Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "arkadaşlık"

ÇOCUK PSİKOLOJİSİ VE AİLE EĞİTİMİ-1

12 Ekim 2020 Pazartesi / No Comments
ergenlik dönemi, ergenlik sorunları nelerdir, ergenlik sorunları ile nasıl baş edilir, ergenlik nedir, ergenlikte ne değişir, ergen ne demek, ergenlik rehberliği, kız erkek ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri
ergenlik sorunları ile nasıl baş edilir,ergenlikte ne değişir,ergenlik rehberliği,ergenlik dönemi,ergenlik nedir,kız erkek ilişkileri,ergen ne demek,ergenlik sorunları nelerdir,arkadaşlık,
Ergenlik Dönemindeki Sorunlarla Baş Etmek

Her bireyin yaşamında fiziksel ve psikolojik yönden hızlı bir değişme ve gelişim gösterdiği dönem vardır. Bu dönem kızlarda 11-12, erkeklerde ise 13-14 yaşından başlayarak 20-21 yaşma kadar devam eder. Bu döneme ergenlik çağı denir. ergenlik çağı kişinin önceki yaşamından ve gelişiminden kopuk, yeniden bir doğuş dönemi değildir. Fakat, gelişme o kadar hızlı ve göze batacak biçimdedir ki bu durum çevreyi olduğu kadar ergeni de şaşırtır, hatta bunalıma itebilir. Ortaöğretimde öğrenciler ergenlik dönemini yaşamaktadırlar.

Bu dönemi rahat ve zarar görmeden atlatabilmek için anlayışlı anne baba ve öğretmenlere ihtiyaç vardır. Çocukluk dönemin sonuna doğru göreceli olarak yavaşlayan bedensel büyüme ve gelişme ergenlik döneminde yeniden hızlanarak bu dönem sonunda yetişkinlikteki yapısına ulaşır. ergenlik dönemi çocukluk yetişkinlik arasında yer alan bir yaşam dönemidir.

Ergenlik döneminde fiziksel, zihinsel ve cinsel gelişim çok hızlıdır. Özellikle bedensel gelişmede göze çarpan değişmeler; boy uzaması, kasların gelişmesi, kol ve bacakların, özellikle el ve ayakların oransız biçimde uzaması, kıllanmak, erkek çocuklarda ses kalınlaşması, hormonal faaliyetlerinin artması, ergenlik sivilcelerinin çıkması gibidir. ergenlik döneminde ortaya çıkan düşünce sistemi ve duygusal yapıdaki değişikliklere bağlı olarak gençler dikkatlerini kendi üstlerine öteki dönemlere oranla çok daha fazla yoğunlaştırırlar. Çevrelerindeki hemen her kesin kendilerini incelediğini sanırlar.

Ergenlik çağına has bu “ben merkezci” düşünce yapısı beraberinde ergenlik çağındaki gençlerin az yada çok hemen hepsinde gözlenen dış görünüşlerinin yeterince iyi olmadığına ilişkin kaygıyı da getirir. Boy, kilo, cilt bozuklukları onların kaygı kaynağıdır. ergenlik döneminde, çocukluk döneminde rastlanmayan bir hızla beden yapısındaki oranlarda dış görünümde değişiklikler ortaya çıkar.

Anne-babaları, öğretmenleri kendilerine karşı uygun tutumları gösteren ergenlik çağındaki gençler kendilerinde olan değişimi kolayca kabullenirler. Ancak, gençlerin hepsi çevredeki yetişkinlerden aynı destek alma şansını sahip değildir. Beden yapısında olan değişimi ayak uydurmakta güçlük çeker. Bazıları çevreden kabul görmek için akranları arasında popüler olan modellere benzemeye çalışırlar. Gençlerin çoğu bu dönemin sonuna doğru ben merkezci düşünceden sıyrılmalarına bağlı olarak daha bağımsız daha tutarlı bir dış görünüşü benimsemeye başlarlar.

