Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "resimli mesajlar"

CAN YÜCEL SÖZLERİ VE ŞİİRLERİ...

5 Temmuz 2021 Pazartesi / No Comments
altın sözler, aşk sözleri, can yücel sözleri, can yücel şiirleri, can yücel facebook sözleri, felsefi sözler, resimli mesajlar, resimli resimli sözler, can yücel tweet sözleri, şairler ve yazarlar, aşk şiirleri,

*


altın sözler, aşk sözleri, can yücel sözleri, can yücel şiirleri, can yücel facebook sözleri, felsefi sözler, resimli mesajlar, resimli resimli sözler, can yücel tweet sözleri, şairler ve yazarlar

*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*


*



ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER

Agaçları Kesmeyin

Düs bir yas dalindan düserse 
Nereye düser hiç düsündünüz mü? 
Yerde bir iz kalmayacak mi izdüsüm? 
Düsen yas dalindan düsünce 
Gözlerinizdedir pinari 
Bir yas bir daldan düsünce 
Kökündedir yasi 
Bir yas düser bir daldan 
Hepimizin ölen arkadasi 
Ve çok eskilere dair bir düsünce

*

Ağıt

Dün gece seyrimde gördüm cerenim. 
Kizlar ne kadar çok seviyorlarmis ki seni 
Mosmor olmus gülyazisi bedenin 

Mosmor olmus gülyazisi bedenin 
Düsmüs sanki erguvanlar içinde 
En genç burcu yildizdan bir kalenin 

En genç burcu yildizdan bir kalenin 
Uçmus sanki uçsuz bir uçuruma 
Gökyüzünün çakir gözlerinden 

Gökyüzünün çakir gözlerinden 
Düsmüs bir damla, bir deniz feneri 
Isinlariyla sile bezlerinin 
Güdüyor çobansiz kalmis tekneleri

*

Al Bir Uzun Hava

Çekirgeydi Rasko'nun elindeki güvercin 
Rasko'da mengeneydi, bu beynimizde kalsin! 
Çekmisler istor diye muhribin dumanini 
Böyle ask, böyle baris, Allah belami versin! 

Bugün kitabim verdim tek pedal matbaaya 
Bu yol beni götürür saglam Selimiye'ye 
Agliyorsam gözyasim iki gözüme dursun 
Vermisim ben canimi al-uzun bir havaya

*

Anayasası İnsanın

Kan yasasi bu insanin: 
Üzümden sarap yapacaksin 
Çakmak tasindan ates 
Ve öpücüklerden insan! 
Can yasasi bu insanin: 
Savaslara yoksulluklara 
Ve binbir belaya karsin 
Ille de yasayacaksin! 
Us yasasi bu insanin: 
Suyu savka döndürüp 
Düsü gerçege çevirip 
Düsmani dost kilacaksin! 
Anayasasi bu insanin 
Emekleyen çocuktan 
Uzayda kosana dek 
Yürürlükte her zaman

*

Aşk Çocuğu

Pencerelerin kenarindan 
Sarkmis tül perdeleri 
Pembe Evin 
Uçup uçup yüz sürüyorlar 
Karsi tepedeki manastirin selvilerine 

Rüzgârla egilip dogruldukça 
Sardunyalar, biberiyeler, 
Hiç korkma 
Karada ölüm yok oglum sana bugün 

Leylekler daldi birden gögün acentasina 
Gidip-gelme almak üzere Güneye hicret 
Sen de gel diyorlar kanatlariyla, 
El salliyorum ben de yattigim yerden 
Leyleklere Leylim-Leylim 
Diye diye 

Günesle karisik bir esinti geçiyor sakagimdan 
Uzatiyorum elimi denizden yeni çikmis senin serinligine,
Gögsümün, karnimin, kasiklarimin, bacaklarimin 
Tüyleri kamasiyor sevinçten 

Uyaniyoruz sonra 
Dizine yatirip beni çingene benlerimi sikiyorsun 
Gümüslü zurnasi dikiliyor havaya çeribasinin 
Isiklar bir bahriye çiftetellisi çaliyor yüzümde 

Hay allah 
Yine tutuldum galiba 
Derken bir ask çocugu doguyor 
Çirpinan denizin karnindan 
Bu siir 

Aglarken gülüyor 
Ve agliyor gülerek 
Tuzlu damlalariyla günesin, 
Sözcükler yanip yanip sönerken 
Körpecik teninde 
Uzaylardan aparttigim yildiz bitleriyle.

*

Ateş İle Su

ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında; 
sevdalanmış onun deli dalgalarına. 
hırçın hırçın kayalara vuruşuna, 
yüreğindeki duruluğa... 
...demiş ki suya: 
gel sevdalım ol, 
hayatıma anlam veren mucizem ol... 

su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa, al demiş; 
yüreğim sana armağan... 
sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına. 

zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. 
ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı... 
baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de 
yüreğindeki kederi de alıp gitmiş uzak diyarlara su...

ateş kızmış, ateş yakmış ormanları... 
aramış suyu diyarlar boyu, 
günler boyu, geceler boyu 
bir gün gelmiş, suya varmış yolu 
bakmış o duru gözlerine suyun, 
biraz kırgın, biraz hırçın. 
ve o an anlamış; 
aşkın bazen gitmek olduğunu, 
ama gitmenin yitirmek olmadığını. 

ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla. 
işte o zamandan beridir ki: 
ateş sudan, su ateşten kaçar olmuş... 
ateşin yüreğini sadece su, 
suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş...

*

Barış İçin

Gözleri görmeyen Esber, 
Dünyayla barisik 
Gözleri açiklar 
Dünyaya kapali, 
Yagmurdereli`yle birlikte 
Savas için, Rusça niyet 
Yani hayir, 
Yagmurdereli`yle birlikte 
Baris için dögüselim, 
Dereler gibi akacak 
Güzelim yagmur 
Rahmet gelecek dünyaya 
Kör gözlerimizden akan 
Baris gelecek dünyaya 
Baris için dögüselim

*

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 
Kalbinin attığı kadar canlısın 
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... 
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü.. 
Ne renk olursa olsun kaşın gözün 
Karşındakinin gördüğüdür rengin.. 
Yaşadıklarını kar sayma: 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 

Ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün.. 
Gülebildiğin kadar mutlusun 
Üzülme! bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 

Sevdiğin kadar sevileceksin. 
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın

Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın 
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 

İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin...





altın sözler, aşk sözleri, can yücel sözleri, can yücel şiirleri, can yücel facebook sözleri, felsefi sözler, resimli mesajlar, resimli resimli sözler, can yücel tweet sözleri, şairler ve yazarlar, aşk şiirleri, 

DİNİ BAYRAMLAR NEDEN KUTLANIR?

27 Nisan 2021 Salı / No Comments
barış, bayramlar, gerçek bayram, hayat, resimli mesajlar, dini bayramlar zaman, dini bayramlarımız, dini bayramlar nelerdir, dini bayramlar neden kutlanır,  zamanı doğru okumak,

BAYRAMLAR

Bayramlar gelir geçer.
Ama kiminle ve nasıl geçtiği önemlidir.
Bayramlar hayatın mola yerleridir.
Küskünler barışır, sevgililer buluşur, 
anılar canlanır, kaybedilenler hatırlanır.
Bayram sevdiklerimizin varlığı ile asıl bayram olur.
Zamanla anlıyor ki insan;
sevdikleri ile geçen her gün bayrammış.

*

Dini bayramlar nelerdir? Ne zamandır? Nasıl kutlanır?

Son zamanlarda sadece tatil olarak anlamlandırılan dini bayramlar hangileri? 
Bu konuya, ‘din ve bayram nedir’ sorusuna cevap vererek başlayalım mı?..

Din; insanları, peygamberler vasıtasıyla gönderilen kitap ve hükümlerle bildirilen gerçekleri benimsemeye ve uygulamaya çağıran Allah tarafından konulmuş bir kanundur. İnsanların yaratıcılarıyla, birbirleriyle ve diğer varlıklarla olan ilişkilerinin belirleyicisidir. İyi ve faydalı şeyler yapmaya yönlendirir, zararlı işlerden de alıkoyar.

Arapça kökenli din sözcüğünün, köken itibariyle ‘yol, hüküm, mükafat’ gibi anlamları vardır. Zaman zaman inanç sözcüğünün yerine de kullanılan farklı kültür, topluluk ve bireylerdeki din kavramı; her çağda, coğrafya ve kültür değerlerine göre yenilenmiş, gelişmiştir.

