Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "allah"

ANNE NEFESTİR

9 Mayıs 2020 Cumartesi / No Comments
allah, ana, anne, anne nefestir, çocuk, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, anne sözleri ana sözleri, en güzel anne sözleri, en duygusal anne sözleri, anne sözleri kısa

Anne nefestir.
Allah kimseyi nefessiz bırakmasın...Amin
*
allah, ana, ana sözleri, anne, anne nefestir, anne sözleri, anne sözleri kısa, en duygusal anne sözleri, en güzel anne sözleri, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, 
EN GÜZEL ANNE SÖZLERİ

Anneciğim sen benim her günümde yanımda oldun seni bazen kırıyorum ama sonra çok pişman oluyorum inanki dünyada en güzel kişi sensin canım annem.
*
Canım annem benim anam bitanem bu şarkı senin için canım annem herşeyim aşkım benim annem.
*
Kim ne derse desin ne olursa olsun seni sevmekten asla vazgeçmiyeceğim annem.
*
Anne hakkı ödenmez sevmeye Ömür yetmez bütün dünya benim olsa birtane annem etmez.
*
Canım annem seni kalbimden sevgimle seviyorum herkezin annesi güzeldir ama benimkisi özeldir.
*
Senden başka hiç kimseye ihtiyacım yok anneciğim.
*
Annecim, biriciğim Sonsuz sevgini, bitmez tükenmez sabrını ancak anne olunca anlayabileceğim herhalde Seçme şansım olsaydı yine senin annem olmanı istedim SENİ ÇOOK SEVİYORUM.
*
Canım annneciğim manzara ne güzel ama sen daha güzelsin her zaman güzel ve özelsin.
*
Dünyada bütün anneler kadınlar kızlar erkekler babalar çocuklar toplansa hiçbirisi annem kadar özel ve güzel asla olamaz.
*
Bugün annemle interneten yazıştım annem bana yazmış annesinin güzeli kara gulu çiçeği çok sevindim biliyormusunuz arkadaşlar ona ne desem diye düşündüm ve dedim canım benim.
*
Annemi ve Ailemi koru Allahım.
*
İki geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla,değil,birbirlerinin kuusurlarını hoş görünmesiyle olur.
*
Benim bitanecik tatlı annem, senin çocuğun öldüğüm için her zaman gurur duydum. Ellerinden öperim.
*
Canım Güzel Annem dokundun her yer parlıyor sen benim herşeyimsin hayatımın anlamı en güzel insan seni seviyorum.
*
Annemizi he sevelim birgün elerini değilde toprağını opersiniz.
*
Annem senin sevgin dünyamı ışıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Varlığınla mutluyum.
*
Sınırsız bir sevgi, anlatılmaz bir sevgiyle beni seven annem, sana layık olmak için yaşıyorum.
*
Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Anneler günü kutlu olsun bitanem.
*
Seni seven bir böcek elbet bir gün ölecek ölsede o böcek yine seni sevecek anammm.
*
Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Bitanem!!
*
Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacisin.. en aziz varlığımız.
*
Bütün acılar üstüme yağınca sen bana açılan şemsiyesin annem.. Seni çok seviyorum.
*
Anneciğim, sen benim için, ıssız bir çöl ortasında bulduğum, kana kana içtiğim, sevgi selimsin. Seni Çok Seviyorum.





allah, ana, anne, anne nefestir, çocuk, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, anne sözleri ana sözleri, en güzel anne sözleri, en duygusal anne sözleri, anne sözleri kısa

DÜNYA HAYATI

18 Şubat 2020 Salı / No Comments
ahiret nedir, ahirete iman, imanın şartları, allah, dünya, dünya hayatı, dünya hayatı ile ilgili ayetler, inkar edenler için dünya nedir, kafirlerin dünya hayatına bakışı, sınav, altın sözler,
ahiret nedir, ahirete iman, allah, altın sözler, dünya, dünya hayatı, dünya hayatı ile ilgili ayetler, imanın şartları, inkar edenler için dünya nedir, kafirlerin dünya hayatına bakışı, sınav, 
DÜNYA HAYATI NEDİR?

Dünya;
sırf kendisi için çalışanı
sınıfta bırakan
tezat bir sınavdır.
Bu sınavı kaybeden
baki dünyasını da kaybeder.
*


Dünya Hayatı ile İlgili Ayetler

Dünya boş bir amaç uğruna yaratılmamıştır

Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık (ENBİYA/16-17)

Dünya bir imtihan yeridir

Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden (erkek ve kadın sularından) yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)

O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. (MÜLK/2)

Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA/35)

Biz yeryüzündeki şeyleri kendisine süs olsun diye yarattık ki, insanların hangisinin daha güzel amel edeceğini deneyelim. (KEHF/7)

Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlaraöyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındır. (BAKARA/214)

Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! (BAKARA/155)

Andolsun ki, biz içinizden cihad edenlerle sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve yaptıklarınızla ilgili haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz. (MUHAMMED/31)

Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir. (AL-İ İMRAN/186)

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?

Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır. (ANKEBUT/2-3)

Dünya hayatı bir aldanıştır

Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, Allah'ın vaadi muhakkak haktır. Sakın bu dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o aldatıcı şeytan sizi, Allah hakkında da aldatmasın. (FATIR/5)

Nefsince de, sabah akşam rızasını isteyerek Rablerine yalvaranlarla beraber candan sabret. Sen dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan gözlerini ayırma. Kalbini, bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin kötü arzusuna uymuş ve işi hep aşırılık olan kimseye uyma. (KEHF/28)

Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve bir günden korkun ki, baba çocuğuna hiçbir fayda veremez. Çocuk da babasına hiçbir şeyle fayda sağlayacak değildir. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, sakın o çok aldatıcı şeytan sizi Allah'ın affına güvendirerek aldatmasın. (LOKMAN/33)

Dünya hayatı kısa ve geçicidir

Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. (RUM/8)

Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez." (NİSA/77)

Ey Muhammed! Sen onlara dünya hayatının misalini ver. Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su sayesinde yeryüzünün bitkileri (her renk ve çiçekten) birbirine karışmış, nihayet bir çöp kırıntısı olmuştur. Rüzgarlar onu savurur gider. Allah her şeye muktedirdir. (KEHF/45)

Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız. (YUNUS/24)

Dünya hayatı bir oyun, tutkulu bir oyalanmadır

Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. (ANKEBUT/64)

Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. (HADİD/20)

Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah'tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur'ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır. (EN'AM/70)

Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Eğer iman eder kötülükten sakınırsanız, Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden bütün mallarınızı harcamanızı da istemez. (MUHAMMED/36)

İ nsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır. (AL-İ İMRAN/14)

İnkar edenler dünyayı ahirete tercih ederler

Hayır, siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz da,

Ahireti bırakıyorsunuz. (KIYAMET/20-21)

Bu (azab) şundan dolayıdır ki, onlar, dünya hayatını sevmiş ve onu ahirete tercih etmişlerdir. Allah da kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez. (NAHL/107)

Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak. (YUNUS/7)


ahiret nedir, ahirete iman, imanın şartları, allah, dünya, dünya hayatı, dünya hayatı ile ilgili ayetler, inkar edenler için dünya nedir, kafirlerin dünya hayatına bakışı, sınav, altın sözler, 

BEDEN DİLİ İLE KARAKTER ANALİZİ

21 Ocak 2020 Salı / No Comments
allah, gölgesi ağır, hissetmek, ilkeli, karekterli olmak, moral motivasyon, prensipli, resimli mesajlar, resimli sözler, beden dili, beden dili ile karakter analizi, karakter analizi, karakter nasıl yazılır, karakter ne demek

KARAKTERLİ OLMAK

Karekter sahibi iseniz, düşman sahibi de olursunuz.
Karekterli olmak, özel olmaktır.
Karekterli insan; ilkelidir, prensiplidir.
Her ortamda farkını hissettirir.
Gölgesi ağırdır. Saygı duyulur, duymak zorunda hissettirir.
Çabuk yıkılmaz, dik durur, gölge gibidir.
Moraldir, bozulur, düzelir. Allah karaktere zeval vermesin. 

