Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "münafıklık alametleri"

MÜNAFIK KİME DENİR? ÖZELLİKLERİ NEDİR?

9 Mayıs 2022 Pazartesi / No Comments
münafık nedir, münafıklığın alametleri, münafıkların özellikleri,  münafıkların halleri, münafıkların akıbeti, münafık ile ilgili ayetler, münafık ile ilgili hadisler, münafık kime denir


Münafık, gerçekte iman etmediği hâlde, kendini mümin gösteren kimsedir. Bu yönüyle, münafıklık, bir ‘inanç sahtekarlığıdır.’ (1)

Münafık, bukalemun gibidir; bulunduğu araziye göre renk değiştirir. (2)

Münafık kendini rüzgâra göre ayarlar. Hangi taraftan kuvvetli rüzgâr eserse, o doğrultuda döner. Onun din ve inanç anlayışına menfaat duygusu hakimdir. (3)

Zarar verme noktasında ise münafık, pirincin içindeki beyaz taş gibidir.

İnsanları münafıklığa iten başlıca iki sebep vardır:

1. İslam'ın nimetlerinden yararlanmak.

2. Müslümanları içten çökertmeye çalışmak.

Münafıklar, İslam toplumu içinde azınlıkta kaldıklarından, "Biz de Müslümanız." deyip, vaziyeti idareye çalışırlar. Veya, Müslüman görünmek suretiyle, onların sırlarına vakıf olup, bazı yerlere haber ulaştırırlar, kaleyi içten fethe gayret ederler.

Kur'an-ı Kerim'de, münafıklardan çokça bahisler vardır. Şüphesiz, bu boşuna değildir. Çünkü, düşman tanınmadığında daha çok zarar verir. Pusuda olduğunda daha tehlikelidir.(4)

Bu zararlı zümreye karşı Cenab-ı Hak şu talimatı verir:

"Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et!.." (Tevbe, 9/73; Tahrim, 66/9)

Hz. Peygamber (asm.), münafıklara kılıç çekmemiştir. Onlara karşı; delil getirmek, ikna ve ilzama çalışmak, had cezalarını uygulamak... tarzında cihad yapmıştır.(5)

Kur'an-ı Kerim, münafıkların isimlerini belirtmeden onları tarif eder. Nifakın çerçevesini çizer. Bu çerçeveye, her devirde değişik insanlar girebilir.

Hz. Peygamber (asm), münafıkları genelde tanımakla beraber, onları ismen teşhir edip rezil etmemiştir. Bir kısım fesat vardır ki, perde altında kalsa zamanla söner. Sahibi de onu gizlemeye çalışır. Eğer perde kaldırılsa "utanmadığında dilediğini yap" denildiği gibi, "ne olursa olsun" der, çekinmeden fesadını icra eder.(6)

İmanda ve küfürde olduğu gibi, nifakta da mertebeler vardır. Bir kısım münafıklar kendi hallerindedir. Böyleleri ikaz ve irşat edilmeli, dillerindeki imanın kalplerine inmesi sağlanmalıdır. Bir kısmı ise, müslüman görünmekle birlikte İslâm aleyhine çalışır. Bunlara karşı uyanık olmalı, ayrıca başkalarını da uyarmalıdır.

Münafıklarla ilgili ayetler bir bütün olarak ele alındığında, münafıkları daha iyi tanımak mümkün olacaktır:

"Şayet dilersek, biz onları sana gösterirdik de sen de onları simalarıyla tanırdın. Fakat sen onları, sözlerindeki edadan tanırsın..." (Muhammed, 47/30)

Yani, münafık sözlerinde açık verir. Dikkat eden, sözündeki tutarsızlıklardan münafığı tanımakta zorlanmaz. İmanın kemalini elde etmiş kimselere, münafığın hali gizli kalamaz. Öyleleri

"Mümin'in ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar."(7)

hadisinin mazharıdırlar.

Bununla beraber, şu ayete baktığımızda, bir kısım münafıkları tanımanın zorluğu anlaşılacaktır:

"Çevrenizdeki bedevilerden münafıklar var. Medine halkından da nifakta tecrübeli olanlar var. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz..." (Tevbe, 9/101)

Şehir münafıkları, münafıklıkta inatçı, tamamen kaypaklaşmış kimselerdir. Sırlarını iyi gizlemesini bilirler. Yağ gibi suyun yüzüne çıkmaya alışkındırlar. Öyle ki, bir vahiy gelmeyince, Resulullah bile, onları doğrudan tanıyamaz.(8)

Münafıkları anlatan Kur'an ayetleri, Resulullah devrinde nice münafığın samimi müslüman olmasına vesile olmuştur. Mesela, şu ayete bakalım:

"Mü'minlerden öyle er kimseler var ki, Allah'a verdikleri sözde sadık oldular. Kimi ahdini yerine getirdi (şehit oldu), kimi de bekliyor. Verdikleri sözde döneklik etmediler."