Bayram, ‘ferah ve sevinç günü’ manasına gelir. Dini bayramlar ise, yeryüzünde yaşayan çeşitli dinlere mensup toplulukların belli bir tarihte, bir veya birkaç gün sevinç gösterileriyle kutladığı günlerdir. Bu bayramlara özel ibadetler vardır.

İslam dininde Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı olmak üzere iki büyük dini bayram vardır.

Ramazan ve Kurban bayramları hicretin (Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü) ikinci yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Dini bayramlar ulusal bayramlardan farklı olarak ay takvimine göre düzenlendiğinden her yıl bir önceki yıldan 10 gün erkene gelirler. Bayramın ilk gününden önceki güne arefe denir. Ramazan Bayramı, Şevval ayının birinci günü başlar, üç gündür. Kurban Bayramı, Zilhicce ayının 10. günü başlar, dört gündür.

Ramazan Bayramı, Ramazan ayı boyunca farz olan orucun da sonunu ifade eder. Şeker Bayramı olarak da isimlendirilen Ramazan Bayramı’nın ilk günü, aynı zamanda Şevval ayının birinci günüdür.

Kurban Bayramı, Hz. İbrahim Peygamber döneminden günümüze taşınan bir ibadetin bayramıdır. Bu bayram kurban kesme ibadetinden gelir. Maddi gücü elveren Müslümanlar’ın kestirdiği kurbanın eti, düzenli olarak et yeme şansı bulamayan kişilere dağıtılır. Bu bayram, Müslümanlar arasındaki kardeşlik ve dayanışma duygularını artırır.

Bayramda neler yapılır?

Bayramların ilk sabahı Müslüman erkekler bayram namazı kılar. Bayram boyunca eş, dost, akraba ziyaretlerine gidilerek bayram kutlanır. Bayramlarda bakımlı düzenli olmak adettendir. Çocuklara ailelerin bütçesi elverdiğince yeni kıyafetler alınır.

Çocuklar gruplar halinde kapı kapı dolaşarak şekerleme toplarlar. Bazı büyükler ellerini öpen çocuklara hediye veya harçlık verirler. Evlerin mutfaklarında bayramda gelecek misafirler için çeşit çeşit ikramlıklar hazırlanır.


barış, bayramlar, gerçek bayram, hayat, resimli mesajlar, dini bayramlar zaman, dini bayramlarımız, dini bayramlar nelerdir, dini bayramlar neden kutlanır,  zamanı doğru okumak, 

ALBERT EİNSTEİN

5 Nisan 2021 Pazartesi / No Comments
anştayn, atom, dünya hayatı, dünya neden tehlikelidir, resimli mesajlar, seyirci kalmak, albert einstein kimdir, atomu kim buldu, en zeki insan einstein, einstein hayatı, nobel bilim ödülleri

TEHLİKENİN SEBEBİ SEYİRCİLER Mİ?

Dünya;
kötülük yapanlar değil,
seyirci kalıp hiç bir şey yapmayanlar yüzünden
tehlikeli bir yerdir. 

Albert Einstein 

*

ALBERT EİNSTEİN KİMDİR?

Yirminci yüzyılın en önemli bilim adamlarından, kuramsal fizikçilerinden biri olmasının yanı sıra renkli hayatı, politika ve sosyal hayat hakkındaki görüşleri, zamanına göre sıra dışı sayılabilecek davranışları ve tavırları ile tarihteki en renkli ve dikkat çekici kişiliklerden biri olmayı başarmıştır.

Albert Einstein Hayatı (Okul Hayatı)

Albert Einstein 14 Mart 1879 tarihinde Alman İmparatorluğu’nun Ulm kentinde doğdu.

Albert Einstein hayatının ilk yıllarını ve ilköğrenim çağını ise Münih’de geçirdi.

Geç konuşmaya başlaması, içine kapanık bir yapıya sahip olması ve okula yeni başladığı dönemdeki bazı başarısızlıklar ailesini korkutmuştu.

Aslında okulunda akademik olarak çok başarılı idi. Albert Einstein birinci sınıfı atlamış ve hemen her dönem sınıfında birinci olmuştu.

Ama okuldaki sıkı disiplin ve ezberci zihniyetteki öğrencileri ödüllendiren sistem hoşuna gitmiyordu.

Albert Einstein insanlık tarihinin kayıt altına aldığı en büyük dehalardan biri olacağını bu performansından tahmin etmek çok zor bir iş olarak kabul edilebilir.

Çünkü akademik olarak başarılı olsa da uyumsuz olan pek çok kişi yeteneklerini boşa harcamıştır.

Albert Einstein annesinin isteği ile 6 yaşından 14 yaşına kadar keman dersleri aldı.

Amatör olarak oldukça iyi çaldığı kemanı ile çok beğendiği Mozart’ın sonatlarını ve Beethoven sonatlarını çalmayı seviyordu. 9,5 yaşına kadar okuduğu ve sevmediği Katolik okulundan ayrıldığında ise Luitpold Gymnasium’a başladı ve eğitimini orada sürdürdü.

Albert Einstein burada Antik Yunanca ve Latincenin yanı sıra coğrafya, edebiyat, modern diller ve matematik gibi alanlarda eğitim gördü. Ancak burada da sıkı disiplin nedeniyle sorun yaşıyor ve öğretmenler ile sürekli çatışıyordu.

Ailesinin takip ettiği bir gelenek gereği evlerine yemeğe gelen Max Talmud isimli üniversite öğrencisi Albert Einstein’ın gelişiminde önemli rol oynayan bazı kitaplara ve görüşlere ulaşmasını sağladı.

Immanuel Kant ve Öklid’e ait bazı kitaplar hem ufkunun genişlemesine yardımcı oldu hem de matematik ve mantık alanlarındaki yeteneklerini geliştirmesini sağladı.

Albert Einstein 11 yaşında olduğu dönemde din konusuna da ilgi duydu ve bazı kitaplar okudu.

Ancak bu süre bir yıldan daha az sürdü. Okuduğu bilimsel yayınlar ile dini metinlerin çeliştiğini görünce bu hevesi kırıldı.

Otoriteye karşı takındığı şüpheci tavrının da bu dönemde geliştiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

12 yaşında olduğu sırada amcası tarafından getirilen cebir kitabı üzerinde çalıştı ve amcasından çözmek için problemler getirmesini istedi.

Albert Einstein Pisagor teoreminin ispatını bu dönemde yaptı. Sonrasında ise geometri, kalkülüs, diferansiyel ve integral hesaplamaları gibi alanlara yöneldi.

1894 yılında aile şirketleri iflas etti. Bunun üzerine babası ve amcası aileleri ile birlikte İtalya’ya gitmeye karar verdiler.

Liseyi bitirmesine 3 yıl olan Albert Einstein’nın Gymnasium’da okulu bitirmesine karar verildi.

Fakat Münih’te geçirdiği 6 ayın sonunda sinirleri bozuldu ve ikna ettiği aile doktorundan ailesinin yanında kalması gerektiğini gösteren bir sağlık raporu aldı.

Ailesinden habersiz olarak okuldan ayrıldı ve İtalya’ya onların yanına geldi.

Sonraki süreçte ise bir lise terk öğrencisi olarak kalmak istemedi. Ailesine Zürih’te bulunan Federal Politeknik Okulu’na girmek amacıyla ders çalışacağına söz verdi.

Buraya girmek için lise diplomasına ihtiyacı yoktu, kabul sınavını geçmesi yetiyordu. Sınava kadar kaldığı İtalya’da ders çalışmanın yanı sıra müzeleri ve sanat galerilerini gezme fırsatı da buldu.

Albert Einstein 1895 yılında Zürih’e giderek özel izinle girdiği (çünkü 18 yaşında girilebilen okula 16 yaşında girmeyi deniyordu) Politeknik kabul sınavlarında matematik ve fizik alanlarında çok iyi dereceler aldı.

Mühendislik bölümüne başvurduğu okulun diğer bölümlerdeki sınavları ise başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Okul yöneticisi onun bir İsviçre lisesinden diploma almasını ve tekrar başvurmasını önermişti. Bunun üzerine ailesi İsviçre’nin Aarau bölgesinde bulunan bir liseye kaydını yaptırdı.

Açık fikirli yöneticisi, öğrencilerin bağımsız düşünmesini destekleyen öğretim tarzıyla Albert Einstein’a uygun gelen bu okulda geçirdiği süre gençliğinin en rahat yılları olarak görünüyor. 1896’taki final sınavlarını çok yüksek notlarla geçti ve okulu tamamladı.

