Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "şairler ve yazarlar"

İBNİ HALDUN SÖZLERİ

26 Ekim 2020 Pazartesi / No Comments
altın sözler, dini felsefe sözleri, ibni haldun özlü sözleri, ibni haldun sözleri, islam alimlerinin sözleri, islam filozofları sözleri, müslüman bilim adamları sözleri, şairler ve yazarlar,


Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. 
*

Tarih hâlihazır durumun sebebi mesabesindedir. 
*
Merhamet, masum olduğu için her kalbe misafir olmaz. 
*

Adaletsizlik medeniyeti mahveder. 
*
Halifelik: Dini korumak ve dünya siyasetine uygun olarak idare etmek hususunda şeriat sahibine naiplik etmek demektir. 
*
Gayri memnunlar, medeniyet kuramazlar. 
*

İnsanların bir arada toplanmaları sırf geçinmelerini sağlamak ve nefislerini korumak içindir. 
*
Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkar eder. 
*

Her şeyin en önce ortaya çıkan kısmına bedavet ve bedevi dendiği gibi, insan topluluklarının ilk ortaya çıkan iptidai biçimlerine de bedavet ve bedevilik denir. 
*
Aklın bir çok mertebeleri var. önce dış dünyanın idraki taakkul. Taakkul demek tasavvur demektir, buna akl-ı temyizi de derler. İnsan bu meleke ile faydalıyı za­rarlıdan ayırır. 
*

Bil ki kötü ve yerilmiş ahlaktan uzaklaşıp, üstün bir ahlaka ve kişiliğe sahip olmak, ancak kişinin kendisinde bir kemal ve yeterlilik vehmetmesiyle ve insanların kendisinin ilim ve sanatına muhtaç olduğunu hissetmesiyle gerçekleşir. 
*
Çünkü insanların, başkalarının mükemmelliğini ve kendilerinden üstün olduklarını kabullenmeleri çok az görülecek bir durumdur. 
*

Mağluplar galipleri taklit ederler. 
*
İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. 
*

”Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölürler.” 
*
”Zulüm, umranın harap oluşunun habercisidir.” 
*

”Zulüm, devletin ve hakimiyetin yok oluşunun habercisidir.” 
*
”Şehirlerin de bir ruhu vardır. Bir şehirde yaşayan insanlar zamanla yaşadığı şehrin ruhuyla karakteristik açıdan özdeşleşirler.” 
*

”Akletmek Müslümanlar tarafından terk edildi ve bu yüzden zelil bir hale düştüler.” 
*
”Coğrafya kederdir.” 
*

”Aklın bir çok mertebeleri var. önce dış dünyanın id­rakı: taakkul. Taakkul demek tasavvur demektir, buna akl-ı temyizi de derler. İnsan bu meleke ile faydalıyı za­rarlıdan ayırır.” 
*
”Bil ki mantık ilminde esas, ispat etmektir.” 
*

”Barbarlar savaşla yenip fetheder, medeniyetse sulhla fethedeni fetheder.” 
*
”Bil ki kötü ve yerilmiş ahlaktan uzaklaşıp, üstün bir ahlaka ve kişiliğe sahip olmak, ancak kişinin kendisinde bir kemal ve yeterlilik vehmetmesiyle ve insanların kendisinin ilim ve sanatına muhtaç olduğunu hissetmesiyle gerçekleşir.” 
*
”İnsanların, başkalarının mükemmelliğini ve kendilerinden üstün olduklarını kabullenmeleri çok az görülecek bir durumdur.” 
*
İnsanların bir arada toplanmaları sırf geçinmelerini sağlamak ve nefislerini korumak içindir. 
*

altın sözler, dini felsefe sözleri, ibni haldun özlü sözleri, ibni haldun sözleri, islam alimlerinin sözleri, islam filozofları sözleri, müslüman bilim adamları sözleri, şairler ve yazarlar,

Her akıl, gücünün yetmediği ve idrak edemediği şeyleri inkar eder. 
*
Her şeyin en önce ortaya çıkan kısmına bedavet ve bedevi dendiği gibi, insan topluluklarının ilk ortaya çıkan iptidai biçimlerine de bedavet ve bedevilik denir. 
*

Aklın bir çok mertebeleri var. önce dış dünyanın idraki taakkul. Taakkul demek tasavvur demektir, buna akl-ı temyizi de derler. İnsan bu meleke ile faydalıyı za­rarlıdan ayırır. 
*
Bil ki kötü ve yerilmiş ahlaktan uzaklaşıp, üstün bir ahlaka ve kişiliğe sahip olmak, ancak kişinin kendisinde bir kemal ve yeterlilik vehmetmesiyle ve insanların kendisinin ilim ve sanatına muhtaç olduğunu hissetmesiyle gerçekleşir. 
*

Çünkü insanların, başkalarının mükemmelliğini ve kendilerinden üstün olduklarını kabullenmeleri çok az görülecek bir durumdur. 







altın sözler, dini felsefe sözleri, ibni haldun özlü sözleri, ibni haldun sözleri, islam alimlerinin sözleri, islam filozofları sözleri, müslüman bilim adamları sözleri, şairler ve yazarlar, 

ALTIN SÖZLER-10 (HZ. MEVLANA'DAN)

17 Aralık 2019 Salı / No Comments
en güzel mevlana sözleri, mevlana sözleri, mevlana sözleri face, mevlana hayatı kısa, mevlana sözleri resimli, özlü mevlana sözleri, mevlana kimdir kısa, şairler ve yazarlar, altın sözler

MEVLANA CELALEDDİNİ RUMİ KİMDİR?

30 eylül 1207 tarihinde Afganistan’ın Horasan yöresinde Belh kentinde dünyaya gelen Mevlana’nın asıl ismi Muhammeddir. Mevlana ve Rumi adları ise sonradan eklenmiştir. Mevlana kelime anlamı olarak efendimiz demektir.

Konya’da gençlik yıllarında öğretmenlik görevi yaptığı tarihlerde ona bu ad verilmiştir. Babası Belh’de yetkili bir insan olan ve bilginlerin sultanı lakabını hak eden Hüseyin Hatibi oğlu Bahaeddin Veled’dir. Annesiyse Belh Emiri’nin kızı olan Mümine Hanımdır.

1225 senesinde ise Mevlana, Şerefeddin Lala’nın kızı olan Gevher Hanım ile Karaman şehrinde dünya evine girdi. Bu evliliğinde Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi isminde iki evlat sahibi oldu. Seneler sonra Gevher Hanım’ın ölümünden sonra bir çocuğu olan dul bir bayanla, Kerra Hanım ile evlilik yaptı. Bu evliliğinden de Muzafferedin ve Emir Alim Çelebi isminde iki erkek evladı ve Melike Hanım adında bir de kızı oldu.

15 Kasım 1244 tarihinde Şems-i Tebrizi ile tanıştı fakat birliktelikleri kısa süreli oldu. Şems ani olarak vefat etti. Mevlana Şems’i kaybettikten sonra uzun seneler boyunca ortalıkta görülmedi. Mevlana, hayatını Hamdım, piştim, yandım kelimeleri ile anlatırdı.

Mevlana Eserleri şunlardır: Mesnevi, Divan-ı Kebir, Fihi Ma Fih, Mecalis-i Seb’a, Mektuplar.
altın sözler, en güzel mevlana sözleri, mevlana hayatı kısa, mevlana kimdir kısa, mevlana sözleri, mevlana sözleri face, mevlana sözleri resimli, özlü mevlana sözleri, şairler ve yazarlar,
HZ. MEVLANA'DAN ALTIN SÖZLER

İnsan dostunun huyunu alır.
*
Aklım her gün tövbe eder. Nefsim her an tövbemi bozar. Arada kalmış bîçareyim. İyi ki Senin kapın var.
*
Her Yerde Olmak Gibi Bir Duan Varsa, Gönüllere Gir; Çünkü Sevenler, Sevdiklerini Gönüllerinde Taşırlar.
*
HARF’ler yetmedi anlaşılmama, bari Hâl’den anla.
*
Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.
*
Hiçbir ölü öldüğüne hayıflanmaz, sadece azığının azlığına hayıflanır. Ölen kuyudan ovaya çıkmış demektir.
*
Allah’ın defineleri yıkık gönüldedir. Yıkık yerlerde pek çok defineler gömülüdür. Kırılmış, iki yüz parça olmuş gönülü yapmak, Allah’a Hac’tan da yeğdir, Umre’den de.
*
Güzelliğin bir damlası olan LEYLA için uykuyu haram etmek çok değilse, Güzelliğin kaynağı MEVLA için bir ömrü feda etmek az bile.
*
Misafirsin bu hanede ey gönül, Umduğunla değil bulduğunla gül, Hane sahibi ne derse o olur, Ne kimseye sitem eyle, Ne üzül.
*
Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi kör ettim. Sen de onlara benim gibi iyi gözle bak. Diyor ve ekliyor.
*
Kanat vardır Doğanı padişaha götürür;Kanat vardır Kuzgunu leşe götürür.
*
Kim demiş gül yaşar dikenin himayesinde? Dikenin itibarı gül himayesinde!
*
Her birimiz tek kanatlı melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz.
*
Sen, canının içinde Kur’an nurunu istiyorsan, şunu bil ki, oruç bütün Kur’an’ın tertemiz nurunun sırrıdır.
*
Tutalım ki Ali’den Zülfikâr sana miras kaldı. Sende Ali kolu ve kalbi yoksa Zülfikar neye yarar ki?
*
Cahille girme münakaşaya. Ya sinirini zıplatır tavana! Ya da yazık olur Adabına.
*
Aşk vadisinde, hiçbir nişane, hiçbir iz yoksa üzülmemeli; çünkü, Hakk’ın lûtfuyla bazen umutsuzluktan bile umutlar doğar.
*
Ey gönül, sakın umutsuzluğa düşme! Allah’tan umudunu kesme ki, bazen can bahçesinde, sögüt ağacının dalı bile hurma verir.
*
Kır oğul zinciri; hür gez, hür konuş, Yok mu altından gümüşten bir kurtuluş?
*
Her olayı hayır bil, her geceyi Kadir bil, her geleni Hızır bil.
*
Bir şeyden kaçacaksan yılandan, akrepten, arslandan, kaplandan kaçma da, bedenden kaynağını alan nefsanî isteklerden, heveslerden kaç! Çünkü başımıza gelen bütün belalar, çektiğimiz bütün zahmetler, meşakkatler boş ve olmayacak heveslerden meydana gelir.
*
Ben hiç dilek tutmadım, hep dua ettim. Ömrün ömrüme nasip olsun diye!
*
Sus gönlüm! Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağina inanarak sus.
*
Nasibinde varsa alırsın karıncadan bile ders. Nasibinde yoksa bütün cihan önüne serilse sana ters.
*
Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin. Benim tek derdim; yere düşen edebinize takılmamak.
*
Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle. Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu hatırla.
*
Ey Müslüman, edep nedir diye sorarsan bil ki edep, her edepsizin edepsizliğine katlanmaktır.
*
Sen bana kendi gözünle bakma, benim gözümle bak da biri iki görme! Bana, bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör!
*
Üstünün dostu ol ki üstün olasın. Kendine gel be hey azgın, mağluplarla dost olma! Münkirin delili ancak ve ancak şudur: Ben şu görünen yurttan başka bir şey görmüyorum! Hiç düşünmez ki nerede görünen bir şey varsa o, gizli hikmetleri haber vermededir. Her görünen şeyin faydası, faydanın ilaçlarla gizli oluşu gibi o şeyin içinde gizlidir.
*
Dünya, kendisini yeni gelin gibi gösteren, cilveler eden, kokmuş bir kocakadındır.
*
Yol kesenler olmadıkça, lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça, sabırlılar, gerçek erler, yoksulları doyuranlar nasıl belirir, anlaşılır?
*
Kaderde sevmek var ama kavuşmak yok ise şayet, Olsun! Vuslata aşık gönül susmaya da razı.
*
Kalbin bir gün seni sevgiliye götürecek. Ruhun bir gün seni sevgiliye taşıyacak.
*
Sakın acında kaybolma. Bil ki çektiğin acı bir gün dermanın olacak.
*
Gerçek aşk’ı bilen kalp bir damla suya bile hürmetle bakar.
*
Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine takılır.
*
Dediler ki: Gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Dedim ki: Gönüle giren gözden ırak olsa ne olur.
*
Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap.
*
Nefsin ejderhadır. Öldü sanma, uykuya dalar o. Dertten eline fırsat düşmediği için uyur. Derdin bitince çıkar hemen. Hüner; dertsizken de nefsi uykuda tutmadadır.
*
Bizi bilen bilir, bilmeyende kendisi gibi bilir!
*
Yaşadığın dünyaya bak; Yüce Allah, hangi eserini sevginin kucağında büyütmemiş? Neden okşamak ve kucaklamakla gidilecek yere, tekme ve tokatla erişmeyi tercih edesin?
*
Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur.
*
Seni bağrıma değil, bağrımı ve başımı ayağının altına bastım. Gözüm toprak olacak, ama gönlüm daima aşk kokacak.
*
İsyanlardayım dedi. Hayır, imtihanlardaydı. Fark etseydi, kurtulacaktı.
*
Sarılmayı bilir misin? Sahiplenmeyi, sahiplendiğinde sadık kalmayı? Sen bilir misin aşık olmayı?
*
Bölünebilir misin ikilere, üçlere, gerekirse binlere? Yapabilir misin? Gerçekten sevebilir misin?
*
Sevmenin demesi olmaz. Unutma; ya çok seversin bir kere, yada hiç sevmezsin.
*
Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.
*
Ey sevgili. Biz seninle bir salkımın iki aşık üzümüyken, başka şişelerde şarap olmuşuz, başka hayallerde harap olmuşuz.
*
Sen çiçek olup etrafa gülücükler saçmaya söz ver. Toprak olup seni başının üstünde taşıyan bulunur.
*
Bakın! Toplumsal bunalımların, kavga ve dövüş ortamının tek ve en güçlü doğuş sebebi sevgi eksikliğidir. Bunun en doğru tedavi yolu ise SEVGİYİ aramak, yaşamak, uygulamaktır. Hoşgörülü olursanız seversiniz. Sevilirsiniz. Karar verirseniz ve de bu yolda çalışırsanız her şeye ulaşırsınız.
*
Can’ı Canan’a teslime hazır değilsen ‘ben AŞK’ım’ deme kimseye.
*
Gönül, dert ile yandı; derdimi paylaşacak bir dost yok. Çok yer gezdim hüznümü azaltacak bir kişi yok. ‘Ben yarinim’ diyen çok amma gerçekte vefalı bir yar yok.
*
Gözünün gördüğünü gönlünün gördüğüne değişirsen EYVALLAH. Gönlünün gördüğünü gözünün gördüğüne değişirsen EYVAH EYVAH.
en güzel mevlana sözleri, mevlana sözleri, mevlana sözleri face, mevlana hayatı kısa, mevlana sözleri resimli, özlü mevlana sözleri, mevlana kimdir kısa, şairler ve yazarlar, altın sözler