Olumlu bir benlik kavramına sahip olmada beden imajının olumlu olmasının da önemi büyüktür. Olumsuz bir beden imgesi yani gencin kendisinin güzel/yakışıklı olarak algılaması, beden benlik kavramının da olumsuzluğuna yol açmaktadır. Gençlerin dış görünüşlerini beğenmemeleri dış görünüşleri yüzünden red edilmeme korkusu ile arkadaş gruplarına katılmaktan kaçınmaları, bir süre sonra onların arkadaş grupları tarafından unutulmalarına yol açabilir. Ama genç aranmayışını, davranışına değil dış görünüşüne bağlayabilir. Temelde olumsuz beden algısından kaynaklanan “reddedilme korkusu” daha büyük sorunları doğurabilir.

Ergenlik çağı genlerin kendini tam bağımsız görmek istediği bir dönemdir. Buna bağımlılık- tam bağımsızlığa geçiş dönemi de denir. Ergen hala çocuksu özelliklere sahiptir, çocuksu davranışların hoşgörüsünden ve avantajlarından vazgeçmek istemez. Diğer yandan bedensel gelişme ile yetişkindir. Ana-babanın baskısından bir an önce kurtulmak. “Büyük olmak” isteği çok baskındır. Oysa bu dönemin bir çok yeni sorunlarının çözümünde ve diğer ilişkilerinde ana-babanın ve diğer yetişkinlerin yardımlarına ihtiyaç duyarlar. Kısa bir süre önce çocuk olan birey çocuk gibi davranınca ona yaşına uygun davranması söylenir. Büyük gibi davranmaya başlayınca da aynı uyarıyla karşılaşır. Ergen nasıl davranacağını şaşırır. Büyük yetişkin statüsü alsın mı? Çocuk kalıp, çocukluk güvenliği içinde yaşasın mı karar veremez. Anne ve babalar da çelişki içindedir, çocuklarının yine eskisi gibi kendilerine bağlı olmasını ve sözlerinden dışarı çıkmamalarını isterler.

Bu dönemde anne-babaya ve diğer yetişkinlere düşen görev; gençlerin bağımsızlıklarını kazanma eğilimlerine saygı ve anlayış göstermek, onlara yardımcı olmaktır. Gencin en hassas olduğu konu çocuk yerine konulması, kendisine hala çocuk gibi davranılmasıdır. Bunun aksini ispatlamak için genç, büyüklere özgü davranışlara yönelir. Erkeklerde sigara içme, bıyık bırakma kızlarda aşırı makyaj yapmaya ve argo sözler söylemeye özenme vb. Genç, yetişkin olduğunu ispatlamak için karşı gelme, söylenenin tersini yapma gibi veya hiç dinlememe, kabadayılık davranışları gelişir. Bu tür davranışlar cezalandırıldıkça veya azarlandıkça düzelme yerine daha da olumsuzlaşır. Gençler kasıtlı olarak yetişkinlere karşı gelir ve kafa tutarlar.

Gençlerin ergenlik döneminde cinsel konulara, yasak ve tehlikeli durumlara olan ilgileri de artar. Gençlere göre kurallar ve yasaklar yetişkinler tarafından gelişi güzel konulmuştur. Oysa bu kural ve yasakların gençler için konulmuş olmayıp toplumsal yapıyı şekillendirdiğini ve hayati değer taşıdığını genç ileride anlayacaktır. Bu dönemde dengesizlik en üst safhaya çıkmıştır, göz yaşlan yerine kahkahaya, kendine güven güvensizliğe, ilgi vurdum duymazlığa dönüşüverir. Bu dalgalanma kişiler arası ilişkilerde etkisini gösterir. Arkadaşlıklarda, mesleğe yönelmede bu görülür.

Ruhsal olgunlaşma bedensel ve cinsel gelişmeye ayak uyduramamaktadır. Duygulardaki iniş çıkışlar hep bozulan dengeyi kurmaya yöneliktir. Bu dönemde ergene bedensel ve fiziksel değişimi ile ilgili aydınlatıcı bilgi verilmeli, yaşadığı sürecin normal olduğu ve herkesin yaşadığı anlatılmalı, kendisine değer verildiği ve güvenildiğini bilmeli, yetişkin, gence gerçeği ve doğruyu göstermeli ve sorunları ile ilgilenmelidir.

