Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "aşk"

AŞKIMIZ AL BAYRAK!

23 Ocak 2020 Perşembe / No Comments
aşk, ay yıldız, Bağdat şarkısı, bayrak, bayrak aşkı, dünyanın en büyük aşığı, resimli mesajlar, resimli sözler, türk milleti, uğrunda ölmek, vatan, vatan aşkı,
aşk, ay yıldız, Bağdat şarkısı, bayrak, bayrak aşkı, dünyanın en büyük aşığı, resimli mesajlar, resimli sözler, türk milleti, uğrunda ölmek, vatan, vatan aşkı, 
AŞKIMIZ AL BAYRAK!
aşk, ay yıldız, Bağdat şarkısı, bayrak, bayrak aşkı, dünyanın en büyük aşığı, resimli mesajlar, resimli sözler, türk milleti, uğrunda ölmek, vatan, vatan aşkı, bağdat şarkısı
Her insanın bir aşkı vardır . 
Vurulur, tutulur, canından aziz bilir.
Biz doğuştan Ay Yıldızlı Al Bayrağa aşık olmuş bir milletiz.
*
Biz, dünyanın en büyük aşığı olabiliz . 
Biz uğrunda yüz kere bin kere ölebiliriz . 
Biz Ali'yiz , Fatma'yız , Fatih'iz , Ayşe'yiz 
Biz bu Bayrağı , haine , alçağa , soysuza çiğnetmeyiz...

şk, ay yıldız, Bağdat şarkısı, bayrak, bayrak aşkı, dünyanın en büyük aşığı, resimli mesajlar, resimli sözler, türk milleti, uğrunda ölmek, vatan, vatan aşkı, 

BÜLBÜLÜN GÜLE AŞKI

22 Şubat 2018 Perşembe / No Comments
aşk, aşk hikayesi, bülbül, diken, dillere destan, gül, gül kokusu, gül kolanyası, gül kurusu, gül lokumu, renkli güller, resimli sözler, bülbülün güle aşkı, gül ile bülbül hikayesi, tomurcuk gül, yas tutmak,

GÜL KURURSA, BÜLBÜLÜN YASI BAŞLAR

Gül kurursa, Bülbüllerin yası başlar.
Bülbül güle aşkını ilan etmiş.
Hayatı güle aşkını anlatmakla geçmiş.
Bıkmadan, usanmadan asırlarca anlatmış, durmuş.
Gül de karşılık vermiş bu aşka.
Gökkuşağının renklerine bürünmüş, boy vermiş.
Güzel kokular yaymış etrafına.
Dikenleri ile kendini korumuş asırlarca.
Bülbülün güle olan aşkı dillere destandır.
Gül'ün de bülbüle.
Ne zaman hazan mevsimi gelmiş.
Gül solmuş, kurumuş, boynu bükülmüş.
Bülbül de yas tutmuş aylarca.
Gül yeniden açana kadar...
İşte bu bir aşk hikayesi, sonsuza kadar sürecek olan...

*

Gül ile Bülbülün hikayesi

Yüreği doğa sevgisiyle dolu olan bülbül her gün semaya kanat çırpar, ufkun sonsuzluğuna doğru uzanan manzarayı seyrederdi. Gördüklerinden, işittiklerinden, kokladıklarından aldığı ilhamla şarkılar besteler, yüksekçe bir yere konarak içindeki doğa sevgisini şakırdı.

Yine bir gün havada süzülürken gül bahçesine konup bir birinden güzel gülleri seyretmek istedi. Değişik renk ve ebattaki güllerin arasında kırmızı renkli bir gül takıldı. Gözleri kırmızı gülü görür görmez kilitlendi. Ne başka tarafa bakabiliyor ne de uçup gidebiliyordu.

Bülbül kırmızı güle tutulmuştu. Bir türlü anlayamıyordu o gülün diğerlerinden farkını yada neden hayran olduğunu. Ama o güle tutulmuştu bir kere.

Aslında bülbül sevmek istemezdi gülleri. Solardı çünkü güller, terk ederdi bir süre sonra. Ha! Bir de dikenleri vardı güllerin. Batırırlardı dikenlerini sevenlerine hiç acımadan.

Bu nedenle kapılıp gitmemeliydi o güle, hemen ayrılmalıydı oradan. Bakışlarını kaçırmıştı gülden ama kalbine hükmedemiyordu. İçinde bulunduğu duruma anlam veremiyordu. Onca gülün arasından neden o gülü seçmişti ? Mutlaka bir sebebi olmalıydı. Aşk bu muydu? Gün boyunca gülü düşünmekten kendini alamadı.

Hasreti gece uyutmamıştı bülbülü. Bir daha gülü görememe korkusu büyüdü içinde. Sevmemesi gerektiğini biliyordu o gülü ama yine de görmeliydi, hiç olmazsa bir kez daha. Ertesi gün çiğ taneleri yapraklardan düşmemişken o bahçenin kenarında uzaktan uzağa seyretti gülünü doyasıya. Evet, onun gülüydü o artık. Bir başkasının olmasına tahammülü yoktu.

Artık her gün o bahçeye gidiyor, geceleri ise gülünü hayal ediyordu. Elbette bir gün sevdiğini söyleyecekti gülüne,  gülü  de onu sevecekti. Birlikte mutlu olacaklardı. Her gece ant içiyordu gülü zarar verebilecek her şeyden koruyacağına. Küçücük vücudunu siper edecekti gülüne.

Bülbül artık kendini güle adamıştı, gülün susuz kalmaması için yağmur bulutu getiren rüzgarlara, gıdasız kalmaması için toprağa şarkılar söylüyordu her gün. Rüzgarla toprak yardım ettiler güle ellerinden geldiğince. Onlar da hayrandı çünkü bülbülün  sesine. Bülbülün elinden gelen buydu; güle yardım edebilecek herkese şarkılar söylüyordu gülü için.

Zaman geçtikçe bülbül güle daha fazla bağlanıyor gülünden bir an olsun ayrı kalamıyordu. Hasret acısı, bülbülün küçük yüreğini kavurmaya başlamıştı. Artık uzaktan sevmek bülbülün yüreğini serinletmeye yetmiyordu. Sarılmalıydı gülüne, en  güzel şarkılarını şakımalıydı ona.

 İçindeki kuşkularda büyümeye başlamıştı bülbülün. Acaba sevgisine karşılık bulabilecek miydi ? Ortada bir gerçek vardı: Bülbül güle aşık olsa da bülbülün aşkından gülün haberi yoktu…

Cesaretini toplayan bülbül gülün yanı başına kondu, dikenlere aldırmadan. Artık konuşmalıydı gülüyle, içindeki yangın kendisini kül etmeden yüreğinin sesini güle fısıldamalıydı.

Olanca gücüyle nefes alarak sözlerine başladı o güzel sesiyle. Şakıyarak aşkını  itiraf etti en güzel sözlerle. Sesi o kadar güzeldi ki, güllerin en güzeli kayıtsız kalamadı bülbülün aşkına. Bülbülün yanık sesi gülün de onu ölesiye sevmesini sağladı. Artık her gün buluşuyorlardı. Bülbül, zamanının tümünü gülüyle geçirmeye başlamıştı.

 Sonunda hayalleri gerçek olmuştu bülbülün.

Ama bu duruma üzülenler de vardı, öfkelenenler de. Bülbül zamanını gül ve dostlarıyla geçirdiği için bülbülün güzel sesine hasret kalanlar üzülüyor, hatta kızıyorlardı bülbüle ihmal edildikleri için.

Gül bahçesinin gülleri “kırmızı gül”ü kıskanmaya başlamıştı. Çünkü kendilerine her gün serenat yapan güzel sesli bülbüller yoktu. Aşk şarkıları yalnızca kırmızı gül için söyleniyordu.

 Sonunda bütün dünya bu aşka karşı ittifak etti. Gül ile bülbül hizaya gelmeliydi. Yağmur bulutu taşıyan rüzgarı uyardılar, gülü baba şefkatiyle besleyen toprağı da. Artık herkes gül ile bülbüle sırtını dönecekti.