*

Beden Dili İle Karakter Analizi

Gündelik yaşamımızda, gerek yüz yüze gerek sosyal ortamlar üzerinden birden fazla insanla iletişim halinde oluruz. Peki, bu gündelik hayatımızdaki insanları ne kadar tanıyor, ne kadar anlayabiliyoruz?

Bazı insanları anlayabilmek çok kolaydır. Dış görünüşüne ve tavırlarına bakınca bir tahminimiz olur, bize göre iyi bir insan olup olmadığını kolaylıkla anlayabiliriz. Peki, ya anlayıp tanıyamadığımız insanlar, onlar konusunda ne yapacağız? Bu konuda işin içine biraz beden dili biraz da fizyonomi giriyor.

Beden dili hakkında herkesin az çok bilgisi vardır ancak “Fizyonomi nedir?” diye soracak okurlarımız için ben kısa bir açıklama getireyim. Fizyonomi, yüz okuma sanatıdır. Yüzün bölümlerinin büyüklüğü, küçüklüğü ve biçiminin neye işaret ettiğini öğretir; karşınızdaki kişinin yüz biçiminden karakter analizi yapmanızı sağlar. Fizyonominin ne kadar etkili ya da ne kadar işe yaradığını kendiniz deneyerek ve araştırarak fikir sahibi olabilirsiniz.

Fizyonomiden kısaca bahsettikten sonra ben yazımın geri kalanında beden diline yer vermek istiyorum. Hadi o zaman başlayalım!

El hareketleri

Yüz yüze konuşmalardan başlayacak olursak önceliği konuşmalarda el hareketlerini çok fazla kullanan insanlara vermek istiyorum. El hareketlerinin konuşmayı kolaylaştırıcı etkisi olmasından dolayı telefonda konuşan kişiler bile karşı taraf kendilerini görmediği halde el ve kol hareketinde bulunarak kendi konuşmalarına yardımcı olmaya çalışırlar. Eller aynı zamanda kişi için en önemli savunma aracıdır.

Ellerin vücuda doğru yaklaştırılması gerginliğin, güvensizliğin ve teslimiyetin ifadesidir. Çok iyi konuşan insanlar bile ellerini bacaklarına yapıştırdıklarında ve ellerini kullanamadıklarında konuşmaları yavaşlamakta, ses tonları zayıf ve vurgusuz olmaktadır. Yani eller vücuda yapışık bir şekildeyken kişi fazla uzun konuşamaz. Eller bacaklara yapışık bir şekilde dururken kişi hem rahat konuşamamakta hem de yaratıcı bir şekilde düşünememektedir. Eğer kişinin düşünmesine ve konuşmasına engel olmak istiyorsanız kişinin ellerini bacaklarına yapıştırmasını sağlamanız yeterli olacaktır. Kişi bu duruş şeklindeyken yaratıcı düşünemediği gibi aynı zamanda da konuşamayacaktır. Eğer bu şekli alan kişi konuşmakta ise bir süre sonra konuşmasında aksaklıklar başlayacak ve kişi konuşmasını sonlandıracaktır.

Avuçların yukarı doğru olması “sana tehdit oluşturmuyorum, ellerim boş, ellerimde sana zarar verecek hiçbir şey yok, sana tehlike arz etmiyorum, bana güvenebilirsin” anlamlarına gelmektedir. Avuç içlerinin yukarı kaldırılması ise zaferin, gücün simgesidir. Kişi bir zafer kazandığında avuçları yukarı gelecek şekilde ellerini havaya kaldırır. Boks maçlarında da kazanan kişinin eli yukarıya kaldırılırken kaybeden kişinin eli aşağıda bırakılmaktadır.

beden26Avuç içlerini saklayan kişiler, bir şeyler saklıyor olabileceği gibi yalan da söylüyor olabilirler. Örneğin, çocuk vazoyu kırdığı zaman annesi “Vazoyu kim kırdı?” diye sorduğunda çocuk suç aleti olan ellerini hemen arkasına saklayarak “Ben kırmadım” der. Avuç içinin gizlenerek gösterilmemesi kişilerin bir şeyler sakladığının göstergesidir. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi avuç içleri doğruluğun, güvenin göstergesidir. Avuçları gizlemenin en kolay yolu ise elleri ya cebe sokmak ya da arkaya almaktır. Eğer bir konuşma esnasında karşınızdaki kişi birden ellerini saklama çabası içerisine giriyorsa ya söylediklerinde bir yalan vardır ya da size söylemediği, sizden gizlediği bir şeyler vardır. Bu kişilere “Benden ne gizliyorsun?” diye sorulduğu takdirde muhtemelen kişi kekelemeye başlayacak ve kaçamak cevaplar verecektir.

Ellerin kenetli bir şekilde göğüslerin üzerinde durması sıkıntının, gerginliğin belirtisi olmaktadır. Sıkıntı arttıkça kişinin elleri göbekten göğse doğru kayar. Yani sıkıntının, gerginliğin az olduğu durumda eller göbek üzerinde kenetlenmiş bir şekilde durur.

İki elin parmaklarının açık bir şekilde parmak uçlarının birbirine değerek çatı gibi bir şekil alması kişinin konuştuğu konuda uzman olduğunu gösterir. Eğer kişi ellerini çatı şeklinde yaparak konuşuyorsa “Ben bu konuda uzman bir kişiyim ve söylediklerime harfiyen güvenebilirsiniz” demek istemektedir.

Elleri ovuşturmak bir fırsat yakalandığının göstergesidir. Eğer kişi ellerini hızlı hızlı ovuşturuyorsa olumlu, yavaş yavaş ovuşturuyorsa olumsuz bir düşünce içerisinde olduğunu göstermektedir.
Ellerin yumruk yapılması öfkenin belirtisidir. Ancak ellerin yumruk yapılarak havaya kaldırılması mutluluğun simgesidir.

Kol hareketleri

Ellerin beden dilindeki öneminden biraz bahsettik. Şimdi ise kol hareketlerinden bahsedelim. Kol hareketlerinin de diğer organlarda olduğu gibi kendine özgü anlamları vardır. Kollar bir insanın en önemli savunma aracıdır. Bir tehlike anında ilk kullandığımız organ kollar olmaktadır. Kolların açılması, kapanması, bedene yaklaştırılması, bedenden uzaklaştırılması, kolların kavuşturulması vb. hareketler his ve düşüncelerin belirtisidir.

Kol kavuşturmak güçsüz hissedildiğinde, yalnız hissedildiğinde, üşündüğünde, karşı taraf dinlenmek istenmediğinde, karşı tarafa kendini kapatmak ve iletişimi sonlandırmak istenildiğinde yapılan bir harekettir.

Elin göğüste kavuşturulması karşı tarafla araya bir şey konulması anlamına gelmektedir. Bu hareket karşı tarafla iletişim kurulmak istenmediğini anlatan bir harekettir. Bu hareketi yapan kişi, karşısındaki kişiye “Seninle iletişim kurmak istemiyorum, senin söylediklerin benim için önemli değil” mesajı vermektedir. Kolların göğüs hizasında kavuşturulması, kişinin kalbinin önüne bir engel koymasıdır. Eğer kişi kalbinin önüne kollarıyla bir engel koyuyor, bir set çekiyorsa bu karşısındaki kişiye direnç gösterdiğini ve o kişiye kalbini kapattığını göstermektedir.

Ellerin bele konulması dirsekleri ortaya çıkarır. Dirseklerin ortaya çıkması ise saldırganlığın, şiddetin belirtisidir. Elleri bele koymak hemcinsler arasında saldırganlığın belirtisi olurken kadın erkek arasında yapıldığında kur anlamına gelmektedir.

İnsanlar özellikle stresli oldukları zaman bir destek obje aramaktadırlar. Bu obje masa, sandalye, peçete, kalem, bardak vb. olabilmektedir. Kişi gerginliğini azaltabilmek için eline bir nesne alır ve gerginlik devam ederse bu nesne ağza götürülür. Yani nesnenin ağza götürülmesi gerginliğinin arttığının bir belirtisidir. Kişi kendisi için rahatlatıcı görünen bir nesneyi araya koyarak karşısındaki kişiyle arasında bir mesafe oluşturup gerginliğini gidermeye çalışır.