Ergenlik döneminde gençlere nasıl rehberlik yapılır?

Gence zamanın çok değerli olduğu ve iyi kullanılması gerektiği öğretilmelidir.
Kendine güven artırılmalıdır.Ergene yapabileceği görevler verilerek kendisinin de başarılı olduğu gösterilebilir. Bu onu mutlu edecektir.
Kendileri hakkında olumlu beklentiler oluşturulmalıdır. Olumlu duygular başarı için ödüllendirici olacaktır. Ergeni başarılı olmaya sevk edecektir.
Gençlerin ilgileri doğrultusunda değişik sportif ve kültürel etkinliklere katılmalarına imkan verilmelidir.
Sorumluluk duygusu aşılanmalıdır.
Duygu ve düşüncelerini ifade etmesine imkan verilmelidir.
Okulun, eğitimin önemi ve bu konudaki sorumlulukları hakkında bilgi verilmelidir.
Toplumsal yasakların ve toplum kurallarının olduğunu bilmeleri ve uymaları gerektiği anlatılmalı.
Genç içinde yaşadığı aile ve çevresi ile uyum ve işbirliği içinde olmalıdır.

Arkadaş İlişkileri

Ergen için arkadaşları çok önemlidir.
Arkadaşlarının kendisi için ne düşündüğü çok önemlidir.
Bu dönemde ergenler kendi aralarında arkadaş grupları oluştururlar.
Bu grupların kendi aralarında yazısız kuralları vardır. Kurallarına uyan kişileri gruplarına alırlar.
Her ergen bir arkadaş grubunda olmak ister.
Erkeklerin kurdukları gruplar daha kalabalıktır, ilişkiler yüzeyseldir.
Kızlardan oluşan gruplar daha küçüktür, ilişkiler ise daha sıkıdır.
Ailesi içinde geçimsizlik ve dengesizlik olan ergenlerde, bir baskı hakim ise masum arkadaş grupları yerine çeteye yönelir.

Kız-Erkek İlişkileri

Ergenliğin ortalarına doğru, karşı cinse olan ilgi artar.
Ergen, karşı cinsin ilgisini çekebilmek için giyim kuşamına dikkat eder.
Ergenlerin yaşadığı sorunlar, ne kadar benzermiş gibi görünse de, gelir gruplarına, eğitim düzeyine, geleneklerle olan bağlara göre değişkenlik gösteriyor. ergenlik zor bir dönem ama çocuğuna yakın durmayı, onunla konuşmayı becerebilenler bakımından bu hassas bölümü kazasız belasız atlatmak mümkün.

AİLEYE ÖNERİLER

Soğukkanlı ve sakin olun, fevri davranışlardan kaçınmaya çalışın,
Sıkıcı, öğüt veren konuşmalardan kaçının, çocuklarınızın söylediklerini anlamaya çalışın,
İyi bir dinleyici olun, konuşulanların sır olarak kalacağı konusunda onlara güven verin
Ailenin tahttan indirilip, arkadaşların çıkarıldığı bu dönemde, çocuklarınız sizden uzaklaşıyor gibi görünse de, gösterdiğiniz doğrular yeri geldiğinde kullanılacaktır, önemli olan sağlıklı ve güvenli kuracağınız iletişimdir.

Bu dönemde çocuklar ne yetişkin ne de çocuk olarak gömmekte ve bu karmaşa davranışlarına da yansımaktadır. Bu karmaşaya çevreden aldıkları çelişkili mesajlarda neden olmaktadır. Siz de çocuğunuzun bu durumunu farkederek, onun yetişkin davranışlarını destekleyip, çocukça yaptığı davranışlarda ise bu çelişkiyi yaşatmadan destek olun.

Bu dönemde ki çatışmalar, ergenin bir yandan sizin gibi olmak istemesi diğer bir yandan da bağımsızlığını sizden farklı bir birey olarak gerçekleştirme çabasıdır. Bunu hatırlayarak çatışmaların kaçınılmazlığını kabullenin.

