Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "resimli mesajlar"

NİÇİN DUA EDERİZ?

25 Haziran 2020 Perşembe / No Comments
allah yeter, çare, çaresizlik, dua, hz mevlana, mevlananın mesajı, resimli mesajlar, yakarış, neden dua etmeliyiz, niçin dua ederiz, duanın gücü nedir, duanın önemi, allaha neden dua ederiz

DUANIN GÜCÜ

İnsan çaresiz değil, duasızdır. Hz. Mevlana
*
NEDEN DUA ETMELİYİZ?

Dua etmenin önemi nedir, neden dua ederiz?

ALLAH’A NİÇİN DUA EDERİZ?

Allah bizlere birçok nimetler vermiştir. Bizler, verdiği bu nimetlere karşılık Allah’a şükretmeliyiz,verdiği nimetler sebebiyle onu anmalıyız.
Dua, insanın Allah katındaki değerini artırır. Ey Muhammed, de ki: Duanız olmasa Rabbim size niye değer versin. (Furkan, 77) ayeti bunu belirtmektedir.
Duaya neden ihtiyaç duyduğumuzu maddeler halinde açıklayabiliriz.
Allah’a yakın olmak, onun sevdiği ve razı olduğu bir kul olmak için dua ederiz.
Alah’ın verdiği nimetlere şükretmek için dua ederiz.
Kötülüklerden, bela ve afetlerden korunmak için dua ederiz.
İyi bir insan olmak, güzel ahlak ve davranışlara sahip olmak, doğru yoldan ayrılmamak için dua ederiz.
Dileklerimizi ve isteklerimizi gerçekleştirmesi için Allah’a dua ederiz.

Duâ, istemek demektir. Aç bir kimsenin, iştihâlı olduğu bir zamanda yiyecek istemesi gibidir. Duâ, Allahü teâlâya yalvararak murâdını istemektir. Allahü teâlâ, duâ eden Müslümanı çok sever. Duâ etmeyene gadap eder. Duâ mü’minin silâhıdır. Dînin temel direklerinden biridir. Hadis-i şerifte, “Duâ müminin silahı, dinin de direğidir.” buyuruldu.
Duâ, gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur.Çünkü, Peygamberimiz, “Duâ belâyı önler.” buyurmuştur.

Duâ etmek, namaz, oruç gibi ibâdettir. Allahü teâlâ, “Bana ibâdet yapmak istemiyenleri, zelîl ve hakîr yapar, Cehenneme atarım” buyurdu. Allahü teâlâ, herşeyi sebep ile yaratmakta, ni’metlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. Zararları, dertleri def’ için ve faydalı şeyleri vermek için de, duâ etmeği sebep yapmıştır. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
“Duâ, ibâdetin aslı ve özüdür. Allah katında duâdan makbûl birşey yoktur. Duâ yetmiş türlü kazâyı önler. Ömrün bereketini artırır.”
“Kazâ, ancak ve yalnız duâ ile durdurulur.”
İmâm-ı Rabbânî hazretleri, “Duâ, kazâyı, belâyı defeder” buyurdu.
Duânın yapılması mukadderata bağlıdır. Takdirde duâ varsa elbette yapılır. Duânın belâyı önlemesi kazâ ve kaderdendir. Nitekim Peygamberimiz, “Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.” buyurmuştur.
Peygamber efendimiz, “Allahü teâlâya günah işlemiyen dil ile duâ edin!” buyurunca, böyle bir dilin nasıl bulunacağı soruldu. Bunun üzerine “Birbirinize duâ edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir” buyurdu.
Duanın halis niyetle yapılması gerekir. Allahü teâlâ, “Bana hâlis kalb ile duâ ediniz! Böyle duâları kabûl ederim” buyurdu.
Duâ şartlarına uygun yapılmalıdır. Peygamber Efendimiz, “Duânın kabul olması için iki şey gerekir. Duâyı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helaldan olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı duâ kabul olmaz” buyurdu.

* Alah'ın verdiği nimetlere şükretmek için,

* Allah'ın bizi kötülüklerden, belalardan ve âfetlerden koruması için,

* Allah'ın bizden istediği gibi, güzel ahlak ve güzel davranışlara sahip bir müslüman olmak için

* Doğru yoldan (sırat-ı mustakim) ayrılmamak için,

* Allah'a daha yakın olmak, onun sevdiği bir kul olmak için,

* Allah'tan istediğimiz dilekleri gerçekleştirmesi için dua ederiz. 


allah yeter, çare, çaresizlik, dua, hz mevlana, mevlananın mesajı, resimli mesajlar, yakarış, neden dua etmeliyiz, niçin dua ederiz, duanın gücü nedir, duanın önemi, allaha neden dua ederiz

AFFETMEK, KONUŞMAK VE DEĞİŞİM

7 Haziran 2020 Pazar / No Comments
affetmek, beklemek, değiştirmek, imkanlarımız, kızgınlık, konuşmak, resimli mesajlar, susma sustukça sıra sana gelecek, susmak, nasıl davranmalı, nasıl olmalı,nne yapmalıyım,

NASIL OLMALI?

Kızgın olsanız da affedin.
Konuşma imkanınız varken susmayın.
Bir şeyi değiştirme imkanınız varsa beklemeyin.

*
affetmek, konuşmak, insan nasıl davranmalı, nasıl olmalı, ne yapmalıyım, resimli mesajlar, susma sustukça sıra sana gelecek,  ilham verici hikayeler, Martin Luther King, Papa John Paul II
Affetmek Üzerine 5 İlham Verici 

Affetmemek sağlıklı bir şey değildir. Bir başkasının size karşı hakaret veya hatasının yol açtığı acı ve öfkeden kendinizi uzaklaştırmak kolay olmaz. Ama bunu aşmalı ve ilerleyebilmek için affetmeyi öğrenmelisiniz. Affetmemek ve kin tutmak, gerginliğinizi artırır, strese yol açar ve ilişkilerinizi kötüleştirir.

Çoğu durumda, küçük meseleler nedeniyle büyük problemler ortaya çıkar ve birçoğu, iletişim problemlerinden kaynaklanır. Başka zamanlarda ise sorun çok daha ciddi olabilir. Her halükarda, diğer insan pişman olsa da olmasa da affetmek, kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeydir.

Affetmek özgürleştirir

Affetmek çok güçlü bir araçtır ama çoğu insan başkalarını affetmenin ne kadar özgürleştirici olduğunu bilemez. Affetmek, üzerinizden bir yük alır ve öfkenin ya da intikam arzusunun merhametine kalmanıza izin vermez. Böylece zihniniz özgürleşir ve daha düşünceli kesin kararlar verebilirsiniz.

Unutmak sayesinde durumun kontrolünü ele geçirebilirsiniz. Bu sayede güçsüz bir konumda değil gerçek anlamda güçlü bir konumda olursunuz: kendiniz üzerinde güç sahibi olursunuz.


Başkalarını affetmek için size ilham verecek düşünceler

Yine de kimi zaman affetmek için kendimizi zorlamamız gerekir. Güç durumlarda başkalarının sözlerine başvurmak faydalı olabilir.

Olan olmuştur artık

Geçmişi düşünüp durmayın. Olan olmuştur. Artık düzeltilemez,ne kadar uğraşırsanız uğraşın geçmişi değiştiremezsiniz. Kötü bir şey yapıldığında, hayatınızda ilerleyebilmek ve elinizden gelenleri onarabilmek için yapılacak tek şey affetmektir.

