşmak için verilen mücadele lezzetlendiriyor.
Hem yarış atı olmak, hem de onunla dalgasını geçen seyirci!

Ancak, ufak bir uyarım var. Hayatı lezzetlendiren; hedeflere ulaşmak değil, hedeflere ulaşmak için verilen mücadeledir.
Genellikle, insan hedeflere ulaştığında şaşırır, “ay bu muydu?” diye sorgular.
Keyifli olan sonuç değil, süreçtir!
Tıpkı sevişmek gibi!
Orgazm insanın “an”a balıklama daldığı, zaman ve mekandan tamamen koptuğu, hayatın en zevkli eylemlerindendir.
Ama, hedefe varıldığı anda bütün keyif sona erer, hatta insan yatakta nefes nefese yatarken “hepsi bu muydu?”, diye sormadan edemez.
Hayat, hedefe ulaşma gayretinin hedefin kendisinden çok daha keyifli olduğu bir serüvendir.

Hedeflere kilitlenip, ufacık lezzetleri tatmamak veya sadece ufak lezzetlerin peşinden koşup Allah’ın insanoğluna bahşettiği en büyük hediye olan “aklı” hiç kullanmamak bizzat hayatın ıskalanmasıdır.
Hem hedeflere ulaşmak için gayret, emek sarf etmeli, ter dökmeli, akıl alabildiğine zorlamalı, hem de ufacık tadların keyfine varılmalı!

Hedefi olmayan, hedefi için gayret sarf etmeyen, emek vermeyen insan hayatı ıskalar ama bir yavru kedi ile hiç oynaşmadan, bir bebeğin gözünün içine bakmadan, açan çiçeklere sevinmeden, solan yaprağa hüzünlenmeden, yağmurda sırılsıklam ıslanmadan, karda yuvarlanmadan, düşene katıla katıla gülmeden, kendini serin sulara atmadan yaşanan hayat da ıskalanmış hayattır.
Haftaya “an nedir?” sorusuna cevap aramayı deneyeceğim.

Yazar: Cüneyt Ülsever
Kaynak: www. kelimelerbuyulu.blogspot.com

ait olmak, harca, harcamayın, hayat, hayatımız, kısa, net, resimli mesajlar, harcamak, kısa ve net, hayatın anlamı, hayat şarkısı, hayat güzeldir, hayat sevince güzel

ÖZGÜN SÖZLER

/ No Comments
iğneli sözler, iğneleyici sözler, ağır sözler, dokundurucu sözler, altın sözler, okkalı sözler, bomba sözler, ağır abi sözleri, özgün sözler kısa, özlü sözler kısa, adam sözler,

Dalından düşen yaprak, rüzgarın oyuncağı olur!
*
Her sabah uyandığında, ilk vicdanınla konuş. Bakalım rahat uyumuş mu?
*

Ağırlık adam olmaya yetseydi, tüm taşlar adam olurdu.
*
Bazı insanlar yağmurda ters dönen şemsiye gibidir; En ihtiyacın olduğu zamanda çeker, giderler.
*

Şimdiki aşklar narkotik baskını gibi: Yat yere! Yat yat yat…
*
Aşk, kovalamaktan ibaret olsaydı kediyle köpek ilk sırayı alırdı!
*

İnsanlar ikiye ayrılırlar; Yanında olmak için uğraşanlar, yerinde olmak için uğraşanlar.
*
Sana koskoca bir dünya bırakıyorum, beraber dönersiniz artık.
*

Buğulu camlar gibisin; nefesim olmadan bir hiçsin.
*
Allah size bir yüz vermiş; bir tane de siz eklemeyin.
*

Beni bırakırsan ben düşerim, ben seni bırakırsam başkasına tutunursun. Aramızdaki fark buydu işte!
*
Duydum ki böbreğinde taş varmış sevgili, kesin kalbinden düşmüştür.
*

Hislerimle oynayanın, duygularıyla dans ederim!
*
Aklımdasın diyen balıklar, ömrümsün diyen kelebekler gördüm.
*

Başkalarının ne düşündüğü, ben onlara ‘Başkaları’ dediğim sürece bir anlamı yoktur!
*
Aşk bir oyunsa aldatmak ne oluyor? Oyuncu değişikliği mi!
*

Silin hayatınızdan tüm gereksizleri, öncekilere kapak, sonrakilere ders olsun.
*
Sayın kendilerini vazgeçilmez sananlar, vazgeçtiklerim referansımdır saygılar. :)
*

Mutlu etmeyeceksen, meşgul de etmeyeceksin!
*
Şimdiki aşklar okyanusa açılmış gemiler gibi bir sağa bir sola gidiyorlar!
*

Toprak gibi sessiz olduğum an bil ki, şimşek gibi gökte gürlüyor feryadım!
*
Gözlerdeki acıyı göremeyen, yürekteki sevgiyi nasıl görsün!
*

Sana kızmıyorum aslında… Biliyorum, kalbin olsaydı sen de severdin.
*
Dün seviyorum diyenler bugün ayrılalım diyor. Soruyorum şimdi, dün mü şerefsizdin, bugün mü?
*