Çatışma-çözüm becerilerinizi gözden geçirin. Bu konuda önemli model olduğunuzu unutmayın.
Yeteneklerini ve ilgi alanlarını tanımaya çalışan gencin, ilgilerindeki değişkenlik normaldir. Ona bu değişkenliğinde kendini tanımasına fırsat verin ve yardımcı olun.

Gencin zihinsel yaşadığı dağınıklık ve değişkenlik, dış görünümüne ve çevresine de yansıyabilir. Sizin kurallarınızla sıklıkla çatışabilen bu durumu ancak gençle uzlaşmaya giderek çözebilirsiniz.
Gençlerdeki olumsuz davranışlardan önce olumlu davranışları görmeye çalışarak, hem iletişimi güçlendirin hem de bu sayede olumlu davranışları pekiştirin.

Bu donemde yaşayacağınız aşırı baskıların ve cezalandırmaların genci arkadaş grubuna iteceğini unutmayın. Bu nedenle yapıcı eleştiriler kullanın.
Problemlerinizi “kapı aralığında” çözmeye kalkışmayın. Problemleri çözmek için yer ve zaman ayırın, Problemi doğru tanımlayın.
Çocuklarınızın kendi sorumluluklarını üzerinize almayın. Unutmayın sorumluluklarını ne kadar önce üstlenirse o derece de sorumlu bireyler yetiştirebilirsiniz.
Kuralların öğretilmesi ve uygulanmasında tutarlı, açık ve kararlı tutumunuz en önemli faktörlerdir.
Olumlu ve olumsuz duyguları ifade etmesine yüreklendirin. Çocukluktan ergenliğe geçişte “gençlerle iletişim kurmak” büyük önem kazanır.
Anne-babalar ve öğretmenlerin, gençlerin gelişmesine ve yetişmesine katkıda bulunabilmeleri için iletişim becerilerini yeniden gözden geçirmeleri ve geliştirmelerinde yarar vardır.

DİNLEMEK:Gençlerle olumlu, yapıcı, destekleyici ilişkiler kurmak için onları gerçekten dinleyip-dinlemediğimizi kendimizi kendimize sorarak işe başlamamız gerekir.

CESARETLENDİRMEK: Çocuklarımızla yapacağımız yapıcı tartışmalar onların ufukların geliştireceği gibi, sağlıklı tartışma biçimlerini de öğrenmelerine yardımcı olacaktır. Onları soru sorma yönünde yüreklendirmek, yanıtları arama açısından da katkı sağlayacaktır.

AÇIK İLETİŞİM: Gençlerle iletişimde en olumlu iletişim türü “açık iletişim”dır.Açık iletişim; demokratiktir, yapıcıdır, esnektir, kendiliğinden gelişir, soruna yöneliktir ve diyaloga dayanır. Açık iletişim; kontrol edici, baskıcı, katı ve otoriter bir tutumu içermez.

BİLGİLENDİRMEK: Anne-babalar ile öğretmenlerin; gençler için belirsiz konularda bilgiler vermesi, onların sorularına cevap verip, merakını gidermesi açık iletişim yoluyla olur. ergenlik dönemiyle ilgili değişmeler, üreme sistemi, adet dönemi, cinsel gelişme ve işlevler, cinsel tutum ve davranışlar öne çıkan temalardır. Sağlıklı cinsel gelişim bilgisinin kazandırılması, cinsel kimliğin oluşmasın da yardımcı olur.

ANLAMAK: Anne-babalar ile öğretmenlerin kendilerini gencin yerine koyarak, olaylara onu bakış açısıyla bakmaları, gencin duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamalarıyla olanaklıdır. Yetişkinlerin; gencin açısından bakabilmesi, kendilerini gencin yerine koyabilmesi önemli bir yaklaşımdır.