"Çünkü Allah, sözlerinde sadık olanları, sadakatları dolayısıyla mükafatlandıracak ve münafıkları da, dilerse azaplandıracak veya tövbe nasib edecek. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahim'dir (Affedicidir, Merhametlidir)." (Ahzab, 33/23-24)

Bu ayetlerde, sözlerinde sadık olan mü'minler medhedilmek suretiyle münafıklara ve kalbinde maraz olup döneklik edenlere bir tariz vardır.(9) Ayetin devamında, "Allah dilerse onları azablandıracak veya tevbe nasib edecek" denilmesi, onlara bir kurtuluş ümidi göstermektedir. Hele, ayetin Cenab-ı Hakk'ın Gafur ve Rahim ismiyle bitirilmesi, münafıkları büsbütün ümitlendirmekte, onları tövbeye sevketmektedir.

Kaynaklar:

1. Sadık Kılıç, Kur'an'a Göre Nifak, Furkan Yay., İst.,1982, s.,27.
2. İbnu Manzur, IV, 358-359.
3. Kılıç, s. 54.
4. Nursi, İşaratu'l-İ'caz, s., 82-83.
5. Razi, XVI, 135; İbnu Kesir, IV, 119; Beydavi, I, 412; Yazır, IV, 2591.
6. Nursi, İşaratu'l-İ'caz, s.,83-84.
7. Acluni, I, 41-42.
8. Yazır, IV, 2611.
9. Beydavi, II, 243.

*

Ayet ve Hadislerle Münafıkların Halleri ve Akıbeti

Bakara Sûresi

8-9. İnsanların bir kısmı da (münâfıkdırlar; onlar kalpten) inanmadıkları halde (dilden) “Allah’a ve âhiret gününe inandık.” derler (ve akıllarınca) Allah’ı ve inananları aldatmaya çalışırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar. [bk. 2/165, 204, 207]

10. Onların kalplerinde (bâtılı sevme, maddeperestlik, dünyevîlik, şüphe, münâfıklık ve küfür gibi mânevî ölüme götüren) bir tür hastalık vardır. Allah da onların (bu) hastalığını artırmıştır. (İnanıyoruz diye) yalan söylediklerinden dolayı onlar için dayanılmaz bir azap vardır. [bk. 4/142-143]

(Çünkü yalan, münâfıklık alametlerinin ilkidir.)

11. (Kendilerine:) “Yeryüzünde (Allah’ın emirleri dışına çıkarak) sakın fesat çıkarmayın (bozgunculuk yapmayın)!”(2) denildiği zaman: “Bizler sadece düzeltenleriz.” derler.

12. İyi bilin ki, (Allah’ın hükümlerini beğenmeyip aykırı hareket ettiklerinden dolayı toplumda) asıl bozguncu onlardır. Fakat (bunun) farkında değildirler.

13. Yine onlara: “(Gerçek mü’min) insanların iman ettiği gibi (samimi olarak) iman edin.” denildiği zaman: “Biz ille de, o sefih (ahmak) kimselerin inandığı gibi mi iman edelim? (Bizimki bize yeter.)” derler. İyi bilin ki, asıl sefih olanlar kendileridir. Fakat (bunu) bilmezler.

(Bu âyet-i kerîmedeki iman teklifi münâfıklaradır. Allah Teâlâ onların samimi olarak iman etmelerini istemektedir. Onlar ise kalplerindeki sahte imanı Allah’ın bildiğini düşünmeyerek kendilerini elit, seçkin tabakadan görerek, bu zırha bürünüp, samimi müslümanları küçük görüyorlardı. Ayrıca kâfirler de iman etmemek için aynı bahaneyi ileri sürüyorlardı. Çünkü o samimi mü’min (sahâbî)ler bir cihadda veya bir infakta varlıklarını derhal ortaya koyuyorlardı. Onlar ise, hem Allah ve Resûlü’nün buyruklarına, iş ve menfaatlerine uygun olduğu kadarıyla ve göstermelik itaat ediyorlar hem de İslâm’ı içlerine sindiremedikleri için, dîne ve o mü’ minlere karşı düşmanlıklarını çeşitli engellemelerle gösteriyorlardı. İşte yüce Allah, emirlere intibak ve uyma kabiliyetine sahip olmadıkları için sefihlik ve budalalık sıfatlarını onlara iade etti.) [bk. 26/111]