1896 yılı bir yönü ile daha Albert Einstein için çok önemli bir yıl olmuştu. Alman disiplini ve militarizmi ona ters geliyor, zorunlu askerlik yapmak istemiyordu.

Bu nedenlerle babasına Almanya vatandaşlığından çıkmak ve İsviçre vatandaşı olmak istediğini bildirmişti. Babası başta tereddüt etse de bu fikri onayladı ve gerekli kâğıtları imzaladı.

Albert Einstein 28 Ocak 1896’da resmi olarak Almanya vatandaşlığından çıktı. Ama İsviçre vatandaşlığına kabul edileceği 1901 yılına kadar vatansız kalması gerekecekti.

Albert Einstein Hayatı (Üniversite Hayatı)

Albert Einstein Liseyi bitirdiği 1896’da Politeknik Okulu’nun fizik bölümüne girdi. 18 yaşına 6 ay kala girdiği bu okula yaşını doldurmamış olmasına rağmen kabul edilmişti.

Fakülte üst seviyede eğitim veren ve önemli matematikçiler ve araştırmacıların öğretim üyeliği yaptığı bir kurumdu.

4 senelik okulda sadece 2 dönem sonunda sınava girilmesi gerekiyordu ve yoklama alınmıyordu. Dolayısıyla pek çok öğrenci gibi Albert Einstein da istediği derslere girdi, beğendiği kitapları okudu, arkadaşları ile yaptığı tartışmalara okula ayırdığı vakitten daha çoğunu ayırdı.

Ders notu da tutmamasına rağmen ömür boyu arkadaş kalacağı Marcel Grossman’in tutmuş olduğu ders notlarından faydalanarak sınavlarını geçti. Albert Einstein İlk eşi olan Mileva Marić ile de bu okulda tanıştı.

Albert Einstein daha sonra evleneceği Elsa Loewenthal (Teyzesinin Kızı) Eczacılık bölümünde 1 yıl okumuş ve daha sonra fizik bölümüne geçmişti. Aralarında başlayan ilişki üniversitenin son yılına kadar sürmüştü ve bu dönemde evlenmeye karar verdiler.

Hamile olduğu için okulu bırakan ve 1902’de bir kız çocuğu dünyaya getiren Mileva’nın bu çocuk hakkında net bir bilgi sağlamadığını söylemek gerekir. Öldüğü ya da evlatlık verildiği düşünülmektedir.

Okuldaki üçüncü senesinde Profesör Heinrich Weber tarafından verilen elektroteknik laboratuvarı dersini alan Albert Einstein hocasının ileri fizik konusundaki derslerini beğenmemesi ilerleyen dönemlerde sorun yaratacaktı. Weber üniversitede akademik bir pozisyona yerleşmesine engel olmuştu.

Albert Einstein 1900 yılında okuldan mezun oldu ama üniversitede asistan olarak kalamadı.

Profesörlerini derslere kendi yöntemleriyle çalışması ve derslere katılmaması, başına buyruk tavırlar takınmış olması ile kızdırmıştı. Başka üniversitelere de başvurdu ama istediği sonuca ulaşamadı. İki yıl öğretmenlik türünde bir iş aradı ama bulamadı.

Sonunda bir tanıdık vasıtası ile Bern Patent Ofisi’nde asistan müfettiş olarak iş buldu. Burada elektromanyetik cihazları incelerken ışığın doğası ve uzay-zaman ilişkisi gibi konularda yaratıcı sonuçlara varmıştı. 1903 yılında ise üniversitedeki sevgilisi Mileva yanına geldi ve çift evlendi.

Bu evlilikten iki oğlu dünyaya geldi. 1912’de yaşadığı bir ilişki sonucu evliliği bozuldu, 1914 yılında eşiyle ayrı yaşamaya başladılar.

1919 yılında ise boşandılar. 1905 yılı annus mirabillis yani mucizevi yıl olarak anılan bir yıl oldu. Albert Einstein özel görelilik kuramının da içinde olduğu dört önemli makale yayınladı ve fizik dünyasında adeta depreme neden oldu.

Albert Einstein teorileri bu dönemde öneminin kavrandığı teoriler oldu ve kendisine bir bilim adamı olarak saygı gösterilmeye başlanılan yıl 1905 yılı oldu dersek yanlış olamayacaktır.  

Albert Einstein Hayatı (İş ve Evlilik)

Albert Einstein 1908 yılında ise ünlü bir bilim adamı olmuştu ve Bern Üniversitesinde öğretmen olarak görev yapıyordu. 1909 yılında ise öğretmenlik görevinden ve patent ofisindeki işinden ayrıldı.

1911 yılında profesör oldu. 1914’te yılında döndüğü Almanya’da üniversite ve enstitülerde yöneticilik ve profesörlük yaptı. Albert Einstein 1911 yılında genel görelilik kuramına dayanarak yıldızın başka bir ışığının güneş tarafından kırılacağını hesaplamıştır.

1919’daki güneş tutulmasında doğrulanan ve dünya basını tarafından haberleştirilen bu olay tüm dünyada tanınmasını sağlamıştır.

Albert Einstein 1921 yılında aldığı Nobel Fizik Ödülü’ne ise fotoelektrik etkisini açıklaması nedeniyle layık görülmüştü. Görelilik kuramı o dönemde hala kuşku ile karşılandığı için fazla söz konusu olmamıştı.

Albert Einstein 1919 yılında boşandıktan birkaç ay sonra ikinci evliliğini yaptı.

Bu evliliği ilk evliliğinin bitmesine neden olan ilişkiyi yaşadığı teyzesinin kızı Elsa Einstein ile yapmıştı. Çocukları olmayan çift ABD’ye gidene kadar Berlin’de yaşadı.

Albert Einstein 1933 yılında Amerikan üniversitelerini ziyaret ederken Alman Hükümeti’nin Yahudileri tüm resmi makamlardan men ettiğini öğrendi.

Yakılan kitaplar arasında kendi kitapları da bulunuyordu. Avrupa’ya döndüğünde birkaç ay Belçika’da kaldı, kısa süreliğine İngiltere’ye geçti ve aynı yıl ABD’ye göç etmeye karar verdi. 1956 yılında ölene kadar Princeton, New Jersey’de, Institute for Advanced Study’de çalışmaya devam etti.

Albert Einstein Atom Bombası 

Manhattan projesi ise Leo Szilard ve bir grup bilim adamının Almanların atom bombası yapma tehlikesine dikkat çekmesine rağmen önemsenmemeleri nedeniyle başlayan bir maceraydı.

Albert Einstein bu iddiayı destekleyen ve bu konuda araştırmalar yapılmasını öneren mektubunu Roosvelt’e yolladı ve bazı buluşmalar yaptı. Sonucunda ise ABD atom bombası yapma yarışına girdi ve Dünya Savaşı bitmeden hedefine ulaşan tek ülke oldu.

Albert Einstein Ne Zaman Öldü

Albert Einstein 76 yaşında, 18 Nisan 1955’te iç kanama geçiren Albert Einstein Amerikanın New Jersey eyaletinde aynı gece hayatını kaybetti.

Albert Einstein sözleri

Albert Einstein sözleri ile de dünyaya damgasını vurmuş önemli bir figür olarak görünüyor. Yani sadece bilim adamı yönü ile değil, filozof ve düşünür olarak da öne çıkan bir kişilik olduğu söylenebilir.


anştayn, atom, dünya hayatı, dünya neden tehlikelidir, resimli mesajlar, seyirci kalmak, albert einstein kimdir, atomu kim buldu, en zeki insan einstein, einstein hayatı, nobel bilim ödülleri
ahiret hayatı, albert einstein, anştayn, atom, dünya hayatı, dünya neden tehlikelidir, resimli mesajlar, seyirci kalmak, seyirciler, tehlike, 

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

8 Mart 2021 Pazartesi / No Comments
8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

KADINLAR GÜNÜ NEDEN KUTLANIR?

Dünya Kadınlar Günü ya da Dünya Emekçi Kadınlar Günü her yıl 8 Mart'ta kutlanan ve Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmış uluslararası bir gündür. İnsan hakları temelinde kadınların siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesine, ekonomik, siyasi ve sosyal başarılarının kutlanmasına ayrılmaktadır.

8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı.