Aşk’ın diyetindeyim, artık abur cubur sevgileri de yiyemiyorum.
*
Yazmadan önce, sevmeyi öğrendik. Sevmeyi bilmeyenler yüzünden yazmayı öğrendik!
*

Esmeyi bilmedikten sonra, rüzgar değil fırtına olsan kaç yazar!
*
Selamete varmayabilir her sabır. Bazı davalar mahşere kalır!
*

Affettiğimden değil, boşverdiğimden üzerinde durmuyorum çoğu şeyin. Ve mutlu olduğum için değil, güçlü olduğum için gülüyorum.
*
Erkek gönül almasını, kız alttan almasını bilmediği müddetçe mutlu bir ilişki söz konusu bile olamaz!
*

Yaz kızım; Gereğinden fazla düşünüldü… Ve değmeyeceğine karar verildi.
*
Bazen öyle hayaller kuruyorum ki kendi kendime ‘nah’ çekesim geliyor.
*

Küfür etmiyor olmam, haketmediğin anlamına gelmiyor!
*
Benimle yarına gelecek olsaydın, seni dünde bırakmazdım!
*

İnceldiğim yerden koparmam ben, en sağlam yerinden koparırım ki karşımdakinin içine otursun!
*
Bana mutluluğu anlatma, çok biliyorsan gel ve yaşat!
*

Ve bazıları; yokken bile vardır, fazlasıyla!
*
Çok insan tanırım bir beyni olmadığı için, kafaları hiçbir şeye bozulmayan!
*

Bazen; fırtınalar iyi gelir insana, tekneni biraz yıpratır ama, güvertende hiç pislik kalmaz!
*
Boşuna umutlanma! Kalbim artık hayvan barınağı değil.
*

Artislik yapmaya gerek yok! Seni öyle bir görmezlikten gelirim ki; sen bile varlığından şüphe edersin!
*
Seni severek suç içliyorsam, sen de beni sevmeyerek ayıp ediyorsun!
*

Çok vefalı dostlarım var benim! Allah şahit, iyi günümde kendimi hiç yalnız hissettirmediler!
*
İnsanında, çay gibi ‘demlenmişi’ makbuldür! Öyle; sallama-dan, dallama-dan olmayacak!
*

Ah be hayat! Aynı annem gibisin hem vuruyorsun hem de ağlama diyorsun!
*
Keşke bizim aşkımızda kuşlar kadar büyük olsaydı sevdiğim!
*

İstediğin kadar hayatımın kıyısında, köşesinde bulunabilirsin. Üzgünüm ama bir daha asla ‘merkezinde’ olmayacaksın!
*
Kıymetimi bilmeyen vefasızlara da dua yolluyorum: Allah, yollarını açık etsin! diye. Açık etsin ki; uzak olsunlar benden.
*

Övünecek bi tipim yok ama çoğu kızda olmayan tertemiz bir kalbim var.
*
Cesaretin yoksa adam gibi sevmeye, bende mecbur değilim çocuk büyütmeye.
*

Büyük ikramiyenin sana çıkmamasına çok şaşırdım.. Bütün numaralar sendeydi…


Bu yazı, iğneli sözler, iğneleyici sözler, ağır sözler, dokunaklı sözler, dokundurucu sözler, altın sözler, okkalı sözler, bomba sözler, ağır abi sözleri, özgün sözler kısa, özlü sözler kısa, adam gibi sözler, ile ilgilidir.

DUALAR-28 (ÜZÜNTÜ VE TASA DUALARI)

/ No Comments
dualar, üzüntü sözleri, hz yunus duası, üzüntü ve tasa halinde okunacak dua, sıkıntı anında okunacak dua ve sureler, en çaresiz anda okunacak dua, zor zamanlarda okunacak dualar


ÜZÜNTÜ VE TASA DUÂLARI

HZ. YUNUS'UN DUASI

Hz. Sa'd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Balığın karnında iken, Zü'n-Nûn'un yaptığı dua şu idi:

لَاإلهَ إَّ أنْتَ، سُبْحَانَكَ إنِّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ

Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine'zzâlimîn. (Allahım! Senden başka ilâh yoktur, seni her çeşit kusurlardan tenzih edirim. Ben nefsime zulmedenlerdenim.)" Bununla dua edip de icâbet görmeyen yoktur." Tirmizî, Daavât 85

AÇIKLAMA:

Zü'n-Nûn, Sâhibi'l-Hût da denen Hz. Yûnus (aleyhisselâm)'tur. Bir balık tarafından yutulmuş olması sebebiyle bu isimlerle yâd edilmiştir. Zîra her iki tâbir de balık sâhibi mânâsına gelir.

