Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "altın öğütler"

ŞEYTANIN HİLELERİ

5 Nisan 2020 Pazar / No Comments
altın öğütler, altın nasihatler, şeytanla ilgili ayetler ve hadisler, peygamberimizin şeytanla konuşması, şeytanın hileleri, şeytanın sevdiği, şeytanın sevmedikleri, şeytan nasıldır
altın öğütler, altın tavsiyeler, peygamberimizin şeytanla konuşması, şeytan nasıldır, şeytanın hileleri, şeytanın sevdiği, şeytanın sevmedikleri, şeytanla ilgili ayetler ve hadisler, 
Muhyiddin-i Arabi'nin Şeytanla ilgili Öğütleri


Seceret'ül Kevn'den Tavsiyeler

Bu yazı Muhyiddin-i Arabi tarafından "Şeytanın İileleri" olarak adlandırılmış ve Muhyiddin-i Arabi'nin "Seceret'ül Kevn" adlı eserinden iktibas edilmiştir.

Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun... Salat ve selam, efendimiz Emin Peygamber Muhammed'e... Sonra, onun ak aline... ve ashabının tümüne olsun.

ŞEYTANIN HİLELERİ

İbn-i Abbas (r.a.) Hz.'inden naklen Mu-az b. Cebel rivayet ediyor;

- Bir gün Resülullah (s.a.v.) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık... Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışarıdan bir ses geldi;

- Ev sahibi... İçerdekiler.. Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var.

Bunun üzerine, herkes Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orada ve her zaman büyük oydu... izin ondan çıkacaktı. Resülullah (s.a.v.) Efendimiz, duruma vakıf oldu ve:

- "Bu seslenen kimdir, bilirmisiniz?.." Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik:

- En iyi bilen Allah ve Resulüdür. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

- "O, laîn İblistir. "Şeytandır" Allah'ın laneti onun üzerine olsun..."

Buyurunca; hemen Hz. Ömer:

- Ya Resülullah, bana izin veriniz onu öldüreyim.

Dedi... Resülullah (s.a.v.) Efendimiz bu izni vermedi; şöyle buyurdu:

- "Dur ya Ömer, bilmiyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmiştir.. Öldürmeyi bırak."

Sonra şöyle buyurdu:

- "Kapıyı ona açın gelsin... O, buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz..."

Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani Ravi'den. Şöyle anlattı:

- Kapıyı ona açtılar, içeri girdi ve bize göründü. Bir de baktık ki, şekli şu: Bir ihtiyar. Şaşı. Aynı zamanda köse. Çenesinde altı veya yedi kadar kıl sallanıyor. At kılı gibi. Gözleri yukarı doğru açılmış. Kafası, büyük bir fil kafası gibi. Dudakları da, bir manda dudağına benziyordu.

Sonra, selam verdi, onun bu selamına Resulullah (s.a.v.) Efendimiz şu mukabelede bulundu:

- "Selam Allah'ındır ya laîn..."

Sonra ona şöyle buyurdu:

- "Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş?"

Şeytan şöyle anlattı:

- Benim buraya gelişim, kendi arzumla olmadı. Mecburen geldim.

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

- "Nedir o mecburiyet?" Şeytan anlattı:

- İzzet sahibi Rabbın katından bana bir melek geldi. Ve dedi ki:

- Allah-ü Teala sana emir veriyor: Muhammed'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde. Tevazu ile. Ona gideceksin ve ademoğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın. Onları nasıl al­dattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o; sana ne sorarsa doğrusunu di­yeceksin.

Sonra... Allah-ü Teala buyurdu ki:

- Söylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen... seni kül ederim; rüzgar savurur.. Düşmanların önünde, seni rüsvay ederim.

İşte... böyle; ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim.

Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem; düş­manlarım benimle eğlenecek. Şu muhak­kak ki, düşmanlarımın eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur.

Şeytanın En Sevmediği Kişiler

Bundan sonra, Resüiullah (s.a.v.) Efen­dimiz şöyle sordu:

- "Madem ki, sözlerinde doğru olacak­sın. O halde bana anlat:

Halk arasında en çok sevmediğin kimdir?"

Şeytan şu cevabı verdi:

- Sensin, ya Muhammed...
Allah'ın ya­rattıkları arasında senden daha çok sevme­diğim kimse yoktur. Sonra, senin gibi kim olabilir ki? Resulullah (s.a.v.) Efendimiz sordu:

- "Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun ve sevmezsin?.." Şeytan anlattı:

- Müttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir.

Bundan sonra, sual cevap aşağıdaki şe­kilde devam etti. Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sordu; şeytan anlattı:

- "Sonra kimi sevmezsin?"

- Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli iş­lerden sakınan alimi...

-"Sonra?.."

- Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi.

-"Sonra?.."

- Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz... Halinden şikayet et­mez.

- "Peki, bu fakirin sabırlı olduğunu ne­reden bilirsin?.."

Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu
sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım.

- "Sonra kim?.."

- Şükreden zengin.

- "Peki, ama o zenginin şükreden oldu­ğunu nasıl anlarsın?.."

- Onu görürsem ki, aldığını helal yol­dan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki: O şükreden bir zengindir.

İbadetlerin Fazileti ve Şeytan

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa mevzuu değiştirdi ve ona başka bir sual sor­du:

- "Peki, ümmetim namaza kalkınca, se­nin halin nice olur?.."

- Ya Muhammed, beni bir sıtma tutar. Titrerim.

- "Neden böyle olursun; ya laîn?.."

- Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.

- "Peki, ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?.."

- O zaman da bağlanırım. Taa, onlar iftar edinceye kadar.

- "Peki, ya hac yaptıkları zaman nasıl olursun?.."

- O zaman da, çıldırırım.

- "Peki, ya Kuran okudukları zaman nasıl olursun?.."

- O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eri­yen bir kurşun gibi eririm.

Sadakanın Fazileti

- "Peki, ya sadaka verdikleri zaman ha­lin nasıldır?.."

- Ha, işte... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler.

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz sebebini sordu:

- "Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Eba mürre?"

Bunun üzerine İblis:

- Onu da anlatayım...

Dedikten sonra anlatmaya başladı:

- Çünkü sadakada dört güzellik vardır. Şöyle ki:

1- Allah-ü Teala, sadaka verenin malına ihsan eyler.

2- O sadaka, veren kimseyi halkına sev­dirir.

3- Allah-ü Teala, onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar.

4- Allah-ü Teala, belayı, sıkıntıyı ve ah­ları ondan defeder.

Hz. Ebubekir'in Fazileti

Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efen­dimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sor­du:

- "Ebubekir için ne dersin?.." İblis buna şu cevabı verdi:

- O bana, cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam’a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?

- "Peki, Ömer b. Hattab için ne der­sin?.."

İblis buna da şu cevabı verdi:

- Allah'a yemin ederim ki, her gördü­ğüm yerde ondan kaçtım.

- "Peki Osman b. Affan için ne dersin?.."

- Ondan utanırım... hem de çok... Na­sıl ki, Rahman'ın melekleri de ondan uta­nırlar. ..

- "Peki, Ali b. Ebutalib için ne dersin..."İblis onun için de şöyle dedi:

- Ah, onun elinden bir kurtulsam... O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma kalsam... O, beni bıraksa... ben de onu bıraksam... Ben onu bırakırım; ama o beni bırakmaz.

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz, yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği ce­vaplar da kısmen bittikten sonra, şöyle buyurdu:

- "Ümmetime saadet ihsan eden; seni de taa, belli bir vakte kadar şaki kılan Al­lah'a hamd olsun."

Resülullah (s.a.v.) Efendimiz o cümlesini duyan laîn İblis şöyle dedi:

- Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldık­ça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın?..

Ben, onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler, beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki:

Halis Kullar

Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını... Facirlerini ve abidlerini... Hasılı, bunların hiçbiri elimden kurtulamaz.

Fakat... Allah'ın halis kullarını... Evet, bunları azdıramam.

Bunun üzerine Resülullah (s.a.v.) Efen­dimiz sordu:

- "Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?.."

Bu suale İblis şu cevabı verdi:

- Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarını sever... O Allah için bir ihlasa sahip değildir.

Bir kimseyi görürsem ki;
Dirhemini ve dinarını sevmez;
Övülmekten, medh edilmekten hoşlanmaz...
Bilirim ki o: İhlas sahi­bidir... Hemen onu bırakır kaçarım.

Bir kul; malı ve övülmeyi sevdiği sürece, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müd­detçe, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir.

Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük gü­nahların en büyüğüdür.

Bilmez misin ki; ya Muhammed, baş ol­ma sevgisi yine büyük günahların en büyük­leri arasındadır.

İblis, anlatmaya devam etti:

- Ya Muhammed, bilmez misin?.. Be­nim yetmiş bin tane çocuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra... o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bin tane şeytan vardır.

Onların bir kısmını ulemaya gönderdim.

Bir kısmını gençlere yolladım.

Bir kısmını da, meşayiha saldım.

Bir kısmını da, ihtiyar kadınlara musal­lat ettim.

Gençlere gelince; aramızda hiçbir anlaş­mazlık yokdur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

Çocuklara gelince... onlarla da, bizim­kiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.

Bizimkilerin bir kısmını da, abidlerin ba­şına dert ettim. Bir kısmını da zahidlerin.

Onlar, bunların yanına girer; halden ha­le sokarlar. Bir tepeden öbürüne... hep dolaştırıp dururlar. Öyle bir hal alırlar ki; baş­larlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye...

İşte... böylece, onlardan ihlası alırım... Onlar, bu haller ile, yaptıkları ibadeti, ihlassız yaparlar gayrı... Ama, bu hallerinin farkında olamazlar.

İblis, bundan sonra, aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi;

- Bilmez misin, ya Muhammed, Rahip Barsisa; tam yetmiş yıl ihlas ile Allah'a iba­det etti.

Bu ibadetleri sonunda, ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki: Her dua ettiği hasta, duası bereketi ile şifayap oluyordu.

Onun peşine takıldım; hiç bırakma­dım... Zina etti. Katil oldu. Sonunda da küf­re girdi.

Bu o kimsedir ki; Allah-ü Teala aziz kitabında, ona şöyle anlatır:

كَمَثَلِ الشَّيْطَانِ اِذْ قَالَ لِلْاِنْسَانِ اكْفُرْۚ فَلَمَّا كَفَرَ قَالَ اِنّ۪ي بَر۪ٓيءٌ مِنْكَ اِنّ۪ٓي اَخَافُ اللّٰهَ رَبَّ الْعَالَم۪ينَ

"Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana «İnkâr et» der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der."  (Haşr; 16)

Kötü Huylar

İblis, bundan sonra, bazı kötü huylar üzerinde durdu. Ve onların her birinden na­sıl istifade ettiğini anlattı...

Yalan

- Bilmez misin ya Muhammed, yalan bendendir ve ilk yalan söyleyen de benim.

Her kim yalan söylerse... o benim dos­tumdur.