Göz hareketleri

Gözler kapandıkça anlatılan bilgiye olan ilgi azalıyor demektir.

Gözler açıldıkça konuya olan ilgi de artmaktadır. Gözlerin açılması söylenilen şeyle çok ilgilenildiğini, o konuyla alakadar olunduğunu göstermektedir.

Gözlerin birdenbire, yani aniden açılması şaşkınlık anlamına gelmektedir. Şaşkınlık ifademizi gözlerimiz çok kolay bir şekilde karşı tarafa anlatabilmektedir. Ancak şaşkınlık saniyelik bir makro ifadedir. Eğer bu ifade otalama dört-beş saniyeden uzun sürüyorsa sahte olduğunu belirtmek gerekir.
Gözlerin hafifçe kısılması anlatılanı anlamak için zamana ihtiyaç duyulduğu anlamına gelmektedir. Gözlerini hafifçe kısan bir kişi, anlatılan şeyi anlamak için karşısındaki kişiden kendisine zaman tanımasını istemektedir.

Gözün birisinin kapatılması verilen bilgilerin eksik bulunulduğunun bir göstergesidir.

Yalan söyleyen insanlar gözlerini kaçırırlar. Eğer konuşurken karşınızdaki sizinle göz temasını keserek gözlerini sizden kaçıyorsa bu o kişinin yalan söylediğinin bir belirtisidir. Karşısındaki kişiyle göz temasını kesmenin yalan söylemek olduğunu bilen birisi ise bu sefer yalan söylerken gözlerini karşısındakinin gözlerine diker. Doğal olanın dışındaki her davranış kişinin yalan söylenildiğinin belirtisidir.

Yandan bakış, yani gözlerin sağa veya sola doğru kayarak bakması karşı tarafı etkilemek, karşıyı kendine çekmek, bir aktris/aktör edası oluşturmak için yapılmaktadır.

Konuşma esnasında başka bir yere bakmak konuşmanın önemini azaltmaktadır. Konuşan kişiye değil de başka taraflara bakılması, konuşan kişiyle ilgilenilmediği anlamına gelmektedir ki böyle bir durum karşısında konuşan kişi de bir süre sonra konuşmak istemeyecektir.
Beden dilinde oturuş biçimleri ve ayaklar

Kişi eğer koltuğun ucunda oturuyorsa yani koltuğun ucuna iyice yaklaşmışsa ve ellerini dizlerinin üzerine koymuşsa, artık görüşmeyi bitirmek istiyordur. İnsanlar bir yerden kalkacakları zaman oturdukları yerin ön tarafına gelerek ellerini dizlerinin üzerine koyup “Hadi bana müsaade” diyerek bir hamlede kalkarlar. Bundan dolayı da bu hareket, kişilerin gitmek istediklerini veya görüşmeyi bitirmek istediklerini belli eden bir hareket olmaktadır.

Bir kişinin koltuğun ucunda kalkmak üzereymiş gibi oturması bir özgüven eksikliğinin belirtisidir. Kişi eğer bu hareketi kalkmak için yapmıyorsa yani kalkmak için koltuğun uç tarafına gelmediyse ve geldiğinden beri bu şekilde sandalyenin ya da koltuğun ucunda oturuyorsa bu kişinin kendisine olan güveni eksik demektir.

Oturdukları koltukları tam dolduran insanlar özgüvenleri yüksek olan ve bulundukları yeri hak ettiklerini düşünen insanlardır.

Ayakların sandalyenin ayaklarına dolanması kenara sıkışmışlığın ve çaresizliğin göstergesi olmaktadır. Kişi ayaklarını geriye doğru çekerek sandalyenin ayaklarına dolarsa bu kişi kendisini köşeye sıkışmış ve çaresiz hissediyordur.

Sandalyeye ters oturmak asiliğin ve kurallara uymayışın bir göstergesidir. Bu şekilde oturan kişiler “Ben asi bir insanım ve bakın kurallara bile uymuyorum” demek istiyordur.

Koltuğun kenarlarına oturmak üstünlük göstergesi anlamına gelmektedir.

Oturduğumuz yer insanın kişiliği hakkında bilgi vermektedir. Kapıya yakın oturmak özgüven eksikliğinin bir göstergesi olmaktadır.

Bacak bacak üstüne atmak olumsuz bir anlam içermektedir. Ancak burada kişi uzun süre oturduğunda bir rahatlama ihtiyacından dolayı da bacak bacak üstüne atabilir.

Kişinin hareketlenmeye başlanması gerginliğin göstergesi olmaktadır. Çok hareketli olan, oturduğu yerde sürekli kıpırdanan kişi bulunduğu ortamdan dolayı gerginlik içine girmiştir.

Ayakların kilitlenmesi kişinin savunmada olduğunu gösterir.

Bir kişiyle diyalog halindeyken kişinin sizinle sohbet etmek isteyip istemediğini kişinin ayak ve gövdesinin yönünden anlamanız mümkün olmaktadır. Eğer kişi size yarı dönük bir vaziyette ya da hiç size dönmeden sadece başını çevirerek konuşuyorsa bu kişi sizinle muhabbet etmek istemiyordur.
Okuduğunuz üzere, beden dilindeki anahtar davranışlar aslında günlük hayatımızda çoğunlukla karşımıza çıkan şeyler. Ben bu yazıda sadece belirli kısımlarından bahsedebildim. Aslında beden dili çok geniş bir yelpaze gibidir. Kişinin uyuma, soyunma ve hatta konuşmadaki ses tonuna kadar karakterini ele vermesinden bahsedilebilir. Daha fazla bilgi almak, bence size bir şey kaybettirmez, aksine kazandır. Daha çok öğrenmek, insanları daha çok tanımak gerekir.

*Yararlanılan kaynaklar: Beden Dili Kursu/Derya Talas 



allah, gölgesi ağır, karekterli olmak, moral motivasyon, resimli mesajlar, resimli sözler, beden dili, beden dili ile karakter analizi, karakter analizi, karakter nasıl yazılır, karakter ne demek

RIZIK ALLAH'TANDIR

16 Eylül 2019 Pazartesi / No Comments
aciz, açlık, allah, anne, anne sütü, canlı, muhtaç, ölüm, rızık allah'tandır, rızkı veren, rızkın sahibi allah'tır, varlık, yaratıcı, yaratılan, rızık nedir, rızkı kim verir
aciz, açlık, allah, anne, anne sütü, canlı, muhtaç, ölüm, rızık allah'tandır, rızık nedir, rızkı kim verir, rızkı veren, rızkın sahibi allah'tır, varlık, yaratıcı, yaratılan, 
RIZIK ALLAH'TANDIR.

Rızkın sahibi ve rızkı veren Allah'tır.
*
En aciz canlılara ve onların yavrularına rızkı Allah gönderir.
Kuş yavrularını anneleri ağzında ve midesinde hazırladığı 
yemeklerle ağızdan besler.
Anneleri yemek getirmese aç kalır ve ölürler.
*
İnsan yavrusu en aciz canlıdır.
Yıllarca annesine muhtaç yaşar.
Bebek anne sütü alamazsa yada annesi beslemezse acından ölür.
*
Allah kurduğu nizamla en aciz varlıkların rızkını göndermektedir.
*
Karınca zayıf olduğu için aç kalmaz. 
Aslanın da güçlü pençelerinden dolayı karnı doymaz. 
Rızkın sahibi Allah'tır...
*
 Ve 'Sizleri ummadığınız, beklemediğiniz yerden rızıklandırırım' demektedir.


aciz, açlık, allah, anne, anne sütü, canlı, muhtaç, ölüm, rızık allah'tandır, rızkı veren, rızkın sahibi allah'tır, varlık, yaratıcı, yaratılan, rızık nedir, rızkı kim verir

GÜNÜN DUASI

17 Temmuz 2019 Çarşamba / No Comments
allah, allah yazısı, dua ayetleri, dua hadisleri, dua nedir, dualar, en güzel dualar, günün duası, günün duası hadis, peygamber duaları, nasıl dua etmeliyiz


'Senin büyüklüğün kadar lütuf, ikram ve ihsanların da büyüktür. Bizim küçüklüğümüze değil, Senin büyüklüğüne yakışır bir şekilde Senden lütuf ve ikramlarını bekliyoruz.' Amin

Dua nedir?