14. Ama (münâfıklar/Müslümanlık’tan geçinenler) mü’minlere rastlayınca: “Biz de (sizin gibi) iman ettik.” derler. Fakat kendi şeytan (gibi olan yandaş)larıyla baş başa kaldıklarında: “Şüphe yok ki biz (fikir ve ideolojide) sizinle beraberiz, biz sadece onlarla alay etmekteyiz.” derler. [krş. 2/76; 57/12-14]

15. Allah da onların alaylarına mukâbele eder (hakettiği karşılığı verir) ve onlara azgınlıkları/isyanları için de (bir müddet) mühlet verir; onlar da (bir ceza olarak) şaşkınca bocalayıp dururlar. [krş. 15/95]

16. İşte onlar, hidayete (doğru yola) karşılık, (niyet ve tavırlarıyla kâfirler safında yer alıp) sapıklığı satın alan (tercih eden) kimselerdir ki, onların (bu) alış verişi, kendilerine kâr sağlamadığı gibi doğru yolu da bulamadılar. [krş. 17/7]

Münafikun Sûresi

1. (Resûlüm!) Münâfıklar (imanlarında samimi olmayan, içlerinden sana ve İslâm’a düşman olanlar) sana geldiği zaman: “Şehâdet ederiz ki, sen elbette Allah’ın Resûlü’sün.” derler. Allah da biliyor ki kesinlikle sen, elbette kendisinin Resûlü’sün. (Bununla beraber) Allah (yine) şehâdet eder ki, o münâfıklar hiç şüphesiz yalancıdırlar.

2. Onlar yeminlerini (ve sözde imanlarını, canlarına ve mallarına) bir kalkan edinip (insanları) Allah’ın yolundan (çeşitli planlarla) alıkoyarlar.(3) Doğrusu yapmakta oldukları (ikiyüzlüce) şeyler ne kötüdür!

3. Bu, onların (dilleriyle) iman edip sonra (kalpleriyle) inkâr etmelerindendir. Bu yüzden kalplerinin üzerine mühür vuruldu. Artık onlar (gerçeği) anlamazlar.

4. Onları gördüğün zaman, cisimleri (kalıp ve kıyafetleri) hoşuna gider. Eğer (dünyalık söz) söylerlerse, sözlerini dinler (yaldızlı vaadlere kanar)sın, (ama) sanki onlar (elbise giydirilip) yaslanan keresteler gibidir. Her (İslâm’a ait bir toplantı ve) seslenişi, (korkularından) kendi aleyhlerinde sanırlar, (İslâm’a ve müslümanlara) asıl düşman onlardır. Onlardan sakın(ın). Allah kahretsin onları! Nasıl da (hakikatten aldatılıp) döndürülüyorlar. [bk. 2/204-205; 33/19]

5. Onlara: “Gelin, Allah’ın Resûlü(nden özür dileyin ki o da) sizin için mağfiret dilesin.” denildiği zaman, başlarını döndürdüklerini ve (özür dilemeyi) kibirlerine yediremedikleri için yüz çevirdiklerini görürsün.

6. Onlar için mağfiret dilesen de mağfiret dilemesen de durum değişmez. Allah onları asla bağışlamaz. Şüphesiz ki Allah fâsıklar topluluğunu doğru yola iletmez. [krş. 9/80]

7. Onlar öyle kimselerdir ki: “Allah’ın Resûlü’nün yanındaki (fakir muhacir)lere nafaka vermeyin ki dağılıp gitsinler.” derler. Halbuki göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır. Fakat münâfıklar anlamazlar.

(Peygamber, Benî Mustalik gazvesinde iken, Müreysî suyunun başındaki su sırası yüzünden muhacirlere edepsizce dil uzatan münâfıklar: [bk. 24/37](1)

8. “Eğer Medine’ye bir dönersek, andolsun ki, üstün olan(ımız), zayıf ve düşük olan (sizler)i oradan çıkaracaktır.” diyorlar. Halbuki (asıl) şeref ve üstünlük, ancak Allah’a, Resûlü’ne ve mü’minlere mahsustur. Fakat münâfıklar bilmezler. (Çünkü onlar, imanlarında samimi değillerdir.)