Hz. Yûnus, İbnu Metta, yani Metta'nın oğlu diye de bilinir. Ninovalıdır. Kendisine otuz yaşlarında peygamberlik gelmiştir. Aşırı zenginlik ve refahın şımarttığı halk, sapıtmıştı, putlara tapıyordu. Hz. Yûnus (aleyhisselam)'un Hakk'a dâvetini dinlemiyorlardı. Otuz üç sene kadar gayretine rağmen iki kişiyi hidâyete erdirebilmişti. O, halkın bu haline üzülerek orayı terke karar vermişti. Allah'tan izin almaksızın yola çıktı. Halbuki peygamberler, bu çeşit ciddi kararlar aldıkları zaman, Cenâb-ı Hakk'ın iznine başvurmaları gerekirdi.

Böyle izinsiz bir ayrılışla şehri terkedip deniz kenarına geldi. Hareket etmek üzere olan bir gemiye bindi. Gemi bir müddet yol alınca ârızalandı, ne ileri ne geri gitmiyordu. Bütün gayretlere rağmen tâmir olmuyordu. Bir de fırtına çıktı. Batma tehlikesi ile karşılaşan gemide panik başladı. Kimse ne yapacağını bilemiyordu. Yolcular bu durumu uğursuzluğa yorup: "İçimizde büyük günah işlemiş biri var!" diyerek onu ortaya çıkarmak istediler. Bunu kur'a ile bulmaya karar verdiler. Çekilen kur'aya göre suçlu Hz. Yûnus (aleyhisselam)'tu. "Bu sâlih biridir, yanlışlık var!" denildi ise de rivâyete göre üç kere çekilen kur'a hep ona isabet etti.

Hz. Yûnus fırtınalı, dalgalı ve karanlık bir gecede denize atladı. Bir müddet sonra büyük bir balık onu yuttu (Saffat 142).

İşte burada ölmediğini anlayan Hz. Yûnus hatasını anlayıp, sadedinde olduğumuz hadiste belirtildiği üzere Cenâb-ı Hakk'a ihlâsla yöneldi ve dua etti. Allah, bu ihlâslı duayı kabul etti. Balığa vahyederek Yunus'u kenara atmasını emretti. Hz. Yûnus (aleyhisselam) böylece karanlığa, fırtınaya, kabaran denize, kendisini yutan balığa rağmen kurtuluşa erdi.

Âyette, onun duasının kabul edilmesi, Rabbine yaptığı tesbihatla îzah edilmiştir: "Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi, insanlarn tekrar diriltilecekleri güne kadar balığın karnında kalacaktı" (Saffat 143-144).

ÜZÜNTÜ DUASI

Hz. İbnu Abbâs (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) üzüntü sırasında şu duayı okurdu:

لَاإلَهَ إَّ اللّهُ الْعَظِيمُ الحَلِيمُ. َ لَاإلهَ إَّ اللّهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ. َ لَاإلهَ إَّ اللّهُ رَبُّ السَّمواتِ، وَرَبُّ ا‘رْضِ، وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

"Halîm ve azîm olan Allah'tan başka ilah yoktur. Büyük Arş'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur. Kıymetli Arş'ın Rabbi, arzın Rabbi, Semâvât'ın Rabbi olan Allah'tan başka ilah yoktur."

Buhârî, Daavât 27, Tevhîd 22, 23; Müslim, Zikr 83, (2730); Tirmizî, Daavât 40, (3431); İbnu Mâce, Dua 17,

SIKINTIYI GİDERME DUASI

El-Hudrî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir gün Mescid'e girdi. Orada Ensâr'dan Ebû Ümâme (radıyllahu anh) denen kimse ile karşılaştı. Ona:


"Ey Ebû Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescid'de oturmuş görüyorum?" diye sordu.


"Peşimi brakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah'ın Resûlü" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):


"Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder."


"Evet, ey Allah'ın Resûlü, öğret!" dedim. "Öyleyse, dedi, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duay oku:

اللَّهُمَّ إنِّى أعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ
وَالْحَزَن، وَأعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَأعُوذُ بِكَ مِنَ الجُبْنِ وَالْبُخْلِ، وَأعُوذُ بِكَ مِنْ غَلبَةِ الدَّيْنِ، وَقَهْرِ الرِّجَالِ


"Allahım üzüntüden ve kederden sana sığınırm.
Aczden ve tembellikten sana sığınırım,
korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım.
Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından sana sığınırım."


فَقُلْتُ ذلِكَ فأذْهَبَ اللّهُ عَنِّى غَمِّى، وَقَضَى دَيْنِى

(Ebû Ümâme) der ki: "Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamımı giderdi, borcumu ödedi."