DUYARLI OLMAK: Gençlerle kurulacak iletişimde onların temel gereksinimlerine yetişkinlerin duyarlı olması bir zorunluluktur. Anne-babalar ve öğretmenler ile gençler arasındaki görüşmelerde; gençlerin yeme, içme, bedensel gelişme ve büyüme gereksinimlerine, görüşme ortamının güvenliğine, karşılıklı ilgi, sevgi, saygı ve hoşgörüye; gencin ergenlik çağında kendi kendine saygı ve güven duymasına, kendini gerçekleştirmesine ve onurunu korumasına ve ergenlik çağında kendi gücünü göstermesine yardımcı olmaya özen göstermelidir.

ÖRNEK OLMAK: Ergenlik çağındaki gençlere kendini tanıma ve geliştirme olanağı etkili bir rehberlikle desteklenebilir. En etkili rehberlik yolu; davranışlarımızla örnek olmakla başlar. Rehberlik, genç için kendisini ve çevresini tanımasına yardım eden bir süreçtir.

SAYGILI OLMAK: Ergenlik sorunların yarattığı zorlamayı, gerilimi en aza indirmek için gençlerle birlikte sorunların irdelendiği ve üzerinde konuşulduğu bir iletişim olanağı yaratılmalıdır. Pek çok anne-baba ve öğretmen, çocuklarla yakın olduklarında otoritelerinin sarsılacağını ya da “yüz-göz” olacakları endişesini taşırlar. Oysa nesnel, korku ve endişelerden arınmış, saygılı, yalın bir yaklaşımla aktarılan bilgiler, çocukla aramızda daha sağlıklı bir ilişkinin kurulmasına yol açacaktır.

ergenlik dönemi, ergenlik sorunları nelerdir, ergenlik sorunları ile nasıl baş edilir, ergenlik nedir, ergenlikte ne değişir, ergen ne demek, ergenlik rehberliği, kız erkek ilişkileri, arkadaşlık ilişkileri

İNSANLAR NEDEN MUTSUZ?

24 Haziran 2019 Pazartesi / No Comments
arkadaşlık, dış güzellik, dostluk, evlilik, insanlar, komşuluk, mutlu olmanınyolları, neden mutsuzuz, poz vermek, resimli mesajlar, samimiyet, sohbet,

Artık sohbetler derinlemesine değil.
Ne arkadaşlık, ne dostluk,
ne evlilik, ne kurumsallık,
ne akrabalık, ne de komşuluk...
Dışardan bakarsan fotoğraf güzel,
içine bakarsan yalnızlık çığlıkları...
İnsan sohbetin derinine, 
duygunun zirvesine,
samimiyetin içine ulaşamadık
her yerde poz vermeye devam edecek.
Bu yüzden sevmek yerine eğlenmek,
saymak yerine geçiştirmek istiyoruz.
Mutlu olamıyoruz çünkü;
sohbetlerimiz içimize işlemiyor.
Sadece dışımızı süslüyor...

*
arkadaşlık, dış güzellik, dostluk, evlilik, mutlu olmanın yolları, neden mutsuzuz, sohbet, mutsuzluğun nedenleri, insanlar neden mutsuz, nasıl mutlu olunur

Mutsuzluğun Nedenleri Nelerdir? 
Mutlu Olma Yolları
Mutlu Olabiliriz Ama Nasıl ?

Mutluluğun yolları yıllarca aranmış, deneme,yanılmalar,tecrübeler,eğitimler, terapiler gibi teknikler ve kaynaklar ile öğrenilmeye çalışılmıştır.
Aslında mutluluğun yollarını ararken, mutsuzluğun yollarını buluruz. Çünkü hayat kendi başına düşünüldüğü ve hissedildiği gibi yaşanır. Yani aynı olayı yaşayan iki kişinin farklı duygular ve düşünceler yaşaması,mutluluğun bir bakış tarzı ve hissediş olduğunu ortaya koyar.fakat insanların farklı bakması yüzeysel değil, bazen kemikleşmiş bir sistematik zihinsel süreç iken bazen çözüm yolu olarak geliştirilmiştir.