(Mekke’de müşrikler, Medine’de münâfıklar, görünürdeki veya içlerindeki putları terk ederek gereği gibi Allah’a inanıp Hz. Muhammed’i ve onun Allah’dan getirdiği İslâm’ı içlerine sindiremediklerinden, önceki sûrelerde (8/30; 17/76) geçtiği üzere Hz. Peygamber’i ve mü’minleri daima küçük, potansiyel suçlu ve ülkenin sosyalitesini bozanlar olarak gördükleri için çeşitli baskı ve eziyetlere başvurmuşlar ve yurtlarından çıkartmak istemişlerdir. Ama Allah’ın da bir planı, programı olduğunu düşünememişlerdir.)

9. Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ın zikrinden (ibadet ve itaatinden) oyalayıp alıkoymasın. Kim bunu yaparsa (onlar yüzünden Allah’ın zikrinden/kulluk görevlerinden gaflet ederse) işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

10. Birinize ölüm (belirtileri) gelip de: “Ey Rabbim! (Ne olur) beni yakın bir vakte kadar (öldürmeyip) ertelesen de sadaka versem ve iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcayın. [bk. 6/27; 7/53; 14/44; 23/99-100; 32/12; 42/44]

11. (Bilin ki) Allah, hiçbir canı, eceli geldiği zaman, asla geri bırakmaz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberi olandır.

——————–

Ayet: “Onlar (münafıklar) küfürle iman arasında bocalayıp durmaktadırlar. Ne bu müminlere ne de şu kâfirlere bağlanırlar. Allah kimi saptırırsa sen artık ona bir yol bulamazsın ” (Nisa:143)

Al-i İmran 120. Ayet: Size bir iyilik dokunursa, onlara (içten içe) fenalık gelir/sıkıntı basar. Size bir kötülük/sıkıntı dokunursa, onunla sevinirler. Eğer sabreder ‘Allah’ın emrine uygun yaşarsanız,’ onların hilesi size hiçbir şekilde zarar vermez. Elbette ki Allah(’ın ilmi ve kudreti), onların yaptıklarını kuşatmıştır.

Bazı Hadisi Şerifler:

“Münafık, iki sürü arasında kâh birine kâh öbürüne yanaşan şaşkın koyun gibidir”(Müslim ve Nesai/Cem’ul-Fevaid, h no:8101)

“Münafıkların kendilerini ele veren alametleri vardır: Selamları lanettir, yemekleri gasp ve yağmadır, Ganimetleri hile ile kazançtır, Mescitlere aralıklı yaklaşırlar Camide kılınan namazın sonuna ancak yetişebilirler, Kibirlidirler Ne sevilirler ne de severler Gece odun gibi sessiz, gündüz gürültücüdürler”(İmam Ahmed ve Bezzar/Cem’ul Fevaid, H No: 8110)

“Kimde dört vasıf bulunursa halis münafık olur O dört şeyden biri kendisinde bulunan kişi ise onu terk edinceye kadar münafıklıktan bir haslet bulunur Bunlar: Kendisine bir emanet bırakıldığı zaman ihanet eder; konuştuğunda yalan konuşur, anlaştığı zaman sözünde durmayıp bozar Bir kimseyle çekiştiği zaman aşırı giderek karşısındakinden fazla kötülük yapar”(Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai/Cem’ül Fevaid, H No: 8097)

Hadis: (Münafığın üç alameti vardır: Yalan söyler, sözünde durmaz ve emanete hıyanet eder.) [Buhari]

Hadis: (Bizimle münafıkları ayıran alamet, yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmaktır. Münafıklar, yatsı ve sabah namazına devam edemez.) [Beyheki]

Hadis: (Münafıklarla bizim aramızdaki eman namazdır.) [Hakim]


münafık nedir, münafıklığın alametleri, münafıkların özellikleri,  münafıkların halleri, münafıkların akıbeti, münafık ile ilgili ayetler, münafık ile ilgili hadisler, münafık kime denir

VİCDAN NEDİR?

14 Eylül 2021 Salı / No Comments
allah'la irtibat nasıl sağlanır, vicdan ile ilgili ayetler, vicdan ile ilgili hadisler, merhamet, münafıklık alametleri, nefret, resimli mesajlar, resimli sözler, vicdan nedir, yalan söylemek, vicdan ne demektir

VİCDAN TAŞIYAN YÜREKLER

Vicdan taşıyan hiç bir yürek, başka bir yüreği ağlatmaya kıyamaz.
Vicdan taşıyan bir yürek, haksızlık yapamaz.
Vicdan taşıyan bir yürek, merhametlidir.
Vicdan taşıyan bir yürek, kötülük yapamaz.
Vicdan taşıyan bir yürek, sevgi de taşır.
Vicdan taşıyan bir yürek, kin güdemez. 
Vicdan taşıyan bir yürek, fitne çıkarmaz.
 Vicdan taşıyan bir yürek, emanete ihanet edemez.
Vicdan taşıyan bir yürek, yalan söyleyemez.
Vicdan taşıyan bir yürek, sözünden dönemez.
Vicdan taşıyan bir yürek, nefret edemez.
Yüreklerin vicdan taşıması, Allah'la sürekli irtibatlı olmasıdır.