Ebû Dâvud, Salât 367

KOLAYLIK VE BEREKET DUASI

Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Hz. Fâtıma (radıyallâhu anhâ) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek bir hizmetçi taleb etmişti. Resûlullah ona:


"Şu duayı oku(man senin için hizmetçi edinmenden daha hayırlı)" dedi:


اللَّهُمَّ رَبَّ السَّمواتِ السَّبْعِ، ورَبَّ العَرْشِ العَظِيمِ رَبَّنَا وَرَبَّ كُلِّ شَئٍ، مُنْزِلَ التَّوْرَاةِ وا“نْجِيل وَالْفُرْقَانِ، فَالِقَ الحَبِّ والنَّوَى. أعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ كُلِّ شَئٍ أنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهِ. أنْتَ ا‘وَّلُ فَلَيْسَ قَبْلَكَ شَىْءٌ، وَأنْتَ اŒخِرُ فَلَيْسَ بَعْدَكَ شَىْءٌ، وَأنْتَ الظَّاهِرُ فَلَيْسَ فَوْقَكَ شَئٌ، وَأنْتَ الْبَاطِنُ فَلَيْسَ دُونَكَ شَئٌ: اقْضِ عَنِّى الدّيْنَ، وَأغْنِنِى مِنَ الْفَقْرِ


"Allahım! Sen yedi semânın Rabbi, Arş-ı Âzam'ın Rabbisin.
Sen bizim Rabbimiz ve herşeyin Rabbisin.
Tevrat, İncil ve Furkân'ı indiren, tohum ve çekirdekleri açansın.
Her şeyin şerrinden sana sığınıyorum.
Her şeyin alnından yapışmışsın (dizginleri senin elindedir).
Evvel sensin, senden önce bir şey yoktur.
Ahir sensin, senden sonra da bir şey kalmayacak.
Sen zâhirsin, senin üstünde bir şey mevcut değildir.
Sen bâtınsın, senin dışında bir şey yoktur.
Benim borcumu öde, beni fukaralıktan kurtar, zengin kıl."

Tirmizî, Daavât 68, (3477); İbnu Mâce, Dua, 2

ÜZÜLDÜĞÜN ZAMAN OKUNACAK DUA


Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı bir şey üzecek olsa şu duayı okurdu:

 "Yâ Hayyu ya Kayyum, birahmetike estağîsu

(Ey diri olan, ey Kayyûm olan Rabbim, rahmetin adına yardımını talep ediyorum)."
Ve keza şöyle derdi:

 "Elizzu biyâze'lcelâli ve'l-İkrâm."

(Yâ ze'lcelâli ve'l-ikrâm)'ı
devamlı söyleyin!

Tirmizî Daavât 99, ]



Bu yazı, dualar, üzüntü sözleri, hz yunus duası, üzüntü ve tasa halinde okunacak dua, sıkıntı anında okunacak dua ve sureler, en çaresiz anda okunacak dua, zor zamanlarda okunacak dualar ile ilgilidir.

SAVAŞ PSİKOLOJİSİ

/ No Comments
savaş nedir, savaş psikolojisi, savaşın olumsuz etkileri, savaşın insan psikolojisine etkleri, dünya birincisi olan karikatür, fatmagül gökçe, fatmagülün, altın sözler,  sinoplu öğrencinin karikatürü,

Savaşa hayır!
*
Savaşma seviş!
*
Savaş yıkıcı,
Barış inşaacıdır...

*

Savaş Psikolojisi

Savaşta toplumun fiziki, sosyal iyilik hali ile birlikte ruhsal iyilik hali de bozulur. İnsanlar psikolojik ihtiyaçlarını yerine getirememeye başlarlar.

Fizyolojik ihtiyaçlar; yeme, içme, cinsellik ve barınmadır. Sosyo-kültürel ihtiyaçlar; topluluk içinde yaşama, paylaşma, yardım alma, verme gibi gereksinimlerdir. Psikolojik ihtiyaçlar ise güvende olma, sevgi-şefkat görme, grup içerisinde pozisyonda olma, saygı görme, değer verilme gibi duygusal desteklerdir.

Ruhsal beslenmenin bozulması:

Koruyucu ruh sağlığı ilkelerini özetlersek:

Birinci derecede koruma: Ruh sağlığı dengesini bozan stresler, travmatik durumların meydana gelmesini önlemektir. Sosyal hekimlik bunda önem kazanır. İnsanın kendini güvende hissedeceği, duygusal açlığını gidereceği zeminin oluşmasıdır.

İkinci derecede koruma:
Bir toplumda belirli bir hastalığın yaygınlığını azaltmak için erken tanı önemlidir. Ciddi belirtiler ortaya çıkmadan yapılan erken tedaviler hastalığın en ucuz ve kolay tedavisini oluşturur.

Üçüncü derecede koruma:
Ruhsal hastalıktan sonra sekel kalan kusurlu fonksiyonları azaltma ile ilgili rehabilitasyon çalışmalarıdır.

Savaş gibi insanın koruma içgüdüsünü harekete geçiren, güven duygusunu zayıflatan bir yaşantı ruhsal yapıyı çok zedeler. Kırılgan ruhsal özelikleri taşıyan kişiler savaş travmasından en çok etkilenen kişilerdir. Kırılgan kişilerin başında çocuklar, yaşlılar, hastalar, daha önce ruhsal rahatsızlık geçirmiş kişiler ve psikomatik hastalık geçirmiş kişiler gelir.

Psikomatik hastalılar artar mı?

