Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "resimli mesajlar"

İFTARA NEDİR?

22 Ekim 2020 Perşembe / No Comments
gök ehli, iftara, resimli mesajlar, resimli sözler, suç ve ceza, iftira nedir, iftiranın cezası nedir, islamda iftiranın yeri, ifk hadisesi, hz aişeye iftira olayı, iftiranın dindeki yeri, en çok kimin düşmanı vardır

İFTİRA 

Kötülük etmeyen temiz bir kimseye
iftirada bulunmak;
göklerden daha ağır bir suçtur.

*

İFTİRA NEDİR?

Sual: 

Yalan ve iftiranın dindeki yeri nedir?

CEVAP:

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

'Yalan söylemek ve iftira etmek haramdır, sakınmak lazımdır. Bu iki fenalık, her dinde de haram idi. Cezaları çok ağırdır.' (C.3, m.34)

'İftira büyük günahtır ve çok fenadır. Bunda yalan söylemek de vardır ki, yalan, her dinde haramdır. İftirada bir mümini incitmek de vardır ki, bu da, başkaca haramdır. Bunlardan başka, iftira etmek, yeryüzünde fesat çıkarmaya, ortalığı karıştırmaya sebep olur ki, bu da haramdır.' (C.3, m.41)

'Müslümanlara suizan, zulüm etmek, mallarını gasp etmek gibi ve haset, iftira ve yalan söylemek ve gıybet etmek gibi haramdır.' Hadika

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: 

"Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar." Ebu Davud

"Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz." İbni Ebi Şeybe 

"Yalan, münafıklıktan bir kapıdır." İbni Adiy

En çok düşmanı olan kimdir? 

En çok düşmanı olan Allahü teâlâdır! 

Bir gün Musa aleyhisselam, insanların konuşmalarından bıkmış, "Ya Rabbi, n'olur bu insanlar benim hakkımda konuşmasın" diye dua etmiş. 

Allahü teâlâ buyurmuş ki:

"Ya Musa, senin istediğin o şeyi ben, kendim için bile yapmadım. Görmüyor musun, duymuyor musun, Benim hakkımda neler konuşuyorlar."

Peygamber efendimiz Allah’ın habibi idi, âlemlere rahmet idi. İnsanları Cennete davet için, Cehennemden sakındırmak için en acı sıkıntıları çekti. Ona akla hayale gelmeyecek iftiraları yaptılar, hâşâ, sihirbaz dediler, hâşâ, mecnun dediler, hâşâ, şair dediler, hâşâ, hanımı Âişe validemize iftira ettiler, çok eziyet ettiler, yollarına dikenler döşediler. Allah’ın Habibi ile savaştılar. Halbuki O rahmet-i ilahi idi, insanlar yanmasın diye adeta çırpınıyordu. 

"Bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı" buyuruyordu. 

Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: 

"Bir kimse, bir mümin hakkında olmayan bir şey söylerse, iftiraya uğrayan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehennemde bırakır." Ebu Davud

Kur'an-ı kerimde de mealen buyuruluyor ki: 

"Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların tâ kendileridir." Nahl 105

İkinci binin müceddidi, hadis-i şerifle müjdelenen imam-ı Rabbani hazretlerine yaptıkları eziyet diğer iftiraların yanı sıra ne dediler biliyor musunuz, Serhend cahili dediler, bu isimle de yazılar yazıp dağıttılar. 

Resulullahın vârislerinin istisnasız hepsi de aynı eziyet ve sıkıntılarla karşılaşmışlar, çeşitli iftiralara maruz kalmışlardır. Hatta ibni Âbidin hazretleri, hocası Mevlana Halid-i Bağdadi hazretlerine yapılan iftiralara dayanamayıp, iftiracılara ve onlara inananlara bir reddiye risalesi yazdı. Bu risaleye de Sell-ül-Hüsâmü'l-Hindi li-Nusreti Mevlana Şeyh Halid Nakşibendi ismini verdi.

İmam-ı Gazali hazretleri de iftiralara maruz kalan büyüklerdendir. Felsefeciler ve bid’at ehli olanlar hâlâ bu büyük imama iftiralarına devam etmektedirler. 

Kim Muhammed aleyhisselama çok benzerse o derece, bu sıkıntılar, bu iftiralar başına gelir. Bunlar, bu yolun şanındandır. Eden kendine eder. Allahü teâlâ kimi azaba atmak isterse büyüklerin üstüne salar, yani o insanlar büyüklere dil uzatır. Yaradılışında said olanlar kesinlikle büyüklere dil uzatmazlar. Başka günahları olabilir ama büyüklere dil uzatmazlar.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: 

Şeyh-ul-islam Abdüllah-i Ensâri Hirevi, "Ya Rabbi! Dostlarını öyle yaptın ki, onları tanıyan sana kavuşuyor ve sana kavuşmayan, onları tanımıyor" buyuruyor. Bu büyüklere düşmanlık etmek, sonsuz ölüme sürükleyen bir zehirdir. Onları incitmek, sonsuz felaketlere sebep olur. Allahü teâlâ bu belaya düşmekten korusun! Şeyh-ul-islam yine buyurdu ki, "Ya Rabbi, her kimi felakete düşürmek istersen, onu bizim üzerimize atarsın." (m.106)

Peygamberlerden başka herkes günah işler. Allahü teâlâ sevdiği kullarının günahlarının cezasını ahirete bırakmaz. Çünkü günah suçtur. Karşılığı cezadır. 

Dünyada üç sıkıntı verir:

1- Hastalık verir. Sabrederse affeder. Sebeplere yapışmak ve geleni Allah’tan bilmek lazımdır. Ve ne maksatla geldiğini bilerek şükretmeli.

2- Günahların affı için ikinci yol maddi sıkıntıdır. Borçlu olmaktır. Borçlarını ödemek için çekilen sıkıntılardır. Bu da günahların affına sebeptir.

3- İnsanların yalan ve dedikodu ve iftiralarıyla haksız olarak iftiraya uğramaktır.

İftiranın Cezası:

Sual: Hazret-i Âişe validemize iftira yapılınca, âyet-i kerime inmişti. Bu âyet-i kerimeye göre iftira edenler cezalandırıldı mı?

CEVAP:

Evet, iki erkekle bir kadına kazf haddi yapıldı. Ebu Davud

Kazf haddi: Kazf, fırlatmak, atmak demektir. İslamiyet’te muhsan olan [evli olan namuslu] erkek veya kadına zina lafı atmak olup, büyük günahtır. Kazf edilen kimsenin istemesiyle, kazf edene had vurulur.

Sabır nedir? sayfamız için tıklayınız...
Yalan nedir? sayfamız için tıklayınız...

gök ehli, iftara, resimli mesajlar, resimli sözler, suç ve ceza, iftira nedir, iftiranın cezası nedir, islamda iftiranın yeri, ifk hadisesi, hz aişeye iftira olayı, iftiranın dindeki yeri, en çok kimin düşmanı vardır

ÇERKES ATASÖZLERİ

23 Eylül 2020 Çarşamba / No Comments
atasözü, çerkezler, kafkas, kafkas kartalı, resimli mesajlar, resimli sözler,  çerkez atasözleri, atasözü çerkez,
kafkas,çerkesler,resimli mesajlar,resimli sözler,kafkas kartalı,atasözü,çerkes atasözleri,atasözü çerkes,şeyh şamil,hacı murat,atasözleri
Seni evinin avlusuna kadar
uğurlamayanın, evine gitme...

*

ÇERKEZ ATASÖZLERİ


* Aklı olmayan fakirdir. 
* Akıllı kişiyi sırtında taşısan dahi yük gelmez.
* Akıl malın en kıymetlisidir. 
* Ağızdan çıkan söz namludan çıkan kurşun gibidir. 
* Atın başı geçtikten sonra kuyruğundan yakalamağa kalkma. 
* Atı kaybolanın kulağından at sesi gitmez. 
* Açlık korkağıda yiğit yapar. 
* Aslanı terbiye ederler,kaplanı uslandırırlar. 
* Atına binince düşman,inince dost gibi davran.
* Atına dostun gibi bak, düşmanın gibi bin.
* Az çoğun aracısıdır.