NECİP FAZIL KISAKÜREK'İN HAYATI VE ESERLERİ

28 Kasım 2019 Perşembe / No Comments
necip fazıl sözleri, necip fazıl kısakürek şiirleri, necip fazıl kısakürek hayatı, necip fazıl kısakürek eserleri, çile şiiri, zindandan mehmete mektup şiiri, annem şiiri, sakarya türküsü şiiri, beklenen şiiri
çile şiiri, necip fazıl kısakürek eserleri, necip fazıl kısakürek hayatı, necip fazıl kısakürek şiirleri, sakarya türküsü şiiri, şairler ve yazarlar, zindandan mehmete mektup şiiri,                                                      

Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, Türk şâir, yazar ve düşünür.

Necip Fazıl Kısakürek, 26 Mayıs 1904 günü İstanbul'da doğdu. Babası Abdülbaki Fazıl Bey, annesi ise Mediha Hanım'dır. Dini eğitimini babasından alan Necip Fazıl, öğrenimine mahalle mektebinde başladı. 1912 yılında ise Gedikpaşa'daki Fransız Frerler Okulu'na girdi. Bir süre sonra bu okuldan ayrılarak Amerikan Koleji'ne kaydoldu. Fakat bu okuldan atılması üzerine eğitimine Emin Efendi Mahalle Mektebi'nde devam etti. Ardından önce İstanbul Büyük Reşit Paşa Numune Mektebi'ne oradan da Rehber-i İttihat Okulu'na gitti.

Ailesinin Heybeliadaya' taşınmasından dolayı Heybeliada Numune Mektebi'ne geçti. Daha sonra ise Mekteb-i Fünun-u Bahriye-i Şahane'ye girdi. Hocaları arasında Yahya Kemal ve Hamdullah Suphi gibi isimler vardı. Şiire olan ilgisi artan Necip Fazıl,"Nihal" isminde haftalık bir dergi çıkardı.

1921 yılında Darülfunun Felsefe Şubesi'ne kaydoldu. Bu okulda birçok ünlü edebiyatçı ile tanıştı. "Yeni Mecmua" dergisinde şiirleri yayınlandı. 1924 yılında aldığı bursla Paris'teki Sorbonne Üniversitesi'ne girdi. Burada Henri Bergson'la tanıştı.

Türkiye'ye döndükten sonra Felemenk Bahr-i Sefid Bankası'nda ve Osmanlı Bankası'nın çeşitli şubelerinde çalıştı. 1929'da İş Bankası Ankara Şubesi'nde görev yaptı.

Necip Fazıl, 24 yaşındayken yayımladığı ikinci şiir kitabı Kaldırımlar ile tanınmıştır. 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve o devirde Türk basınının merkezi olan Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşayan Kısakürek, 1943-1978 arasında 512 sayı yayımlanan Büyük Doğu Dergisi yoluyla İslamcı görüşlerini kamuoyuna duyuran ve Büyük Doğu Hareketi’ne önderlik eden bir şairdir. Dergi, Türkiye'de antisemitizmin yayılmasında öncü bir rol oynamıştır.

17 Eylül 1943'te "Büyük Doğu" dergisinin ilk sayısını çıkardı. Dergi zaman zaman kapatıldıysa da 1978 yılına kadar yayın hayatına devam etti.

Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983'te vefat etti.

Eserleri

Örümcek Ağı (1925)
Kaldırımlar (1928)
Ben ve Ötesi (1932)
Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil (1933
Tohum (1935)
Beklenen (1937)
Bir Adam Yaratmak (1938)
Künye (1938)
Sabır Taşı (1940)
Namık Kemâl (1940)
Çerçeve (1940)
Para (1942)
Vatan Şairi Nâmık Kemâl (1944)
Müdafaa (1946)
Halkadan Pırıltılar (Veliler Ordusundan) (1948)
Nam (1949)
Çöle İnen Nur (İzinsiz Baskı) (1950)
101 Hadis (Büyük Doğu'nun 1951'de verdiği ek) (1951)
Maskenizi Yırtıyorum (1953)
Sonsuzluk Kervanı (1955)
Cinnet Mustatili (Yılanlı Kuyudan) (1955)
Mektubat'tan Seçmeler (1956)
At'a Senfoni (1958)
Büyük Doğu'ya DOĞRU (İdeolocya Örgüsü) (1959)
Altun Halka (Silsile) (1960)
O ki O Yüzden Varız (Çöle İnen Nur) (1961)
Çile (1962)
Her Cephesiyle Komünizm (1962)
Türkiye'de Komünizm ve Köy Enstitüleri (1962)
Ahşap Konak (Büyük Doğu'nun 1964'te verdiği ek) (1964)
Reis Bey (1964)
Siyah Pelerinli Adam (Büyük Doğu'nun 1964'te verdiği ek) (1964)
Hazret (1964)
İman ve Aksiyon (1964)
Ruh Burkuntularından Hikâyeler (1965)
Büyük Kapı (O ve Ben) (1965)
Ulu Hakan II. Abdülhamid Han (1965)
Bir Pırıltı Binbir Işık (1965)
Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar I (1966)
Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar II (1966)
Büyük Kapı'ya ek (Başbuğ Velilerden) (1966)
İki Hitabe: Ayasofya / Mehmetçik (1966)
El Mevahibü'l Ledüniyye (1967)
Vahidüddin (1968)
İdeolocya Örgüsü (1968)
Türkiye'nin Manzarası (1968)
Tanrı Kulundan Dinlediklerim I (1968)
Tanrı Kulundan Dinlediklerim II (1968)
Peygamber Halkası (1968)
1001 Çerçeve 1 (1968)
1001 Çerçeve 2 (1968)
1001 Çerçeve 3 (1968)
1001 Çerçeve 4 (1968)
1001 Çerçeve 5 (1968)
Piyeslerim(Ulu Hakan/Yunus Emre/S. P. Adam) (1969)
Müdafaalarım (1969)
Son Devrin Din Mazlumları (1969)
Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık (1969)
Şiirlerim (1969)
Benim Gözümde Menderes (1970)
Yeniçeri (1970)
Kanlı Sarık (1970)
Hikâyelerim (1970)
Nur Harmanı (1970)
Reşahat (1971)
Senaryo Romanları (1972)
Moskof (1973)
Hazret (1973)
Esselâm (1973)
Hac (1973)
Çile (Nihaî Tertib) (1974)
Rabıta (1974)
Başbuğ Velilerden 33 (Altun Silsile) (1974)
O ve Ben (1974)
Bâbıâli (1975)
Hitabeler (1975)
Mukaddes Emanet (1976)
İhtilal (1976)
Sahte Kahramanlar (1976)
Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar) (1976)
Rapor 1 (1976)
Rapor 2 (1976)
Yolumuz, Halimiz, Çaremiz (1977)
Rapor 3 (1977)
İbrahim Ethem (1978)
DOĞRU Yolun Sapık Kolları (1978)
Rapor 4 (1979)
Rapor 5 (1979)
Rapor 6 (1979)
Aynadaki Yalan (1980)
Rapor 7 (1980)
Rapor 8 (1980)
Rapor 9 (1980)
Rapor 10 (1980)
Rapor 11 (1980)
Rapor 12 (1980)
Rapor 13 (1980)
İman ve İslâm Atlası (1981)
Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu (1982)
Tasavvuf Bahçeleri (1983)
Kafa Kâğıdı (1984)
Hesaplaşma (1985)
Dünya Bir İnkılâp Bekliyor (1985)
Mümin (1986)
Öfke Ve Hiciv (1988)
Çerçeve 2 (1990)
Konuşmalar (1990)
Başmakalelerim 1 (1990)
Çerçeve 3 (1991)
Hücum Ve Polemik (1992)
Başmakalelerim 2 (1995)
Başmakalelerim 3 (1995)
Çerçeve 4 (1996)
Edebiyat Mahkemeleri (1997)
Çerçeve 5 (1998)
Hâdiselerin Muhasebesi 1 (1999)
Püf Noktası (2000)
Hâdiselerin Muhasebesi 1 (1999)
Püf Noktası (2000)
Bekleyen
Bayram
çile şiiri, necip fazıl kısakürek eserleri, necip fazıl kısakürek hayatı, necip fazıl kısakürek şiirleri, necip fazıl sözleri, sakarya türküsü şiiri, zindandan mehmete mektup şiiri, 

NURİ PAKDİL'İN HAYATI VE ESERLERİ

21 Ekim 2019 Pazartesi / No Comments
nuri pakdil, nuri pakdil kimdir, nuri pakdilin hayatı, nuri pakdilin eserleri, nuri pakdil hayatı kısaca, nuri pakdil şiirleri, yedi güzel adam nuri pakdil

NURİ PAKDİL KİMDİR?

Nuri Pakdil, 1969-1984 yılları arasında çıkardığı Edebiyat Dergisi ile bütünleşmiştir.

Nuri Pakdil, 1934 yılında Kahramanmaraş‘da doğmuştur. İlkokuldan itibaren yazmaya başladı. Ortaokuldayken tanıştığı Büyük Doğu, hem düşünce ve hem de yazı macerasına ivme kazandırdı.

1954 – 1955 yıllarında Lisedeyken iki arkadaşıyla birlikte ‘Hamle’ dergisini çıkardı. Kahramanmaraş’ta çıkan Demokrasiye Hizmet ve Gençlik gazetelerinde yazıları yayınlandı. Bir süre Yeni İstiklâl Gazetesi’nde sanat sayfaları düzenledi.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1965 yılında mezun oldu. 1964 yılında İstanbul’da Yeni İstiklâl Gazetesi’nde sanat sayfaları düzenledi. Üniversite yıllarında Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç gibi sanatçı, edebiyatçı ve düşünürlerle yakın ilişkiler kurdu. Hukuk Fakültesi’nden 1965 yılında mezun olduktan sonra 1967 yılına kadar Hukuk Müşavirliği yaptı. Avukatlık stajını tamamladıktan sonra bu mesleği ilkelerine ters bulan Pakdil, avukatlık yapmadı. 1967 yılından 1973 yılına kadar Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı.

1969 yılında Edebiyat dergisini çıkardı. 1972 yılında da Edebiyat Dergisi Yayınları’nı kurdu ve 1984 yılına kadar devam etti. Edebiyat Dergisi Yayınları, 1972-1984 yılları arasında 18’i Nuri Pakdil imzasını taşıyan, 45 kitap yayımladı. Paris ve Roma‘ya gitti; gezi izlenimlerini Batı Notları adlı kitabında anlattı. Nuri Pakdil, Edebiyat Dergisi’nde yazanlara müstear isimler takmakla meşhurdu. Kendisinin de 16 farklı ismi vardı. En çok “Ebubekir Sonumut” adını kullanıyordu.
nuri pakdil, nuri pakdil hayatı kısaca, nuri pakdil kimdir, nuri pakdilin eserleri, nuri pakdilin hayatı, şairler ve yazarlar, yedi güzel adam nuri pakdil, 
1984 yılında kitap yazmaya ara verdi. 28 Şubat 1997 tarihinde Edebiyat Dergisi Yayınları’ndan çıkardığı “Sükût Sûretinde” isimli kitabıyla suskunluğunu bozdu ve ard arda kitaplar yayınlamaya başladı.