Her kim yalan yere yemin ederse... o da benim sevgilimdir.

Bilmez misin ya Muhammed, ben Adem'e ve Havva'ya yalan yere Allah adına and içtim.

- "Muhakkak, ben size nasihat edi­yorum." (7/16).

Dedim... Bunu yaparım; çünkü yalan yere yemin gönlümün eğlencesidir.

Gıybet ve Koğuculuk

Gıybet ve koğuculuğa gelince... Onlar da, benim meyvelerim ve şenliğimdir.

Nikah Üzerine Yemin Etmek

- Her kim, talak üzerine yemin eder­se... günahkar olacağından endişe edilir. İsterse bir defa olsun. İsterse doğru bir şey üzerine olsun.

Her kim, talakı ağzına alırsa... taa, ha­kikat belli oluncaya kadar karısı ona haram olur. Onlar bu halleri ile, kıyamete kadar meydana getirecekleri çocuklar, hep zina çocuğu olur. Ağza alınan o talak kelimesi yüzünden, hepsi cehenneme girer.

Namazın Tehir Edilmesi

- Ya Muhammed, namazı an bean tehir edene gelince... onu da anlatayım.

O, her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm.

Derim ki:

- Henüz vakit var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın.

Böylece o: Vaktinin dışında namazını kılar... Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır.

Şayet o kimse, beni mağlup ederse... ona insan şeytanlanndan birini yollarım... Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alı koyar.

O, bunda da, beni mağlup ederse... bu sefer onun hesabını namazından görmeye bakarım. O namazın içinde iken:

- Sağa bak... sola bak...

Derim... O da, bakar... O ki böyle yap­tı... yüzünü okşar alnından öperim. Bundan sonra ona:

— Sen, ebedi yaramaz bir iş yaptın.

Derim ve böylece onun huzurunu boza­rım.

Sen de bilirsin ki ya Muhammed, her kim namazda sağa ve sola çokça bakarsa, Allah onun namazını kabul etmez.

Bunda da ona mağlup olursam. Yalnız başına namaz kıldığı zaman yanına gide­rim. Ve ona: Çabuk namaz kılmasını emre­derim. O da, başlar; namazını çabuk çabuk kılmaya. Tıpkı horozun, gagası ile, yerden bir şeyler topladığı gibi...

Bu işi, ona yaptırmakta da, başarı kaza­namazsam; bu sefer cemaatle namaz kılar­ken onun yanma varırım.

Orada onun başına bir gem takarım... Başını imamdan evvel secdeden ve rukû'dan kaldırırım... İmamdan evvel de, secde ve rukû yaptırırım.

işte... o böyle yaptığı için, kıyamet gü­nü Allah onun başını eşek başına çevirir.

O kimse, bunda da beni yenerse... Bu defa, ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o: Beni teşbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam.

Bunda da, ona mağlup olursam. Bu se­fer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar.

Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa... onun içine küçük bir şey­tan girer, dünya hırsını ve dünyevî bağlarını çoğaltır.

İşte... bundan sonra o kimse: Hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi

yapar.

* * *

Şeytan bundan sonra, konuşmasına de­vam etti:

- Sen, ümmetin hangi saadetinden fe­rah duyarsın ki?..

Ben onlara, ne tuzaklar kurarım... ne tuzaklar.

Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrede­rim. Ve onlara derim ki:

- Namaz size göre değil... O, Allah'ın afiyet ihsan ettiği ve bolluk verdiği kimseler içindir.

Sonra da hastalara giderim:

- Namaz kılmayı bırak. Derim... Çünkü Allah-ü Teala:

- "Hastalara zorluk yok..." (24/61)

Buyurdu... İyi olduğun zaman çokça kı­larsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hat­ta küfre de gidebilir.

Şayet o, hastalığında namazını terk ederek ölüp giderse... Allah'ın huzuruna çıkarken, .Allah-ü Teala'yı öfkeli bulur.

Sonra şöyle dedi:

-Ya Muhammed, eğer bu sözlerime yalan kattımsa, beni akrep soksun... Sonra... eğer yalan varsa... Allah (CC) beni kül eylesin.

İblis bundan sonra, konuşmalarına de­vam etti ve şöyle dedi:

-Ya Muhammed, sen ümmetin için fe­rah mı duyuyorsun? Halbuki ben onların al­tıda birini dininden çıkardım.

* * *

Bundan sonra... Resulullah (s.a.v.) Efendimiz ona, yani İblis'e aşağıdaki şekilde kısa kısa bazı sorular sordu. O da bunlara cevap verdi:

- Ya laîn, senin oturma arkadaşın kim?"

- Faiz yiyen.

- "Dostun kim?"

- Zina eden.

- "Yatak arkadaşın kim?"

- Sarhoş.

- "Misafirin kim?"

- Hırsız.

- "Elçin kim?"

- Sihirbazlar.

- "Gözünün nuru nedir?"

- Karı boşamak.

- "Sevgilin kim?

- Cuma namazını bırakanlar.

* * *

Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bu defa başka bir mevzua geçti ve şöyle sordu:

- "Ya laîn, senin kalbini ne kırar?"

- Allah yolunda cihada koşan atların kişnemesi...

- "Peki, senin cismini ne eritir?"

- Tevbe edenlerin tevbesi.

"Peki, ciğerini ne parçalar, ne çürütür?"

- Gece ve gündüz, Allah'a yapılan bol bol istiğfar.

- "Peki, yüzünü ne buruşturur?"

- Gizli sadaka.

- "Peki, gözlerini kör eden nedir?"

- Gece namazı.

- "Peki, başını eğdiren nedir?

- Çokça kılınan cemaatle namaz.

* * *

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu:

- "Sana göre insanların en saadetlisi kimdir?"

- Namazlarını bilerek kasten bırakan­lar.

- "Peki, sana göre insanların en şakisi kim?"

- Cimriler.

- "Peki, seni işinden ne alı koyar?"

- Ulema meclisleri.

- "Peki, yemeğini nasıl yersin?"

- Sol elimle parmaklarımın ucu ile.

- "Peki, sam yeli estiği zaman ve ortalı­ğı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin?"

- İnsanların tırnakları arasında.

* * *

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bundan sonra, bir başka mevzuu sordu. İblis de ce­vap verdi.

- "Rabbinden neler talep ettin?"

- On şey talep ettim.

- "Nedir onlar, ya laîn?"

- Şunlardır:

1- Allah'tan diledim ki, beni adem-oğullarının malına ve evladına ortak ede... Bu, ortaklık talebimi yerine getirdi. Ki bu:

- "Onlara ortak ol... Mallarına ve çocuklarına. Onlara vaad et. Halbuki şeytan onlara en çok gurur vaad eder..." (17/64) Ayet-i Celilesi ile sabittir.

Her besmelesiz kesilen hayvan etinden yerim faiz ve haram karışan yemekten de yerim.

Şeytandan Allah'a sığınılmayan malın da ortağıyım.

Cinsi münasebet anında; Allah'a şey­tandan sığınmayan kimse ile birlikte hanımı ile birleşirim... Ve o birleşmeden hasıl olan çocuk, bize itaat eder. Sözümüzü dinler.

Her kim hayvana binerken, helal yola gitmeyi değil de, aksini isteyerek binerse, ben de onunla beraber binerim. Yol arka­daşı ve binek arkadaşı olurum.

Bu da Ayet-i Kerime ile sabittir. Allah-ü Teala bana şu emri verdi:

- "Onlar üzerine süvarilerinle, piyadelerinle yaygara çıkart..." (17/64)

2- Allah-ü Teala'dan diledim ki: Bana bir ev vere... Bu dilediğim üzerine hamam­ları bana ev olarak verdi.

3- Diledim ki; bana bir mescid vere. Pa­zar yerlerine bana birer mescid yaptı.

4- Benim için bir okuma kitabı vermesini istedim. Şiirleri bana okuma kitabı yap­tı.

5- İstedim ki; benim için bir ezan vere. Mezmurları verdi.

6- Diledim ki; bana bir yatak arkadaşı vere... Sarhoşları verdi,

7- Diledim ki; bana yardımcılar vere... Bunun için de kaderiye mensuplarını verdi.

8- İstedim ki; bana kardeşler vere. Mal­larını boş yere israf edenleri verdi. Bir de masiyet yoluna para harcayanları. Bunlar da şu Ayet-i Kerime ile sabittir:

- "O kimseler ki; mallarını boş yere har­carlar... Onlar şeytanın kardeşleri olmuşlar­dır..." (17/27)

Bir ara Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurdu:

- "Eğer söylediklerini, Allah'ın kitabın­daki ayetlerle isbat etmeseydin. Seni tasdik etmezdim."

Bundan sonra İblis devam etti:

9- Ya Muhammed, Allah'tan diledim ki, ademoğullarını ben göreyim; ama onlar be­ni göremeyeler. Bu dileğimi de yerine ge­tirdi.

10- Diledim ki; ademoğullarının kan mecralarını bana yol yapa... Bu da oldu. Böylece ben, onlar arasında akıp gide­rim... gezerim... hem nasıl istersem...

Bütün bu isteklerimi verdi.

- Hepsi sana verildi.

Buyurdu... Ve ben bu hallerimle iftihar ederim. Sonra... Şunu da ekleyelim ki; benimle beraber olanlar, seninle beraber olanlardan daha çoktur. İşte... böylece kıyamete kadar, ademoğullarının ekserisi benimle beraber olurlar.

Şeytanın Oğulları

Bundan sona İblis şöyle anlattı:

- Benim bir oğlum vardır... Adı: ATEME'dir. Bir kul, yatsı namazını kılmadan uyursa... gider; onun kulağına bevl eder... Eğer böyle olmasaydı; imkan yok, in­sanlar, namazlarını eda etmeden uyuyamazlardı.

Benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da; MÜTEKAZİ'dir... Bunun vazifesi de; yapılan gizli amelleri yaymaya çalışmaktır.

Mesela: Bir kul, gizli bir taat işlerse... ve bu yaptığını da gizlemeye çalışırsa... MÜTEKAZÎ onu dürter... En sonunda o gizli amelin yayılmasına ve açığa çıkarmaya mu­vaffak olur. Böylece: Allah-ü Teala o amel sahibinin yüz sevabının doksan dokuzunu imha eder... biri kalır. Çünkü, bir kulun yaptığı gizli bir amel için tam yüz sevap verilir.

Sonra... benim bir oğlum daha vardır ki; onun adı da KÜHAYL'dir. Bunun işi de insanların gözlerini sürmelemektir. Bilhassa, ulema meclisinde ve ha­tip hutbe okurken.' Bu sürme onların gözüne çekildi mi uyuklamaya başlarlar. Ulemanın sözlerini işitemezler. Böylece hiç sevap alamazlar.