Bülbül ise olanlardan habersizdi. Gözü gülünden başkasını görmediğinden dost bildiklerinin kendisinden yüz çevirdiğini fark edemiyordu. O kadar kördü ki ne gülünün ihtiyaçları olduğunu ne de güllerin ömrünün kısa olduğunu göremiyordu.

Susuz ve besinsiz kalan gül günler geçtikçe gül solmaya başladı. Fakat bülbül buna bir türlü anlam veremiyordu. Gülü gözlerinin önünde solmasına rağmen bülbülün elinden bir şey gelmiyordu. Unutmuştu güllerin solduğunu. Bu acıya hazırlamamıştı kendisini. Gülleri sevmemesinin nedenini unutmuştu. Aşkın gücü bunu unutmasını sağlamıştı.

Kısa süre sonra gül solup gitti . Güle aşkı ona sevgiliyi sadece güzelliğiyle değil dikenleriyle de sevmesi gerektiğini öğretmişti. Gözü yaşlı bülbül dikene rağmen sevip kucakladı gülünü. Doyasıya sarıldı gülüne son bir kez, bırakmamacasına sıkı sıkı.

Bülbül gülünü görene kadar dikenleri olduğu için gülleri sevmemiş, sevememişti. Ama şimdi ıstırap içindeki bülbül hiçbir şeyi düşünmeyerek sarılıyordu gülüne. Onu bir daha bırakmamacasına, tek vücut olurcasına. Gülün dikenleri bülbülün minik yüreğine saplanıyor, aşk sarhoşu olan bülbül acıya ve kanının boşalmasına aldırış etmeden daha sıkı sarılıyordu.

Küçücük vücudundan sızan kanların ne önemi vardı ki artık sevdiği yanında yokken. Ölüm korkutmuyordu onu. Canı vücudundan neredeyse tamamen çekilmişti artık. Son bir hamleyle gülünün toprağa serilmiş cansız vücudunun yanına  uzandı, yavaş yavaş kapandı gözleri.

Son nefesini veren bülbül en ufak bir pişmanlık dahi duymuyordu. Gül ile bülbül yerde yatan iki cansız küçük bedenden ibaretti artık. Ama aşkları dilden dile dolaştı, gülün güzelliği, bülbülün sesi efsaneleşti.





aşk, aşk hikayesi, bülbül, diken, dillere destan, gül, gül kokusu, gül kurusu, gül lokumu, renkli güller, resimli sözler, bülbülün güle aşkı, gül ile bülbül hikayesi, tomurcuk gül, yas tutmak, 

KADER GAYRETE AŞIKTIR

3 Kasım 2017 Cuma / No Comments
aşk, her gecenin bir sabahı vardır, kader, kader gayrete aşıktır, kader gayrete aşıktır, ibni arabi sözleri, ibni arabide kaza ve kader, kaza ve kader nedir, kaza ne demektir, kader ne demekti, islamda kaza ve kader, altın sözler

KADER GAYRETE AŞIKTIR

Gayret bizden takdir Allah'tandır.
Her gecenin bir sabahı vardır.
Sabahı beklemek ve uyanık olmak kulun görevidir.
Sabah beklemeyen ve uyanık olanın ödülüdür.
Kara bulutlar üzerimizi kaplasa da, ışığa ulaşmak için yollar aranmalıdır.
Şair ne demiş;
Yol O'nun, varlık O'nun gerisi hep angarya.
Evet her şeyin sahibi olan Allah'a güvenmek, dayanmak ve gayret etmek gerekir.

*

Muhyiddin İbn-i Arabi’ye Göre Kaza ve Kader

Allah’ın, yaratılanlar ile ilgili hükmü kazadır. Hükm-ü bilgisidir. Bilgi de sadece yaratıcıya aittir. Kısaca Yaratım bilgisi, Allah katında sabitlenmiş bir bilgidir ve yaratım ile ilgili tüm bilgiler kazadır. Maddenin ve tüm nesnelerin kazasıdır.

Her yaratılanın kendi nefsinde sabit bilgisi, onun cevheridir.

Bir olayın kazası zaman içermez. Sebep ile yaratılmış bir sabitliğe sahiptir. Zamanı ise kader belirler.
Örneğin, deprem kuşağı olan bir merkezde depremin olması bir kazadır. Yani kesin ve sabittir. Jeolojik ve yerleşim olarak depremin oluşması kaçınılmaz bir fiziki olaydır. Bu o yörenin kazasıdır. Yani sabitlenmiş bir hakikattir. Ancak ne zaman deprem olacağı ise o bölgenin kaderidir. Şimdi insanlar o bölgede yaşıyorken, zaten deprem olacak kaygısı ile kaçmaları ne kazayı değiştirir ne de kaderi. Bir zaman deprem olabilir düşüncesi ile yaşamaları ise, yine kaderi değiştirmeyecektir. Zamanı ancak hüküm belirler. Hüküm yetkisi de ancak Hakk’a ve ilahi isimlerine aittir. Her şey kanunlar çerçevesinde düzen içinde olduğu için de, sabit kaza halinin, ne vakit kader haline dönüşeceğini ancak zaman enerjisi belirleyecektir.

İbn-i Arabi, “Kaza, her zerrenin, her yaratımın Allah katındaki Hakikatidir ki bunu Hakk varlığı bile kısıtlı bilmektedir” der.

Hakk’ın hükmü, bu gizli Hakikate sadık kalarak yaratımlar gerçekleştirir. Zaman enerjisi de işin içine dahil olduğundan, kaza önceden sabitlenmiş sebeptir, zaman enerjisinin ve Hakk hükmü gereğince yaratımın sonucunda, kaderi ile sonuç bulacaktır.

Ezelden ebede kadar olan tüm yaratımda, her oluşum, kendi ayan-ı sabitesinden meydana çıkmış ve yansımıştır. Ayan-ı sabite çoğul manasına gelir ve Hakk ile insan arasında kalır. Ayn-ı sabiteler ise, tamamen Allah katında bir sırdır. Arif kendi hakikatine ulaştığında ancak ayan-ı sabitedeki hakikatine ulaşmaktadır. Allah Katındaki ayn-ı sabitesi hakikatine ulaşması, arifin çok üstün bir mertebeye eriştiği ile ilgilidir.

İşte burada hemen dileklerin gerçekleşmesi konusuna İbn-i Arabi nasıl bir görüş bildirmiştir.

“Dilenen arzu ve isteklerin hemen gerçekleşmesi ya da gecikmesi, kaderden ileri gelmektedir. Eğer zaman enerjisi ile mekan çakışmış ise, kaderi gerçekleşmiştir ve bir insan bir şeyi dilediğinde hemen gerçekleşir. Fakat sabitesinde kazası oluşmuş ancak henüz zamanı gelmediği için kaderi oluşmamış ise, insan bir şey dileğinde hemen gerçekleşmez. Zamanı gelene kadar bekletilir.”

İbn-i Arabi, zamanı geldiğinde her ne şekilde olursa olsun kader gerçekleşir, insan o an fizik planda ya da ahirette bile olsa muhakkak gerçekleşecektir demektedir.

Bir de hiçbir talepte bulunmadan insanlara bahşedilen birtakım şeyler olmaktadır. Bunu İbn-i Arabi şu şekilde açıklar:

“Talep insan tarafından sözlü de edilebilir, onun özel hayat planında belirlenmiş bir talep de olabilir. Sözlü talebi de gerçekleşebilir, hiçbir şey dilemediği halde de hayat planında belirlenmiş bir talebin gerçekleşmesi de olabilir.”

Kuvveden fiile çıkarken, tüm yaratım bir sebep ile oluşur. Bu mümkün olandır. Mümkün olma, tamamen insanın doğmadan önce belirlediği hayat planıdır. Ve bu hayat planının koordinesini sağlayan Rab planıdır. Her insan kendi Rab planının görüp gözeticiliği altındadır. Ve tüm yaşamı, mümkün olma durumu içinde oluşur.
Herkes kendi kaderini kendisi tayin etmektedir. Ne yaşıyor ise, bizzat kendi Rab planında oluşturduğu eserin içine dahil olmuştur. Kendi çizdiği ve renklendirdiği tabloda, yine başrolde kendisi oynamaktadır. Tablonun içinde olmak, dışarıyı bilememek insanın kapalı şuurda olmasındandır. Açık şuurda olsaydı, tablonun hem içinde memnun, hem dışında bilen konumunda olacaktı. Ve ne cezalandıran, ne de mükafat veren bir yaratıcının değil, bizatihi kendi kendine yürütülen bir ilahi sistemin varlığına şahit olacaktı.