“Günahlar, düzeltilemez, yalnızca affedilebilir.” Ígor Stravinski

*

Bağışlayın ve bağışlanın

Yalnızca bizim başkalarını bağışlamamız gerektiğini düşünme hatasına düşmemeliyiz. Biz mükemmel değiliz, er ya da geç biz de başka birini kıracağız, yanlış bir şey yapacağız ya da başkalarının canını yakacağız. Başkasını affedemiyorsak, kendimizin bağışlanmasını bekleyemeyiz.

“Kendimizin de affedilmeye ihtiyacımız olduğunu hatırlayarak daima affetmeliyiz. Affetmemiz gerekenden çok daha fazla kez affedilmemiz gerekir çünkü.” Papa John Paul II

*

Ne olacak bilemezsiniz

Yukarıdaki alıntıya uygun olarak bu başlık meseleyi bir adım öteye götürür. Mesele yalnızca affedilmek için affetmekten ibaret değildir, başkalarıyla ilişkilerinizi kolaylaştırmak için de affetmek gerekir. Çünkü yolunuz üzerinde onlarla ne zaman karşılaşacağınızı veya onlara ne zaman ihtiyaç duyacağınızı bilemezsiniz.

“Hollywood’da düşmanlarınızı daima affetmeniz gerektiği söylenir çünkü onlarla ne zaman çalışmak zorunda kalacağınızı bilemezsiniz.” Lana Turner

*

Aşk ve affetme yan yanadır

Gerçek aşk affetmeyi bayrağı olarak kullanır. Tabiatı ne olursa olsun, ilişkiler kolay değildir. İlişki ne kadar yakınlık içeriyorsa, o kişiyi bağışlamanız o kadar kolaylaşır. Affetme yoksa, o ilişki son bulmaya mahkumdur. Seviyorsanız, affedersiniz.

“Affedemeyen kişi sevemez.” Martin Luther King

*

Affetmek kendinizi sevmektir

Affetmek kendinizi sevmek demektir. Öfke ve intikam arzusunun acısını, kin ve pişmanlıkla birlikte içinde taşıyan sizsiniz. Ama affettiğinizde bütün bu kötü duygular yok olur.

“Bize yanlış davrandığını düşündüğümüz bir kişiyi affetmeliyiz. Bunu hak ettikleri için değil, bu haksızlıklara karşılık vermeye devam etmeyecek kadar kendimizi sevdiğimiz için.” Miguel Ruiz

*

Unutmaksızın affetmek, affetmek değil boş vermektir

Çoğu kişi, “Affederim ama unutmam” der. Ama bu affetmek değildir, birlikte yaşamayı sağlamak için boş vermektir. Oysa affetmenin özü, size yapılan hatayı unutmaktır. Unutmazsanız, er ya da geç gücenme ve güvensizliğin hayaletleri tarafından saldırıya uğrarsınız.

Bunun tekrar yaşanmasını istemiyorsanız, ilişkinizde veya yaşamınızda değişiklikler yapın. Ama size karşı hata yapıldığında nefret ve kini aynı odaya kilitlemeyin, çünkü bunlar hiç ummadığınız anda odadan kaçabilirler.

Kaynak : aklinizikesfedin.com

affetmek, beklemek, değiştirmek, imkanlarımız, kızgınlık, konuşmak, resimli mesajlar, susma sustukça sıra sana gelecek, susmak, nasıl davranmalı, nasıl olmalı,nne yapmalıyım, 

ANNE NEFESTİR

9 Mayıs 2020 Cumartesi / No Comments
allah, ana, anne, anne nefestir, çocuk, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, anne sözleri ana sözleri, en güzel anne sözleri, en duygusal anne sözleri, anne sözleri kısa

Anne nefestir.
Allah kimseyi nefessiz bırakmasın...Amin
*
allah, ana, ana sözleri, anne, anne nefestir, anne sözleri, anne sözleri kısa, en duygusal anne sözleri, en güzel anne sözleri, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, 
EN GÜZEL ANNE SÖZLERİ

Anneciğim sen benim her günümde yanımda oldun seni bazen kırıyorum ama sonra çok pişman oluyorum inanki dünyada en güzel kişi sensin canım annem.
*
Canım annem benim anam bitanem bu şarkı senin için canım annem herşeyim aşkım benim annem.
*
Kim ne derse desin ne olursa olsun seni sevmekten asla vazgeçmiyeceğim annem.
*
Anne hakkı ödenmez sevmeye Ömür yetmez bütün dünya benim olsa birtane annem etmez.
*
Canım annem seni kalbimden sevgimle seviyorum herkezin annesi güzeldir ama benimkisi özeldir.
*
Senden başka hiç kimseye ihtiyacım yok anneciğim.
*
Annecim, biriciğim Sonsuz sevgini, bitmez tükenmez sabrını ancak anne olunca anlayabileceğim herhalde Seçme şansım olsaydı yine senin annem olmanı istedim SENİ ÇOOK SEVİYORUM.
*
Canım annneciğim manzara ne güzel ama sen daha güzelsin her zaman güzel ve özelsin.
*
Dünyada bütün anneler kadınlar kızlar erkekler babalar çocuklar toplansa hiçbirisi annem kadar özel ve güzel asla olamaz.
*
Bugün annemle interneten yazıştım annem bana yazmış annesinin güzeli kara gulu çiçeği çok sevindim biliyormusunuz arkadaşlar ona ne desem diye düşündüm ve dedim canım benim.
*
Annemi ve Ailemi koru Allahım.
*
İki geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla,değil,birbirlerinin kuusurlarını hoş görünmesiyle olur.
*
Benim bitanecik tatlı annem, senin çocuğun öldüğüm için her zaman gurur duydum. Ellerinden öperim.
*
Canım Güzel Annem dokundun her yer parlıyor sen benim herşeyimsin hayatımın anlamı en güzel insan seni seviyorum.
*
Annemizi he sevelim birgün elerini değilde toprağını opersiniz.
*
Annem senin sevgin dünyamı ışıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Varlığınla mutluyum.
*
Sınırsız bir sevgi, anlatılmaz bir sevgiyle beni seven annem, sana layık olmak için yaşıyorum.
*
Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Anneler günü kutlu olsun bitanem.
*
Seni seven bir böcek elbet bir gün ölecek ölsede o böcek yine seni sevecek anammm.
*
Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Bitanem!!
*
Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacisin.. en aziz varlığımız.
*
Bütün acılar üstüme yağınca sen bana açılan şemsiyesin annem.. Seni çok seviyorum.
*
Anneciğim, sen benim için, ıssız bir çöl ortasında bulduğum, kana kana içtiğim, sevgi selimsin. Seni Çok Seviyorum.





allah, ana, anne, anne nefestir, çocuk, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, anne sözleri ana sözleri, en güzel anne sözleri, en duygusal anne sözleri, anne sözleri kısa

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

5 Mart 2020 Perşembe / No Comments
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

KADINLAR GÜNÜ NEDEN KUTLANIR?

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TARİHÇESİ

Her yıl 8 Mart tarihi "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak geçiyor. Uluslararası bir gün olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmıştır. Dünyada 1910’larda, Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Hem dünyada hem de ülkemizde kutlama olarak geçen bu özel tarihin “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün” kökeni acı bir tarihe dayanıyor.

ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler. Koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret...” 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Bu sırada çıkan olaylar sırasında fabrika içinde şüpheli bir yangın başladı. 129 kadın, yangında hayatını kaybetti...

Takvimler 8 Mart 1857’yi gösteriyordu. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı. . Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin , bu olayın ardından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını öneri olarak sundu ve öneri oy çoğunluğuyla kabul edildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Almanya ve İsviçre’de anıldı. Anmaların 8 Mart olarak değiştirilmesine 1921'de Moskova'da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda karar verildi. ABD'de de ise 1960’lı yıllarda anılmaya başlandı. Birleşmiş Milletler, 66 yıl sonra 8 Mart'ın 'Dünya Kadınlar Günü' olarak kabul etti.