Kadınlar ve Şeytanın Musallat Olması

Bundan sonra İblis şöyle anlattı:

- Hangi kadın olursa olsun... Onun kalktığı yere şeytan oturur. Sonra... her kadının kucağında mutlaka bir şeytan durur... Ve onu, bakanlara güzel gösterir. Sonra o kadına bazı emirler verir. Mesela:

- Elini kolunu dışarı çıkar; göster. Der... O da, bu emri tutar... Elini, kolu­nu açar, gösterir. Bundan sonra, o kadının haya perdesini tırnakları ile yırtar.

iblis, bundan sonra Resûlullah (s.a.v.) Efendimize kendi durumunu anlatmaya başladı:

- Ya Muhammed, bir kimseyi delalete sürüklemek için elimde bir imkan yoktur.

Şeytanın Sırrı

Ben, ancak vesvese veririm ve bir şeyi güzel gösteririm... o kadar.

Eğer delalete sürüklemek elimde olsay­dı; yeryüzünde:

- Allah'tan başka ilah yoktur ve Mu­hammed Allah'ın resulüdür.

Diyen herkesi, oruç tutanı ve namaz kı­lanı hiç bırakmazdım. Hepsini dalalete düşürürdüm. Nasıl ki, senin elinde de, hidayet nevin­den bir şey yoktur. Sen ancak Allah'ın resûlüsün. Ve tebliğe memursun. Şayet hidayet elinde olsaydı; yeryüzün­de tek kafir bırakmazdın.

Sen, Allah'ın halkı üzerinde bir huccet­sin... ben de, kendisi için ezelde şekavey yazılan kimselere bir sebebim.

Said olan kimse, taa, ana karnında iken saiddir. Şaki olan da, yine ana karnında iken şakidir.

Saadet ehli kılan Allah... Şekavet ehli kılan da Allah.

Bundan sonra... Resülullah (s.a.v.) Efendimiz şu iki Ayet-i Kerimeyi okudu:

- وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ النَّاسَ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِف۪ينَۙ

"Rabbin dileseydi bütün insanları bir tek millet yapardı. (Fakat) onlar ihtilafa düşmeye devam edecekler."  (Hûd; 118)

-اِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَۜ وَلِذٰلِكَ خَلَقَهُمْۜ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ اَجْمَع۪ينَ

"Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, «Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım» sözü yerini buldu."  (Hûd; 119)

-مَا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ ف۪يمَا فَرَضَ اللّٰهُ لَهُۜ سُنَّةَ اللّٰهِ فِي الَّذ۪ينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلُۜ وَكَانَ اَمْرُ اللّٰهِ قَدَراً مَقْدُوراًۙ

"Allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde Peygamber'e herhangi bir vebâl yoktur. Önce gelip geçenler arasında da Allah'ın âdeti böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek, yazılmış bir kaderdir."  (Ahzâb; 38)

Bundan sonra, Resülullah (s.a.v.) Efen­dimiz, İblis'e şöyle buyurdu:

- "Ya Ebamürre, acaba senin bir tevbe etmen ve Allah'a dönmen mümkün değil mi? Cennete girmene kefil olurum... Söz veririm..."

Bunun üzerine İblis şöyle dedi:

- Ya Resûlullah, iş verilen hükme göre oldu... Kararı yazan kalem de kurudu... Kıyamete kadar olacak işler olacaktır.

Seni peygamberlerin efendisi kılan, cennet ehlinin hatibi eyleyen ve seni halkı içinden seçen ve halkı arasında bir gözde yapan, beni de şakilerin efendisi kılan ve cehennem ehlinin hatibi eyleyen Allah'tır. Ve o: Bütün noksan sıfatlardan münezzeh­tir.

Ve İblis, cümlelerini şöyle tamamladı:

- İşte... bu söylediklerim, sana son sözümdür... Ve bütün söylediklerimi de doğru söyledim.

Evvel, ahir, zahir, batın, alemlerin Rabbı olan Allah'a hamd olsun.

Efendimiz Muhammed Nebiye Allah salat eylesin. Keza onun aline de... ashabına da... Amin!

Bütün peygamberlere selam... Alemlerin Rabbı olan Allah'a da, -tekrar- hamd olsun...



Not: Bu yazı, altın öğütler, altın nasihatler, şeytanla ilgili ayetler ve hadisler, peygamberimizin şeytanla konuşması, şeytanın hileleri, şeytanın sevdiği, şeytanın sevmedikleri, şeytan nasıldır ile ilgilidir.

HAYATIMIZI DEĞİŞTİRECEK TAKTİKLER

28 Kasım 2019 Perşembe / No Comments
psikolojik sorunlara çözümler, psikologlardan öneriler, altın öğütler, psikiyatristlerden altın tavsiyeler, hayatı değiştirecek taktikler, hayatta başarılı olmanın yolları nelerdir, insan psikolojisi
altın öğütler, hayatı değiştirecek taktikler, hayatta başarılı olmanın yolları, insan psikolojisi, psikiyatristlerden tavsiyeler, psikologlardan öneriler, psikolojik sorunlara çözümler,  Dünyanın Önde Gelen Psikiyatristlerinden 
Hayatınızı 180 Derece Değiştirebilecek 15 Taktik

1. Başkaları için yaşamak yerine kendiniz için yaşayın. Aksi takdirde kendi istediklerinizi değil, başkalarının istediklerini yapmış olursunuz.

2. Yapacaklarınızı iyi planlayın. Mutluluk için endişelenmeyin. Eğer eylemleriniz doğru planlanmışsa, mutluluk peşinizden gelecektir.

3. İnsanlar hayatlarından birbirlerini atmazlar. Sadece bir kısmı daha hızı ilerlerken bazıları onlara yetişemezler.

4. Olgunlaşmış veya olgunlaşmamış insanlar bilgisiz değildir. Tüm insanlar bilgiye sahiptir. Fark, bu bilginin uygulanmasında yatmaktadır. Olgunlaşmış insanlar bilgiyi nasıl uygulayacaklarını bilirler, ancak olgunlaşmamış olanlar bunu bilmezler.

5. Mantık cinsiyete bağlı değildir. Erkek mantığı ile kadın mantığı arasında bir fark olduğunu düşünmek mantıksızdır.

6. Herkesi memnun etmek mümkün değildir. Eğer bunun için çok çabalıyorsanız, hemen durdurun kendinizi ya da büyük bir başarısızlığı kucaklamaya hazır olun.

7. Kitaplar sığ bir insandan çok daha iyi arkadaşlardır. Kitaplar ile vakit geçirmek daha çok ödüllendirici ve eğlencelidir.

8. Kendinize en büyük düşman sizsiniz. Çevrenizdeki herkesten daha çok zarar verebilirsiniz. Yani, önce kendinizle yüzleşin.

9. Eğer kendinizle barışık olursanız, başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü düşünmezsiniz.

10. Arkadaşlarınla konuşmak iyidir. Ancak düşmanlarınızla konuşmak, sizin dezavantajlarınızdan haberdar olmanızı sağlar. Arkadaşlarınızdan öğrenemediğiniz birçok şeyi onlardan öğrenebilirsiniz.

11. Maruz kaldığınız hakaret ve eleştiriler size geri adım attırabilir. Yapmanız gereken şey ise onlara kesinlikle kulak asmayın. Yapmak istediğinizi başardığınızda, otomatik olarak yok olacaklar.

12. Meraklı olmak sorun değil. Asıl olan burnunuza sahip çıkmak. Yani başkalarının hayatlarından uzak durması daha iyi olacaktır. Bunun yerine bilim, felsefe ve hayatı anlamaya zaman ve enerjinize yatırım yapmak sizin için çok iyi olacaktır.

13. Yalnızlık büyümemize yardımcı olur. Eğer aşkı deneyimledikten sonra karşılaşırsanız, umutsuzluğa kapılmayın, sakin olun ve bunu olumlu bir şekilde yaşayın. Bu duygusal ve ruhsal olarak evrim geçireceğiniz anlamına gelir.

14. Mutluluk paylaştıkça çoğalır. Daha mutlu olmak için bilginizi ve sevginizi arkadaşlarınızla paylaşın.

15. Hayat nefret etmek ve kin besleme için çok kısa. Zamanınızı bunlarla öldürmeyin.

Kaynak: www.filoji.com - www.müthişpsikoloji.com
psikolojik sorunlara çözümler, psikologlardan öneriler, altın öğütler, psikiyatristlerden tavsiyeler, hayatı değiştirecek taktikler, hayatta başarılı olmanın yolları, insan psikolojisi

HUZURLU OLMANIN YOLLARI

2 Temmuz 2019 Salı / No Comments
allah, hayır ve şer, huzur nedir, huzurlu olmak, huzurlu olmanın yolu, huzurlu olmanın yolları, huzurlu olmak için ne yapmalı, nasıl huzurlu olunur, imtihan nedir, melekler, sabır, altın sözler, altın öğütler

Huzurlu olmak için yapmamız gerekenler...

*ZORLAMA!

Bırak hey şeyi doğal akışına...

*SAKİN OL!

Yavaş, Yavaş, Sakin, Sakin ne kendini nede başkalarını yorma...

*KENDİNİ SUÇLAMA, HOŞGÖR!

Geçmişde yaptığın hatalar için kendini suçlama, hoş görmeye çalış...

*MÜKEMMELİYETCİ OLMA!

Her zaman senden daha iyi birilerini olabileceğini kabul et...

*KENDİNİ CEZALANDIRMA!

Kendine karşı daha yumuşak ve şefkatli ol...

*SÖYLEME YAP!

Gerekeni gerekdiği zaman yap, söylenmenin kimseye faydası olmaz.Bu günün işini yarına bırakama, erteleme...

*HAYATTA  HER ZAMAN MUCİZELER VARDIR UNUTMA!

Eger inanmıyorsan Mucizelere, daha önce yaşadığın mucizeleri düşün, yine olacağına inan...

*HER ZORLUGUN  OLUMLU BİR TARAFI VARDIR,İYİ BİR SEBEBİ MUTLAKA VARDIR UNUTMA!

Zorlukların içinde  mutlaka bir ipucu vardır , onu görmeye çalış...

*ŞÜKRET!

Senden daha zor durumda olanları düşünerek ŞÜKRET...

*SORUMLU

ERDEMLİ

ÇALIŞKAN

SABIRLI

OL!

Senden daha da zor durumda olanları hiç unutma ve haline hep şükret...

*KENDİNİ SONSUZLUGA HAZIRLA,KISA  DÜNYA GÜNLERİNİ YAZIK ETME!

Zaten bunu başardığın an huzurlu ve mutlu yaşamayı keşfetmiş,huzursuz ve mutsuz yaşama veda etmiş olacaksın...

allah, hayır ve şer, huzur nedir, huzurlu olmak, huzurlu olmanın yolu, huzurlu olmanın yolları, huzurlu olmak için ne yapmalı, nasıl huzurlu olunur, imtihan nedir, sabır, altın sözler, altın öğütler




ALTIN SÖZLER-18 (ADALET)

3 Aralık 2018 Pazartesi / No Comments
Bu yazı adalet ile ilgili özlü sözler, adalet ile ilgili sözler, hz ömer sözleri kısa, adalet ile ilgili cümleler, adalet cümle içinde kullanımı, adalet cümle, adalet ile ilgili atasözleri ile ilgilidir.