26 - 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Internationaler Frauentag" (International Women's Day - Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak belirlendi. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de anmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etti. Birleşmiş Milletler'in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York'ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

Türkiye'de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ TARİHÇESİ

Her yıl 8 Mart tarihi "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak geçiyor. Uluslararası bir gün olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından tanımlanmıştır. Dünyada 1910’larda, Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlanmıştır. Hem dünyada hem de ülkemizde kutlama olarak geçen bu özel tarihin “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün” kökeni acı bir tarihe dayanıyor.

ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikası... Çok ağır çalışma koşulları, çok uzun iş günleri ve buna karşın çok düşük ücretler. Koşulların her geçen gün daha da dayanılmaz hale gelmesi, kadın işçilerin artık tahammül sınırını zorlamaya başladı. Greve çıkma kararı alan kadınlar, taleplerini de açıkladılar: “Daha iyi koşullarda çalışmak, 10 saatlik iş günü, eşit işe, eşit ücret...” 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları talebiyle greve başladı. Bu sırada çıkan olaylar sırasında fabrika içinde şüpheli bir yangın başladı. 129 kadın, yangında hayatını kaybetti...

Takvimler 8 Mart 1857’yi gösteriyordu. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı. . Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin , bu olayın ardından 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılmasını öneri olarak sundu ve öneri oy çoğunluğuyla kabul edildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilk kez 19 Mart 1911’de Almanya ve İsviçre’de anıldı. Anmaların 8 Mart olarak değiştirilmesine 1921'de Moskova'da düzenlenen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda karar verildi. ABD'de de ise 1960’lı yıllarda anılmaya başlandı. Birleşmiş Milletler, 66 yıl sonra 8 Mart'ın 'Dünya Kadınlar Günü' olarak kabul etti.

TÜRKİYE'DE 8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ 

Türkiye'de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlandı. 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın, ve yığınsal olarak kutlandı, kapalı mekanlardan sokaklara taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programından Türkiye'nin de etkilenmesiyle, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapıldı. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi'nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir kutlama yapılmadı. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından "Dünya Kadınlar Günü" kutlanmaya devam ediliyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kadınlar günü ne zaman kutlanır, kadınlar günü neden kutlanır, kutlama mesajı, resimli mesajlar,

8 MART KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk dolu bir gelecek diliyorum.

-Acıyla yoğrulan, sabırla bilenen kadınlarımızın dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Hakkı ödenemeyecek olan kadınların 8 Mart kadınlar günü kutlu olsun.

-Bütün kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, eşitlik, özgürlük ve mutluluk dolu bir yaşam sürmelerini diliyorum.

-Can dostum biricik arkadaşım 8 Mart Dünya Kadınlar Günün kutlu olsun

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

-8 Mart Dünya Kadınlar Günü, saygıdeğer Türk ve Dünya kadınlarına sağlık ve mutluluk getirsin. Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun.

-Doğumdan ölüme kadar her hayatın her anında varlıklarını hissettiğimiz, bizi biz yapan değerli kadınlarımızın bu özel gününü yürekten kutlarım.

-Adam olmadan önce insan olabilmenin en temel unsurudur kadın. Çoğu zaman değil, her zaman her gözün nuru, hayatın can damarıdır. 8 Mart dünya kadınlar gününüz kutlu olsun

-Bütün dünya kadınlarına sağlık, mutluluk ve esenlik dolu günler diliyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.

-Kadınlar İnsanlığın devamı için olmazsa olmazdır. En büyük dertlerin dertlisi, en büyük mutlulukların ardındaki kahramandır. Dünya Kadınlar Günü'nüz kutlu olsun.

-Analarımız, bacılarımız, hayatımızın yarısı hatta çok daha fazla değerlerimizi ifade eden kadınlarımızın Kadınlar Günü"nü kutluyorum.

-Kadın, doğası gereği zayıftır; ama acıya en çok o dayanır. Kadının direncini kıran tek şey; hayal ettiği kişinin boş çıkmasıdır. Hiçbir kadının hayali boşa çıkmasın Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun

-Tüm dünya, ülkemiz ve üyelerimiz arasında görev yapan kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

-Emek veren, acı çeken, özlem duyan, hakkını savunan tüm kadınların, 8 Mart Kadınlar Günü Kutlu Olsun

-Cumhuriyetimizin odak noktasında yer alan kadınlarımız, modern ve çağdaş günlere gelmemizde önemli görevler başarmışlardır. Kadınlar gününüz kutlu olsun.

-Her şeye değer senin sonsuz sevgin. Seni çok arıyorum. Çok özledim. Kadınlar günün kutlu olsun biricik meleğim...

-Cumhuriyet ile kazanılmış çağdaş haklar ve özgürlüklerle birlikte, yaşamın her alanında başarıyla yer almış kadınlarımızın kadınlar gününü kutluyorum.

-Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. En kıymetli varlık olan kadınların dünya kadınlar günü kutlu olsun.

-Senin sevgin dünyamı ısıtan tek güneştir. Hiç ışığın eksilmeyecek biliyorum. Kadınlar günün kutlu olsun sevgili anneciğim..

-8 Mart, dünyada kadınların eşitlik, kalkınma ve daha huzurlu yaşam özlemleri dile getirdikleri gündür. Kadınlarımızın bu anlamlı gününü yürekten kutluyorum.

 -Yüreğindeki sınırsız sevgi ve sabır için çok teşekkürler! Dünya Kadınlar Günün Kutlu Olsun.




8 Mart Dünya Kadınlar Günü, erkek, eş, insan, insanoğlu, kadın, kutlama mesajı, resimli mesajlar, kadınlar günü neden kutlanır, kadınlar günü ne zaman kutlanır

MUTLU ÇOCUKLARIN SIRRI

1 Şubat 2021 Pazartesi / No Comments
çocuklar, masumiyet, mutluluk, ölüm, resimli mesajlar, çocuklar nasıl mutlu olur, mutlu çocukların sırrı, çocuklar neyden hoşlanır, çocuklar nasıl başarılı olur, başarılı çocuk olmanın yolu

Mutluluk en fazla çocukların masum yüzlerine yakışır...

*

ÇOCUKLAR NASIL MUTLU OLUR?
MUTLU ÇOCUKLARIN SIRRI NEDİR?

Günümüzde mutlu çocuk yetiştirmek zorlaştı. Her isteğini elde etmeye alışkın olan çocuklar mutsuz ve isteksiz oluyor. Oysa ki anne baba olarak herkes onların mutluluğunu, sağlığını ve başarısını istiyor, onun için çalışıyor. 

Peki çocukların gerçekten mutlu olması için neler yapılabilir? 
Onların mutluluklarını nasıl artırabiliriz? 
Bu soruyu binlerce anne baba gibi siz de kendinize soruyor musunuz?

Uzmanlar, başarılı bir hayatın temelinde dengeli ve mutlu bir çocuk yetiştirmek olduğunu dile getiriyorlar. Çocukların, okulda, arkadaş grubu arasında ve sonraki hayatındaki başarılarının sırrı ve anahtarı aslında anne ve baba evinde. Çocuklar, anne ve babasının yetiştirme tarzı ile olaylar karşısında nasıl karar alacaklarını ve hayatın olumsuzluklarıyla nasıl başa çıkabileceklerini öğrenerek başarının temellerini atıyorlar.

Kısaca anne baba olarak, biz çocuklarımızın mutluluğundan ve mutsuzluğundan sorumluyuz. Yapılan araştırmalar güçlü duygulara sahip olan ve duygularını yeteneklerini geliştirmek için kullanan çocukların daha başarılı olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden çocukta erken yaşlarda verilen eğitim ve yakın aile ilişkileri büyük önem taşıyor.

Anne baba çocuğa önce olayları pozitif yönden bakmayı ve bunu hayatını yansıtmayı öğretmeli. Tabii ki hayatta hastalık, ekonomik sorunlar, aşk ilişkilerinde sorunlar, cesaret ve güç gerektiren olaylarla karşılaşmak mümkün. İşte aile içinde bu sorunlara karşı olan bakış açısı ve çözüm yöntemleri çocukların yaşamının temelini oluşturuyor.

Bu nedenle hem aileler, hem de uzmanlar her zaman mutlu çocukların sırrını araştırmaya devam ediyor. Sosyal bilimci ve psikologlara göre, anne ve babalar çocuklarla nasıl iletişim kurulacağını bilirse, daha sorumlu ve mutlu çocuk yetiştirme de o kadar başarılı olunacağının altın çiziyor.