TÜRKİYE'DE 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ 

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

8 MART KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI

-8 Mart Dünya Kadınlar Gününde, saygıdeğer Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.

-Acıyla yoğrulan, sabırla bilenen kadınlarımızın dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Hakkı ödenemeyecek olan kadınların 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun.

-Bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürmelerini diliyorum.

-Can dostum biricik arkadaşım 8 Mart Dünya Kadınlar Günün kutlu olsun

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

19-03/06/8-mart-dunya-kadinlar-gunu-mesajlari-3.jpg

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü, saygıdeğer Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk getirsin. Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun.

-Doğumdan ölüme kadar her hayatın her anında varlıklarını hissettiğimiz, bizi biz yapan değerli kadınlarımızın bu özel gününü yürekten kutlarım.

-kadınlar gününüz kutlu olsunAdam olmadan önce insan olabilmenin en temel unsurudur kadın. Çoğu zaman değil, her zaman her gözün nuru, hayatın can damarıdır. 8 Mart dünya kadınlar gününüz kutlu olsun

-Bütün dünya kadınlarına sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.

-Kadınlar İnsanlığın devamı için olmazsa olmazdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Dünya Kadınlar Günü"nüz kutlu olsun.

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü"nü kutluyorum.

-Kadın, doğası gereği zayıftır; ama acıya en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey; hayal ettiği kişinin boş çıkmasıdır. Hiçbir kadının hayali boşa çıkmasın Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun

-Tüm dünya, ülkemiz ve üyelerimiz arasında görev yapan kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

-Emek veren, acı çeken, özlem duyan, hakkını savunan tüm kadınlar 8 Mart Kadınlar Günü Kutlu Olsun

-Cumhuriyetimizin odak noktasında yer alan kadınlarımız, modern ve çağdaş günlere gelmemizde önemli görevler başarmışlardır. Kadınlar gününüz kutlu olsun.

-Her şeye değer senin sonsuz sevgin. Seni çok arıyorum.. Çok özledim. Kadınlar günün kutlu olsun biricik meleğim.

-Cumhuriyet ile kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte, yaşamın her alanında başarıyla yer almış kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyorum.

-Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. En kıymetli varlık olan kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Senin sevgin dünyamı ısıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Varlığınla mutluyum. Kadınlar günün kutlu olsun sevgili annecigim..

-8 Mart, dünyada kadınların eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemleri dile getirdikleri gündür. Kadınlarımızın bu anlamlı gününü yürekten kutluyorum.

 -Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır için çok teşekkürler! 8 Mart Dünya Kadınlar Günün Kutlu Olsun.




8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kutlama mesajı, resimli mesajlar, kadınlar günü neden kutlanır, kadınlar günü ne zaman kutlanır

ZAMAN NEDİR?

18 Şubat 2020 Salı / No Comments
beklemek, hızlı, keder, kısa, korkmak, resimli mesajlar, sevinç, uzun, yavaş, zaman, zaman nedir, zaman kavramı nedir, saat nasıl geçer, sevinçliyken zaman, beklerken zaman,
beklemek, beklerken zaman, hızlı, keder, kısa, korkmak, resimli mesajlar, saat nasıl geçer, sevinç, sevinçliyken zaman, uzun, yavaş, zaman, zaman kavramı nedir, zaman nedir, 
Zaman;
Beklerken çok yavaş,
Korkarken çok hızlı, 
Kederliyken çok uzun,
Sevinçliyken çok kısadır.

*

Zaman nedir? 

Zaman nedir sorusu felsefi bir sorudur. Tarih boyunca hemen hemen bütün filozoflar, tanrıbilimciler, gökbilimciler bu sorunun cevabını aradı. Her ne kadar başarmam durumunda tarihe çok havalı bir imza atacağımı düşünsem de bu yazıda sizlere zamanın ne olduğu ile ilgili “kesin ve net” tanımsal bir açıklama yapamayacağım.

Çünkü 354-430 seneleri arasında yaşamış olan ünlü filozof ve teolog St. Augustine’in şu sözlerinden daha ileri bir noktaya varabilmiş değiliz:

“Zaman nedir? Kim bu kavramı kolayca ve kısaca açıklayabilir? Kim kendisiyle olan ilişkisini ifade edebildiği ölçüde zamanı bir düşünce sistemiyle kavrayabilir? Hayatımızın günlük akışı içinde zamandan daha iyi bildiğimiz ve tanıdığımız hangi şeyin ismini daha çok zikrederiz? Ondan bahsettiğimiz zaman onu anlıyoruz veya başkasıyla konuşurken ismini duyduğumuzda da anlıyoruz. Peki, öyleyse nedir zaman? Eğer kimse sormazsa biliyorum; fakat bana sorma ihtimali bulunan birine açıklamaya kalktığımda, bilmiyorum.

Birçok bilim adamı zamanın gizemini arttıracak açıklamalar ile dünyanın nefesini kesmekle beraber zamana net bir tanım bulamadı. Örneğin Albert Einstein’ın izafiyet teorisi... Çok yüksek hızlarda zaman gerçekten de çok daha yavaş ilerler. Ancak maalesef Einstein’ın teorisi günlük hayatımızdaki zaman sorunsalına bir cevap bulamıyor, çünkü onun keşfinde tasarladığı hızda hareket etmiyoruz.

Tanımsal karmaşanın dışına küçük bir adım atacak olursak; zaman evrende sahip olduğumuz en değerli ve yegâne kaynaktır. Zaman depolanamaz, saklanamaz, biriktirilemez, satılamaz, satın alınamaz, devredilemez, geri döndürülemez, ileri sarılamaz...

Zaman bazısı için uçup gider, bazen çakılı kalır; çünkü kendine ait bir psikolojisi vardır. Belirlenmiş ya da sevdiğimiz bir faaliyet içerisinde zaman bir anda tükenirken; hoşnut olmadığımız bir faaliyet ya da bomboş bir koltukta oturmak bizim adımıza zamanın adeta durmasına neden olur. Bu hissi biliyorsunuz değil mi?

Peki, zaman yönetilebilir mi?

Dünyadaki bunca hızlı gelişme ve teknolojik ilerlemeye rağmen insanoğlu maalesef zamanı yönetmeyi başaramadı.

Şimdi bir yoklama yapalım, bu yazıyı okuyan kaç kişi hayatında en az bir kez aşağıda yer alan ifadelere yer verdi? Vermeyen var mı diye sorsam bu satırları okurken onaylar şekilde başını sallayanların sayısını daha kolay sayabilirim muhtemelen. Bu ifadeler kimler için doğru?

Gün keşke 48 saat olsaydı, bak o zaman yetişmeyen bir şey oluyor mu?
Yeteri kadar zaman olmadığı için maalesef hiç bir şey yetişmiyor...
O kadar çok iş; bu kadar az zaman varken nasıl başarılı olmamı bekliyorsunuz?
Hayatın hep adil olmadığından dem vururuz. Hayatta kimisi doğuştan şanslıdır, kimisi doğuştan kaybeder, kimisinin şansı çok açıktır, kimini kader ezer... Ancak baktığımızda bunca dramanın içinde çok adil bir kavram vardır; zaman.

Helen Keller’ı tanır mısınız? Ya da Albert Einstein, Michelangelo, Hipokrat, Mustafa Kemal Atatürk’ü? Sizce onlar günü kaç saat yaşıyorlardı?