Mutlu olmak sadece belirli bir durum veya olaya karşı olabilecek kadar lokal bir durum değildir. Hayat bir bütün ise mutluluk da bir bütündür.fakat az sonra tek tek değineceğim gibi hiç de mutluluğa bir bütün olarak bakamıyoruz.


*Her An Mutlu Olmalıyım.

Peki bu mümkün müdür ? aslında şuan en büyük sorunumuz bu. Nedense her anımızın mutlu olmasının peşindeyiz. Mutsuzluğa,keyifsizliğe, bir şeyin yanlış gitmesine tahammülümüz yok.işte ilk nokta bu: her anımızda mutlu olamayacağımızı kabul etmeliyiz. Kabul edersek, gün içinde yaşadığımız olumsuzlukları yaşamın bir parçası ve gereği olarak görür,dövünmek ve üzülmek yerine çözüm ararız. İnsanın her an mutlu olması demek, hayatının anlamsızlaşması demektir. Zamanla rutin bir hal alan mutluluk adındaki etkinlikler bizde doyumsuzluk ve eskisi kadar bizi mutlu etmeyen durumlara doğru gider. Ayrıca burada mutluluğun tanımını da doğru yapmamız gerekir.mutluluk hayatın istenildiği düzeyde kısa ve uzun hedeflerin gerçekleşmesi iken aynı zamanda da bireysel olup herkesin isteğine göre şekillenir.

Acı:

Eğer hayatınızda acılar var, acılar yaşıyorsanız size acı verecek kadar değerli şeylere sahipsiniz ve bu acı sizinde önemli olduğunuzun bir göstergesidir. Bu nedenle acıların bir yaşam kaynağı olduğu,hayata bağlanmanın bir göstergesi olduğunu bilmeliyiz. Düşünün ki hayatta hiçbir şey size acı vermiyor. Ne bir kayıp ne bir bitiş ne de başka bir şey. O halde siz bu hayatın neresindesiniz? O halde siz bu hayatta hiç bir şeye sahip değilsiniz.

Kaygı:

Aslında ülkemizde en büyük psikolojik iki hastalığın varlığından söz edebiliriz. Kaygı ve depresyon. Kaygıların temel analizi: bizi üzen olaylar değil,bizim onlar hakkındaki yorumlarımız ve düşüncelerimizdir. 
Aklınıza şuan sizi en çok kaygılandıran olayı getirin. 
• sizin yerinize başkası olsaydı da bu olayı sizin gibi yorumlar mıydı?
• Bu olayı yaşayan arkadaşınıza ne önerirdiniz?
• olabilecek en kötü şey nedir?
• Dediklerinin olacağına dair kanıtlar var mı?
• Duygular hiçbir zaman kanıt değildir o halde kanıt?
• Sonucun beklediğim gibi olma olasılığı nedir? İhtimal mi gerçeklik mi?

Kaygının temelinde olayı büyütmek,gücünü küçültmek vardır. Burada kişinin yaşadığı kaygı ne ile ilgili olursa olsun kontrol edememe, baş edememe vardır. “ya.. olursa biterim.,mahvolurum. Çıldırırım….. gibi… yani mutsuzluğumuzun temel nedenlerinden biri de gerçeklikler üzerinden değil de duygularımızı ve kendi yarattığımız düşünceleri kanıt saymaktır.
Eşinden sürekli şüphe eden birinin kanıtı yoktur. Duygularıyla bunu test eder. Ama artık bu güvensizlik ve hesap sormak evlilikte mutsuzluk haline geldiği için eşi kadını gerçekten aldatabilir. Yani duygularımız ciddi adımlar için bizi yanıltacağından mutsuz oluruz.