Çünkü her şey bir düzen içerisinde kanunlar çerçevesinde yürümektedir. Bu kanunlar ve düzene Hakk dahi kendi de uymaktadır, ilahi isimleri de uymaktadır. Bu Hakk’ın istidadıdır. İstidad, belirleyici güç ve kuvvedir. Bu kuvvenin açığa çıkması ve şekil alması, alemin her an bir yaratımda olduğudur. Her an ayrı bir yaratımda ve ayrı bir şekil alma üzerine olduğudur. Her yaratım da bir sebep ile ortaya çıkar, sonuçlar da alemde olaylar tarzında meydana gelir.



aşk, kader, kader gayrete aşıktır, kader gayrete aşıktır, ibni arabi sözleri, ibni arabide kaza ve kader, kaza ve kader nedir, kaza ne demektir, kader ne demektir, islamda kaza ve kader, altın sözler


AŞK NEDİR?

3 Haziran 2017 Cumartesi / No Comments
aşk, aşk şiirleri, aşk sözleri, aşk ve mavi, aşk nedir, en güzel aşk sözleri, ilahi aşk, altın sözler


Aşkı genelde insanlar, bir insanın karşı cinse duyduğu güçlü bağlılık duygusal yakınlaşma, kendine ona karşı bağlı hissetme, karşı cinse karşı duyulan sevgi gibi anlamda kullanmaktadır. Halbuki aşkın anlamı ve tanımı böylemidir acaba. Evet aşk nedir?

Bilimsel anlamda aşk şu şekilde tanımlanmaktadır;
Aşkın ve sevginin hormonlarla da ilgili olduğu kanıtlanmıştır. Örneğin, annenin çocuğuna duyduğu karşılıksız, sonsuz sevginin kaynağı doğum sonrası salgılanan hormonlardır. Bu hormonlar yalnız kadınlarda(ve memeli hayvanların dişilerinde) bulunur ve yalnız doğum sonrası salgılanmaya başlar. Ancak aşk olarak tanımlanan ve karşı cinse duyulan tutkulu sevgide farklı hormonlar görev yapar. “Aşk hormonu” olarak tanımlanabilen tek bir hormon henüz bulunamasa da yapılan çalışmalarda bir deneğe aşık olduğu kişi gösterilince kanında mutluluk hormonu, cinsel istek hormonu, stres hormonu ve adrenalinin arttığı tesbit edilmiştir. Aşk olgusunda birden çok hormonun rol oynadığı ve bu hormonların görsel, işitsel veya psikolojik etkilerle salgılandığı öne sürülmüştür.

Bazı deneysel çalışmalarda PET (Position Emission Tomography) ve MRI (Magnetic Resistant Imaging) yardımıyla beyindeki aktif bölgeler gösterilerek Aşkın beyindeki merkezi gösterilmeye çalışılmıştır. bulunan bazı verilerin olmasına karşılık hala tam olarak bir fikir bütünlüğüne varılamamıştır.

Aşkın türleri ve özellikleri hakkında ise şu bilgiler bulunmaktadır;
Bu sözcük tüm dillerde ortak olmak üzere bir erkeğin bir kadını, bir kadının bir erkeği tutkuyla sevmesine gönderme yapmaktadır. Ancak, gene başka dillerde olduğu gibi, Türkçe`de de sevgi sözcüğü bilimi, tanrıyı, şiiri vb. tutkuyla sevmeye de gönderme yapabilmektedir. Bu bağlamda bilim aşkı, tanrı aşkı, şiir aşkı denebilmektedir. Sözcüğün bu tür kullanımları onun zaman içinde anlam genişlemesine uğramış olduğu konusunda bir belirti olarak değerlendirilebilir.

Bu sözcük ileride belki de taşımakta zorluk çekeceği ölçüde çok anlamla yüklü olacaktır. Belki de şimdiden böylesine anlam yüklü bir duruma gelmiştir. Kavramın uzlaşılabilir bir tanımının bir türlü yapılamaması, belki böyle bir duruma ulaşmış olduğu konusunda bir kanıttır.

Ancak insanlık ölçüsünde eski olan bu tür sözcüklerin anlamca genişlemeleri kaçınılmazdır. Sigmund Freud da sevgi sözcüğü için benzer bir sav ileri sürmektedir. O, sevginin cinsellikten şefkate dek uzanan pek çok sözcüğün işini tek başına gördüğünü söylemektedir. Bunlar arasında doğallıkla sevi sözcüğü de bulunmaktadır. Sevgi sözcüğünün tanımlanmasındaki güçlükler de buradan kaynaklanmaktadır.




AŞK YENİDEN

15 Nisan 2017 Cumartesi / 1 Comment
aşk sözleri, aşk yeniden, aşkı memnu

Yolu aşk olanı engelleri yok olur. 
*
Musa önünde ordu gibi bir deniz , 
arkasında deniz gibi bir ordu. 
Yolu aşk olunca deniz yol oldu. acer 



aşk, aşk nedir, aşk yeniden, deniz, hz. musa, ilahi aşk, leyla ile mecnun, musa, ordu, resimli mesajlar, yol, 

SEVGİNİN ETKİSİ

22 Mart 2017 Çarşamba / No Comments
aşk, en güzel sevgi sözleri, sevginin hayatımıza etkisi, sevginin dünyamızıa etkisi, sevginin etkisi, ben enerjiyim kitabı, insan, resimli mesajlar, resimli sevgi sözleri, sevgi nedir,

Sevgi, 
kusura gören gözü kapatır,
güzellik gören gözü açar.
Seveceksen, önce sev.
Ne kusursuz insan ara,
ne de insanda kusur...
*
SEVGİNİN ETKİSİ

Sevgiyi incelediğimizde, onun bitmez tükenmez bir kaynak olduğunu keşfederiz. Bu kaynak sayesinde fiziksel, ruhsal ve tanrısal dünyaların değişik ortamlarıyla haberleşebiliriz. Daha önce de gördüğümüz gibi, tüm enerji titreşimleri kendilerini değişik frekanslarda gösterirler. Demek oluyor ki, sevginin gücü, iç dünyamızın kuvvetlerinden  çok daha etkili (yüksek ve hızlı) titreşimler sergilerler. Bu gerçeğin farkına vararak, onların günlük yaşamımızda kendilerini ortaya koymalarını keşfedebiliriz.

Sevgi, özgürlük kaynağı 

          Sevginizin ateşini körükleyin, sizi boğan ve sizin hareketinizi kısıtlayan bütün bağları yakıp yok edin. Sevginizin parıldayan ışığı utanma, acı ve korkuların barındığı karanlık bölgeleri de yok edececektir. Işığın belirmesini sağladığınız anda, tüm bu saydıklarımızın kaybolduğunu göreceksiniz!.

         Sevgi, korkunun karşıtıdır. Kişi kendini üzgün, bunalımda veya yalnız hissediyorsa,  bu onun sevgi eksikliği yaşaması yüzündendir. Eğer sevgisinin ateşini biraz olsun canlandırabilirse, küllerden tekrar doğduğunu ve yeniden parıldadığını görürsünüz.

 Düşmanlığa karşı sevgi 

      Kişi kendini sevmeyi ve içindeki yaşam ateşini körüklemeyi öğrendiği zaman, bu ışığı başkalarına da yayabilir. Düşmana karşı beslenen sevgi, tümüyle özgür hareket eden ileri seviyedeki ruhlardan ödünç alınmış bir yöntemdir.

          Bildiğiniz gibi, sevginin gücü sınırsızdır ve her tarafta bulunur. Üstad Peter Deunov, bu konuyu şöyle dile getirmiştir. 