İşte çocukların daha mutlu ve başarılı olaması için bazı kurallar;

1) Çocuğunun mutlu olması için önce kendine karşı iyi ol;

Mutlu çocuk yetiştirmenin ilk kuralı mutlu bir anne ve baba olmaktır. Bunun için anne baba kendilerine zaman ayırmalı. Eğer bir anne baba, yeterli derecede uyuyamıyor, dinlenemiyor ve ilişkilerinde sorunlar yaşıyorsa bu ister istemez çocuklara yansıyacaktır. Bu nedenle önce kendinize bakın, sağlıklı ve mutlu olun ki çocuklarınızı da bu duyguları aktarabilesiniz. Kısaca sizi iyi gelen şeyleri yapın ve mutlu olun ki çocuklarınız da sizin mutluluğunuzla mutlu olsun.

2) Duygularını tanıyın ve bunları uygun şekilde paylaşın

Önce kendinize keşfedin. Kendimi nasıl hissediyorum? Beni rahatsız ve mutsuz eden olaylar ne? Nelerden mutlu oluyorum? Arzu ve isteklerinizi, eşinizle, arkadaşlarınızla, aile yakınlarınızla ve çocuklarınızla paylaşın. Sorunları ertelemeyin ve saklamayın. Unutmayın sizin kızgınlığınız, öfkeniz, mutluluğunuz, endişeniz kısaca yaşadığınız güçlü duygular çocuklarınızı etkiler. Kısaca duygularınızı tanıyın ve ve onlara uygun şekilde gösterin. Şayet siz anne baba olarak duygularınızı gösterebilir ve onlarla nasıl baş edilebileceğini çocuklarınızı gösterirseniz çocuklarınızın duygusal yapısı o kadar sağlam olur.

3) Başkalarının duygularını da dikkate almayı unutmayın!

Sizin duygularınızın sizin için ne kadar önemi varsa başkalarının duygularının da onlar için o kadar önemli olduğunu unutmayın. Zamanı geldiğinde başkalarını da dinlemeyi ve onların sorunlarını paylaşmayı ihmal etmeyin. Başkalarının duygularıyla dalga geçmeden, küçümsemeden onlara saygılı olmayı unutmayın. Kısaca başkalarının duygularından da haberdar olduğunuzu çocuklarınıza gösterin. Bu şekilde çocuklarınız bencil olmamayı öğrenir

4) Her zaman dürüst olun!

Kendinize ve diğer insanlara karşı dürüst olmayı unutmayın. Onları devamlı eleştirmekten ve başkalarıyla çekiştirmekten sakının. Başkalarına karşı hata işlediğinizde kusurlarınızı görün ve özür dileyin. Böylelikle çocuğunuz kendisine ve başkalarına karşı saygılı olmayı ve onlarla nasıl iletişim kurulması gerektiğini öğrenir.

5) Çocuğunuzu kendisi olduğu için sevdiğinizi gösterin:

Çocuklarınızı başarıları ve meziyetleri karşısında sevgi göstermeyin. Onları başarısız olduklarında da sırf kendileri olduğu için sevdiğinizi gösterin. Sadece çocuklarınız iyi not aldığında veya ve sporda başarılı olduğunda sevdiğinizi söylemeyin. Onu her zaman her koşulda çocuğunuz olduğu için çok sevdiğinizi söyleyin. Çocuğunuzu başarılarından bağımsız olarak koşulsuz sevdiğinizi gösterdiğinizde kendine güvenen bir çocuk olmasını sağlarsınız.

6) Çocuğunuzun düzenlilik ve güvenilirlik duygusu verin:

Çocuğunuza günlük, haftalık, aylık ve yıllık olarak programlar yapmayı öğretin. Belirli olayları ve davranışları alışkanlık haline getirmesini sağlayın. Yemek saatlerinde birlikte sofraya oturmak, akraba ziyaretleri, televizyon izleme saatleri, harçlık verme gibi olaylarda alışkanlık kazanmasını sağlayın. Çocuğunuza olaylar karşısında güvenilirlik duygusu verin. Çocuğunuz çevresinde her zaman güvenebileceği ve onu anlayabilecek birilerinin olduğunu bilmesi gerekir. Çocuk ancak bu şekilde ruhunu sağlıklı geliştirebilir.

7) Tutarlı olun, sınırlarınızı belirleyin:

Çocuğunuza, ailenin diğer üyeleriyle birlikte yaşam için kuralları olduğunu gösterin. Verilen sözleri tutarak çocuklarınıza örnek olun. Başkalarına karşı verilen sözlerin tutulmasının çocuklarda saygınlık duygusu kazandırır. Çocuktan beklentilerinize açıkça söyleyin ve kurallarınızı belirleyin. Böylelikle çocuğunuzda güvenli ve başkaları tarafından kabul gören sosyal davranışları kazanır.

8) Sorumluluk almak:

Eğer siz çevrenize, insanlara ve hayvanlara karşı sorumlu hissederseniz çocuğunuzda da bu duygular gelişir. Haksızlığa, adaletsizliğe karşı suskun kalmayın. Sosyal haklar ve hayvan hakları için kurulan dernek ve sosyal kuruluşlarda, okul ve kulüplerde görevler alın. Böylece çocuğunuz ileriki hayatında ortak sorunlara karşı sorumluluk sahibi olmayı öğrenecek.

9) Dininizi önem verin ve öğretin:

Çocuğunuza dünyanın yaratılışının ve hayatın Allah'ın bir armağanı olduğunu anlatın. Allah sevgisi ve inancı olan insanların, kişi ve olayları kusurlarıyla da sevilebileceğini bilir. İnançlı olan çocuklarda tevazu ve şükran duygusu gelişir.

10) Olaylara olumlu bakın ve keyifli ortamlar oluşturun:

Çocuğunuza, olaylar karşısında kavgacı, kıskanç, öfkeli, nefret, nankörlük gibi duygulardan uzak kalınması gerektiğini kendi eylemlerinizle gösterin. Olayları olumlu yönlerden görün ve her zaman uzlaşma, affetme, minnettar gibi duyguları öne çıkarın. Çocuğunuz böylelikle duygusal bakımdan daha güçlü olacak. Çocuğunuzla her zaman güler yüzle konuşun ve onu sık sık gülümseyin, "Seni seviyorum", biz‚ Seninle gurur duyuyoruz, senin gibi bir çocuğumuz olduğu için ne mutlu bize‘ demekten kaçınmayın. Çocuğun, dışarıya çıkıp tekrar eve geldiğinde mutlu ve güler yüzle onu karşılayacak bir anne babasının olduğunu bilmesi kadar güzel bir duygu yoktur. Çocuğunuza karşı olumlu tutum ve teşviklerde bulunursanız fiziksel ve zihinsel olarak dengeli bir çocuk yetiştirmiş olursunuz.

11) Çocuğunuzun yaşına göre yeteneklerine güvenin ve onu destekleyin;

Anne baba olarak temelde çocuğunuza eşit davranın. Yetenekleri ve davranışları karşısında ona aşağılayıcı ve alay eden sözlerden kaçının. Ona ve yeteneklerine güvendiğinizi her zaman dile getirin. Çocuğunuzun değişik deneyimlerde bulunmasına

12) Çocuğunuzla devamlı konuşun;

Çocuğunuzun sözlerini, eylemlerini izleyin. Ne yapmak istediğini sorun. Çocuğunuzu dinleyin ve dinlerken ben doğru mu anlamışım diye sormayı ihmal etmeyin. Çocuğunuzu dinlediğinizi, anladığınızı doğru kelimeler ve hareketlerle ona anlatın.

Yukarıda yazılı olan kuralları her zaman uygulamak ve yerine getirmek kolay olmayabilir. Bu nedenle ben bunları yapmıyorum, yada yapamıyorum diye anne baba olarak kendinize sorgulamak ve suçlamaktan kaçının. Bu kurallar uzmanlar tarafından tespit edilmiş ve ailelere yol göstermek için dile getirilmiştir.

Evet çocuk yetiştirmek çok zor, hele mutlu bir çocuk yetiştirmek ise gerçekten çok mu çok zor. Unutmayın önce kendiniz mutlu olmayı deneyin. Evinizden mutluluk eksik olmasın, yarınların mutlu çocuklarını yetiştirmekte Allah herkese yardımcı olsun....