Dua, ibadetin özüdür. İnsanın, bedenen yeme ve içmeye muhtaç olduğu gibi ruhen de dua etmeye, yalvarıp yakarmaya ihtiyacı vardır. İnsan aciz bir varlıktır. İstediği her şeyi elde edemez; her ihtiyacını kendisi karşılayamaz; başına gelecek her bela ve musibete de karşı koyamaz. Kendi durumunu düşünen her insan Yüce Yaratana mutlaka ihtiyaç duyar, O’na dua ve niyazda bulunur. Bu ihtiyaç insanda fıtrîdir. Bu ihtiyaç, her vesile ile değişik şekillerde kendini gösterir.

Nasıl Dua Etmeliyiz?


Dua; inanma, dayanma ve isteme ihtiyacı içerisinde bulunan insanı; rahmeti sınırsız, mutlak kudret sahibi olan Allah’a bağlayan, manevi bir bağdır.
Dua; ıstırapların, maddi ve manevi dertlerin şifa menbaıdır. Dua, ümit ve huzur kaynağıdır; yaşama aşkını dirilten bir rahmettir. Peygamberimiz (s.a.v) duayı; rahmet kapılarının anahtarı, müminin silahı, dinin direği, ibadetin özü olarak nitelendirmiştir. [Tirmizi, No: 3368-69] 

Çünkü dua etmenin özünde Allâh’a teslim olmak, O’na kulluk etmek bilinci vardır.


Rabbiniz şöyle dedi: “Bana dua edin, duanıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”[Mü’min, 40/60] 

Kullarım beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” [Bakara: 2/186] buyurarak, kendisine dua edilmesini istemekte, yapılan duaları da kabul edeceğini müjdelemektedir.


Kabul edileceğini ümit ederek dua etmeliyiz. Dualarımızı eylemle destekleyerek fiili duaya çevirelim. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: 

“Kul, elini açarak Allah’tan hayır bir şey dilerse; Yüce Allah, kulunun elini boş olarak geri çevirmekten haya eder” [Tirmizi No: 3556] 


Bu hadîs-i şerîften; içtenlikle yapılan duaların kabul göreceği anlaşılmaktadır. 


Bir başka hadîs-i şerifte de: Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a, (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, iyilik edenlere çok yakındır.” [İbn’i Hanbel, III, 18] buyurulur.


Yüce Allah:”Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin, O’na korku ve ümitle dua edin” [Ârâf, 7/55,56] buyurarak duanın nasıl yapılacağını bildirmiştir.

İnsan, sadece sıkıntılı olduğu zaman değil; rahatlık anında da çokça dua etmeli ki sıkıntılı anında yapmış olduğu duaları kabul görsün.

İnsan, elde etmek istediği şeyin maddi sebeplerine de baş vurmanın şart olduğunu bilmeli, bununla birlikte Cenâb-ı Allâh’a da dua etmelidir. Dua etmek hiçbir zaman bir Müslüman’ı tembelliğe sevk etmemelidir. Bir hastanın ilaç kullanmaksızın: “Allah’ım şifa ver” diye dua etmesi yanlış olduğu gibi; ilaç kullandığını düşünerek Allah’tan şifa dilememesi de doğru değildir.

Özetle, isteklerimizin gerçekleşmesi, sıkıntı ve dertlerimizin bitmesi için önce üzerimize düşeni yapmalıyız, sonra da Allah’a dua etmeliyiz. Duayı hayatımızın bir parçası haline getirmeli, her zaman Allah’a içtenlikle yalvarmalıyız.

allah, allah yazısı, dua ayetleri, dua hadisleri, dua nedir, dualar, en güzel dualar, günün duası, günün duası hadis, peygamber duaları, nasıl dua etmeliyiz

İMAN VE İMTİHAN

3 Temmuz 2019 Çarşamba / No Comments
allah, iman derecesi, iman nedir, imtihan nedir din, oran orantı, ruh, iman imtihan kompozisyon, osman nuri topbaş iman ve imtihan, iman artıkça imtihan artar, altınoluk dergisi iman imtihan

Allah kimseye kaldıramayacağı yük yüklemez.
Yük miktarı iman ile doğru orantılıdır.
İmanın seviyesi arttıkça imtihanın şiddeti de artar.
Her insanın imtihanı ruh yapısına göre aynı derecede ağırdır.

*
İMAN İMTİHAN

Tasavvufun başlıca gâyesi, ham insanı ihlâs ile tezyîn ederek kâmil insan hüviyetine kavuşturmaktır. Çünkü insan, kendisini Rabbine vâsıl edecek kudret akışları ve Rabbânî sırlarla techîz edilmiş olan şu kâinâta, ebediyyet âlemine hazırlanmak için gelmiş ve bu maksada binâen muhtelif imtihânlara tâbî kılınmıştır. Onun, ebedî âlemde kendisi için hazırlanmış olan nîmetlere nâil olabilmesi de, bu imtihânları kazanarak bir kalb-i selîm elde edebilmesine bağlıdır.

Bu nükte dolayısıyladır ki insanlar, îmân ve fazîlet dâvâsında çile, sıkıntı, ızdırap ve elemle dolu binbir merhalelerden geçirilirler. Böylece Hakk yolunda ilâhî dâvânın sâdıkları ile fâsıkları birbirinden ayırd edilir. Bunun içindir ki, sâdece îmân etmek kâfî değildir. Onu amel-i sâlihle süsleyerek ilâhî imtihânlarda muvaffak olabilecek bir seviyeye yükseltmek zarûreti vardır. Allâh Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Elif. Lâm. Mîm. İnsanlar yalnız inandık demekle hiç imtihân edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?”

“Şânım hakkı için onlardan öncekileri de imtihân ettik. Elbette Allâh, (dîn ve îmân dâvâsında) sâdık olanlarla yalancıları bilmektedir.” (el-Ankebût, 1-3) buyurarak îmân ve imtihânın âdetâ içiçe olduğunu beyân eylemiştir.

Buna göre; îmân bir lutuf, imtihân da onun miyârı, kuldan istenilen sabır ve teslîmiyyetle îmânı muhâfaza ise, bir bedel mesâbesindedir. Yâni Hakk Teâlâ, verdiği lutfunun yüceliğini ve değerini idrâk ettirmek için kullarına takdîr buyurduğu imtihânlarla -onların iktidarları nisbetinde- âdetâ bir bedel taleb etmektedir. Âyet-i kerîmedeki:

“Allâh mü’minlerden mallarını ve canlarını, onlara (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır.” (et-Tevbe, 111) ifâdesi de, bu hakîkatin bir tezâhürüdür.

Dolayısıyla, rızâ-yı ilâhîyi kazanmak için, Hakk’ın istediği bedelleri (can, mal-mülk, vesâireyi) seve seve O’nun yolunda fedâ etmek, îmânın kemâline vesîledir. Mü’minlerin şu imtihân dünyâsındaki ibtilâ, mihnet ve meşakkatlerinin, âhıret kazancına bir bedel olarak kaydedildiği şüphesizdir.

Diğer taraftan dünyâ ihtirasına kapılmış îmânsızların, Kur’ân’a ve dîni yaşamaya çalışanlara yaptıkları tecâvüzler ise, onlar için ebedî ızdırap ve felâket dolu bir cehennem azâbının kahredici bedeli hükmündedir. Zîrâ onlar, iki yönden azâbı hak etmektedirler. Biri îmân etmemeleri, diğeri de mü’minlere zulmetmeleridir.

Böyle sıkıntılı zamanlarda ibâdet ve amel-i sâlihde bulunup ihlâsı elde edebilmek ve Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in rûhâniyetine bürünebilmek zarûrîdir.