Savaş durumunda sadece depresyon değil sinir sisteminin çalışmasının bozulması sonucu kalp, mide, barsak, cild, hormon, kemik iliği etkilenir. Böylece astım, alerji, romatizma, kan hastalıkları, mide-barsak hastalıkları, kalp, kroner ve ritim bozuklukları, hipertansiyon felçler, hormonal hastalıklarda ciddi artışlar ortaya çıkar. Vücudumuzu yöneten beyindir. Beyinde stres hormonlarının fazla salgılanması bütün organ işlevlerini olumsuz etkiler.

SAVAŞ BASKILARI

Modern savaşlarda psikolojik yaralanmalar karın yarası ve napalm yanığından daha fazla bakım, destek ve zaman alır. Bunun için savaşlarda tabur seviyesine kadar Psikiyatrist verilir. II. Dünya savaşında beş yaralanma ve harp zayiatından biri savaş stresine bağlı ortaya çıkmış ve savaşma gücünü zayıflatmıştır.

Savaşa sağlıklı tepki

Savaş şartlarının ağırlığı içerisinde olan her kişi zaman uzadıkça korku hisseder. Daha önce hayatta kalmak ve ölmek gibi sorunu olmayan kişi kendisini yok etmeye çalışan düşmanın hedefi olmuştur. Özellikle yüksek teknolojik, kimyasal, elektronik ve biyolojik savaşın etki gücü düşünüldüğünde savaş alanından çok uzak kişilerin kendi yaşamlarını tehlikede hissetmeleri söz konusudur.

Savaş ortamında bulunan kişinin özgürlüğü kısıtlanmıştır. İstediği zaman yerini değiştiremez, terk edemez, mazeret beyan edemez, işi yapamayacağını söyleyemez. Yarınla ilgili hiçbir güvencesi yoktur. Artık kesin olan tek şey tehlike içerisinde olduğudur. Bir taraftan doğal iç dürtü olan yaşama arzusu gibi birincil isteği diğer taraftan ölüm tehlikesinin yaklaşmış olması. Bu iki durumun ilk ve sağlıklı tepkisi korkudur.

Fiziki baskılar

Kişinin beslenmesi, uykusunun ve hijyeninin bozulmasıdır. 24 saat bir şey yememek, 2-3 gün uykusuz kalmak savaşta olağandır. Savaş alanındaki kişinin yaşadığı yer pis, ıslak, soğuk veya güneş altında olabilir. Hijyeni bozulmuş, yıkanamayan, zaruri ihtiyaçlarını zorlukla gideren insanın direncinin uzun sürmesi zordur. Sürekli silah sesleri, ölüm, yorgunluk, uykusuzluk kişinin dayanma gücünü zorlar.

Savaş alanı dışındaki kişilerde savaşın temel ihtiyaçlarını bozduğunu hissettikleri an paniğe kapılmaları beklenir.

Psikolojik baskılar

Psikolojik baskılar, açlık, aşırı soğuk-sıcak kadar kişileri etkiler. Savaştaki psikolojik baskının özünde ölüm korkusunun artması yatar. Ölüm korkusu bir iç çatışmanın doğmasına neden olur. Gelecek kaygısı, işinin bozulacağını hissetmesi, yakınlarının öleceğini sezmesi yoğun düşünce halinde kişiyi meşgul eder. Savaş alanındaki kişi ölümün kokusunu duymaya başlamıştır. Bir taraftan yaşama arzusu, diğer taraftan savaşma zorunluluğu onun iç çatışmasını arttırır. İşte bunda savaşma için ideolojisi olan yurdu ve milleti ile kendini bir bütünün parçası gibi gören asker kolayca savaşa direnir. Şehitlik duygusu, gazilik rütbesi gibi soyut desteklerle ölüm korkusunu yener. Böyle psikolojik desteği olmayan asker uzun süren savaşlarda dayanma gücü gösteremez. Yurtseverlik duygusu bunun için savaşta çok önemlidir.

E. Orgeneral Kemal Yamak'ın Kıbrıs'ta yaptığı ilginç bir tespit vardır. "Bizim askerimiz, bayrak dalgalanır, ezan sesi duyar ve komutanını başında görürse kolay savaşır." diyordu.

Savaşan askerin kararsızlığı ve ümitsizliğinin yenilmesi savaş başarısı için çok önemlidir.

Grup özdeşimi, inanç gücü, komutanına güvenme şeklinde özetleyebileceğimiz özelliklerin varlığı savaşan askerin korkusunu kontrol altına alınması için yeterli olacaktır.

Savaş alanı dışındaki kişilerde birlik içinde olma, savaş ideolojisi taşıma ve ordusuna güvenme özellikleri varsa savaşın psikolojik baskılara dayanma gücü artar.

Diğer bir psikolojik baskı duygusu ümitsizliktir. Savaşla ilgili söylenti ve rivayetler bu duyguyu etkilemek içindir. Psikolojik savaştaki gri propaganda yöntemi söylentilerle insanların savaşma arzusunu kırıp ümitsizliğe itmeyi amaçlar.