Nuri Pakdil, 28 yaşındayken çok güzel bir kadınla nişanlanmış fakat evlenmek nasip olmamış. Adının baş harflerini hâlâ kolunda taşıyor. Ve hala hiç evlenmedi.

Kasım 2014’te Necip Fazıl Kısakürek Saygı Ödülü’nün ilkini aldı.

Ankara’da yaşayıp da Ankara‘dan nefret eden Nuri Pakdil’in en sevdiği şehirler sırasıyla Mekke, Medine, Kudüs, Şam, İstanbul, Bitlis, Paris‘dir.

12 Aralık 2014 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yazar ve düşünce adamı Nuri Pakdil’i evinde ziyaret etti.

Kitapları :

1974 – Harikalar Tablosu / Prevert, Oyun/Çeviri
1975 – Ay Operası / Prevert, Şiir/Çeviri
1977 – Biat II, Deneme
1979 – Bağlanma, Deneme
1980 – Bir Yazarın Notları II, Deneme
1980 – Put Yapımevleri, Oyun
1981 – Biat III, Deneme
1981 – Anneler ve Kudüsler (Şiir)
1981 – Bir Yazarın Notları III, Deneme
1981 – Kasırganın Çatırtıları / Guillevic, Şiir/Çeviri
1982 – Bir Yazarın Notları IV, Deneme
1982 – Kalbimin Üstünde Bir Avuç Güneş, Oyun
1984 – Edebiyat Kulesi, Deneme
1997 – Sükût Sûretinde, Şiir
1997 – Derviş Hüneri, Deneme
1997 – Batı Notları, Gezi-İzlenim
1997 – Arap Saati, Deneme
1997 – Umut, Oyun
1997 – Ahid Kulesi, Şiir
1997 – Korku, Oyun
1997 – Klas Duruş, Deneme
1998 – Arap Şiiri (Güldeste) I, Şiir/Çeviri
1998 – Arap Şiiri (Güldeste) II, Şiir/Çeviri
1998 – Kalem Kalesi, Deneme
1999 – Bir Yazarın Notları I, Deneme
1999 – Osmanlı Simitçiler Kasîdesi, Şiir
1999 – Otel Gören Defterler 1: Çarpışan Sesler, Deneme
2000 – Otel Gören Defterler 2: Yazının Epik Resmi Çekildiği Sırada, Deneme
2001 – Otel Gören Defterler 3: Büyük Sorgu, Deneme
2002 – Otel Gören Defterler 4: Simsiyah, Deneme
2003 – Otel Gören Defterler 5: Ateş Hattında Harf Müfrezeleri, Deneme
2005 – Otel Gören Defterler 6: Yazmak Bir Mûcize, Deneme

nuri pakdil, nuri pakdil kimdir, nuri pakdilin hayatı, nuri pakdilin eserleri, nuri pakdil hayatı kısaca, nuri pakdil şiirleri, yedi güzel adam nuri pakdil

SADİ ŞİRAZİ'NİN HAYATI VE ESERLERİ

13 Eylül 2019 Cuma / No Comments
sadi şirazi, sadi şirazi kimdir, sadi şirazi hayatı ve eserleri, sadi şirazi hayatı, sadi şirazi eserleri, sadi şirazi şiirleri, sadi şirazi gülistan, sadi şirazi sözleri, şairler ve yazarlar, sadi şirazi kimdir kısaca

sadi şirazi, sadi şirazi eserleri, sadi şirazi gülistan, sadi şirazi hayatı, sadi şirazi kimdir, sadi şirazi kimdir kısaca, sadi şirazi sözleri, sadi şirazi şiirleri, şairler ve yazarlar, 

SA‘DÎ-i ŞÎRÂZÎ KİMDİR?

Ebû Muhammed Sa‘dî Müşerrifüddîn (Şerefüddîn) Muslih b. Abdillâh b. Müşerrif Şîrâzî (ö. 691/1292), Fars edebiyatının en büyük şairlerinden biridir. Sünni bir alim ve sufidir.

Kuran'ı ezberleyerek "hafız" unvanını aldığı, eserleri üzerine yapılan çalışmalardan ise iyi bir medrese eğitimi gördüğü; hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf okuduğu anlaşılmaktadır.

Sadi, felsefe ve tasavvuf konularını içeren ve genellikle "arifane" diye adlandırılan türün kurucusu sayılır. Bostan’da işlenen başlıca konular, adalet ve insaf, cömertlik, aşk, teslim ve rıza, kanaat, terbiye, tövbedir.

Yaşadığı dönemde sahip olduğu şöhrete ve halkın takdirini kazanmış olmasına rağmen hayatına dair bilgiler sınırlıdır.

Sa‘dî, Atabek Sa‘d b. Zengî’nin mülâzımı olan babasının gözetiminde eğitimine başladı. Babasının ölümü üzerine anne tarafından dedesi olan Mes‘ûd b. Muslih el-Fârisî tarafından yetiştirildi.

İlk dinî ve edebî bilgileri Şîraz’da aldıktan sonra öğrenimini tamamlamak için 620 (1223) yılı civarında Bağdat’a gitti ve Nizâmiye Medresesi’nde ders gördü. Bağdat Müstansıriyye Medresesi’nde hocalık yapan İbnü’l-Cevzî ile Bostân’da kendisinden söz ettiği Şehâbeddin es-Sühreverdî’den etkilendi.

Sa‘dî’nin Bağdat’taki diğer hocalarının kimler olduğu hususunda bilgi bulunmamakla birlikte o dönemde Nizâmiye Medresesi’nde müderris olan Bahâeddin Zekeriyyâ el-Mültânî, Ebü’l-Kāsım Abdurrahman b. Muhammed b. Ahmed b. Hamdân, Ebû Abdullah Muhammed b. Yahyâ el-Bağdâdî, Mahmûd b. Ahmed b. Mahmûd ez-Zencânî ve Necmeddin el-Bâdrâî gibi âlimlerden de ders almış olmalıdır.

Bağdat’ta tahsilini tamamlayarak 655 (1257) yılında Şîraz’a dönen Sa‘dî, Fars bölgesinin yöneticisi olan Atabek Ebû Bekir b. Sa‘d b. Zengî’nin şehzadesi Sa‘d b. Ebû Bekir b. Sa‘d’ın yakınları arasına katıldı. Bu hânedan mensuplarından başka içlerinde İlhanlı devlet adamı Atâ Melik el-Cüveynî ile kardeşi Şemseddin el-Cüveynî’nin de bulunduğu bazı devlet adamlarını öven şiirler yazdı; hayatını irşad ve halka hizmetle geçirdi.

Şîraz’da iken hac vazifesini yerine getirip Tebriz yoluyla geri dönen Sa‘dî, Tebriz’de Moğol Hükümdarı Abaka Han ile görüştü ve ondan saygı gördü.

Ömrünün son yıllarını Şîraz’ın kuzeybatısında şimdi medfun bulunduğu hankahında riyâzet ve ibadetle geçiren Sa‘dî’nin ölümüne dair kaynaklarda farklı tarihler verilmişse de son araştırmalar neticesinde 27 Zilhicce 691’de (9 Aralık 1292) öldüğü tesbit edilmiştir. Zamanla harap olan mezarı ve hankahı Kerîm Han Zend tarafından 1180’de (1766) yeniden yaptırılmıştır.

Gerek kendi eserlerinden gerekse ondan bahseden kaynaklardan Hicaz, Şam, Lübnan ve Anadolu’ya gittiği anlaşılmaktadır. Ancak eserlerinde ve özellikle Gülistân’da Kâşgar, Doğu Türkistan, Belh, Sûmenât, Mısır, Habeşistan, Ermenistan, Çin vb. yerlere gittiğine dair bilgilerin ve bu çerçevede anlattığı hikâyelerin tarihî hadiselerle örtüşmemesi sebebiyle bunların şairane hayal ürünü olduğu ileri sürülmektedir.

Sa‘dî henüz hayatta iken büyük bir şöhret kazanmış, İran dışında yaşayan Emîr Hüsrev-i Dihlevî ve Hasan Dihlevî gibi çağdaşı şairler gazellerinde onun üslûbunu takip etmiştir. Sa‘dî’nin hayatının sonlarında Aksaray’da yaşayan Seyf-i Fergānî de onun bazı şiirlerine nazîreler yazmış, hakkında methiyeler söylemiştir.

VI ve VII. (XII-XIII.) yüzyıl şairlerinin aksine Sa‘dî bütün şiirlerinde bilinen ve yaygın olarak kullanılan kelimeleri tercih etmiştir. Onun şiirlerinde Arapça terkip ve cümleler Senâî, Evhadüddîn-i Enverî ve Hâkānî-i Şîrvânî’ninki kadar yaygın değildir.

Eserlerinde Farsça’da kullanılan Türkçe kelimelere de yer veren Sa‘dî’nin şiir ve nesrinin en bâriz özelliği akıcı ve sehl-i mümteni‘ olmasıdır. Sa‘dî, yaşadığı dönemde yaygın nazım şekli olan gazeli müstakil bir edebî tür olarak mükemmeliğe kavuşturmuştur. Divanında âşıkane gazeller çoğunluktadır.

Manzum ve mensur eserlerinde Farsça’da eskiden beri yaygın biçimde kullanılan atasözlerinden faydalanmış, bunun yanında toplumun düşünce ve isteklerine tercüman olan özlü sözleri atasözü haline gelerek günümüze kadar kullanılagelmiştir.

Sa‘dî’nin tesiri sadece Fars edebiyatıyla sınırlı kalmamış, Türk ve Urdu edebiyatlarıyla Batı dünyasında da önemli izler bırakmıştır. Dindar bir ailede yetişen ve İslâmî ilimleri tahsil eden Sa‘dî’nin hangi mezhebi benimsediği kesin şekilde bilinmiyorsa da Sünnî olduğunu söylemek mümkündür.

Eserleri

Sa‘dî’nin manzum ve mensur eserleri Külliyyât adı altında toplanmış olup bunun ilk defa kimin tarafından gerçekleştirildiği bilinmemektedir. Ancak Gülistân ve Bostân gibi kitapların yanında diğer eserlerini de bizzat Sa‘dî’nin bir araya getirdiği muhakkaktır.

Külliyyât’ın mevcut tertibi Ali b. Ahmed b. Ebû Bekr-i Bî-sütûn tarafından 726 (1326) ve 734 (1333) yıllarında yapılmıştır. Bîsütûn’un ifadesine göre Külliyyât on altı kitap ve altı risâle olmak üzere yirmi iki veya on altı kitap yedi risâle şeklinde yirmi üç eseri ihtiva edecek biçimde daha önce bir başkası tarafından derlenmiştir. (Külliyyât, s. 923-925)

Manzum eserlerinden bazıları:

1. Bostân (Sadînâme). Eserde Sa‘dî idealize ettiği dünyanın nasıl olması gerektiğini anlatır. Külliyyât içinde ve müstakil olarak birçok defa basılmış, Türkçe başta olmak üzere çeşitli dillere çevrilmiş ve üzerine şerhler yazılmıştır.

2. Ķasâyid-i Arabî. 700 beyit civarında medih ve nasihatle Mu‘tasım-Billâh’a mersiye olarak yazılmış uzun bir kasideden ibarettir.

3. Ķasâyid-i Fârsî. Vaaz, nasihat ve tevhidden başka zamanın hükümdar, vezir ve ileri gelen şahsiyetleri için yazılmış kasidelerden oluşmaktadır.

4. Merâsî. Mu‘tasım-Billâh, Ebû Bekir b. Sa‘d b. Zengî, Sa‘d b. Ebû Bekir, Emîr Fahreddin ve İzzeddin Ahmed b. Yûsuf için mersiye olarak yazılmış kasidelerle hâmisi Atabek Sa‘d b. Ebû Bekir adına kaleme alınmış son derece etkili bir terciibendi ihtiva etmektedir.

Mensur eserlerinden bazıları:

1. Gülistân. Fars edebiyatının şaheserlerinden olan, Sa‘dî’nin bilgi ve tecrübesini belâgat ve fesahatle yoğurup yazıya döktüğü Gülistân onun Farsça ve Arapça şiirleriyle karışık mensur bir eserdir. Bostân gibi birçok baskısı ve çeşitli dillere tercümeleri yapılmıştır.

2. Taķrîr-i Dîbâce. Külliyyât’ın eski nüshalarında bulunmayan bu bölüm X. (XVI.) yüzyılda istinsah edilmiş yazmalarda yer alır.

