Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "insan"

İNSAN ve YAĞMUR

6 Mayıs 2022 Cuma / No Comments

Anlatsana yağmur
iyi insanların gözleri neden hep sana benzer.
Buğulu ve yaşlıdır.
Bazen tek tek akar.
Bazen sağanaktır.
Yağmur yüklü yüreklerinden, göz pınarlarına akışa geçer.
Yandıkça çözülür buzlar ve sağanağa döner.
Anlatsana yağmur...

*

YAĞMUR HAKKINDA EN GÜZEL SÖZLER

”Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun, güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun, rüzgârı sevdiğini söylüyorsun ama rüzgâr çıkınca pencereni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum, çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun.” William Shakespeare
*
”Nisan yağmuru, mayıs çiçeği getirir.” Kanada Özdeyişi
*
”Bizim sohbetimiz Nisan yağmuruna benzer. Balığın ağzına düşerse inci olur, yılanın ağzına düşerse zehir olur.” Hz. Mevlana
*
”Altın yerde paslanmaz, taş yağmurdan ıslanmaz.”
*
”Her insan bir yağmur damlası gibidir. Kimi çamura, kimi gül yaprağına düşer.”
*
”Her yağmurda evleri başlarına yıkılan karıncalar vazgeçmezken, biz hangi deprem yüzünden vazgeçeceğiz.” Muhammet Bozdağ
*
”Yıllardır kendini bulutlarda saklayan, İllegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya mal olacağım.” Didem Madak
*
”Abanın kadri yağmurda bilinir.”
*
”Yağmur olsan binlerce damla arasından bulur tutardım seni. Çünkü korkarım; toprak aldığını vermiyor geri.” Cemal Süreyya
*
”Yükle yalnızlığının bütün gri bulutlarını sırtıma. Vücudum yağmur sonrası toprak koksun.”
*
”Onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar.”
*
”Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.” Bob Dylan
*
”Yağmur namuslunun da, namussuzun da üstüne yağar. Bu yağmur hangisini daha çok ıslatır? Yanıt: namusluyu. Çünkü namussuz namuslunun şemsiyesini çalmıştır.” İlhan Selçuk
*
”Dertlerin kum tanesi kadar küçük sevinçlerin nisan yağmurları kadar bol olsun ve öylesine mutlu ol ki gözünden akan yaşlar değerini bilmeyenlere sadakan olsun..”
*
”Ölmek için doğmuştur ya insan, o yüzden her yağmur sonrası toprak kokusunu sever.” Lev Nikolayeviç Tolstoy
*
”Yağmur başladı…Gelse de ıslansak dediği biri olmalı insanın…”
*
”Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamı taşısaydı ve sen bana seni ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın inan ki bir tanem her gün yağmur yağardı.”
*
”Sesini değil, sözünü yükselt!. Yağmurlar dır büyüten zambakları, gök gürültüleri değil.” M. Selahattin Şimşek
*
”Hiçbir yağmurda, sensiz ıslanmaya cesaret edemedim ben, işte bundan, pencerenin ötesine geçemedi hayallerim…” Hikmet Anıl Öztekin
*
”Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamı taşısaydı ve sen bana seni ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın inan ki bir tanem her gün yağmur yağardı.”
*
”Mısıra “yağmur geliyor” demişler, “çapan birlik mi?” demiş.”
*
”Gökkuşağına ulaşmak istiyorsan yağmura katlanmak zorundasın.” Dolly Parton
*
”Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için.” Tezer Özlü
*
”Yolun hiç de uzak değil umut biliyorum. Sesin yağmurlarla birlikte tutkulu tel örgülerin arkasında.” Kaan İnce
*
”Yalnızca yağmur yağdığında seviyorum bu şehrin insanlarını; herkesin yüzü ıslak, başları eğik, herkes benim hep olduğum gibi.”
*
”Yağmuru sevmezse, gökkuşağı renksiz olur.”
*
”Yağmur bir kere yağmaya başladıysa sırf sen istiyorsun diye durmaz. Ne zaman duracaksa o zaman durur. ” Samantha Young
*
”Sevdanı bulutların üzerine yazmışsın. Yağmur olarak dökülüyor gözlerimden.”
*
”Yağmuru seviyorum belki benim yerime ağladığı içindir…”


insan,sağanak,yanmak,yağmur,buz,buğulu gözler,yağmur,nisan yağmuru,yaz yağmuru,mayıs,bahar,altın sözler,pınar,göz,göz pınarı,gözyaşı,yağmur şiiri,



İNSANIN MAYASI SEVGİDİR

1 Mart 2022 Salı / No Comments
aşk, insan, insanoğlu, maya, resimli aşk sözleri, resimli mesajlar, sevgi, insanın mayası, herşeyin mayası nedir, maya nedir, sevgi nedir, sevginin anlamı

Her şey sevgi ile yaratılmıştı.
Lakin sevmeyi beceremedi
İNSANOĞLU...

*

Her şeyin mayası insan, insanın mayası sevgidir.

*
insan,sevgi,resimli mesajlar,maya nedir,sevginin anlamı,insanın mayası,aşk,resimli aşk sözleri,herşeyin mayası nedir,sevgi nedir,hasan el benna,altın sözler,allah,bakara suresi
 
Her Şeyin Mayası İnsandır

Toplum ve birey olarak her şeyin sahtesinden, taklidinden, çakmasından ve çürüğünden şikayet ederiz. Sahte gıda ürünleri, öldüren sahte içkiler -sanki gerçeği öldürmüyormuş- gdo’lu ürünler, kiremit tozundan tutun da bağırsak ve patatese kadar kırmızı et diye sucuk, salam ve kıyma içine katılan maddeler…

Bu sahtecilikle, doğal olarak her devlet ve her birey mücadele eder veya mücadele ettiğini dillendirir. Ülkemizde salt sahte gıdalarla mücadele için bütçeler ayrılmakta, onbinlerle ifade edilen denetmen, ekipman ve laboratuvarlarla denetim, takip ve tespiti yapılmaktadır. Buna rağmen önüne geçilememekte, her gün yeni bir gıda maddesinin sahtesi ve taklidi ortaya çıkarılmaktadır.
Bozulma ve sahtecilik, salt bununla da değil, aynı zamanda sahte doktor, sahte uzman, sahte politikacı, sahte akademisyen ve yerine göre sahte din adamı…

Yıllardır insanlarımızı aldatan ve sözlerini tutmayan, ‘dün dündür, bugün bugün’ siyasetçilerden tutun da görevi dışında darbe, fişleme, toplum mühendisliğine soyunan; asker, istihbaratçı, akademisyen, bürokrat ve sözde aydınlar…

İnsanların en zayıf ve aciz olduğu hastalık döneminde rant devşirmeye çalışan ‘bu hastaları nasıl iyileştirebilirim’ den ziyade ‘bu hastadan ne kadar koparabilirim’ düşüncesine sahip kimi doktor ve hastaneler…

Kuruluş amaç ve gayesi adalet dağıtmak, zalimden hesap sormak, mazlum ve mağdura hakkını iade etmek olan mahkeme ve hakimlerin yerine; zalimle işbirliği yapan, cüzdanıyla vicdanıyla karşı karşıya geldiği zaman cüzdanından yana tavır alarak zulmü tasdik eden noterler…

Halkı bilinçlendirmek, haklarını savunmak, sağlıklı bir toplumun oluşması için yapıcı eleştiri ve öneri getirmesi gereken ve bu yolda halkın savunucusu olması gerekirken; tam tersi asparagas ve düzmece haber ve gündemlerle halkı uyutan ve manipüle eden sözde sahte yazar ve gazeteciler…
Kısacası günümüzde toplumsal bozulma, salt bir kesimle veya sanat erbabıyla sınırlı kalmamış, tüm toplumu ve katmanlarını sarmıştır. Toplumu meydana getiren insan bir bozuldu mu, bu insandan neşet eden tüm meslek ve sanat erbabı bozulur, yaptığı her türlü madde ve yetiştirdiği her türlü ekin ifsad olur. Her şeyin hammaddesi insandır. Bozuk olan hammaddeden sağlam mal üretilemez, ekşimiş, kokmuş hamurdan lezzetli ve sağlıklı ekmek yapılmaz. Hani derler ya ‘tuz koktu mu her şey kokar’ sözünden daha vahim olanı ‘insan bozuldu mu her şey bozulur’ sözüdür. AllahuTeâlâ’nın Bakara suresi 205. Ayette ifade ettiği gibi ‘O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar…’ fermanı pratiğe geçer.