Dünya üzerinde herkes için gün 24 saat, hafta 168 saat, bir ay 720 saat ve bir yıl 8.760 saattir. Zaman sabittir, kimisi için hızlı kimisi için yavaş akmaz.

Bir sonraki yazımızda zamanı efektif kullanabilmeniz için bazı ipuçları vereceğiz. Bizi izlemeye devam edin.


beklemek, hızlı, keder, kısa, korkmak, resimli mesajlar, sevinç, uzun, yavaş, zaman, zaman nedir, zaman kavramı nedir, saat nasıl geçer, sevinçliyken zaman, beklerken zaman, 

KADER NEDİR?

3 Şubat 2020 Pazartesi / No Comments
 alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, kadere iman ne demektir, kaza ve kader nedir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları

Kader;
kudret çekiciyle
zaman örsüne koyduğu insana
güzel bir şekil verir...

*

KADER NEDİR?
KADERE İMAN NE DEMEKTİR?

SORU: Kaderi İnkâr etmek küfür olur mu?    

CEVAP: Kaderi İnkar etmek elbette küfürdür. Zira bu husus Müslüman olmanın altı şartından birisidir. Bu husus Kur’an, Hadis ve İcma ile sabittir.

KADER NEDİR?

CEVAP: Kur’an-ı Kerim’de Kaderle ilgili bir ayeti kerime de, mealen; 
-” De ki: “Allah’ın bize yazdığı şeyden başkası, bize asla isabet etmez. O, bizim Mevlâ’mızdır ve artık mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler.”
( Tevbe – 51 ) Buyurulmaktadır.

Allahu Teala, gerek kullarının iradeleriyle yapacakları veya onların iradeleri olmaksızın başlarına gelebilecek her türlü işi bilip Levh-i Mahfuz’a yazmasına KADER denir. Yukarıda zikrolunan ayette ifade edilen kader (alın yazısı), iki şekilde açıklanabilir.
      Birincisi; kulların iradesi olmadan başlarına gelen iyi veya kötü durumlar. Bir kimsenin bu dünyaya erkek veya kadın olarak gelmesi, bedeninin şekli, anne ve babasının kimler olacağı, doğal afetler gibi şeyler kulun seçimine bağlı olmayan kader türündendir.
      İkincisi; kulların iradeleri, yani kendi seçimleri sebebiyle başlarına gelen iyi veya kötü durumlardır.  Kulun kendi seçimi ile müslüman veya inançsız olması, günahkar veya salih bir mü’min olması da ikinci tür kaderdendir.

CÜZ-İ İRADE:  Kulun hayır veya şerden birini seçme hakkıdır. Buna Kur’an’dan delil, mealen :
– “Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (kehf-29)
Bu ayet-i kerime bize insanın iradesinin olduğunu ve onun programlanmış bir robot olmadığını gösteriyor.

Hayır ve Şerrin Allahü Teâlâdan Olduğuna İnanmak Ne Demektir?
Kula verilen cüzi irade ile kulun, hayır veya şerden birisini seçmesinden sonra o  işi Allahu Teala’nın yaratmasıdır. Kul bu işin yaratılmasını tercih etmesinden dolayı işin sorumlusu olmaktadır. Yani; işin tercih sahibi kul, yaratanı ise Allah’tır. Zira kulun yaratmaya gücü yoktur.
İnsanların bir çoğu insanın iradesinin sebep olmadığı alın yazısı ile, cüzi iradenin sebep olduğu alınyazısını birbirine karıştırdıkları için; “İnsan kendi kaderini kendisi yaratır.” diyerek küfre girmektedirler.


SORU: Kaderde bir şey alınyazımız yani, kaderimiz olduğu için mi o işi yapmak zorundayız ?

CEVAP: Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Allahu Teala hadis-i kudside şöyle buyurdu, mealen:
-“ Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.” (Hadis-i İbn-i Neccar)

Bu hadis-i kudsinin Ehl-i Sünnete göre açıklaması şöyledir: Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi, kötülük mü işleyeceklerini, Cennetlik mi Cehennemlik mi, olacaklarını ezelî ilmi ile bildiği için yazar. Bunları yazdığı için kul öyle yapmak zorunda değildir.
Sapık Cebriye Mezhebi konuyu yanlış anladığı için: “Allah yazdığı için yapmak zorundayız” der.
Sapık Mutezile Mezhebi ise, Allah’ın kaderini inkâr ederek:”Kul kendi kaderini yaratır.”demektedir.
Ama bir insanın erkek mi, kadın mı olacağı, ne zaman öleceği, nasibinin(yiyeceği ve içeceğinin) ne kadar olacağı, anne babasının, ırkının ne olacağını Allahu Teala takdir etmiştir. Ama bir kimse bir kimseyi kasden öldürürse, öldüren asla masum değildir. Fakat kasıt ve ihmal olmadan bir kimsenin ölümüne sebep olunursa, buna da kaza denilir. Çünkü bu işte kulun iradesi yoktur. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: 
-“ Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da şer olanı da.” Yani; hayrın ve şerrin yaratıcısı O’dur. (Taberani)
Bir misal: 
Tahmin oyunu oynayan insanlar, at yarışlarında tahminler yapıp kumar oynuyorlar. Bu kimseler tahminlerini tahmin kağıtlarına; “Şu at bu yarışı kazanacak.”diye yazarak tahminlerde bulunuyorlar. O at, o yarışı kazandığında, “Bu adam bu tahminini yazdığı için, bu at bu yarışı kazandı.” denilebilir mi?
İnsanların bu yaptıkları, bir tahminden ibarettir. Ya tutar, ya tutmaz. Ama Hazreti Allah’ın kulun yapacaklarını ezelde bilmesi, bir tahmin değil kesin bir ilimdir. Onların gelecekte ne yapacaklarını önceden bilip yazması, kulu bu işi yapmaya zorlamaz.

Peygamber(s.a.v.) Efendimize alınyazısı hakkında Eshabtan birisi:
-“Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi vardır?” diye sorduğunda, Rasulullah:
-“Herkes, kendi işine hazırlanır” ve “Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır” buyurdu.(Müslim, Tirmizi)

Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle:  -”

-“Hayrı ve şerri ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini yapabilmesi için, insana seçme hakkı(irade) verene yemin olsun ki, (Şems-8)
-“Nefsini kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran kurtuldu.” (Şems-9)   
-“Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, zarar etti.” (Şems-10)

 K A Z A  ve  K A D E R

    İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir.
Kader,lügatte, bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir demektir. Allahü teâlânın ezelde, bir şeyin varlığını dilemesine kader denilir.
Kaza: Kaderin, yani varlığı dilenilen şeyin var olmasına Kaza denir. Kaza ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullanılır. Buna göre kaza demek, ezelden ebede kadar yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde dilemesidir. Bütün bu eşyanın, kazaya uygun olarak, daha az ve daha çok olmayarak yaratılmasına kader denir. Allahü teâlâ, olacak her şeyi ezelde, sonsuz öncelerde bilmesi ilmine kaza ve kader denir.
Kadere iman farzdır. Bu husus Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile bildirilmiştir. Allahü teâlâ, ezeli ilmiyle, insanların ve diğer mahlûkatın, ne zaman doğacağını, ne zaman öleceğini ve ne yapacaklarını bilir. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölümlü olan ilah olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını bilir.  
İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader denilir. 