3. Nasihatü’l-mülûk (Nesâyihu’l-mülûk). Sa‘dî’nin dostlarından birinin isteği üzerine hükümdarlara öğüt vermek amacıyla kaleme alınmış nazımla karışık bir risâledir.

4. Risâle-i Aķl u Işķ. Sa‘deddin Netanzî’nin akıl ve aşkla ilgili sorusuna Sa‘dî’nin sade bir dille verdiği cevaptır.

5. Risâle-i Enkiyânû. Yöneticilerin, hükümdarların davranışlarına dair bilmesi ve uyması gereken bazı hususlarda Enkiyânû’ya verilen öğütlerden ibarettir.

6. Mecâlis-i Pencgâne. Farsça ve Arapça şiirlerle karışık olarak muhtemelen Sa‘dî’nin vaazlarından oluşan, âyet ve hadislerden faydalanılarak yazılmış beş meclisten ibaret bir eserdir.

Sa‘dî’nin eserleri külliyat halinde veya müstakil olarak defalarca basılmıştır. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Sa‘di- Şirazi md)

Şiirlerinden örnekler:

Ey Sadi! Safa yolunda ilerlemek
Mustafa'ya uymakla nasip olur hep.

Allah'a karşı itaatkar olmayan Han/Hakan
Ülkenin başında yönetici olarak bulunmasın.

Kötülüklerden kaçınmayan bilgin;
Elinde meşale taşıyan kör gibidir.

Bülbül!. Sen bahar müjdesini ver!
Kötü haberin bildirilmesini baykuşa bırak.

Diline sahip ol ve dikkat et ki, seni ateşe atmasın;
Zira dünyada dilden daha beter bir zebani yoktur.

Mal, huzurlu bir ömür geçirmek içindir,
Yoksa ömür mal toplamak için değildir.

Gülistan adlı eserindeki bir mesnevinin tercümesi şöyledir:

"Ey kardeş! Bu dünya kimseye kalmaz. Gönlünü, her şeyi yaratan Allahü tealaya bağla. Sana bu kafidir. Dünya mülküne güvenip bel bağlama. Çünkü bu dünyada senin gibi birçokları yaşamış ve sonunda ölüp gitmiştir. Değil mi ki, en sonunda ölüm vardır ve bu can göç (ölüm) yolunu tutacaktır. O halde ister taht üzerinde can vermişsin ister toprak üzerinde, ne fark eder!"

sadi şirazi, sadi şirazi kimdir, sadi şirazi hayatı, sadi şirazi eserleri, sadi şirazi şiirleri, sadi şirazi gülistan, sadi şirazi sözleri, şairler ve yazarlar, sadi şirazi kimdir kısaca

AŞK ve YALNIZLIK

10 Haziran 2019 Pazartesi / No Comments
altın sözler, anlamlı sözler, özlü sözler, cengiz aytmatov aşk sözleri, cengiz aytmatov sözleri, en güzel aşk sözleri, facebook sözleri, felsefi sözler, nefis sözler, aşk sözleri, siyasetçi sözleri

Cengiz Aytmatov Sözleri

Mutluluk; benim anladığım gerçek mutluluk, yaz yağmuruna benzemez. umulmadık anda birden bire boşalmaz insanın tepesinden.azar azar gelir.insanın hayata ve çevresine davranışları getirir mutluluğu. azar azar, birike birike. gerçek mutluluk böyle doğar.
*
Devlet, yakıtı insan olan bir sobadır.
*
Her yazar bir milletin çocuğudur ve o milletin hayatını anlatmak, eserlerini kendi milli gelenek ve törelerini kaynak alarak zenginleştirmek zorundadır. Benim yaptığım önce bu, yani kendi milletimin geleneklerini ve hayatını anlatıyorum. Fakat orada kaldığınız takdirde bir yere varamazsınız. edebiyatın milli hayatı ve gelenekleri anlatmanın ötesinde de hedefleri vardır. Yazar, ufkunu milli olanın ötesine doğru genişletmek ve 'evrensel' olana ulaşmak için gayret göstermek durumundadır. İyi yazar 'tipik insan' ortaya koyma ustalığına erişen yazardır.
*
İnsan bugün kendisini olduğu gibi kabul eder; ama onun tabiatında yarın başka biri olmak vardır.
*
Gün gelir ve anlar ki insan; Yaşadığı her şey bir yalandır..! Geriye vazgeçemediği bir Aşk ve kabullenemediği bir yalnızlık kalır.
*
Aslında her insan bir romandır ve biraz kahramandır. Gün gelir anlar ki, harcadığı tek şey hayalleri değil, zamandır.
*
Kadın kapris yapıp alınganlaşıyorsa sorun yok. Bir çözüm aradığını gösterir bunlar. Bil ki asıl sorun, sustukları zaman başlar.
*
Sen kendini biliyorsan, bil ki kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır. Unutma gereksiz.. Devamını gör eleştiri sadece gizli hayranlıktır.
*
Affedince yorulur insan, yalnız kaldığında bir de; ama insanı en çok yoran şey hayal kurmaktır, olmayacağını bildiği halde.
*
Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir; bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelir durur. İnsan tek başına böyle yolda yürüyemez. Ama birleşenler, birbirlerine omuz verenler her engeli aşar.
*
Sen konuşmaya tenezzül etmezsin suskun sanırlar, ve umursamaz. Bilmezler ki, bir konuşacak olsan yüzüne bakacak yüzleri kalmaz.
*
İnsan hep aynı bir kıl kadar gelişmedi.
*
İman ve şüphenin ikisine de teşekkür etmeli. Çünkü bunlar hayatın akışını sağlayan asıl kuvvetlerin mayasıdır.
*
Önemli olan geçmişi sözlü ya da daha önemlisi yazılı olarak, bunu bugün bizim işimize yarayacak şekilde anlatmaktır. Hiçbir yararı olmayacak yanlarını bir kenara bırakarak anlatmak… İşte bu kurala uymayanlar düşmanlık etmiş, suç işlemiş olurlar
*
Mutluluk bir dağ yolu gibidir. Bakarsın tepelere tırmanır, sonra bir bakarsın, aşağıya iner. Tek başına nedir insan? Ama başkalarıyla birleşirse dağları devirebilir. Bizim şu güzel, şu yaşanası dünyamız böyle işte.
*
İnsan her şeyi anlatamaz, zaten kelimeler de her şeyi anlatmaya yetmez.
*
İnsan bugün kendini olduğu gibi kabul eder, ama onun tabiatında yarın başka biri olmak vardır. Çok iyi yaşıyorsan bile, yarın çok daha iyi yaşamayı istersin.
*
Engin suların bağrında kürek çekerken büyük bir mutluluk da duysanız, işinizle uğraştığınız sırada gün doğumu ya da gün batımının durgun sularda yansıması içinizi sevinçle de doldursa, eninde sonunda karaya dönmek gerektiğini bilirsiniz. İnsanoğlu sürekli suların ortasında yaşayamaz. Değişik bir yaşam bekler onu karada. Kara yaşantısı temelli, sular ise geçici olmuştur her zaman. İnsan sandalını çekeceği büyük bir kara bulamasa bile bir adaya sığınmak ister; çünkü orası sürekli yaşayacağı yerdir.
*
Mutluluk, yaz yağmuruna benzemez, umulmadık anda birden bire boşanmaz insanın tepesinden. Azar azar gelir. İnsanın hayata ve çevresine karşı davranışları getirir mutluluğu, azar azar, birike birike. Gerçek mutluluk böyle doğar.
*
Ölümün her şeyin sonu olduğunu anlıyor ama yine de, en kutsal, en gizli düşüncelerinin  Deniz Kızı ile ilgili hayallerinin o öldükten sonra da yaşayacağına, gerçekleşeceğine inanıyor, bunu umuyordu. Hayallerini, düşlerini bir başkasına aktaramazdı. Çünkü düşler aktarılamaz. İşte bu yüzden, insanlar bir iz bırakmadan yok olmamalıydılar.
*
İşte oğlum atalarımız; zenginliğin sonunda kendini beğenme, kendini beğenmenin sonunda da çılgınlık gelir derlerdi.
*
Bana sorarsanız gerçek mutluluk yaz yağmuru gibi birden boşanmaz insanın başına. Davranışımıza, çevremizdeki insanlarla ilişkimize her gün azar azar çeki düzen vererek eksiklerimizi tamamlarız. Yavaş yavaş biriken bir şeydir mutluluk.
*
Yeryüzündeki bütün yaratıklar arasında şeytanla hemen uyuşan, anlaşan tek yaratık insan idi. Bu uyuşma sonunda, yüzyıllar, bin yıllar boyunca kötülük ekti, kötülük biçti ve kötüye zafer kazandırdı. Evet, kötülük yapma ve yayma konusunda insanla yarışabilecek yaratık yoktu.
*
Garip değil mi? İnsan hep aşk acısı çekmekten yakınır aslında; peki hiç mi aşk acısı çektiren yok aramızda?
*
Eğer insanlar yeryüzünde yaşamayı öğrenemezlerse yok olup giderler. Karşılıklı güvensizlik, gerginlik, cepheleşme ortamı insanların huzur içinde, mutlu yaşamalarını tehdit eden en büyük tehlikelerden biridir.
*
Bir dal kırılmış ne çıkar, yeter ki çınarın gövdesi sağlam kalsın.
*
İnsanların kendileri yaşıyor, ama başka canlıların, özellikle de onlara bağımlı olmadan yaşamak isteyen ve buna hakları olanların yaşamalarını istemiyorlardı.
*
Sevgili toprağım benim, o günü hatırlıyor musun? Zamanın başlangıcından beri, yüzyılların izi duruyordu içimde.
*
Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürse, işte buna çare yoktur..
*
Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir; bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelir durur. İnsan tek başına böyle yolda yürüyemez. Ama birleşenler, birbirlerine omuz verenler her engeli aşar.

CENGİZ AYTMATOV HAYATI

1928 yıllarında Kırgızistan’da dünyaya gözlerini açtı. Kendisi Talas Eyaletinde bulunan Şekeş Köyü’nde hayatını sürdürdü. Ondan sonra Bişkek’te eğitimini Veteriner Fakültesinde tamamlayıp mezun oldu. Kendisi Kırgızistan’ın önemli yazarlarından olup aynı zamanda çevirmen, gazeteci ve politikacıydı.

Cengiz Aytmatov, yazarlık macerasına 1952 yılında başladı. Aradan geçen yedi yıl içerisinde Kırgız Pradası gazetesinde muhabir olarak işe başladı. Daha sonra kendisine büyük bir ün kazandıracak olan “Povesti Gori Stepey” adlı öykü kitabını yazdı. Bu kitapla 1963 yılında Lenin Ödülü’ne layık görüldü ve bu onun en genç yaşta alınan Lenin Ödülü ünvanı sahibi olmasını da sağladı. Cengiz Aytmatov genelde eserlerinde aşk, dostluk, geçirmiş olduğu savaş dönemlerinin acıları ve kahramanlıkları ele aldı. Eserlerinde genelde Kırgızca ve Rusça dilini kullandı.

Cengiz Aytmatov, Kırgız gelenek ve göreneklerine hep sadık kalarak hayatına devam etti. Kendisi geleneklerine bağlı kaldığı için eserlerinde milletinin tarihi boyunca kazandığı, sosyal, ahlaki, edebi, kültürel ve askeri ne kadar yanı varsa hepsinin maddi ve manevi zenginlikleri ile birlikte eserlerine yansıtmıştır. Milletinin savaşlardaki acılarını kahramanlıklarını, tecrübelerini yazılarına aktarmış ve milletinin tüm değerlerini yazıya dökmüştür. Eserlerinde kendisinin de söylediği üzere hep Tipik İnsan’ı ortaya koymaya çalışmış. Eserlerinde, hikayelerinde milletinin bugüne kadar ağızdan ağza geçen efsanelerini,destanlarını, masal ve hikayelerini, bunlarında meydana geliş şartlarını ve ardındaki hikayelerini eserlerinde yeniden hatırlatmaya çalışırdı. Kırgız-Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla eserlerine de mümkün olduğunda bol yer alır. Cengiz Aytmatov’un en göze batan özeliği özüne bağlı, kendinden, halkından, coğrafyasından haberdar olma olarak kendini göstermektedir.

Uluslararası bir ünvana sahip olan Cengiz Aytmatov’un eserleri, tam olarak 150’den fazla dile tercüme edilmiştir. Bu ünü ona Kırgız Yazarlar Birliği Prezidyumu üyeliğine, 1962 yıllarında ise Kırgız sinematografi işçileri birliği birinci sekreterliğine getirildi. Bununla birlikte 1968 yılında “Sovyet Devlet Edebiyat Ödülü” kazandı. Son yıllarında ise Cengiz Aytmatov politikaya atılmıştı. Kırgızista’nın Talas bölge Milletvekilliği yaptı ve bunun yanı sıra Benelux Devletleri büyükelçiliği görevini de üstlendi. Daha sonraları ise Diyalog Arasya dergisinin yayın kurulu üyeliğini de üstlendi. Hayatı bu kadar hareketli ve renkli geçen Cengiz Aytmatov, doktorlar tarafından böbrek yetmezliği teşhisi konulmuştu. Uzun çabaları sonucunda yenik düşen Cengiz Aytmatov, 2008 yılında hayata gözlerini yumdu. Cengiz Aytmatov bir Rus televizyon kanalı için belgesel çekimlerine gitmişti. Gittiği Tataristanda böbrek yetmezliği rahatsızlığı geçirdi ve hastaneye kaldırıldı. Daha sonra Almanya’ya nakledildi ama kurtarılamadı. Kırgızlar Cengiz Aytmatov’u o kadar çok seviyordu ki; 2008 yılını Cengiz Aytmatov yılı olarak ilan etmişlerdi.