B

* Biçmesini bilmeyenin orağı kördür.
* Başlanmış işi olmayanın bitmiş işi olmaz.
* Bilmediğini söyleme,söylediğini inkar etme.
* Bir kere tökezleyen şaşı,iki kere tökezleyen kördür.
* Belayı arayıp takılma,sana takılmışsa korkma.
* Beşiği yapılıp mezarı kazılmayan yoktur.
* Bir kıvılcım bütün köyü yakar.
* Birlik olan sürü için kurt korkulacak şey değildir.

C

* Candan önce onur gelir.

Ç

* Çoban kötü olursa koyunları kuzgun dahi götürür.
* Çığ'ı bir küçük serçe harekete geçirir.
* Çağırana, seni öldürecek isede git.
* Çerkeslerin en fakiri dahi konuk sahibidir.

D

* Dil safradan acı,baldan tatlı,kılıçtan da keskindir.
* Delinin bey'i olmaktansa akıllının kölesi olmak daha iyidir
* Deli bile konuşuncaya kadar akıllı zannedilir.
* Deriyi yüzsende gönüldekini alamazsın.
* Düşünüp konuş, bakınıp otur.

E

* Ecel insanın koynunda yatar.
* Ecel ne acele eder, nede gecikir.
* Eceli arama. O seni bulur.
* Eski dostunla yaptığın gizli işi yeni dostuna güvenip söyleme.
* Eski yolu ve eski dostu terketme.
* Evinde kendini eğit,topluma öyle gir.
* Evinin avlu kapısına kadar seni geçirmeyenin evine gitme.
* Evsahibi misafirin hizmetkarıdır.
* Eşek köpege ot vermiş köpek eşege et ikiside aç kalmiş.

F

* Fakirin dünyası sonbahar gibidir.

G

* Gönül yaşlanmaz.
* Geçmişi olmayanın geleceği de yoktur.
* Genç geleceği ümid ederek yaşlanır,yaşlı geçmişi hayal ederek ölür.
* Gözün beğendiğini kalp de beğenir.
* Günde bir kere babasının huyu oğlunda görülür.
* Güzel söylersen güzel cevap alırsın.
* Güzel; iyi olandır.
* Güzeli güzelleştiren huyudur.

H

* Hediye değil,sevgi değerlidir.
* Hiç kimse dünyadan usanarak ölmez.

İ

* İp uzunsa,söz kısaysa makbuldür.
* İlim ile sanatın fazlası olmaz.
* İhtiyar kimse çocuk gibidir.
* İyi at iyi arkadaş gibidir.
* İyi gördüğünü söyler,kötü verdiğini.
* İyi komşu kardeş sayılır.
* İyi komşu uzaktaki akrabadan öncedir.
* İyi yaşlı olmayan yerde iyi genç olmaz.
* İyilik kötülüğü öldürür.
* İyiyi bilmiyorsan değerli olanı seç.

K

* Konuşana değil bilene bak.
* Kuşu yükselten kanat,İnsanı yükselten akıldır.
* Kitap ilmin anahtarıdır.
* Kibirlenmek deli işidir.
* Kadından utanmayanda yüz yoktur.
* Kadının el mahareti aklını gösterir.
* Kadının olduğu yerde kılıç çekilmez.
* Kafa bomboşsa ayağa yazık olur.
* Kalbinde iyilik olmayana iyilik gelmez.
* Kalp kalbe karşıdır.
* Kıskanç insan gizli düşmandır.
* Kısmet gelecek olursa yün iplik getirir,gidecek olursa demir zincir dahi tutamaz.
* Kıtlık akrabayı unutturur.
* Komşuya değer vermeyen kendini değersiz kılar.
* Kötü yoldaş kötü silah gibidir.
* Kötülük yapıp iyilik bekleme.

M

* Maharetle bilgi kardeştirler.
* Mezartaşı kaybolur, şarkı kaybolmaz.
* Misafir her şeyden önde gelir.

Ö

* Öküze iltifat et, at ile kavga...

S

* Sudaki sögüt,bedendeki kalp çürümez.
* Saadet misafir yolcudur. Gelir ve gider.
* Sevgi ateş değildir.Yandığında söndüremezsin.
* Sevgi kuvvetle alınamaz.
* Söylenmeyen şey duyulmaz.
* Su akacağı yolu kendi bulur.

Ş

* Şansı olmayanı, deve üstünde bile köpek ısırır.

U

* Utanması olanın nasibi de vardır.
* Utanması olmayandan daha kıymetsiz yoktur.

Ü

* Ümit atadan kalma mirastır.
* Ümit uzun ömürlüdür.

V

* Vakit altından daha değerlidir.
* Verene ver,vurana sende vur.
* Ver malını ellere, vur dibini yerlere...

Y

* Yanında iyilik bulunmazsa kuru güzellik bir şey ifade etmez.
* Yaşlımım sözü,gencin aklını yener.
* Yaşlısı olanın kuralları vardır.
* Yaşlısına saygısı olmayanın kendisinede saygısı yoktur.
* Yaşlıya iltifat et gence güvence ver.
* Yaz fıkaranın cennetidir.
* Yiyeceğini kötüleyen kişinin sofrasında yemek yeme.
* Yoldaşın korkaksa ayı ile boğuşma.
* Yüze karşı övgü arkadan yapılan yergi gibidir

Z

* Zora düşen, düşmanın da olsa yardım et!



atasözü, çerkezler, kafkas, kafkas kartalı, resimli mesajlar, resimli sözler,  çerkez atasözleri, atasözü çerkez, 

ANNE NEFESTİR

10 Eylül 2020 Perşembe / No Comments
allah, ana, anne, anne nefestir, çocuk, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, anne sözleri ana sözleri, en güzel anne sözleri, en duygusal anne sözleri, anne sözleri kısa

Anne nefestir.
Allah kimseyi nefessiz bırakmasın...Amin

*
allah, ana, ana sözleri, anne, anne nefestir, anne sözleri, anne sözleri kısa, en duygusal anne sözleri, en güzel anne sözleri, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, 
EN GÜZEL ANNE SÖZLERİ

Annesinin gönlünü kıran büyük günah işlemiş olur. Hz. Muhammed (s.a.v.)
*
Bazen anneliğin gücü doğa kanunlarını bile aşar. (Barbara Kingsolver)
*
En harika ses anne sesidir. (Johann Wolfgang Goethe)
*
Ana, hayatın ebediliğidir. (Emile Zola)
*
Anne kalbi, çocuğun okuludur. (Henry Ford)
*
Beni benden çok sevdiğine inandığım tek insan annem.
*
Anne olmak demek çocuğu uyuduktan sonra uymak demektir.
*
Paha biçilemeyen tek şey anne sevgisidir.
*
Kadına saygılı ol. Çünkü O insanoğlunun anasıdır.
*
Anne ile evladı arasında kopan tek bağ göbek bağıdır.
*
En yüce ve en derin sevgi anne sevgisidir.
*
Anneler belki her şeyi göremezler ama kalpleriyle duyalar.
*
Ana gibi yar olmaz, Bağdat gibi diyar olmaz.
*
Bana dünyayı kucakla deseler, ben gidip anneme sarılırım.
*
Anneler birdir, herkes değerini bilmelidir.
*
Anneciğim sen benim her günümde yanımda oldun seni bazen kırıyorum ama sonra çok pişman oluyorum inanki dünyada en güzel kişi sensin canım annem.
*
Canım annem benim anam bitanem bu şarkı senin için canım annem herşeyim aşkım benim annem.
*
Kim ne derse desin ne olursa olsun seni sevmekten asla vazgeçmiyeceğim annem.
*
Anne hakkı ödenmez sevmeye Ömür yetmez bütün dünya benim olsa birtane annem etmez.
*
Canım annem seni kalbimden sevgimle seviyorum herkezin annesi güzeldir ama benimkisi özeldir.
*
Senden başka hiç kimseye ihtiyacım yok anneciğim.
*
Annecim, biriciğim Sonsuz sevgini, bitmez tükenmez sabrını ancak anne olunca anlayabileceğim herhalde Seçme şansım olsaydı yine senin annem olmanı istedim SENİ ÇOOK SEVİYORUM.
*
Canım annneciğim manzara ne güzel ama sen daha güzelsin her zaman güzel ve özelsin.
*
Dünyada bütün anneler kadınlar kızlar erkekler babalar çocuklar toplansa hiçbirisi annem kadar özel ve güzel asla olamaz.
*
Bugün annemle interneten yazıştım annem bana yazmış annesinin güzeli kara gulu çiçeği çok sevindim biliyormusunuz arkadaşlar ona ne desem diye düşündüm ve dedim canım benim.
*
Annemi ve Ailemi koru Allahım.
*
İki geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla,değil,birbirlerinin kuusurlarını hoş görünmesiyle olur.
*
Benim bitanecik tatlı annem, senin çocuğun öldüğüm için her zaman gurur duydum. Ellerinden öperim.
*
Canım Güzel Annem dokundun her yer parlıyor sen benim herşeyimsin hayatımın anlamı en güzel insan seni seviyorum.
*
Annemizi he sevelim birgün elerini değilde toprağını opersiniz.
*
Annem senin sevgin dünyamı ışıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Varlığınla mutluyum.
*
Sınırsız bir sevgi, anlatılmaz bir sevgiyle beni seven annem, sana layık olmak için yaşıyorum.
*
Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Anneler günü kutlu olsun bitanem.
*
Seni seven bir böcek elbet bir gün ölecek ölsede o böcek yine seni sevecek anammm.
*
Anneciğim benim, hüznümü sevince dönüştüren tek insansın. Bitanem!!!
*
Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacisin.. en aziz varlığımız.
*
Bütün acılar üstüme yağınca sen bana açılan şemsiyesin annem.. Seni çok seviyorum.
*
Anneciğim, sen benim için, ıssız bir çöl ortasında bulduğum, kana kana içtiğim, sevgi selimsin. Seni Çok Seviyorum.