Allah, adalet, ihsan ve yakınlara vermekle emreder; her türlü günahtan, kötü işlerden ve azgınlıktan men eder. (Nahl, 16/90)
*
Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır. – Hz. Muhammed
*
Adalet güzeldir. Fakat emir’lerde (devlet büyüklerinde) olursa daha güzeldir. (Hadis-i şerif meali) Adalet mülkün temelidir. (Hz. Ömer r.a.)
*
Cennet’e ilk giren üç sınıf var. (Bunlardan biri de) adaletli hükümdardır. (Hadis-i şerf meali)
*
Adil hükümdarın bir günü (bir gün adaletle hükmetmesi) bir adamın kendi kendine altmış sene (nafile) ibadet etmesinden daha hayırlıdır. (Hadis-i şerif meali)
*
Adalet mülkün temelidir. (Hz Ömer)
*
İnsanları düzeltebilmemiz için önce kendimizi düzetmemiz gerekir. (Hz Ömer)
*
Bir adamı adaletsizce övmek onu boğazlamaktır. (Hz Ömer)
*
Dicle kenarında bir kurt bir koyunu yese, Allah adaleti gelir onu Ömer'den benden sorar... (Hz Ömer)
*
Adalet olmadıkça. YÖNETİMİN FAYDASI OLMAZ
Edep olmadıkça. ASALETİN FAYDASI OLMAZ
Cömertlik olmadıkça. ZENGİNLİĞİN FAYDASI OLMAZ Güven olmadıkça. SEVİNCİN FAYDASI OLMAZ
Kanaat olmadıkça. FAKİRLİĞİN FAYDASI OLMAZ
Alçak gönüllülük olmadıkça. YÜKSELMENİN FAYDASI OLMAZ
ALLAH’ın başarıya ulaştırması olmadıkça. ÇALIŞMANIN FAYDASI OLMAZ. (Hz Ömer)
*
Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Amellerinizi tartılmadan önce tartınız. (Hz Ömer)
*
Kaadıy ola da’vacı ve muhzır dahi şahid(Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet) (Ziya Paşa)
*
Kötülüğü adaletle, iyiliği de iyilikle karşıla. (Lao-Tse)
*
Adalet ancak hakikatten, saadet ancak adaletten doğabilir. (Emile Zola)
*
Hayatımın en mühim prensibi, kimseye hiçbir şekilde adaletsiz davranmamaktır. (Socrates)
*
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. (V.Hugo)
*
Adaleti, aklın yardımı olmadan yerine getirmek imkansızdır. (J.A. Froude)
*
Kılıcın yapamadığını adalet yapar. (Kanuni Sultan Süleyman)
*
‎İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise, vicdandır. Sen ağlayarak yazarsın, o gülerek okur. Hayatın adaleti bu. Adalet ancak gerçekten, saadet ancak adaletten doğabilir. – Emile Zola
*
Suçludan öç almak adalet, onu bağışlamaksa fazilettir. (Cami)
*
Doğru olan, haklı olandır. – Alexander Pope
*
Adalet topaldır, ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır. – Mirabeau
*
Eğitimli insanlar öncelikle adalete değer verir. Eğitimli insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca asi olurlar. Küçük insanlar adalet olmadan cesaret sahibi olunca haydut olurlar. -Konfüçyüs
*
Bir ülkede adaletin varlığı kişinin kendini özgürce ifade etmesinden anlaşılır. Bir ülkede adaletsizliğin varlığı ise kişilerin başına buyruk davranışından anlaşılır. İyi insanlar sorunları önlemek için çaba sarf ederler. -Konfüçyüs
*
Adalet, milletlerin ekmeğidir; milletler daima adalete acıkırlar. – Herakleitos
*
Adaletin hedef ve gayesi eşitliği sağlamaktır. – İhering
*
Eşitlik arayan mezara gitmeli. – Alman atasözü
*
İnsanlığın en güzel görevi adalet dağıtmasıdır. -Voltaire
*
Adaletsizliği, adaletle yıkmak gerekir. – Mahatma Gandhi
*
Ne kadar yüksekte olursan ol, yasalar senden de yüksektir. – Thomas Fuller
*
Bir kişiye karşı yapılmış haksızlık, bütün insanlığa karşı yapılmış haksızlık demektir. – Emile Zola
*
Haklarımız görevlerimizi yerine getirdikçe artar. – Anonim
*
Bir insan, hakları için değil çıkarları için daha büyük bir savaş verir. – Napoleon Bonaparte
*
Suç, insana ömrünün ilk yıllarında öğretilirse, o insanın kişiliğine yerleşir kalır. – Anonim
*
İnsanlara karşı ne zorbalığa başvurun, ne de ezilip büzülün. – Anonim
*
En etkili yol, hem güçlü hem vicdanlı olmaktır. – Anonim
*
Haksızlığa sapıp bütün insanların seni izlemeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalmak daha iyidir. – Mahatma Gandhi
*
Adaletin kuvvetli, kuvvetlinin de adil olması gerekir. Pascal
*
Sevginin kurduğu devleti adalet devam ettirir. – Farabi
*
İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmak. – Victor Hugo
*
Kuvvete dayanmayan adalet aciz, adalete dayanmayan kuvvet zalimdir. (Blaise Pascal)
*
Sevdiğin kadar sevilirsin, aşk değil, ticarettir. Üzdüğün kadar üzülürsün, beddua değil, İlahi adalettir. Kuvvetsiz adalet ve adaletsiz kuvvet iki büyük felakettir. (Joseph Joubert)
*
Kılıç, zaferleri; zeka siyasi üstünlüğü; adalette ahlaki muzafferiyeti temsil eder. (Simeon Luce)
*
Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir. (Pascal)
*
Adaletin hakim olduğu yerde, silahın yeri yoktur. (J.Amyot)
*
Adalet, merhametten ziyade her cemiyetin temelini teşkil eder. (V.Cuosin)
*
Devletlerin sarsılmayan temelini adalet teşkil eder. (J.W.Pindare)
*
Mühendislik hesaplarına uyulmadan yapılan bir bina nasıl yıkılırsa, edebi bir kanun olan adaletten mahrum bulunan imparatorluklar da öylece çökerler. (Lacordaire)
*
Adaleti, yüksek bir kanun olarak kabul etmekten vazgeçen millet, bu felaketini hiçbir başarı ile telafi edemez. (W.E.Channıng)
*
Adalet insan topluluğunun kutsi bir bağıdır. (P.De Guizot)
*
Adalet kainatın ruhudur. (Ömer Hayyam) Ülkeler kılıçla alınır, ancak adaletle korunur. (Timurlenk)
*
Adalet, halkın gıdasıdır.İnsan ona daima muhtaçtır. (F.R.De Chateaubriand)
*
Adalet düntadan kalkarsa, insan hayatına değer verecek bir şey kalmaz. (İ. Kant)
*
Adaletsiz bir ülke mezbahadan başka bir şey değildir. (Georges Clemencau)
*
Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er-geç varır. (H.G. Mirabeau)
*
Geç kalan adalet adaletsizliktir. (Walter Savage Landor)
*
Ahlaki nizam, adalet sayesinde kurulabilir ve hiçbir şey onsuz devam edemez. (Lacordaire)
*
Tatlılı ve uysallıkla birlikte bulunmayan adalet, haysiyetini kaybeder. Bu ise iyiliği fena bir şekilde yapmak demektir. (Fenelon)
*
Adalet kutup yıldızı gibi yerinde durur ve geri kalan herşey onun çevresinde döner. (Confucius)
*
Adalet haksız olana zulüm gibi gelir. Çünkü, her insan kendi gözünde suçsuzdur. (Daniel Defoe)
*
Bir duruşmada tek tarafı dinleyerek verilen karar doğru olsa bile, hiçbir zaman adil olamaz. (L.A. Seneca)
*
Çok kimse haksızlığa uğramaktan korktuğu için adalete inanır. (François V. La Rochefoucauld)




Bu yazı adalet ile ilgili özlü sözler, adalet ile ilgili sözler, hz ömer sözleri kısa, adalet ile ilgili cümleler, adalet cümle içinde kullanımı, adalet cümle, adalet ile ilgili atasözleri ile ilgilidir.

ALTIN ÖĞÜTLER (Dalai Lama)

2 Temmuz 2018 Pazartesi / No Comments
altın öğütler, altın tavsiyeler, dalai lama kimdir, budizm nedir, dalai lama sözleri, dalai lama hayatı, dalai lamadan tavsiyeler, dalai lama felsefesi, ilham veren sözler, dalai lama öğretisi

Dalai Lama’dan Hayatınızı Değiştirecek 18 Muhteşem Söz

Dalai Lama denildiğinde aklımıza ilk olarak anlayış, bağışlayıcılık, merhamet, şefkat, hoşgörü ve birçok pozitif duygu geliyor. O, dünya barışını, mutluluğu, anlayış içinde bir arada yaşamayı yaşamın har anına yaymaya çalışan biriydi.

Birbirinden önemli, insanlara ilham veren ve hayatlarını değiştiren sözleriyle tüm dünyada milyonlarca insanı etkiledi. İşte Dalai Lama’nın ilham veren o değerli sözlerinden bazıları:

1. En sevdiklerinize bile bir gün gidebilme özgürlüğünü verin ki geri dönmek ve kalmak için bir sebepleri olsun.

2. Zamanın önünde durmak mümkün değil. Bir hata yaptığımızda, zamanı geri alıp yeniden baştan başlayamayız. Yapabileceğimiz tek şey, şimdiki zamanı iyi kullanmak.

3. Asıl hedef diğerlerinden daha iyi olmak değil, eski halinizden daha iyi olmaktır. Diğerleriyle yarışmayın kendinizi geliştirin.

4. ‘Acılar, onlardan güç almak için kullanılmalıdır’ denilir. Hangi zorluk olursa olsun ve ne kadar acı verici olursa olsun, asıl felaket umudunu kaybetmektir.

5. Her sabah uyandığında kendine şunları söylemeyi unutma: Bugün de uyandığım için şanslıyım, kıymetli bir hayatım var ve bunu boşa harcamayacağım, tüm enerjimi kendimi geliştirmek, herkesin iyiliğini sağlayacak şekilde aydınlanmak için kullanacağım. Başkalarına karşı iyi niyetli olacağım, başkalarına sinirlenmeyeceğim veya onlar hakkında kötü düşünmeyeceğim.

6. Sevgi ve merhamet lüks değil ihtiyaçtır. Onlar olmadan insanlık ayakta kalamaz.

7. Bu hayattaki birinci amacımız, insanlık için faydalı olmak. Eğer yardım edemiyorsanız, en azından insanlara zarar vermeyin.