ESERLERİ

*Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı
*Darağacı – Dişi kurdun Rüyaları
*Gün Olur Asra Bedel
*Fuji-Yama
*Beyaz Gemi
*Selvi Boylum Al Yazmalım
*Elveda, Gülsarı
*Dağlar ve Steplerden Masallar
*İlk Öğretmenim
*Cemile
*Yüzyüze
*Zorlu Geçit
*Toprak Ana
*Cengiz Han’a Küsen Bulut
*Çocukluğum
*Kızıl Elma
*Hiroşimalar Olmasın
*İlk Turnalar
*GülSarı
*Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek
*Sultan Murat
*Dişi Kurdun Rüyaları




altın sözler, aşk sözleri, cengiz aytmatov sözleri, en güzel aşk sözleri, felsefi sözler, cengiz aytmatov hayatı, cengiz aytmatov kimdir, siyasetçi sözleri, cengiz aytmatov eserleri, şairler ve yazarlar

CAN YÜCEL SÖZLERİ VE ŞİİRLERİ...

29 Nisan 2019 Pazartesi / No Comments
altın sözler, aşk sözleri, can yücel sözleri, can yücel şiirleri, can yücel facebook sözleri, felsefi sözler, resimli mesajlar, resimli resimli sözler, can yücel tweet sözleri, şairler ve yazarlar, aşk şiirleri,

*


altın sözler, aşk sözleri, can yücel sözleri, can yücel şiirleri, can yücel facebook sözleri, felsefi sözler, resimli mesajlar, resimli resimli sözler, can yücel tweet sözleri, şairler ve yazarlar

*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*



ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

Agaçları Kesmeyin

Düs bir yas dalindan düserse 
Nereye düser hiç düsündünüz mü? 
Yerde bir iz kalmayacak mi izdüsüm? 
Düsen yas dalindan düsünce 
Gözlerinizdedir pinari 
Bir yas bir daldan düsünce 
Kökündedir yasi 
Bir yas düser bir daldan 
Hepimizin ölen arkadasi 
Ve çok eskilere dair bir düsünce

*

Ağıt

Dün gece seyrimde gördüm cerenim. 
Kizlar ne kadar çok seviyorlarmis ki seni 
Mosmor olmus gülyazisi bedenin 

Mosmor olmus gülyazisi bedenin 
Düsmüs sanki erguvanlar içinde 
En genç burcu yildizdan bir kalenin 

En genç burcu yildizdan bir kalenin 
Uçmus sanki uçsuz bir uçuruma 
Gökyüzünün çakir gözlerinden 

Gökyüzünün çakir gözlerinden 
Düsmüs bir damla, bir deniz feneri 
Isinlariyla sile bezlerinin 
Güdüyor çobansiz kalmis tekneleri

*

Al Bir Uzun Hava

Çekirgeydi Rasko'nun elindeki güvercin 
Rasko'da mengeneydi, bu beynimizde kalsin! 
Çekmisler istor diye muhribin dumanini 
Böyle ask, böyle baris, Allah belami versin! 

Bugün kitabim verdim tek pedal matbaaya 
Bu yol beni götürür saglam Selimiye'ye 
Agliyorsam gözyasim iki gözüme dursun 
Vermisim ben canimi al-uzun bir havaya

*

Anayasası İnsanın

Kan yasasi bu insanin: 
Üzümden sarap yapacaksin 
Çakmak tasindan ates 
Ve öpücüklerden insan! 
Can yasasi bu insanin: 
Savaslara yoksulluklara 
Ve binbir belaya karsin 
Ille de yasayacaksin! 
Us yasasi bu insanin: 
Suyu savka döndürüp 
Düsü gerçege çevirip 
Düsmani dost kilacaksin! 
Anayasasi bu insanin 
Emekleyen çocuktan 
Uzayda kosana dek 
Yürürlükte her zaman

*

Aşk Çocuğu

Pencerelerin kenarindan 
Sarkmis tül perdeleri 
Pembe Evin 
Uçup uçup yüz sürüyorlar 
Karsi tepedeki manastirin selvilerine 

Rüzgârla egilip dogruldukça 
Sardunyalar, biberiyeler, 
Hiç korkma 
Karada ölüm yok oglum sana bugün 

Leylekler daldi birden gögün acentasina 
Gidip-gelme almak üzere Güneye hicret 
Sen de gel diyorlar kanatlariyla, 
El salliyorum ben de yattigim yerden 
Leyleklere Leylim-Leylim 
Diye diye 

Günesle karisik bir esinti geçiyor sakagimdan 
Uzatiyorum elimi denizden yeni çikmis senin serinligine,
Gögsümün, karnimin, kasiklarimin, bacaklarimin 
Tüyleri kamasiyor sevinçten 

Uyaniyoruz sonra 
Dizine yatirip beni çingene benlerimi sikiyorsun 
Gümüslü zurnasi dikiliyor havaya çeribasinin 
Isiklar bir bahriye çiftetellisi çaliyor yüzümde 

Hay allah 
Yine tutuldum galiba 
Derken bir ask çocugu doguyor 
Çirpinan denizin karnindan 
Bu siir 

Aglarken gülüyor 
Ve agliyor gülerek 
Tuzlu damlalariyla günesin, 
Sözcükler yanip yanip sönerken 
Körpecik teninde 
Uzaylardan aparttigim yildiz bitleriyle.

*

Ateş İle Su

ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında; 
sevdalanmış onun deli dalgalarına. 
hırçın hırçın kayalara vuruşuna, 
yüreğindeki duruluğa... 
...demiş ki suya: 
gel sevdalım ol, 
hayatıma anlam veren mucizem ol... 

su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa, al demiş; 
yüreğim sana armağan... 
sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına. 

zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. 
ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı... 
baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de 
yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...

ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... 
aramış suyu diyarlar boyu, 
günler boyu, geceler boyu 
bir gün gelmiş, suya varmış yolu 
bakmış o duru gözlerine suyun, 
biraz kırgın, biraz hırçın. 
ve o an anlamış; 
aşkın bazen gitmek olduğunu, 
ama gitmenin yitirmek olmadığını. 

ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. 
işte o zamandan beridir ki: 
ateş sudan, su ateşten kaçar olmuş... 
ateşin yüreğini sadece su, 
suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş...

*

Barış İçin

Gözleri görmeyen Esber, 
Dünyayla barisik 
Gözleri açiklar 
Dünyaya kapali, 
Yagmurdereli`yle birlikte 
Savas için, Rusça niyet 
Yani hayir, 
Yagmurdereli`yle birlikte 
Baris için dögüselim, 
Dereler gibi akacak 
Güzelim yagmur 
Rahmet gelecek dünyaya 
Kör gözlerimizden akan 
Baris gelecek dünyaya 
Baris için dögüselim

*

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 
Kalbinin attığı kadar canlısın 
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... 
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü.. 
Ne renk olursa olsun kaşın gözün 
Karşındakinin gördüğüdür rengin.. 
Yaşadıklarını kar sayma: 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 

Ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün.. 
Gülebildiğin kadar mutlusun 
Üzülme! bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 

Sevdiğin kadar sevileceksin. 
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın 
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 

İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin...





altın sözler, aşk sözleri, can yücel sözleri, can yücel şiirleri, can yücel facebook sözleri, felsefi sözler, resimli mesajlar, resimli resimli sözler, can yücel tweet sözleri, şairler ve yazarlar, aşk şiirleri, 

LA EDRİ SÖZLERİ VE HAYATI

17 Aralık 2018 Pazartesi / No Comments
la edri kimdir, la edri mahlas, la edri sözleri, derviş-i virane, laedri mahlas ne demek, la edri efendi, laedri nedir, laedri anlamı, la edri ne demek arapçada,


 LA EDRİ SÖZLERİ

Huzur istiyorsan dürüst olmalısın. Çünkü yalanlar seni daima diken üstünde yaşamaya mahkum eder. / La Edri
*
İnsan insanı, ya tamamlayamadı, ya tam anlayamadı. / La Edri
*
İnsanlar sizi, sadece aynı yerden canları yandıklarında anlar. / La Edri
*
Gittiğin yer güzelse, yol insanı yormaz. / La Edri
*
Gönüle girmek nasip, orada kalmak marifettir. / La Edri
*
Düşenin dostu olmaz demişler düşte görürsün. Sen o zaman dostları, düşte görürsün. / La Edri
*
Bir şeyler yolunda gitmiyorsa, belki de yolu değiştirmenin zamanı gelmiştir. / La Edri
*
Ahmak oldur, dünya için gam yine; ne bilirsin kim kazana kim yiye? / La Edri
*
Olduğundan farklı görünmeyip, karşıdakini yanıltmamaya, 'doğal olmak' denir. / La Edri
*
Tutunduğu her dal kırılınca, sağlam olanı da kırar insan fark etmeden zamanla. / La Edri
*
Hayatımı çembere aldım. Kimileri içeride, kimileri dışarıda kaldı. İçeriden dışarı çıkmanın Anahtarı; ihanet, dışarıdan içeri girmenin Anahtarı da samimiyettir! / La Edri
*
Seni en kötü anlarında yalnız bırakan birinin, en güzel anlarını paylaşmasına izin verme. / La Edri
*
Zaten kül olmuş birini, ateşle korkutamazsınız. / La Edri
*
Kişiliğin renklisi makbuldür. Kişiye göre renk değiştireni değil! / La Edri
*
Hayatınızda merhametli insanlara yer verin, onlar üzseler bile istemeden üzerler ve gönül almasını her zaman bilirler. / La Edri
*
İnsan insanı, ya tamamlayamadı, ya tam anlayamadı. / La Edri
*
İçinizdeki çocuk yaşıyorsa, yaşlanmıyorsunuz demektir. / La Edri
*
Sevginin hakim olduğu ev, ufak da olsa, dar gelmez insana. / La Edri
*
Yaşın ilerledikçe çok arkadaşa sahip olmanın daha az önemli olduğunu, ve gerçek arkadaşlara sahip olmanın ne kadar önemli olduğunu anlayacaksın. / La Edri
*
Zaman kısa, ve hayat adil değil, bu yüzden sahip çıkın, çaldırmayın! Emeğinizi. Enerjinizi. Zamanınızı. Gülümsemenizi. / La Edri
*
Sana gülmeyi sevdiren insanlar,
değerlidir. / La Edri
*
Ne garip değil mi, insan; düşleyerek sever, düşünerek unutur. / La Edri
*
Gülümsediğim sürece, kimse içimdeki acıları göremez. / La Edri
*
Bazı insanlar kırmaktan korkar, çünkü kırılmak ne demek iyi bilirler. / La Edri
*
Belki de en büyük hatayı, hayır demeyerek yapıyoruz. Belki de en büyük hatayı, insanları önemseyerek yapıyoruz. / La Edri
*
En çok da, çocukluğu çalınmış hayatların hesabı sorulmalı. / La Edri
*
Gittiğin yol seni düşündürüyorsa, yanlış yoldasın demektir. / La Edri
*
Her hayal kırıklığı insana, bildiklerinin yeterli olmadığını, daha öğrenmesi gereken çok şey olduğunu işaret eder. / La Edri
*
Nerede ve hangi kimlikte doğacağımız elimizde değildir, ama 'insan' olmak her zaman elimizdedir. / La Edri
*
Hayat bugündür. Oysa ki düşündüğümüz hep yarın. Ömrümüz sürekli bir şeyleri yarına ertelemekle geçiyor. Hayallerimizi, umutlarımızı, sevgi sözlerimizi. Affetmeyi, inandıklarımızı gerçekleştirmeyi hep yarına erteliyoruz. Ama bir şeyi unutuyoruz. Neyi mi? Yaşanacak kaç yarınımız olduğunu bilmediğimizi, akıl etmeyi. / La Edri
*
Misafirin iyisi gelir geçer kuş gibi, kötüsüyse oturur daima baykuş gibi. / La Edri
*
İnsanoğlu hilebazdır, kimse bilmez fendini, her kime iyilik edersen, sakla ondan kendini. / La Edri
*
Eğer dilin sivri ise dikkat et, birgün kendi boğazını da kesebilirsin!. / La Edri
*
LÂ EDRÎ KİMDİR?