çocuklar, masumiyet, mutluluk, ölüm, resimli mesajlar, çocuklar nasıl mutlu olur, mutlu çocukların sırrı, çocuklar neyden hoşlanır, çocuklar nasıl başarılı olur, başarılı çocuk olmanın yolu

MEKKE'NİN FETHİ

15 Aralık 2020 Salı / No Comments
1 ocak 630, hz. muhammed, islam tarihi, kâbe, mekke'nin fethi, resimli mesajlar, hudeybiye antlaşması, ebu süfyanın müslüman oluşu, putların yıkılması, hz muhammedin hayatı, siyeri nebi


MEKKE’NİN FETHİ

Hudeybiye Antlaşmasının Bozulması


Hicretin 8. yılında, Müslümanlar ile Kureyş müşrikleri arasındaki anlaşma bozuldu. Kureyş müşrikleri, Beni Bekir kabilesini, Müslümanların müttefiki olan Huzaa kabilesi üzerine saldırtmışlardı. Hz.Peygamber’in (s.a.s) sabah namazını kıldırıp, mescidde oturduğu bir sırada, saldırıya uğrayan Huzaa kabilesinden kırk kadar süvari Medine’ye gelerek, Hz.Peygamber’in (s.a.s) baş ucuna dikildiler. Olup bitenleri Hz.Peygamber’e (s.a.s) anlattılar. Hz.Peygamber (s.a.s), son derece hiddetlendi. Kureyş müşriklerine bir yazı gönderilmesini emretti.

Gönderilen yazıda şöyle deniyordu:

Bundan sonra derim ki, ya Benibekir kabilesi ile olan anlaşmanızı bozar ve aradan çekilirsiniz ya da Huzaa kabilesinden ölenlerin diyetlerini ödersiniz. Bunlardan birini yerine getirmediğiniz taktirde sizinle savaşacağımı bildiririm.

Haber, Mekke’ye ulaştığında Kureyş müşrikleri iki alternatifi de reddettiler ve savaşmayı kabul ettiklerini bildirdiler. Hz.Peygamber’in (s.a.s) elçisi Medine’ye geri döndü ve durumu Hz.Peygamber’e (s.a.s) haber verdi. Fakat çok geçmeden müşrikler verdikleri cevaptan pişman oldular. Liderleri Ebu Süfyan’ı, Anlaşmayı yenilemesi ve süresini uzatması için Hz.Peygamber (s.a.s) ile görüşmek üzere Medine’ye göndermeye karar verdiler. Ama Ebu Süfyan Mekke’ye eli boş dönecektir.

Ebu Süfyan’ın Çabaları


Ebu Süfyan yola çıktığı sırada, Hz.Peygamber (s.a.s) sahabileri ile birlikte bulunuyordu. Onlara,
- Ebu Süfyan, anlaşmayı uzatmak üzere yanımıza gelmek için yola çıkmış bulunuyor. Ama istediğini elde edemeden dönüp gidecek!
buyurdu. Ebu Süfyan, Medine’ye ulaştığında ilk önce, Hz.Peygamber’in (s.a.s) de hanımı olan kızı Ümmü Habibe’nin evine girdi. Hz.Peygamber’in (s.a.s) minderine oturmak için yönelince, Ümmü Habibe, minderi katlayıp kaldırdı ve babasının ona oturmasına engel oldu. Ebu Süfyan:
- Ey kızcağızım! Bu minderi mi benden esirgiyorsun, beni mi bu minderden esirgiyorsun, anlayamadım?
- Bu Resulallah’ın (s.a.s) minderi! Bir müşrik onun üzerine oturamaz!
- Ey kızcağızım! Vallahi, evimden ayrıldıktan sonra sana kötülük gelmiş!
- Hayır, Allah bana bir kötülük değil, İslam’ı nasip etti. Sen ise hala taştan yontulmuş putlara tapıyorsun. Babacığım! Senin gibi Kureyş’in büyüğü olan birisi nasıl olur da İslam’dan uzak kalır?
- Yazıklar olsun sana! Senden bunu da mı işitecektim? Ben, atalarımın dinini bırakıp da Muhammed’e mi tabi olacağım?

Ümmü Habibe’nin evinden çıkıp doğruca mescitte bulunan Hz.Peygamber’in (s.a.s) yanına geldi:
- Ya Muhammed! Hudeybiye barışını sağlamlaştır ve süresini de uzat! Gel aramızdaki anlaşmayı bir yazı ile yenileyelim!
- Ey Ebu Süfyan! Sen bunun için mi geldin?
- Evet!
Hz.Peygamber (s.a.s), ona hiçbir cevap vermedi. Ebu Süfyan, aracı olmaları için Hz. Ebubekir (r.a), Hz. Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a) ve Hz. Ali’nin (r.a) yanlarına da gittiyse de onlardan hiç biri aracı olmaya yanaşmadılar. Sonunda Ebu Süfyan, Mescid’e girdi. Ayakta durarak,
- Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, ben aramızdaki anlaşmayı yeniledim. Muhammed’in, bu anlaşmada bana vefasızlık edeceğini de hiç sanmıyorum.
diye seslendi. Ardından da Hz.Peygamber’in (s.a.s) yanına gitti:
- Ya Muhammed! Benim bu sözümü zannetmem ki reddedesin!
- Ey Ebu Süfyan! Bunu senin düşüncen!
Ebu Süfyan, Hz.Peygamber’in (s.a.s) bu sözü üzerine devesine binip Mekke’ye geri döndü.

Sefer Hazırlıkları


Hz.Peygamber (s.a.s), sefere hazırlanılması için emir verdi. Her tarafa da davetçiler gönderilerek, “Allah’a ve ahiret gününe inanan herkesin Ramazan ayında Mekke’de bulunması” bildirdi. Toplanan ordunun mevcudu 10.000 kişiyi buluyordu. Bunların 700’ünü Mekkeli Müslümanlar, 4000 kadarını Medineli Müslümanlar oluşturuyordu.

Hz.Peygamber (s.a.s), ikindi namazını kıldırdıktan sonra, ordunun başında Medine’den hareket etti. Ordunun yürüyüşü Mekke yakındaki Merruzzahran adı verilen bir vadide son buldu. Gece olunca herkese ateş yakması emredildi. Yakılan ateşlerin sayısı 10.000’i geçiyordu. Bununla Mekkeli müşriklerin korkuya kapılmalarının sağlanması istenmişti. Gerçekten de beklenen oldu; Kureyş müşrikleri, durumu araştırmak üzere Ebu Süfyan’ı göndermeye karar verdiler.

Ebu Süfyan Müslümanların Arasında


Ebu Süfyan, iki arkadaşıyla birlikte, gece vakti, Müslümanların ordugahlarının bulunduğu yere doğru yola çıktı. Fakat ordugaha yaklaşınca, nöbetçiler tarafından yakalandılar. Ebu Süfyan kendilerini Abbas’a götürmelerini istedi. Abbas (r.a), Hz.Peygamber’in (s.a.s) amcasıydı ve Ebu Süfyan ile eskiye dayanan bir dostlukları vardı. Kendisi, İslam’ı kabul etmiş ama son ana kadar Mekke’de kalmaya devam etmişti. İslam ordusu Merruzahran vadisine gelip konaklayınca, o da gelip Müslümanlara katılmıştı.

Ebu Süfyan kendisinin Abbas’a (r.a) götürülmesi için bağırıp çağırıyordu. Bu sırada Abbas (r.a) onun sesini tanıdı:
- Ebu Süfyan!
- Babam anam sana feda olsun! Burada neler oluyor? Bunlar kim?
- Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Arkamdaki Resulullahtır (s.a.s) ve 10.000 kişilik karşı konulmaz bir ordunun başında size doğru geliyor. Vallahi, Kureyşi çok zor bir sabah bekliyor! Vay onların başına geleceklere!
- Babam, anam sana feda olsun! Buna bir çare var mı?
- Evet var.
- Ne yapmamı tavsiye edersin?
- Vallahi, Resulallah’tan (s.a.s) başkası tarafından ele geçirilirsen mutlaka öldürülürsün! Haydi katırımın arkasına bin de seni Onun yanına götüreyim. Kendisinden senin için bağışlanma dileyeyim.

Ebu Süfyan, Hz.Abbas’ın (r.a) teklifini kabul etti. O da onu nöbetçilerin elinden kurtararak Hz.Peygamber’in (s.a.s) çadırına götürdü. Geç vakitlere kadar Hz.Peygamber’in (s.a.s) yanında kaldılar. Hz.Peygamber (s.a.s), onlara İslam’ı anlattı. Ebu Süfyan’ın yanındaki iki arkadaşı hemen şehadet getirip Müslüman oldular. Ebu Süfyan ise düşünmek için zaman istedi.