     Allahu Teala, Kur’an-ı kerimde kader hususunda buyurduki, mealen:
-“Biz, her şeyi kader ile [bir ölçüye göre] yarattık.” (Kamer 49)
-“Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir”  (Bekara 255)
 -“Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitaba (levh-i mahfuza) yazmış olmayalım. Elbette bu, Allah’a kolaydır.” (Hadid 22) 
-“Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazılmıştır.” (Kamer 52, 53)

  -“Sonra o kaderin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah’a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve “Bu işten bize ne?” diyorlardı. De ki: “Bütün iş Allah’ındır”. Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik“. Onlara şöyle söyle: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.” (Al-i imran: 154)

-“Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.” ( A’raf: 34)

-“De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe: 51)

-“De ki, “Ben, Allah’ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim”. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler.”  (Yunus: 49)

-“Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hûd:6)

-“Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehv-i mahfuzda) bulunmasın.” (Neml:75)

-“Peygambere Allah’ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah’ın sünneti böyledir. Allah’ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.”(Ahzab: 38)
    -“Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O’nun bilgisi olmadan ne bir dişi hamile olur, ne doğurur. Kendisine ömür verilenin de ömrünün uzatılması da, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, Allah’a göre kolaydır.” (Fâtır:11)
    – “Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.” (Teğabun:11)
-“Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.” (Sebe 3)
alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, kadere iman ne demektir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları, kaza ve kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, 

KADER HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİFLER:

    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:

– “Allah, göklerle yeri yaratmadan elli bin sene önce, mahlûkatın kaderini (Kalemle) yazdı. Arşı da, su üzerindeydi.” (Müslim, Kader, 2/16)
-“Ahir zamanda fala inanıp, kaderi inkâr edenler  çıkacaktır” (Tirmizi)
-“Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.” (Buhari)
–“Ahir zamanda, şu üç şeyden korkuyorum: Müneccimlere (falcılara) inanmak, kaderi inkâr ve idarecilerin zulmü.” (Taberani, İbni Asakir,)
-“Ümmetim kaderi inkâr etmedikçe, dinde sabittir. Kaderi yalanlayınca helak olurlar.” (Taberani)
Peygamber(s.a.v.)Efendimiz buyurdular ki:
-“Şu üç şeyden korkuyorum: Âlimin sürçmesi, Münafıkların Kur’an böyle diyor diyerek tartışmaya girişmesi, Kaderin inkâr edilmesi.” (Taberani)
-“Kaderden bahsedilince dilinizi tutunuz!”(Taberani) Yani; herkes kendi aklına ve mantığına göre değil de, ehl-i sünnet ulemasının KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE YAPTIKLARI açıklamalarına göre kaderden söz etmelidir. Aksi durumda bilmeden sonsuz bir çıkmaza düşmüş olabiliriz. 

-“Kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmedikçe, başa gelenin asla şaşmayacağına, başa gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.” (Tirmizi)

-“Allahü teâlâ, ilk önce Kalemi yaratıp, “Kaderi, olanı ve sonsuza kadar olacak olanı yaz” buyurdu.”(Tirmizi, Ebu Davud)

Rasulullah(s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:
  “Bütün Peygamberler şunlara lanet etmiştir:
1) Allah’ın kitabında olmayan şeyi ona ekleyen (Kur’anda böyle yazıyor diye yalan söyleyen, Kur’anı kendi görüşüne göre tevil eden),
2) Allah’ın kaderini inkâr eden,
3) Allah’ın zelil ettiğini aziz, aziz ettiğini de zelil eden zalim idareci.” (Taberani)
Yani; fâsık bir kimseye değer vermek, onu itibarlı bir yere getirmek, salih bir kimseye değer vermemek, onu itibarsız, aşağı bir yere getirmek gibi.
Yine bir başka sahih hadiste Rasul-i Ekrem şöyle buyurur:
-“Kaderiyenin İslam’dan nasibi yoktur. Bunlar, Şer takdir edilmedi derler.” (Beyheki) (Kaderiye, Mutezile demektir.)
–“Denge, Rahman Allahü Teâlânın kudret elindedir. Kimini yükseltir, kimini alçaltır.” (Bezzar)
-“Allahü teâlâ, hayır murat ettiğinin maişetini kolaylıkla verir. Şer murat ettiğinin ise, maişetini zorlukla karşılaştırır.” (Beyheki)
-“Ümmetimin helaki üç şeydedir: Irkçılık, kaderi inkâr ve nakle itibar etmemek .” Yani; kendi görüşünü din gibi anlatmak. (Taberani)
-“Her şey ezelde yazıldı. Kalem kurudu.” (Tirmizi)Yani; kader, takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.
-“Bütün insanlar toplanıp sana fayda vermek için çalışsalar, ancak Allahü teâlânın senin için takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar. Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allahü teâlânın senin hakkında takdir ettiği zarardan fazlasını veremezler. Çünkü artık kaderi yazan kalem kurudu, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşti.” (Tirmizi) 

SORU: Bazı kimseler kader hakkındaki hadisi şerifler;” Emeviler dönemindede insanların başlarına gelen bir çok olumsuzluğu kadere bağlayarak zalim hükümdarların sorgulanmasını önlemek için kullanılmış ve bu yönde bir kader inancı oluşturulmuş ve bunu destekler mahiyette bir çok hadiste uydurulmuştur.”diyorlar. Bunu nasıl izah edebilirsiniz?

CEVAP:  Yukarıda KADER HAKKINDA yazılı hadisi şerifler en sahih hadislerdir. Bunların hadis olmadığını iddia etmek ÇOK BÜYÜK BİR İFTİRADIR. İftiradan ve iftiracıların şerrlerinden Allah’a sığınırız. Muhaddislerden önce İmam-ı Azam ve O’nun halifeleri  bu hadisi şeriflerle içtihat ettiler ve değerli eserlerinde bunlar mevcuttur.
İmamı Azam hazretleri, ilmini Ehl-i Beytin oniki İmamlarından olan Cafer-i Sadık hz.lerinden aldı. Caferi Sadık hz.leri de ilmini dedeleri hz. Zeynel Abidin, hz. Hüseyin ve hz. Ali’den aldı. O’da Peygamber(s.a.v.) Efendimizden aldı. Aklı ve vicdanı olan bir kimsenin Ehl-i Beyte düşmanlıkları bariz olan Emevilerden, Caferi Sadık hazretlerinin ve İmamı Azamın uyduruk hadisler nakledeceğini  nasıl iddia edebilir? Bu mel’unlar iftiracılar bu hadisi şeriflere “uyduruk” deyip, Allah’tan korkup bu iftiraların hesabını vermeyeceklerini mi sanıyorlar? İmamı Azam hazretlerini Emevi hükümdarları hapsettiler ve hapiste işkence yaptılar. Abbasi halifeleri ise O’nu katlettiler. Emevi ve Abbasi halifelerinin gazabına ve zulmüne maruz kalmış büyük imam, İmamı Azam ve O’nun değerli halifeleri, Emevilerin ve Abbasilerin uydurduğu hadisleri, hadis olarak nakledeceğini hangi akıl ve vicdan kabul edebilir?
İnsanların, meleklerin, cinlerin ve hayvanların, bitkilerin, özet olarak canlı ve cansız varlıkların her bir şeyin olup olmaması, kulların iyi ve kötü işleri, dünyada ve ahirette, bunların cezasını görmeleri ve her şey, ezelde, Allahü teâlânın ilminde var idi. Bunların hepsini ezelde biliyordu. Ezelden ebede kadar olacak, eşyayı, özellikleri, hareketleri, olayları, ezelde bildiğine uygun olarak yaratmaktadır. İnsanların iyi ve kötü bütün işlerini, Müslüman olmalarını, küfürlerini, istekli ve isteksiz bütün işlerini, Allahü teâlâ yaratmaktadır. Yaratan, yapan yalnız Odur. Sebeplerin oluşumuna vesile olduğu her şeyi yaratan Allahu Tealadır.. Her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır.

Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yemek yemeden doymak hissi verirdi. Kuşları kanatsız, insanları ayaksız yürütürdü. Ancak; lütfedip, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeplerle yaratmayı diledi. İşlerini, sebeplerin altına gizledi. Kudretini sebeplerle perdeledi. Onun bir şeyi yaratmasını isteyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. Evi aydınlatmak isteyen elektrik teşkilatını eve kurdurup lambanın düğmesine basar. Cennete gidip, sonsuz nimetlere kavuşmak isteyense, İslamiyet’e uyar. Zehir içen ölür, ilaç kullanan şifa bulur. Günah işleyen, imanın gitmesine sebep iş ve sözleri kullananın imanı gider ve Cehenneme girer. Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vasıta kılındığı şeye kavuşur. Müslüman kitaplarını okuyan, Müslümanlığı öğrenir, sever, Müslüman olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din cahili olur. Din cahillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vasıtasına binerse, oraya gider.
İyilik isteyene iyilik, kötülük yapmak isteyene kötülük yaratılır. Kul bunu tercih etmesi sebebi ile sorumlu olur.

       Kaza ve Kader Hakkında İmam-ı Rabbani hazretleri 1. Cild 217. Mektubunda şöyle bir açıklama yapmaktadır:

Cebrâîl (aleyhisselâm), bir gün, Peygamberimize (aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât) gelip, bir gencin, yarın sabâh, erkenden öleceğini haber verir. Peygamber efendimiz (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm), bu gence acıyıp, huzûr-i se’âdetlerine çağırır. Ne isteği olduğunu sorar. (Bir kız ile evlenmek ve bir de, tatlı isterim) der. Emr buyurup, ikisini de hemen hâzırlarlar. Genç, o gece, odasında âilesi ile oturmuş, tatlı yanlarında iken, kapıya bir fakîr gelip, -“Açım, Allah rızâsı için bir şey verin!” der.
Genç, tatlının hepsini, fakîre sadaka verir. Sabâh olunca, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), gencin ölüm haberini bekler. Uzun zemân, haber gelmeyince, birini gönderip sorar. Gencin sağ ve keyf yapmakda olduğunu söylerler. Hayret eder. O sırada, Cebrâîl (aleyhisselâm) gelir. Ona sorar. Cebrâîl (aleyhisselâm):

    -“Gencin tatlıyı sadaka vermesi, gelmekde olan belâyı geri çevirdi.” der ve gencin yasdığı altında, büyük bir yılanı ölü olarak bulurlar.

Bu haberi, Cebrâîl’in (aleyhisselâm) yanılması olarak câiz görmiyorum. Yâhud, Cebrâîl aleyhisselâmın ma’sûm olması, emîn olması ve hiç yanılmaması, vahy şeklinde getirdiği şeylerdedir. Ya’nî, Allahü teâlâ tarafından indirdiği şeylerde, yanlışlık ihtimâli yokdur. Bu genç için getirdiği haber ise vahy değildir. Levh-i mahfûzda görüp öğrendiği birşeyi haber vermişdir. Levh-i mahfûzda yazılı şeyler, silinip değişdirilebildiğinden, buradan öğrenilen haberler yanlış olabilir. Allahü teâlâ tarafından getirilen şeylerin ise, yanlış olmak ihtimâli yokdur. Şehâdet ile ihbâr arasında fark vardır. İslâmiyyetde, şâhid olmak kabûl olunur. Haber vermeğe ise güvenilmez.

      Kazâ, ya’nî Allahü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, “Sözümüz değişdirilmez” buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmekdedir.
      Kazâ-i Mu’allak için de, Ra’d sûresinde, “Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar” meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır.

     Hocam, Muhammed Bâkî-billah (kuddise sirruh) buyurdu ki, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh), ba’zı kitâblarında buyurmuş ki:
  -“Kazâ-i mübremi kimse değişdiremez. Fekat ben, istersem, onu da değişdirebilirim”.
Bu söze şaşar ve olacak şey değildir derdi. Hocamın bu sözü, uzun zemândan beri, zihnimi kurcalamışdı. Nihâyet, Allahü teâlâ, bu fakîri de, bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği, ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, Ona sığındım. Korkarak, sızlıyarak, çok uğraşdım. Bu belânın, Levh-i mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümmîdim kırıldı. Abdülkâdir-i Geylânînin (kuddise sirruh) sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrâr sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zevallılığımı göstererek niyâz etdim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki dürlü olduğunu bildirdiler: Birisinin şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmişdir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allahü teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmekdedir ki, bu kazâ-i mu’allak da, birincisi gibi değişdirilebilir. Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin (kuddise sirruh) sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısm kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, “hakîkî kazâ-i mübremi değişdiririm” demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pekaz kimseye tanıtmışlardır. Yâ, bunu değişdirebilecek kim bulunabilir? O sevdiğim kimseye, gelmekde olan belânın, bu son kısm kazâdan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu. Allahü teâlâya, bunun için çok şükr olsun! Ona sevdiği ve beğendiği gibi şükrler olsun ve bütün insanların en üstünü ve Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed Mustafâya (aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) ve Ona yakın olanların ve Eshâbının hepsine (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în) salât ve selâm ve tehıyyetler olsun! Allahü teâlâ, Onu âlemlere rahmet olarak gönderdi. Yâ Rabbî! Kalblerimizi Onun sevgisi ile doldur. Hepimizi Onun yolunda bulundur! Bu düâya âmîn diyenlere, Allahü teâlâ merhamet etsin!”

İmam-ı Rabbani hazretlerinin bu açıklamalarından da  anlaşıldığı gibi; hadis-i şeriflerde sadakanın, sıla-i rahmin ve yapılan iyiliklerin ömrü uzattığı ve birçok belaların uzaklaşmasına sebep olduğunun belirtilmesi, kaza-i mübremin değişmesi değilde, kaza-i muallakın değişeceği söz konusu olmasıdır. Kaza-i Muallakta yazılı olan bela ve ölümler şarta bağlıdır. Bir kimse bir sadaka verirse, veya bir iyilik yaparsa veya bir kötülüğü terk ederse, o durumda Kaza-i Muallakta yazılı olan belalar kaldırılıyor veya azaltılıyor, o kimsenin ömrü uzatılıyor olmasıdır.
HERKESE RAHMET VE HİDAYET ALLAH’TANDIR.

alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, kadere iman ne demektir, kaza ve kader nedir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları

RIZKI VEREN HÜDA'DIR

/ No Comments
kul, kulluk, kuşlar, minnet etmek, resimli mesajlar, rızık, rızkı veren Hüda'dır, nesimi, minnet eylemem sözleri, minnet eylemem türkü sözleri, türkü sözleri, minnet eylemem facebook
kul, kulluk, kuşlar, minnet etmek, minnet eylemem facebook, minnet eylemem sözleri, minnet eylemem türkü sözleri, nesimi, resimli mesajlar, rızık, rızkı veren Hüda'dır, türkü sözleri, 
Rızkımı veren Hüda'dır
Kula minnet eylemem.

*

Har içinde biten gonca güle minnet eylemem 
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem 
Sırat-i müstakim üzre gözetirim rahimi 
İblisin talim ettiği yola minnet eylemem 
*
Bir acaip derde düştüm herkes gider karına 
Bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına 
Zerrece tamahım yoktur şu dünyanın varına 
Rizkimi veren huda dir kula minnet eylemem 
*
Oy nesimi, can nesimi ol gani mihman iken 
Yarın şefaatlarım ahmed-i muhtar iken 
Cümlenin rızkını veren ol gani settar iken 
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem...Nesimi


Bu yazı, kul, kulluk, kuşlar, minnet etmek, resimli mesajlar, rızık, rızkı veren Hüda'dır, nesimi, minnet eylemem sözleri, minnet eylemem türkü sözleri, türkü sözleri, minnet eylemem facebook szöleri, minnet eylemem tweeter sözleri, ile ilgilidir.