BASKIYA KARŞI TEPKİLER

KAYGININ YÜKSELMESİ:

Korkuda objektif bir tehlike vardır. Korkunun objesi bellidir. Kaygı (Anksiyete) da obje belirsizdir. Sebebi bilinmeyen bir korku, serbest dalgalanan, belirsiz, endişe gerilim halidir.

Fiziki belirtileri; ellerde titreme, terleme, sık idrara çıkma, çarpıntı, iştahın kaybolması, bağırsakların bozulması, kaslarda kasılma, sık nefes alma, vücutta ısı değişiklikleri gibi belirtiler oluşur.

Psikolojik belirtiler olarak zayıf, kırılgan kişilik özelliğinde olanlar kolayca depresyon, savaş şoku, muharebe yorgunluğu, post-travmatik stres bozukluğu gibi bulgularla savaşamaz hale gelir. Grup desteği, birlik ruhu, savaşma arzusu yeterli ise korkularını yener ve savaşma gücünü arttırır.

Yeterli ruhsal destek, soyut değerlere inanç yoksa ufak baskıları tolere edemez. Özellikle kuvvetli ve uzun süreli baskılara dayanmak çok zorlaşır. Savaşta psikolojik yıkılmaların iki etkeni vardır. Birincisi baskıların şiddeti, ikincisi kişinin direncidir.

Kişinin stres belirtileri sıkıntılı, kızgın, huysuz, sinirli, ufak olaylardan kavga çıkarma, ağlama gibi belirtilerdir. Grubun stres belirtileri ise tartışmaların artması, hastalıkların, viziteye çıkışın artışı, çalışma ahenginin bozulması, kurallara önem vermemek, üretkenliğin düşüşü, eleştiriye duyarlılık, otoriteye itaatsizliktir.

Savaş alanında olsun çalışma hayatında olsun grup stratejisinin uzun sürmesi verimliliği, üretkenliği düşürür. Bunun için ideal olan savaş psikolojisinden kısa sürede çıkılmasıdır.

SAVAŞMA ARZUSU

Savaşın amacı düşmanı savaşamaz hale getirmektir. En kısa ve tehlikesiz yol savaşma arzusunu kaybettirmektir. İkinci yol düşmanı top yekun yok etmek, üçüncü yol sadece silahlarını ve ikmal gücünü yok etmektir.

Çinli savaş filozofu Sun-Tzu "Savaşmadan kazanmak en iyisidir" diyor. Bugün modern askeri düşüncede savaşma arzusunu kaybettirmek için psikolojik savaş yöntemleri uygulanıyor. Bozguncu propaganda ile savaşmama isteği doğurmak disiplin ve itaati bozmak, komutana saygı ve güveni azaltmak, korku duygusu ve ümitsizliği teşvik etmek desteklenir.

Eğer bireylerde kişisel çıkarları toplumun ortak çıkarlarına feda etme, kişisel kaygılardan vazgeçme, milletin sevinç ve üzüntüsü ile üzülüp sevilebilme, bir bütünün parçası olduğu şeklindeki grup duygusunu taşıyabilme özellikleri varsa savaşma arzusu kolay zarar görmez.

Amaçlı ve savaş arzusu olan ordu gerekli ruhsal desteğe sahip demektir ve kolay durdurulamaz. Modern asker hayatta kalmasında birlik ruhunun önemini bilir. Bu güven onun direncini arttırır. Fakat modern askerin bir zaafı vardır. Teknolojiye güvenir ama psikolojik direnci düşüktür. Yıkanamadığı, uykusuz kaldığı, kolasını içemediği zaman kendini kötü hisseder. Bu durum uzun sürerse savaşma arzusu azalır. Küreselleşmenin nimetlerinden faydalanan, belli konfora alışmış askerin uzun süre savaşma arzusunu devam ettirmesi çok zordur.

PSİKOLOJİK YARALANMALAR

Psikolojik savaş insanların duygu, düşünce ve davranışlarını değiştirmeyi hedefliyor. Bazen bu değiştirme insanı etki altına alıp yönlendirmenin ötesinde, onun ruh sağlığını bozucu etki yapar.

Stres etkeni

Aynı olay, A kişide hiç etki yapmazken, B kişide hastalık yapabilir. Psikiyatri,  bozulan ruhsal durumu tanımlayan ve çözüm üretmeyi amaçlayan bir bilim dalıdır. Psikoloji bilgi psikiyatri ise çözüm üretir.

Genetik yatkınlıkların stres etkeni karşısında büyük rol oynadığını, son 10 yılda  yapılan araştırmalar doğruladı. Stres karşısında, depresyona girebilen veya şizofrenik dağılma gösterebilen insanların beyinlerinde stres altında protein üreten hatalı genler olduğuna dair güçlü kanıtlar var. Fakat son yıllarda bulunan yeni ilaçlarla stresin ürettiği ve bozduğu kimyasal denge düzeltilebiliyor.