Amel-i sâlih nedir? Amel-i sâlih, ne pahasına olursa olsun Allâh’ın râzı, Hazret-i Peygamber’in hoşnûd olacağı bir îmân, ibâdet ve yüksek ahlâkı, hayât düsturu eylemektir. Ehl-i tasavvuf, amel-i sâlihi, ta’zîm li-emrillâh (Allâh’ın emirlerine hakkıyla riâyet) ve şefekat li-halkıllâh (Allâh’ın mahlûkâtına merhamet) kâidesinin yaşanması olarak târif etmişlerdir. Bilhassa dîn ve îmân bakımından sıkıntılı zamanlarda bunlara riâyet, Allâh Teâlâ’nın nusrat ve rahmet-i ilâhiyyesini mûcibdir. Âyet-i kerîmede buyurulur:

“(Ey mü’minler!) Eğer (başınıza gelen sıkıntılara aldırmayıp Allâh’ın dînini yaşamak husûsunda) sabır (ve sebât) eder ve ittikâ ederseniz, (yâni hem takvâ üzre Allâh’a sığınır, hem de gerekli tedbirleri alarak korunursanız), onların (İslâm düşmanlarının) hîle ve tuzağı size hiçbir zarâr vermez! Çünkü Allâh, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” (Âl-i İmrân, 120)

İslâm târihine bakıldığı zaman, Allâh’ın yardımı sâyesinde mü’minlerin, çok az bir güçle büyük muvaffakıyetler elde ettiği görülür. Bedir, Mûte, Târık bin Ziyâd’ın İspanya’ya çıkışı, Malazgirt ve birçok zaferler bu hakîkatin birer misâlidirler. Diğer taraftan bütün dünyâya “i’lâ-yı kelimetullâh”ın imzâsını atan muhteşem Osmanlı Devleti de 400 atlı ile kurulmuştur. En son olarak şâhid olduğumuz Çeçenistan’ın koca Rusya’yı dize getirmesi de, yine bu nusrat-i ilâhiyye bereketiyledir.

Bu da gösteriyor ki müslümanlar, ihlâsları ölçüsünde muvaffak olmaktadırlar. Yâni ihlâsdan ayrılmayan kuvvet ve kudrette yenilmez hâle gelir; ihlâsını kaybeden de gücünü kaybeder. Bu husûsda Allâh Teâlâ şöyle buyurur:

“(Ey mü’minler! Siz Hakk yolunda ihlâs, sabır ve takvâya sarılınız!) Eğer Allâh size yardım ederse, sizi yenecek yoktur… (Sakın gaflet ve cehâletle O’nun yolundan ayrılmayın; dînden tâviz vermeyin! Zîrâ Allâh), eğer sizi yüzüstü bırakırsa, O’ndan sonra size kim yardım edebilir? Mü’minler, yalnız Allâh’a güvenip tevekkül etsinler!..” (Âl-i İmrân, 160)

Hâsılı her hâlükârda, yâni bütün meşakkat ve zorluklara rağmen Allâh ve Rasûlullâh yolunda yürümek, mü’minin îmân şiârıdır. Ve her mü’min bu îmân nîmetinin bedelini Hakk Teâlâ’ya ödemelidir. Kaldı ki, bu bedeli ödeyenler için âyet-i kerîmede “Allâh’a borç verenler” ifâdesi kullanılmış ve bunun karşılığını da Cenâb-ı Hakk’ın fazlasıyla vereceği beyân buyurulmuştur:

“Kimdir o kimse ki, Allâh’a güzel bir borç versin de, Allâh da ona kat kat fazlasıyla (verdiğini) ödesin!..” (el-Bakara, 245)

Bununla birlikte bedeli ödenmeyen bir şeyin talebi ise, aslâ mümkün değildir. Yine âyet-i kerîmede buyurulur:

“(Ey mü’minler!) Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmezden önce cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki, nihâyet Peygamber ve onunla birlikte inananlar: Allâh’ın yardımı ne zaman? diyecek olmuşlardı. Bilin ki Allâh’ın yardımı yakındır.” (el-Bakara, 214)

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyururlar:

“Mü’min bir erkek veya kadın; nefsinde, çoluk çocuğunda, malında imtihâna uğrar, tâ ki Allâhımız’a temiz ve günâhsız kavuşsun…”

Demek ki kula verilen imtihânların hikmeti, sadece sâdıklar ve fâsıkların birbirinden ayırd edilmesi için değil, aynı zamanda kulun, günâh kirlerinden temizlenmesi içindir.

Bu sebebledir ki, zâlimlerin inananlara yaptıkları zulümler, zâhiren kahır gibi görünse de îmânını koruyabilenler için bir lutufdur. Hadîs-i şerîfde:

“Meşakkat çektiğin kadar istifâde edersin!” buyurulmaktadır.

Her şey bir bedel mukâbilidir. Râm olmadan sâhib olabilmek mümkün değildir.

Firavun’un sihirbazları, Mûsâ -aleyhisselâm-‘ın mûcizesi karşısında: “-Âlemlerin Rabbine, Mûsâ ve Hârûn’un Rabbine îmân ettik!” diyerek derhal secdeye kapanmışlardı. Ahmak Firavun, öfkelendi ve gücünü, vicdanlara da hükmederek göstermek istercesine haykırdı: “-Ben size izin vermeden ona îmân ettiniz ha! Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!..” dedi. Sihirbazlar ise büyük bir îmân vecdi içinde:

“-Senin zulmün bize bir zarar veremez! Senin zarârın dünyâya âiddir. Âhıret seâdeti ise, ebedîdir!” ifâdesinde bulundular ve şöylece Cenâb-ı Hakk’a ilticâ eylediler: “Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver ve müslüman olarak canımızı al!”

Velhâsıl sihirbazlar, aslâ Firavun’a meyletmediler ve onun tehdîdlerine aldırmadılar; nihâyet nâil oldukları hidâyetin bedelini, kolları ve bacaklarının çapraz kesilmesi şeklinde ödeyerek şehîd ve velî olma şerefiyle Cenâb-ı Hakk’a kavuştular.

Zâlimler, îmânlarını suç sayarak Ashâb-ı Uhdûd’u hendeklerde yakıyorlardı. O sâdık mü’minler, buna rağmen inançlarından vazgeçmediler ve dâvâları uğruna korkusuzca ölüme giderek îmânlarının bedelini Hakk Teâlâ’ya minnetle ödediler. Böylece Allâh Teâlâ da, onları seçkin ve sâlih kulları arasına dâhil eyledi. Ashâb-ı Karye’den Habîb-i Neccâr, îmânı ve irşâdı dolayısıyla taşlanarak katledilmişti. Fakat son ânında ilâhî lutuflar kendisine gösterildi de o, kavminin gafletine acıyarak: “Keşke kavmim bunu bilseydi!..” (Yâsîn, 26) dedi. Zîrâ kendisine, taşlanmasının karşılığında sonsuz bir seâdet bahşedilmişti.

Yine hıristiyanlığın ilk yayıldığı dönemlerde Romalılar, Yunanlılar ve putperestlerle birleşip ehl-i îmânı sirklerde hayvanlara parçalatıyorlardı. Ancak gerçek îmân sâhibleri, bu zulme rağmen Allâh indindeki yüce mükâfâtı tercîh ederek îmânlarının bedelini arslanların ağızlarında parçalanmak sûretiyle ödediler ve ebedî kazanca nâil oldular.

İlk müslümanlar da, Mekke devrinde hicrete kadar onüç sene îmânlarının bedellerini ödediler. Açlık, zulüm, Habeşistan hicretleri gibi birçok meşakkatler, hep bir îmân bedelinin mukâbili idi. Nihâyet Medîne gibi her bakımdan İslâm’ın kalbi olan bereketli bir belde ile ulvî bir İslâm hayâtına nâil oldular. Allâh Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘in Tâif’de çektiği sıkıntı, cefâ ve elemler de, O’nu, hiçbir peygambere nasîb olmayan Mi’râc nîmetine kavuşturmuştur.

Diğer taraftan dînî hayâtı himâyesine almış olan Allâh -celle celâlühû-, kudret ve azametine rağmen ehl-i îmâna yapılan dînsizlik muamelelerini de hiçbir zaman cezâsız bırakmamıştır.

Târîh, îmân ve ahlâk yolundan çıkan azgınlara tatbîk olunan azâblar, ilâhî gazablarla doludur. Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin kibirli ve zâlim insanları; peygamberlerle mücâdele eden, kendisinin tanrı olduğunu iddiâ eden ve sonunda bir avuç suda helâk olan Firavun; bir sineğin mağlûb ettiği Nemrûd; yaşayışları hayvanlardan daha aşağı olan ahlâksız Lût kavmi ve birçok benzerleri, zulümlerine ve isyânlarına bürünerek dünyâdan gelip geçtiler.

