Yazı Duyurusu

Menu

Browsing "Older Posts"

Browsing Category "yağmur şiiri"

İNSAN ve YAĞMUR

6 Mayıs 2022 Cuma / No Comments

Anlatsana yağmur
iyi insanların gözleri neden hep sana benzer.
Buğulu ve yaşlıdır.
Bazen tek tek akar.
Bazen sağanaktır.
Yağmur yüklü yüreklerinden, göz pınarlarına akışa geçer.
Yandıkça çözülür buzlar ve sağanağa döner.
Anlatsana yağmur...

*

YAĞMUR HAKKINDA EN GÜZEL SÖZLER

”Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun, güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun, rüzgârı sevdiğini söylüyorsun ama rüzgâr çıkınca pencereni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum, çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun.” William Shakespeare
*
”Nisan yağmuru, mayıs çiçeği getirir.” Kanada Özdeyişi
*
”Bizim sohbetimiz Nisan yağmuruna benzer. Balığın ağzına düşerse inci olur, yılanın ağzına düşerse zehir olur.” Hz. Mevlana
*
”Altın yerde paslanmaz, taş yağmurdan ıslanmaz.”
*
”Her insan bir yağmur damlası gibidir. Kimi çamura, kimi gül yaprağına düşer.”
*
”Her yağmurda evleri başlarına yıkılan karıncalar vazgeçmezken, biz hangi deprem yüzünden vazgeçeceğiz.” Muhammet Bozdağ
*
”Yıllardır kendini bulutlarda saklayan, İllegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya mal olacağım.” Didem Madak
*
”Abanın kadri yağmurda bilinir.”
*
”Yağmur olsan binlerce damla arasından bulur tutardım seni. Çünkü korkarım; toprak aldığını vermiyor geri.” Cemal Süreyya
*
”Yükle yalnızlığının bütün gri bulutlarını sırtıma. Vücudum yağmur sonrası toprak koksun.”
*
”Onmadık yılın yağmuru harman vakti yağar.”
*
”Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri ise sadece ıslanır.” Bob Dylan
*
”Yağmur namuslunun da, namussuzun da üstüne yağar. Bu yağmur hangisini daha çok ıslatır? Yanıt: namusluyu. Çünkü namussuz namuslunun şemsiyesini çalmıştır.” İlhan Selçuk
*
”Dertlerin kum tanesi kadar küçük sevinçlerin nisan yağmurları kadar bol olsun ve öylesine mutlu ol ki gözünden akan yaşlar değerini bilmeyenlere sadakan olsun..”
*
”Ölmek için doğmuştur ya insan, o yüzden her yağmur sonrası toprak kokusunu sever.” Lev Nikolayeviç Tolstoy
*
”Yağmur başladı…Gelse de ıslansak dediği biri olmalı insanın…”
*
”Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamı taşısaydı ve sen bana seni ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın inan ki bir tanem her gün yağmur yağardı.”
*
”Sesini değil, sözünü yükselt!. Yağmurlar dır büyüten zambakları, gök gürültüleri değil.” M. Selahattin Şimşek
*
”Hiçbir yağmurda, sensiz ıslanmaya cesaret edemedim ben, işte bundan, pencerenin ötesine geçemedi hayallerim…” Hikmet Anıl Öztekin
*
”Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamı taşısaydı ve sen bana seni ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın inan ki bir tanem her gün yağmur yağardı.”
*
”Mısıra “yağmur geliyor” demişler, “çapan birlik mi?” demiş.”
*
”Gökkuşağına ulaşmak istiyorsan yağmura katlanmak zorundasın.” Dolly Parton
*
”Bu sabah artık yağmuru neden bu kadar çok sevdiğimi anladım. Ağlayan bir yüreğe benzediği için.” Tezer Özlü
*
”Yolun hiç de uzak değil umut biliyorum. Sesin yağmurlarla birlikte tutkulu tel örgülerin arkasında.” Kaan İnce
*
”Yalnızca yağmur yağdığında seviyorum bu şehrin insanlarını; herkesin yüzü ıslak, başları eğik, herkes benim hep olduğum gibi.”
*
”Yağmuru sevmezse, gökkuşağı renksiz olur.”
*
”Yağmur bir kere yağmaya başladıysa sırf sen istiyorsun diye durmaz. Ne zaman duracaksa o zaman durur. ” Samantha Young
*
”Sevdanı bulutların üzerine yazmışsın. Yağmur olarak dökülüyor gözlerimden.”
*
”Yağmuru seviyorum belki benim yerime ağladığı içindir…”


insan,sağanak,yanmak,yağmur,buz,buğulu gözler,yağmur,nisan yağmuru,yaz yağmuru,mayıs,bahar,altın sözler,pınar,göz,göz pınarı,gözyaşı,yağmur şiiri,