Rahmetli Hasan El Benna, Mısır’ın o günkü bürokrasisini ve toplumun düştüğü bozulma ve yozlaşmayı şöyle anlatır; Devlet kademesinde bir memur, bir makam sahibi olmak için birçok kapı çalmak, el-ayak öpmek, onur ve şerefini bir kenara bırakmak gerekir. Kaldı ki böyle bir yolla işbaşına gelen bir insandan onur, adaletli uygulamalar ve davranışlar beklenemez…

Aynen öyle; günümüzde de her şeyin mayası olan insan nesli bozulmuştur. Temeli haramla beslenmiş insanların sulbünden meydana gelen, fasit ortamlarda haramlarla beslenen, gayri İslami eğitimle yetişen bir nesilden ne beklenir? Elleri kirli olanlar etrafı temizleyemez, olsa olsa daha da kirletir. Salih bir nesil, ancak salih ailelerde ve salih ortamlarda yetişir ve bu nesilden beslenen bir toplum ancak sağlıklı bir toplum olur. Bu toplumdaki bireyler onurlu ve şerefli davranır; zulme, adaletsizliğe karşı başkaldırarak despot ve diktatörleri alaşağı edecek, toplumu düşmüş olduğu ifsaddan ve kirlenmişlikten kurtaracaktır.

Bunun içindir ki İslam dini merkeze insanı koymuştur. Tüm çaba ve gayreti toplumu ve insanı ıslah etme üzerine bina etmiştir. Belli bir sınıf, yaş, ırk ve zümreyi değil, tüm insanlığı hedefine koymuştur. Ayetlerdeki çağrı, tüm insanlığadır. Kadın erkek, çocuk yaşlı, şehirli bedevi, memur amir, işçi patron her kesime hitap etmiştir. Peygamberimiz aleyhi`s-selatu vesselam insanlarda Allah inancını, ahiret ve hesap verme düşüncesini yerleştirmiştir ve bunda da başarılı olmuştur. İnsanı ıslah edebilen bir din ancak toplumları ve halkları ıslah edebilir. Allah bizleri ıslah olan insanlardan ve toplumlardan eylesin.

aşk, insan, insanoğlu, maya, resimli aşk sözleri, resimli mesajlar, sevgi, insanın mayası, herşeyin mayası nedir, maya nedir, sevgi nedir, sevginin anlamı

MERHAMET!

25 Kasım 2021 Perşembe / No Comments
bebek, bitki, çocuk, doğmak, doğuş, hayvan, herşey, heykel, insan, merhamet nedir, merhametsiz, son, sonra, tavşan, tavşan heykeli, yavru,

MERHAMET NEDİR?

Merhamet doğuştandır.
İnsan sonradan merhametsizleşir.
İnsana MERHAMET!
Hayvana MERHAMET!
Bitkiye MERHAMET!
Yaratılan her şeye MERHAMET!..

*

Merhamet, Rahm: Esirgemek, acımak, şefkat göstermek, çaresizlerin hallerine kalben acıyarak kendilerine yardımda bulunmak demektir. Merhamet, temiz ruhların bir süsüdür. Yalnız insanlara değil, hayvanlara da merhamet etmeli, acımalıdır. Bir hadis-i şerifte buyurulmuştur:
   
"Yerde olanlara merhamet ediniz ki, gökte olanlar size merhamet etsin."

MERHAMET

Denilebilir ki, dünya merhamet yasası ile ayakta durmaktadır. Çünkü yaratılmışlık, tüm mümkün varlıklar için bir eksiklik, zayıflık, fânilik, muhtaçlık, kırılganlık, ölümlülük, demek olduğuna göre merhamet olmadan hayat olmaz. Bu dünya hayatında zorluk, acı ve keder, korku, yoksulluk ve yoksunluk, haksızlık, tüm in-sanları birleştiren ortak paydadır.

Herkesin kendi ölçüsünde bunlardan bir nasibi vardır. Yaratılan hiçbir varlık kendi varoluşunun ve bütünlenmesinin temelini kendinde bulamaz. Kendi hayat ve kemal garantisini kendi kendisine sağlayamaz. Yardıma, korunmaya, ilgi ve desteğe başvurmadan varlığını koruyup geliştiremez. Onun için herkes ve her şey merhamete muhtaçtır.

Merhamet, herkesin iyiliğini isteyip onlara yardım etme arzusu duymadır. Merhamet tüm insanlar ve tüm canlılar için dünyayı güvenli bir yer kılma duyarlılığına sahip olmadır. Herkese ve her şeye anlayış, acıma ve şefkatle yaklaşmadır.

Onları esirgeyip koruma, üzerlerine titremedir. Tüm canlı varlıkların hürriyet ve güven içinde gelişip serpilmesine yardımcı olmak, varlıklarının devamı için güç ve destek vermek merhametin temelini oluşturur. Bizim sahip olduğumuz imkânlara, hak ve hürriyetlere başkalarının sahip olmayışı içimizde onlara karşı bir acıma duygusu uyandırdığında, buadı merhamettir.

Merhamet, başkasının güçsüzlük, sıkıntı ve derdine ilgi duyma, onun durumuna acıma ve şefkat gösterme, onunla birlikte ıstırap çekmedir. Layık olmadıklarını sandığımız bir kötülükten ıstırap çektiğini gördüğümüz kimselere karşı duyduğumuz şefkat, iyi niyetle karışık bir üzüntüdür. Dert ve sıkıntı içerisinde olan kişinin derdiyle dertlenme, üzüntüsüyle üzülme ve ona yardımcı olmaya çalışmadır.

 Merhamet, yaratıklardan hiç birine zulüm ve haksızlığı reva görmeyip, içlerinde zararlı olmayan güçsüzlerin zayıf hallerine acıyıp, imdat ve yardımlarına yönelmedir. Merhametin karşıt anlamları; sertlik, acımasızlık, alaycılık, zalimlik, kıskançlık, soğukluk, ilgisizlik, yürek katılığı, bencillik ve duyarsızlıktır.
Merhametli insan, başkalarından apayrı bir benlik ve kişilik olduğunu bilmekle birlikte, başkalarının hal ve durumlarını içten sezinleyerek onlara eşduyum (empati) gösterir. Bir bakıma onlarla özdeşleşme süreci yaşar. İnsanlara merhametle yöneldiğimizde, onların daha iyi hayat şartlarına kavuşmasını, hatta bizim gibi olmasını isteriz.

Böylece merhamet aynı zamanda hem adalet hem de eşitlik duygusunun kaynağıdır. Aralarında elbette ki bir fark vardır. Merhamet, iyilik yapmaya, başkalarının durumuna ilgi gösterme ve yardım yapmaya bizi yönelten bir duygudur.

Bu ilgi ve yardım, akli, mantıki, hukuki bir ölçü ve ilkeye göre yapıldığında da adalet ortaya çıkar.Merhamet, karşı tarafın kimlik ve kişiliğini gözetmeden herkese eşit dağıttığımız bir acıma duygusudur.