8. Eğer bir problemin çözümü varsa, yapılabilecek şeyler hala bitmediyse, o zaman endişelenmeye gerek yok. Eğer çözüm yoksa, endişelenmenin de bir faydası yok. Yani, endişenin hiçbir koşulda hiçbir faydası yok.

9. Başarılarınızı size ne kazandırdığı ile değil, onları kazanmak için nelerden vazgeçtiğinizle ölçün.

10. Doğru davranışları sergileyebilirsen, düşmanların senin en büyük manevi öğretmenlerin olur çünkü onların varlığı senin hoşgörü, sabır ve bilgeliğini geliştirmeni sağlar.

11. İnsanlar, hayatta tatmin ve mutlu olmak için farklı yollar seçer. Onların sizinle aynı yolda olmamaları, yollarını kaybettikleri anlamına gelmez. Onları yargılamayın anlamaya çalışın.

12. Biz farkında olsak da olmasak da her şeyin altında tek bir soru yatar: Hayatın amacı ne? Her insan doğduğu andan itibaren mutluluğu ister, acı çekmekten kaçar. Bunu ne sosyal şartlar, ne eğitim seviyesi ne de ideolojik şartlar değiştirebilir. Varlığımızın en temelinde hepimiz sadece mutlu olmak istiyoruz. Asıl önemli olan, mutluluğu neyin getireceğini keşfetmek.

13. Aradığımız sükunet ve mutluluğu sağlayacak tek şey, merhamet ve anlayıştır.

14. Büyük başarıların hiçbir zaman kolay yollardan elde edilemeyeceğini, büyük uğraşlar ve büyük riskler sayesinde elde edilebildiğini hesaba katmayı unutmayın.

15. Çocuklara bakın. Tabii ki hepsi kavga ediyordur ancak genellikle yetişkin olana kadar kötü düşüncelerini içlerinde beslemek yerine konuşarak dışarı atarlar. Birçok yetişkin, çocuklara göre daha eğitimli olma avantajına sahiptir. Ancak gülümseyen bir yüzün arkasında derin negatif duygular barındırırken eğitimin ne önemi var ki? Çocuklar böyle yapmaz. Onlar birine kızdıklarında, bunu ifade ederler ve geçip gider. Ertesi gün aynı kişiyle yeniden oyun oynayabilir.

16. Tüm acılar bilgisizlikten kaynaklanır. İnsanlar kendi kişisel tatminleri veya mutluluklarının peşinden giderken, başkalarına acı verirler.

17. Toplumumuzun en önemli sorunlarından biri de eğtimin bizleri daha zeki, daha becerikli yapacağını sanmamız. Günümüzde toplumumuz bunun altını çizmese de eğitim ve bilginin en önemli yönü, bizleri daha faziletli şeylere ve zihinsel disipline yönlendirmesidir. Zekamızı ve bilgimizi en iyi şekilde kullanmak için iyi kalpli olmayı öğretmeliyiz. İyi kalpli olmayan birinin aldığı eğitimin insanlığa hiç bir faydası yoktur.

18. İnsan potansiyeli herkes için aynıdır. Eğer “Ben çok değersizim” diye düşünüyorsanız, bu yanlıştır. Kendinizi kandırıyorsunuz demektir. Hepimizin belli bir düşünce gücü var, peki o zaman sizde eksik olan ne? Eğer irade gücüne sahipseniz, değiştiremeyeceğiniz hiçbir şey yok. Kendi kendinizin efendisi sizsiniz.

Kaynak: www.müthişpsikoloji.com

*
altın öğütler, altın tavsiyeler, dalai lama kimdir, budizm nedir, dalai lama sözleri, dalai lama hayatı, dalai lamadan tavsiyeler, dalai lama felsefesi, ilham veren sözler, dalai lama öğretisi

Dalai Lama kimdir?

Tenzin Gyatso, 6 Temmuz 1935 tarihinde Tibet‘de doğmuştur. Tibet’in Amdo ilinde çiftçilikle geçinen bir ailenin 16 çocuğundan 5.si olarak doğmuştur.

1950‘den beri görevde bulunan 14. Dalai Lama‘dır. Tibet‘in ruhanî lideri Dalai Lama’dır. Dalai Lama, Budizm‘in kurucusu olan Shakyamuni’nin reenkarnasyon sürecini tamamlayan kişilere verilen isimdir. Dalai-engin deniz, Lama-bilge anlamına gelmektedir. Yetkili rahipler reenkarnasyon sürecinin tamamlandığı düşünülen 66 gün boyunca beklemektedirler. Sonraki zaman zarfında ise Dalai Lama’nın mucizelerini aramak ve takip etmektedirler. İlk Dalai Lama, 1474‘te ortaya çıkmıştır. budist inanışına göre zamanımıza kadar makayana tanrısının ruhu 14 Dalai Lama’nın vücudunda yaşamıştır. Tibet’in son Dalai Lama’sı Tenzin Gyatso‘dur.

Bedensel ve manevi acıların aydınlanma sürecinden Budizm felsefesi ve öğretileri, her türlü taciz ve saldırılara karşı pasif direnişin uygulanmasını salık verir.

14. Dalai Lama, Tenzin Gyatso, 2 yaşında iken rahipler tarafından bulunarak, Tibet‘in başkenti Lhasa‘ya getirilip yetiştirilmiştir. 15 yaşında ise ruhani liderlik görevini yerine getirmeye başlamıştır.
Tibet, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuşatması altındayken, Tenzin Gyatso 17 Kasım 1950’de, 15 yaşında, Tibet’in devlet başkanı ve en önemli politik yöneticisi olarak atandı.

1949’da yeni kurulan Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti Tibet’i işgal etmeye başlayınca genç yaşına rağmen ulusal kabine başkanlığı görevini de üstlenmek durumunda kaldı. Kutsal Dalai Lama dokuz yıl boyunca Çinli işgalcilere karşı barışçıl, şiddet karşıtı bir politika izlemesine rağmen Çin hükümeti giderek artan bir şiddetle kendilerine direnen savunmasız onbinlerce Tibet’liyi katletti.

Hindistan başbakanı Nehru‘nun daveti üzerine Kutsal Dalai Lama barışçıl mücadeleyi sürdürmek üzere Himalaya dağlarını aşarak 31 Mart 1959’da Hindistan‘a geçiş yaptı. O dönem Hindistan Devlet Başkanı olan, Nehru tarafından Dharamsala’ya yerleştirildi. Coğrafi ve iklimsel anlamda Tibet’e benzeyen bu topraklar; sürgündeki Tibet halkı tarafından, ikinci vatan olarak kabul edildi. Orada “Sürgündeki Tibet Hükümeti” adıyla Tibet’i idare eden yönetim birimini kurdu ve kendisine eşlik eden binlerce Tibetli mülteci ile birlikte Tibet kültürünü ve eğitimini korumaya çalıştı.

Kutsal Dalai Lama, barışçıl politikaları ve Tibet’in özgürlüğü için şiddet karşıtı mücadelesi nedeniyle 10 Aralık 1989‘da Nobel Barış Ödülü aldı. 1987’de Albert Schweitzer hayırseverlik ödülü aldı. Budizmi anlatan kitaplar yazdı.

Kitapları :

Yürekten Gelen Öğütler
Bilgelik Okyanusu Yaşam Rehberi
Dört Yüce Gerçek
Şefkatin Gücü
Yeni Bin yılın Değerleri




altın öğütler, altın tavsiyeler, dalai lama kimdir, budizm nedir, dalai lama sözleri, dalai lama hayatı, dalai lamadan tavsiyeler, dalai lama felsefesi, ilham veren sözler, dalai lama öğretisi

BABALAR VE KIZLAR

/ No Comments
baba kız ilişkileri nasıl olmalı, babaların kız çocuklarına davranışı, hz muhammed çocuklara nasıl davranırdı, kız çocuklarına nasıl davranmalıyız, kızlara nasıl davranılmalı, altın öğütler


Baba Kız İlişkilerinde Babaların Mutlaka Dikkat Etmesi Gereken 11 Şey

Baba-kız ilişkilerinin ne kadar özel olduğunu anlatmaya bile gerek yok. Fakat her zaman aynı hassaslıkta devam etmeyebiliyor bu ilişki. Aradaki ilişkinin hassasiyetini koruması elbette baba ve kızlarının elinde. İşte babaların kızları ile ilişkilerinde dikkat etmesi gereken ve kesinlikle faydalı olacağını düşündüğümüz 11 şey:

1. Elbette o sizin prensesiniz fakat kız çocukları beşikle, bebekle oyunlar oynar düşüncesini terk edin, onlara sadece yol gösterici bir rehber olmaya çalışın, ilgi alanlarını çizmeye, duvarlar oluşturmaya kalkmayın.

2. Onlara duyarlı yönlerinizi göstermekten korkmayın, duygusal yönlerini keşfettiklerinde, kendilerini zayıf hissedebileceklerini düşünmeyin.

3. Sadece kızınızla size özel şakalarınız ve takılmalarınız olsun, bunu ömür boyu unutmayacaklarına emin olabilirsiniz.

4. İş yaparken bu erkek işi deyip sürekli onu yanınızdan uzaklaştırmayın. Onun da hayatı deneyimlemesine istediklerini yapmasına izin ve imkan verin.

5. Erkek çocuklarınıza söylemeyi aklınızdan bile geçirmediğiniz şeyleri kızınıza da söylemeyi aklınızdan geçirmeyin.

6. Kızınıza verdiğiniz sözler konusunda çok hassas olun asla aldatmayın, kızlar kalp kırıklıklarını ömür boyu unutmazlar.

7. Size şey anlatmak istediğinde bir sorununu anlatmaya çalıştığında, annene sor deyip başınızdan göndermeyin. Tabi bir daha gelmesini istiyorsanız.

8. Sevgisiz büyümesini istemiyorsanız ona ve annesine sık sık iltifat etmeyi sakın unutmayın.

9. Kızlar böyle şeyler yapmaz, böyle şeyler kızlara yakışmaz vs. demeden sevdiği ve istediği şeyleri anlamaya çalışın. Her insan asla aynı değildir.

10. Her zaman yanında olmayacaksınız, o zamana kadar korkularının üzerine gitmeyi, korkularından kaçmamayı öğretin ve her zaman arkasında olduğunuzu hissetmesini sağlayın.

11. Ve son olarak onu sevdiğinizi her fırsatta söylemekten çekinmeyin.

Kaynak:www.müthişpsikoloji.com
*

PEYGAMBERİMİZ ÇOCUKLARA NASIL DAVRANIRDI?