*

Vicdan ile ilgili ayetler:

*Enbiya Suresi, 64. ayet: Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.

*Neml Suresi, 14. ayet: Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

Vicdan ile ilgili hadisler:

*Güzel ahlak Allah’ın en büyük nimetidir. İyilik ise en güzel ahlaktır. Her insan iyi ahlak sahibi değildir. Bir insanın kalbi iyi ise ahlakıda iyidir, kalbi kötü ise ahlakıda kötüdür. Kötülük insanın vicdanını rahatsız eder ve yaralar. İnsan kötü yanlarının bilinmesini istemez.

*İyilik, güzel ahlaktır. Günah (kötülük) ise vicdanını rahatsız eden ve insanların bilmelerini istemediğin şeydir.

Hz. Muhammed (s.a.s) / (Müslim, “Birr”, 45; Darimi, “Rikak”, 73)

*

VİCDAN NEDİR?

Vicdan “Kendinden geçme. Duygu. Duyma.”, “İyiyi kötüden ayırabilen, iyilik etmekten lezzet alan ve kötülükten elem duyan manevî his.” 

Vicdan: İnsan ruhunun en ileri bilgi kaynağı. O, bir şeye “evet” dedi mi, onu ne akıl yalanlayabilir, ne de duyu organları.

Vicdan, akıl ve beş duyu; hepsi de insana bir şeyler takdim ederler, ayrı ayrı hakikatlere kapı açarlar. Ama, üstünlük daima vicdandadır; onu akıl takip eder, beş duyu ise en sonda gelir.

Gerçek akıl bir hakikati buldu mu, onun duyu organlarına ters düşmesi hiçbir mânâ ifade etmez. Bunun en güzel örneği, dünyanın döndüğünü aklın emretmesine karşılık hissin reddetmesidir. Neticede, akıl galip gelmiş, hüküm ona göre verilmiştir.

Hissin akıl karşısındaki durumu ne ise, aklın vicdan karşısındaki durumu da odur. Vicdana ters düşen bir akılla amel edilmez. Bir hakikati vicdanen biliyorsak, onun olmadığına dair getirilen bütün aklî deliller demagojiden ileri gitmez. 

Meselâ, yaptığımız bir haksızlık için vicdan azabı duyuyorsak, aklımızın ileri süreceği hiçbir özür, derdimize deva olmaz.

İnsan birçok hakikati vicdanen bilir. Görme, işitmeden ne kadar farklı ise, vicdanen bilme de aklen kavramadan o kadar ayrıdır. Vicdanda kıyas, mantık, fikir yürütme, hipotezler kurma yoktur. O, bütün bunlara muhtaç olmaksızın, hakikatleri doğrudan bilir. Maviyi yeşilden gözümüzle ayırt ettiğimiz halde, şefkatin sevgiden, yahut korkunun endişeden farkını vicdanen biliriz.

İnsan kendi varlığını da vicdanen bilir. Bunun için düşünüp taşınmasına, “Acaba ben var mıyım, yok muyum?” diye bir soru ortaya atmasına ve sonunda “Madem ki düşünüyorum, öyle ise varım.” gibi deliller getirmesine ihtiyaç yoktur. İnsan, kendi varlığı gibi, kendi sıfatlarını da yine vicdanen bilir. Hayatta olduğunu, ilmi, iradesi olduğunu, görmeye, işitmeye sahip olduğunu hep vicdanen bilir. Bundan şüphe ettiği olmaz.

İnsan, gözüne inanmayabilir; “Acaba yanlış mı gördüm” diye gözlerini ovuşturup yeniden bakabilir. Keza, aklına da inanmayabilir; “Yanlış mı anladım” diye yeniden okuyabilir. Ama, vicdanı hususunda, onun bildirdikleri hakkında böyle bir tereddüde düştüğü olmaz.

“İnsan kendi varlığını vicdanen bilir” dedik; aynı şekilde, yine vicdanen bilir ki, “Ben kendi bedenimi kendim yapmadım; organlarımı yerli yerine şahsî irademle ve kudretimle takmadım.” Bu hususu öyle yakînen bilir ki, asırlarca yaşasa, bunun aksi bir düşünce hatırından, hayâlinden geçmez. Zira, vicdanın bilişi, ilimden, hissetmeden öte, bizzat yaşamaya dayanır.