allah, ana, anne, anne nefestir, çocuk, nefes, öksüz, resimli dualar, resimli mesajlar, yetim, anne sözleri ana sözleri, en güzel anne sözleri, en duygusal anne sözleri, anne sözleri kısa

DUA KAPIYI ÇALMAKTIR

7 Eylül 2020 Pazartesi / No Comments
altın kase, anahtar, arz, arz etmek, arzuhal, binek, buluşmak, dil, dua, haddi aşmak, hali, ilanı aşk, kapıyı çalmak, mektup, niyaz, resimli mesajlar, umut, vav, yanık uçlu mektup, yanmak, dua nedir

DUA KAPIYI ÇALMAKTIR.

Dua kapı çalmaktır. Gerisi haddi aşmaktır.
Dua; olmazları olduran niyazdır.
Dua; açılmazları açtıran anahtardır.
Dua; aşılmazları aştıran binektir.
Dua; halin arz edilmesidir.
Dua; için dışa yansımasıdır.
Dua; kulun Rabb'ine arzuhalidir.
Dua; yanık uçlu mektuptur.
Dua; ilanı aşktır.
Dua; aşkın vav halidir.
Dua; kalpten geçenin altın kasede sunumudur.
Dua; umuttur, yanmaktır, haldir, dildir, aşktır, Yar ile buluşmadır... 

Rabbim dualarımızı dergahı izzetinde kabul ve makbul eylesin...Amin

altın kase, anahtar, arz, arz etmek, arzuhal, binek, buluşmak, dil, dua, haddi aşmak, hali, ilanı aşk, kapıyı çalmak, mektup, niyaz, resimli mesajlar, umut, vav, yanık uçlu mektup, yanmak, dua nedir

NİÇİN DUA EDERİZ?

25 Haziran 2020 Perşembe / No Comments
allah yeter, çare, çaresizlik, dua, hz mevlana, mevlananın mesajı, resimli mesajlar, yakarış, neden dua etmeliyiz, niçin dua ederiz, duanın gücü nedir, duanın önemi, allaha neden dua ederiz

DUANIN GÜCÜ

İnsan çaresiz değil, duasızdır. Hz. Mevlana

*

Dua etmenin önemi nedir, neden dua ederiz?

ALLAH’A NİÇİN DUA EDERİZ?

Allah bizlere birçok nimetler vermiştir. Bizler, verdiği bu nimetlere karşılık Allah’a şükretmeliyiz,verdiği nimetler sebebiyle onu anmalıyız.

Dua, insanın Allah katındaki değerini artırır. Ey Muhammed, de ki: Duanız olmasa Rabbim size niye değer versin. (Furkan, 77) ayeti bunu belirtmektedir.

Duaya neden ihtiyaç duyduğumuzu maddeler halinde açıklayabiliriz.

Allah’a yakın olmak, onun sevdiği ve razı olduğu bir kul olmak için dua ederiz.
Alah’ın verdiği nimetlere şükretmek için dua ederiz.
Kötülüklerden, bela ve afetlerden korunmak için dua ederiz.
İyi bir insan olmak, güzel ahlak ve davranışlara sahip olmak, doğru yoldan ayrılmamak için dua ederiz.
Dileklerimizi ve isteklerimizi gerçekleştirmesi için Allah’a dua ederiz.

Dua, istemek demektir. Aç bir kimsenin, iştihâlı olduğu bir zamanda yiyecek istemesi gibidir. Dua, Allahü teâlâya yalvararak murâdını istemektir. Allahu Teâlâ, dua eden Müslümanı çok sever. Dua etmeyene gadap eder. Dua mü’minin silâhıdır. Dinin temel direklerinden biridir. Hadis-i şerifte, “Dua müminin silahı, dinin de direğidir.” buyuruldu.

Dua, gelmiş olan dertleri, belâları giderir. Gelmemiş olanların da gelmelerine mâni olur.Çünkü, Peygamberimiz, “Dua belâyı önler.” buyurmuştur.

Duâ etmek, namaz, oruç gibi ibâdettir. Allahü teâlâ, “Bana ibâdet yapmak istemiyenleri, zelîl ve hakîr yapar, Cehenneme atarım” buyurdu. 

Allahü teâlâ, herşeyi sebep ile yaratmakta, ni’metlerini sebeplerin arkasından göndermektedir. 

Zararları, dertleri def için ve faydalı şeyleri vermek için de, dua etmeyi sebep yapmıştır. 

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Dua, ibâdetin aslı ve özüdür. Allah katında duadan makbûl birşey yoktur. Dua yetmiş türlü kazayı önler. Ömrün bereketini artırır.”
“Kaza, ancak ve yalnız dua ile durdurulur.”

İmâm-ı Rabbânî hazretleri, “Dua, kazayı, belayı defeder” buyurdu.

Duanın yapılması mukadderata bağlıdır. Takdirde dua varsa elbette yapılır. Duanın belayı önlemesi kaza ve kaderdendir. 

Nitekim Peygamberimiz, “Kader, tedbir ile, sakınmakla değişmez. Fakat kabûl olan duâ, o belâ gelirken korur.” buyurmuştur.

Peygamber efendimiz, “Allaha Teâlâya günah işlemeyen dil ile dua edin!” buyurunca, böyle bir dilin nasıl bulunacağı soruldu. Bunun üzerine “Birbirinize dua edin! Çünkü ne sen onun, ne de o senin dilinle günah işlemiştir” buyurdu.
Duanın halis niyetle yapılması gerekir. Allahü Teâlâ, “Bana hâlis kalb ile dua ediniz! Böyle duaları kabûl ederim” buyurdu.

Dua şartlarına uygun yapılmalıdır. Peygamber Efendimiz, “Duanın kabul olması için iki şey gerekir. Duayı ihlas ile yapmalıdır. Yediği ve giydiği helaldan olmalıdır. Müminin odasında, haramdan bir iplik varsa, bu odada yaptığı dua kabul olmaz” buyurdu.

* Alah'ın verdiği nimetlere şükretmek için,

* Allah'ın bizi kötülüklerden, belalardan ve âfetlerden koruması için,

* Allah'ın bizden istediği gibi, güzel ahlak ve güzel davranışlara sahip bir müslüman olmak için

* Doğru yoldan (sırat-ı mustakim) ayrılmamak için,

* Allah'a daha yakın olmak, onun sevdiği bir kul olmak için,

* Allah'tan istediğimiz dilekleri gerçekleştirmesi için dua ederiz. 


allah yeter, çare, çaresizlik, dua, hz mevlana, mevlananın mesajı, resimli mesajlar, yakarış, neden dua etmeliyiz, niçin dua ederiz, duanın gücü nedir, duanın önemi, allaha neden dua ederiz

AFFETMEK, KONUŞMAK VE DEĞİŞİM

7 Haziran 2020 Pazar / No Comments
affetmek, beklemek, değiştirmek, imkanlarımız, kızgınlık, konuşmak, resimli mesajlar, susma sustukça sıra sana gelecek, susmak, nasıl davranmalı, nasıl olmalı,nne yapmalıyım,

NASIL OLMALI?