“KIZLARI ÜSTÜN TUTARDIM”

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Hazret-i Fâtıma’nın evinde kaldığı bir gün, torunları olan Hasan ve Hüseyin efendilerimiz su istediler. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, önce Hazret-i Hasan’a su verdi. Hazret-i Fâtıma -radıyallâhu anhâ-, Efendimiz’in Hasan’ı daha çok sevdiği hükmüne vardı. Efendimiz de buyurdu:

“–Hayır! İlk defa Hasan istedi.” buyurdular ve sonra da şöyle ilâve ettiler:

“–Bağış ve ihsanlarınızla çocuklarınıza müsâvî (eşit) muâmelede bulunun. Eğer ben birini üstün tutacak olsaydım, kızları üstün tutardım.” (İbn-i Hanbel, I, 101; İbn-i Hacer, el-Metalibu’l-Âliye, IV, 69; Heysemî, IV, 153)

Peygamber Efendimiz çocukların terbiyesine çok ehemmiyet vermiş, ashâbını da bu hususta pek çok hadîs-i şerîfi ile eğitmiştir:

“Çocuklarınıza ikrâm edin ve terbiyelerini güzel yapın.” (İbn-i Mâce, Edeb, 3)

“Bir baba, evlâdına güzel edepten daha efdal bir şey hediye etmez.” (Tirmizî, Birr, 33/1952)

“Kişinin, çocuğunu (bir kerecik) te’dip etmesi (edeplendirmesi ve uslandırması), kendi hakkında, bir sâ’ miktarında (yiyecek) tasadduk etmesinden daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Birr, 33)

 “Kişinin öldükten sonra geride bıraktığı şeylerin en hayırlısı, kendisine duâ eden sâlih bir evlât, sevabı kendisine ulaşan sadaka-i câriye, kendisinden sonra halkın amel ettiği bir ilimdir.” (Müslim, Vasiyyet, 14; Tirmizî, Ahkâm, 36)

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, çocuklara dâima derin bir muhabbet gösterir; onları öper, okşar; mübârek parmaklarını tarak yaparak onların saçlarını düzeltirdi. Çocuklara muhabbet göstermeyenlerden hoşlanmaz; onları kabalık ve katılıkla nitelerdi.

ÇOCUKLARI ÖPÜP OKŞAMAK

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-’nın rivâyet ettiğine göre bir defasında Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, torunlarını severken ziyâretine İslâm’ın merhamet, şefkat, nezâket ve inceliğinden uzak bir bedevî geldi. Rasûlullah -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in çocukları ziyâde sevmesine hayret ederek:

“–Yâ Rasûlallah! Siz çocuklarınızı öper (sever) misiniz? Biz çocuklarımızı öpüp okşamayız.” dedi.

(Allah’ın evlât nîmetine karşı bedevînin duygusuz ve duyarsızlığı, Allah Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’i müteessir etti.) Bedevîye:

“–Allah senin gönlünden merhamet ve şefkati çekip çıkarmışsa ben ne yapabilirim!..” (Buhârî, Edeb, 22) buyurdu.

Hadîs-i şerîfin gereğince bir Müslüman gönlü, Allah’ın emânetleri karşısında muhabbet, şefkat ve merhametle dolu olarak şefkat ve muhabbeti nasıl ve nereye yönelteceğinin idrâki içinde olmalı ve öyle yaşamalıdır.

ÇOCUKLARIN HEVESLERİNE VERDİĞİ CEVABI

Bir defasında da Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, üzerine küçük abdestini yapan torununu:

“–Sen nasıl Rasûlullah’ın üzerine küçük abdest yaparsın?” diye pataklamaya kalkan Ümmü Fadl’a:

“−Oğlumun canını yaktın. Allah sana rahmet etsin!” buyurarak çocukların bu tür sıkıntılı hâllerine tahammül etmek gerektiğini göstermiştir. (İbn-i Mâce, Tabir, 10)

O, mübârek kucağında torunları olduğu hâlde namaza durur, secdede iken torununun mübârek sırtına çıkması üzerine secdesini uzatırdı. Çocuğa müdahale etmek isteyenlere:

“–Bırakın, çocuk hevesini almış olsun!” buyururdu.

Yine o Varlık Nûru, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, bir çocuk ağlaması duyduğunda namazı kısa keserdi. Bir defasında evinde namaz esnâsındayken çocuk ağlaması üzerine namazını kısa tutmuş ve ev halkına:

“–Onların ağlamalarının beni üzdüğünü bilmiyor musunuz?” buyurmuştu.

HZ. MUHAMMED’İN (S.A.V.) ÇOCUKLARA VERDİĞİ DEĞER

On yaşından itibaren on yılını Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in hizmetinde geçiren Enes -radıyallâhu anh- anlatır:

“Rasûlullah’a tam on sene hizmet ettim. Bana bir defa bile: «Öf!» demedi. Yaptığım bir şeyden dolayı: «Niye böyle yaptın?» diye azarlamadığı gibi, yapmadığım bir şey sebebiyle: «Şöyle yapsan olmaz mıydı?» da demedi.” (Buhârî, Savm 53, Menâkıb 23; Müslim, Fezâil 82)

Bu itibarla Rasûlullah -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in yüce huzurunda yetişen çocuklar bambaşka güzellik ve firâset ile donanmışlardır. Buna bir misâl kabîlinden Sehl bin Sa’d -radıyallâhu anh-’ın şu rivâyeti pek ibretlidir:

Rasûlullah -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- Efen­di­miz’e bir içe­cek ge­ti­ril­miş­ti. On­dan bir mik­tar iç­ti­ler. Bu es­nâ­da sağ ta­ra­fın­da bir ço­cuk, sol ta­ra­fın­da ise as­hâ­bın bü­yük­le­rin­den yaş­lı kim­se­ler otu­ru­yor­lar­dı. Efen­di­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- sa­ğın­da­ki ço­cu­ğa kâ­bı­na varılmaz bir in­ce­lik ve ne­zâ­ket­le:

“–Mü­sâ­ade eder mi­sin, bu içe­ce­ği ev­ve­lâ şu bü­yük­le­ri­ne ve­re­yim?” bu­yur­du­lar. O akıl­lı ço­cuk da her­ke­si şa­şır­tan ve âle­me ib­ret ol­ma­ya lâyık şu bü­yük ce­vâ­bı ver­di:

“–Yâ Rasûlallah! Sen­den ba­na ik­râm olu­nan na­sî­bi­mi hiç kim­se­ye vermem!”

Bu­nun üze­ri­ne Sev­gi­li Pey­gam­be­ri­miz -sal­lâl­lâ­hu aley­hi ve sel­lem- mübârek el­le­rin­de­ki içe­ce­ği o ço­cu­ğa ver­di­ler. (Bu­hâ­rî, Eş­ri­be, 19)

Bu hâdise, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in çocuklara verdiği değeri göstermesi ve karşılıklı muhabbet akışları bakımından pek mühimdir.

ÇOCUĞUN HAKKI: GÜZEL BİR İSİM VE EDEP

“Çocuğun babası üzerindeki haklarından biri, rûhâniyetli bir isim koyması ve güzel bir edep vermesidir.” (Beyhakî, Şuabu’l-îmân, VI, 401-402)

“Her kim üç kız çocuğunu himâye edip, büyütüp evlendirir ise, sonra da onlara lütuf ve iyilikte devâm ederse o kimse cennetliktir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 121; İbn-i Hanbel, III, 97)

“Her kim iki kız çocuğunu yetişkinlik çağına yetiştirip himâye ederse kıyâmet günü o kimseyle yan yana olacağız.” buyurdu ve parmaklarını bitiştirdi. (Müslim, Birr 149; Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr 13)

“Her kim kız çocuklarını yetiştirme yüzünden bir sıkıntıya uğrar da onlara iyi bakarsa bu çocuklar, onu cehennem ateşinden koruyan bir siper olur.” (Buhârî, Zekât 10, Edeb 18; Müslim, Birr 147; Ayrıca bkz. Tirmizî, Birr 13)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Huzurlu Aile Yuvası, Erkam Yayınları, 2013





baba kız ilişkileri nasıl olmalı, babaların kız çocuklarına davranışı, hz muhammed çocuklara nasıl davranırdı, kız çocuklarına nasıl davranmalıyız, kızlara nasıl davranılmalı, altın öğütler

ELİF GİBİ OLMAK

22 Haziran 2018 Cuma / No Comments
altın öğütler, elif, elif gibi, elif gibi olmak hz muhammed, elif gibi olmak ne demek, elif gibi olmak siyeri nebi, elif nedir, elif olmak, elif şiiri, karacaoğlan elif şiri, resimli sözler,

ELİF GİBİ OLMAK

Elif gibi dimdik haysiyetli olmak...
Nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmemek...

*


ELİF

İncecikten bir kar yağar, 
Tozar Elif, Elif deyi... 
Deli gönül abdal olmuş, 
Gezer Elif, Elif deyi... 

Elif’in uğru nakışlı, 
Yavrı balaban bakışlı, 
Yayla çiçeği kokuşlu, 
Kokar Elif, Elif deyi... 

Elif kaşlarını çatar, 
Gamzesi sineme batar. 
Ak elleri kalem tutar, 
Yazar Elif, Elif deyi... 

Evlerinin önü çardak, 
Elif'in elinde bardak, 
Sanki yeşil başlı ördek 
Yüzer Elif, Elif deyi... 

Karac'oğlan eğmelerin, 
Gönül sevmez değmelerin, 
İliklemiş düğmelerin, 
Çözer Elif, Elif deyi... Karacaoğlan

*
*
Elif Gibi Olmak

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol, beraberindeki tevbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın, şüphesiz O yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hûd 11/112) 

Elif’i görünce hep yüce dinimiz İslam’ın çok önem verdiği temel ahlaki prensiplerden dürüstlük gelir aklıma. Konu dürüstlük olunca elif

Elif gibi olmak; düzgün ve dürüst olmak, mümin için çok önemli ifadeler. Kur’an alfabesinin bu ilk harfinin bizim kültürümüzde farklı bir yeri vardır. Kimi zaman şiirlere konu olmuş kimi zaman çocuklarımıza isim olarak verilmiştir. Akla birçok şey gelebilir ama her şeyden önce dosdoğru olmak, güvenilir olmak, eğriliklerin karşısında düzgün ve dik durmaktır elif gibi olmak.geçer zihnimden. Hele usta hattatlarımızın kaleminden çıkmışsa, onun gönül dünyasındaki tevhid inancının ruhunu hisseder insan.

Müminin günde beş defa ilahi huzura çıkıp adeta inanç enerjisi depoladığı namazında Kur’an-ı Kerim’in özeti mesabesinde olan Fatiha Suresi’nde Rabbinden kendisini sırat-ı müstakime (dosdoğru yola) iletmesini istemesi dürüstlük ilkesinin önemini ortaya koymaktadır. Yüce Allah’ın, müminin hayatını öncelikle iman ve istikamet temeli üzerine kurmasını istediği görülmektedir.

Hiç şüphesiz bir toplumda huzur, güven ve istikrar ortamının sağlanmasında fertler arasında sevgi, saygı ve kardeşlik bağlarının oluşmasında dürüstlük ilkesinin yeri tartışılamaz.