Kendi bedenini kendisinin yapmadığını “vicdanen” bilen insan, bu gerçeğin diğer canlılar için de geçerli olduğunu “aklen” bilir. Böylece, vicdanda başlayan bir iman hareketi, akıldan ve duyu organlarından da yardım alarak inkişaf eder. Ve insanı, bütün eşyanın yegâne sahibine, Allah’a götürür. 

Evet, her vicdan Allah’ı bilir. İnanmayan bir insan düşününüz. Bu insan yediği bir meyve için ne tabiata, ne maddeye, ne de bir başka şeye karşı minnettarlık duyar. Allah’a şükretmese bile başkalarına da etmez. İşte onu başkalarına teşekkürden men eden, onun vicdanıdır. O inançsız adam, vicdanen bilir ki, ne şu kâinat, ne de onda yaratılan bahçeler, bağlar, bostanlar şu güzel nimetlere sahip olabilirler. Onlar bunları kendi iradeleriyle vermiş değildirler. Kendileri ancak birer âlet, birer tezgâh, birer fabrikadır. Onlara minnettar olmak ise insana yakışmaz.

İşte bütün bu mânâlar, onun vicdanında kelimesiz olarak ve bilemeyeceğimiz bir keyfiyette mevcuttur. Ve başkalarına şükretmesine izin vermez. Ama gel gör ki, o vicdan, günah, isyan, yanlış fikirler ve bâtıl telkinlerle o kadar perdelenmiştir ki, sahibini Allah’a şükrettirmeye mecali kalmamıştır. Ancak yapabildiği, onu başkalarına teşekkürden men etmekten ibarettir. O insan da, böylece, şükürsüz yer, tefekkürsüz bakar, düşünmeden yaşar. Ve dünyanın işlerinde, dertlerinde, yahut zevklerinde boğulur. Bu dünyaya niçin gönderildiğini, vazifesinin ne olduğunu ve nereye gittiğini bir kez olsun hatırından geçirmeden hayvanî bir hayat yaşar ve bu âlemden göçüp gider.

Bir diğer misal: Bir insan yatağına girdiğinde rahatça uyuyabiliyorsa, vicdanının Allah’ı bilmesi sayesindedir. Hiçbir insan göremezsiniz ki, yatağına uzandığında, “Uyuyacağım ama, ya dünyamız bir gezegene çarparsa, ya bir yıldız dünyamıza vurursa...” gibi bir endişe ile yatağında oturup kalsın. Yahut, “Uyuyacağım ama, ya damarlarımda tıkanma olursa, kanım pıhtılaşırsa, kalbim durursa...” gibi bir vehme kapılarak uyumaktan vazgeçsin. Her insan vicdanen bilir ki, ne bu beden onun kendi malıdır, ne de şu kâinat. Her ikisindeki hâdiseler de Allah’ın yaratmasıyladır.

İşte bu vicdanî biliş olmasaydı, hiçbir dinsiz bu dünyada bir an olsun rahat nefes alamazdı. Gel gör ki, vicdanlarının onlara kazandırdığı bu emniyeti, bu güven havasını layığınca değerlendiremiyor ve Allah’ı bulamıyorlar. 

Başka bir misal: Bir askere tüfeğini göstererek, “Bu senin mi?” deseniz, “Evet” diye cevap verir. Ama aynı nefer vicdanen bilir ki, o tüfek onun şahsî malı değildir. Onu dilediği gibi kullanamaz, istediği kimseye satamaz. Biz de o nefer gibi, “Benim elim, benim gözüm...” derken, bunların hakiki mâliki olmadığımızı, onların bize emaneten verildiğini vicdanen biliyoruz. Ama bu vicdanî biliş, imanı netice vermediği takdirde, insan kendisinde bulunan bütün bu emanetleri, bir ömür boyu, hakiki sahibinin rızasına zıt olarak sarf eder durur. Bir muhasebe gününde, hayatının hesabını tane tane vermek üzere...

Sözün özü: Her vicdan diyor ki, “Allah var” Ne insan başıboş bir divane, ne şu âlem sahipsiz bir fabrika... İnsanı bu tezgâhta dokuyan biri var...