Kızgın olsanız da affedin.
Konuşma imkanınız varken susmayın.
Bir şeyi değiştirme imkanınız varsa beklemeyin.

*
affetmek, konuşmak, insan nasıl davranmalı, nasıl olmalı, ne yapmalıyım, resimli mesajlar, susma sustukça sıra sana gelecek,  ilham verici hikayeler, Martin Luther King, Papa John Paul II
Affetmek Üzerine 5 İlham Verici 

Affetmemek sağlıklı bir şey değildir. Bir başkasının size karşı hakaret veya hatasının yol açtığı acı ve öfkeden kendinizi uzaklaştırmak kolay olmaz. Ama bunu aşmalı ve ilerleyebilmek için affetmeyi öğrenmelisiniz. Affetmemek ve kin tutmak, gerginliğinizi artırır, strese yol açar ve ilişkilerinizi kötüleştirir.

Çoğu durumda, küçük meseleler nedeniyle büyük problemler ortaya çıkar ve birçoğu, iletişim problemlerinden kaynaklanır. Başka zamanlarda ise sorun çok daha ciddi olabilir. Her halükarda, diğer insan pişman olsa da olmasa da affetmek, kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeydir.

Affetmek özgürleştirir

Affetmek çok güçlü bir araçtır ama çoğu insan başkalarını affetmenin ne kadar özgürleştirici olduğunu bilemez. Affetmek, üzerinizden bir yük alır ve öfkenin ya da intikam arzusunun merhametine kalmanıza izin vermez. Böylece zihniniz özgürleşir ve daha düşünceli kesin kararlar verebilirsiniz.

Unutmak sayesinde durumun kontrolünü ele geçirebilirsiniz. Bu sayede güçsüz bir konumda değil gerçek anlamda güçlü bir konumda olursunuz: kendiniz üzerinde güç sahibi olursunuz.


Başkalarını affetmek için size ilham verecek düşünceler

Yine de kimi zaman affetmek için kendimizi zorlamamız gerekir. Güç durumlarda başkalarının sözlerine başvurmak faydalı olabilir.

Olan olmuştur artık

Geçmişi düşünüp durmayın. Olan olmuştur. Artık düzeltilemez,ne kadar uğraşırsanız uğraşın geçmişi değiştiremezsiniz. Kötü bir şey yapıldığında, hayatınızda ilerleyebilmek ve elinizden gelenleri onarabilmek için yapılacak tek şey affetmektir.

“Günahlar, düzeltilemez, yalnızca affedilebilir.” Ígor Stravinski

*

Bağışlayın ve bağışlanın

Yalnızca bizim başkalarını bağışlamamız gerektiğini düşünme hatasına düşmemeliyiz. Biz mükemmel değiliz, er ya da geç biz de başka birini kıracağız, yanlış bir şey yapacağız ya da başkalarının canını yakacağız. Başkasını affedemiyorsak, kendimizin bağışlanmasını bekleyemeyiz.

“Kendimizin de affedilmeye ihtiyacımız olduğunu hatırlayarak daima affetmeliyiz. Affetmemiz gerekenden çok daha fazla kez affedilmemiz gerekir çünkü.” Papa John Paul II

*

Ne olacak bilemezsiniz

Yukarıdaki alıntıya uygun olarak bu başlık meseleyi bir adım öteye götürür. Mesele yalnızca affedilmek için affetmekten ibaret değildir, başkalarıyla ilişkilerinizi kolaylaştırmak için de affetmek gerekir. Çünkü yolunuz üzerinde onlarla ne zaman karşılaşacağınızı veya onlara ne zaman ihtiyaç duyacağınızı bilemezsiniz.

“Hollywood’da düşmanlarınızı daima affetmeniz gerektiği söylenir çünkü onlarla ne zaman çalışmak zorunda kalacağınızı bilemezsiniz.” Lana Turner

*

Aşk ve affetme yan yanadır

Gerçek aşk affetmeyi bayrağı olarak kullanır. Tabiatı ne olursa olsun, ilişkiler kolay değildir. İlişki ne kadar yakınlık içeriyorsa, o kişiyi bağışlamanız o kadar kolaylaşır. Affetme yoksa, o ilişki son bulmaya mahkumdur. Seviyorsanız, affedersiniz.

“Affedemeyen kişi sevemez.” Martin Luther King

*

Affetmek kendinizi sevmektir

Affetmek kendinizi sevmek demektir. Öfke ve intikam arzusunun acısını, kin ve pişmanlıkla birlikte içinde taşıyan sizsiniz. Ama affettiğinizde bütün bu kötü duygular yok olur.

“Bize yanlış davrandığını düşündüğümüz bir kişiyi affetmeliyiz. Bunu hak ettikleri için değil, bu haksızlıklara karşılık vermeye devam etmeyecek kadar kendimizi sevdiğimiz için.” Miguel Ruiz

*

Unutmaksızın affetmek, affetmek değil boş vermektir

Çoğu kişi, “Affederim ama unutmam” der. Ama bu affetmek değildir, birlikte yaşamayı sağlamak için boş vermektir. Oysa affetmenin özü, size yapılan hatayı unutmaktır. Unutmazsanız, er ya da geç gücenme ve güvensizliğin hayaletleri tarafından saldırıya uğrarsınız.

Bunun tekrar yaşanmasını istemiyorsanız, ilişkinizde veya yaşamınızda değişiklikler yapın. Ama size karşı hata yapıldığında nefret ve kini aynı odaya kilitlemeyin, çünkü bunlar hiç ummadığınız anda odadan kaçabilirler.

Kaynak : aklinizikesfedin.com

affetmek, beklemek, değiştirmek, imkanlarımız, kızgınlık, konuşmak, resimli mesajlar, susma sustukça sıra sana gelecek, susmak, nasıl davranmalı, nasıl olmalı,nne yapmalıyım, 

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

5 Mart 2020 Perşembe / No Comments
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

KADINLAR GÜNÜ NEDEN KUTLANIR?

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TARİHÇESİ

Her yıl 8 Mart tarihi "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak geçiyor. Uluslararası bir gün olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmıştır. Dünyada 1910’larda, Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Hem dünyada hem de ülkemizde kutlama olarak geçen bu özel tarihin “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün” kökeni acı bir tarihe dayanıyor.

ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler. Koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret...” 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Bu sırada çıkan olaylar sırasında fabrika içinde şüpheli bir yangın başladı. 129 kadın, yangında hayatını kaybetti...

Takvimler 8 Mart 1857’yi gösteriyordu. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı. . Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin , bu olayın ardından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını öneri olarak sundu ve öneri oy çoğunluğuyla kabul edildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Almanya ve İsviçre’de anıldı. Anmaların 8 Mart olarak değiştirilmesine 1921'de Moskova'da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda karar verildi. ABD'de de ise 1960’lı yıllarda anılmaya başlandı. Birleşmiş Milletler, 66 yıl sonra 8 Mart'ın 'Dünya Kadınlar Günü' olarak kabul etti.

TÜRKİYE'DE 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ 

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

8 MART KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.

-Acıyla yoğrulan, sabırla bilenen kadınlarımızın dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Hakkı ödenemeyecek olan kadınların 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun.

-Bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürmelerini diliyorum.

-Can dostum biricik arkadaşım 8 Mart Dünya Kadınlar Günün kutlu olsun

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü, saygıdeğer Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk getirsin. Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun.

-Doğumdan ölüme kadar her hayatın her anında varlıklarını hissettiğimiz, bizi biz yapan değerli kadınlarımızın bu özel gününü yürekten kutlarım.

-Adam olmadan önce insan olabilmenin en temel unsurudur kadın. Çoğu zaman değil, her zaman her gözün nuru, hayatın can damarıdır. 8 Mart dünya kadınlar gününüz kutlu olsun

-Bütün dünya kadınlarına sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.