Sevgili Peygamberimizin sahabilerinden biri; “Ya Rasûlallah! Bana İslam’ı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim.” diyor. Rasûlullah (s.a.s): “Allah’a inandım de, sonra dosdoğru ol.” buyuruyor.[1] Hz. Peygamber’in cevabında dürüstlük hayatın inşasında temel direklerden biri olarak ortaya konulmuştur.

Allah’ın son elçisi Sevgili Peygamberimizin, peygamberlik görevinden önce de sonra da yaşadığı toplumda Muhammed’ül-Emin (güvenilir Muhammed) olarak tanınması; O’na en şiddetli itiraz edenlerin bile O’nun doğruluğuna, dürüstlüğüne söz söyleyememesi, Müslüman’a O’nu örnek almada ve sevmede nereden başlaması gerektiği konusunda ipucu veren bir durumdur.

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Hûd 11/112) buyuruyor. Sevgili Peygamberimiz “Hûd Sûresi beni ihtiyarlattı.” buyurmuştur.

Bu ayette Rasulullah’a “beni ihtiyarlattı” dedirtecek kadar zor gelen nokta, dosdoğru olma emrinin asıl kendisiyle ilgili olan kısmından ziyade, ümmetiyle ilgili olan kısmıdır. Zira ayette “seninle beraber tevbe edenler de” (seninle beraber dosdoğru olsun) denilmek suretiyle aynı emre muhatap oldukları belirtilmektedir. Nitekim istikamet (doğruluk-dürüstlük) kadar yüksek bir makam olmadığı gibi onun kadar da zor hiçbir emir yoktur.[2]

Dürüstlük insanın ferdî, ailevî ve toplumsal bütün ilişkileri, meslekî ve ticarî faaliyetleri, kamu görevleri velhâsıl hayatın bütün alanlarını ilgilendiren ve mutlaka riayet edilmesi gereken bir erdemdir.

Gönül dünyamızı aydınlatan, kültür ve medeniyetimizin manevi mimarlarından Yunus Emre’nin dergâha yıllarca odun taşıdığı ama hiç eğri odun getirmediği anlatılır.

Zihin ve gönül dünyasını eğrilikten uzak tutanlar ve inançla besleyenler hep doğruluk üretecekler, göz ve gönül dünyasında eğriliğe yer vermeyeceklerdir. Hiç şüphesiz doğru olmayan söz, sağlam ve düzgün yapılmayan iş ve meslek, hâsılı dürüst olmayan hayat eğri odunu temsil eder.

Eğriliğin çok olduğu zaman ve zeminde düzgün durmak ve yürümek zor olsa da ve eğri gözlere batsa da neticede Allah’ın gözüne girmek (hoşnutluğunu kazanmak) mutluluğu her şeye bedeldir.

Dürüstlüğün mükâfatı da büyüktür. Cenab-ı Hakk şöyle haber veriyor dürüstlerin akıbeti için;

“Şüphesiz Rabbimiz Allah’tır, deyip sonra da dosdoğru olanlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.” (Ahkaf 46/13)

“Şüphesiz ‘Rabbimiz Allah’tır’ deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size (dünyada iken) va’dedilmekte olan cennetle sevinin!” (Fussilet 41/30)

            Ziya Paşa ne güzel söylemiş:

            İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah

            Yardımcısıdır doğruların Hazreti Allah. 

Kâinatın sahibi yüce Allah’ın hoşnutluğu, dostluğu ve onun vaad ettiklerinden daha önemli ve değerli bir şey olmadığına göre, dünyanın cazibesi, lezzetleri ve menfaatleri karşısında ne mutlu inanç ve ahlak çizgisinden ayrılmadan düzgün ve dürüst bir hayat yaşayanlara, ne mutlu elif gibi olanlara!





altın öğütler, elif, elif gibi, elif gibi olmak hz muhammed, elif gibi olmak ne demek, elif gibi olmak siyeri nebi, elif nedir, elif olmak, elif şiiri, karacaoğlan elif şiri, resimli sözler, 

İNSAN VE KAİNAT

4 Mayıs 2018 Cuma / No Comments

allah, cassini uzay aracı, dünya kainat, fotoğraf, gezegenler, insan ve kainat, insan ve kainat ilişkisi, altın sözler, altın tavsiyeler, nokta, resimli sözler, satürn, uzay, yaratıcı,

İNSAN VE KAİNAT

Dünya, Kainat'ta bir noktadır.
Ya İnsan!

*

İnsan ve Kainat; Küçük Kainat ve Büyük İnsan

Bir tarafta atomlarla yazılan hücreler, hücrelerden dokunan organlar, bunların birlikte çalışmalarıyla ortaya çıkan insan bedeni.

Öte yanda bakterilerle kaynaşan toprak, oksijen ve hidrojenin birlikteliğiyle meydana gelen su mucizesi, denizler, nehirler.

Tâ uzaklarda yıldızlarla bezenmiş gök yüzü, güneş ve ay…

Atomundan güneşine kadar her şey aynı hedefe yönelmiş durumda. Bütün çalışmalar, bütün ittifaklar kâinatın meyvesi olan insan için; insan ruhu için…

O ruh, bedende misafir kaldığı gibi, kâinatta da misafir; biri evi, diğeri şehri gibi. Bedenle kâinat arasında böylesine sıkı bir irtibat var… İkisi de insanın hizmetinde. İkisinin de bütün özellikleri ona göre ayarlanmış.. Şekilleri, büyüklükleri, mesafeleri hep o misafiri en güzel şekilde barındırmak için.

İnsan ve kâinat… Biri ağaca diğeri meyveye benzetiliyor...

İnsan için küçük âlem, âlem için de büyük insan tabiri kullanılmış.

Kâinat-insan ilişkisinin en önemli göstergesi bütün varlık âleminin nur-u Muhammedîden yaratılmış olması.

O nurdan safha safha yaratılan bu muhteşem kâinat, ihtiva ettiği bütün âlemleriyle insan mahiyetinde temsil edilmiş bulunuyor. İnsanın hafızası levh-i mahfuzdan haber verdiği gibi, insandaki demir elementi de âlemdeki demir madenini temsil ediyor. Ruh ve bedenden verdiğimiz bu iki örneğe yenileri eklenebilir.

“İnsan şu kâinatın hakaiklerine bir vâhid-i kıyasîdir, bir fihristedir, bir mikyastır ve bir mizandır. Meselâ, kâinatta Levh-i Mahfuzun gayet kat’î bir delil-i vücudu ve bir nümunesi, insandaki kuvve-i hafızadır. Ve âlem-i misalin vücuduna kat’î delil ve nümune, kuvve-i hayaliyedir.” (Lem’alar)

Gözle güneş, gıdalarla mide, hava ile akciğer arasındaki yakın ilgiye dikkat ettiğimizde, meyvenin dala takılı olması gibi insanın da kâinat ağacına adeta bitişik olduğunu hisseder gibi oluruz. Yer çekimiyle arza bağlı olmamız da bunun ayrı bir göstergesi…

İnsan-kâinat ilişkisini unutmak insana hem fikir hem de şükür kapısını kapatan büyük bir engeldir. Böyle bir insan, kendini bu muhteşem âlemden adeta tecrit eder de, onun yerine makama, paraya, alkışlara, şöhrete, desinler sevdasına bağlanır, , demesinler endişesine kapılır. Bunlar çok küçük şeyler olduğu için, onlara bağlanan insan da manen çok küçülür, bücür kalır, gelişme göstermez.

Halbuki, kendisini kâinat ağacının başında durmuş, yüzü ebedî âleme dönük ve ebedî saadete aday olarak gören insan, kâinatı çok gerilerde bırakan ulvî hedefleriyle çok yüce bir makama çıkar.

Nur Külliyatında, “iyyake na’büdü…” “ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz” ayetleri tefsir edilirken önemli bir noktaya dikkat çekilir:

İnsan tek başına da namaz kılsa, yine “ben” değil de “biz” diye hitap ediyor. “Kimler namına ‘biz’ demektedir?” sorusuna cevap olarak üç ayrı cemaat nazara sunulur:

Birisi, o müminle birlikte namaz kılan yer yüzü mescidindeki büyük cemaat.

Diğeri, insanın her organı, her hücresi kendisine verilen görevleri yerine getirmekle rabbine ibadet halindedir. İnsan “yalnız sana ibadet ederiz” derken kendisinde mevcut bu cemaati de kast etmektedir.

Ve üçüncü cemaat: İnsan meyvesi veren şu kâinat ağacının tümü de görevinin başındadır ve bir ibadet üzeredir. O halde insan, kâinatı ve içindeki her şeyi niyet ederek de “iyyake na’büdü” diyebilir.

Demek oluyor ki, insan kâinat ağacının bir meyvesi olarak ağacının tüm ibadetlerini rabbine takdim edebilecek bir kabiliyette yaratılmıştır.

Bu görevi yerine getirenler büyük insanlardır. Böyle muhteşem bir cemaatin önüne geçmek, onlarla birlikte küllî bir ibadet yapmak büyük bir makam, ulvî bir mazhariyettir.

Bunların hiçbirini dikkate almadan yaşayan ve yüzünün herhangi bir köşesindeki küçük bir makam, yahut cüz’i bir servetle oyalanan insan, ömür sermayesini zayi etmiş bir zavallıdan başkası değildir.

İnsanın kâinattan çok daha büyük bir varlık olduğunu ders veren bir ayet-i kerime:

“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi; (onun hakkını yerine getirmedi.) Çünkü insan çok zalim ve çok cahildir.” (Ahzap, 33/72)

İman, marifet ve muhabbet vadisinde kâinatta hiçbir varlığa nasip olmayan istidat insan ruhuna takılmıştır. Ayette geçen emaneti yüklenmekten diğer varlıkların çekinmelerinin mahiyeti ne olursa olsan, bizim ayetten alacağımız en önemli bir ders şudur:

İnsan, göklerin, yerin, dağların yüklenmekten çekindiği bir yükü yüklenen değerli ve şerefli bir varlık. Bu büyük insan, küçük sularda boğulmamalı, küçük hesaplarda yok olmamalı ve kendini küçültmemeli. Aksi halde, “çok zalim” ve “çok cahil” olur. Ve bu ulvî mahiyet, bir başka ayette haber verildiği gibi, hayvandan çok daha aşağılara düşer.

İnsan- kâinat ilişkisinin bazı yönlerine kısaca değinelim:

Kâinat bir kitaba benzetiliyor. Bu âlem, İlâhî kudret ve irade ile varlık sahasına çıkmış, ilim ve hikmet dolu muhteşem bir kitap gibi. En mükemmel okuyucusu ise “insan”.

Bu güzel teşbih bize şu dersi veriyor:

“Kâinat insan içindir, insan kâinat için değil.”

Bir başka teşbih:

“Kâinat bir saray insan ise misafir.”

Misafirhanenin her şeyi misafir içindir ve ona göre ayarlanmıştır. Güneş göz için yaratılmıştır, göz güneş için değil. Bütün yiyecekler mide içindir, mide onlar için değil. Bütün tatlar dile hitap etmektedir, dil onlara değil. Sesler de kulağın rızkı gibidir, insan seslere muhtaçtır, sesler insana değil.