Ebu Süfyan geceyi, Hz.Abbas’ın (r.a) yanında geçirdi. Sabah ezanı ile birlikte onlar da kalktılar. Müslümanlar sabah namazı için hazırlık yapıyorlardı. Müslümanların Hz.Peygamber’e (s.a.s) karşı olan tutum ve davranışlarını görünce Ebu Süfyan şaşkınlığını gizleyemedi:
- Ey Abbas! Ben şimdiye kadar ne İran kralında ne de Rumların hükümdarında hakimiyet ve saltanatın böylesini görmüş değilim!
- Bu saltanat değil, peygamberliktir! Yazıklar olsun sana! Sen de Ona iman etsene!

Namaza başlama tekbiri alındı ve Müslümanlar, Hz.Peygamber’in (s.a.s) arkasında sabah namazını kıldılar. Hz.Abbas (r.a), namazın bitiminde Ebu Süfyan’ı alarak Hz.Peygamber’in (s.a.s) yanına götürdü. Hz.Peygamber (s.a.s) onu görünce,
- Ey Ebu Süfyan! Allah’tan başka ilah bulunmadığını öğrenme zamanı daha gelmedi mi? Yazıklar olsun sana! Ben size dünyayı da, ahireti de sağlayacak bir din getirdim. Müslüman olun da kurtuluşa erin!
- Vallahi, sanırım ki Allah’tan başka tanrı olmasa gerek. Çünkü Sen Ondan yardım diledin, ben de benimkilerden yardım diledim. Ne zaman seninle karşılaştımsa, Senin bana galip geldiğini görüyorum. Benim ilahım hak olsaydı, ben Sana galip gelirdim.
- Yazıklar olsu sana ey Ebu Süfyan! Benim Allah’ın peygamberi olduğumu öğrenme zamanı daha gelmedi mi?
- Babam anam sana feda olsun! Yumuşak huylulukta, şereflilikte ve akraba haklarını gözetmekte Senden daha üstünü yoktur! Senin peygamber oluşuna gelince, bu konuda içimde hala biraz şüphe var.
Hz.Abbas (r.a) :
- Yazıklar olsun sana! Boynun vurulmadan önce Müslüman ol!
Bunun üzerine Ebu Süfyan şehadet getirdi ve Müslüman olduğunu söyledi.

Hz.Abbas (r.a):
- Ya Resulallah! (s.a.s) Ebu Süfyan, Kureyş’in ileri gelenidir. Ona övüneceği bir şey lütfetsen olmaz mı?
- Olur! Kim Ebu Süfyan’ın evine girerse güvendedir!
Ebu Süfyan:
- Benim evime mi?
- Evet!
- Benim evimin genişliği ne kadar ki?
- Kim Kabe’ye girer ve sığınırsa o da güvendedir!
- Kabenin genişliği ne kadar ki?
- Kim kapısını kapatır ve evinde oturursa o da güvendedir. Kim silahını elinden bırakırsa o da güvendedir!
- İşte bu genişliktir!
Hz.Abbas (r.a), Ebu Süfyan’ı (r.a) katırının arkasına alarak vadinin dar yerine götürdü. İslam ordusunun Mekke’ye doğru ilerleyişini beraberce seyretmeye başladılar. Kabileler, başlarında kumandanları olduğu halde bayraklarını çekerek Mekke’ye doğru ilerlemeye başladılar. Her kabilenin geçişinde Ebu Süfyan (r.a),
- Muhammed daha geçmedi mi?
diye soruyor ve geçenler hakkında bilgi alıyordu. Ardından da,
- Bunların burada ne işi var? Benim onlarla bir kavgam yok ki!
demekten kendini alamıyordu. Sonunda Hz.Peygamber’in (s.a.s) alayı uzaktan göründü. Hepsi de zırhlara bürünmüştü. Gözlerinden başka yerleri görünmüyor, atlarının ayaklarından çıkan tozlar ortalığı karartıyordu. Hz.Peygamber (s.a.s) de içlerindeydi. Ebu Süfyan (r.a), benzerini görmediği bu alayı geçerken görünce,
- Bunlar kim ey Abbas! Kapkara taşlık bir alanı andırıyorlar!
- Bu Resulullah (s.a.s)’tır. Muhacir ve Ensar arasında bulunuyor.
- Ben İran kralının ve Rum hükümdarının saltanatını gördüm. Fakat kardeşinin oğlundaki saltanatın benzerini görmedim. Bunlara hiç kimse güç yetiremez. Vallahi, kardeşinin oğlunun saltanatı pek büyük!
- Ey Ebu Süfyan! Bu saltanat değil, peygamberliktir.
- Evet, biliyorum!

Kureyş Teslim Oluyor


Kumandanlara, kendileriyle çarpışılmadığı sürece hiç kimse ile çarpışmamaları emri verildi. Ebu Süfyan (r.a) da Mekke’dekileri uyarmak üzere önden gönderildi.

Ebu Süfyan (r.a), Mekke’ye ulaştığı zaman Kabe’nin yanına gitti. Kureyşliler toplanmış, vereceği haberleri bekliyorlardı. Ebu Süfyan:
- Ey Kureyş topluluğu! Muhammed, karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir kuvvet ile yanınıza gelmiş bulunuyor. Müslüman olun da selamet bulun!
diye bağırmaya başladı. Kureyşliler:
- Sus! Senin gibi kötü elçilik yapanı Allah iyilikten uzaklaştırsın!
dediler. Hanımı Hind, Ebu Süfyan’ın (r.a) yanına gelerek sakalını tuttu:
- Şu hayırsız adamı, şu alçağı öldürün! Çünkü O dininden dönmüş. Allah Seni hayırdan uzak etsin! Yemin ederim ki, ya sen de Müslüman olursun ya da boynun vurulur! Hemen evine gir!
Bunun üzerine Hind, Ebu Süfyan’ın (r.a) sakalını bıraktı. Sonra müşriklere dönerek:
- Yazıklar olsun size! Bu davranışlarınızla kendinizi aldatmayın! O, karşı koyamayacağınız bir ordu ile başucunuza gelmiş bulunuyor. Ben sizin görmediklerinizi gördüm ki, onlara hiç kimsenin gücü yetmez. Kim Ebu Süfyan’ın evine girer ve sığınırsa emniyettedir. Kim Kabe’ye sığınırsa emniyettedir. Kim de kapısını kapatırsa o da emniyettedir.
Herkes evlerine dağıldı.

Hz.Peygamber’in (s.a.s) Mekke’ye Girişi

Hz.Peygamber (s.a.s), Ramazan ayının on üçünde, güneş doğmadan önce devesine bindi. Başına siyah bir sarık sarmıştı. Ayrılışından 8 yıl sonra büyük bir zafer ve ihtişamla yurduna geri dönüyordu. Fakat muzaffer bir komutan edasıyla değil büyük bir tevazu içinde... Mekke’ye yaklaştığında başını öne doğru eğdi. Hatta o derece eğilmişti ki, sakalının ucu devesinin eğerine değiyordu. Ve ağzından da şu sözler dökülüyordu:
- Ey Allah’ım! Hayat, ancak ahiret hayatıdır.
Sonunda, Müslümanlarla birlikte Kabe’ye vardı. Ziyaretin gereklerini yerine getirdikten sonra Sefa tepesine çıktı ve verdiği nimetlerden dolayı Allah’a şükür ve duada bulundu.

Medinelilerin Uyarılması


Hz.Peygamber (s.a.s), Sefa tepesinde dua ederken, Medineli Müslümanlardan bazıları aralarında konuşmaya başlamışlardı:
- Allah (c.c) , Resulüne yurdunun fethini nasip etti. Artık bizim yanımızdan ayrılır da Mekke’de oturur mu?
Bazıları da Mekke’dekilerin canlarına ve mallarına dokunulmamasından dolayı,
- Adamın kavmine karşı acıması ve yurduna karşı özlemi tuttu!
diye aralarında konuştular. Hz.Peygamber (s.a.s), duasını bitirdikten sonra onların yanına geldi:
- Ne konuşuyordunuz?
- Bir şey yok, ya Resulallah! (s.a.s)
Sorusunu birkaç kez tekrarladı ama cevap alamadı. O sırada kendisini bir hal bürüdü. Biraz sonra kafasını kaldırdı:
- Ey Ensar topluluğu! “Adamın kavmine karşı acıması ve yurduna karşı özlemi tuttu!” diye aranızda konuştunuz değil mi?
- Evet ya Resulallah! (s.a.s) Böyle söylemiştik.
- Dikkatli olun! Beni anacağınız bir ismim yokmuydu da benden “adam” diye bahsettiniz? Ben Allah’ın kulu ve peygamberi Muhammed’im. Ben Allah’a ve size hicret ettim. Benim hayatım sizin hayatınızladır. Ölümüm de sizin ölümünüzledir. Söylediklerinizden Allah’a sığınırım!
Medineliler ağlaşarak etrafına toplandılar:
- Vallahi biz, o söylediklerimizi ancak, Allah’a ve peygamberine olan bağlılığımızdan ve düşkünlüğümüzden, sana kıyamadığımızdan dolayı söylemiştik.
Şüphesiz bu sözün doğruluğunu hem Allah hem de peygamberi doğrular ve sizi mazur sayar.