-Kadınlar İnsanlığın devamı için olmazsa olmazdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Dünya Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun.

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü"nü kutluyorum.

-Kadın, doğası gereği zayıftır; ama acıya en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey; hayal ettiği kişinin boş çıkmasıdır. Hiçbir kadının hayali boşa çıkmasın Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun

-Tüm dünya, ülkemiz ve üyelerimiz arasında görev yapan kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

-Emek veren, acı çeken, özlem duyan, hakkını savunan tüm kadınların, 8 Mart Kadınlar Günü Kutlu Olsun

-Cumhuriyetimizin odak noktasında yer alan kadınlarımız, modern ve çağdaş günlere gelmemizde önemli görevler başarmışlardır. Kadınlar gününüz kutlu olsun.

-Her şeye değer senin sonsuz sevgin. Seni çok arıyorum. Çok özledim. Kadınlar günün kutlu olsun biricik meleğim...

-Cumhuriyet ile kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte, yaşamın her alanında başarıyla yer almış kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyorum.

-Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. En kıymetli varlık olan kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Senin sevgin dünyamı ısıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Kadınlar günün kutlu olsun sevgili anneciğim..

-8 Mart, dünyada kadınların eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemleri dile getirdikleri gündür. Kadınlarımızın bu anlamlı gününü yürekten kutluyorum.

 -Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır için çok teşekkürler! Dünya Kadınlar Günün Kutlu Olsun.




8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kutlama mesajı, resimli mesajlar, kadınlar günü neden kutlanır, kadınlar günü ne zaman kutlanır

ZAMAN NEDİR?

18 Şubat 2020 Salı / No Comments
beklemek, hızlı, keder, kısa, korkmak, resimli mesajlar, sevinç, uzun, yavaş, zaman, zaman nedir, zaman kavramı nedir, saat nasıl geçer, sevinçliyken zaman, beklerken zaman,
beklemek, beklerken zaman, hızlı, keder, kısa, korkmak, resimli mesajlar, saat nasıl geçer, sevinç, sevinçliyken zaman, uzun, yavaş, zaman, zaman kavramı nedir, zaman nedir, 
Zaman;
Beklerken çok yavaş,
Korkarken çok hızlı, 
Kederliyken çok uzun,
Sevinçliyken çok kısadır.

*

Zaman nedir? 

Zaman nedir sorusu felsefi bir sorudur. Tarih boyunca hemen hemen bütün filozoflar, tanrıbilimciler, gökbilimciler bu sorunun cevabını aradı. Her ne kadar başarmam durumunda tarihe çok havalı bir imza atacağımı düşünsem de bu yazıda sizlere zamanın ne olduğu ile ilgili “kesin ve net” tanımsal bir açıklama yapamayacağım.

Çünkü 354-430 seneleri arasında yaşamış olan ünlü filozof ve teolog St. Augustine’in şu sözlerinden daha ileri bir noktaya varabilmiş değiliz:

“Zaman nedir? Kim bu kavramı kolayca ve kısaca açıklayabilir? Kim kendisiyle olan ilişkisini ifade edebildiği ölçüde zamanı bir düşünce sistemiyle kavrayabilir? Hayatımızın günlük akışı içinde zamandan daha iyi bildiğimiz ve tanıdığımız hangi şeyin ismini daha çok zikrederiz? Ondan bahsettiğimiz zaman onu anlıyoruz veya başkasıyla konuşurken ismini duyduğumuzda da anlıyoruz. Peki, öyleyse nedir zaman? Eğer kimse sormazsa biliyorum; fakat bana sorma ihtimali bulunan birine açıklamaya kalktığımda, bilmiyorum.

Birçok bilim adamı zamanın gizemini arttıracak açıklamalar ile dünyanın nefesini kesmekle beraber zamana net bir tanım bulamadı. Örneğin Albert Einstein’ın izafiyet teorisi... Çok yüksek hızlarda zaman gerçekten de çok daha yavaş ilerler. Ancak maalesef Einstein’ın teorisi günlük hayatımızdaki zaman sorunsalına bir cevap bulamıyor, çünkü onun keşfinde tasarladığı hızda hareket etmiyoruz.

Tanımsal karmaşanın dışına küçük bir adım atacak olursak; zaman evrende sahip olduğumuz en değerli ve yegâne kaynaktır. Zaman depolanamaz, saklanamaz, biriktirilemez, satılamaz, satın alınamaz, devredilemez, geri döndürülemez, ileri sarılamaz...

Zaman bazısı için uçup gider, bazen çakılı kalır; çünkü kendine ait bir psikolojisi vardır. Belirlenmiş ya da sevdiğimiz bir faaliyet içerisinde zaman bir anda tükenirken; hoşnut olmadığımız bir faaliyet ya da bomboş bir koltukta oturmak bizim adımıza zamanın adeta durmasına neden olur. Bu hissi biliyorsunuz değil mi?

Peki, zaman yönetilebilir mi?

Dünyadaki bunca hızlı gelişme ve teknolojik ilerlemeye rağmen insanoğlu maalesef zamanı yönetmeyi başaramadı.

Şimdi bir yoklama yapalım, bu yazıyı okuyan kaç kişi hayatında en az bir kez aşağıda yer alan ifadelere yer verdi? Vermeyen var mı diye sorsam bu satırları okurken onaylar şekilde başını sallayanların sayısını daha kolay sayabilirim muhtemelen. Bu ifadeler kimler için doğru?

Gün keşke 48 saat olsaydı, bak o zaman yetişmeyen bir şey oluyor mu?
Yeteri kadar zaman olmadığı için maalesef hiç bir şey yetişmiyor...
O kadar çok iş; bu kadar az zaman varken nasıl başarılı olmamı bekliyorsunuz?
Hayatın hep adil olmadığından dem vururuz. Hayatta kimisi doğuştan şanslıdır, kimisi doğuştan kaybeder, kimisinin şansı çok açıktır, kimini kader ezer... Ancak baktığımızda bunca dramanın içinde çok adil bir kavram vardır; zaman.

Helen Keller’ı tanır mısınız? Ya da Albert Einstein, Michelangelo, Hipokrat, Mustafa Kemal Atatürk’ü? Sizce onlar günü kaç saat yaşıyorlardı?

Dünya üzerinde herkes için gün 24 saat, hafta 168 saat, bir ay 720 saat ve bir yıl 8.760 saattir. Zaman sabittir, kimisi için hızlı kimisi için yavaş akmaz.

Bir sonraki yazımızda zamanı efektif kullanabilmeniz için bazı ipuçları vereceğiz. Bizi izlemeye devam edin.


beklemek, hızlı, keder, kısa, korkmak, resimli mesajlar, sevinç, uzun, yavaş, zaman, zaman nedir, zaman kavramı nedir, saat nasıl geçer, sevinçliyken zaman, beklerken zaman, 

KADER NEDİR?

3 Şubat 2020 Pazartesi / No Comments
 alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, kadere iman ne demektir, kaza ve kader nedir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları

Kader;
kudret çekiciyle
zaman örsüne koyduğu insana
güzel bir şekil verir...

*

KADER NEDİR?
KADERE İMAN NE DEMEKTİR?

SORU: Kaderi İnkâr etmek küfür olur mu?    

CEVAP: Kaderi İnkar etmek elbette küfürdür. Zira bu husus Müslüman olmanın altı şartından birisidir. Bu husus Kur’an, Hadis ve İcma ile sabittir.

KADER NEDİR?

CEVAP: Kur’an-ı Kerim’de Kaderle ilgili bir ayeti kerime de, mealen; 
-” De ki: “Allah’ın bize yazdığı şeyden başkası, bize asla isabet etmez. O, bizim Mevlâ’mızdır ve artık mü’minler, Allah’a tevekkül etsinler.”
( Tevbe – 51 ) Buyurulmaktadır.

Allahu Teala, gerek kullarının iradeleriyle yapacakları veya onların iradeleri olmaksızın başlarına gelebilecek her türlü işi bilip Levh-i Mahfuz’a yazmasına KADER denir. Yukarıda zikrolunan ayette ifade edilen kader (alın yazısı), iki şekilde açıklanabilir.
      Birincisi; kulların iradesi olmadan başlarına gelen iyi veya kötü durumlar. Bir kimsenin bu dünyaya erkek veya kadın olarak gelmesi, bedeninin şekli, anne ve babasının kimler olacağı, doğal afetler gibi şeyler kulun seçimine bağlı olmayan kader türündendir.
      İkincisi; kulların iradeleri, yani kendi seçimleri sebebiyle başlarına gelen iyi veya kötü durumlardır.  Kulun kendi seçimi ile müslüman veya inançsız olması, günahkar veya salih bir mü’min olması da ikinci tür kaderdendir.