Ve insan her şeyiyle O’nun...www.sorularlaislamiyet.com


allah'la irtibat nasıl sağlanır, vicdan ile ilgili ayetler, vicdan ile ilgili hadisler, merhamet, münafıklık alametleri, nefret, resimli mesajlar, resimli sözler, vicdan nedir, yalan söylemek, vicdan ne demektir

HAFTANIN YAZISI

3 Temmuz 2019 Çarşamba / No Comments
ibretlik olaylar, dini hikayeler, duygusal hikayeler, gizemli olaylar, dini içerikli olaylar, münafık kişi kimdir, münafıklık alametleri, münafık hikayesi, yaşanmış hikayeler münafık ve babası, haftanın yazısı


MÜNAFIK ve OĞLU

Resûl-ü Ekrem(S.A.V)'in de başlarında bulunduğu İslam ordusu Müreysî gazasından dönüyordu. Yolda gelirlerken eshap bir kuyunun başında konakladı. Susuzluktan bitap düşen eshap kuyunun başına su alabilmek için koşuştular. Kuyunun başında kırbalarını doldurmak isteyenler arasında bazı ağır sözlerin söylendiği duyuldu. 

    Bu sözleri söyleyenlerden biri Medinenin yerlisi olan Sinan, öbürü ise Mekke'li Cehcah idi. Medineli Sinan: 

    — Ey Medineliler ne duruyorsunuz bana yardım edin, diye bağırınca Cencah da, Mekkeliler siz de durmayın diyerek muhacirleri kavgaya çağırmıştı. Durum kısa zamanda anlaşıldı ve mesele halledilerek kapatıldı. Fakat hadise anında orada olmayan ve meseleyi sonradan öğrenen münafıklığı ayetle bildirilmiş olan Ubey bin Selul hadisenin kapatılmasını istemiyor, muhacirlere dil uzatarak: 

    — Besle kargayı oysun gözünü gibi sözler sarf ederek: 

    — Bu şerefsizlerin hakkından gelmemiz lazım. Biz onlara her türlü yardımı yaptık, şimdi de semizledikten sonra biz Medinelilere saldırmaya başladılar, gibi sözler söyleyerek durmadan hadiseyi canlı tutmak istiyordu. 

    Münafığın bu sözleri ta Hazreti Ömer'in kulağına kadar gitti. Hazreti Ömer kükremiş: 

    — Ya Resûlüllah(s.a.s) izin veriniz şu münafığın kellesini keseyim, diyerek kılıcının kabzasını kavramış izin verilmesini bekliyordu. Bu sırada Huzur-u Seadete İsminin Abdullah olduğunu söyleyen bir genç gelip: 

    — Übey bin Selül'ün kafasının kesilme şerefinin kendisine verilmesini istedi. 

    Peygamber Efendimiz(s.a.s): 

    — Peki sen kimsin ki, o şerefin sana nasip olmasını istersin? dediğinde kendisinin Selul'un oğlu olduğunu ve böyle bir adamın oğlu olarak yaşamaktan utanç duyduğunu söyledi. 

    Gencin bu süzleri orada bulunanların gözlerini yaşarttı. Fakat Peygamber Efendimiz(s.a.s) gencin babasını öldürmesine izin vermediler. İslam ordusu da Müreysî gazvesinden dönmüş ve Medine topraklarına girmişti. Bir sahabi gelerek: 

    — Ya Resûlallah(s.a.s)! Abdullah babasının Medine'ye girmesine müsaade etmiyor, dedi. Peygamber Efendimiz(s.a.s) yakındaki kum tepesinin arkasına baktığında gördüğü manzara şu idi. Abdullah babasının bindiği devenin yularından tutmuş; 

    — Ya bu kelimeyi geri alırsın, müslümanlara yaptığın hakaretlerden dolayı özür dilersin, yahut da seni Medine'ye sokmaz işini şurada bitiririm. Şunu iyi bil ki, şerefli olan Allah'ın Resulü(s.a.s) ve Ashabı'dır. Şerefsizler ise sen ve senin gibi put perestlerdir, diye bağırıyor. 

    Hazreti Peygamber Efendimiz(s.a.s) Abdullah'ın bu derece imanından dolayı ondan çok memnun oldular ve münafıklığı ayetle sonradan bildirilen Selül'ün de Medine'ye girmesine izin verdiler. 



ibretlik olaylar, dini hikayeler, duygusal hikayeler, gizemli olaylar, dini içerikli olaylar, münafık kişi kimdir, münafıklık alametleri, münafık hikayesi, yaşanmış hikayeler münafık ve babası, haftanın yazısı

ANLAŞAN VE ANLAŞAMAYAN BURÇLAR

18 Ocak 2017 Çarşamba / No Comments
 cesur yürek, münafıklık alametleri, resimli mesajlar, samimiyet, yüreği ile konuşanlar, yürekli olmak nedir, burçlar, birbiri ile anlaşan burçlar hangileri, birbiri ile anlaşamayan burçlar

YÜREKTEN

Yüreği ile konuşan herkesi,
yüreğimle dinleyecek kadar duyarlıyım.
Ama dili ayrı, yüreği ayrı
olanları da(münafıklık), 
hiç duymayacak kadar
sağırım.