      “Sevgi yolu, tehlikesizce yürüyebileceğimiz tek yoldur. Aşk kuvvetlidir, yolu üzerinde karşılaştığı tüm engelleri yokeder. Sevgiyi, dünyadaki tüm kötülüklere karşı bir zırh gibi giy. Bu zırh, hiçbir silahın delemeyeceği tek kalkandır.” 

Sevgi eksikliği 

        Sevgi eksikliği, kendini, içimizde hissettiğimiz büyük bir boşlukta gösterir. Sevgisiz kişi kayıtsız olur. Doğdukları andan itibaren, herhangi bir insanla iletişim kurmamış, en ufak bir sevgi almamış çocukları düşünün. Onları yaşamdan, ışıktan yoksun, boş gözlerle bakarken görürsünüz. Yine yaşam içinde, çökmüş, hasta dolaşan bu yetişkinler, yaşam kaynağı olan sevgiden kopukturlar. Kişinin mutluluğu, sevginin gizemli ateşine sahip olduğunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bu ateş, güzel veya çirkin, herşeye bir anlam verir. Ruh, bu bağlantıyı kurduğunda, ışık yaymaya başlar. Konuya yine Peter Deunov ile devam edelim. 

         “Cennet sevgidir. Sevgi müziktir. Tanrısal sevgiye daldığınızda ve titreşimlerini hissettiğinizde, hayatın senfonisini anlayacaksınız.

          Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırınca, peşinden meydana gelen büyük değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi alırsanız, yine aynı sonucu elde edersiniz.”

        Sevgi eksikliği, kişiyi, korku, üzüntü, hastalık, nefret gibi olumsuzlukla yüklü güçlere karşı korumasız bırakır. Kalbinizi sevgiye açın ve aynı anda, ışıktan kaçan bu istilacıları derin karanlıklara doğru kovalayın. 

            Yeni yaşam           

        Şu anda içinde bulunduğumuz çağ, güneşin doğuşundan önceki döneme benzer. Karanlık dağılır, kuşlar ötmeye başlar, tan kızıllığı dağın zirvesini okşar. Kendimizi yücelme anında buluruz: güneş doğar, aşk kendini gösterir.



         “… eski yaşamda, aşk neşeyle başlar ve acıyla biterdi. Yeni yaşamda, aşk neşeyle başlar ve öyle kalır.  Sevgi ve Neşe, Barış’ı doğurur. 

        Sevgi tüm insanları birleştirecek yepyeni bir kültür oluşturacaktır. Sevgi, tüm varlıkları büyük bir uyum içinde birleştirir. Sevgi yaşama mükemmel bir birlik getirir. Tüm insanların düşüncelerini ve kalplerini birleştirir ve adına sevgi dediğimiz olguyu bütün kozmoza işler.

        Hepimiz içimizde her gün bizi biraz daha canlandıran bu alevi hissediriz. Üstad Peter Deunov bize yaşamaya başladığımız bu yeni dünya hakkında şunları söylüyor: 

         “Dünyayı yeniden oluşturacak ve düzenleyecek olanlar, aydınlanmış ve bilinçli varlıklardır.

      Bilgi ve aşk’ın yasalarına göre, dünyamızda zengin ve yoksulların yardımlaşacağı, bilgi ve cahillerin eşit olacağı, genel, yeni bir kardeşlik doğacaktır: Bu yepyeni bir kültür olacak ve sevgi şimdi bizi bu kültüre katılmaya çağırıyor. Onu dinlemeye, onun için çalışmaya hazır mısınız?

        Çağımızın büyük acıları ve düzen bozuklukları, tıpkı büyük bir kültürün doğum sancıları gibidir. Bu patırtının ve kargaşanın ortasında kişide evrensel sevgi fikri doğacaktır. Güçlük kaynaklar, insanların kalplerinden akacaktır. İlerlemenin yasaları böyle haber veriliyor. Kişinin bilinci, belli bir gelişme düzeyine geldiğinde, sevgiye çevrilecektir. 

            Bu sevgi enerjisinin galip geleceği, daha iyi bir dünya umuduyla…

“Ben Enerjiyim!.”  adlı kitaptan alıntıdır.

Ben Enerjiyim!.      

Chislaine D. Martel

Çeviren. Arzu Ünel

Arıon Yayınevi, İstanbul, Kasım 1995






aşk, en güzel sevgi sözleri, sevginin hayatımıza etkisi, sevginin dünyamızıa etkisi, sevginin etkisi, ben enerjiyim kitabı, insan, resimli mesajlar, resimli sevgi sözleri, sevgi nedir, 

GÖNÜLDEN DÜŞEN!

6 Mart 2017 Pazartesi / No Comments
aşk, camii, gönül, gönülden düşen, hz mevlana, mevlanadan mesajlar, minare, minareden düşen, parça, resimli mesajlar, mevlana sözleri


Minareden düşenin
parçası bulunur, bulunur da;
Gönülden düşenin parçası bulunmaz...Hz.Mevlana Ks.



aşk, camii, gönül, gönülden düşen, hz mevlana, mevlanadan mesajlar, minare, minareden düşen, parça, resimli mesajlar, mevlana sözleri

DUA ve GAYRET

28 Şubat 2017 Salı / No Comments
allah, ana, ananın ak sütü, anne sütü, aslan yavrusu, aşk, çabalamak, çocuk ağlaması, çocuk neden ağlar, çocuklar, dua, gayret, göğüs, hayaller, karıncalar, niyet, resimli mesajlar, rızık,

KADER GAYRETE AŞIKTIR

Hayallerimiz vardır.
Gerçekleşmesini beklediğimiz.
Hayal ettiğimizin büyüklüğü kadar duamız olmalı.
Çaba gösterirken, dua ile de istemeliyiz.
Rızık ise yalnızca Allah'tandır.
Kul ne rızık verebilir, ne de rızkı sonlandırabilir.
Rızık gayrete bakar.
Bazen bir çocuk ağlaması,
bazen masum bir yavru aslanın ormanda gezmesi, 
bazen de niyetimiz rızkı ayağımıza getirir.
Ağlayan çocuğa en leziz ve en doğal sütü 
anasının göğsünden akıtır ağzına.
Allah her şeyin sahibidir çünkü... 





allah, ana, ananın ak sütü, anne sütü, aslan yavrusu, aşk, çabalamak, çocuk ağlaması, çocuk neden ağlar, çocuklar, dua, gayret, göğüs, hayaller, karıncalar, niyet, resimli mesajlar, rızık, 

ÖLÜMSÜZLÜĞÜN ADI:AŞK!

13 Şubat 2017 Pazartesi / No Comments
aşk, en güzel sevgililer günü mesajı, kutlama, ölümsüzlük, resimli mesajlar, seni seviyorum, sevgililer günü, sevgililer günü mesajı,

AŞK!..
Seni sevdiğim kadar yaşayabileceğimi bilsem,
Ölümsüzlüğün adı AŞK olurdu.
Sevgililer Günü'müz kutlu olsun Aşkım!




aşk, en güzel sevgililer günü mesajı, kutlama, ölümsüzlük, resimli mesajlar, seni seviyorum, sevgililer günü, sevgililer günü mesajı,

ÖLÜMSÜZ HEDİYE: SEVGİ

1 Şubat 2017 Çarşamba / No Comments
aşk, çiçekler, en ölümsüz olan, güller, hediye, insanlar, kaybolmak, ölüm, ölümsüz hediye, ölümsüzlük iksiri, paha biçilmeyen, resimli mesajlar, sevgi,

EN GÜZEL HEDİYE

İnsan insana sevgisini hediyelerle ifade eder.
Hediyeler paha biçilmez olabileceği gibi,
bir gül, bir demet çiçek de olur.
Kimisi kaybolur, kimisi de solar ve unutulur.
Bir insanın bir insana verebileceği
en ölümsüz hediye SEVGİDİR...





aşk, çiçekler, en ölümsüz olan, güller, hediye, insanlar, kaybolmak, ölüm, ölümsüz hediye, ölümsüzlük iksiri, paha biçilmeyen, resimli mesajlar, sevgi, 

HİÇ OLMAK!