YAĞMUR / NURULLAH GENÇ

1 Şubat 2022 Salı / No Comments
nurullah genç şiirleri, nurullah genç eserleri, nurullah genç yağmur şiiri, nurullah genç hayatı, nurullah genç şiirleri facebook, yağmur şiiri,


YAĞMUR

Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat.

Yıllardır bozbulanık suları yudumladım,
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları,
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım.

Hasretin alev alev içime bir an düştü,
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü,
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde,
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü.

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin,
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla,
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin,
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla,
Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak,
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak.

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım,
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım.

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü,
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü,
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe,
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü.

Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden,
Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına,
Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden,
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına,
Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin,
Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin.

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım,
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış mazide,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım.

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü,
Göğsümüzden umutlar bican düştü,
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin,
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü.

Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan,
Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar,
Mutluluk nağmeleri işitirler Hıradan,
Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar,
Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri,
Paramparça, ateşler şahının hayalleri.

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım,
O mücella çehreni izleseydim ebedi,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım.

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü,
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü,
Katil sinekler deldi hicabın perdesini,
İstiklal boşluğunda arılar nadan düştü.

Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında,
Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin,
Ebedi aşka giden esrarlı yollarında,
Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin,
Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü,
On asırlık ocağın savururdum külünü.

Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım,
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım.

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü,
Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü,
Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara,
Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü.

Badiye yaylasında koklasaydım izini,
Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar,
Seninle yıkasaydım acılar dehlizini,
Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar.
Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya,
Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya.

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım,
Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım.

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü,
Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü,
Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi,
Hakların temeline sanki bir volkan düştü.

Firakınla kavrulur çölde kum taneleri,
Ahuların içinde sevdan akkor gibidir,
Erdemin, bereketin doldurur haneleri,
Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir,
Şemsiyesi altında yürürsün bulutların,
Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların.

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım,
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım.

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü,
İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü,
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer,
Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü.

Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini,
Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir,
Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini,
Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir,
Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından,
Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından.

Madeni arzuların ardında seyre daldım,
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım.

Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü,
Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü,
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali,
Hazindir ki; dertleri aşmaya umman düştü.

Ay gibisin, güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
Tohumlar ve iklimler senindir, mevsim senin
Mekanın fırçasında solmayan resim senin.

Yağmur, bir gün elini ellerimde bulsaydım,
Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
Senin visalinle bir gülmüş te ben olsaydım.

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü,
Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü,
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan,
Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü.

Islaklığı sanadır ahımın, efganımın,
İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler,
Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın,
Nazarın ok misali karanlıkları deler.
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin,
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin.

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım,
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım.

Yağmur, ayrılığıma seninle derman düştü,
Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü,
Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün,
Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü.

Nefesinle yeniden çizilecek desenler,
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek,
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler,
Anneler çocuklara hep seni içirecek,
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin,
Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin.

Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım.

Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü,
Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü,
Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın,
İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü.

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım,
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım,
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım,
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım,
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım,
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım,
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım,
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım,
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım,
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım,
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım,
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın,
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım...