*

ANLAŞAN VE ANLAŞAMAYAN BURÇLAR

KOÇ

Aslan ve Yay, bir Koç için en iyi burçlardır, iyi derecede Boğa, İkizler, Kova ve Balık ile anlaşırken, Başak ve Akrep burçlarından nötr tepki alır. Koç burcunu Yengeç, Terazi ve Oğlak idare etmekte güçlük çekebilir.

BOĞA

Başak ve Oğlak ile mükemmel anlaşan Boğalar, iyi seviyede İkizler, Yengeç, Balık ve Koç ile anlaşırken kötü seviyede Kova, Aslan ve Akrep burcu yer alır. Ne iyi ne kötü olduğu burçlar ise Terazi ve Yay'dır.

İKİZLER

İkizlerin arasının en iyi olduğu burçlar: Terazi ve Kova iken Yengeç, Aslan, Koç ve Boğa ile de uyumludur. Başak ve Yay ile hiç uzlaşamayan İkizler için Akrep, Oğlak, Balık burçları idare edilebilir.

YENGEÇ

Yengeçlerin kadim dostlukları Akrep ve Balık ile kurulurken Aslan, Başak, Boğa, İkizler ile de iyi anlaşır. Yay ve Kova burçlarına toleranslı olurken Koç, Terazi ve Oğlak biraz soğuk gelebilir.

ASLAN

Yay ve Koç ile çok iyi anlaşan Aslanlar, Başak, Terazi, İkizler ve Yengeç ile de uyumludur. Akrep, Kova ve Boğa burcuna hiç tahammül edemeyen Aslanlar, Koç ve İkizler burcuna hoşgörülüdür.

BAŞAK

Başakları en fazla mutlu eden burçlar Boğa ve Oğlak olmakla birlikte İkizler, Yengeç, Balık ve Koç insanları ile de iyi anlaşır. Kova, Aslan ve Akrepten uzak durması beklenen Başak burçları, Terazi ve Yay burçlarına müsamahalıdır.

TERAZİ

Uyumlu olduğu en iyi burçlar, Boğa ve Başak, iyi derecede uyumlu olduğu burçlar ise Kova, Balık, Akrep ve Yay'dır. Koç, Yengeç ve Terazi kötü sayılabilirken İkizler ve Aslan burçlarına katlanabilir.

AKREP

Akrep en iyi Balık ve Yengeç ile anlaşır. Yay, Oğlak, Başak ve Terazi ile de iyidir, Koç ve İkizler burçları ile ne iyi ne kötü denebilir, fakat Kova, Boğa ve Aslan ile hiç uzlaşamaz.

YAY

Sevgi kelebeği Yaylar, en çok Koç ve Aslan, iyi derecede; Oğlak, Kova, Terazi ve Akrep, ne iyi ne kötü; Boğa ve Yengeç ile anlaşır. Kötü olduğu burçlar ise Balık ve Başak'tır.

OĞLAK

Oğlak burcunu en iyi anlayan genellikle Boğa ve Başak olur. İyi anlaştıkları burçlar;  Kova, Balık, Akrep ve Yay olurken, İkizler, Aslan ile de anlaşma yoluna gidebilir. Fakat Koç, Yengeç ve Terazi ile anlaşması zor olacaktır.

KOVA

Kovanın boşluklarını en iyi İkizler ve Terazi doldurur. İyi anlaştığı burçlar; Yay, Oğlak, Balık ve Koç, arasının kötü oldukları: Boğa, Aslan ve Akrep'tir. Ne iyi ne kötü olduğu burçlar ise Yengeç ve Başak'tır.

BALIK

Balık burçlarının can yoldaşı genellikle su grubundan arkadaşları Yengeç ve Akrep, iyi derecede anlaştığı ise Oğlak, Kova, Koç ve Boğa burçlarıdır. İkizler, Başak ve Yay ile nispeten anlaşamaz fakat Aslan ve Terazi orta seviyede anlaşabileceği burçlardır.





cesur yürek, münafıklık alametleri, resimli mesajlar, samimiyet, yüreği ile konuşanlar, yürekli olmak nedir, burçlar, birbiri ile anlaşan burçlar hangileri, birbiri ile anlaşamayan burçlar