Istırapta eşitlik yoktur, fakat merhamet bize ıstırap ihtimalinin eşitliğini öğretiyor. Bir başkasının başına gelen benim de başıma gelebilir. Merhamet, insanların eşitliği anlayışına dayanıyor. İnsan olarak hepimiz ıstıraba karşı duyarlıyız, acı hepimizi kırılganlaştırıyor. Her bireyin insanlığının eşit değer taşıdığı bir dünya anlayışı içerisinde ancak merhamet barınabilir.

Merhamet sahipleri, diğerinin yaşadığı ıstırabın ne kadar acı verici olduğunu tahayyül edebilen insanlardır. Merhamet, acıya ya da üzüntüye duyulan sempati, başka deyişle, başkasının ıstırabına katılmaktır. Merhamet, ahlaki olarak acı verici bir ıstıraba üzülmektir. Merhamet bu üzüntünün kendisidir, daha doğrusu bu üzüntü merhametin başlangıcı ve en küçük birimidir. Merhamet, başkasının ıs-tırabını paylaşmaktır.

Başkasının ıstırabını paylaşmak, onu onaylamak ya da acı çekmesinin iyi ya da kötü nedenlerini paylaşmak demek değildir. Bu, ne olursa olsun, bir ıstırap karşısında ilgisiz kalmayı ve kim olursa olsun bir canlıyı bir nesne olarak kabul etmeyi reddet-mektir. Bu nedenle o, ilkesel olarak evrenseldir ve yöneldiği şeyleri hiç hesa-ba katmaması bakımından daha da ahlakidir.

Bundan dolayı günahkârlara da merhamet duyulur. Kötülük yapan bir kimsenin içindeki kine, üzüntüye, sefalete rağmen, onun ıstırabı ya da deliliği karşısında merhamet duymak, onun içini kemiren kötülük karşısında masum olmaktır.

En azından kine kin eklemeyi reddetmektir. Böylece merhamet, başkasının ıstırabından zevk alan ve en büyük kötülük olan acımasızlığın ve bunu dert etmeyen ve tüm kötülüklerin ilkesi olan bencilliğin tersidir.



bebek, bitki, çocuk, doğmak, doğuş, hayvan, herşey, heykel, insan, merhamet nedir, merhametsiz, son, sonra, tavşan, tavşan heykeli, yavru, 

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

8 Mart 2021 Pazartesi / No Comments
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

KADINLAR GÜNÜ NEDEN KUTLANIR?

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TARİHÇESİ

Her yıl 8 Mart tarihi "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak geçiyor. Uluslararası bir gün olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmıştır. Dünyada 1910’larda, Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Hem dünyada hem de ülkemizde kutlama olarak geçen bu özel tarihin “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün” kökeni acı bir tarihe dayanıyor.

ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler. Koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret...” 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Bu sırada çıkan olaylar sırasında fabrika içinde şüpheli bir yangın başladı. 129 kadın, yangında hayatını kaybetti...

Takvimler 8 Mart 1857’yi gösteriyordu. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı. . Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin , bu olayın ardından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını öneri olarak sundu ve öneri oy çoğunluğuyla kabul edildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Almanya ve İsviçre’de anıldı. Anmaların 8 Mart olarak değiştirilmesine 1921'de Moskova'da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda karar verildi. ABD'de de ise 1960’lı yıllarda anılmaya başlandı. Birleşmiş Milletler, 66 yıl sonra 8 Mart'ın 'Dünya Kadınlar Günü' olarak kabul etti.

TÜRKİYE'DE 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ 

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

8 MART KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.

-Acıyla yoğrulan, sabırla bilenen kadınlarımızın dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Hakkı ödenemeyecek olan kadınların 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun.

-Bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürmelerini diliyorum.

-Can dostum biricik arkadaşım 8 Mart Dünya Kadınlar Günün kutlu olsun

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü, saygıdeğer Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk getirsin. Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun.

-Doğumdan ölüme kadar her hayatın her anında varlıklarını hissettiğimiz, bizi biz yapan değerli kadınlarımızın bu özel gününü yürekten kutlarım.

-Adam olmadan önce insan olabilmenin en temel unsurudur kadın. Çoğu zaman değil, her zaman her gözün nuru, hayatın can damarıdır. 8 Mart dünya kadınlar gününüz kutlu olsun

-Bütün dünya kadınlarına sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.

-Kadınlar İnsanlığın devamı için olmazsa olmazdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Dünya Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun.

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü"nü kutluyorum.

-Kadın, doğası gereği zayıftır; ama acıya en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey; hayal ettiği kişinin boş çıkmasıdır. Hiçbir kadının hayali boşa çıkmasın Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun

-Tüm dünya, ülkemiz ve üyelerimiz arasında görev yapan kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

-Emek veren, acı çeken, özlem duyan, hakkını savunan tüm kadınların, 8 Mart Kadınlar Günü Kutlu Olsun

-Cumhuriyetimizin odak noktasında yer alan kadınlarımız, modern ve çağdaş günlere gelmemizde önemli görevler başarmışlardır. Kadınlar gününüz kutlu olsun.

-Her şeye değer senin sonsuz sevgin. Seni çok arıyorum. Çok özledim. Kadınlar günün kutlu olsun biricik meleğim...

-Cumhuriyet ile kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte, yaşamın her alanında başarıyla yer almış kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyorum.

-Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. En kıymetli varlık olan kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Senin sevgin dünyamı ısıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Kadınlar günün kutlu olsun sevgili anneciğim..

-8 Mart, dünyada kadınların eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemleri dile getirdikleri gündür. Kadınlarımızın bu anlamlı gününü yürekten kutluyorum.

 -Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır için çok teşekkürler! Dünya Kadınlar Günün Kutlu Olsun.




8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kutlama mesajı, resimli mesajlar, kadınlar günü neden kutlanır, kadınlar günü ne zaman kutlanır

ÜNLÜLERDEN SÖZLER

24 Ağustos 2020 Pazartesi / No Comments
fırtınalar, güverte, icarus, imtihan, insan, pislik, resimli mesajlar, resimli sözler, sıkıntılar, şemsiye, tekne, yıpranmak, ruh temizliği, ruh temizliği sözleri, aristotales, eflatun, lao tzu sözleri
aristotales, eflatun, fırtınalar, güverte, icarus, imtihan, insan, lao tzu sözleri, ruh temizliği sözleri, sıkıntılar, şemsiye, ünlü sözler, altın sözler, felsefi sözler, psikolojik sözler, moral sözleri,
Bazen fırtınalar iyi gelir insana,
tekneyi biraz yıpratır ama,
güvertede hiç pislik bırakmaz! İCARUS

*

Duygu akla, akıl da ruha esirdir.
Mevlana

*

Vücudun mükemmel yapısı, ruhun asaletine delildir, bundan da şu anlaşılıyor ki duyulan hassas olanlar, daha asil bir ruha, daha çabuk kavrayan bir zekaya sahiptirler.
Alexis Carrel

*

Ruh güzelliği, beden güzelliği kadar kolay görülmez.
Aristoteles

*

Dünyada işlemesi güç üç şey vardır: Elmas, çelik, insan ruhu.
Benjamin Franklin

*

Ne bilim, ne felsefe, ne de beşeri sevgiler, insan ruhundaki boşluğu dolduramazlar.
Blaise Pascal

*

Ruhları ışıktan hoşlanmayanların gözleri, karanlıkta da kamaşır.
Cemil Sena Ongun

*

Vücudu öldürenden korkmayınız, ruhu öldürenden korkunuz.
Deniş Diderot

*

Hekimlerin yaptığı en büyük hata, ruhu düşünmeden yalnız bedeni tedaviye teşebbüs etmeleridir.
Eflatun