Onların arkasından semâlar ağlamadı. Gözler yaşarmadı. Gönüller sızlamadı. Bilâkis mazlûmlarının âhları ve bedduâları ile onlar, târihin çöplüğünde yok olup gittiler. Saltanat sürdükleri yerleri, şimdi baykuşlar ve köpekler şenlendiriyor.

Küfür, isyân, zulüm ve haksızlık târihi, ilâhî intikâmın dehşetli örnekleri ile doludur. Allâh’a ve peygamberlerin gösterdiği yola muhâlefet ve isyân edip inananlara zulmedenlerin, er-geç ilâhî kudretin acı azâbı ve çetin tecellîleri ile karşılaşmaları, kaçınılmaz bir mecbûriyet ve değişmez ilâhî bir kânûndur. Hayatta en çok korkulan ve ilâhî bir tehdîd olan hâdiseler; tûfânlar, kasırgalar, zelzeleler, kıtlık, azab dolu ateş bulutları, düşman işgalleri ve sârî hastalıklar, ilâhî gazap dolu tecellîlerdir.

“Tabiat olayları” olarak görülen bu tip vak?alar, gelişi-güzel olmayıp birçok sebep ve hikmetlere bağlıdır.

Bu tip acı hâdiseler, insanların isyanları ve günâhları sebebiyle meydana gelir. Ve ilâhî nizâmın felâketleri, tahakkuk safhasına girer.

Allâh -celle celâlühû-, -hâşâ- zâlim değildir. Fakat bu felâketlerin, kulların hak etmesiyle zuhûr ettiği bir gerçektir. Cenâb-ı Hakk, bu hakîkati âyet-i kerîmede şöyle bildirir: “Başınıza gelen herhangi bir musîbet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir…” (eş-Şûrâ, 30) Dolayısıyla ilâhî nizâma ve kudsî esaslara karşı koyanların, ilâhî intikâmın acı tatbîkâtı ile karşılaşmaları kaçınılmazdır. Bütün fizikî hâdiselerin içinde binbir türlü esrâr gizlidir. Bu esrâr, peygamberlere ve ehl-i kalbe ayândır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususdaki beyanlardan birkaç örnek şöyledir:

“Biz refâhından şımarmış nice memleketleri helâk etmişizdir. İşte, onların kendilerinden sonra pek az iskân görmüş harâbeleri!.. Biz onların (hepsinin) vârisi olduk…” (el-Kasas, 58) “İşte bak, zâlimlerin sonu nasılmış?!.” (el-Kasas, 40) “Onlardan önce, kendilerinden kuvvetçe pek üstün nice nesiller helâk ettik; beldelerde oyuklar (sığınaklar) tuttular, kaçacak delik aradılar; kurtulabildiler mi? Bu hususda, kalbi olan veya hazır bulunup kulak veren kimselere mev’izalar, ibretler vardır…” (Kâf, 36-37) “Sonra onların ardından başka nesiller getirdik…” (el-Mü’minûn, 42)

“Zâlim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücûda getirdik…” (el-Enbiyâ, 11)

“Şüphesiz O’nun yakalaması, pek elem vericidir, pek çetindir!” (Hûd, 102)

“Andolsun ki, civârınızdaki memleketlerden nicelerini helâk ettik.. Belki doğru yola dönerler diye âyetleri (böyle) tekrar tekrar açıklıyoruz!.” (el-Ahkâf, 27)

“Andolsun ki biz, sizin benzerlerinizi helâk ettik. Düşünüp ibret alan yok mu? (Nerde kendine gelen?)” (el-Kamer, 51)

Allâhımız; Nemrûd’un ateşlerini, Hazret-i İbrâhim îmânı ile gülistâna çeviren, Fir’avn’ın saltanatını Hazret-i Mûsâ asâsı ile altüst eden, Kâbe’yi yıkmaya kalkışan Ebrehe ordularının fillerini ve askerlerini küçük kuş ordularına çiğneterek Mekke’nin civârını fil mezarlığına çeviren ve benzerî azgın kavimleri altüst eden ve Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-i, “melek, rüzgâr, korku” gibi görünmez askerlerle te’yîd ederek O’na zafer ufukları açan, kahredici bir kudret sâhibidir.

Dolayısıyla îmân ve İslâm’a karşı bayrak açan her âsî, kahr-ı ilâhînin azametli pençesinde helâk olmaya rmahkûm olmuş demektir.

Cenâb-ı Hakk, Kur’ân-ı Kerîm’de buyurur:

“… Yerin göğün hazîneleri Allâh’a âiddir. Fakat münâfıklar bunu anlamazlar.” (el-Münâfikûn, 7)

Bu itibarla mü’minlerin, binbir çileli hâdise ile imtihân geçirirlerken İslâmî teâhhüdlerine, dînî râbıtalarına ve ahlâkî güzelliklerine dikkatle îtinâ etmeleri îcâb eder. Bunun aksine, değişen hayât telâkkîleri karşısında ve menfaat mukâbilinde îmân cevherini yaz-boz tahtası hâline getirmek, îmânî tehlike ile karşı karşıya gelmektir. Bu husûsda Cenâb-ı Hakk’ın îkâzı çok şiddetlidir:

“Onlar ki îmân ettiler, sonra inkâr ettiler; daha sonra yine îmân ettiler, yine inkâr ettiler; sonra inkârları arttı; işte Allâh, onları ne bağışlayacak, ne de doğru yola iletecektir.”

“(Ey Rasûlüm!) Acı bir azâbın onlar için olduğunu münâfıklara müjdele!”

“Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost tutuyorlar. Onların yanında (şeref ve) izzet mi arıyorlar? (De ki:) Bütün (şeref ve) izzet (ler) tamâmen Allâh’a âiddir.” (en-Nisâ, 137-139)

Unutmamalıdır ki insan, hayât ve ölüm kanunlarına tâbîdir. Yaşatan ve öldüren Allâh Teâlâ’nın verdiği makâm ve mevkî karşısında Allâh’dan gâfil olarak îmânı koruyamamak ne müthiş bir ahmaklık ve hüsrândır.

İnsanda göz, kulak, el, ayak, söz, şuûr, vicdân gibi maddî ve mânevî techîzât, öncelikle fıtrî gâyeye mebnî olarak, yâni kulu ilâhî hakîkate mazhar kılmak için verilmiş Rabbin yüce ihsânlarıdır. Göz, âfâkî hak parıltılarını görmek; kulak, ilâhî irşâd seslerini duymak; el, hayırlara mecrâ olmak; ayak, hasenâta ve hizmete seferber olmak; söz, gönül akışlarını dile getirmek ve ilâhî kelimeleri okuyup kalbin zikrullâh ile itmi’nâna ermesini sağlamak; şuûr, dış âlemdeki kudret akışlarını idrâk etmek; vicdân, iç âlemdeki kudsî parıltıları, rûhânî temasları derlemek için verilmiştir.

Bu nûrânî teşkilâtı, fısk u fücûrda kullanmak, fıtrî gâyeye ihânet, yaradanına isyândır. Bunları yerli yerinde kullanmak da fıtrata dönmek, kalbini rûhânî hayâtla gıdâlandırmaktır.

Dîni himâyesi altına almış olan Allâh -celle celâlühû-‘nun, kudret ve azameti karşısında müslümanlara ve Kur’ân’a tasallut teşebbüslerinde bulunanların er-geç ilâhî intikâma dûçâr olacakları muhakkaktır.

Sînelerde zehirli bir yılan gibi çöreklenen, zaman zaman da iz’aç halkaları ile kımıldayan zehirli ağızların ve şuûrsuz kalemlerin temiz dindarları ne kadar rencide ettiği mâlûmdur.