Depresyon

Dünyada depresyon salgını denilebilecek bir artış söz konusudur. Eğer önlem alınmazsa 2020 yılında depresyon,  kalp-damar hastalıklarında en önemli ikinci sağlık sorunu olacaktır. Depresyon artış hızının nedenleri olarak, modern insanın yaşadığı psikolojik taciz, başarı baskısı, tüketim çılgınlığı, doyumsuz sermayenin rekabetçiliği ve hızlı yaşamı teşvik etmesi, beklenti düzeyinin yüksek tutulması sayılabilir. Bireysel mutluluk bozulduğunda küresel mutluluk da bozulacaktır.

Depresyon kişinin yaşamdan zevk almaması, ilgi ve enerjisini kaybetmesi, uyku ve iştahının bozulması, zihninin yavaşlaması gibi belirtilerle seyreder. Çok şükür ki, tedavisinde tıp çok başarılı. Beyinde bozulan kimyasal denge tedavi ile düzeltilebiliyor.

Kedisi öldüğü için depresyona girebilen insan, olumlu yaşam felsefesi ile hayattan zevk almayı başarabiliyor.

Kronik, uzun süre depresyon hastalığının mide, kalp, akciğer, kemik iliği gibi bir çok  organı bozduğu bugün bilimsel olarak belirlendi ve gösterildi.

Psikolojik olarak acı çektirdiğimiz insanın bedenine de,  bir bedel ödettiğimizi unutmamalıyız. Fareler üzerinde yapılan bir deneyde, uykusuz bırakılarak strese sokulan farelerin bir süre sonra midelerinde stres ülseri oluştuğu bilinmektedir.

Posttravmatik stres bozukluğu (PTSB)

Kişi, fizik bütünlüğünü bozacak bir tehdit yaşadığında veya böyle bir olaya tanık olduğunda ortaya çıkan bir hastalık türüdür.

Aşırı korku, çaresizlik ve dehşet yaşanmıştır

Olayı tekrar tekrar yaşar (Flashback). Rüyalar, kabuslu ve korkutucu olur. Olayı hatırlatan durumlarda şiddetli sıkıntı hissi ortaya çıkar. İnsanlardan uzaklaşma ve yabancılaşma yaşanır. Geleceği kalmadığını düşünür. Gürültülü sese aşırı duyarlılık vardır. Düşüncesini toplayamaz.

Bu belirtiler, stresin beyinde yaptığı değişikliklerle ilgilidir.

İnsanda korku, çaresizlik ve dehşet uyandırmayı amaçlayan psikolojik savaş yöntemlerinin, ne kadar insanlık dışı olduğu ortaya çıkardığı sonuçlardan anlaşılmaktadır.

Savaş şoku

Savaşlarda başın yaralanması, napalm yanığında daha fazla savaşma gücünü zayıflatan bir ruhsal yaralanmadır. Kişiyi savaşamaz hale getiren bütün psikolojik tepkilere savaş şoku denir.

Sivil yaşamda, hayatta kalmak ve ölmek gibi bir sorunu olmayan insanın vazifesi birden insan öldürmek olmuştur. Ayrıca yaşamı kısıtlanmıştır. Siperi terk edemez, mazeret beyan edemez. Fiziki olarak iyi hazırlıklı olsa da, gelecek tehlikeleri beklemek zorundadır. Böyle durumlarda ilk tepki, korkudur. Eğer kişide savaş ideolojisi varsa, sadakat duygusu gelişmişse ve ölümü kutsallaştırmışsa korku ona zarar vermez. Amaçsız, keyif odaklı yetişmiş, ölümden sonra yok olacağını düşünen bir asker kendisini riske atmamak için bütün yolları dener. Strese dayanıklılığı azalır, kolayca savaş dışı kalabilir.

Grup duygusu gelişmiş, komutanına güvenen, eğitim ve disiplin düzeyi yüksek bir askerin savaş şoku yaşama riski azdır. Ne yaptığını bilen komutan, emrindekilerin ruhsal direncini yüksek tutmayı başarır. Psikolojik savaş yöntemlerini bilen komutan, savaşın psikolojik baskılarını giderecek bir yol geliştirebilir.

Kaynak: www.e-psikiyatri.com

savaş nedir, savaş psikolojisi, savaşın olumsuz etkileri, savaşın insan psikolojisine etkleri, dünya birincisi olan karikatür, fatmagül gökçe, fatmagülün, altın sözler,  sinoplu öğrencinin karikatürü,

TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KONUMU

/ No Comments
bayrak, devlet, millet, milliyetçilik, resimli mesajlar, resimli sözler, Türkiye, türkiyenin jeopolitik konumunun olumlu ve olumsuz yönleri, türkiyenin konumunun önemi,

Devletimize , Milletimize, Vatanımıza , Bayrağımıza 
olan sevdamız artarak devam edecektir . 
Bir olacağız , iri olacağız , diri olacağız ve hep birlikte Türkiye olacağız.

*

TÜRKİYE'NİN JEOPOLİTİK KONUMU, ÖNEMİ, ÖZELLİKLERİ 

Jeopolitik; bir devletin coğrafi, ekonomik sosyal ve siyasal şartlarının o devleti ve devletler arası politikayı ne şekilde etkilediğinin incelenmesidir. 