*

Berrak bir gölden kirli su akmaz, güzel bir ruhtan kötü söz çıkmaz.
Endonezya Atasözü

*

Ruhun büyüklüğü enginliğiyle değil, inançlarındaki keskinlik ve gerçeklikle ölçülür.
Epictetos

*

Gören, duyan yalnız ruhtur, geri kalan her şey sessiz ve sağırdır.
Epicharm

*

Basit bir ruh mutluluk ile övünür, felaketle de yere serilir.
Epicuros

*

İnsan ruha bakmalı, güzel bir vücutta güzel bir ruh olmazsa neye yarar.
Euripides

*

Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur.
Ferdinand Foch

*

Ruhun kusurları, vücuttaki yaralar gibidir, iyi etmek için ne kadar itina edilirse edilsin, daima iz bırakırlar ve her zaman tekrar açılma tehlikesine maruzdurlar.
François de La Rochefaucauld

*

Büyük ruhlar, ızdıraplara sessizce katlanır.
Friedrich Sebiller

*

Istırap çekmemiş bir ruh, saadetten ne anlar.
George Sand

*

Ruhu öldürmek, cismi öldürmekten daha büyük bir cinayettir.
Gerbart Hauptmann

*

Ancak küçük ruhlar, işlerin ağırlığı altında ezilir.
Horatius

*

Dünyamız, bugünkünden çok daha fazla sayıda insanı doyurabilir; ama bu onların hepsine, özgür ve onurlu bir yaşam sağlayabileceği anlamına gelmez. İnsanın ruh sağlığı için gerekli çevrenin, karnını doyurabileceği ürünü yetiştirmek için gerekli tarladan, çok daha geniş olması zorunludur.
Konrad Lorenz

*

Ruhun yüksekliği; ne zeka, ne zafer, ne de aşk ile ölçülemez. O, ancak iyilikle mukayese edilebilir.
La Cordaire

*

Ruhsal yeterliliği elde etmek, maddi değerleri olan büyük şeyler elde etmekten daha önemlidir.
Lao Tzu

*

İyi şeyler için sevinmek, kötülükler için acı duymak, dengeli bir ruhun hususiyetidir.
M. T. Cicero

*

Ruh, neşesini çalışmakla bulur.
P. B. Shelley

*

Bayağı ruhlar ihtiraslarının esiridirler, başlarından geçen şeylerin tatlı veya acı oluşuna göre bahtiyar veya bedbahttırlar. Yüce ruhlulara gelince; muhakemeleri o kadar güçlü ve kuvvetlidir ki ötekiler kadar, hatta onlardan daha fazla ihtirasları olmasına rağmen, gene her zaman akılları hükümdür ve böylece ıstıraplar bile işlerine yarar.
Rene Descartes

*

Bedenimizi hasta eden, ruhumuzun baskılarıdır.
Sigmund Freud

*

Ruhunu geniş tutmasını erken öğrenebilmiş kişi, sonraları dünyayı içine sığdırabilir.
Stefan Zweig

*

Kapalı gözler, ruhu seyretmenin en güzel şeklidir.
Victor Hugo

*

Bizi şartlardan çok, ruh yapımız mutlu kılar.
Voltaire

*

İnsan ruhunun özelliği, en güçlü olarak bastırıldığı zaman, en çabuk yükselmesidir.
Wolfgang Van Goethe


fırtınalar, güverte, icarus, imtihan, insan, pislik, resimli mesajlar, resimli sözler, sıkıntılar, şemsiye, tekne, yıpranmak, ruh temizliği, ruh temizliği sözleri, aristotales, eflatun, lao tzu sözleri 

DOĞRU SÖZLER

7 Şubat 2020 Cuma / 2 Comments
acer sözler, çocuk eğitimi, doğru sözler, altın sözler, anlamlı sözler, doğruluk nedir, eğri nedir, ekmek davası, hava ve su, insan, insanlık, kurtarıcı, ölüm, çocuk terbiyesi altın tavsiyeler
acer sözler, altın sözler, anlamlı sözler, çocuk eğitimi, çocuk terbiyesi altın tavsiyeler, doğru sözler, doğruluk nedir, eğri nedir, ekmek davası, hava ve su, insan, insanlık, kurtarıcı, ölüm, 
DOĞRULUK

Sen Doğru ol! Eğri belasını bulur.

İnsanların Eğri olmaması için, Doğru bir şekilde yetiştirilmesi gerekir.
Çocuğuna 'Senden adam olmaz' diyen ebeveyn, önce 'Kendisi adam mı?' ona bakmalıdır.
'Ağaç yaşken eğilir' demiş atalarımız.
Eğilmek başka, Eğri olmak başka.
Eğilmek; terbiye edilmek, eğitilmek demektir.
Eğri olmak ise terbiye edilememiş, eğitilememiş anlamına gelir.
İnsanlığın doğru insanlara ihtiyacı var. Yani doğru eğitilmiş insanlara.
Bu ihtiyaç her zamankinden daha fazla.
Ekmek gibi, su gibi, hava gibi...
Sonunda ölüm bile olsa, doğruluktan dönmeyen insanlar, insanlığı kurtaracaktır...Acer

*

DOĞRU SÖZLER

Sen doğru dur, eğrisi belasını bulur.
*
Yolu doğru olanın, yükü ağır olur.
*
Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınavdır.
*
Vazgeçme! Neredeyse başaracaksın.
*
Elinle yaptığın hayrı dilinle ziyan etme.
*
Sarhoş insan ayılır, cahil insan ayılmaz!
*
Eski yöntemlerle, yeni kapıları açamazsınız.
*
Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. Hz. Ali
*
Kara bulutlar ancak, şiddetli bir rüzgarla dağılır.
*
İşler beklemez, zaman beklemez, insan bekletilmez.
*
Bir insan kızıyorsa değil, susuyorsa bitmiştir her şey.
*
İnançların seni iyi bir adam yapmaz. Davranışların yapar.
*
Birine atılacak en sert tokat, yüzüne vurulan gerçeklerdir.
*
Özür dilemek zorunda kalmayacak kadar, dürüst olmalısın.
*
Doğruluğumun kıymetini bilmeyene çok güzel yanlış olurum!
*
Önemli olan öylesine yaşamak değil, doğru şekilde yaşamaktır.
*
İnandığım doğrular değişmedi. Ama inandığım insanlar değişti!
*
Karakterli insanlar araçlarına bindi ve bir bilinmeyene gitti sanırım.
*
İşini erteleyen insan, işinin hiç bir zaman yapılmaması riskine sahiptir.
*
Ukala ile dost olma çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur üzülürsün.
*
Ne kadar iyi niyetli olursan ol, kötü niyetli insanların eleğinden geçmez.
*
Asıl önemli şey istediğini almak değil, aldıktan sonra onu hala istemektir.
*
Söylenecek şeyler de susuyor, söylenmeyecek şeylerde çok konuşuyoruz.
*
Hatalarından daha iyi öğretmen bulamazsın! Ders alacaksan, onlardan al.
*
Dışarıya salınmış çocuklar nasıl bakarlarsa o sokağa, her şey biraz öyle işte.
*
Doğru olan şeyi yaptığım zaman, kaybettiğim kim varsa, hepsinin yolu açık olsun.
*
İyi olan kaybediyor diye iyilik yapmaktan vazgeçmeyin. İyiler kaybederken kazanır.
*
İnsan ar duygusunu kaybettiği anda, insan ile hayvan arası bir mahluka dönüşüyor.
*
Hayırlısı. Doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar. Ama sen 10. köyde de doğruyu söyle.
*
Kör tarifle görmez, sağır feryatla duymaz. Herkese anladığı dilden konuşmak gerekir.
*
Eğer bir tohum gerçekten açmaya karar verirse, onu en sert kayalar bile durduramaz.
*
Aklınızdan geçirdiğiniz değil, hayatınıza geçirdiğiniz düşünceler sizi düşlerinize ulaştırır.
*
Basit bir özürle halledeceğin sorunu, saçma bir yalanla içinden çıkılmaz hale getirebilirsin.
*
Fıtrat omurga gibidir. Üstüne ne koyarsan koy eti de, kası da, derisi de ona göre şekil alır.
*
Keşke aslında hiç bir şey bilmediğimizi bilerek başlasak düşünmeye öğrenmeye araştırmaya.
*
Ne kadar iyi bir insan olduğunun önemi yok, nasıl olsa ilk hatanda en kötü insan sen olacaksın.
*
Edebiyata gelince insan sayısı çok; icraate gelince bir Allah’ın kulu yok. Neden mi? Mazeret çok.
*
Bir gün uyandığında, yapmayı isteyip de yapamadığın şeyler için, vaktinin kalmadığını fark edeceksin.
*
Arkadaş kaybetmek diye bir şey yoktur, kimin gerçek arkadaşın olduğunu fark etmek diye bir şey vardır.
*
Bazı insanlar size sadık değildir. Size olan ihtiyaçlarına sadıktırlar. İhtiyaçları değiştiğinde, sadakatleri de değişir.
*
Hayatından çıkan birinin daha sonra pişmanlık yaşadığını ve onun çaresiz halini görmenin verdiği haz hiç bir şeyde yok.