Evlilik:

Tercilerimizdeki nedenler çok önemlidir. Neden evlenmek istiyoruz?
Aslında mutsuz evliliklerin temelindeki düşünce” tedavi amaçlıdır.” Evlenirsem hiçbir sorunum kalmayacak, evlenirsem ruhsal olarak, ekonomik olarak sosyal olarak tüm sorunlarım bitecek.dünyanın en mutlu insanı olacağım. Peki evlenenlerin hepsi bu sonuca mı ulaştı.karar sizin. Ayrıca evleneceğiniz kişinin de sizin bir kurtarıcı olarak gördüğünü düşünün. Bu beklentileri karşılayabilir misiniz? Evlilik bir tedavi değildir. Evlilik tedavi sonrası karardır. Doğru bir evlilik yoktur. Doğru yürütülen bir evlilik vardır. Sizin evlilik öncesi ne kadar flört ettiğiniz ne kadar çok görüştüğünüz o evliliğin sağlamlığını veya mutluluk derecesini desteklemez. Önemli olan evlilik öncesi zamanı nasıl geçirdiniz. Yıllarca flört edip,evliliklerinde hemen boşananları görebiliyoruz. Burada temel olan, flörtü nasıl geçirmektir. Flört ; partnerini tanımak için geçen süreçtir. Yoksa, sadece zamanı yaşamak,sosyal-fiziksel-duygusal paylaşım süreci değildir. Siz yıllarca biriyle çıkar, yine de onu tanıyamayabilirsiniz. Onu tanımak, onunla olmak değil, onunla önemli konuları kritik etmek, söylemleri ile eylemleri arasındaki tutarlılığı görmektir. Bu nedenle çoğunun aksine” aşık olmadan evlenin diyorum”. Aşık olursanız çoğu gerçeği görmeden evlenirsiniz. Size ters geliyor değil mi ? karar sizin. 

Evlilik &benzerlik :

İnsanlar her zaman tanıdıklarını tanımadıklarına göre daha yakın görürler. Bu nedenle ilişkilerde yakınlaşmak ancak tanımayla olur. tanımadan yaşanılan ilişkiler sadece içgüdüsel ve eğlence amaçlıdır. Sonrası ve devamı hakkında fikriniz yoktur.

Bunun yanında şaşırdığımız bir nokta şudur: biriyle ortak noktanızın olması, onunla denk ve eşit olduğunuz anlamına gelmez. İkinizin pop müzik sevmesi,benzerliktir denklik değil. İkinizin çalışması denklik değil, benzerliktir. Evlilikte benzerlikler üzerine değil daha çok denklik üzerine hareket edersek, mutluluk ve mutlu olabilmek oranımızı arttırırız

Bakış açısı tedavisi.

Dedik ki bizi üzen olaylar değil, bizim onlar ile ilgili duygu ve düşüncelerimizdir. yani örnek: yaşadığınız yerde her gün piyango çekilişi var. Bu çekilişte herkese bir bilet veriliyor. Piyangoda ise,ölüm,kaza,kayıp,iflas,hastalık,kanser,düşmek, ağlamak,terk edilmek vb.. çok kötüden çok iyiye doğru ödüller !! var.amortiler var. Boşlar var. Bazılarının piyangosuna ölüm çıktı. Bazılarının kaza bazılarının kazanç,kayıp. Senin piyangona ise terk edilmek çıktı ne dersin. Üzülür müsün?
Sonuçta her gün elimizde bir bilet yok mu ?.. ve bu bilete her gün bir şeyler çıkmıyor mu? Ama biz olayı sadece bizim başımıza gelmiş gibi yorumlar, suçu ve kabahati kendimizde ararsak kendimizi mutsuz ederiz.

Gerçek mi hipotez mi?

Duygularımız kanıt olamaz dedik.”.beni terk edecek, beni aldatıyor, beni sevmiyor gibi düşüncelerimizi yarattığımızda bunlar ile ilgili sonuçları da üretiriz.
“beni sevmiyor o halde,terk edecek. O halde başka biriyle ilişkisi var”. Bu tip yanlış çıkarsamalar ilişkiyi ve iletişimi 3 e böler. Siz, o ve sizin senaryonuz.senaryonuza o kadar kendinizi kaptırırsınız ki, artık partnerinizi senaryoda oynatmak için adeta rol verir ve ilişkilendirmek istersiniz.