Kime ait olduğu bilinmeyen nazım parçalarının altına “yazanı belli değil” anlamında konulan ibare.

Toplum hâfızasında yer almış özlü sözler gibi (kelâmıkibar, atasözü, vecize vb.) bazı nazım parçaları da asırlar boyunca halk arasında yaşar. Özellikle töreye ve değer yargılarına uygun düşen bu tür mısra ve beyitler dilden dile dolaşırken atasözleri gibi yaygınlaşıp topluma mal olduğu vakit Arapça “(söyleyeni) bilmiyorum” anlamına gelen lâedrî diye nitelenir. Metinlerde lâedrî yerine sadece lâ yazılması yaygın olup bazan meçhul diye kaydedildiği de görülmektedir. Bununla anlam benzerliği taşıyan anonim kelimesinin halk edebiyatında söyleyeni bilinmeyen ve çok defa ortak olan ürünler için kullanılmasına karşılık lâedrî, şairi unutulmuş veya nakledenin hatırlayamadığı şiir parçaları hakkında kullanılmıştır. Bazan şairi bilinen mısraların küçük değişikliklerle lâedrî olarak kaydedildiği de olmuştur.

Bu tür mısra ve beyitler içinde atasözleri gibi akılda kalıcı nitelikte olanlar çoğunluktadır. Bunlar bazan bir atasözünü konu aldığı gibi (Söylemekten söz uzar artar emek / Söyleyenden dinleyen ârif gerek), bazan da kendileri atasözü değeri kazanabilir (Buna kim âlem-i imkân derler / Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz). Birtakım dinî esasların nazmen söylendiği beyitler de zaman içerisinde bu vasfı kazanabilir (Ey azîzim kıl şükür mâlın harîsi olma pek / Rızkına Allah kefildir etme aslâ anda şek) hak, adalet, dürüstlük vb. erdemlerin konu edildiği hikemî-didaktik beyitler, doğruluğu herkes tarafından kabul edilmiş davranış biçimleriyle kişi, toplum ve kurumları eleştiren fikirlerin yer aldığı çeşitli nazım parçaları da aynı niteliğe sahip olabilir. Nitekim bazı beyit ve mısralar, aslında bir manzumede yer aldıkları halde ihtiva ettikleri fikir yahut ifade güzelliği sebebiyle ön plana çıkarak bütünden ayrılmakta ve manzumenin diğer beyitlerinin, dolayısıyla şairin unutulmasına yol açmaktadır.

Toplumun takdirini kazanmış bir beyit yahut mısraın muhtevası kadar söyleniş biçimi de onun hâfızalara nakşedilmesine vesile olmuştur. İster tasavvufâne (Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir / Anınçün dervişin zikri “aman”dır yâ Resûlallah), ister şûhâne (Gülü târife ne hâcet ne çiçektir biliriz), isterse rindâne (Kanâat eylemektir çâre aza) olsun pek çok mısra ve beyit asırlar boyunca lâedrî imzasıyla anılmıştır. Ancak bu tür beyitler içinde insanların sık sık tekrarlayarak rahatlayabilecekleri, âdeta dertlerini paylaşabilecekleri, geçmişte kendilerine bir örnek görüp teselli bulabilecekleri felekten şikâyet edenler önemli bir yer tutar. Bu durumda kişileri ilgilendiren husus beyitlerin şairleri değil o şairlerin ifadelerindeki tecrübedir.

Söylendiği günden itibaren lâedrî olarak anılan beyit ve mısralar da vardır. Bazı siyasî endişeler, insanlar arasındaki ilişkiler, hiciv, müstehcenlik vb. sebepler bu tür şiirlerin sayısını arttırmıştır. Beyit ve mısralar yanında manzumelerde de ortaya çıkan bu belirsizlik aslında şairin kendini emniyete alma düşüncesiyle ilgilidir. Böylece şair başına gelebilecek musibetlerden emin olmak için bilinmezliği tercih eder ve yazdığı şiire bizzat kendisi lâ edrî imzasını koyar. Kanûnî Sultan Süleyman’ın Şehzade Mustafa’yı öldürtmesi dolayısıyla söylenen mahlassız mersiyelerle (Mehmed Çavuşoğlu, “Şehzâde Mustafa Mersiyeleri”, TED, XII [1982], s. 641-686), bu hadiseden dolayı Vezîriâzam Rüstem Paşa’ya kızan şairin, onun saraya damat seçildiği zaman cüzzamlı olmadığının anlaşılmasına elbisesinde bulunan bir bitin vesile olduğunu telmih yoluyla söylediği, “Olıcak bir kişinin bahtı kavî tâlii yâr / Kehlesi dahi mahallinde anın işe yarar” ve “Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede / Nerde kaldı gayriye himmet ede” gibi beyitler yahut müstehcen ifadeler ihtiva eden nazım parçaları bunlardandır.

Bu tabirin ilk defa kimin tarafından ve ne zaman kullanıldığı bilinmemekle birlikte yakın dönemlere ait bazı antoloji ve müntehabat mecmualarında “lâ edrî” yahut “lâ” şeklinin kullanıldığı görülür. Bu mecmuaların alfabetik veya kronolojik tasnife tâbi tutulanlarında normal sıralamanın ardından müellifi bilinmeyen beyitlere yer verilmiştir (meselâ bk. Bursalı Mehmed Tâhir, Müntehabât-ı Mesâri‘ ve Ebyât, İstanbul 1328; Recâizâde Ahmed Cevdet, Nevâdirü’l-âsâr fî mütâlaati’l-eş‘âr, İstanbul, ts.; Rıza Akdemir, Güldeste, Ankara 1990). Ancak bu tür beyitler için ayrı bir bölüm açan eserler de vardır (meselâ bk. Vasfi Mâhir Kocatürk, Divan Şiirinde Meşhur Beyitler, Ankara 1963, s. 81-93; İ. Hilmi Soykut, Türk Şiirinde Tasavvuf, Hikmet ve Felsefeyle Dolu Unutulmaz Mısralar, İstanbul 1966, s. 1019-1150; Ömer Erdem,


Bu yazı, la edri kimdir, la edri mahlas, laedri mahlas derviş-i virane, laedri mahlas ne demek, la edri efendi, Lâedrî, laedri nedir, laedri anlamı, la edri ne demek arapçada, la edri arapça yazılışı ile ilgilidir.

ŞİİRİN 'BEYAZ KARTAL'I BAHAETTİN KARAKOÇ

17 Ekim 2018 Çarşamba / No Comments
bahattin karakoç kimdir, bahaettin karakoç kimdir, bahattin karakoç'un hayatı, bahattin karakoçun eserleri, bahattin karakoçoun şiirleri, ıhlamurlar çiçek açtığı zaman şiiri

BAHAETTİN KARAKOÇ KİMDİR?

Bahaettin Karakoç 5 Mart 1930'da Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü kasabasında doğmuştur. Beş erkek, dört kız çocuğu vardır.

İlköğrenimini köyünde tamamlamıştır. Adana-Düziçi Köy Enstitüsü'nde okudu. Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nden mezun oldu. Kahramanmaraş'taki sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak çalıştı. Son görev yeri Kahramanmaraş Verem Savaş Dispanseri idi. Buradan 1982 yılında emekli oldu.

Çeşitli gazete ve dergilerde yazdı. Kahramanmaraş'ta 1986-1987 yıllarında Dolunay dergisini çıkardı. Her yıl düzenlenen Dolunay Şiir Şölenlerini başlattı. Çok sayıda ödül almaya hak kazandı. 1986'da Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın şairi seçildi. 1989 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Türkiye'yi temsilen “Strugua Uluslararası Şiir Akşamları Festivali”ne katıldı ve burada bir tebliğ sundu. 1991 yılında Diyanet Vakfı’nca düzenlenen “Münacaat Yarışması”nda “Beyaz Dilekçe” isimli şiiriyle birincilik kazandı. Bahattin Karakoç’un birçok şiiri değişik formlarda bestelenmiştir.

Şair Abdürrahim Karakoç'un kardeşidir.

Abdurrahim Karakoç'un Hayatı ve Şiirleri için lütfen tıklayın...

Kahramanmaraş'taki sağlık kuruluşlarında sağlık memuru olarak çalıştı. 1982 yılında emekli oldu.

Geleneksel şiiri benimsedi. Hareket, Hisar, Türk Edebiyatı ve Töre dergilerinde şiirleri yayımlandı.

Çeşitli gazete ve dergilerde yazdı. Kahramanmaraş'ta 1986-1987 yıllarında Dolunay dergisini çıkardı.
Her yıl düzenlenen Dolunay Şiir Şölenlerini başlattı. 1986 Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın şairi seçildi.
1989 yılında Kültür Bakanlığı tarafından ülkemizi temsilen "Strugua Uluslar Arası Şiir Akşamları Festivali"ne katıldı ve burada bir tebliğ sundu.
1991 yılında Diyanet Vakfı'nca düzenlenen "Münacaat Yarışması"nda "Beyaz Dilekçe" isimli şiiriyle birincilik kazandı.
Bahattin Karakoç'un birçok şiiri, değişik formlarda bestelenmiştir.

Bahaettin Karakoç 16 Ekim 2018 Salı günü vefat etti.

ESERLERİ

Mevsimler ve Ötesi , (1962)
Seyran, (1973)
Zaman Bir Beyaz Türküdür, (1974)
Sevgi Turnaları, (1975)
Ay Şafağı Çok Çiçek , (1983)
Kar Sesi , (1983)
İlkyazda, (1984)
Bir Çift Beyaz Kartal , (1986)
Menzil, (1991)
Uzaklara Türkü , (1991)
Güneşe Uçmak İstiyorum , (1993)
Beyaz Dilekçe, (1995)
Güneşten Öte , (1995)
Dolunay Şiir Güldestesi , (1996)
Leyl ü Nehar Aşk , (1997)
Aşk Mektupları , (1999)
Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman, Ay Işığında Serenatlar , (2001)
Sürgün Vezirin Aşk Neşideleri , (2004)
Ben Senin Yusuf'un Olmuşum , (2006)
-l-Barış Çağrısı Şiirleri-Dünya Barışına Çağrı Grubu-Meneviş Yayınları,(2009)

ŞİİRLERİ

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN

Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta hayta yürümeden
Geleceğim diyorum, geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Beklesen de olur, beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar-buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırır beni sana
Geleceğim diyorum, takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüd-ü ankaydın, elim tüylerine deydi
Sevda duvarını aştım, sendeki bu tılsım neydi?
Başka bir gezegende de olsan dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem, n`olur takvim sorma bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Eski dikişler sökülür de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde, kesin takvim sorma bana
-Ihlamur çiçek açtığı zaman.

Bak işte, notalar karıştı, ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır, yağmursa arsız
Ey benim alfabemdeki kadîm Elif
Ne güzellik, ne de tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum, biraz mühlet tanı bana
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerle geleceğim
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

*

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN II

Bilirsin ki burda değilim artık
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...
Gelir benim yüreğimde toplanır,
Dağların üstünden sıyrılan duman.
Bir yanım mosmordur, bir yanım beyaz,
Bir yanım karakış, bir yanım ilk yaz.
Can evime bakışların saplanır;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman;
Ne sen gurbetçisin, ne ben sılacı.
Senden gayrısına bakmam mümkün mü;
Gözlerimi esir alan dağlardan.
Kapımı üç defa çalan postacı
“Adresinde yok! ” Diye notlar düşer,
Eski adresimde bir hüzün eser;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Eski adresimse kurumuş bir gül,
Gizemli bir ıtır, domur domur kan,
Yaba yaba yelde savrulur gönül,
Firkatli turnalar geçer uzaktan.
Dalgınlığım debimetre tanımaz,
Başım çarpar bir gemi bordasına
Düşerim bir girdabın ortasına
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Birden bezeklenir sevda haritam,
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman...
Lâleler toplarım ben tutam tutam,
Bizim için çalar kıvrak bir keman.
Gök papatya, yer ise lâle bahçesi,
Aşka ışık dokur kuşların sesi.
Seninle hep aynı yerde oluruz;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Kumaşı eprimiş üç mevsim geçer,
İlkyazla uyanır derin uyuyan.
Tan sesine cıvıldaşır serçeler,
Sevdadır anlıma namlu dayayan.
Havuzuma ay ışığı dökülür.
Bilirsin ki burda değilim artık,
Ruhum yağmur yağmur göğe çekilir;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Gülde çiy damlası... Buzum sırçayım;
Güneşe çarpınca param parçayım.
Bir gün Emirgân’dayım, bir Kanlıca’da,
Üsküdar’da, Beykoz’da, Çamlıca’da.
Şehir bir hançerken kan burgacında.
Mekâna sığar mı bu deli yürek?
Bir sevda çeşmesi, bu deli yürek.
Baylanır, beklerken baygın düşerim;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

*

IHLAMURLAR ÇİÇEK AÇTIĞI ZAMAN III

Saçlarına pütür pütür yapışmış,
Gözlerinin rengi ile sıvanmış
Bir avuç kuru çiçek topladım.
Kırılıp dökülmesinler diye
Sevgiyle, özenle tek tek topladım.
Yürek fideledim zamana ve mekâna,
Hasat vakti geldi yürek topladım.
Belli ki bu yıl da vuslat gecikecek
Aşıdır, serumdur, besindir her umut,
Ey sevgili umudunu diri tut! ...
Bedenim hür değil, mühlet ver bana,
Er veya geç çıkıp geleceğim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

Mevsimi geçiyormuş, geçsin varsın,
Hep böyle dönüyor zaman tekeri.
Biri gider, biri gelir mevsimlerin,
Sonsuzluğu, diri aşklarla kucaklarsın.
Acılardan damıtırsın şekeri,
Sabrı da güzel olur çeyizi hazır kızların.
En ışıltılı çağında yıldızların
Kaç bıldır öteden göz kırpar bana,
Her umut bir yoldaş, her dert âşina.
Sorma ıhlamurlar ne zaman çiçek açar? ...
Beni güneşin ortasına atsalar da
Yanarım, pişerim, gelirim sana;
-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman! ...