CÜZ-İ İRADE:  Kulun hayır veya şerden birini seçme hakkıdır. Buna Kur’an’dan delil, mealen :
– “Ve de ki: O hak Rabbimizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.” (kehf-29)
Bu ayet-i kerime bize insanın iradesinin olduğunu ve onun programlanmış bir robot olmadığını gösteriyor.

Hayır ve Şerrin Allahü Teâlâdan Olduğuna İnanmak Ne Demektir?
Kula verilen cüzi irade ile kulun, hayır veya şerden birisini seçmesinden sonra o  işi Allahu Teala’nın yaratmasıdır. Kul bu işin yaratılmasını tercih etmesinden dolayı işin sorumlusu olmaktadır. Yani; işin tercih sahibi kul, yaratanı ise Allah’tır. Zira kulun yaratmaya gücü yoktur.
İnsanların bir çoğu insanın iradesinin sebep olmadığı alın yazısı ile, cüzi iradenin sebep olduğu alınyazısını birbirine karıştırdıkları için; “İnsan kendi kaderini kendisi yaratır.” diyerek küfre girmektedirler.


SORU: Kaderde bir şey alınyazımız yani, kaderimiz olduğu için mi o işi yapmak zorundayız ?

CEVAP: Kaderi yaratan Allahü teâlâdır. Allahu Teala hadis-i kudside şöyle buyurdu, mealen:
-“ Ben âlemlerin Rabbiyim, hayrı da, şerri de ancak ben tayin ederim. Hakkında şer yazdığıma yazıklar olsun, hakkında hayır yazdığıma ise ne mutlu.” (Hadis-i İbn-i Neccar)

Bu hadis-i kudsinin Ehl-i Sünnete göre açıklaması şöyledir: Allahü teâlâ, kullarının iyilik mi, kötülük mü işleyeceklerini, Cennetlik mi Cehennemlik mi, olacaklarını ezelî ilmi ile bildiği için yazar. Bunları yazdığı için kul öyle yapmak zorunda değildir.
Sapık Cebriye Mezhebi konuyu yanlış anladığı için: “Allah yazdığı için yapmak zorundayız” der.
Sapık Mutezile Mezhebi ise, Allah’ın kaderini inkâr ederek:”Kul kendi kaderini yaratır.”demektedir.
Ama bir insanın erkek mi, kadın mı olacağı, ne zaman öleceği, nasibinin(yiyeceği ve içeceğinin) ne kadar olacağı, anne babasının, ırkının ne olacağını Allahu Teala takdir etmiştir. Ama bir kimse bir kimseyi kasden öldürürse, öldüren asla masum değildir. Fakat kasıt ve ihmal olmadan bir kimsenin ölümüne sebep olunursa, buna da kaza denilir. Çünkü bu işte kulun iradesi yoktur. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdular ki: 
-“ Bütün işler Allahü teâlâdandır; hayır olanı da şer olanı da.” Yani; hayrın ve şerrin yaratıcısı O’dur. (Taberani)
Bir misal: 
Tahmin oyunu oynayan insanlar, at yarışlarında tahminler yapıp kumar oynuyorlar. Bu kimseler tahminlerini tahmin kağıtlarına; “Şu at bu yarışı kazanacak.”diye yazarak tahminlerde bulunuyorlar. O at, o yarışı kazandığında, “Bu adam bu tahminini yazdığı için, bu at bu yarışı kazandı.” denilebilir mi?
İnsanların bu yaptıkları, bir tahminden ibarettir. Ya tutar, ya tutmaz. Ama Hazreti Allah’ın kulun yapacaklarını ezelde bilmesi, bir tahmin değil kesin bir ilimdir. Onların gelecekte ne yapacaklarını önceden bilip yazması, kulu bu işi yapmaya zorlamaz.

Peygamber(s.a.v.) Efendimize alınyazısı hakkında Eshabtan birisi:
-“Ya Resulallah, yaptığımız ve yapacağımız işler önceden takdir edilip yazıldığına göre, iş yapmanın ne önemi vardır?” diye sorduğunda, Rasulullah:
-“Herkes, kendi işine hazırlanır” ve “Herkes önceden takdir edilmiş olan işlere hazırlanır” buyurdu.(Müslim, Tirmizi)

Aynı suali soran, başka birine de, Şems suresini okudu. İlgili kısmın meali şöyle:  -”

-“Hayrı ve şerri ve bu ikisinin hallerini öğretip bunlardan birini yapabilmesi için, insana seçme hakkı(irade) verene yemin olsun ki, (Şems-8)
-“Nefsini kötülüklerden temizleyip faziletlerle dolduran kurtuldu.” (Şems-9)   
-“Nefsini günahta, cehalette, dalalette bırakan, zarar etti.” (Şems-10)

 K A Z A  ve  K A D E R

    İnsanlara gelen hayır ve şer, fayda ve zarar, kazanç ve ziyanların hepsi, Allahü teâlânın takdir etmesi iledir.
Kader,lügatte, bir çokluğu ölçmek, hüküm ve emir demektir. Allahü teâlânın ezelde, bir şeyin varlığını dilemesine kader denilir.
Kaza: Kaderin, yani varlığı dilenilen şeyin var olmasına Kaza denir. Kaza ve kader kelimeleri, birbirinin yerine de kullanılır. Buna göre kaza demek, ezelden ebede kadar yaratılacak şeyleri, Allahü teâlânın ezelde dilemesidir. Bütün bu eşyanın, kazaya uygun olarak, daha az ve daha çok olmayarak yaratılmasına kader denir. Allahü teâlâ, olacak her şeyi ezelde, sonsuz öncelerde bilmesi ilmine kaza ve kader denir.
Kadere iman farzdır. Bu husus Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler ile bildirilmiştir. Allahü teâlâ, ezeli ilmiyle, insanların ve diğer mahlûkatın, ne zaman doğacağını, ne zaman öleceğini ve ne yapacaklarını bilir. İlahın her şeyi bilmesi, her şeye gücü yetmesi gerekir. Bilmeyen, gücü yetmeyen, muhtaç olan, ölümlü olan ilah olamaz. Allahü teâlâ, herkesin ne yapacağını bilir.  
İnsanların başına gelecek olaylar, doğacakları, ölecekleri ve ne iş yapacakları gibi bütün bilgiler, levh-i mahfuz denilen bir kitaptadır. Bu kitaptaki bilgilere kader denilir. 

     Allahu Teala, Kur’an-ı kerimde kader hususunda buyurduki, mealen:
-“Biz, her şeyi kader ile [bir ölçüye göre] yarattık.” (Kamer 49)
-“Allah, onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir”  (Bekara 255)
 -“Yeryüzünde vuku bulan ve başınıza gelen bir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitaba (levh-i mahfuza) yazmış olmayalım. Elbette bu, Allah’a kolaydır.” (Hadid 22) 
-“Yaptıkları küçük büyük her şey, satır satır kitaplarda yazılmıştır.” (Kamer 52, 53)

  -“Sonra o kaderin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah’a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve “Bu işten bize ne?” diyorlardı. De ki: “Bütün iş Allah’ındır”. Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik“. Onlara şöyle söyle: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.” (Al-i imran: 154)

-“Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.” ( A’raf: 34)

-“De ki: “Hiçbir zaman bize Allah’ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Tevbe: 51)

-“De ki, “Ben, Allah’ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim”. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler.”  (Yunus: 49)

-“Yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.” (Hûd:6)

-“Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Lehv-i mahfuzda) bulunmasın.” (Neml:75)