Bir ülkenin dünya üzerinde bulunduğu konum, yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip oluşu gibi etkenler o ülkenin dış politikada önemini gösterir. 

Türkiye büyük bir jeopolitik öneme sahiptir. 

Türkiye Asya ve Avrupa kıtaları üzerinde toprakları bulunan bir ülkedir. Türkiye'nin Asya kıtası üzerinde bulunan kısmına Anadolu yarımadası denir. Avrupa kıtası üzerinde bulunan bölümüne de Trakya yarımadası denmektedir. 

İki yarımadayı İstanbul ve Çanakkale boğazları birbirinden ayırmaktadır. Ayrıca bu iki boğaz Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir köprü görevi de yapmaktadır. İstanbul ve Çanakkale boğazları önemli bir su yolu olma özelliğine de sahiptir. Karadeniz'den diğer denizlere açılabilmek için bu iki boğazdan seçme zorunluluğu vardır. 

Aynı şekilde Akdeniz'den Karadeniz'e geçmek için de bu iki boğazı kullanmak gerekmektedir. İstanbul ve Çanakkale boğazlarının bu özellikleri bölgenin ve Türkiye'nin stratejik önemini arttırmaktadır. Bölgeye ayrı bir değer verilmesine neden olmaktadır. Türkiye bulunduğu bu stratejik bölgeden dolayı hassas bir denge unsuru olmaktadır. 

Ayrıca Türkiye zengin petrol yataklarına sahip Ortadoğu ve diğer Asya ülkeleriyle komşu bulunmaktadır. Türkiye zengin yer altı ve yer (bilgi yelpazesi.com) üstü kaynaklarına sahiptir. Türkiye'de geniş tarım alanları vardır. Besin maddeleri yetiştirmede kendi kendisine yeten bir ülkedir.

Türkiye geçmişte birçok uygarlığa sahne olmuştur. Bu bakımdan Türkiye tarihî eserler yönünden en zengin ülkeler arasında sayılmaktadır. Türkiye yetmiş milyon civarında bir nüfus potansiyeline sahiptir. Nüfusun yüzde doksanı okuryazardır. Her alanda teknik eleman ve bilim adamı yetiştirmiştir. Ülke sosyal, ekonomik ve diğer bakımlardan güçlü bir duruma gelmek için çaba harcamaktadır. 

Türkiye’nin menfaatleri, bulunduğu bölgedeki bazı devletlerin menfaatleri ile çatışmaktadır. İşte bu menfaat ile çatışmasından dolayı Türkiye sürekli bir tehdit karşısında bulunmaktadır. Bu durumda ülke bütünlüğünü korumak vazgeçilmez bir amaç olmalıdır. 

Dıştan gelecek tehditlere karşı da dış politikasını sürdürmek ve kuvvetli olmak zorunluluğu vardır. 

Türkiye yukarıda izah edilen nedenlerden dolayı pek çok devletin ilgi odağı hâlindedir. 

Ülkemizin jeopolitik önemini arttıran unsurlar şunlardır: 

-Türkiye; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının birbirlerine en çok yaklaştığı bir konumda bulunmaktadır. Bu nedenle Asya ve Avrupa arasında önemli bir köprü görevi görür. 

-Türkiye, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin bulunduğu Orta Doğu'ya çok yakındır. Petrol halen dünyadaki en önemli enerji kaynaklarının başında gelmekte ve birçok savaş petrol yüzünden yapılmaktadır. 

-Türkiye Çanakkale ve İstanbul Boğazlarına hakimdir. Karadeniz, Akdeniz arasındaki su yolu Türkiye'nin kontrolündedir.

-Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili ve ılıman bir iklime sahip olması zengin tarım üretimine imkan sağlamaktadır. Ayrıca maden zenginliği bulunan bir ülkedir. Mesela geleceğin madeni olarak adlandırılan bor madeninin dünyada en büyük rezervi Türkiye'de bulunmaktadır. 

-Türkiye, dünyada savaşların eksik olmadığı Irak, Orta Doğu, Balkanlar gibi bölgelere de çok yakındır. Ayrıca stratejik maddelere sahip Orta Asya'ya da çok yakındır. Bu durum, ülkemizi dünya güç dengesinde çok önemli bir konuma getirmektedir.

Türkiye'nin jeopolitik konumunun çok önemli olması ülkemize yönelik tehditlerin de artmasına yol açmaktadır. 

Ülkemizin dış destekli terörle, bölücü unsurlarla, toplumsal kutuplaşmalarla uğraşmak zorunda bırakılmasının en önemli sebebi jeopolitik (bilgi yelpazesi.com) konumundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ülkemizin kendi iç sorunlarını aşmış, ülkesi ve milletiyle birlik ve beraberlik içinde ve her zaman güçlü olması gerekmektedir. Bunda en önemli görev şüphesiz gençliğimize düşmektedir.


bayrak, devlet, millet, milliyetçilik, resimli mesajlar, resimli sözler, Türkiye, türkiyenin jeopolitik konumunun olumlu ve olumsuz yönleri, türkiyenin konumunun önemi,