Genellemek:

Daha önce yaşanılan olayların sonra tekrar yaşanması kaygısı insanlarda hep gelecek ile ilgili girişim adım atma konusunda hata yaptırır. Eğer eskiden başınıza gelen bir olayı tekrarlarca yaşıyorsanız, sorun sizin yaklaşımınızdadır. Aynı nedenler aynı sonucu verir. Siz aynı yaklaşımlar ve aynı nedenlerin üzerine kurduğunuz her şeyde aynı sonucu alırısınız. aynı şeyi tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemektir.” diyordu bir zamanlar dünyanın dahisi Einstein… yani hem geçmişe sığınıp onun üzerine hayatı kurmak bir mutsuzluk nedeni ,hem de nedenleri değiştirmeden sonuçları değiştirmeye çalışmak bir mutsuzluk nedenidir.

Çaresizlik:

Hayatta çaresiz insan yoktur. çaresizlik hissetmek vardır.Sadece bir şeyler yapması için cesareti ve planı olmayanlar vardır.çaresizlik için önce plan ve yol haritası çizmeliyiz. Yeni bir ben olmak adlı makalemde buna detaylı değinmiştim. Yolunuzu çizersiniz, önceden planlarsınız. Engelleri de kabullenir ve sistematik çözersiniz. Gerekirse destek alırsınız. Ama unutmayın ki; çaresiz insan yoktur, ne yapacağını bilmeyen vardır. Nasıl yapacağını bilmeyen vardır. 


Hareket et mutlu ol : sev ve çalış

İnsanın bünyesi hareket etmek için kurgulanmış bir makine gibidir. Siz hareket etmedikçe, tekerlekler dönmez, demirler paslanır. Özellikle depresif ruh hallerinde hareket etmek, isteksizlik ve halsizlik vardır.. fakat bunu yenmek için üzerine gitmemiz gerekir. Hareket etmeyen insan, az iş yapsa da daha çok yorgun düşer,daha keyifsizdir,sorumluklardan kaçar. Aslında zamanda bu durumu alışkanlık ve yaşam şekli haline dönüşür. Freud, dediği gibi “mutlu olmak istiyorsan çalış ve sev”.. çalışmak, vücuttaki seratonin hormonunun salgılanmasını ve kendinizi güçlü hissetmenizi sağlar. 


“İşe yaramıyorum” diye düşünen biri, çalışırsa (buradaki çalışmak illaki para kazanmak amaçlı değildir) kendini işe yarıyor, elinden bir şeyler geliyor diye algılayacağı için kendini önemsemeye başlayacaktır. 

Sonuca değil sürece odaklan :

Sonucunu düşündüğün her şeyde, zevk almak yerine kaygılarınla boğuşursun. “ ya olursa ya olmazsa.belki, belirsizlik, karamsarlık hep olumsuzlukları seçme gibi çıkarımlarda bulunuruz. İlişkinizde soruna odaklanırsanız tadını alamazsınız. bu durum ise hep plan yapan hep kaygı yaratan bir sevgili haline dönüştürür sizi. Sınav kaygısının tek nedeni sonuca odaklanmaktır. Ya kazanamazsam, ya sınav günü bir şey olursa gibi. Hayat sınav gibidir, hep ya bir şey olursa derseniz evden çıkmamamız yada kimseyle iletişim kurmamanız gerekir. Sonuca odaklanmak, sürecin kötü yaşanmasına neden olur. partneriniz “ flört ederken böyle evlenirsem hiç kaldıramam deyip sizden ayırabilir”


Aslında sonuca odaklanmak bazen bir özgüven sorunun göstergesidir. Rahat olamamaktır. Kaybetme kaygısıdır. Bu nedenle sonuca odaklı biriyseniz “nende böyle düşünüyorum”diye kendinizi sorgulamalısınız.yada bir danışmandan destek almalısınız.

Kaynak : www.psikolojikdestekmerkezi.com

arkadaşlık, dış güzellik, dostluk, evlilik, insanlar, komşuluk, mutlu olmanınyolları, neden mutsuzuz, poz vermek, resimli mesajlar, samimiyet, sohbet,