17 Ocak 2017 Salı / No Comments
aç, âmâ, aşk, dil, ekmek, göz, hiç olmak, hiçlik ne demek, lâl, resimli mesajlar, söz,  hiçlik felsefesi, mevlananın hiçlik felsefesi, mevlananın hayatı, mevlana öğütleri, mevlanadan özlü sözler, altın sözler,

Dilin kıymetini 'Arif' olandan,
Gözün kıymetini 'Âmâ' olandan,
Sözün kıymetini 'Lâl' olandan,
Ekmeğini kıymetini 'Aç' olandan,
Aşkın kıymetini 'Hiç' olandan öğren!...
*
MEVLANA'NIN HİÇLİK FELSEFESİ

HAYATI

Mevlânâ 30 Eylül 1207 tarihinde Horasan'ın Belh yöresinde, bugün Tacikistan sınırları içinde kalan Vahş kasabasında doğmuştur. Annesi, Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar hanedanından Türk Prensesi, Melîke-i Cihan Emetullah Sultan'dır.

Babası, "alimlerin sultânı" unvanı ile tanınmış, Muhammed Bahâeddin Veled; büyükbabası, Ahmed Hatîbî oğlu Hüseyin Hatîbî'dir. Babasına Sultânü'l-Ulemâ unvanının verilmesini kaynaklar Türk gelenekleri ile açıklamaktadır. Etnik kökeni tartışmalı olup; Fars, Tacik veya Türk olduğu yönünde görüşler mevcuttur.

Mevlânâ, dönemin İslâm kültür merkezlerinden Belh kentinde hocalık yapan ve Sultan-ül Ulema (Alîmlerin Sultânı) lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'in oğludur. Mevlânâ, babası Bahaeddin Veled'in ölümünden bir yıl sonra, 1232 yılında Konya'ya gelen Seyyid Burhaneddin'in mânevi terbiyesi altına girmiş ve dokuz yıl ona hizmet etmiştir. 1273 yılında vefat etmiştir.

Mevlânâ, yazdığı Mesnevî adlı eserinde kendi adını Muhammed bin Muhammed bin Hüseyin el-Belhî şeklinde vermiştir. Burada yer alan Muhammed isimleri baba ve dedesinin ismi, Belhî ise doğduğu şehir olan Belh'e nispettir. Lakabı Celâleddin’dir. “Efendimiz” anlamındaki “Mevlânâ” unvanı onu yüceltmek maksadıyla söylenmiştir. Bir diğer lakabı olan Hudâvendigâr ise Mevlânâ'ya babası tarafından takılmıştır ve "sultan" manasına gelmektedir. Mevlânâ, doğduğu kente nispetle Belhî şeklinde anıldığı gibi hayatını sürdürdüğü Anadolu'ya nispetle kendisine Rûmî de denmektedir. Ayrıca müderrisliği nedeniyle Molla Hünkâr ve Mollâ-yı Rûm olarak da anılmaktaydı.

MEVLANA'NIN 7 ÖĞÜDÜ

1. Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol. 
2. Şefkat ve merhamette güneş gibi ol. 
3. Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol. 
4. Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol. 
5. Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol. 
6. Hoşgörülükte deniz gibi ol. 
7. Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

HİÇLİK FELSEFESİ

Hz Mevlana derki; Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken,sen hiç ol... Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı,nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil,içindeki boşluk ise,insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiç'lik bilincidir.

ÖZLÜ SÖZLER

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. 
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?

Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.

Nasıl olur da deniz, köpeğin agzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.

Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.

Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.




aç, âmâ, aşk, dil, ekmek, göz, hiç olmak, hiçlik ne demek, lâl, resimli mesajlar, söz,  hiçlik felsefesi, mevlananın hiçlik felsefesi, mevlananın hayatı, mevlana öğütleri, mevlanadan özlü sözler, altın sözler, 

SEVGİYİ KİM HAKEDER?

11 Ocak 2017 Çarşamba / No Comments
aşk, bülbül, gül, hz.mevlana, kıymet vermek, kimi sevmeli, mevlana sözleri, mevlanadan özlü sözler, altın sözler, resimli mesajlar, sevgiyi kim hak eder, sevgiye hak etmenin yolları, en fazla kimi sevmeliyiz, önce kendimizi sevmeli,

Gülü gülene ver.
Kalbi sevene ver.
Sevmek güzel şeydir.
Kıymet bilene ver...Hz. Mevlana

*
EN FAZLA KENDİNİZİ SEVİN

Çoğu insanın yaptığı bir hata da çevrelerinde onları seven ve onlara güven vaat eden insanların dünyasına kapılıp gitmektir.

Herkesin sevilmeyi, sayılmayı ve değer görmeyi hak ettiği doğru olmakla beraber, öncelikle bu duyguları nasıl kendinize çevireceğinizi öğrenmelisiniz. Kimse kendilerine verebildiklerinden daha fazla sevgiyi hak etmez. İşte özsaygı, güç ve kararlılık böyle yaratılır.

Mutlu olmak için, bir araya gelmesi gereken birçok unsur vardır, ancak hiçbir şey hak ettiklerinizin farkına varmaktan daha önemli değildir. Siz kendinizi sevmezseniz, kimse de sizi sevmeyecektir.

Kimse kendinize gösterdiğinizden daha fazla saygıyı hak etmez

Kendinize saygı duymazsanız, sizi manipüle edecek ve sizi kendi hayatlarında ikinci planda gibi hissettirecek insanlara kapıyı açarsanız.
Başkalarının sadece günlük hayatlarında sizi kabullenmesinden daha fazlasını hak ettiğiniz an, özsaygı ve öz farkındalık gibi iç değerleri beslemenin önemini anlayacaksınız.

Çok yaygın rastlanan bir durum da çocukluk ve ergenlik sırasında oluşur. Çocuklar onları güvende hissettirecek korumayı dışarıda ararlar: anne babalarının sevgisinin, yaşıtlarının ve sınıf arkadaşlarının beğenisinin peşinden giderler.
Bu da kendinizi önemli bir insan gibi görmenizi sağlayabilir.
Ancak zaman geçtikçe, insanların sizi hayal kırıklığına uğrattığını fark edeceksiniz. Aile üyeleri hata yaparlar, arkadaşlarınız size ihanet eder ve partneriniz size ihtiyacınız olanı vermeyebilir.
İşte o zaman “kendini sevmenin” önemini anlamaya başlarsınız. Kendinizi sevmenizi sağlayarak, sizi hayatın acılarına karşı daha az hassaslaştıran şey o içten gelen güçtür.
Aileniz sizi hayal kırıklığına uğratırsa, hayatınıza devam edebilirsiniz. Arkadaşlarınız sandığınızdan daha farklı çıkarlarsa, yeni arkadaşlar edinebilirsiniz. Her zaman yalnız veya çaresiz hissetmesiniz, çünkü hayatta neyi hak ettiğinizi bilirsiniz.

Kendinizi sevmeye başlamanın adımları

Hayatınızın aşkı sizsiniz
Büyük hayat çemberinde, birçok deneyiminiz ve önem verdiğiniz birçok insan olacak. Aile üyeleri, partnerler, çocuklarınız olacak. Bunların hepsi önemli, ancak anlamanız gereken şey şu ki önce siz kendiniz sevmezseniz, diğerleri sizde güvensizlik, şüphe ve anksiyete görecek.

*Kendilerine değer vermeyen insanlar başkalarından da bunu yapmasını beklemezler. Bu da ciddi varoluş krizlerine yol açabilen duygusal eksiklikler yaratır.

*Gerçek hayat kendinizi hayatın en üst basamağına koyduğunuz zaman başlar. “Ben önemliyim, ben mutlu olmayı hak ediyorum, saygı duymayı hak ediyorum ve kendimi seviyorum.” dediğiniz zaman başlar.

*Bu kelimeleri söylemek bir bencillik ifadesi değil, aksine özgürlük ifadesidir. Hayatta her şeyi hak ettiğinize inandığınız an, kendi başınıza yürüyebildiğinizi ve daha da fazlası başkalarını da sevebileceğinizi göreceksiniz.