*

Rüveyda

Fezayı bağlayarak yorgun kanatlarına
Bir güvercin uçurup kıtalar arasından
Çağırdın beni geçerek birer birer sürgün kanyonlarını
Derbeder koşup geldim ışıldayan tahtına
Yarım koyup bir bardak kurşun rengi çayımı
Yıkarak yalnızlığa kurduğum sarayımı
Yetim çığlıklarımı duyurmak üzre sana
Koşup geldim; iliştir beni memnu bahtına

Adını söylemek istemiyorum
Her hecesi amansız bir kor dudaklarımda
Her harfine yıllardır şimşeklerle yarıştım
Zindanlara karıştım, ölümlerle tanıştım
Adını söylemek istemiyorum
Rüveyda dediğim zaman
Anla ki, senin için yürüyor kelimeler
Çığlığımın atardamarlarından

Hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
Kayar da üzerime rüveyda
Önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
Sonra açılır önümde ıstırab vadileri
Silik renkleriyle adımlarıma
Çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
Hayalin bittiği menfeze doğru
Alaca bir at koşar içimde
Zamansız, mekansız nefese doğru

Uslanmaz bir yürek taşıdığıma dair
Yaygın bir kanaat dolaşır aynalarda
Oysa rüveyda
Baştanbaşa ben
Kevser akan, gül kokan bir kalbin filiziyim.

Kitaplara sürdüğüm kapkara lekelerden
Bir anlatsam nasıl utandığımı
Bir doğrulsam eğildiğim yerlerden
Ağarır tanyeri nilüferlerin
Alaca bir at koşar içimde
Ezer toynakları ile anılarımı

Sular köpürmemeliydi rüveyda
Kırılmamalıydı ıslak dalları hasret selvilerinin
Ben zehire alışkınım, şerbete değil
Rüyalar hefret eder avare duruşumdan
Kabuslar çeker ancak derdimi yeryüzünde
Sen gün boyu simsiyah bir ufukla beraber
Ben her gece bir Mehdi türküsüyle çilekeş
Yargılamak için zeval kayıtlarını
İnkılab bekliyorum

Hangi umut çiçeğidir bilmem, ellerin
Uzanır da gönlüme rüveyda
Derinden bir ok saplanır bağrıma
Beynimi çağıran bir sese doğru
Alaca bir at koşar içimde
Zamansız, mekansız nefese doğru

Varlığın cinayettir memleketimde işlenen
Akıtır kanını en asil pehlivanların
Yokluğun sükunettir kuşatır evrenimi
Varlığın ve yokluğun ölümüdür baharın

Artık eskisi gibi bakamıyorsun
Göklerinde bir belkıs otururdu rüveyda
Binlerce gökkuşağı olurdu kirpiklerin
Güneş bir anne gibi dururdu başucunda
Artık dokunamıyor kakülün bulutlara
Karalara bürünmüş saçlarında dolunay
Ben bu kadar zulme layık mıyım rüveyda

Hangi ressamı vurur bilmem, endamın
Sarar da benliğimi
Ben beni tanımam kaldırımlarda
Kafesleri yutan kafese doğru
Alaca bir at koşar içimde
Zamansız, mekansız nefese doğru

Kırmızı bir kurdela bağlayarak alnına
Duydun mu orkideye dua eden birini
Bu ısmarlama yüzler yok mu rüveyda
Bu yapmacık bebekler
Gözyaşı akıtırken gülenler yok mu
Beni kahrediyor geceler boyu
Hangi çağın gelişidir bilmem, gülüşün
Soluk bir dünyanın mezarlarına
Gömerek gurbetimi
Kapadı karanlığa Yesrip, kapılarını
Meydan okuyuşun çağın ordularına
Bilmem hangi mevsimin başlangıcıdır
Doruklardan öte hevese doğru
Alaca bir at koşar içimde
Zamansız, mekansız nefese doğru

Yasını tutuyorum kararttığım düşlerin
Yıpranmış divaneler gibiyim sokaklarda
Amansız bir ütopya üfleyen pencereler
Lif lif yoluyor dram seyyahı bedenimi
Önümde, haksızlığın hesaba çekildiği
Hiç kimsenin kimseyi tanımadığı mahşer
Arkamda, kare kare ömrümü belirleyen
Hatırladıkça yanıp tutuştuğum resimler

Söyle, nasıl aşarım pişmanlık dağlarını
Yeniden bir nil olup taşar mıyım çöllere
Kim giydirir başıma tacını nihayetin
Kim takar bileğime hürriyet künyesini
Karada balık gibi nasıl yaşarım, söyle

Rüveyda, seziyorum; tahammülün kalmadı
Ama dur, boşaltayım bütün çığlıklarımı
Asırlardır köhne barınaklarda
Küflenen, çürüyen çığlıklarımı