-“Peygambere Allah’ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah’ın sünneti böyledir. Allah’ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.”(Ahzab: 38)
    -“Hem Allah sizi bir topraktan, sonra bir damla sudan yarattı. Sonra sizi çiftler kıldı. O’nun bilgisi olmadan ne bir dişi hamile olur, ne doğurur. Kendisine ömür verilenin de ömrünün uzatılması da, ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Şüphe yok ki bu, Allah’a göre kolaydır.” (Fâtır:11)
    – “Allah’ın izni olmayınca hiç bir musibet isabet etmez. Kim Allah’a inanırsa, Allah onun kalbini doğruya götürür. Allah her şeyi bilendir.” (Teğabun:11)
-“Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey, Ondan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de, apaçık kitaptadır.” (Sebe 3)
alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, kadere iman ne demektir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları, kaza ve kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, 

KADER HAKKINDAKİ HADİS-İ ŞERİFLER:

    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:

– “Allah, göklerle yeri yaratmadan elli bin sene önce, mahlûkatın kaderini (Kalemle) yazdı. Arşı da, su üzerindeydi.” (Müslim, Kader, 2/16)
-“Ahir zamanda fala inanıp, kaderi inkâr edenler  çıkacaktır” (Tirmizi)
-“Kaderi inkâr edenin İslam’dan nasibi yoktur.” (Buhari)
–“Ahir zamanda, şu üç şeyden korkuyorum: Müneccimlere (falcılara) inanmak, kaderi inkâr ve idarecilerin zulmü.” (Taberani, İbni Asakir,)
-“Ümmetim kaderi inkâr etmedikçe, dinde sabittir. Kaderi yalanlayınca helak olurlar.” (Taberani)
Peygamber(s.a.v.)Efendimiz buyurdular ki:
-“Şu üç şeyden korkuyorum: Âlimin sürçmesi, Münafıkların Kur’an böyle diyor diyerek tartışmaya girişmesi, Kaderin inkâr edilmesi.” (Taberani)
-“Kaderden bahsedilince dilinizi tutunuz!”(Taberani) Yani; herkes kendi aklına ve mantığına göre değil de, ehl-i sünnet ulemasının KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE YAPTIKLARI açıklamalarına göre kaderden söz etmelidir. Aksi durumda bilmeden sonsuz bir çıkmaza düşmüş olabiliriz. 

-“Kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmedikçe, başa gelenin asla şaşmayacağına, başa gelmemesi mukadder olanın da asla gelmeyeceğine inanmadıkça, hiç kimse iman etmiş sayılmaz.” (Tirmizi)

-“Allahü teâlâ, ilk önce Kalemi yaratıp, “Kaderi, olanı ve sonsuza kadar olacak olanı yaz” buyurdu.”(Tirmizi, Ebu Davud)

Rasulullah(s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:
  “Bütün Peygamberler şunlara lanet etmiştir:
1) Allah’ın kitabında olmayan şeyi ona ekleyen (Kur’anda böyle yazıyor diye yalan söyleyen, Kur’anı kendi görüşüne göre tevil eden),
2) Allah’ın kaderini inkâr eden,
3) Allah’ın zelil ettiğini aziz, aziz ettiğini de zelil eden zalim idareci.” (Taberani)
Yani; fâsık bir kimseye değer vermek, onu itibarlı bir yere getirmek, salih bir kimseye değer vermemek, onu itibarsız, aşağı bir yere getirmek gibi.
Yine bir başka sahih hadiste Rasul-i Ekrem şöyle buyurur:
-“Kaderiyenin İslam’dan nasibi yoktur. Bunlar, Şer takdir edilmedi derler.” (Beyheki) (Kaderiye, Mutezile demektir.)
–“Denge, Rahman Allahü Teâlânın kudret elindedir. Kimini yükseltir, kimini alçaltır.” (Bezzar)
-“Allahü teâlâ, hayır murat ettiğinin maişetini kolaylıkla verir. Şer murat ettiğinin ise, maişetini zorlukla karşılaştırır.” (Beyheki)
-“Ümmetimin helaki üç şeydedir: Irkçılık, kaderi inkâr ve nakle itibar etmemek .” Yani; kendi görüşünü din gibi anlatmak. (Taberani)
-“Her şey ezelde yazıldı. Kalem kurudu.” (Tirmizi)Yani; kader, takdir son buldu ve kaleme yazacak bir şey kalmadı.
-“Bütün insanlar toplanıp sana fayda vermek için çalışsalar, ancak Allahü teâlânın senin için takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar. Eğer bütün insanlar, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allahü teâlânın senin hakkında takdir ettiği zarardan fazlasını veremezler. Çünkü artık kaderi yazan kalem kurudu, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşti.” (Tirmizi) 

SORU: Bazı kimseler kader hakkındaki hadisi şerifler;” Emeviler dönemindede insanların başlarına gelen bir çok olumsuzluğu kadere bağlayarak zalim hükümdarların sorgulanmasını önlemek için kullanılmış ve bu yönde bir kader inancı oluşturulmuş ve bunu destekler mahiyette bir çok hadiste uydurulmuştur.”diyorlar. Bunu nasıl izah edebilirsiniz?

CEVAP:  Yukarıda KADER HAKKINDA yazılı hadisi şerifler en sahih hadislerdir. Bunların hadis olmadığını iddia etmek ÇOK BÜYÜK BİR İFTİRADIR. İftiradan ve iftiracıların şerrlerinden Allah’a sığınırız. Muhaddislerden önce İmam-ı Azam ve O’nun halifeleri  bu hadisi şeriflerle içtihat ettiler ve değerli eserlerinde bunlar mevcuttur.
İmamı Azam hazretleri, ilmini Ehl-i Beytin oniki İmamlarından olan Cafer-i Sadık hz.lerinden aldı. Caferi Sadık hz.leri de ilmini dedeleri hz. Zeynel Abidin, hz. Hüseyin ve hz. Ali’den aldı. O’da Peygamber(s.a.v.) Efendimizden aldı. Aklı ve vicdanı olan bir kimsenin Ehl-i Beyte düşmanlıkları bariz olan Emevilerden, Caferi Sadık hazretlerinin ve İmamı Azamın uyduruk hadisler nakledeceğini  nasıl iddia edebilir? Bu mel’unlar iftiracılar bu hadisi şeriflere “uyduruk” deyip, Allah’tan korkup bu iftiraların hesabını vermeyeceklerini mi sanıyorlar? İmamı Azam hazretlerini Emevi hükümdarları hapsettiler ve hapiste işkence yaptılar. Abbasi halifeleri ise O’nu katlettiler. Emevi ve Abbasi halifelerinin gazabına ve zulmüne maruz kalmış büyük imam, İmamı Azam ve O’nun değerli halifeleri, Emevilerin ve Abbasilerin uydurduğu hadisleri, hadis olarak nakledeceğini hangi akıl ve vicdan kabul edebilir?
İnsanların, meleklerin, cinlerin ve hayvanların, bitkilerin, özet olarak canlı ve cansız varlıkların her bir şeyin olup olmaması, kulların iyi ve kötü işleri, dünyada ve ahirette, bunların cezasını görmeleri ve her şey, ezelde, Allahü teâlânın ilminde var idi. Bunların hepsini ezelde biliyordu. Ezelden ebede kadar olacak, eşyayı, özellikleri, hareketleri, olayları, ezelde bildiğine uygun olarak yaratmaktadır. İnsanların iyi ve kötü bütün işlerini, Müslüman olmalarını, küfürlerini, istekli ve isteksiz bütün işlerini, Allahü teâlâ yaratmaktadır. Yaratan, yapan yalnız Odur. Sebeplerin oluşumuna vesile olduğu her şeyi yaratan Allahu Tealadır.. Her şeyi bir sebep ile yaratmaktadır.

Allahü teâlâ dileseydi, her şeyi sebepsiz yaratırdı. Ateşsiz yakardı. Yemek yemeden doymak hissi verirdi. Kuşları kanatsız, insanları ayaksız yürütürdü. Ancak; lütfedip, kullarına iyilik ederek, her şeyi yaratmasını bir sebebe bağladı. Belirli şeyleri, belli sebeplerle yaratmayı diledi. İşlerini, sebeplerin altına gizledi. Kudretini sebeplerle perdeledi. Onun bir şeyi yaratmasını isteyen, o şeyin sebebine yapışır, o şeye kavuşur. Evi aydınlatmak isteyen elektrik teşkilatını eve kurdurup lambanın düğmesine basar. Cennete gidip, sonsuz nimetlere kavuşmak isteyense, İslamiyet’e uyar. Zehir içen ölür, ilaç kullanan şifa bulur. Günah işleyen, imanın gitmesine sebep iş ve sözleri kullananın imanı gider ve Cehenneme girer. Herkes, hangi sebebe başvurursa, o sebebin vasıta kılındığı şeye kavuşur. Müslüman kitaplarını okuyan, Müslümanlığı öğrenir, sever, Müslüman olur. Dinsizlerin arasında yaşayan, onların sözlerini dinleyen, din cahili olur. Din cahillerinin çoğu kâfir olur. İnsan hangi yerin vasıtasına binerse, oraya gider.
İyilik isteyene iyilik, kötülük yapmak isteyene kötülük yaratılır. Kul bunu tercih etmesi sebebi ile sorumlu olur.