Mutlu olmayı hak ediyorsunuz

Herkes mutlu olmayı hak eder ancak bunun nasıl olacağını her zaman bilmezler. Başlamanın yolu şu şekilde olabilir:

*Her zaman dengeli, basit ve mütevazi bir hayat yaşayın: değerleriniz ve karakterinizin ihlal edilmediği, yaptığınız her şeyin değerli olduğu, etrafınızdaki insanların size saygı gösterdiği bir hayat.

*Anlamı olmayan şeylerden kendinizi uzak tutun: gereksiz acı çekmeye hayır deyin, zamanınıza değmeyen şeyleri kafanıza takmayın, size zarar vermiş insanları unutun. Hayatınızdaki önceliklerinizi (kendiniz, aileniz) anlayın ve onlar için savaşın.

*Başka hiçbir şey zamanınıza değmez.

*Mutluluk aradığınız bir şey değildir. Her gün içinizde bulacağınız bir duygudur. İşte bu yüzden etrafınızdaki insanlara bakmayı bırakıp kendi kalbinizin içinde büyümesine izin verin.

Yapmayı seçtiğiniz şey ne olursa olsun, size mutluluk getirmesini sağlayın

Belki kendinize bunu nasıl yapabileceğinizi soruyorsunuz. Hayatta yaptığınız her seçimin size mutluluk getireceğinden nasıl emin olabilirsiniz? Tabii ki, her seçimin sonucu konusunda önceden emin olmak mümkün değildir. İşte bu yüzden hayat alınan risklerden ve geçilen sınırlardan oluşan bir macera olarak ifade edilir.
İşte bu yüzden her yeni başlangıçta yalnızca kesin olan bir şeye odaklanmalısınız: mutlu olmayı hak ediyorsunuz; saygı duyulmayı hak ediyorsunuz. Bu ihtiyaçların karşılanmadığı zamanlarda bir karar vermelisiniz: durumdan uzaklaşmak veya özsaygınızı tehlikeye atmak.

Çoğu zaman mutlu olmak bir cesaret eylemidir. Sesinizi yükseltmekten ve cesur olmaktan çekinmeyin; kendinize duyduğunuz sevginin hayatınızın her gününde ihtiyacınız olan gücü size vermesine izin verin.



aşk, bülbül, gül, hz.mevlana, mevlana sözleri, mevlanadan özlü sözler, altın sözler, resimli mesajlar, sevgiyi kim hak eder, sevgiye hak etmenin yolları, en fazla kimi sevmeliyiz, kendimizi sevmeli,

NASIL SEVMELİYİZ?

6 Ocak 2017 Cuma / No Comments
altın sözler, aşk, ayrılık sözleri, gönül gözü, gönülden sevenler, göz, hz mevlana sözleri, mesafeler, mevlana sözleri, nasıl sevmeliyiz, resimli mesajlar, risalelerden, allahtan başkasını sevmek caiz mi,

Vedalar;
gözüyle sevenler içindir.
Çünkü gönülden sevenler ayrılmaz...Mevlana
*
Mesafeler sevenler için önemsizdir.
Hatta mesafeler artıkça sevgi de artar.
Aşk olur, sevda olur.
Gönülden sevenler için...

*

NASIL SEVMELİYİZ?

Allah'dan başkasını sevmek caiz midir? Leyla ile Mecnun'un yaşadıkları aşkı gören Allah, buna karşı nasıl bir tutum içinde olur?.. İnsanların kalbine bu derin aşkları koyan Allah değil mi?

Evet, insanların içine bu sevgiyi koyan Allah'tır. Ancak her duygunun nerede ve nasıl kullanılacağını da bize bildirmiştir. 

Bu duyguları asıl sahibi olan Allah'a verdikten sonra o zaman Allah adına Onun mahlukatını sevmek de ibadet olur. Bize verilen duyguları yanlış yerde kullanmak doğru değildir. Ancak bazen mahlukata aşık olanların, zamanla gerçek aşkı bulup Allah'a ulaştıkları sonra da her şeyi Allah adına sevdikleri olmuştur. 

Aşk, fart-ı muhabbet demektir. Muhabbet, bilmenin ve tanımanın veyahut mutlak kemale muttali olmanın; karşı tarafta da kemal, cemal -mecazi aşk açısından- melahet, müşakele gibi hususların bulunmasıyla bazen meydana gelen insandaki fıtri bir haldir.

İnsan, tanımadığını ve bilmediğini sevmez; sevebileceğini tanıyıp bilirse sever. Kafirlerin Allah’ı sevmemesi ve Rasulü Ekrem (asm)’e karşı saygısız olmaları, tanımama ve bilmemeden kaynaklanmaktadır. 

Muhabbetin ifrat derecesine aşk denir. Normal muhabbette olmasa da aşkta bazen muvazenesizce tavırlar görülebilir. Bir diğer manada aşk, mahbubundaki kusurları görmemezlik, gözüne ondan başka hayalin girmemesi ve onu her şeyin ve herkesin üstünde kabul etme halidir. Mesela kişinin, güneşin güzelliğini mahbubunun güzelliği yanında sönük görmesi, “Mahbubum benim yanımda olursa cennetin hurilerini istemem” demesi veya “Cennet başkalarının olsun. Bana mahbubum yeter...” gibi iddialar, aşık mırıltıları ve mecazi aşk açısından da akıl ve mantıkla telif edilemeyecek pervasızca iddialardır. İşte bu aşktır ki, Mecnun’u sahraya salmış ve Ferhat’ı da koca dağı delme macerasına itmiştir. 

Allah’tan başkasına -ne olursa olsun- gönül vermek, onu sevmek, aşık ve müptela olmak mecazi aşktır. Mesela Mecnun’un, Ferhat’ın ve Zeliha’nın muhabbeti, birer mecazi muhabbettir. Bir de fart-ı muhabbetin fıtri garazsız, ivazsız olanı vardır ki, buna da anne ve babada bulunan şefkati misal verebiliriz. Esasen şefkat, Allah’ın Rahman ve Rahim isimlerinden gelmektedir. Allah’ın insanlara ve mahlukata karşı olan mukaddes ve münezzeh sevgisinin, değişik malul yanlarıyla insanlarda olanına şefkat denir. 

Evet, Mabud-u Mutlak’tan gayrıya gönlün kaptırılması, sevilip aşk u alaka gösterilmesi mecazi aşktır. Hakiki aşk ise gönlün Allah’a verilmesi ve Allah’ın deli gibi sevilmesidir. Burada hemen şunu da ifade etmeliyim ki, Allah’ı sevmek, bir paye meselesidir. Müminler, Rasulü Ekrem (asm)’i severlerse, müminlik mertebesinde, daha doğrusu müminlikteki muhabbet mertebesinde önemli bir noktaya ulaşmışlar demektir. Fakat bu, en kamil mertebe değildir. Mesela Rasulü Ekrem (asm)’i andığınız zaman kararınız kalmayabilir; ama bu zirvenin ötesinde bir de şahika vardır. Rasulü Ekrem (asm)’i, O’na ait hatıraları ve Ashab-ı Kiram’ı sevme mertebesi, muhabbetin ilk mertebelerindendir. Çünkü bunlar beşeri kıstaslarla anlaşılan, duyulan, takdir edilen ve ölçülen şeylerdendir. Demek ki, sizin kabınız hissedilen şeyleri ölçüp değerlendirerek size bir fikir verebiliyor. Siz bu fikirle o mahbubu gönülden seviyorsunuz. Onun halkasına tam girip ve onun gözüyle ötelere, ötelerin de ötesine bakınca, aşk u muhabbetinizde daha derin lahuti bir buuda ulaşıyorsunuz. 