Bedenden geçip ruh âlemimize şöyle bir nazar edelim:

Kâinat kitabının mana ile kaynaşan varlıkları insan aklına hitap etmekte ve onu düşünmeye sevk etmekteler. O halde o manalar aklın rızkı gibidirler.

Bütün güzellikler kalbimizi muhabbetle coşturur. Onlardaki bu cemaller kalbe hitap etmektedir. Onlar da ruhun birer rızkı hükmündedirler.

Kâinat bir tarla, insan ise onda ahireti namına ekip biçen bir çiftçi gibi.

“Dünya ahiretin mezrasıdır.” (Hadis için bk. Aclûnî, Ebu’l-Fida İsmail b. Muhammed, Keşfu’l-Hafa, Beyrut, 1351, I/412.)

Bu hadis-i şerifte olduğu gibi birçok ayet-i kerimede de “dünya” kelimesi, arz küresi manasına değil, ahiretten bu tarafa olan her şey, yani topyekûn kâinat manasına kullanılmaktadır.

Dünya hayatının tümü bir tarla gibidir. İnsan her duyu organıyla, aklıyla, hayaliyle, her bir hissiyle bu tarlaya farklı şeyler ekmekte ve bunların her birinden ayrı neticeler, farklı meyveler almaktadır.

Gözünü varlıkların yüzlerinde ibretle gezdiren bir kişi cennet namına mahsuller almaktadır. Bir başkası da gözlerini haramlar üzerinde dolaştırmakta, her haram nazardan ayrı bir azap devşirmektedir.

Diğer organları da aynı şekilde düşünebiliriz. Her birisi yaratılış gayesine uygun sahalarda dolaştığında sahibine ebedî saadet mahsulleri aldırmakta, aksi halde onu ebedî felaketlere sürüklemektedir.

Bu ekim ve mahsul alma işlemi, belki daha ileri seviyesiyle ruh âlemimiz için de söz konusudur. “Doğru veya yanlış düşünme, Allah namına yahut nefis hesabına sevme, faydalı yahut zararlı şeyleri hayal etme, hafızasına müspet yahut menfi bilgiler doldurma” gibi nice yönleriyle insanın ruhu, kalp âlemi ve his dünyası da ya cennet yahut cehennem mahsulleri vermektedir.

İnsan bütün bu mahsulleri kâinat içinde ve ondan yardım alarak verir.

- Güneş olmasa, helal yahut haram neye bakabileceğiz?

- Hava olmasa, doğru veya yanlış neyi konuşabileceğiz?

İnsan ve onu kuşatan şu muhteşem kâinat arasındaki bir başka ilgiden de kısaca söz edelim.

Tilki gibi kurnaz, serçe kadar ürkek, pars gibi parçalayıcı, bülbül gibi şakıyan, arı gibi bal veren, yılan gibi zehirleyen insanlar bulunduğu gibi, şu kâinattaki çok farklı özellikleri kendi ruh âlemlerinde yansıtan kişiler de mevcuttur.

Bazılarını görürsünüz, huyu pamuk gibi yumuşaktır, kalbi merhametle doludur; bazıları ise başkalarına karşı taş gibi sert ve hissizdir.

Bazıları insanların içi âlemini karartırken, bazıları insanlık âlemini güneş gibi aydınlatırlar.

Kış gibi soğuk ve donuk tiplere de rastlarsınız, bahar gibi gülen, yaz gibi sıcak kişilere de.

Necip Fazıl’ın şu mısraları bu gerçeği güzel ifade eder:

"Boşuna gezmişim yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış."

Kâinatta seyrettiğimiz, yüksek-alçak, büyük-küçük, âli- adi, parlak-sönük, uzak-yakın gibi nispetler âleminin küçük bir örneğini de insanların toplum hayatında görmemiz mümkün.

Kısacası, kâinat her şeyiyle insana göre ayarlanmış, ona hitap eden, onun ihtiyaçlarına cevap veren “büyük insan”…

İnsan ise, kâinat sarayında yaşayan, her yönüyle onunla temas halinde bulunan ve ondaki çoğu özelliklerin küçük bir örneğini benliğinde taşıyan “küçük kâinat”…

Bunlardan birini diğerinden koparamaz, ayrı düşünemezsiniz.

Kaynak: www.sorularlaislamiyet.com




allah, cassini uzay aracı, dünya kainat, fotoğraf, gezegenler, insan ve kainat, insan ve kainat ilişkisi, altın sözler, altın öğütler, nokta, resimli sözler, satürn, uzay, yaratıcı, 

MUTLULUĞUN SIRRI

9 Nisan 2018 Pazartesi / No Comments
hayvanlar, insanlar, mutlu olmanın formülü, mutlu olmanın kuralları nelerdir, mutlu olmanın yolları, mutluluğun sırrı, mutluluk nedir, mutlu olmak için ne yapmalıyız,  nasıl mutlu olunur, sır, yaratan,

MUTLULUK

Mutluluk; sevmek ve sevilmektir.
Sevmeyen mutlu olamaz.
Hayatı sevmeli, insanı sevmeli, yaratılanı sevmeli.
Sevilmeyen de mutlu olamaz.
İnsanlar tarafından sevilmeli, hayvanlar tarafından sevilmeli.
Mutlu olmak için sevmeli ve sevilmeli.
*
MUTLU OLMANIN FORMÜLÜ

Mutlu olmanın yollarını öğrenip hayatımızı güzelleştirdik. Şimdi, siz değerli ‘Yüksek Topuklar’ okuyucularıyla paylaşıyoruz. Göreceksiniz, küçük adımlarla büyük mutluluklar yaşayacaksınız. Güneş ışığından mutluluk kaynağı yaratmayı, paranızı dikkatli kullanmanın huzur verdiğini, kendinize annelik yapmanın değerini anlatıyoruz, hemen okumaya başlayın!

1- Şükretmenin değerini anlayın

Mutlu olmanın yollarından biri, şükretmektir. Yaşadıklarınıza, sahip olduklarınıza, sevdiklerinize, sevmediklerinize yakından bakıp şükredin. Şükretmek, farkında olmanızı sağlar ve sizin kendinizi çok yalnız hissettiğiniz anlarda bile yanınızda büyük bir gücün, Allah’ın olduğunu anımsamanızı sağlar. Dua etmek, şükretmek ruhunuzu iyileştirip kendinizi daha mutlu ve neşeli hissetmenize yardımcı olacaktır. Bir bardak buz gibi ayran içebildiğiniz için bile şükretmeyi bildiğinizde mutluluk üzerinize yağacaktır!


2- Enerjik müzikler dinleyin

“Müzik ruhun gıdasıdır” sözü çok doğrudur ve biz ruhumuzu pozitif enerjiyle dolduracak şarkılar, müzikler dinleyerek daha mutlu ve neşeli olabiliriz. Arabesk, yavaş müziklerle güne başlarsanız tüm gününüz depresif geçebilir. Siz en iyisi Rihanna, Ajda Pekkan gibi daha çok canlı veya Mozart, Chopin gibi sakin mutluluk veren sanatçıları tercih edin; ruh haliniz hemen değişecektir.

3- Kendinize annelik yapın

Her yaşta ve konumda sevilmeye ihtiyacımız var. Gerçek şu ki istediğimiz sevgi, şefkat, ilgi ve anlayışı önce kendimize sunmalıyız. Aynanın karşısına geçip kendinize beğeni dolu gözlerle bakıp yüzünüzü inceleyin. Gözbebeklerinizin renginden, dudaklarınızın şekline kadar pek çok detayı bir daha görün. Yemek yerken, çalışırken kendinizi üçüncü göz bir dışarıdan izleyin. Günlük hayatta başardığınız her şey için kendinizi tebrik edin. Her daim motive olmak için kendinize güzel sözler söyleyin. Dostunuza nasıl davranıyorsanız, kendinize de tam böyle davranın.

4- Sadeleştikçe mutlu olun

Temiz ve sade bir odaya girdiğinizde kendinizi iyi hissediyorsunuz, değil mi? Bu güzelliği hayatınızın her alanına taşımaya ne dersiniz? Fazla kilo, fazla eşya, fazla iş, fazla arkadaş, fazla borç…. Gereğinden fazla olan her şey, hayatınızın kontrolünü elinize almanızı zorlaştırır ve sizi mutluluktan uzaklaştırır. Hayatta mutlu ve neşeli olmak için size fazla gelenleri tespit edin ve bir bir hepsinden kurtulun. İşe ilk olarak yaşadığınız, çalıştığınız ortamı temizleyip sadeleştirmekten başlayın; ruh haliniz anında değişecektir!

5- Güneş ışığıyla mutlu olun

Mutlu ve neşeli olmak için en etkili yollardan biri de güneşle yakınlık kurmaktır! Mevsim ne olursa olsun güneş gökyüzündedir ve sizin, kendinizi daha iyi hissetmeniz için oradadır! Her gün mutlaka en az 15 dakika dışarıya çıkıp güneşi, rüzgarı, yağmuru ve doğayı hissedin. O anın farkında olun ve duyabildiğiniz, görebildiğiniz, yürüyebildiğiniz için şükredin; kesinlikle daha mutlu olacaksınız.

6- Paranızı dikkatlice kullanın

”Mal, canın yongasıdır” diye bir söz vardır; yani yaşamak kadar para, mülk sahibi olmanın da önemli olduğunu anlatır. Banka hesabınızda yeterince para yoksa, borcunuzu ödeyemediyseniz mutlu olmak pek kolay değildir. Bunun için gelir gider dengenizi iyi kontrol edin, paranızı harcamadan önce üç kere düşünün, küçük de olsa birikimler yapın. Örneğin durumunuza göre her hafta veya her ay çeyrek altın alıp kavanozda biriktirin. O küçücük miktarlar bile kendinizi güvende hissetmenizi sağlayacak ve mutlu olacaksınız.

7- İndirimli alışverişle kendinizi ödüllendirin!

Beğendiğimiz ayakkabının indirime girdiğini görmek hepimizi mutlu eder! Bu yüzden, hızlı mutlu olmanın yolu indirimleri takip etmekten ve gerçekten istediğimiz bir parçayı almaktan geçiyor. Bir güzel haberimiz daha var: İndirimli alışveriş için sezon sonunu beklemenize gerek yok! Bizim de güvenerek kullandığımız ‘Saleduck’ indirim kuponlarıyla her gün hesaplı alışveriş yapabilirsiniz. Hemen aşağıdaki görsele tıkla ve indirmli alışverişle kendini mutlu et!




hayvanlar, insanlar, mutlu olmanın formülü, mutlu olmanın kuralları nelerdir, mutlu olmanın yolları, mutluluğun sırrı, mutluluk nedir, mutlu olmak için ne yapmalıyız,  nasıl mutlu olunur, sır, yaratan,