At vuruldu; içim paramparça rüveyda
Gölgelerin ardına sakladım kusurumu
Sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
Ben burda damla damla eriyip akıyorum
Yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
İstenmediğim yeri sessizce terkederim
Hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
Mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim

*

Siyah Gözlerine Beni de Götür

Daha dokunmadan kurudu irem
Çöllere bir türlü yağamıyorum
Yeni bir koşunun başlangıcında
Biraz deprem sonrası
Biraz şehir hülyası
Bir kalp yangınından geriye kalan
Siyah gözlerine beni de götür
Artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri
Sarardı tiryaki menekşeleri
Sonbaharın tozlu kafeslerinde
Sevgi turnaları yakalıyorum
Turnalar gidiyor; ben kalıyorum
Avareyim,asudeyim,yorgunum
Bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
Uyku tutmuyor karanlıkları
Yitik düşlerimi kovalıyorum
Gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
Siyah gözlerine beni de götür
Baharın koynundan koparıp sana
İpek bir mendile sardığım yüreğimle
Şehzade gülleri gönderiyorum
Umutlar kalıyor; ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
Kaptanları sorgulayan
Yanından geçen küheylanların
Korku tufanına yakalandığı
Siyah gözlerine beni de götür
Güneş ülkesinden gelen yiğitler
Benzeri olmayan bir dünya kursun
Cellat,ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten
Bu hercai diken,bu çılgın arzu
Sürüklüyor imkansız muştuların
Eşiğine gönül vadilerini
Bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
Düşüyorum tanyerine
Ya topla yaralı kırlangıçları
Ya da bu vefasız şarkıyı bitir
Özgürlüğe giden tutsaklar gibi
Siyah gözlerine beni de götür.

*

NURULLAH GENÇ KİMDİR?

Türk şair, akademisyen.

1983 Yılında Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede Yüksek Lisansını tamamladı. Yine aynı üniversiteden Doktor, Doçent ve Profesör unvanlarını aldı. Şu anda İstanbul Ticaret Üniversitesi Ticari Bilimler Fakültesi'nde Öğretim Üyesidir. Aynı okulda Liderlik Analizi, İşletme Yönetimi, Yönetim ve Organizasyon, Uluslararası İşletmecilik derslerini vermektedir.

Yıllardır işletme yönetimi kapsamında pek çok işletmeye danışmanlık yapan ve eğitimler gerçekleştiren Genç, proje uygulama ve stratejik planlama alanlarında da hizmet vermektedir. 29 Aralık 2012 itibariyle Sermaye Piyasası Kurulunda (SPK) yönetim kurulu üyeliği görevine başlayan Genç 2015 milletvekili seçimleri öncesinde aynı yılın Şubat ayında görevinden istifa etmiştir.

Eserleri

Şiir 

Çiçekler Üşümesin
Nuyageva
Yankı ve Hüzün
Aşkım İsyandır Benim
Siyah Gözlerine Beni de Götür
Yanılgı Saatleri
Yağmur
Rüveyda Yıldırım
Denizin Son Martıları
Aşk Ölümcül Bir Hülyadır
Hüznün Lalesidir Dünya
Gül ve Ben
Yürüyelim Seninle İstanbul'da
Müptelâdır Gemiler Benim Denizlerime
Sensiz Kalan Bu Şehri Yakmayı Çok istedim
Birkaç Deli Güvercin
Çanakkale:Her Şey Yanıp Gül Oldu
Ateş Semazenleri
Ölüm Noktürnü

Roman 

Tutkular Keder Oldu
Yollar Dönüşe Gider
İntizar

Mesleki Eserleri 

Zirveye Götüren Yol:Yönetim
Yönetim El Kitabı
Başarı Bedel İster
Yönetim ve Organizasyon
Kalite Liderliği
Ortaklık Kültürü

Ödülleri 

1990 Türkiye Diyanet Vakfı N'at-ı Şerif Büyük Ödülü Sahibi (Yağmur şiiri ile)
1987 Kültür ve Turizm Bakanlığı Roman Teşvik Ödülü sahibi (Tutkular Keder Oldu romanı ile)
1996 Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Kültür Hizmet Ödülü sahibi
1998 Tuzla Belediyesi Gül Şiirleri Armağanı Ödülü sahibi(Gül ve Ben isimli eseri ile ile)
1999 Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Şairi Ödülü sahibi(Hüznün Lalesidir Dünya eseriyle)


Bu yazı, nurullah genç şiirleri, nurullah genç eserleri, nurullah genç yağmur şiiri, nurullah genç hayatı, nurullah genç şiirleri facebook, yağmur şiiri, ile ilgilidir.