Allah’ı sevmek, her türlü alakanın ötesindedir. Bu sevgiyi vicdanında biraz olsun hisseden neler neler duyar. Cenab-ı Hakk’ı sevmenin başladığı andan itibaren her sevgi dolaylılık rengine bürünür. Ayrıca Allah’ı sevdiğiniz nispette masivaya karşı aşk u alakanız yavaş yavaş küsuf tutmaya yönelir. Siz artık her şeyi O’ndan dolayı sevmeye başlarsınız. Mesela Hz. Ali (ra)’yi, damad-ı Rasulullah (asm), O’nun Haydar-ı Kerrarı, Şah-ı Merdanı, muharebe meydanlarının kükreyen aslanı olduğu için seversiniz. Allah’ı sevme zirvesine ve şahikasına yükseldiğiniz zaman Rasulü Ekrem’i Allah’ın elçisi olduğu için seversiniz. O’nun karşısında yeri, konumu ve risaletini daha iyi görüp okudukça bu derinlikten ötürü sevgi bir hayranlığa dönüşür. Bu bir zevk ve hal meselesidir. Bunu tadan bilir; tatmayan bilmez. (Eski Erzurum müftüsünün ifadesiyle “men lem tadmaz lem bilmez.” O, “Men lem yezuk lem ya’rif - Tatmayan bilmez” sözünü yarı Arapça yarı Türkçe bu şekilde ifade ederdi.) 

İnsanın Allah’ı sevmesi iyi bir şeydir. Hususiyle insan, vicdan sistemiyle Allah’ı tam bilebiliyorsa O’nu delice sever. Çünkü sevginin biricik mahalli vicdandır. Vicdanın rükünlerinden biri olan zihin bildirir, latife-i Rabbaniye gösterir, irade O’nun muradına yönlendirir, akıl, sevgi esbabı üzerinde muhakeme eder, yürek ona önemli derinlikler kazandırır. 

Bir insan, bütün bütün mecazi aşkla meşbu ve aşk-ı hakikiden mahrumsa, mutlak bir şeyler yapılarak onun yüzü hakiki aşka döndürülmelidir. Bu, fani mahbubların fena ve zevalini göstermek suretiyle, onların içlerinde Baki-i Hakiki ve beka arzusu uyararak.. iman ve marifet hususunda derinleştirerek.. sözü-sohbeti hep evirip çevirip O’nunla irtibatlandırarak.. kalbin kiri-pası sayılan günahlardan, hatalardan uzak durarak Hak’la alaka kurabilir; alakasını güçlendirerek her şeyden elini eteğini çekip “La uhibbu’l-afilin - Ben, batıp gidenleri sevmem.” (En’am, 6/76) “Baki bir yar isterim” deyip O’na yönelebilir.

Hz. İbrahim (aleyhissalatu vesselam) gibi yıldız, ay, güneş hepsini tulu’, gurub ve mahiyetleriyle okur, bunların zeval bulup gitmelerini, bir doğup bir batmalarını ve batıp giden bu şeylerin kalbin alakasına değmediğini haykırır, herkese duyurur. Zaten bunlar, camid ve cansız nesnelerdir; ne insanı duyar ne dinler ne de ihtiyaçlarına cevap verebilirler. Oysaki insan, öyle birine yönelmeli ki, her zaman O’nu görsün, duysun, dinlesin ve isteklerine cevap versin. Hatırat-ı kalbimi bilsin, dualarıma icabet etsin.. dünyevi-uhrevi taleplerimi yerine getirsin.. yalnızlığımı giderip bana enis olsun.. ebed arzularıma cevab-ı savap verip gönlümü şad etsin.. benim gibi bütün dost, ahbab, yaran ve yakınlarımı da abad etsin.. Evet, bana işte böyle bir Mabud, Sevgili, Yar-ı vefadar ve her halime nigehban bir Dost lazım. Öyleyse bana aşk u alaka kurmak gerekir. 

Molla Cami, bu hususu anlatırken, “Sadece biri sev, başkaları sevmeye değmez. Çünkü görünmüyorlar. Biri iste, başkaları istemeye değmez. Çünkü derde derman olamıyorlar. Biri söyle, başkalarını söylemek fuzulidir. Çünkü senin işine yaramaz.” demek suretiyle hakiki aşkın Allah’a karşı olan aşk olduğunu, insan Allah’tan gayri neye gönlünü verirse versin, bunların içinde bir burkuntu ve üzüntü bırakıp gideceğini vurgular ki, bu, herkesin meşk edip tekrarlaması icap eden bir husustur. 

Hülasa-i kelam, fani ve zail şeyler, gelip gidişi ile kalbin alakasına değmediğini göstermekte ve hakiki mahbub arıyan gönle “Allah sevilmelidir” ihtarını yapmaktadır.
Kaynak : Sorularla İslamiyet





altın sözler, aşk, ayrılık sözleri, gönül gözü, gönülden sevenler, göz, hz mevlana sözleri, mesafeler, mevlana sözleri, nasıl sevmeliyiz, resimli mesajlar, risalelerden, allahtan başkasını sevmek caiz mi,

İNSANIN MAYASI SEVGİDİR

2 Ocak 2017 Pazartesi / No Comments
aşk, insan, insanoğlu, maya, resimli aşk sözleri, resimli mesajlar, sevgi, insanın mayası, herşeyin mayası nedir, maya nedir, sevgi nedir, sevginin anlamı

Her şey sevgi ile yaratılmıştı.
Lakin sevmeyi beceremedi
İNSANOĞLU...
*
Her şeyin mayası insan, insanın mayası sevgidir.
*
 Her Şeyin Mayası İnsandır

Toplum ve birey olarak her şeyin sahtesinden, taklidinden, çakmasından ve çürüğünden şikâyet ederiz. Sahte gıda ürünleri, öldüren sahte içkiler- sanki gerçeği öldürmüyormuş- gdo’lu ürünler, kiremit tozundan tutun da bağırsak ve patatese kadar kırmızı et diye sucuk, salam ve kıyma içine katılan maddeler…

Bu sahtecilikle, doğal olarak her devlet ve her birey mücadele eder veya mücadele ettiğini dillendirir. Ülkemizde salt sahte gıdalarla mücadele için bütçeler ayrılmakta, onbinlerle ifade edilen denetmen, ekipman ve laboratuarlarla denetim, takip ve tespiti yapılmaktadır. Buna rağmen önüne geçilememekte, her gün yeni bir gıda maddesinin sahtesi ve taklidi ortaya çıkarılmaktadır.
Bozulma ve sahtecilik, salt bununla da değil, aynı zamanda sahte doktor, sahte uzman, sahte politikacı, sahte akademisyen ve yerine göre sahte din adamı…

Yıllardır insanlarımızı aldatan ve sözlerini tutmayan, ‘dün dündür, bugün bugün’ siyasetçilerden tutun da görevi dışında darbe, fişleme, toplum mühendisliğine soyunan; asker, istihbaratçı, akademisyen, bürokrat ve sözde aydınlar…

İnsanların en zayıf ve aciz olduğu hastalık döneminde rant devşirmeye çalışan ‘bu hastaları nasıl iyileştirebilirim’ den ziyade ‘bu hastadan ne kadar koparabilirim’ düşüncesine sahip kimi doktor ve hastaneler…

Kuruluş amaç ve gayesi adalet dağıtmak, zalimden hesap sormak, mazlum ve mağdura hakkını iade etmek olan mahkeme ve hâkimlerin yerine; zalimle işbirliği yapan, cüzdanıyla vicdanıyla karşı karşıya geldiği zaman cüzdanından yana tavır alarak zulmü tasdik eden noterler…
Halkı bilinçlendirmek, haklarını savunmak, sağlıklı bir toplumun oluşması için yapıcı eleştiri ve öneri getirmesi gereken ve bu yolda halkın savunucusu olması gerekirken; tam tersi asparagas ve düzmece haber ve gündemlerle halkı uyutan ve manipüle eden sözde sahte yazar ve gazeteciler…
Kısacası günümüzde toplumsal bozulma, salt bir kesimle veya sanat erbabıyla sınırlı kalmamış, tüm toplumu ve katmanlarını sarmıştır. Toplumu meydana getiren insan bir bozuldu mu, bu insandan neşet eden tüm meslek ve sanat erbabı bozulur, yaptığı her türlü madde ve yetiştirdiği her türlü ekin ifsad olur. Her şeyin hammaddesi insandır. Bozuk olan hammaddeden sağlam mal üretilemez, ekşimiş, kokmuş hamurdan lezzetli ve sağlıklı ekmek yapılmaz. Hani derler ya ‘tuz koktu mu her şey kokar’ sözünden daha vahim olanı ‘insan bozuldu mu her şey bozulur’ sözüdür. AllahuTeâlâ’nın Bakara suresi 205. Ayette ifade ettiği gibi ‘O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar…’ fermanı pratiğe geçer.