*

AŞK

Andolsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,
Kar altında terleyerek uyanmaktır aşk.

Yanmış iki cesedin kına gibi külleri arasından
Fışkın sürerce dirilip yeniden yanmaktır aşk.

Cümle ağaç kapıları, cümle demir kapıları aşıp,
Bir gönül kapısına dayanmaktır aşk.

Sevgilinin otağını gökkusağına boyayıp gece-gündüz,
Hüznün safran sarısıyla boyanmaktır aşk.

Yaratmaktır ya da sevgilinin toprağından yaratılmak,
Her nefes alıp verişte yanmaktır aşk.

İsmaili bir gönülle teslim olmaktır bıçağa,
Birini kandırmak değil, bilerek kanmaktır aşk.

Diline arılar konar, koynunda karıncalar gezer,
Sevgilinin ölçeğiyle her zaman sınanmaktır aşk.

İsrafil'in Sûr'unu ruhunda duymaktır aşk,
Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktır aşk.

*

BEYAZ DİLEKÇEDEN

Rahman Ve Rahim Olan Adına Sığınarak,
Açtım İki Elimi, Kor Gibi İki Yaprak.

Bir Edep Ölçeğinde Umutlu Ve Utangaç,
İşte Dünya Önünde, Benim Ruhum Sana Aç.

Bu Seyriyen Ellerle, Senden Seni İsterim,
Senden Seni İsterken, Canımdan Çıkar Tenim.

Sana Âşık Ruhumdur, Merceği Yakan Işık
Gözlerim, Cemalini Görmeden De Kamaşık

Bir Mirasyediyim Ben, İflasın Eşiğinde,
Hep Sabırla Çürüyor, İhlas Bileşiğinde.

Kimin Kimlik Ararken, Hem Güler Hem Ağlarım
Yükseklerden Dökülen, Sular Gibi Çağlarım.

Çok Tuzlu Bir Denizim, Her Anım Med ve cezir,
Sana Âşık Olalı, Yüreğim Kutla Esrir.

Döşeğim Kara Toprak, Yorganım Kara Bulut,
Ben Seninle Doluyken, Vurgun Yapamaz Umut.

Her İnsan Günah İşler, Sen’den Saklanır Mı Sır?
Tövbe Dilekçesiyle Sırttan Kalkar Bu Nasır.

Kainatı Yarattın, Donattın, Rızk Verdin,
Kimine Sonsuz Körlük, Kimine Işık Verdin.

”Yanlış Adım Atmayın! ”, Diye İndi Her Kitap,
Sana Açılan Eli, Geri Çevirmezsin Rab.

Ulu Birsin, Sineden Peygamberler Gönderdin,
Gök Yüzüne Yıldızlar, Yere Çiçekler Serdin.

Senden Önce Bir Sen Yok, Kâinatta İlk Sen’sin!
Bu Kâinat Bir Meta, Hepsine Malik Sen’sin!

Rabb’im Seni Tanıyan, Bilir Doluyu – Boşu.
Kapına Geldi İşte, Yorgun Bir Aşk Sarhoşu.

Garibim, muzdaribim Ama Umutsuz Değil,
Seninle Dost Olanlar, Cihanda Mutsuz Değil,

Kulunun Kurbanıyım, Rabb’im Senin Mülkünde,
Garip Kulun, lütfeyle Gülümse Dilekçeme.

Senin İçin Verince, Verenin Feyzi Artar,
Gönülden Bir Sadaka, Dağca Bir Ömrü Tartar.

Kainatta Ne Varsa, Hepsinin Zikrinde Sen!
Hamd Ve Şükür Sanadır, Her Şey Sen’inle Esen!

Sen Ki Sana Geleni, Çevirmezsin Eli Boş,
Âşık Boşa Dememiş: Lütfûn da Kahrın da Hoş!

Bir Beyaz Dilekçedir, Sana Her Yalvarışım,
İmanımla Amelim, Hem Perdem, Hem Nakışım.

Çalı Bile, Kendine Sığınan Kuşu İtmez,
Sen Gafursun, Azizsin, Senin Keremin Bitmez!

Geldim İşte Kapına, Kul Senden Irak Olmaz
Sana Adanmamışsa, Yürekte Yürek Olmaz!

Her Müslüman Bir Kartal, Vurulur Da Pesetmez,
Oruçtan Tad Alanlar, Kemik Peşinde Gitmez.

Bezm-İ Elest'te Sana, Secde Eden Ruh İçin;
Verdiğin Söze Sadık, Doğru Giden Ruh İçin:

Hiç Kimseyi Vatansız, Milletini Devletsiz,
Gönülleri Sevdasız, Şehirleri Mabetsiz;

Bayrakları Rüzgârsız, Ocakları Ateşsiz
Bırakma Ulu Rabbim, Asi Kul Değiliz Biz.

Benden Önce Esirge, Muhammet Ümmetini,
Esen Gitsin Her Kervan, En Sona Ula Beni!

Kâinat Bir Mozaik, Her Şeye Sahip Allah!
Ey Gizli Ve Aşikâr, Her Derde Tabip Allah! ...

*

SEBEP

Dilime sen verdin gül ezgisini,
Bir gönül üzdümse sebebi sensin! ...
Seninle aşmışım dur çizgisini,
Töreyi bozdumsa sebebi sensin! ...

Ufuk ufuk uçtum daldım derine,
Sen öğrettin çoban kimdir, sürü ne?
Daha yaklaşmadan konak yerine,
Göçümü çözdümse sebebi sensin! ...

Bir renk cümbüşüyle sular ışıdı,
Düş bahçeme kuşlar bahar taşıdı,
Kurbanlık koç güldü, bıçak üşüdü,
Hep esrik gezdimse sebebi sensin! ...

Kimi deli diye güler arkamdan,
Kimi suçlu diye tutar yakamdan,
Eller değil,aklım korkar şakamdan,
Kendime kızdımsa sebebi sensin! ...

Düşmanımın yarasını sardımsa,
Muhabbeti sofra sofra serdimse,
Her güzele hemen gönül verdimse,
Petekler süzdümse sebebi sensin! ...

Dostun sitemleri deler bağrımı,
Sağır gökler yutar yanık çağrımı,
Uzun yıllar gizledimse ağrımı,
Ve şimdi yazdımsa sebebi sensin! ...

Beklerim özüme mihman olasın,
Her selâmın canevimi sulasın.
Bende sabır tükeniyor bilesin,
İçmeden sızdımsa sebebi sensin! ...

*

AŞK MEKTUBU III

Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
Hizmetim sanadır ey tacidarım
Canı bir emanet bilir taşırım
Bir ırmak delirir geceleri
Bir yıldız kayar ötelerden
Bir bulut geçer Ay’ın önüne
Birden üşürüm
Ve seni daha çok düşünürüm
----------Kokunu en sevdiğim güle veriyorsun! ...

Hangi şekle dönüşürsen dönüş
Hangi kılığa girersen gir
Bilirim ne kadar gerçeksin, ne kadar düş
Gönlüm bir şahindir takarım peşine
Bulur seni saklandığın yerde
Tutar elinden – eteğinden
Bana getirir
----------Sen kendini kolay ele veriyorsun! ...

Sarmal bir sevdayla yaşarken aynalar derbendinde
Bir Aslıhan oluyorsun, bir Leylâ
Beni de mahkûm ediyorsun değişim sürecine
Bir Kerem oluyorum, bir Mecnûn
Dağlara, çöllere vuruyor içimdeki vâveylâ
Firar ettiğimi bilmiyor bölüğüm
Kırık gönlümde kırk düğüm
----------Adımı dile veriyorsun! ...

İçimde ebedî bir sürgünlüğü yaşarım
Hangi gezegende insem rastlarım izine
Dişlerim beyaz kirazlar gibi hep birden sızlar
Ve gülümserim dişçinin elindeki demir kerpetene
Biraz daha fazla bakabilmek için yüzüne
Bir kaya yuvarlanır boşluğa
Kimse bir anlam veremez bendeki hoşluğa
----------Sense yakıp külümü yele veriyorsun! ...

Ben sevda bölüğünde kıdemli bir askerim
Terhis olsam gidecek bir yerim yok
Yüreğimden başka silah taşımam
Bütün adresleri iptal ettim
Benim senden özge gerçek yârim yok
Bir hakkuşu öter geceleri
Aşk, mektup yazmaya zorlar beni
----------Sense yeri – göğü sele veriyorsun! ...

*

KEPEZ

 Ansızın bir karasu iner
Deniz fenerinin gözlerine
Fener kör olur.
Ve ağır ağır uyanmaya başlar
Deniz dibinin devleri
Koç sürüsü dalgalar toslaşır gerine gerine
Ötede yıkkın bir balıkçı köyünün çiçeksiz evleri
Evler ki denizlerde olup bitenleri bilmez
Bense bu kaderi iyi bilirim
Benim adım Kepez…

Yıldızlar olmadı mı, dolunay olmadı mı
Gökyüzü de kördür.
Yüreğindeki kara bulutlar
Durmadan yıldırımlar kusar
Yorgun bir gemi oturur kayalara
Karışır birbirine dua ve küfür
Korkuysa şapkasını her zaman
Kapkara bir dala asar
Bir yosun tarlasında dinlenirken
Gördüm ölümü kaç kez
Selâm verip geçti gülümseyerek
Ben korkusuz Kepez…

Kaç sünger ve inci avcısının
Kanına girdi bu denizler
Kaç taze gelin ihtiyarladı
Bu ufuklara baka baka
Her sabah
Neşeli bir ıslık aydınlığına
Evden çıkıp gidenler
Ya döndüler ya da hiç dönmediler
Yaralı akşamlara
Yalnız kalmayınca aç kalmayınca
Oğlak, kuzu melemez
Ben ne dramlar yaşamışımdır bu kıyıda
Ben Kepez…

Mutlu insanlar da gördüm
Gelip kollarımın arasında sevişen
Ama uzun sürmedi
Şıngır mıngır kristal ömürleri
Ne çığlıklar işittim rüzgârlardan
Mevsim mevsim değişen
Hele de yitik ekmekler gibi ayrılık türküleri
Tedirgin martıların
Kanatları vururken gez
Ben dilsiz bir görgü tanığıyım
Benim adım Kepez…

Gün kısalır,
Bir gece de değişir renk renk haritam
Gün uzar,
Sızlayan süslü bir göğüstür Tarih-i Kadim
Sırdır, ayıptır
Gördüklerimin hepsini anlatamam
Gemiler gelip geçerken
Kaç dilden hüzünlü şarkılar dinledim
Gül yanaklı, lâle dudaklı
Ne güzeller gördüm gitti gelmez
Ben hep aynı yerde beklerim
Benim adım Kepez…

Bazen denize küser de
Gökteki yıldızlarla konuşurum
Bazen gidemediğim yerleri okşamak isterim
Bulamam ellerimi
Ay doğarken başlar
En uzun süren sarhoşluğum
Asırlar kemirse de
Koparamazlar zincirlerimi
Kimse kirli ayaklarıyla
Üzerimi tepeleyemez
Ben beş vakit
Sabrın gül suyuyla yıkanırım
Benim adım Kepez…

*

ALACAKARANLIĞINDA AŞK YOKUŞUNUN

Bulutlar dağlarda örgütleniyor
Yırtılan göklerin gazabından korkuyorum.
Zaman çentik çentik tükeniyor
Çaresizliğin azabından korkuyorum.

Yârin adıyla ıslatıyorum dudaklarımı
Yüreğimde renk renk çiçekler açıyor.
Bir yâr ki yüzünü saklar haramdan
Süzülür prizmamdan al, yeşil, mor.

Cuma günleri gibi en uzun yağmur saçlı
Hasret kokar, sıla kokar, sevgi kokar.
Kabımla kapçığımla ülfeti yoktur
Bakınca daima özüme bakar.