acer sözler, çocuk eğitimi, doğru sözler, altın sözler, anlamlı sözler, doğruluk nedir, eğri nedir, ekmek davası, hava ve su, insan, insanlık, kurtarıcı, ölüm, çocuk terbiyesi altın tavsiyeler 

KADER NEDİR?

3 Şubat 2020 Pazartesi / No Comments
 alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, kadere iman ne demektir, kaza ve kader nedir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları

Kader;
kudret çekiciyle
zaman örsüne koyduğu insana
güzel bir şekil verir...

*

KADER NEDİR?
KADERE İMAN NE DEMEKTİR?

SORU: Kaderi İnkâr etmek küfür olur mu?    

CEVAP: Kaderi İnkar etmek elbette küfürdür. Zira bu husus Müslüman olmanın altı şartından birisidir. Bu husus Kur’an, Hadis ve İcma ile sabittir.

KADER NEDİR?

CEVAP: Kur’an-ı Kerim’de Kaderle ilgili bir ayeti kerime de, mealen; 
-” De ki: “Allah’ın bize yazdığı şeyden başkası, bize asla isabet etmez. O, bizim Mevlâ’mızdır ve artık mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler.”
( Tevbe – 51 ) Buyurulmaktadır.

Allahu Teala, gerek kullarının iradeleriyle yapacakları veya onların iradeleri olmaksızın başlarına gelebilecek her türlü işi bilip Levh-i Mahfuz’a yazmasına KADER denir. Yukarıda zikrolunan ayette ifade edilen kader (alın yazısı), iki şekilde açıklanabilir.
      Birincisi; kulların iradesi olmadan başlarına gelen iyi veya kötü durumlar. Bir kimsenin bu dünyaya erkek veya kadın olarak gelmesi, bedeninin şekli, anne ve babasının kimler olacağı, doğal afetler gibi şeyler kulun seçimine bağlı olmayan kader türündendir.
      İkincisi; kulların iradeleri, yani kendi seçimleri sebebiyle başlarına gelen iyi veya kötü durumlardır.  Kulun kendi seçimi ile müslüman veya inançsız olması, günahkar veya salih bir mü’min olması da ikinci tür kaderdendir.

CÜZ-İ İRADE:  Kulun hayır veya şerden birini seçme hakkıdır. Buna Kur’an’dan delil, mealen :
– “Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (kehf-29)
Bu ayet-i kerime bize insanın iradesinin olduğunu ve onun programlanmış bir robot olmadığını gösteriyor.

Hayır ve Şerrin Allahü Teâlâdan Olduğuna İnanmak Ne Demektir?
Kula verilen cüzi irade ile kulun, hayır veya şerden birisini seçmesinden sonra o  işi Allahu Teala’nın yaratmasıdır. Kul bu işin yaratılmasını tercih etmesinden dolayı işin sorumlusu olmaktadır. Yani; işin tercih sahibi kul, yaratanı ise Allah’tır. Zira kulun yaratmaya gücü yoktur.
İnsanların bir çoğu insanın iradesinin sebep olmadığı alın yazısı ile, cüzi iradenin sebep olduğu alınyazısını birbirine karıştırdıkları için; “İnsan kendi kaderini kendisi yaratır.” diyerek küfre girmektedirler.


SORU: Kaderde bir şey alınyazımız yani, kaderimiz olduğu için mi o işi yapmak zorundayız ?

CEVAP: Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Allahu Teala hadis-i kudside şöyle buyurdu, mealen:
-“ Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.” (Hadis-i İbn-i Neccar)

Bu hadis-i kudsinin Ehl-i Sünnete göre açıklaması şöyledir: Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi, kötülük mü işleyeceklerini, Cennetlik mi Cehennemlik mi, olacaklarını ezelî ilmi ile bildiği için yazar. Bunları yazdığı için kul öyle yapmak zorunda değildir.
Sapık Cebriye Mezhebi konuyu yanlış anladığı için: “Allah yazdığı için yapmak zorundayız” der.
Sapık Mutezile Mezhebi ise, Allah’ın kaderini inkâr ederek:”Kul kendi kaderini yaratır.”demektedir.
Ama bir insanın erkek mi, kadın mı olacağı, ne zaman öleceği, nasibinin(yiyeceği ve içeceğinin) ne kadar olacağı, anne babasının, ırkının ne olacağını Allahu Teala takdir etmiştir. Ama bir kimse bir kimseyi kasden öldürürse, öldüren asla masum değildir. Fakat kasıt ve ihmal olmadan bir kimsenin ölümüne sebep olunursa, buna da kaza denilir. Çünkü bu işte kulun iradesi yoktur. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: 
-“ Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da şer olanı da.” Yani; hayrın ve şerrin yaratıcısı O’dur. (Taberani)
Bir misal: 
Tahmin oyunu oynayan insanlar, at yarışlarında tahminler yapıp kumar oynuyorlar. Bu kimseler tahminlerini tahmin kağıtlarına; “Şu at bu yarışı kazanacak.”diye yazarak tahminlerde bulunuyorlar. O at, o yarışı kazandığında, “Bu adam bu tahminini yazdığı için, bu at bu yarışı kazandı.” denilebilir mi?
İnsanların bu yaptıkları, bir tahminden ibarettir. Ya tutar, ya tutmaz. Ama Hazreti Allah’ın kulun yapacaklarını ezelde bilmesi, bir tahmin değil kesin bir ilimdir. Onların gelecekte ne yapacaklarını önceden bilip yazması, kulu bu işi yapmaya zorlamaz.