YAĞMUR SÖZLERİ

5 Nisan 2021 Pazartesi / No Comments
yağmur, yağmur şiiri,yağmurluk, ıslanmak ne demek, aşk ve mavi, aşk sözleri, aşk şiirleri, altın sözler, yağmurla ilgili sözler


YAĞMURA SÖYLENEN SÖZLER

Islanmışın yağmurdan korkusu olmaz.

Gökkuşağına ulaşmak istiyorsan yağmura katlanmak zorundasın. Dolly Parton

Yağmur yağmayınca sel uyanır mı? Sümmani

Belki yağmura gerek kalmazdı insanlar bu kadar kirli olmasaydı. Turgut Uyar

Yağmur başladı. Gelse de ıslansak dediği biri olmalı insanın.

Yağmurda yürümeyi hep sevmişimdir. Böylece kimse ağladığımı göremez. Charlie Chaplin

Dolu kırar geçirir ama yağmur kiraz çiçekleri açtırır. Afrika Atasözü

Sevdanı bulutların üzerine yazmışsın. Yağmur olarak dökülüyor gözlerimden.

Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri sadece ıslanır. Bob Dylan

Toprak bir gün yağmurun kıymetini anllayacak. Ama o gün yağmur yağmayacak. Nicanor Parra

Her yağmur damlası, Tanrı’nın sandığından dökülen bir altındır. Baraccio

Yağmur duasına çıkmadan önce meteorolojinin kayıtlarını karıştırmak her zaman faydalıdır. Mark Twain

Yağmuru sevmezse, gökkuşağı renksiz oIur. T. Sait HaIman

Sesini değil, sözünü yükselt! Yağmurlardır büyüten zambakları, gök gürültüleri değil. M. Selahattin Şimşek

Yağmurdan sonra, hava açar. Aesopos

Yağmur mutluluğuma gölge düşürmek için yağıyorsun aldırmıyorum. Niyetin beni ıslatmaksa ben zaten ağlıyorum.

Nisan yağmuru, mayıs çiçeği getirir. Kanada Özdeyişi

Her yağmurda evleri başlarına yıkılan karıncalar vazgeçmezken, biz hangi deprem yüzünden vazgeçeceğiz. M. Bozdağ

Yağmurlu bir günde, tavuk satma. O. Goldsmith

Bir gün yağmura yakalanırsan benden kaçtığın gibi yağmurdan da kaç. Çünkü bulutların arkasında kaybolan aşkı için ağlayan benim.

Pırıl pırıl gökkuşağını görmek için, önce yağmuru yaşamak gerekir. Fransız Özdeyişi

Bir yağmur damlası seni seviyorum anlamı taşısaydı ve sen bana seni ne ne kadar sevdiğimi soracak olsaydın inan ki bir tanem her gün yağmur yağardı.

Yağmurun gelişi, buluttan bellidir. Yalnız Adam

Yağmur namuslunun da, namussuzun da üstüne yağar. Bu yağmur hangisini daha çok ıslatır? Yanıt: namusluyu. Çünkü namussuz namuslunun şemsiyesini çalmıştır. İlhan Selçuk

Yalnızca yağmur yağdığında seviyorum bu şehrin insanlarını; herkesin yüzü ıslak, başları eğik, herkes benim hep olduğum gibi.

Yağmuru sevdiğini söylüyorsun ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun, güneşi sevdiğini söylüyorsun ama güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun, rüzgarı sevdiğini söylüyorsun ama rüzgar çıkınca perdeni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum, çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun. William Shakespeare

yağmurluk,ıslanmak ne demek,yağmur,aşk şiirleri,altın sözler,yağmurla ilgili sözler,yağmur nedir,aşk sözleri,aşk ve mavi,yağmur şiiri,yağmur şiirleri,yağmur sözleri