1 ocak 630, ebu süfyanın müslüman oluşu, hudeybiye antlaşması, hz muhammedin hayatı, hz. muhammed, islam tarihi, kâbe, mekke'nin fethi, putların yıkılması, resimli mesajlar, siyeri nebi,

Mekke’de İlk Yemek

Hz.Peygamber’in (s.a.s) saçı ve sakalı çok tozlanmıştı. Öğle vaktine doğru, amcası Ebu Talib’in kızı Ümmühani’nin evine gitti. Yıkanarak temizlendi ve bir miktar namaz kıldı. Sonra Ümmühani’ye sordu:
- Yanında, yiyecek bir şeyler var mı?
- Kuru ekmek kırıntılarından başka bir şey yok. Onu da Size sunmaya utanırım.
- Onları suyun içine ufala! Biraz da tuz getir!
- Yanında katık yapacak bir şey varmı?
- Ya Resulullah (s.a.s)! Sirkeden başka bir şey yok!
- Onu da getir!
Getirilenleri yemeğin üzerine döküp yedikten sonra,
- Ey Ümmühani! Sirke ne güzel katıktır! İçinde sirke bulunan ev yoksul olmaz.
buyurdu.

Ebu Süfyan’ın Gerçekten Müslüman Olması


Mekke’nin eski lideri Ebu Süfyan, Kabe’nin yanında oturuyordu. Hz.Peygamber’in (s.a.s) Müslümanlardan bazılarıyla önünden geçtiğini görünce,
- Askerlerimi toplayıp da yeniden şunlarla savaşsam mı?
diye içinden düşünmeye başladı. Hz.Peygamber (s.a.s) gelip baş ucuna dikildi ve sırtına eliyle vurarak,
- O zaman da Allah seni yine hor ve düşkün eder!
buyurdu. Ebu Süfyan, Hz.Peygamber’in (s.a.s) baş ucunda dikildiğini görünce:
- Şu ana kadar Senin gerçekten peygamber olduğuna inanmamıştım. İçimden geçirdiklerimden dolayı Allah’tan af ve bağışlanma diliyorum!
diyerek pişmanlığını dile getirdi.

Fadale’nin Müslüman Olması


Benzer bir olayı da Fadale bin Umeyr anlatıyor:
Hz.Peygamber (s.a.s), Kabe’yi tavaf ederken, Fadale, öldürmek maksadıyla yaklaşıyordu ki, Hz.Peygamber (s.a.s) ona doğru geldi:
- Sen Fadale misin?
- Evet, ben Fadale’yim.
- İçinden ne geçiriyordun?
- Hiçbir şey! Sadece Allah’ı zikrediyordum.
Hz.Peygamber (s.a.s) güldü:
- Allah’tan af ve bağışlanma dile!
buyurdu. Sonra elini Fadale’nin göğsüne koydu.

Fadale diyor ki:
Vallahi, göğsümden elini kaldırdığı zaman, Allah’ın yaratıkları arasında bana Ondan daha sevimli olan yoktu!

Putların Yıkılması

Kabe’nin çevresinde, kendilerine tapılan 360 kadar put bulunuyordu. Bunlar Arap kabileleri tarafından zaman zaman ziyaret edilir ve kendileri için kurban kesilirdi. Hz.Peygamber (s.a.s) elindeki asasıyla putlara birer birer dokunmaya başladı. Bu sarada da,
- Hak geldi, batıl yok olup gitti. Yok olan, ne bir şey var edebilir ne de diriltebilir.
buyuruyor, putlar da birer birer yüz üstü ya da arka üstü düşüyorlardı. Kabe’nin çevresinde yıkılmadık put kalmadı. Bilal (r.a), Kabe’nin üzerine çıkarak öğle ezanı okudu. Namaz kılındıktan sonra, Hz.Peygamber’in (s.a.s) emri üzerine yıkılan tüm putlar bir araya toplanarak ateşe verildi.

Mekkelilere Hitap

Hz.Peygamber (s.a.s), Kabe’nin önünde durdu. Üç kere tekbir getirdikten sonra halka hitab etti:
- Bütün övgüler Allah’a (c.c) yaraşır! Ondan başka ilah yoktur! Yalnız O vardır, eşi ve ortağı yoktur!
O va’dini yerine getirdi, kuluna yardım etti. Düşmanları bozguna uğrattı.
İyi bilin ki, cahiliye çağına ait olup, övünme meselesi edilenler, kan davaları bugün, şu ayaklarımın altındadır.
...
Ey Kureyş! Muhakkak ki, Allah (c.c) cahiliyet gururunu, soy ile övünüp büyüklenmeyi sizden kaldırmıştır. Bütün insanlar Adem’den (a.s), Adem (a.s) de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar iki sınıftır: Bir kısmı iman eder ve günahlardan kaçınır. Allah (c.c) katında değerli ve şereflidir. Diğer kısmı ise azgındır. Allah (c.c) katında da değersiz ve şerefsizdir.
Ey Kureyş! Ey Mekkeliler! Ne dersiniz? Şimdi hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?
- Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Kerem ve iyilik sahibi bir kardeşin oğlusun. Gücün yetti, iyi davran!
- Benim halimle sizin haliniz, Yusuf (a.s)’ın kardeşlerine dediği gibi olacaktır. Onun dediği gibi ben de,
(Yûsuf da:) "Bugün size, (o yaptığınızdan dolayı) hiçbir kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir" dedi.
12/92
diyorum. Gidiniz! Serbestsiniz!

Hz.Peygamber (s.a.s) Kendisini Nasıl Tanıtıyor?
Fetih günü Hz.Peygamber’in (s.a.s) yanına bir adam geldi. Kendisiyle konuşmak istiyordu ama konuşurken heyecandan kendisini bir titreme tuttu. Bunu gören Hz.Peygamber (s.a.s):
- Sakin ol! Ben hükümdar değilim! Güneşte kurutulmuş et parçalarını yiyerek yaşayan Kureyşlilerden bir kadının oğluyum.
buyurdu.

Nereden Nereye?

Rebia bin Abbad anlatıyor:
Mekke’nin fethinden sonraki günlerde babamla birlikte Mekke’ye gitmiştik. Resulallah’ı (s.a.s) görünce hemen tanıdım. Çocukluk çağımda Onu Zülmecaz panayırında ilk defa görüşüm aklıma geldi.
- Ey İnsanlar! ‘La ilahe illallah’ deyin de kurtulun!
diyerek halkı İslam’a davet ediyor, halk ise Ondan yüz çeviriyor ve konuşmuyordu. Yalnız amcası Ebu Leheb,
- Bu dininden dönmüş bir yalancıdır! Sakın sizi atalarınızın dininden döndürmesin!
diyerek arkasından dolaşıyordu. Fakat o yinede “ ‘La ilahe illallah’ deyin de kurtulun!” demekten geri durmuyordu.

Mekke’de İslam’ın Işığı

Birkaç gün içinde Mekke halkının büyük çoğunluğu İslam’a girdi. Mekke putlardan temizlenmiş, İslam’ın ışığıyla aydınlanmaya başlamıştı. Hz.Peygamber (s.a.s), Ramazan’ın bitmesine on gün kala , Mekke’nin çevresindeki bölgelerde bulunan putları da yıkıp kaldırmak üzere her tarafa askeri birlikler gönderdi.

1 ocak 630, hz. muhammed, islam tarihi, kâbe, mekke'nin fethi, resimli mesajlar, hudeybiye antlaşması, ebu süfyanın müslüman oluşu, putların yıkılması, hz muhammedin hayatı, siyeri nebi