Peygamber(s.a.v.) Efendimize alınyazısı hakkında Eshabtan birisi:
-“Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi vardır?” diye sorduğunda, Rasulullah:
-“Herkes, kendi işine hazırlanır” ve “Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır” buyurdu.(Müslim, Tirmizi)

Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle:  -”

-“Hayrı ve şerri ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini yapabilmesi için, insana seçme hakkı(irade) verene yemin olsun ki, (Şems-8)
-“Nefsini kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran kurtuldu.” (Şems-9)   
-“Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, zarar etti.” (Şems-10)

 K A Z A  ve  K A D E R

    İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir.
Kader,lügatte, bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir demektir. Allahü teâlânın ezelde, bir şeyin varlığını dilemesine kader denilir.
Kaza: Kaderin, yani varlığı dilenilen şeyin var olmasına Kaza denir. Kaza ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullanılır. Buna göre kaza demek, ezelden ebede kadar yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde dilemesidir. Bütün bu eşyanın, kazaya uygun olarak, daha az ve daha çok olmayarak yaratılmasına kader denir. Allahü teâlâ, olacak her şeyi ezelde, sonsuz öncelerde bilmesi ilmine kaza ve kader denir.
Kadere iman farzdır. Bu husus Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile bildirilmiştir. Allahü teâlâ, ezeli ilmiyle, insanların ve diğer mahlûkatın, ne zaman doğacağını, ne zaman öleceğini ve ne yapacaklarını bilir. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölümlü olan ilah olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını bilir.  
İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader denilir. 

     Allahu Teala, Kur’an-ı kerimde kader hususunda buyurduki, mealen:
-“Biz, her şeyi kader ile [bir ölçüye göre] yarattık.” (Kamer 49)
-“Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir”  (Bekara 255)
 -“Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitaba (levh-i mahfuza) yazmış olmayalım. Elbette bu, Allah’a kolaydır.” (Hadid 22) 
-“Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazılmıştır.” (Kamer 52, 53)

  -“Sonra o kaderin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah’a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve “Bu işten bize ne?” diyorlardı. De ki: “Bütün iş Allah’ındır”. Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik“. Onlara şöyle söyle: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.” (Al-i imran: 154)

-“Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.” ( A’raf: 34)

-“De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe: 51)

-“De ki, “Ben, Allah’ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim”. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler.”  (Yunus: 49)

-“Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hûd:6)

-“Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehv-i mahfuzda) bulunmasın.” (Neml:75)

-“Peygambere Allah’ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah’ın sünneti böyledir. Allah’ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.”(Ahzab: 38)
    -“Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O’nun bilgisi olmadan ne bir dişi hamile olur, ne doğurur. Kendisine ömür verilenin de ömrünün uzatılması da, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, Allah’a göre kolaydır.” (Fâtır:11)
    – “Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.” (Teğabun:11)
-“Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.” (Sebe 3)
alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, kadere iman ne demektir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları, kaza ve kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, 

KADER HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİFLER:

    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:

– “Allah, göklerle yeri yaratmadan elli bin sene önce, mahlûkatın kaderini (Kalemle) yazdı. Arşı da, su üzerindeydi.” (Müslim, Kader, 2/16)
-“Ahir zamanda fala inanıp, kaderi inkâr edenler  çıkacaktır” (Tirmizi)
-“Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.” (Buhari)
–“Ahir zamanda, şu üç şeyden korkuyorum: Müneccimlere (falcılara) inanmak, kaderi inkâr ve idarecilerin zulmü.” (Taberani, İbni Asakir,)
-“Ümmetim kaderi inkâr etmedikçe, dinde sabittir. Kaderi yalanlayınca helak olurlar.” (Taberani)
Peygamber(s.a.v.)Efendimiz buyurdular ki:
-“Şu üç şeyden korkuyorum: Âlimin sürçmesi, Münafıkların Kur’an böyle diyor diyerek tartışmaya girişmesi, Kaderin inkâr edilmesi.” (Taberani)
-“Kaderden bahsedilince dilinizi tutunuz!”(Taberani) Yani; herkes kendi aklına ve mantığına göre değil de, ehl-i sünnet ulemasının KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE YAPTIKLARI açıklamalarına göre kaderden söz etmelidir. Aksi durumda bilmeden sonsuz bir çıkmaza düşmüş olabiliriz. 

-“Kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmedikçe, başa gelenin asla şaşmayacağına, başa gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.” (Tirmizi)

-“Allahü teâlâ, ilk önce Kalemi yaratıp, “Kaderi, olanı ve sonsuza kadar olacak olanı yaz” buyurdu.”(Tirmizi, Ebu Davud)

Rasulullah(s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:
  “Bütün Peygamberler şunlara lanet etmiştir:
1) Allah’ın kitabında olmayan şeyi ona ekleyen (Kur’anda böyle yazıyor diye yalan söyleyen, Kur’anı kendi görüşüne göre tevil eden),
2) Allah’ın kaderini inkâr eden,
3) Allah’ın zelil ettiğini aziz, aziz ettiğini de zelil eden zalim idareci.” (Taberani)
Yani; fâsık bir kimseye değer vermek, onu itibarlı bir yere getirmek, salih bir kimseye değer vermemek, onu itibarsız, aşağı bir yere getirmek gibi.
Yine bir başka sahih hadiste Rasul-i Ekrem şöyle buyurur:
-“Kaderiyenin İslam’dan nasibi yoktur. Bunlar, Şer takdir edilmedi derler.” (Beyheki) (Kaderiye, Mutezile demektir.)
–“Denge, Rahman Allahü Teâlânın kudret elindedir. Kimini yükseltir, kimini alçaltır.” (Bezzar)
-“Allahü teâlâ, hayır murat ettiğinin maişetini kolaylıkla verir. Şer murat ettiğinin ise, maişetini zorlukla karşılaştırır.” (Beyheki)
-“Ümmetimin helaki üç şeydedir: Irkçılık, kaderi inkâr ve nakle itibar etmemek .” Yani; kendi görüşünü din gibi anlatmak. (Taberani)
-“Her şey ezelde yazıldı. Kalem kurudu.” (Tirmizi)Yani; kader, takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.
-“Bütün insanlar toplanıp sana fayda vermek için çalışsalar, ancak Allahü teâlânın senin için takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar. Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allahü teâlânın senin hakkında takdir ettiği zarardan fazlasını veremezler. Çünkü artık kaderi yazan kalem kurudu, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşti.” (Tirmizi) 

SORU: Bazı kimseler kader hakkındaki hadisi şerifler;” Emeviler dönemindede insanların başlarına gelen bir çok olumsuzluğu kadere bağlayarak zalim hükümdarların sorgulanmasını önlemek için kullanılmış ve bu yönde bir kader inancı oluşturulmuş ve bunu destekler mahiyette bir çok hadiste uydurulmuştur.”diyorlar. Bunu nasıl izah edebilirsiniz?

CEVAP:  Yukarıda KADER HAKKINDA yazılı hadisi şerifler en sahih hadislerdir. Bunların hadis olmadığını iddia etmek ÇOK BÜYÜK BİR İFTİRADIR. İftiradan ve iftiracıların şerrlerinden Allah’a sığınırız. Muhaddislerden önce İmam-ı Azam ve O’nun halifeleri  bu hadisi şeriflerle içtihat ettiler ve değerli eserlerinde bunlar mevcuttur.
İmamı Azam hazretleri, ilmini Ehl-i Beytin oniki İmamlarından olan Cafer-i Sadık hz.lerinden aldı. Caferi Sadık hz.leri de ilmini dedeleri hz. Zeynel Abidin, hz. Hüseyin ve hz. Ali’den aldı. O’da Peygamber(s.a.v.) Efendimizden aldı. Aklı ve vicdanı olan bir kimsenin Ehl-i Beyte düşmanlıkları bariz olan Emevilerden, Caferi Sadık hazretlerinin ve İmamı Azamın uyduruk hadisler nakledeceğini  nasıl iddia edebilir? Bu mel’unlar iftiracılar bu hadisi şeriflere “uyduruk” deyip, Allah’tan korkup bu iftiraların hesabını vermeyeceklerini mi sanıyorlar? İmamı Azam hazretlerini Emevi hükümdarları hapsettiler ve hapiste işkence yaptılar. Abbasi halifeleri ise O’nu katlettiler. Emevi ve Abbasi halifelerinin gazabına ve zulmüne maruz kalmış büyük imam, İmamı Azam ve O’nun değerli halifeleri, Emevilerin ve Abbasilerin uydurduğu hadisleri, hadis olarak nakledeceğini hangi akıl ve vicdan kabul edebilir?
İnsanların, meleklerin, cinlerin ve hayvanların, bitkilerin, özet olarak canlı ve cansız varlıkların her bir şeyin olup olmaması, kulların iyi ve kötü işleri, dünyada ve ahirette, bunların cezasını görmeleri ve her şey, ezelde, Allahü teâlânın ilminde var idi. Bunların hepsini ezelde biliyordu. Ezelden ebede kadar olacak, eşyayı, özellikleri, hareketleri, olayları, ezelde bildiğine uygun olarak yaratmaktadır. İnsanların iyi ve kötü bütün işlerini, Müslüman olmalarını, küfürlerini, istekli ve isteksiz bütün işlerini, Allahü teâlâ yaratmaktadır. Yaratan, yapan yalnız Odur. Sebeplerin oluşumuna vesile olduğu her şeyi yaratan Allahu Tealadır.. Her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır.

Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yemek yemeden doymak hissi verirdi. Kuşları kanatsız, insanları ayaksız yürütürdü. Ancak; lütfedip, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeplerle yaratmayı diledi. İşlerini, sebeplerin altına gizledi. Kudretini sebeplerle perdeledi. Onun bir şeyi yaratmasını isteyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. Evi aydınlatmak isteyen elektrik teşkilatını eve kurdurup lambanın düğmesine basar. Cennete gidip, sonsuz nimetlere kavuşmak isteyense, İslamiyet’e uyar. Zehir içen ölür, ilaç kullanan şifa bulur. Günah işleyen, imanın gitmesine sebep iş ve sözleri kullananın imanı gider ve Cehenneme girer. Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vasıta kılındığı şeye kavuşur. Müslüman kitaplarını okuyan, Müslümanlığı öğrenir, sever, Müslüman olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din cahili olur. Din cahillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vasıtasına binerse, oraya gider.
İyilik isteyene iyilik, kötülük yapmak isteyene kötülük yaratılır. Kul bunu tercih etmesi sebebi ile sorumlu olur.

       Kaza ve Kader Hakkında İmam-ı Rabbani hazretleri 1. Cild 217. Mektubunda şöyle bir açıklama yapmaktadır:

Cebrâîl (aleyhisselâm), bir gün, Peygamberimize (aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât) gelip, bir gencin, yarın sabâh, erkenden öleceğini haber verir. Peygamber efendimiz (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm), bu gence acıyıp, huzûr-i se’âdetlerine çağırır. Ne isteği olduğunu sorar. (Bir kız ile evlenmek ve bir de, tatlı isterim) der. Emr buyurup, ikisini de hemen hâzırlarlar. Genç, o gece, odasında âilesi ile oturmuş, tatlı yanlarında iken, kapıya bir fakîr gelip, -“Açım, Allah rızâsı için bir şey verin!” der.
Genç, tatlının hepsini, fakîre sadaka verir. Sabâh olunca, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), gencin ölüm haberini bekler. Uzun zemân, haber gelmeyince, birini gönderip sorar. Gencin sağ ve keyf yapmakda olduğunu söylerler. Hayret eder. O sırada, Cebrâîl (aleyhisselâm) gelir. Ona sorar. Cebrâîl (aleyhisselâm):

    -“Gencin tatlıyı sadaka vermesi, gelmekde olan belâyı geri çevirdi.” der ve gencin yasdığı altında, büyük bir yılanı ölü olarak bulurlar.

Bu haberi, Cebrâîl’in (aleyhisselâm) yanılması olarak câiz görmiyorum. Yâhud, Cebrâîl aleyhisselâmın ma’sûm olması, emîn olması ve hiç yanılmaması, vahy şeklinde getirdiği şeylerdedir. Ya’nî, Allahü teâlâ tarafından indirdiği şeylerde, yanlışlık ihtimâli yokdur. Bu genç için getirdiği haber ise vahy değildir. Levh-i mahfûzda görüp öğrendiği birşeyi haber vermişdir. Levh-i mahfûzda yazılı şeyler, silinip değişdirilebildiğinden, buradan öğrenilen haberler yanlış olabilir. Allahü teâlâ tarafından getirilen şeylerin ise, yanlış olmak ihtimâli yokdur. Şehâdet ile ihbâr arasında fark vardır. İslâmiyyetde, şâhid olmak kabûl olunur. Haber vermeğe ise güvenilmez.

      Kazâ, ya’nî Allahü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, “Sözümüz değişdirilmez” buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmekdedir.
      Kazâ-i Mu’allak için de, Ra’d sûresinde, “Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar” meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır.

     Hocam, Muhammed Bâkî-billah (kuddise sirruh) buyurdu ki, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh), ba’zı kitâblarında buyurmuş ki:
  -“Kazâ-i mübremi kimse değişdiremez. Fekat ben, istersem, onu da değişdirebilirim”.
Bu söze şaşar ve olacak şey değildir derdi. Hocamın bu sözü, uzun zemândan beri, zihnimi kurcalamışdı. Nihâyet, Allahü teâlâ, bu fakîri de, bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği, ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, Ona sığındım. Korkarak, sızlıyarak, çok uğraşdım. Bu belânın, Levh-i mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümmîdim kırıldı. Abdülkâdir-i Geylânînin (kuddise sirruh) sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrâr sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zevallılığımı göstererek niyâz etdim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki dürlü olduğunu bildirdiler: Birisinin şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmişdir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allahü teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmekdedir ki, bu kazâ-i mu’allak da, birincisi gibi değişdirilebilir. Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin (kuddise sirruh) sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısm kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, “hakîkî kazâ-i mübremi değişdiririm” demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pekaz kimseye tanıtmışlardır. Yâ, bunu değişdirebilecek kim bulunabilir? O sevdiğim kimseye, gelmekde olan belânın, bu son kısm kazâdan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu. Allahü teâlâya, bunun için çok şükr olsun! Ona sevdiği ve beğendiği gibi şükrler olsun ve bütün insanların en üstünü ve Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed Mustafâya (aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) ve Ona yakın olanların ve Eshâbının hepsine (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în) salât ve selâm ve tehıyyetler olsun! Allahü teâlâ, Onu âlemlere rahmet olarak gönderdi. Yâ Rabbî! Kalblerimizi Onun sevgisi ile doldur. Hepimizi Onun yolunda bulundur! Bu düâya âmîn diyenlere, Allahü teâlâ merhamet etsin!”

İmam-ı Rabbani hazretlerinin bu açıklamalarından da  anlaşıldığı gibi; hadis-i şeriflerde sadakanın, sıla-i rahmin ve yapılan iyiliklerin ömrü uzattığı ve birçok belaların uzaklaşmasına sebep olduğunun belirtilmesi, kaza-i mübremin değişmesi değilde, kaza-i muallakın değişeceği söz konusu olmasıdır. Kaza-i Muallakta yazılı olan bela ve ölümler şarta bağlıdır. Bir kimse bir sadaka verirse, veya bir iyilik yaparsa veya bir kötülüğü terk ederse, o durumda Kaza-i Muallakta yazılı olan belalar kaldırılıyor veya azaltılıyor, o kimsenin ömrü uzatılıyor olmasıdır.
HERKESE RAHMET VE HİDAYET ALLAH’TANDIR.

alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, kadere iman ne demektir, kaza ve kader nedir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları

MUTLU OLMAK İÇİN

19 Kasım 2019 Salı / No Comments
fazlalık, gerekli, gereksiz, hırs, insan, mutlu olmak, mutlu olmanın yolu, mutluluğa giden yol, öfke, plan, resimli mesajlar, resimli sözler, yük,


MUTLU OLMANIN YOLU

Mutlu olmak için hayatınızdaki fazlalıkları atın . 
Fazla insan, fazla plan, fazla hırs, fazla öfke
Herşeyin azı karar, çoğu zarardır. 
Kararında olmak gerekir. 
Bedenimizdeki ve ruhumuzdaki yüklerden kurtulmalıyız.
Gereksiz yüklerken kurtulmak da insanı mutlu yapar.