Bir çakır doğandır aşkın sıtması
Geyikler koşuşur damarlarımda.
Körelmiş tırnaklarını rüzgârla sivriltir dağlar
Biraz daha viranız her yitik baharda.

Bulutlar dağlarda örgütleniyor
Dağlardan, çığlardan, sellerden korkuyorum.
Ölü denizlere hicreti anlatmak zor
Aldığını vermeyen yıllardan korkuyorum.

En arkalarda kalmış topal bir bulut
Vadimizin üzerinden seke seke geçip gitti.
Çengelsiz bir türküyle seslendim arkasından
Filim oracıkta bitti…

*

DEĞMEZ Mİ?

Yokluğunu çalıyor içimdeki orkestra,
Kaslarım yanmış gibi durmadan büzülüyor.

Kimi görsem yollarda benim gibi umarsız
Kayıtsız kaldığım an yüreğim üzülüyor.

Kozasının içinde bunalan kelebeğim
Canânın dünyasında perçemler düzülüyor.

Ülkemin toprağına yâr kadem bastığında
Sular hep çıldırıyor,buzullar çözülüyor.

Mavi bir gülücüğün on çeşit yorumu var
Sanki hergün batımı kızıl nar eziliyor.

Yârin hayali bana bir pençe vurup geçti,
Hâlâ güneşe doğru kartalca süzülüyor.

Ayrılık acısını bir ah’la içe çektim,
Sandım ki haritası göklerde çiziliyor.

KARAKOÇ bir maraldan vurgun yemiş,değmez mi?
Nevbaharın gelişi son kıştan seziliyor.

*

BİR ÇİFT BEYAZ KARTAL

Hangi yayla yeşil, nerde keklik çok
Gel seninle orda olalım çocuk.
Kayalar, kayalar... Sırt sırta vermiş;
Kimi yeni mürit, kimisi ermiş.
Otlar dalgalansın biz yürüdükçe
Sular düze insin kar eridikçe,
Gün burnunda bana mavi mavi gül;
Ağız-burun lâle, kaş ve göz sümbül.
Doruklardan doruklara sekelim,
Bir elim göklerde, sende bir elim;
İkimizin yüreciği bir atsın,
Bizi gören bin katarak anlatsın,

Hangi yayla karlı, nerde çiçek çok
Gel seninle orda olalım çocuk.
Bulutlar, bulutlar iç-içe girmiş
Bulutlar ki göğe perdeler germiş;
Çiğdem devşirelim, çiçek biçelim
Susayınca hep ezgiler içelim
Batmasın eline bir gül dikeni
Sen hep beni kolla, bense hep seni
Çıkıp yükseklerden taş bırakalım,
Kopan sese, kalkan toza bakalım,
Tavşanlar ürkerken bu gürültüden
Kaçan tavşanlara ıslıklar çal sen.

Hangi yayla yüce, nerde kavga yok
Gel seninle orda olalım çocuk;
İster Maraş olsun, ister Erzincan,
Sonsuzluk düşüne set değil mekân,
Başın omzumda, omuzum gökte
Ölüm bir ak çiçek bu özgürlükte,
Yaşamaksa bir ışık cümbüşüdür,
Çağıl çağıl akan sevgi düşüdür.
Hani gökyüzünün toy vakti olur,
Kaynaşırlar yıldızlar bulgur bulgur;
En uzak nereyse ora gidelim,
Bulutları yara yara gidelim.

Hangi yayla serin, nerde bühtan yok,
Gel seninle orda uçalım çocuk.
Meşeler, ardıçlar, çamlar yan yana
Biz kanat çırpınca dursun divana.
Bir çift beyaz kartal, hey bu da nesi?
Diyerek şaşırsın çobanın hepsi;
İlk kez görüyoruz desin görenler,
Bütün oymaklarda dolaşsın haber.
Keşiş dağlarından görünsün İstanbul,
Bütün dağ gölleri ışırken pul pul.
Güzel dost, ey hüzne âşina yürek,
Gel gidelim keklik gibi sekerek.

*

İTİRAF DİLEKÇESİ

Şimdi yalan çıkmanın utancını terliyorum
Ortalık olabildiğince bir kör-duman.
Ben kendi dumanımda boğulurken
Beyaz ve siyah atlarını koşturmuş zaman;
Ihlamurlar çiçek açmış
Rüzgâr ıhlamurların türküsünü söylüyor
Çıkıp bir yelkende oturmam mümkün değil
Utancımın terleri kurumadan
Zamanın dışına sarkamıyorum.

Ihlamurlar çiçek açmış, bense hâlâ burdayım
Kavlimize göre böyle olmayacaktı,
Muhakkak sana gelecektim bir çiçek vakti
Yüreklerinde hasret, seslerinde hasret
Turnalar geçiyor memleket memleket
Bense çaresizlikten bir hurdayım
Akbabaların döndüğü son çukurdayım
Yaşanmamış bir gün, gün değil,
suçu takvimlere bırakamıyorum.

Sebep bir değil, beş değil
Ben birincisini söyleyeyim, ötesi kalsın
Kaderin hükmü bu, temyizi olmaz
Yaşanmış bir süreçtir sana rehin bıraktığım yaz,
Yakamaz, yakıştıramazsın, bugün dün değil,
vefasızlıkla ilgisi yok bunun efendim,
Tek başıma çare üretmekten tükendim
İş karışık, içinden çıkamıyorum.

’Gel' diyorsun sürgülüyken kapılar
Mayın tarlasına düşmüş gibiyim
Kasları, kanatları yanmış bir kuş gibiyim
Geç geldi ve uzaktan geçti bu bahar
Kaderin hükmü bu, nasıl geleyim
Ne başım ayıktır, ne kılavuzum var
Özüm dert evidir, düğün değil
Senin havuzuna akamıyorum.

İki tarla arasında takım belirleyen
Bir taş gibi oturup durdum bütün yıl
Gelen şiir yağmurlarını da kapıdan çevirdim ben
Bir gönül öne geçti, bir akıl
Gel gör ki her zaman kaderin dediği oldu
Bu işi bitirmem mümkün değil
Şair dilim lâl şimdi
Derdimi kolayca dökemiyorum.

Yüzüme tokat gibi yapışıyor bakışların
Gözlerimi kapatsam da karşımda duruyorsun
Ihlamurlar çiçek açmış salkım saçak
Sen beni hep kendi sözümle vuruyorsun
Ağlasam ıhlamurların dallarına kar yağacak
Uzatsan da pasaportumun süresini
Köprü su altında kaldı, bugün dün değil
Kaçağım, yüzüne bakamıyorum.

*

ACELEM VAR

Yarına hükmüm geçmez, heybemde azığım yok
Ecel pusuda bekler ve benim acelem var.
Karanlığın çiğ sesi kalkansız karşılanmaz
Çırpınır tutunacak dalı olmayan kuşlar
Benim de acelem var! ...

Yırtık bir paraşütle gökten atlamak olmaz
Toprak kucak açsa da düşmeden donar kanın.
Mum eriyip bitiyor, zaman deli bir rüzgâr
Son nefes ki takvimde hasatı ölü bir yaz
Ve benim acelem var! ...

Bir bineğim olsun ki rüzgârdan hızlı uçsun
Yeri göğe bağlasın som tevhid urganıyla.
Üstüme kar yağarken içimden tepsin bahar
Dost gönlümü ısıtsın yıldızlı yorganıyla
Benim ki acelem var! ...

Aynayı ayna yapan ışık ile gören göz
Tara kâküllerini çökmeden karanlıklar.
Kuş kafesten uçanda dövünmek neye yarar
Bir kez orman yanmasın neye yarar kül ve köz
Bundan ki acelem var! ...

Şeytanı karıştırma, hep sağlam pusat kuşan
“Biraz daha! ” diyenin avını uyku taşlar.
Yörük atlar aksamaz besmele göynüğünde
Son dergâhta yavaşlar
Ve benim acelem var! ...

Yarın için tapum yok, Hakk’tan gayri kapım yok!
Hamurum mayalandı ve benim acelem var! ...
Her şiirde ruhumu ateşlere veririm
Bir yandan balım akar, bir yandan torçum akar
Yüzü ak gitmek için bu günden acelem var! ...

*

ANLARIM ANLATAMAM

Eprimiş giysiler gibi hüzünlü, yorgun
Ve dopdolu bir hâlin var ki anlarım anlatamam! ...

Seslensem dökülecek gülleri gözlerinin
Bu bir deli bahar ki anlarım anlatamam! ...

Has kokunu bir rüzgâr yaralamış süt çağı
Bu öyle bir rüzgâr ki anlarım anlatamam! ...

Yüreğinin parkına ışık ekerken kuşlar
Bu sevdada ne var ki anlarım anlatamam! ...

Ey canımın toprağı, sevincimin kumaşı!
Bu çokluk o kadar ki anlarım anlatamam! ...

Gökleri kucaklarım senin esenliğine
Bu sevgi bir pınar ki anlarım anlatamam! ...

Yüreği yaka yaka derinden akmak nedir?
Gülüm, KARAKOÇ der ki anlarım anlatamam! ...

*

SANA YAZDIM

Mürşidimi soranlara, hep seni tarif ettim,
Her zaman dizlerinin dibiydi, benim mektebim;
Ben tuttum sabırla çile çile yazdım...

Çeksen bile koruyucu kanatlarını üstümden,
Senin öğrettiklerinle şimdi ben ayakatayım;
Anlarsın, bu şiiri sana yazdım...

Her gece yıldızları yakan elimsin diye,
Beynime, yüreğime tercüman dilimsin diye
Adını adımla bile bile yazdım...

Dil susunca uğuldar içimizde ki mağara,
Gönül Mansur gibi bin kez çekilip dara;
Anladım adını güle yazdım...

Şair oğlu şairim, redd-i miras hakkım yok,
Gider gittiği yere, yaydan fırlayan ok;
Bunu her menzile yazdım...

*

KARDEŞÇE

Aşk deyince duman çöker gözlere
Vuslat sana,hasret bana gülümser
Ruhum pervazlanır nebülözlere
Ay sulara,toprak cana gülümser

Her gece dolaşık düşler görürüm
Gölgemi gittiğim yere sürürüm
Her sabah duyduğum sese yürürüm
Dil ehline,göz civâna gülümser

Ha gayret de bıçkın gönül ha gayret
Yüksel gök katına,arz’ı seyran et
Sırt sırtadır dünya ile ahiret
Zemin berkse hep tavana gülümser

Ses atları alışınca eyere
Süvariler hazır demek sefere
Önde giden artta gelen nefere
Aras nehri Nahçivan’a gülümser

Ağrı göğe bakar,Kars’sa Iğdır’a,
Rüzgâr bulut toplar yağmur yağdıra
Dağlar da,kentler de hep sıra sıra
Erzurum’sa Erzincan’a gülümser

Yiğitler kadaya karşı duranda
Rüzgârlar uğuldar ulu Turan’da
Ay’ın şavkı yüreklere vuranda
Yüce dağlar âsümâna gülümser

*

EYLÜLE GAZEL-I

Tepeler gözüme şakul görünür
Ay bir civan, bulut kakûl görünür.

Hangi atın eyerinden doğrulsam
Her yaprak sarı bir bülbül görünür.

Tarifi zor gönlümdeki güzelsin,
Kaşları yay, saçları tül görünür.

Görende mi hüner, görünende mi?
Isırgana baksam sümbül görünür.

Ufku boylar her busenin alevi
Ve her ateş kızıl bir gül görünür.

Gönül, dostun kokusunu alınca
Değnekten at yahşi düldül görünür.

Aşkın darasını düşsem özümden
Kuru ömrüm bir avuç kül görünür.

Aşk merkezli KARAKOÇ'un gözüne
Bütün yorgun aylar eylül görünür…

*

EYLÜLE GAZEL-II

Şükür ki sevgiliyle beraberiz
Birlikte kotarır yer ve içeriz.

El-ele gezeriz sahil boyunca
Martı olur, turna olur uçarız.

Denizi dinleriz dolunay vakti
Uzak ufuklara yelken açarız.

Biz yıldız toplarken hava bozulur
Yağmur başlar, yuvamıza kaçarız.

Bir toprak kokusu siner yuvaya
Renk renk hülya kumaşları biçeriz.

Biz bize yaşarız maziyi, hâli
Anılarla geleceğe göçeriz.

Gülümser dünyaya güz çiçekleri
Gülümser, çevreye ışık saçarız.

Bahçelerden yansır eylülün yüzü
Fasl-ı hazan der de fasıl geçeriz.

En olgun, en tatlı meyve sorulsa
Meyveler içinde aşkı seçeriz.

KARAKOÇ, firkatten davacı olma
Sübut delili az, dilde nâ-çarız! ...

Kaynak:www.antoloji.com



bahattin karakoç kimdir, bahaettin karakoç kimdir, bahattin karakoç'un hayatı, bahattin karakoçun eserleri, bahattin karakoçun şiirleri, ıhlamurlar çiçek açtığı zaman şiiri, şairler ve yazarlar