ÖZGÜRLÜK NEDİR?

28 Ocak 2020 Salı / No Comments
huzur nedir, jiddu krishnamurti, kendi dünyamız, özgür akıl, özgür insan, özgür ruh, özgürlük, resimli mesajlar, sevgi nedir, özgürlük nedir, özgürlük ne demektir felsefe, özürlüğün anlamı
huzur nedir, jiddu krishnamurti, kendi dünyamız, özgür akıl, özgür insan, özgür ruh, özgürlük, özgürlük ne demektir felsefe, özgürlük nedir, özürlüğün anlamı, resimli mesajlar, 
ÖZGÜR AKIL

Sadece özgür bir akıl;
sevginin ne olduğunu bilebilir.
Sadece özgür bir ruh;
huzurun ne olduğunu bilebilir.
Sadece özgür bir insan;
kendi dünyasını bilebilir.

Jiddu Krishnamurti

*

Özgürlük

Varoluşçulara göre özgürlük, bireyin toplumdan ve onun nesnel yasalarından sıyrılışı demektir. Oysa özgürlük, doğa ve toplum yasalarından bağımsızlık düşü değildir. Tersine bu yasları öğrenmek ve onları belli amaçlar için kullanabilmek demektir. Bu, dış doğa yasaları için olduğu kadar, insanın beden ve ruh (psikolojik) varlığını yöneten yasalar için de böyledir. Özgürlük, doğanın ve toplumun nesnel yasalarına egemen olup kendi iradesiyle davranmaktır.

Özgürlük Nedir?

Varoluşçulara göre özgürlük, bireyin toplumdan ve onun nesnel yasalarından sıyrılışı demektir. Oysa özgürlük, doğa ve toplum yasalarından bağımsızlık düşü değildir. Tersine bu yasları öğrenmek ve onları belli amaçlar için kullanabilmek demektir. Bu, dış doğa yasaları için olduğu kadar, insanın beden ve ruh (psikolojik) varlığını yöneten yasalar için de böyledir. Özgürlük, doğanın ve toplumun nesnel yasalarına egemen olup kendi iradesiyle davranmaktır.  

Jean-Jacques Rousseau, ‘’başkasını özgürlüğünden yoksun edenin kendisi de özgür olamaz. Çünkü köleleştirmek isteyenin köleleştirmek istediğini ayağının altına alıp sürekli öyle tutması gerekir. Buysa köleleştirilmek istenenden çok köleleştirmek isteyenin özgürlüğünü yok eder. Kendisini öteki için kesin olarak gerekli kılamayan insan onu hiçbir zaman köleleştiremez’’ der. 

Eytişimsel özdekçi öğretiye göre insanın özgür olabilmesi demek, yeteneklerini, eğilimlerini, beğenilerini serbestçe geliştirebilmesi olanaklarına sahip olması demektir. Buysa ancak doğanın ve toplumun nesnel yasalarını insanların kendi yararlarına kullanabildikleri ve gelişmenin bütün ön koşullarını yaratabildikleri özgür bir toplumda gerçekleşebilir. Özgürlük, zorunluluğa karşı koymayı değil, zorunluluğa egemen olmayı gerektirir. Bu egemenlikse, doğanın ve toplumun nesnel yasalarının bilincine varmayı, onları gereği gibin tanıyıp denetlemeyi ve böylelikle onlardan yararlanabilmeyi dile getirir. Demek ki ‘irade özgürlüğü’ denilen şey, nedeni bilerek karara ulaşmak yetisinden başka bir şey değildir. Özgürlük, doğadan gelen zorunlulukları tanıyıp bilerek, hem kendi üstümüzde hem de dış doğa (ve toplum) üstünde sözünü yürütür olmaktır. Özgür ve Özgürlük kavramları metafizik anlayışın tersine, zorunlu ve rastlantısal kavramlarıyla karşıt değil, onlarla sıkıca bağımlıdır. Bir yandan özgürlük ve zorunluluk, öbür yandan zorunluluk ve rastlantı birbirleriyle eytişimse(diyalektik) bir bağımlılık içinde nesneldirler ve birlikte vardırlar.

huzur nedir, jiddu krishnamurti, kendi dünyamız, özgür akıl, özgür insan, özgür ruh, özgürlük, resimli mesajlar, sevgi nedir, özgürlük nedir, özgürlük ne demektir felsefe, özürlüğün anlamı 

İNSANIN DEĞERİ

27 Ocak 2020 Pazartesi / No Comments
 ağırlanmak, ahlak, edep, ilim, kıyafet, resimli mesajlar, uğurlar olsun, insanları değeri ile ilgili sözler, insana değer vermek, insan neden değerlidir, insanın değeri nedir, insanlara nasıl davranılmalı
ahlak, edep, ilim, insan neden değerlidir, insana değer vermek, altın sözler, insanlara nasıl davranılmalı, insanları değeri ile ilgili sözler, resimli mesajlar, uğurlar olsun, 
İnsanlar;
Kıyafetiyle karşılanır,
İlmiyle ağırlanır,
Ahlâkıyla uğurlanır.

*

İNSANIN DEĞERİ

*Bir insanın değeri, çevresindekilerin değeri ile ölçülür
Cevdet Rende

*İnsanların değerini hissettirebileceği fırsatları kaçırma.
Jackson Brown

*Sizin gerçek değeriniz, insanlara karşı beslediğiniz hislerle, iş ve hareketlerinizle ve bir de onlara ve onlarla beraber yapacağınız iyiliklerle ölçülür. Albert Einstein

*İnsanların değeri, düşüp kalktığı ve beraber yaşadığı insanlardan anlaşılır. Hz. Ali (r.a.)

*İnsanın değeri, biraz da başkalarının kendi hakkındaki düşündükleriyle ölçülür. Channing Poliock

*Başarılı bir insan olmaya çalışmayın, değerli bir insan olmaya çalışın. Başarılı bir insan, hayattan verdiğinden fazlasını alır, değerli bir insan ise hayattan aldığından fazlasını verir. Albert Einstein

*Yaşayanlardan esirgenen değer, pek kolayca ölülere verilir.
Andre Gide

*Eğer bir kelebeği sevebiliyorsak, tırtıllara da değer vermemiz gerekir.Antoine de Saint Exupery

*Elmas gibi ol, yandığın zaman ne yerde külün, ne de gökte dumanın kalsın. Arif Nihat Asya

*Vazgeçebileceğin hiçbir şeye kıymet verme. Aristippos

*Yapılamayacağı düşünülen bir şeyi yaparak, insanlığın güç alanını genişleten her şey değerlidir. Ben Johnson

*Altın, kir tutmaz. Carlo Goldoni

*Birçok kişinin değeri, yontulmamış elmaslar gibi içinde saklıdır.Juvenalis

*Bize değer kazandıran şeyler, yaptığımız işlerdir.G. Bangraft

*Gençliğin kıymetini ihtiyarlar, huzurun kıymetini huzursuzlar, sağlığın kıymetini hastalar, hayatın kıymetini ölüler bilir.Hatemü’l Esam

*Dünya işlerindeki payın sınırlı olabilir, ama değerlidir.Helen Keller

*İnsana: “Kendini bil!” denilmesi, yalnız gururunu kırmak için değil, değerini de bildirmek içindir. M. T. Cicero