Şunu iyi bilmek îcâb eder ki, fıtrî asâleti bozmak, Allâh’ın yarattığını değiştirmek imkâsızdır. Dînsizlik, ne kadar zulümle yaygınlaştırılmaya çalışılsa da, dînin, rûhî ve vicdânî derinliklere yerleştirilmiş ulvî köklerinin yeşermesine mânî olunamaz. Kulun, Rabbine yakınlaşmak ihtiyâcı durdurulamaz. Yaradılışdaki bu ulvî neş’eler önlenemez. Çünkü ilâhî kudret, dîn ihtiyâcı ve Rabbe yakınlaşmayı sünnetullâh olarak takdîr buyurmuştur.

“Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır dök! Ayaklarımızı (dîninde ihlâs üzere) sâbit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!..” (el-Bakara, 250)

“Ey Rabbimiz! Bize, rasûllerine va’dettiğini lutfeyle; kıyâmet günü bizleri rezîl ve perîşân eyleme!..” (Âl-i İmrân, 194)

Âmîn…Osman Nuri Topbaş/Altınoluk Dergisi





allah, iman derecesi, iman nedir, imtihan nedir din, oran orantı, ruh, iman imtihan kompozisyon, osman nuri topbaş iman ve imtihan, iman artıkça imtihan artar, altınoluk dergisi iman imtihan

HUZURLU OLMANIN YOLLARI

2 Temmuz 2019 Salı / No Comments
allah, hayır ve şer, huzur nedir, huzurlu olmak, huzurlu olmanın yolu, huzurlu olmanın yolları, huzurlu olmak için ne yapmalı, nasıl huzurlu olunur, imtihan nedir, melekler, sabır, altın sözler, altın öğütler

Huzurlu olmak için yapmamız gerekenler...

*ZORLAMA!

Bırak hey şeyi doğal akışına...

*SAKİN OL!

Yavaş, Yavaş, Sakin, Sakin ne kendini nede başkalarını yorma...

*KENDİNİ SUÇLAMA, HOŞGÖR!

Geçmişde yaptığın hatalar için kendini suçlama, hoş görmeye çalış...

*MÜKEMMELİYETCİ OLMA!

Her zaman senden daha iyi birilerini olabileceğini kabul et...

*KENDİNİ CEZALANDIRMA!

Kendine karşı daha yumuşak ve şefkatli ol...

*SÖYLEME YAP!

Gerekeni gerekdiği zaman yap, söylenmenin kimseye faydası olmaz.Bu günün işini yarına bırakama, erteleme...

*HAYATTA  HER ZAMAN MUCİZELER VARDIR UNUTMA!

Eger inanmıyorsan Mucizelere, daha önce yaşadığın mucizeleri düşün, yine olacağına inan...

*HER ZORLUGUN  OLUMLU BİR TARAFI VARDIR,İYİ BİR SEBEBİ MUTLAKA VARDIR UNUTMA!

Zorlukların içinde  mutlaka bir ipucu vardır , onu görmeye çalış...

*ŞÜKRET!

Senden daha zor durumda olanları düşünerek ŞÜKRET...

*SORUMLU

ERDEMLİ

ÇALIŞKAN

SABIRLI

OL!

Senden daha da zor durumda olanları hiç unutma ve haline hep şükret...

*KENDİNİ SONSUZLUGA HAZIRLA,KISA  DÜNYA GÜNLERİNİ YAZIK ETME!

Zaten bunu başardığın an huzurlu ve mutlu yaşamayı keşfetmiş,huzursuz ve mutsuz yaşama veda etmiş olacaksın...

allah, hayır ve şer, huzur nedir, huzurlu olmak, huzurlu olmanın yolu, huzurlu olmanın yolları, huzurlu olmak için ne yapmalı, nasıl huzurlu olunur, imtihan nedir, sabır, altın sözler, altın öğütler




DEDE KORKUT SÖZLERİ

17 Haziran 2019 Pazartesi / No Comments
allah, aminler, dede korkut, dede korkut sözleri, dede korkut hikayeleri, altın sözleri dede korkuttan özlü sözler, düşman içerden olursa kapı kilit tutmaz, oğul, resimli sözler, yakarış,

DEDE KORKUT

Dede Korkut diyor ki;
"Kahpe içerken olunca,
kapı kilit tutmaz Oğul!
Halk içinde bozgunluk yapan
haindir Oğul!..

*
allah, altın sözler, dede korkuttan özlü sözler, dede korkut, dede korkut hikayeleri, dede korkut sözleri, düşman içerden olursa kapı kilit tutmaz, resimli sözler, yakarış, dede korkut kimdir, 
Dede Korkut'tan özlü sözler:

Allah Allah demeyince işler olmaz.
*
Kadir Tanrı vermeyince kişi zengin olmaz.
*
Ezelden yazılmasa kul başına bela gelmez.
*
Ecel vade ermeyince kimse ölmez.
*
Ölen adam dirilmez, çıkan can geri gelmez.
*
Bir yiğidin kara dağ kadar malı olsa yine toplar ama nasibinden fazlasını yiyemez. Sular çağlayıp taşsa deniz dolup taşmaz.
*
Kibirli olanı Allah sevmez.
*
Gönlünü yüce tutan kişide zenginlik olmaz.
*
Eloğlu, beslemek ile oğul olmaz.
*
Külden tepecik olmaz, güvey de oğul olmaz.
*
Cariyeye güzel elbise giydirsen hanım olmaz.
*
Lapa lapa karlar yağsa yaza kalmaz erir.
*
Yeşil çimenler de güze kalmaz, solar.
*
Eski pamuk bez olmaz.
*
Kara koça kıymayınca yol alınmaz.
*
Er malına kıymayınca adı çıkmaz.
*
Kız anadan görmeyince öğüt almaz.
*
Oğul atadan görmeyince sofra sermez. Oğul atanın iki gözünden biridir. Talihli oğul yetişse ocağının közüdür. Oğul dahi neylesin baba ölüp mal kalmasa. Baba malından ne fayda başta devlet olmasa.
*
Devletsizlik şerrinden Allah saklasın hanım sizi.
*
Dede Korkut aşağıdaki bölümde hayatın içine biraz daha girer. Karakterleri ele alır:
*
Sarp yokuş çıkarken cins ata yiğit binemez. Binse de inmese daha iyi.
*
Namertler kılıcı çalınca keser, kesmese daha iyi.
*
Çalabilen yiğide ok ile kılıçtan bir çomak daha iyi.
*
Misafiri olmayan kara evler yıkılsa daha iyi.
*
Atların yemediği acı otlar bitmese daha iyi.
*
Adam içmez acı sular akmasa daha iyi.
*
Atasının adını yürütmeyen hoyrat oğul olmasa daha iyi. Ana rahmine düşünce doğmasa daha iyi.
*
Yalan söz bu dünyada olmasa daha iyi.
*
Arifler üç otuz on (doksan) yaşını doldursa daha iyi. Üç otuz on yaşınız dolsun, Hak size kötülük getirmesin, devletiniz payidar olsun hanım hey.
*
Üçüncü bölümde bazı varlıkların özelliklerine işaret ederek, hayata doğru bakmanın yollarını gösterir:

Uzak yerlerin otlaklarını geyik bilir.
*
Yeşermiş çimenleri yaban eşeği bilir.
*
Ayrı yolların izini develer bilir.
*
Yedi dere kokularını tilki bilir.
*
Gece vakti kervan gittiğini çayır kuşu bilir.
*
Oğul kimden olduğunu ana bilir.
*
Erin ağırını, hafifini at bilir.
*
Ağır yükler zahmetini katır bilir.
*
Her nerede acı çeken varsa çeken bilir.
*
Gafil başın ağrısını beyin bilir.
*
Koçla kopuz götürüp ilden ile beyden beye ozan gezer. Cömerdi, cimriyi ozan bilir. Karşınızda çalıp söyleyen ozan olsun. Azıp gelen kazayı Tanrı savsın hanım hey.
*
Yine üçüncü bölümde dini özellik taşıyan bir methiye söyler:

Ağzımı açıp da övecek olsam, ütümüzde Tanrı güzel.
*
Tanrı dostu, din rehberi Muhammed güzel.
*
Muhammedi'n sağ yanında namaz kılan Ebu Bekir Sıddık güzel.
*
Kuran'ın otuzuncu cüzünün başında "amme" güzel.
*
Hece hece (tecvitle) okunan Yasin güzel.
*
Kılıç çalıp dine yardım eden Ali güzel.
*
Ali'nin oğulları, peygamber torunları Kerbela şehitleri Hasan ile Hüseyin güzel. Yazılıp dizilip gökten gelen Kuran güzel.
*
O Kuran'ı yazıp çoğaltan âlimler serveri Osman bin Affan güzel.
*
Engin bir yerde kurulmuş Mekke güzel.
*
Ol Mekke'ye sağ gitse esen gelse sadakat içindeki hacılar güzel.
*
Hesap gününde Cuma güzel. Cuma günü okunan hutbe güzel.
*
Evde oturan eş güzel. Şakakları ağaran baba güzel. Ak sütünü yavrusuna emziren ana güzel.
*
Sıra sıra yola düzülen kara develer güzel.
*
Sevgili kardeş güzel. Oğul güzel.



oğul, resimli mesajlar, resimli sözler, vatan, yakarış, 


allah, aminler, dede korkut, dede korkut sözleri, dede korkut hikayeleri, altın sözleri dede korkuttan özlü sözler, düşman içerden olursa kapı kilit tutmaz, oğul, resimli sözler, yakarış, 

STRESİN ÇÖZÜM YOLLARI

12 Haziran 2019 Çarşamba / No Comments
allah, bu da geçer, çözüm yolları, kısmet, nasip, osmanlıda stresin çözüm yolları, resimli mesajlar, resimli sözler, rızık, rızık allahtandır, sabır, stres nedir, tevekkül allahadır, ya hu,

Osmanlı'da stresin çözümünün 5 temel esası;

1-Er-rızku Al'allah
2-Tevekkeltü Al'allah
3- Ya Nasip
4- Ya Sabır
5- Bu da geçer Ya Hu

*
allah, stres çözüm yolları, burn out sendromu, stresi nasıl yeneriz, osmanlıda stresin çözüm yolları, rızık allahtandır, sabır, stres nedir, tevekkül etmek, stresi nasıl yönetiriz,stres nasıl geçer, stresi nasıl yok ederiz
allah, stres çözüm yolları, stresi nasıl yeneriz, osmanlıda stresin çözüm yolları, rızık allahtandır, sabır, stres nedir, tevekkül etmek, stresi nasıl yönetiriz,stres nasıl geçer, stresi nasıl yok ederiz, burn out sendromu

STRESİ NASIL YENERİZ?

Tıp dalında iki çeşit stresten bahsediliyor. 

1-Pozitif olarak yaşanan stres, kişide olumlu duygulara yol açıyor, hatta bağışıklık sistemini bile güçlendirebiliyor. Pozitif stres, stresli bir ortamdan pozitif olarak çıkma durumunda hissediliyor. Mesela iyi geçen bir sınav veya doğum sonrası gibi. 

2-Negatif stres durumunda ise olumsuz duygular uyanıyor. Sürekli yaşanması durumunda fiziksel veya ruhsal problemlere yol açabiliyor.

Kişi stres altında olduğu zaman vücut bolca cortisol hormonu üretir. Bu hormon düşünme, öğrenme ve konsantrasyon sağlamada engel teşkil edebiliyor. Yorgun, sinirli ve depresyona girmeye müsait bir ruh hali yaratıyor. Bağışıklık sistemi zayıfladığından kişi hastalıklara karşı daha güçsüz oluyor ve daha kolay hastalanabiliyor. Kalp frekansı ve kan basıncı düşüyor. Bunun yanında kalp krizi geçirme riski de büyüyor. Bunların dışında stres ayrıca hazımsızlıkla ilgili sorunlara da yol açabiliyor. Bunun sonucunda ise kişi ülser oluyor.

'Burn out' İngilizce tamamen yanmış anlamına geliyor. Bu terim vücudun hem fiziksel hem de ruhsal olarak çöktüğünü ve yanıp kül olduğu anlamını taşıyor. Bu durum sürekli olarak stres altındaki kişilerde meydana geliyor.

Genellikle sinsice ilerleyen ve hiç fark edilmeyen bu hastalık, kişinin kendisini yorgun ve işine karşı ilgisiz hissetmesiyle başlar. Özel hayatta ise fiziksel ve ruhsal olarak kişiler kendilerini güçsüz hissettiklerinden dolayı çoğu davetler iptal edilir. Kişi, kendini çok çalışıyor fakat bunun karşılığında gittikçe daha az şey elde ediyormuş bir konumda görüyor. Bu belirtiler kişi tarafından ciddiye alınmadığı taktirde mide, bağırsak ve kalp gibi rahatsızlıkların yanı sıra sırt ağrılarına da yol açıyor.

Konuşma terapisi ile burn-out sendromuna yol açan nedenler konuşularak ortaya çıkarılmaya ve çözülmeye çalışılır. Ayrıca fiziksel şikayetlerin de giderilmesi gerekir. İlaçların yanı sıra şifalı bitkilerde kullanılabilinir.

Burn out' hastaları genelde gergindirler ve rahatlamaya ihtiyaçları vardır. Mağdurlar, tekrar fiziksel ve ruhsal ihtiyaçlarını hissedebilmeyi ve bu ihtiyaçlarını gidermeyi öğrenmek durumundalar. Mesela ağlamak istediklerinde bunu bastırmak yerine ağlamaları gerektiği gibi. Bunun dışında burn-out sendromu yaşayan kişilerin özel yaşamlarında, kendilerini rahatsız eden sorunları düşünmemeyi ve dikkatlerini başka şeylere vermeyi öğrenmeleri gerekiyor.

Bu rahatsızlığı yaşayanlar genelde duygularını bastırıp daha çok mantıklarını kullanarak hareket eden kişilerdir. İşlerine son derece bağlılar ve bu bağlılık kendi ihtiyaçlarını bile görmezden gelecek kadar kuvvetlidir. İşlerini en mükemmel şekilde yapma kaygısı ile kendilerini aşırı derecede zorluyor ve baskı altına sokuyorlar. Bu durum özellikle işleri gereği insanlarla sıkı bir ilişki içerisinde olması gereken meslek dallarında ortaya çıkar. Örneğin doktor, pedagog, yönetici ve sürekli stres altında olan anneler gibi.

Vücudunuzun vereceği sinyallere kulak verin. Yorgun olduğunuz zaman uykunuzu yeterince iyi almaya özen gösterin ve kendinizi rahatlatan şeyler yapın. Önemli: Arada bir hiçbir şey yapmamayı da deneyin. Sadece oturun ve düşüncelerinizle baş başa kalın.

Stresli olduğunuz zamanlarda sizi mutlu eden olayları düşünmeye ve onları hatırlamaya çalışın. Düşüncelerinizi sürekli olarak aynı şey etrafında toplamayın. Biraz rahatlayıncaya kadar dikkatinizi başka şeylere vermeye çalışın. Kronikleşmiş stres durumlarında ise en iyi çözüm sizi sıkan problemi iyi bir arkadaşla paylaşmak.

Bu konuda uzmanlaşmış kişilere göre stresi üzerimizden atmanın en iyi yolu hafif egzersiz yapmaktır. Mesela hızlı yürüme, yavaş koşu veya yüzme. Açık havada 20 dakikalık bir yürüyüş bile içinde bulunduğunuz stresli durumdan çıkmanıza yardımcı olacaktır. Kronik stres yaşıyorsanız: Haftada en az üç kez 30 dakika spor yapın. Ama kesinlikle kendinizi zorlamayın.

Bu tür rahatlama egzersizlerinin yararı kuşkusuz, bize nasıl rahatlayabileceğimizi ve enerji depolayabileceğimizi adım adım gösteriyor olmaları. Bu sayede kaslarımızı nasıl gevşetebileceğimizi öğrenebiliriz. Bu hareketleri piyasada çok sayıda bulunan kitaplardan da öğrenmek mümkün.

Kaynak: www.cnnturk.com/saglik


allah, bu da geçer, çözüm yolları, kısmet, nasip, osmanlıda stresin çözüm yolları, resimli mesajlar, resimli sözler, rızık, rızık allahtandır, sabır, stres nedir, tevekkül allahadır, ya hu,