*
hırs, insan, mutlu olmak, mutlu olmanın yolu, mutluluğa giden yol, öfke, plan, mutlu olmak için neler yapmalı, psikologlara göre nasıl mutlu olunur, mutlu olmak için aktiviteler,onedio 
Psikologlara Göre Daha Mutlu Bir İnsan Olmak İçin Yapmanız Gereken 
7 Aktivite

Mutluluk herkes için önemlidir.

Yapılan araştırmalara göre mutlu insanlar daha çok para kazanıyor, işlerinde daha başarılı oluyor, daha uzun yaşıyor ve diğer insanlara kıyasla daha mutlu evlilikler yapıyor.

Fakat mutluluğun kaynağı oldukça tartışmalı bir konu. Filozoflar yüzyıllardır bu konu hakkında kafa yoruyorlar. 

Geçtiğimiz yıllarda psikoloji bilimi oldukça gelişti ve insanları daha mutlu hale getiren bazı aktiviteler olduğunu kesin bir şekilde kanıtladı. İşte bilimin kanıtladığı, bizleri daha mutlu bireyler haline getiren 7 aktivite;

1. Amaçlarınızın peşinden gidin.

Tıpkı çikolata ve fıstık ezmesi gibi, hayattaki amaçlarımız ve mutluluğumuz birbirini destekleyen ayrılmaz iki unsurdur. Bu süreç oldukça basittir: Mutlu insanlar hayat enerjisiyle dolup taşar ve bu enerji onların amaçlarına ulaşmasına yardım eder.

Psikologların söylediğine göre, bir amacı ne kadar kendimizin bir parçası olarak görürsek, o amaca ulaşmamız o kadar kolaylaşır çünkü ona ulaşmak için yaptığımız şeylere büyük bir enerji ile sarılırız. Zürih Üniversitesi psikologlarından Bettina Wiese: "Deneye dayalı araştırmalar gösterdi ki kişilerin kendileriyle özdeşleştirdikleri amaçları, kişinin amacına ulaşmak için geçirdiği süreç ile mutluluğu arasındaki bağı güçlendiriyor."

2. Yaptığınız işte anlam bulun.

1997 yılında, Yale Üniversitesi psikologlarından Amy Wrzesniewski ve arkadaşları, insanların mesleklerine nasıl yaklaştıkları hakkında detaylı incelemeleri içeren bir araştırmanın bulgularını yayınladı. Sonuca göre insanlar yaptıkları iş hakkında şu 3 yaklaşıma sahip olabiliyor:

• Bir iş: "Maddi getirilerine odaklan ve zevk almak/kendini tatmin etmek gibi unsurları düşünme çünkü bunlar seni daha mutlu bir insan yapmayacak."

• Bir kariyer: "Kendini geliştirmeye odaklan."

• Bir meslek: "Dünya için önemli bir şey yapmanın keyfini çıkar ve sosyal anlamda faydacı bir iş yapıyor olduğuna odaklan."

Sonuç: Yaptıkları işte anlam bulabilen insanlar daha mutlu.

3. Sevdiğiniz insanlarla sık sık zaman geçirin.

Bu başlık size bir falcının sözlerini çağrıştırabilir: "Sevdiğin kişilerle birlikte olacaksın." Fakat konu ile ilgili olarak yapılan araştırmaların söylediği de tam olarak bu. Sevdiğiniz -ve hatta yalnızca dayanabildiğiniz- insanlarla vakit geçirmek sizi daha mutlu bir birey haline getiriyor. Bununla beraber, sosyal bir ağın tam ortasında bulunmak ve çevrenizin insanlarla donatılmış olması da sizi daha mutlu biri nsan haline getiriyor.

4. Uzun süreli bir ilişkiye sahip olun.

Geçtiğimiz günlerde The New York Times tarafından yayınlanan bir incelemeye göre: "Evli insanlar bekar insanlara göre daha mutlu ve hayatlarından daha memnun. Bu durum özellikle insanların 'yaşlanıyorum!' krizine girdikleri 30'lu yaşlarda çok daha net bir şekilde gözlemlenmekte."

Neden mi? İki insanın birlikteliği her zaman hayata karşı daha güçlü bir direnç ve küçük şeylerden mutlu olma arzusunu da beraberinde getiriyor.

5. Taze yiyecekler tüketin.

2013 yılında yayınlanan Many Apples A Day Keep The Blues Away isimli araştırmaya göre, her gün taze yiyecekler -özellikle meyve ve sebze- tüketmenin mutluluğunuz üzerinde doğrudan bir etkisi bulunuyor.

Araştırmaya göre, özellikle sebze ve meyve tüketen genç insanların diğerlerine göre daha mutlu olduğu birçok deneyle kanıtlanmış durumda.

6. Spor yapın.

Hollanda'da 16 ile 65 yaş arası 8000 kişi ile gerçekleştirilen bir araştırma sonucunda sporun mutluluk üzerindeki etkileri hakkında oldukça ilginç ve kapsamlı bulgulara ulaşıldı. Araştırmanın en dikkat çekici cümlesi şu şekilde: "Spor yapan insanlar diğerlerine göre daha mutlu ve hayattan daha çok zevk alıyor." Ünlü psikolog Walter Mischei'ye göre, eğer spor yapmak istiyorsanız fakat buna 'vaktim yok' diyorsanız, bu kendinizi aldatmaktan başka bir şey değildir çünkü her insanın en azından 20 dakika düşük tempo koşu yapmaya vakti vardır.

7. Deneyim satın alın.

Harvard Üniversitesi psikologlarından Daniel Gilbert'a göre, eğer para mutluluk satın almıyorsa, o halde bu para yanlış bir şekilde harcanıyor demektir. Doktorun söylediğine göre paramızı bizi mutlu edecek deneyimleri satın almak için harcamalıyız. 

Amerika'da yürütülen bir çalışmada 1000 kişiye sorular soruldu ve bu kişilerin %57'si, paralarının karşılığında bir seyahat veya konser gibi deneyimsel bir aktiviteye katıldıklarında daha mutlu olduklarını söyledi. Doktorların şiddetle tavsiye ettiği de aslında bu: Örneğin bir araba almaktan ziyade dünya turuna çıkın. İnsanlar deneyimleri daha çok sever çünkü onları hatırlamak ve zihnimizde her zaman yaşatmak gibi bir yeteneğimiz bulunmakta.

Gilbert: "Yeni aldıkları evlerinin zemimini nasıl kaplatmaları gerektiği hakkında günlerce düşündükten sonra yeni bir Güney Amerika usulü tarzı seçen ve zemini büyük bir iştahla kaplatan ev sahipleri için, aradan geçen birkaç hafta sonrasında o zemin asla farketmedikleri sıradan bir şey haline geliyor. Bunun aksine, Safari'ye çıkan ve bir bebek çitanın gün doğumuyla birlikte koşuşunu gören insanlar, bu anıyı zihinlerinde her zaman canlı tutuyorlar ve o an sahip oldukları mutluluğu içlerinde yaşatıyorlar."

Kaynak: www.onedio.com
Bu yazı, not, fazlalık, gerekli, gereksiz, hırs, insan, mutlu olmak, mutlu olmanın yolu, mutluluğa giden yol, öfke, plan, resimli mesajlar, resimli sözler, yük, ile ilgilidir.