Rahmetli Hasan El Benna, Mısır’ın o günkü bürokrasisini ve toplumun düştüğü bozulma ve yozlaşmayı şöyle anlatır; Devlet kademesinde bir memur, bir makam sahibi olmak için birçok kapı çalmak, el-ayak öpmek, onur ve şerefini bir kenara bırakmak gerekir. Kaldı ki böyle biryolla işbaşına gelen bir insandan onur, adaletli uygulamalar ve davranışlar beklenemez…
Aynen öyle; günümüzde de her şeyin mayası olan insan nesli bozulmuştur. Temeli haramla beslenmiş insanların sulbünden meydana gelen, fasit ortamlarda haramlarla beslenen, gayri İslami eğitimle yetişen bir nesilden ne beklenir? Elleri kirli olanlar etrafı temizleyemez, olsa olsa daha da kirletir. Salih bir nesil, ancak salih ailelerde ve salih ortamlarda yetişir ve bu nesilden beslenen bir toplum ancak sağlıklı bir toplum olur. Bu toplumdaki bireyler onurlu ve şerefli davranır; zulme, adaletsizliğe karşı başkaldırarak despot ve diktatörleri alaşağı edecek, toplumu düşmüş olduğu ifsaddan ve kirlenmişlikten kurtaracaktır.

Bunun içindir ki İslam dini merkeze insanı koymuştur. Tüm çaba ve gayreti toplumu ve insanı ıslah etme üzerine bina etmiştir. Belli bir sınıf, yaş, ırk ve zümreyi değil, tüm insanlığı hedefine koymuştur. Ayetlerdeki çağrı, tüm insanlığadır. Kadın erkek, çocuk yaşlı, şehirli bedevi, memur amir, işçi patron her kesime hitap etmiştir. Peygamberimiz aleyhi`s-selatu vesselam insanlarda Allah inancını, ahiret ve hesap verme düşüncesini yerleştirmiştir ve bunda da başarılı olmuştur. İnsanı ıslah edebilen bir din ancak toplumları ve halkları ıslah edebilir. Allah bizleri ıslah olan insanlardan ve toplumlardan eylesin.




aşk, insan, insanoğlu, maya, resimli aşk sözleri, resimli mesajlar, sevgi, insanın mayası, herşeyin mayası nedir, maya nedir, sevgi nedir, sevginin anlamı

HAYAT SEVİNCE GÜZEL

1 Ocak 2017 Pazar / No Comments
aşk, hayat sevince güzel, kalp, ölü ruhlar, ölüm, resimli mesajlar, ruh, sevgi, hayatın anlamı, hayatın amacı, yaşamanın gayesi

Sevgisiz hayat, hayat değildir.
Sevginin yaşamadığı kalp ölüdür.
Kalp ölürse ruh da ölür.
Beden yaşayan bir ceset olur.
Sevgi ile hayatımıza değer katalım.
Sevelim sevilelim... 




aşk, hayat sevince güzel, kalp, ölü ruhlar, ölüm, resimli mesajlar, ruh, sevgi, hayatın anlamı, hayatın amacı, yaşamanın gayesi

YILBAŞI MENÜSÜ

31 Aralık 2016 Cumartesi / No Comments
2017, aşk, huzur, insanlık, kardeşlik, mutlu yıllar, mutluluk, sevgi, yeni yıl, yılbaşı, yılbaşı kutlama mesajı, yılbaşı menüsü, yılbaşı tebriği,

Yılbaşı gecesi menüsünde;
biraz sevgi, biraz aşk,
biraz kardeşlik, biraz huzur,
en fazla da insanlık olsun.
Mutlu yıllar...





2017, aşk, huzur, insanlık, kardeşlik, mutlu yıllar, mutluluk, sevgi, yeni yıl, yılbaşı, yılbaşı kutlama mesajı, yılbaşı menüsü, yılbaşı tebriği,

MUTLU YILLAR AŞKIM!

/ No Comments
2018 yılbaşı, aşk, aşkım, kutlama, sevgilim, yeni yıl mesajları, yeni yıl tebriği, yılbaşı kutlama,

Yeni Yılın kutlu olsun.
*
Mutlu yıllar aşkım.



2018 yılbaşı, aşk, aşkım, kutlama, sevgilim, yeni yıl mesajları, yeni yıl tebriği, yılbaşı kutlama,

GÖNÜL

27 Aralık 2016 Salı / No Comments
 aşk, gönlü geniş ne demek, gönül, gönüller bir olsun, resimli mesajlar, resimli sözler, sevda, sevgi, incitme gönül şiiri, gönül şiiri bestami yazgan, yunus emre şiirleri gönül, aşk şiirleri

GÖNLÜ GENİŞ OLMAK

Hiç bir gönül girilmeyecek 
kadar dar değildir.
Elbet bir yer bulunur.
Yeter ki gönüller bir olsun.

*

İNCİTME GÖNÜL

Çiçeklerle hoş geçin,
Balı incitme gönül.
Bir küçük meyve için
Dalı incitme gönül.

Konuşmak bize mahsus,
Olsa da bir güzel süs,
‘Ya hayır de, yahut sus,’
Dili incitme gönül.

Sevmekten geri kalma,
Yapan ol, yıkan olma,
Sevene diken olma,
Gülü incitme gönül.

Başın olsa da yüksek,
Gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek
Yolu incitme gönül.

Mevlâ verince azma,
Geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma,
Külü incitme gönül.

Dokunur gayretine,
Karışma hikmetine.
Sahibi hürmetine
Kulu incitme gönül.

Bestami Yazgan





aşk, gönlü geniş ne demek, gönül, gönüller bir olsun, resimli mesajlar, resimli sözler, sevda, sevgi, incitme gönül şiiri, gönül şiiri bestami yazgan, yunus emre şiirleri gönül, aşk şiirleri

AŞK BİLMEKTİR

4 Aralık 2016 Pazar / No Comments
aşk, aşk nedir, candan aziz bilmek, dünya hayatı, aşk sözleri, aşk ne demektir, ey sevgili, eyvallah, hz mevlana, en güzel mevlana sözleri, mevlana mesajlar, mevlana sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler,

AŞK BİLMEKTİR

Aşk bilmektir Ey Sevgili!
Bir tek yari bilmek, onu candan aziz bilmektir.
O'ndan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu,
dünyanın O'nunla mana bulduğunu bilmektir.
O'nun selamı ile gelen bela olsa,
Eyvallah diyebilmektir.
Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene, hepsine,
Eyvallah...Bilesin. Hz. Mevlana

*









aşk, aşk nedir, candan aziz bilmek, dünya hayatı, aşk sözleri, aşk ne demektir, ey sevgili, eyvallah, hz mevlana, en güzel mevlana sözleri, mevlana mesajlar, mevlana sözleri, resimli sözler, 

HİÇ!

28 Kasım 2016 Pazartesi / No Comments
alem, alemin kralı, allah, altın sözler, aşk, en güzel sözler, hiç, hiç olmak, hz.mevlana, kral, kul olmak, kül olmak, mevlana mesajları, mevlana sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler, sultan, yanmak,

HİÇ!
Hiç olmak, çok şey olmaktır.
Hiç olmak, her şey olmaktır.
Hiç olmak, her yerde var olmaktır.
Hiç olmak, aleme kral olmaktır.
Hiç olmak, gönüllere sultan olmaktır.
Hiç olmak, en güzele yar olmaktır.
Hiç olmak, aşkta zirve olmaktır.
Hiç olmak, yanıp kül olmaktır.
Hiç olmak, Allah'a kul olmaktır...Acer



alem, alemin kralı, allah, altın sözler, aşk, en güzel sözler, hiç, hiç olmak, hz.mevlana, kral, kul olmak, kül olmak, mevlana mesajları, mevlana sözleri, resimli mesajlar, resimli sözler, sultan, yanmak,