*Bir şeyin değeri; onunla derhal veya uzun vadede değiştirilmesi gereken, benim hayat dediğim şeyin miktarıdır.Henry David Thoreau

*Başkalarından üstün olmanız önemli değildir, önemli olan dünkü halinizden üstün olmanızdır.Hint Atasözü

*Başarısızlıktan zarar görmeyen bir değer, hiç bir şeyin lekeleyemediği bir onurla parlar, böyle bir değer halkın keyfiyle ne yükselir ne de alçalır.Horatius

*Kendisiyle savaşım veren bir insan, en değerli insandır.
Jackson Brown

*Her kim ki değersiz bir nesneye değer kazandırır, işte o; güç, coşkunluk ve saygınlık sahibidir.John Heinrich Fussli

*Gerçekten değerli bir şeye ulaşmanın, kestirme bir yolu yoktur.
John Williams

*Hayata değer vermeyen onu hak etmemiştir. Leonarda Da Vinci

*Günümüz insanı, her şeyin fiyatını biliyor; ama hiçbir şeyin değerini bilmiyor. Oscar Wilde

*Bir insanın değerini öğrenmek istiyorsanız, onun kendisinden aşağı seviyede olan kimselerle münasebetlerini inceleyiniz. P. Pecaut

*Bir insanın hayatından değerli bir şeyi yoksa, o insanın yaşamının da değeri yoktur.Rabindranath Tagore

*Bir insana gereğinden fazla değer verirsen, ya onu kaybedersin ya da kendini.Sydney J. Harris

*İnci, çamurda erimez.Victor Hugo

*Başkalarına değer biçmek, kendine değer biçmek demektir.William Shakespeare

*Değerin, sahtesi de gerçeği de kara bahtın fırtınalarında belli olur.
William Shakespeare

*İnsanın neye sahip olduğuna değer veririm; ama ne yapıp ne başardığına daha büyük değer veririm.Wolfgang Van Goethe

*Bilenler insanları yitirmezler, sözcükleri de yitirmezler. Konfucyus

*Bir çiçeği seviyorsan bırak var olsun. Sevmek, sahip olmak ile ilgili değildir sevmek değer vermek ile ilgilidir. Osho

*İnsanın en büyük hatası şudur; kendini olduğundan büyük görmek ya da kendine hak ettiğinden az değer vermek.Goethe

*Yaranın çıplağına vurulmaz. Anlatmaya soyunanlar buna güvenir. Giyinik yaralarla yazanların, anlatanların hikayelerindeyse bizi inandırmayan bir şeyler vardır. Sonra yara kilitleri. Kimilerinin ilk yarası kendinin kilidi olur; bir daha açılmaz. Yarasının farkında bile olmadan yaşayanlarınsa anlatmaya, dinlemeye değer hiçbir hikayeleri yoktur, onların düzayak mutlulukları vardır; kolay sevinçleri.Murathan Mungan

*Düşünceler insanı öldürebilir ama düşüncelerimiz uğruna ölmeye değer.Claudine Monteil

*Hayatlarımızın değerini ölçebilmenin yolu,başkalarının yaşamlarına değer vermekten geçer.David Gale

*Birinin duygularına haddinden fazla değer verirsen, onu anlaman imkansızlaşır.Murat Menteş

*Bir adamın birçok hüner, fen, biIgi sahibi oIduğuna bakma.. Verdiği sözde duruyor mu? değer veriyor mu,Vefası var mı? AsıI ona bak! Mevlana

*Hiçbir şey, her şeyi unutabilmenin verdiği huzurdan değerli olamaz. Orhan Pamuk

*Vronskiy’de güzel olmayan bir şey arıyor ve hiçbir şey bulamıyordu. Onun karşısında kendisinin bir hiç olduğunu Vronskiy’e göstermeye cesaret edemiyordu. Vronskiy bunu bilirse onu sevmekten vazgeçebilirmiş gibi geliyordu; böyle düşünecek bir nedeni olmadığı halde şimdi hiçbir şeyden onun sevgisini kaybetmek kadar korkmuyordu. Ancak kendisine karşı davranışı için ona minnet duymaktan ve ne kadar değer verdiğini göstermekten kendini alamıyordu. Tolstoy

*Hayat ne kadar zor olursa olsun, kalplerimizin derinlerinde biliriz ki hayat sonuna dek devam etmeye değer! Mehmet Murat ildan

*Bir altın külçesini bir ağaçtan daha değerli gören bir adam kesinlikle bir eşekten çok daha az zekâya sahiptir! Mehmet Murat ildan

*Biz gençler gerçekten de sizlerden memnun değiliz yaşlı beyefendi. Sizi fazla resmî buluyoruz ekselansları, kendini fazla beğenmiş, kendine fazla değer veren biri, içtenlikten uzak. Hepsinin başında bu sonuncusu geliyor, yani içtenlikten uzaklık. Hermann Hesse

*Topluluk içinde başkalarının fikirlerine göre yaşamak kolaydır. Yalnızlıkta kendi fikirlerine göre yaşamak kolaydır. Ama toplulukta bağımsızlığını koruyabilendir sadece takdire değer kişi. Ralph Waldo Emerson

*Değer verilen kadının tanıklığı…Peki, ya kendi kendine tanıklığın önemi?… Başkalarının gözündeki yeri mi önemliydi yoksa kendi gözündeki yeri mi? Doğan Cüceloğlu

*Konuşmaya değer oIanIarIa konuşmazsan, insanIarı yitirirsin. Konuşmaya değer oImayanIarIa konuşursan, sözcükIeri yitirirsin. BiIenIer insanIarı yitirmezIer, sözcükIeri de yitirmezIer. Konfücyus

*Hayattan değer görmek mi istiyorsunuz? Önce siz kendinize değer verin. Bu bencillik değildir.Siz güçlü olmazsanız kimseye faydanız olmaz.Bülent Gardiyanoğlu

*Kendimi affettim,seviyorum ve kendime değer veriyorum.Sevgiyi dışarıda aramak yerine kendi içimdeki sevgimi yüceltmeyi, paylaşmayı seçiyorum ve seviyorum.İyi ki varım,iyi ki bu dünyadayım…Bülent Gardiyanoğlu

*Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu? Yusuf Atılgan

*İyi bir ilişki insana dünyadaki varlığının değerli olduğunu hissettirir. İyi bir ilişki güven verir.

*İyi bir ilişki kişiye zaaflarını, zayıflıklarını, açmazlarını, kusurlarını fark ettirir, içe bakmayı sağlar.

*İyi bir ilişki iki tarafı da geliştirir.

*Ve eğer bir ilişki ebediyete, sonsuzluğa kapı açabiliyorsa o çok iyi bir ilişkidir. Mustafa Ulusoy

*Birine değer verdiğin zaman yaralanmayı da göze alman gerekiyor. Anonim

*İnsanlar sevdiklerine çok değer verir, bazıları kendinden bile fazla.
Anonim

*Bazen düşünüyorum da ne çok değer vermişim değersizlere… Anonim

*Değer ya verilir ya bilinir.

*Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun…

*Mevlana der ki; Bir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma.. Verdiği sözde duruyor mu? değer veriyor mu,Vefası var mı? Asıl ona bak!!!!

*Sen , benim sana verdiğim değer kadarsın,
Sevmezsem bir hiç, seversem baş tacısın.


ağırlanmak, ahlak, edep, ilim, kıyafet, resimli mesajlar, uğurlar olsun, insanları değeri ile ilgili sözler, insana değer vermek, insan neden değerlidir, insanın değeri nedir, insanlara nasıl davranılmalı