       Kaza ve Kader Hakkında İmam-ı Rabbani hazretleri 1. Cild 217. Mektubunda şöyle bir açıklama yapmaktadır:

Cebrâîl (aleyhisselâm), bir gün, Peygamberimize (aleyhi ve alâ âlihissalevâtü vetteslîmât) gelip, bir gencin, yarın sabâh, erkenden öleceğini haber verir. Peygamber efendimiz (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm), bu gence acıyıp, huzûr-i se’âdetlerine çağırır. Ne isteği olduğunu sorar. (Bir kız ile evlenmek ve bir de, tatlı isterim) der. Emr buyurup, ikisini de hemen hâzırlarlar. Genç, o gece, odasında âilesi ile oturmuş, tatlı yanlarında iken, kapıya bir fakîr gelip, -“Açım, Allah rızâsı için bir şey verin!” der.
Genç, tatlının hepsini, fakîre sadaka verir. Sabâh olunca, Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), gencin ölüm haberini bekler. Uzun zemân, haber gelmeyince, birini gönderip sorar. Gencin sağ ve keyf yapmakda olduğunu söylerler. Hayret eder. O sırada, Cebrâîl (aleyhisselâm) gelir. Ona sorar. Cebrâîl (aleyhisselâm):

    -“Gencin tatlıyı sadaka vermesi, gelmekde olan belâyı geri çevirdi.” der ve gencin yasdığı altında, büyük bir yılanı ölü olarak bulurlar.

Bu haberi, Cebrâîl’in (aleyhisselâm) yanılması olarak câiz görmiyorum. Yâhud, Cebrâîl aleyhisselâmın ma’sûm olması, emîn olması ve hiç yanılmaması, vahy şeklinde getirdiği şeylerdedir. Ya’nî, Allahü teâlâ tarafından indirdiği şeylerde, yanlışlık ihtimâli yokdur. Bu genç için getirdiği haber ise vahy değildir. Levh-i mahfûzda görüp öğrendiği birşeyi haber vermişdir. Levh-i mahfûzda yazılı şeyler, silinip değişdirilebildiğinden, buradan öğrenilen haberler yanlış olabilir. Allahü teâlâ tarafından getirilen şeylerin ise, yanlış olmak ihtimâli yokdur. Şehâdet ile ihbâr arasında fark vardır. İslâmiyyetde, şâhid olmak kabûl olunur. Haber vermeğe ise güvenilmez.

      Kazâ, ya’nî Allahü teâlânın yaratacağı şeyler, iki kısmdır: (Kazâ-i mu’allak), (Kazâ-i mübrem). Birincisi, şarta bağlı olarak, yaratılacak şeyler demekdir ki, bunların yaratılma şekli değişebilir veyâ hiç yaratılmaz. İkincisi, şartsız, muhakkak yaratılacak demek olup, hiçbir sûretle değişmez, muhakkak yaratılır. Kaf sûresinin yirmidokuzuncu âyetinde meâlen, “Sözümüz değişdirilmez” buyuruldu. Bu âyet-i kerîme, kazâ-i mübremi bildirmekdedir.
      Kazâ-i Mu’allak için de, Ra’d sûresinde, “Allahü teâlâ, dilediğini siler, dilediğini yazar” meâlindeki, yirmidokuzuncu âyet-i kerîme vardır.

     Hocam, Muhammed Bâkî-billah (kuddise sirruh) buyurdu ki, seyyid Abdülkâdir-i Geylânî (kuddise sirruh), ba’zı kitâblarında buyurmuş ki:
  -“Kazâ-i mübremi kimse değişdiremez. Fekat ben, istersem, onu da değişdirebilirim”.
Bu söze şaşar ve olacak şey değildir derdi. Hocamın bu sözü, uzun zemândan beri, zihnimi kurcalamışdı. Nihâyet, Allahü teâlâ, bu fakîri de, bu ni’meti ihsân etmekle şereflendirdi. Bir gün, sevdiklerimden birine, bir belâ geleceği, ilhâm olundu. Bu belânın geri döndürülmesi için, cenâb-ı Hakka çok yalvardım. Bütün varlığım ile, Ona sığındım. Korkarak, sızlıyarak, çok uğraşdım. Bu belânın, Levh-i mahfûzda kazâ-i mu’allak olmadığını, bir şarta bağlı olmadığını gösterdiler. Çok üzüldüm, ümmîdim kırıldı. Abdülkâdir-i Geylânînin (kuddise sirruh) sözü hâtırıma geldi. İkinci def’a olarak, tekrâr sığındım, çok yalvardım. Aczimi, zevallılığımı göstererek niyâz etdim. Lutf ve ihsân ederek kazâ-i mu’allakın iki dürlü olduğunu bildirdiler: Birisinin şarta bağlı olduğu, levh-i mahfûzda gösterilmiş, meleklere bildirilmişdir. İkincisinin şarta bağlı olduğunu, yalnız Allahü teâlâ bilir. Levh-i mahfûzda, kazâ-i mübrem gibi görülmekdedir ki, bu kazâ-i mu’allak da, birincisi gibi değişdirilebilir. Bunu anlayınca, Abdülkâdir-i Geylânînin (kuddise sirruh) sözündeki, kazâ-i mübremin, bu ikinci kısm kazâ-i mu’allak olduğunu ve kazâ-i mübrem şeklinde görüldüğünü, yoksa, “hakîkî kazâ-i mübremi değişdiririm” demediğini anladım. Böyle kazâ-i mu’allakı, pekaz kimseye tanıtmışlardır. Yâ, bunu değişdirebilecek kim bulunabilir? O sevdiğim kimseye, gelmekde olan belânın, bu son kısm kazâdan olduğunu anladım ve Hak “sübhânehu ve teâlâ”nın bu belâyı geri çevirdiği ma’lûm oldu. Allahü teâlâya, bunun için çok şükr olsun! Ona sevdiği ve beğendiği gibi şükrler olsun ve bütün insanların en üstünü ve Peygamberlerin sonuncusu olan Muhammed Mustafâya (aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât) ve Ona yakın olanların ve Eshâbının hepsine (rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în) salât ve selâm ve tehıyyetler olsun! Allahü teâlâ, Onu âlemlere rahmet olarak gönderdi. Yâ Rabbî! Kalblerimizi Onun sevgisi ile doldur. Hepimizi Onun yolunda bulundur! Bu düâya âmîn diyenlere, Allahü teâlâ merhamet etsin!”

İmam-ı Rabbani hazretlerinin bu açıklamalarından da  anlaşıldığı gibi; hadis-i şeriflerde sadakanın, sıla-i rahmin ve yapılan iyiliklerin ömrü uzattığı ve birçok belaların uzaklaşmasına sebep olduğunun belirtilmesi, kaza-i mübremin değişmesi değilde, kaza-i muallakın değişeceği söz konusu olmasıdır. Kaza-i Muallakta yazılı olan bela ve ölümler şarta bağlıdır. Bir kimse bir sadaka verirse, veya bir iyilik yaparsa veya bir kötülüğü terk ederse, o durumda Kaza-i Muallakta yazılı olan belalar kaldırılıyor veya azaltılıyor, o kimsenin ömrü uzatılıyor olmasıdır.
HERKESE RAHMET VE HİDAYET ALLAH’TANDIR.

alın yazısı, çekiç, insan, kader mahkumu, kader nedir, keder çizgisi, örs, resimli mesajlar, şekiller, kadere iman ne demektir, kaza ve kader nedir, kaderi inkar eden kafir olur mu, kafirlerin vasıfları